ÖZEL RÖPORTAJ / NİHAT İLHAN
51 YILDIR
DİNMEYEN ACI
HAFIZALARDAN SİLİNMEYEN FOTOĞRAF
Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan, oğulları 6 yaşındaki Murat,
4 yaşındaki Kutsi ve 6 aylık Hakan evlerinin banyosundaki
küvette kurşunlanarak şehit edildiler. Bu fotoğraf 51 yıldan beri
hafızalardan hiç silinmedi.
Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak,
Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan ile
Ankara’da yaşadığı evde görüştü.
140 EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014
24 Aralık 1963’te Lefkoşa’da yaşanan
ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen
Rum katliamının üzerinden 51 yıl
geçti. Eşi ve üç oğlu Lefkoşa’daki
evinin banyosunda Rum EOKA çeteleri
tarafından kurşunlanarak katledilen
Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan,
eşi ve çocuklarının acısını yüreğinden
hiç silemediğini söylüyor. Bugün 90
yaşında olan Nihat İlhan, “Her gün
rüyalarıma giriyor. O vahşet gününü
unutamıyorum” diyor.
1
963 Noeli. 24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece...
Hıristiyan inanışında Hz. İsa’nın doğum günü. O gece, Hıristiyan dünyasında kutlu doğumu kutlamak için
şenlik vardı. Kıbrıs’ta ise katliam olacaktı. Kıbrıs’ı
Yunanistan’a bağlamak amacıyla kurulan EOKA üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlattı. Akşam
Lefkoşa’nın batı kesimine düşen Kumsal semtini bastılar.
Kanlıdere tarafından gelen Rumlar otomatik mavzerlerle İrfanbey Sokağı’na girdiklerinde, 2 numaralı evde bulunan Mürüvvet Hanım, üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi… Mürüvvet
Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar
duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını
küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece
evde bulunan ev sahibi Hasan Gudum, eşi Feride Nineyi
tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride’nin
kız kardeşi Nuvber, beş aylık bebeği Işıl’la banyonun bir
köşesine sığındı.
NİHAT İLHAN
1963 KIBRIS ŞEHİTLİĞİ
Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, 24 Aralık 1963 tarihinde gerçekleştirilen
Rum saldırıları sonucunda şehit olan ailesini ve oğlu Murat’ın fotoğrafını gösteriyor.
Evdekiler saklanmaya çalışırken
kapı kırıldı, makineli tüfekler işlemeye başladı. Rumlar çocuk, yaşlı,
kadın demeden savunmasız bedenlere ateş etti. Banyodaki küvet, ölüm
çukuruna döndü. Ateş altındaki
Kumsal semtine yaklaşma imkanı
yoktu. Bölgeye ancak iki gün süren
çatışmaların ardından ulaşılabildi. 2
numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara ürperticiydi: Işıkları yanan bir banyo.
Küvetin içinde bir kadın, cansız yatıyor. Göğsü üzerinde iki küçük çocuk; yedi yaşındaki yavrusu Hakan ile
ikinci oğlu Kutsi. Yeşil pijamaları kan
içinde. Kadının dizinde başını uzatmış bir oğlu daha; o yıl ilkokula başlamış olan Murat. Kıbrıs Türk
Alayı’nda binbaşı olarak görev yapan
Dr. Nihat İlhan’ın ailesi işte böyle
katledildi. İlhan, yaşadığı acı günleri o Ekovitrin’e anlattı…
EN ACI GÜN
24 ARALIK 1963
24 Aralık 1963 tarihinde çok acı
bir gün yaşandı... Eşiniz Mürüvvet
Hanım ve 3 çocuğunuzla birlikte yaşadığınız evi gördük. Eviniz bugün
Barbarlık Müzesi olarak hizmet veriyor. 24 Aralık akşamını anlatır mısınız?
Görevim dolayısıyla 11 Mart
1963’te Kıbrıs’a helikopterle gittim.
Sonra ev aradım. Hasan Gudum (ev
sahibi) yağlı boya yapıyordu. O evi
tuttum. Eşim ve çocuklarım da on
gün sonra geldiler. Ev eşyası aldık ve
yerleştik. Ev bir salon, iki oda, bir
banyo ve bir mutfaktan ibaretti.
Bahçesi vardı. Çocukları gezdirmek
için Volkswagen araba almıştım.
