TÜRK MİLLETİNİN KURUCUSU
Yıl 1930. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk mecliste, yine önemli bir
konuşma yapıyordu. Biz milletvekilleri olarak bu büyük devlet adamını dikkatle
dinliyorduk. “Sayın efendiler, geçen yılımız önemli olaylarla doludur. Yıllardan beri dış
ülkelerde beslenen karıştırıcı unsurların saldırı amaçları, bu yıl doğu illerimizde
vatandaşlarımızın huzurunu bozan olaylara neden oldu.” diyordu Atatürk.
Mustafa Kemal konuşmasına devam ederken içimden geçirmiştim. Bu ülkeye bir
daha böyle bir lider, böylesine ülkesine bağlı, vatanı için bir saniye bile düşünmeden
canını verecek olan, vatandaşlarını her şeyden üstün tutan, gerçek bir devlet adamı
gelebilir miydi? Bu ülkeye sadece bir tane Mustafa Kemal gelmişti.
Ona hayrandım. Ona herkes hayrandı. Benzeri görülmemiş bir kahramandı o.
Benim hayranlığım ilkokul yıllarından beri sürüyordu.
Onunla aşağı yukarı aynı yaştaydık. Ben Şemsi Efendi Mektebi’ne erken
başlamıştım. Ama annem sınıftakilere göre çok zeki ve akıllı olduğumu söylerdi. Öyleydim
de. Derslerim her zaman çok iyiydi. Notlarım hep yüksekti. Sınıf ortalamasının
üstündeydim ve sınıfın ikincisiydim. Birincisi kim miydi? Tabi ki şuan karşısında durduğum
ve hayranlıkla konuşmasını dinlediğim Mustafa Kemal’di. Evet, Mustafa Kemal’le aynı
sınıftaydım, arkadaştık, beni sınavlara çalıştırırdı. Hep benden üstün olmasına rağmen
asla onu kıskanmamıştım, onu hiçbir zaman rakip görmemiştim. Tam aksine, Mustafa
Kemal’e hayrandım. Onun çok büyük bir insan olacağını daha çok öncesinden sezmiştim.
Çok zekiydi. Sanki bakışlarında sizin beyninizi okuyor gibiydi.
Tabii, o zamanlarda ismi Mustafa Kemal değil, Mustafa’ydı. Kemal ismini ona,
Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeki matematik hocası Mustafa Efendi vermiş. Kendi ismi de
Mustafa olduğu için, öğrencisinin ayırt edilebilmesi için bu gururu ona layık görmüş.
Mustafa çok parlak bir öğrenciymiş, bu yüzden hocası onu hep gururlandırmış. Bunları
tabi ki ilerleyen yıllarda öğrenmiştim çünkü ben Mustafa Kemal’le sadece ilkokulda aynı
okulu okumuştum.
Şemsi Efendi okulunun hep göz bebeğiydi. Her bakımdan birinciydi ve sürekli
ödüllendiriliyordu. Onu kıskanmıyordum ve ödüllendirildiğini gördüğümde kendimi onun
yerine koyuyor ve mutlu oluyordum. Bir gün, arkadaşlarıyla uzuneşek oynuyorlardı. Kulak
misafiri olmuştum. Sıra Mustafa’ya geldiğinde eğilmedi ve “Ben kimsenin önünde veya
hiçbir şekilde eğilmem. Atlayabilen atlasın.” demişti ve dimdik durmuştu. Mustafa’ya
hayranlığım kat kat artmıştı. Gerçekten büyük adam olacağı belliydi, bariz bir şekilde.
Onun bir farkı vardı, yüzlerce çocuk arasından onu görüp, parmakla gösterirdiniz.
Bir gün dayanamadım, yanına gittim. “Mustafa, büyüyünce ne olacaksın?” dedim
ve Mustafa Kemal hiç düşünmeden cevap verdi. “Asker olacağım ve vatanım için canım
pahasına savaşacağım. Askeri Rüştiyesi’ne giden ağabeylerin üniformalarından giymek en
büyük hayalim. Ya sen ne olacaksın?” dedi. Mustafa uzaktan katı ve kararlı gözükse de
son derece iyi ve nazik bir insandı. “Benim en büyük hayalim, vatan için çalışmaktır fakat
günümüzde kadınlara verilmiş böyle bir hak bulunmamakta ne yazık ki.” dedim. “ Ne
biliyorsun? Belki bir gün, bir önder gelir bu vatanın başına, kadınlara da hak ettikleri
hakları verir. Hayallerin de gerçekleşir.” dedi. O gün ona güvenmiştim. Belki büyük adam
olursa kadınlara da bu hakkı verir diye düşünmüştüm. Haklıymışım.
İşte, Mustafa yıllar sonra, vatanı için bir konuşma daha yapıyordu mecliste. Ama
Mustafa Kemal Atatürk olarak. Gurur duyuyordum. Biz kadınlara da seçme ve seçilme
hakkını Atatürk vermişti. Hayallerim onun sayesinde gerçekleşmişti, milletvekili
olmuştum.
Mustafa Kemal’in, benim o küçük kız olduğumdan haberi yoktu. Zihnimdeki bu
düşüncelerin, Mustafa Kemal’in konuşmasını anlamamı zorlaştırdığını fark ettim.
Düşüncelerimden kurtulup konuşmasının son cümlelerini dinledim. “Büyük milli sorunlar
şimdiye dek ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözümlendi. Gelecekte de yalnız oradan kesin
önlemler sağlanabilecektir.” dedi. Salondakiler deli gibi alkışlıyor, ‘bravo’ sözleriyle
beğenilerini belirtiyorlardı. Alkışlara ben de katıldım. Ardından Mustafa Kemal devam etti.
“Türk Milletinin sevgi ve bağlılığı her zaman Büyük Millet Meclisi’ne yönelmiştir. Ve hep
oraya yönelecektir. Çok büyük bir alkış daha koptu ve dayanamayıp Atatürk’ten söz
istedim. Bana kibarca ‘buyurun’ işareti verdi. Başımı sallayıp kürsüye çıktım. Öncelikle
saygılarımı ve sevgilerimi ilettim. Daha sonra Atatürk’e olan hayranlığımı, Şemsi Efendi
İlkokulu’nda beraber okuduğumuzu ama şuan Atatürk’ün benim o kız olduğumu
bilmediğini anlattım. Onun sayesinde bugün burada bu konuşmayı yaptığımı ve bugünlere
geldiğimi tekrar belirttim. Atatürk’e sonsuz teşekkürlerimi iletip kürsüden indim.
Mustafa Kemal’e baktığımda çok duygulandığını ve gözlerinin dolduğunu fark
ettim. Bana selam verdi ve ben de karşılık verdim. İşte Türk milletinin kurucusu buydu.
Katı görünümlü ama yufka yürekli bu harika adamdı. Böyle bir öndere sahip olduğumuz
için tekrar gurur duyuyordum. Her birimiz gurur duyuyorduk…
Güneşli Okyanus Koleji
Melike GÖNEÇLİ
6/A Sınıfı
Download

TÜRK MİLLETİNİN KURUCUSU Yıl 1930