BİRİNCİ BAKI TÜRKOLOJİ KONGRESİ’NİN GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN
TARAFLARI 1
Ali ŞAMİL Hüseyinoğlu,
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor
Enstitüsü başkanının Uluslararsı İlişkiler üzre danışmanı,
[email protected]
Özet
Rusya işgal ettiği ülkelerin nüfusunu assimile etmek için önce onları
Hristiyanlaştırmağı, sonra ise Ruslaştırmağı planlar. Sovyetler çar Rusyası’nın
politikasının yanlış olduğunu, ondan tamamen imtina ettiklerini, insanların sosyal
adâlet içerisinde rifahta yaşayacaklarını, esaret altında olan halkların kurtulacağını
vâadetmekle hükumeti ele geçirirler. Maalisef onlar verdikleri sözü tutmazlar.
Rusya’nın emperyalist politikasına yeni kılıf uydururlar ve zor gücüne, zalimlikle
geçmiş imparatorluğun sınırlarını geri getirirler.
Çar Rusyası’nda esaret altına alınan halklar Hristiyanlaştırıldıktan sonra
Ruslaşdırılması planlansa da Sovyetler ateist görüşlere dayandıklarından ve
yönetim metotunu deyiştirdiklerinden halkları milli-mânevi deyerlerden, kökünden
koparmakla Ruslaştırmayı gerçekleştirmeye çalışır. Bunun için de esaret altındaki
halklar küçük gruplara bölünür, onların dini, dili, medeniyeti, tarihi geçmişleri
unutturulmağa çalışılır. Bir deyişle yenilik adı altında geçmiş inkar edilir.
1926 yılında Bakı’da düzenlenen I Türkoloji Kongre hakkında ister zamanında,
isterse de sonrakı yıllarda pek çok makale, kitap yazılmış, hakkında toplantılarda,
radyo ve televiziyonlada çok konuşulmuştur. Ekser yazılanlarda ve sunumlarında
Kongrenin
düzenlenemesinin
görünen
taraflarından
söz
edilmiş,
Sovyet
hükumetinin halkların kültürel gelişimine gösterdiği dikkat geniş araştırılmağa
çalışılmış.
1
Bu makale, 11-13 Mayıs 2014 tarihinde Eskişehir’de düzenlenen ‘Türk Dünyası Sivil Toplum Zirvesi’ nde bildiri olarak
sunulmuştur
Ne yazık ki, I. Türkoloji Kongrenin düzenlenemesinde Sovyet hükumetinin
gerçek amacından sözedilmemiş. Bunun da sebebi o dönem belgelerin çoğunun
arşivlerde gizli tutulmasıdır. 1930’lu yıllarda Kongreye katılanların büyük bir
kısmının tutuklanması ve kurşuna dizilmesi bazı araştırıcılarda şöyle bir izlenim
uyandırmış ki, Sovyet Özel Hizmet Teşkilatları milletci, vatansever insanları
belirlemek için I. Türkoloji Kongrenin düzenlenmesine izin vermiş. Ancak uzun
yıllar boyunca bu sadece ihtimal olarak kalır. Bunu ispatlayacak belge olmaz.
SSCB dağıldıktan sonra gizli arşivlerin bir kısmı açılır. Oradan elde edilmiş
belgeler ihtimallerin doğru olduğunu onaylar. Azerbaycan Milli Tehlükesizlik
Nazirliyinin
(bakanlığının)
arşivindeki
belgeler
kongrede
Devlet
Siyasi
Yönetiminin yeterince ajanı olmasına rağmen, toplantıdan daha bir ay bile
geçmeden Organizasyonun sekretarı, Fransadakı Yüksek Siyasi Akademide eğitim
alarak vatana dönmüş Ali Yusifzade haps edilerek üç aya yakın sorgulandığnı
gösterir. Müfettişleri daha çok toplantıdan dışarıda yapılan sohbetler ve o
sohpetleri yapanlar ilgilendirmiş.
Kongreye katılanlardan 131 kişiden fazlası daha sonralar gözaltına alınmış ve
kurşuna dizilmiş.