Şimdi garajda duruyor, kullanmıyorum. Birkaç gün sonra Kıbrıs Türk
Alayı’na gittim. Oradaki askerlerle bir
araya geldik. Kurmay Albay Nejdet
Uğur’la tanıştım. Çok zat-ı muhterem biriydi…
EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014 141
ÖZEL RÖPORTAJ / NİHAT İLHAN
ŞEHİTLERİN
ELAZIĞ’DAKİ
KABİRLERİ
Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat
İlhan, Kıbrıs’ta 1963’te şehit
edilen eşi Mürüvvet İlhan, oğulları
Murat, Kutsi ve Hakan’ı memleketi Elazığ’da kendi elleriyle
kara toprağa verdi. Nihat İlhan,
Elazığ Şehitliği’ni sık sık ziyarete
gidiyor. Eşi ve çocuklarının
kabirleri başında onların aziz
ruhlarına dua ediyor.
1963 KATLİAMINI YAŞAYAN ŞAHİTLER
Ayşe Cankan ve 1963 yılında henüz iki yaşında bebek olan kızı Işıl (sağda) Nihat İlhan’ın evinde misafir
olarak bulunuyorlardı. Katliamda Ayşe Cankan ve kızı Işıl yaralı olarak kurtuldu. Bilal Koçak, Rum Katliamı’nın
canlı şahitleriyle Barbarlık Müzesi olan evde konuştu.
Görev aldığınız dönemde Türk
alayının komutanıydı…
Evet. Ondan sonra olaylar başladı. İrfanbey Sokak 2 numaralı evin
yanında Kanlıdere var. Oradan
EOKA’cılar geliyor dediler. Ben hiç
oralı olmadım. “Gelebilirler... Savaş
halindeyiz” dedim. Dediler ki alayı
alarmda teyakkuz haline getirin.
Beşparmak dağlarının önünde
Girne’den gelen Gönyeli’ye giden yol
var. Bir de Kaymaklı’da un fabrikası var. Un fabrikasının önünden arkadaşımla birlikte hemen gittik alaya. Alayda kurmay yarbay nöbetçi
amiriydi. Dedim ki, “Yarbayım ben
alarma göre yerleşme yerime
Gönyeli’ye gideceğim. Bana bir şoför,
bir de büyük araba verir misiniz? 50
yataklı hastanemi yükleyip gideceğim.” Şoför arkadaşı aldım, 50 yataklı
hastaneyi yükledim ve Gönyeli’ye
gitmek için Kaymaklı’ya uğramadan
tarlalardan gittik. Gönyeli’de bir
okulu boşalttık. Karyolalarımızı kurduk, genç kızlar Kaymaklı’dan sırtlarında ninelerini getirmişlerdi, yaralanmışlar. Onları hemen yatırdık.
142 EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014
“EOKA’CILAR
AİLEMİ KATLETTİ”
Evinizden çıktıktan sonra neler yaşandı?
18 Aralık’ta alaya gitmek için
evden ayrıldım. Çalışmamı yaptım ve
Reo askeri aracıyla Gönyeli’ye hastanemle intikal ettim. Ben Gönyeli’de
hastalarla uğraşırken ayın 24’ünde
Kanlıdere’yi geçen EOKA’cılar; onların başında zannediyorum ki o zamanki içişleri bakanı vardı.
Ondan sonra geliyorlar bir
Ermeni çocuk demiş ki, “doktor
gitti.” Evde kimse yok. Çocuklar var.
Onlar da eve gelmişler, Allah rahmet etsin ev sahibim Hasan Gudum
o anda hemen dışarı fırlamış, evde
hanım salonda peynir, ekmek, çay
yapmış, Ayşe hanımla Nüber hanım,
ev sahibinin akrabaları gelmişler
çay içiyorlarmış. Ben hanıma demiştim ki, “Olay olduğunda pencere önünde durmayın. Çocukları al,
git banyoda küvete gir saklan.”
Çünkü banyonun penceresi yüksekteydi. Dediğimi de yapmış hemen
çocukları kucaklamış, banyoya git-
miş. Banyoda küvetin içine koymuş, aldığı bir çarşafla üstlerini örtmüş. Sonra da kendisi küvete girmiş.
Çocuklara ses çıkartmayın demiş.
Ama ne mümkün. Çocuklar korkmuşlar ve ağlamaya başlamışlar. Bu
defa kapı kilidi düşünce içeri girmişler. Ev sahibim banyoya giden
sağdaki tuvalete girmiş, Ayşe hanımla diğer iki bayan da tuvalete gitmiş. Banyoda lavabonun altına saklanmışlar. Işıl da o zaman küçük bir
bebek.. Kucağına almış, içeride ilk
girişte ev sahibinin hanımına ateş etmişler. Kapılar kontrplak… Hemen
banyoda başından giren mermiyle
rahmeti rahmanına kavuşmuş.
Ondan sonra bir tekme vurup banyoya girmişler. Banyoda Ayşe hanımla ablası var... Işıl da kucağında
oraya sıkmışlar. Işıl’ın sağ bacağı dizinden aşağısı kopmuş. Ondan sonra bizim küvete mermiyi basmışlar…
Hanımın sırtından geçen mermiler
çocuklara isabet etmiş. O kadar feci... EOKA’cılar ailemi katletti. Bu
olayları yapanların içinde Yorgaciş
var, Makarios’un emri var.
Olayı öğrendikten sonra eve
gittiniz mi?
Hayır, hiç gitmedim. Olayı Hasan
Gudum anlattı bana. Sonra o da
rahmetli oldu.
Neden gitmek istemediniz?
Hayatlarını kaybettiklerini anladım. Bir ana önce elçiliğe gidip uçak
istedim. Elçi irtibatımız yok dedi.
Sonra İngiliz ekibinden bir arkadaşımla görüşmek istedim.
Onları olaydan sonra nereye
kaldırılmışlar?
Kaldırılmamışlar. Bir iki gün evdeydiler. Evin içine de girmedim.
Uçak istedim. ”Hemen gönderiyoruz” dediler. Daha sonra gelen yetkililer, “Yatak çarşaflarına koy.
İngiltere’ye götüreceğiz” dediler.
Ben, “İngiltere’ye götüremem.
Çünkü onlar Türk. Ben İngiltere’de
İngiliz mezarlığına onları götürmem”
dedim.
Eşiniz ve çocuklarınızı ne zaman gördünüz?
Hava kuvvetleri komutanına telefon açtım. “Uçak emrinize verilecek ve Türkiye’ye götüreceksiniz.
Ama benim Türkiye’ye uçak kaldırmaya yetkim yok” dedi. Babayiğit bir
tuğgeneraldi. Ben de o zaman albaydım. Ondan ümidi kesmedim.
Sonra bir de baktık ki Cevdet Sunay
bizi arıyor. “Başın sağ olsun” dedi.
Beni ismen tanırdı. Çok severdi.
“Şimdi sana uçak gönderiyorum.
Derhal uçağa koy Ankara’ya gel” dedi. Sevindim. Hemen yüzbaşı hakimle yüzbaşı diş hekimine dedim ki,
“Gidin cesetleri bir tahtanın üstüne
koyun, uçak şimdi geliyor” dedim.
Hiç eve uğramadım. Sizler gibi yıllar
sonra gidip evi ziyaret ettim.
“SUNAY, UÇAK GÖNDERDİ”
Katliam olduktan sonra cesetler evde mi kaldı? Cenazeler için
Türkiye’den uçak geldi mi?
Bir iki gün evde kaldılar.
Kıbrıs’tan bir doktor gelmedi. Ben
tek başıma o işleri hallettim. Sonra
uçak geldi, diş hekimiyle hakim, eşimin ve çocuklarımın cesetlerini
Reo’ya koydular. Reo’yu İngilizler
vermişti. Reo’nun ortasında makinalı
tüfek vardı. Şoför dedi ki, “Emrinize
geldim.” Sonra gittiler aldılar cesetleri.
Çarşaflara
sarmışlardı.
Getirdiler. Havaalanından Türkiye’ye
gideceğiz. O sırada Denktaş geldi.
Dedi ki , “Çok heyecanlıydın, rengin
sapsarıydı.” Beni çok severdi. Aynı
yaştaydık. Tam bir devlet adamıydı.
“Sana sarılacaktım, ama üzüntün
çok büyük diye sarılmadım” dedi.
Ağlamaya başladı, ayrıldım yanından.
Reo’yu hareket ettirdik. Kimse yok,
şoför ve ben varım, bir de 4 ceset var.
Yunan polisleri durduruyor. “İndirin
onları” diyorlar. Çok kızıyordum.
Dedim ki, “Makineli tüfeği alabilir
miyim.” Ne yapacaksın diye sorduğunda, “Hepsini tarayacağım. Hiç
canlı kalmayacak” dedim yol boyunca. Sonra havaalanına geldik.
Sonra cenazeleri uçağa yükledik.
EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014 143
ÖZEL RÖPORTAJ / NİHAT İLHAN
O sırada Cevdet Sunay aradı.
Dedi ki, “Esenboğa havaalanına
adam gönderdim. Kıyamet kopuyor. 6-7 Eylül’de İstanbul’da olanları biliyor musun? Kıyamet kopuyor.
Aman gelme buraya” dedi. Ne yapacağım dedim. Sen Elâzığ’a git”
dedi. “Daha iyi olur. Ama ben pilotlara emir verebilir miyim” dedim. Her
türlü emri vereceksin dedi. Allah
razı olsun pilotlardan, hemen sevindiler. Elâzığ’a gittik. Elâzığ’da Adnan
Ersöz vardı. Kolordu komutanı. Onu
da şehit ettiler İstanbul’da. Elâzığ’da
bütün üst kademe oradaydı.
Havaalanı doluydu. Adnan Ersöz
dedi ki, “Ben onunla Amerika’da tanışmıştım, beni çok severdi. Ben o
Adnan Ersöz paşaya her gün ağlarım.
Uzun yıllar Hollanda’da kaldı. Adnan
Ersöz o zaman tümen komutanıydı.
Elâzığ Askeri Hastanesi’ne gasilhaneye gittik. Sabah cami hocası geldi.
Kardeşlerim de gelmişti. Babam da
oradaydı. Cesetleri açtılar ve ben
ilk kez o zaman eşim ve çocuklarımın
cesetlerini gördüm.
“AİLEMİ O HALDE
GÖRSEYDİM BELKİ
İNTİHAR EDERDİM”
Aradan 4-5 gün geçmişti. İlk gün
eşimin ve çocuklarımın kurşunlarla
delik deşik olmuş cansız bedenlerini
görseydim belki Rumlara saldırırdım,
bilemiyorum belki de intihar ederdim… Dayanılacak gibi değildi.
Yıkadık… Çocuklarımın yaralarını
elimle yıkadım. Ellerimle tabutlara
koydum. Her gün içim kan ağlıyor.
Yeni tabutlar, kefenler geldi. İçine
koyduk. Öğleden sonra merasimle,
bütün Elâzığ halkı oradaydı. Ondan
sonra defnettik. Ankara’da çok meşhur bir mermerci vardı. Onu aradım
dedim ki, “Şöyle bir anıt mezar yapacaksın, yükleyip geleceksin.” Geldi
birkaç gün çalıştı, duvar ördü.
Elâzığ’ın merkez şehitliğinde anıtı
yaptı. Orada çok büyük zatlar vardı.
Büyük bir taş var; Mürüvvet İlhan,
Murat İlhan, Kutsi İlhan ve Hakan
İlhan yazıyor. Dolayısıyla tayinimi
Elazığ’a istedim. 14 yıl orada çalıştım.
144 EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014
“İlk gün eşimin ve çocuklarımın kurşunlarla
delik deşik olmuş cansız bedenlerini
görseydim belki Rumlara saldırırdım,
bilemiyorum belki de intihar ederdim…
Dayanılacak gibi değildi.”
Şehitliği güllük gülistanlık yaptım.
Şehitliğe gidip suluyoruz, ziyaret ediyoruz. Son dönemde kardeşlerimle
beraber gittik. Orada bir asker çıktı
Maraşlı. Hemen elimizi öptü. “Dua
okuyayım size” dedi ve okudu.
Kıbrıs’a üç, dört kez gittik. Davet
ettiler. Birinde rahmetli Denktaş
davet etti. Ordu evinde bizi misafir
ettiler. Bir araba bizi Kıbrıs’ı gezdirdi.
Ben orada çalışırken görmemiştim.
Araba bizi her yeri gezdirdi. Her gidişimde çoluk çocuk hepimiz evi ziyaret ettik. Elâzığ’dan profesör yeğenlerim var, onlar da kendileri gitmişler, ziyaret etmişler.
E v i n i z i g ö r d ü k . Ba r ba r l ı k
Müzesi’ne dönüşmüş. Orada yapılan
şeyleri insan yapamaz…
Bu bir Yunan gazeteci çocukları
benim öldürdüğümü,
sonra
Türkiye’ye kaçtığımı, Türkiye’de de
izimi kaybettirdiğimi yazmış. Yanında
da Türk bir gazeteci. Kıbrıs’tan da tanırdım. Çağırdık Kıbrıs’a geldi sonra. Ben dedim ki , “Niye yaptınız bunu. Sen neden aleyhlerinde konuştun” “Bilemem” dedi. Ben verdim elimi, “Gel barışalım, ama bundan sonra böyle şeyler yapma” dedim. Yunan
gazeteci, “Türk gazeteci bana dedi ki
o çıldırdı ve eşiyle çocuklarını öldürüp Türkiye’ye kaçtı. Türkler de bulamıyor” dedi.