Anahtar kelimeler: Ruslaştırma politikası, müslümanları assimile, Bakı,
Birinci Türkoloji Kongresi
Giriş
Rusya işgal ettiği ülkeleri daima esareti altında tutabilmek için orada yaşayan
halkları çeşitli yollarla öz kökünden ayırmak, dilini, medeniyetini, dinini
değiştirmek, assimile etmek ister. Devletin stratejisini belirleyen hakim tabaka için
Rusya’nın işgalini kabullenerek, ona vergi ödeyen sade insanlar da tehlike olarak
görünür. Bunun için de emperyalizm zulmüne dayananları kültürel-eğitim yoluyla
asimile etmeye çalışır.
Bir
taraftan
işgal
olunmuş
ülkelerde
kiliseler
yapılarak
nüfus
Hristiyanlaştırılmağa çalışılır, diğer taraftan da hükumetin özel olarak hazırladığı
eğitimçi-pedagoglar durmadan asimile politikasını gerçekleştirir.
N.İ.İlminski, A.E.Alekterov ve N.P.Ostromov gibi misyonerler gizli raporlar,
tâlimatlar hazırlayarak hükûmet dairelerine yollamakla yetinmez. Onlar fikirlerini
açık şekilde basında da yazar. A.E.Alektorov “Rusya’nın Doğusundakı
Hristiyanlaştırma vazifelerimiz hakkında bizim gazeteler” makalesinde halkları
Ruslaştırmak için ilk sırada onların kızlarını, yâni geleceğin annalarını
Hristiyanlaştırmanın önemli olduğunun altını çizer. Onun fikrince, çocuklar aile
içinde millî ve mânevi deyerlerde terbiye olunur. Analar Hristiyan olursa,
Ruslaştırma daha hızlı ve esaslı gerçekleştirilir (Özdemir Emin, 2007:45).
Profesör L.N.Smirnov “Yerel halkları Ruslaştırma ve Ruslaştırma politikasının
amaçları” makalesinde Ruslaştırma politikasının temelinde bölgenin aboregenyerel halklarını Hristiyanlaştırmak durduğunu yazar (Özdemir Emin, 2007:18).
Rusya Eğitim Bakanlığının 27 mart 1870 yılında çıkardığı kanunla eğitim
seviyesini artırmak adı altında ünlü misyoner Nikolay İvanoviç İlminski’nin (18221891) 2 de üye olduğu bir komisyon kurulur. Nikolay İlminski Rusya Eğitim
Bakanı D.A.Tolstoy’un “Vatanımızın sınırları içerisinde yaşayan halkların (O,
işgal altına alınan halkları kast eder – A.Ş.) eğitimi onların Ruslaştırılmasına ve
kayıtsız şartsız Rus halkı ile kaynayıp karışmasına hizmet etmeli” – emrine
cevaben yazar:“İslam dini var oldukça Rus harflerinin Arap harflerine karşı savaşı
çok zor olacaktır.”
2
Penzada doğan, Ortodoks misyioneri olarak hazırlanan Nikolay İlminski Kazan Ruhani Akademisini
bitirdikten sonra 1851-1854 yıllarında Osmanlı devletinin İstanbul, Demeşk, Mısır ve b. şehirlerine
seyahat etmiş, araştırmalar yapmıştır. Türk dillerini ve Arapça, Farsçayı da derinden benimseyen
misyoner âlim 1863 yılında Kazan Ünversitesinin Türk-Tatar dilleri bölümünün profesörü seçilir, uzun
süre Kazan’daki öğretmenler seminarisini yönetir. 1861 yılında “Türk-Tatar dilçiliyi kursuna giriş”
kitabını yazar. Rusya’nın esaret altına aldığı Türk-Müslüman halklarını Ruslaştırmak, Hristiyanlaştırmak
politikasının teorik prensiplerini hazırlayanlardan biridir.
Nikolay İlminski’nin programına göre, Rusya’nın işgal ettiği Türk-Müslüman
halklarının bin seneden çok kullandıkları Arap alfabesi Kiril alfabesi ile
değiştirilmeli, her bir Türk ağzı için farklı alfabe hazırlanmalı, bununla da yerel
halklar geçmişlerinden ve medeniyetlerinden uzaklaştırılmalı ve bir birileri ile
ilişkileri kesilmelidir. Nikolay İlminski’nin bu programı Çar Rusyası zamanında
gerçekleşmedi, fakat Sovyetler onu siyasi bir yönle, hem deesaret altında olan
halkların eğitimçi ve aydınları tarafından gerçekleştirdiler.
Milliyetce Çuvaş Türklerinden olan Aleksandr Alektorov 1892 yılında
Heşterhan’da Rusça yayımlanan “Astarhanskiy listok” gazetesinin 27. sayında
yayımlattığı “Yerel halkları Ruslaştırmada nelere dikkat edilmeli?” makalesinde
yazar: “Okul esaret altında olan halkların Ruslaştırılmasında esas araçtır”.
Bu gibi faktörlerin sayısı oldukça çok. Rusya stratejistleri yalnızca Ruslardan,
Hristiyanlardan misyoner kadrolar hazırlamaz. İşgal altına aldıkları halklardan da
çeşitli kadrolar hazırlar. Bu kadrolar arasında azerbaycanlı Mirze Kazım bey gibi
nüfuzlu profesörü, Mirze Feteli Ahundov gibi yazar – dramatisti, altaylı Nikolay
Fyoduroviç Katonov gibi profesör ve sosyal militanı ve b. göstere biliriz. Aslında
halklarını aydınlandırmak, gerilikten kurtarmak isteyen bu aydınların bir çoğunu
Rusya stratejistleri başarıyla kullanır. Onların teşviki sayesinde Arap alfabesinin
Latin ve Kiril alfabesi ile deyiştirilmesi fikrini ilk kez 19. yüzyılın 70’li yıllarında
M.F.Ahundov (1812-1878) teklif eder. O bu fikrini yalnızca Rusya’daki esaret
altında olan halklar arasında gerçekleştirmekle yetinmez. Hatta hazırladığı projeyi
gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğu ve Gacarlar İmparatorluğu yetkilileri
ile de görüşür, onları çeşitli yollarla etkilemeye çalışır. Arap alfabesini
değişmesinin praktik olarak gerçekleşmesinde önemli rol M.F.Ahundov ve
devamçılarından olan Mirze Riza Han, öylece de Rusya’da ve Avrupa’da eğitim
almış, Rusya gazetelerinin Doğu ülkeleri üzre muhabiri olmuş, Rusya’nın 2. Devlet
Duması’na seçilmiş Mehemmedağa Şahtahtlı (1846-1931) oynadı.
Mehemmedağa Şahtahtlı Arap alfabesinin değiştirilmesine çok çaba göstermiş
ve bu yönde projeler de hazırlamış. Çar Rusyası bu yönde isteklerini
gerçekleştirememiş. Lakin çarlara ve çarizme ganim kesilen, Rusya’yı halklar
hapishanesi adlandıran, hükûmeti silahlı isyan yolu ile ele aldıktan sonra
demokratik, humanist gözükmek, dünya kamuoyunu aldatmak için hükumeti ele
aldıkları ilk günler “Rusya halklarının hukuk beraberliği” ve 1918 yılı Ocak’ta
düzenlenen 3. Genel Rusya Sovyetler Kongresinde “Zahmetsever ve sömürülen
halkların hukuk deklarasyonu”nu imzalayan V.İ.Lenin ve silahdaşları az sonra çar
hükûmetinin isteğini gerçekleştirir. Yani Arap alfabesinin iptal edilmesine ulaşır.
1.
Birinci Türkoloji Kongreye giden yol
Babalarının başarısı ve onların kurduğu kudretli devletlere övünen hükmdarlar,
yönetimde reformlar yapmadıklarından, bilimsel ve teknik ilerlemenin başarılarını
ihmal ettiklerinden ekonomik ve askeri güçlerini kaybederek halklarının da
durumunu köşeye sıkıştırırlar. Giderek askeri gücünü artıran Rusya hızla komşu
ülkeleri işgal etmekle sınırlarını genişletir. Esaret altına aldığı halklar idareitmede
ise zor durumda kalıyor. Tarım ülkesi olduğundan, genellikle askeri güce
dayandığından, reformlar gerçekleşmediğinden Rusiyada nüfusun yaşam tarzı
giderek zorlaşır. Rus aydınları da reformlar taleb ediyor, halkın durumunun
iyileşmesini istıyor. Bu da ülkeyi kaosa sürükler.