Bu olay Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne götürüldü mü?
Hayır götürülmedi. Rahmetli
Rauf Denktaş, genelkurmay başka-
ANKARA’DA YAŞIYOR
Bugün 90 yaşında olan Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan 1970 yılında Dr. Tülay İlhan ile ikinci evliliğini yaptı.
Bu evlilikten bir erkek ve bir kız çocuğu var. Nihat İlhan’ı Ankara’daki evinde ziyaret ettik. Nihat İlhan ile
1963 yılı anılarını konuştuğumuz sohbete eşi Dr. Tülay İlhan ve kızı Ayşe Şebnem İlhan’da katıldı.
nına, “Ben Avrupa’ya gidiyorum.
Nihat İlhan’ın çocuklarının ahı yerde kalmasın diye dava açacağım”
dedi. “Dokümantal bilgi istiyorum”
dedi. Bizimkiler vermedi. Ben de
“Allah’a teslim ettim“ dedim.
Bu insanlar savaş suçu işlemiş.
Neden mahkemede yargılanmadılar?
Avrupa gevşek davrandı. Türkiye
de oralı olmadı. Denktaş evrak istedi ama vermediler. Cevap bile vermediler. Mektubu bana havale ettiler. Ben de yırttım attım. Dışarıda dava açmaya benim yetkim yok. Bir şey
çıkmadı. Çünkü AB tarafsız değil.
Boşuna uğraşıyorlar. AB bildiğini
okuyor. İşin doğrusu bu.
“RUMLAR SAMİMİ DEĞİL”
Kıbrıs’ta çözüm için süreç devam
ediyor. Sizce Rumlara güvenilir mi,
samimiler mi?
Rumları güvenilir bulmuyorum.
Kıbrıs barış sürecinde Rumları samimi bulmuyorum.
Kıbrıs çatısı altında iki ayrı devlet olarak mı k almalılar? Kıbrıs’ı
tekrar birleştirmek mi istiyorlar sizce?
Birleştirseler bile bir yıl sürmez ellerinden alırlar. Onun için hudutları belirlenmiş ayrı iki devlet daha iyi.
1908’de miydi tam olarak hatırlamıyorum? Ruslar Akdeniz’e inecek,
Rumlar inmesinler diye bizlerden
destek istemişler. Biz de vermişiz, fakat gel gör ki onlar bunu menfaatlerine yontmuşlar. Hiç Rum’a itimat
edilmez, imkanı yok. Kimsenin yüzünün gülmesini istemiyorlar. Kıbrıs
buna rağmen kalkınıyor. Çok güzel
oteller yapmışlar. Denktaş’tan sonra
gelenler dünya politikasını bilmedikleri için başarılı olamadılar.
Denktaş hem çok iyi lisan biliyordu
hem de bütün olaylara hakimdi.
Elâzığ’a geldi, Şehit İlhanlar
Caddesi’nin açılışında konuşma yaptı. Sonra bir daha geldi. Keban
Barajı’na gittik, balık yedik.
“GÖREV MUKADDESTİ
BIRAKAMADIM”
Şu anda kaç yaşındasınız?
90 yaşındayım. Olanları unutamıyorum. Kıbrıs’ta savaş halindeydik. Çocuklarımı annelerine teslim
edip görev için alaya gittim.
Sonrasında ailemin katledildiği haberini aldım. O an yanlarında olamamak beni yıktı. Görev benim için
mukaddesti, görevimi bırakamadım. Kıbrıs’ta yaşananlar asla unutulmamalı.
Kıbrıs’tan dönünce 14 yıl Elazığ
Askeri Hastanesi’nde çalıştım.
Senede 800 ameliyat yapıyordum.
Yıllar geçse de acılı bir babasınız. Son olarak neler söylemek istersiniz?
Ankara’ya kadar gelip beni ziyaret ettiğiniz ve acılarımı paylaştığınız
için sizlere teşekkür ediyorum.
Hepinize sağlık, başarı ve aile fertlerinizle birlikte uzun bir ömür diliyorum.
EKOV‹TR‹N TEMMUZ 2014 145
Download

DİNMEYEN ACI