Rusya işgali altında olan Türk-Müslüman halkları ise iki kat zulüm altında idi.
Onlar hem çar hükûmetinin, hem de yerel memur ve ayrıcalıklı insanların baskısı
altında ezilirler. Milletin önde gidenleri durumdan kurtulmak için çâreler ararlar.
Avrupa’da eğitim alarak geri dönenler, aynı zamanda çeşitli maksatlarla Avrupa’ya
gidenler arasında bir Avrupa hayranlığı baş kaldırıyor. Öyle kı,kendi halklarının da
Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinin halkları gibi yaşamasını isterler. Bunun için de
çareler ararlar. Bâzılarına alfabe, bâzılarına din, bâzılarına millî deyerler engel
sayılır ve en kısa zamanda ondan kurtulmanın yolları aranır. O zamanda ise
oldukça muhafazakar, geleneğine sâdık kalan, dinini değişmeyen, alfabesi ise arap
alfabesinden çok daha zor Japonya hızla gelişiyordu. Rusya esaretinde olan TürkMüslüman halklarının lîderlerinin çok azı Japonya’yı örnek gösterir. Ekseri tâbiri
caizse yönlerini Avrupa’ya doğrultmuşlardı.
1917 yılında gelişen olaylar ülkede devrim havası yaratır. Devlet
yapılanmasında deyil, yönetimde, eğitimde, yaşamda da devrim yapmak isteyenler
çoğalıyor. Bu devrimlerin halka ne vereceğini, onları nereye götüreceğini
düşünmeden deyişiklik isterler. Hatta futuristler her şeyi yeniden yapmağa,
geçmişten kalma her şeyi dağıtmaya çalışır.
Oluşmuş durumu kullanmağa çalışan bir gurup Türk-Müslüman lideri de bin
yıllar boyunca dedelerinin kullandığı, halkının aydınları arasında birleştirici güç
olan Arap alfabesini ıslah etmeye ve ya tamamen değiştirmeğe çalışır. Bu Rusya
stratejistlerinin de işine yaradığından onları destekler.
1922 yılında Azerbaycan SSC Merkezi İcraiyye Komitesi yanında Yeni
Alfabe Komitesi (AYTEK) yaratılır. Bu komite Arap alfabesinin ıslahı ile bağlı
yeni projelere göz atmanın yanı sıra, Arap alfabesini tamamen reddederek Latin
grafikli yeni Türk alfabesi yaratmak meselesini de tartışmaya açtı (İsahanlı
İsahan, 2006:43). Az sonra ise bu teşkilatUmumittifak Merkezi Yeni Türk Alfabe
Komitesi’ne (UMYTEK) dönüşür. Liderliğine de Azerbaycan SSC MİK başkanı,
aynı zamanda ZSFSC MİK başkanlarından biri olmuş Semedağa Ağamalıoğlu
atanır. Semedağa Ağamalıoğlu hatta Arap alfabesinin değişmesi meselesini
tartışmak için V.İ.Lenin’le de görüşür.
Geçmiş SSCB’de yaşayan Türk halklarının aydınlarının konuya ilişkin
fikirlerini öğrenmek Semedağa Ağamalıoğlu başta olmakla, Rusya Müslümanları
arasında bilinen, “Molla Nesreddin” dergisinin editörü Celil Memmedguluzade,
Veli Huluflu, Halit Sait Hocayev ve b. teknik heyêti 1924 yılı Eylül’ün 9’da aynı
trenle Türkler yaşayan bölgelere gider (Xalid S., 1929:17). Bu yolculuk bir ay
kadar sürer.
Yapılan uzun süreli organize iş ve görüşmeler sonucunda Birinci Türkoloji
Kongrenin Orta Asya’da, öncelikle Özbekistan’da düzenlenmesi pilanlanır.
“Oluşan durum Kongrenin âcil düzenlenmesini talep eder ve bu sebepten de
Azerbaycan teşebbüsü ele alır” (1926-cı il I Bakı Türkoloji kongreı, 2006:350 ).
1926 yılı Şubat’ın 26’da Bakı’da Birinci Türkoloji Kongrenin açılışı olur.
2.
Birinci Türkoloji Kongrenin milli terkibi
Bakı’da düzenlenen Birinci Türkoloji Kongrenin üyeleri arasında Türk
olmayanlar da az deyildi. Toplantı Türk Kongresi adlandırılsa da aslında burada
Rusya’da yaşayan halkların neredeyse hepisinden üye vardı. Onların her biri de
bağımsız ve serbest şekilde kendi halklarının problemlerinden söz ede bilmişler.
Kongreye katılanların millî terkibi şöyle gösterilir:
Azerbaycan Türkleri 19, Rus 18 , Kazan Tatarı 15, Özbek 9, Kırım Tatarı 8,
Başkurt 7, Kazak 5, Türkmen 5, Osmanlı Türkü 3, Karaçay 3, Yakut(Saka) 3,
Alman 3, Kırgız 2, Dağıstan Türkü 2, Çuvaş 2, Adıgey 2, Yahudi 2, Balkar,
Kumuk, Nogay, Mişşeryak, Hakas, Oyrot (Altaylı), Uygur, Eston, Macar, Abhaz,
Avar, Kalmık, Osetin, İnguş, Çeçen, Ermeni, Kürt, Ukrain, Teptyar, Votyak,
Dağıstanlı (Feyzi Edhem Mustafa oğlu), İran Türkü (1926 senesi1. Bakı Türkoloji
kongresi, 2006:441-446 ).
Listeden göründüğü gibi kongrenin organizasyonunda azerbaycanlılar aktif
olduğu ve kongre Bakı’da düzenlendiği için daha çok üyesi vardı. Ancak ikinci
sırada sadece bir kişi farkıyla Ruslar, üçüncü sırada ise dört kişi farkıyla Kazan
Tatarları vardı (1926-cı il I Bakı Türkoloji kongreı, 2006:441-446 ).
Birinci Türkoloji Kongre’ye katılanların millî terkîbi farklı olduğu gibi
geldikleri yerler ve konuştukları dil, lehçeler de farklıydı. Milliyetçe Azerbaycan
Türkü olan Cahangir Nağıyev Rostov’dan, Rzagulu Necefov Tbilisi’den, Abdulla
Tağızade
Leningrad
Şargşinaslık
Enstitüsün’den,
Ali
bey
Hüseyinzade
İstanbul’dan, mişeryak (Mişer Tatarı – A.Ş.) Mahaçkala’dan, Kazan Tatarından
Meçid Usmanov Semerkant’ten, Şamil Usmanov ve İbrahim Yamankulov
Moskova’dan,
Gani
Utamişev
Rostov’dan,
Avar
Abdullatif
Şamhalov
Moskova’dan gönderilmişti (1926 senesi 1. Bakı Türkoloji kongresi, 2006:441446).
Katlılımcılardan 113 kişi resmî, 18 kişi ise özel davet edilenlerdi. Sonradan
KGB memurları özel davet edilenler daha fazla ilgilenmiş, onları kimin davet
ettiği, hatta toplantı salonunda dinleyici olarak katılanlara içeri geçmek için
kimlerin belge verdiği ile meraklanmılar-ilgilenmişler.
Kongre üyeleri arasında yeterince yüksek rütbeli devlet memurları olmasına
rağmen KGB ajanlarını da oraya çeşitli adlarla yollamış.
Birinci Türkoloji Kongre’nin resmî stenogrammasından başka İstanbul’dan
gelmiş, milliyetçe Azerbaycan Türkü olan, profesör Ali bey Hüseynzade’nin de
ilginç notları var. O, yazar: “16 Şubat 1926’da İstanbul’dan hareket ettik. Fuat
Köprülü, Etnografya müzesi müdürü Mesaroş, Leningrad profesörlerinden
Barthold, Strasbourg’da profesör Menzel beraberdik. 26 Şubat 1926 Cuma günü
Samed Ağamaliyef kurultayın açılışını yapar. Birkaç nutuk daha konuşulur.
Meclisten
sonra
Ali
Haydar
Karayef’le
görüştüm”.
(http://gunaz.tv/?id=4&vmode=1&sID=2566&lang=1)
3.
Kongre’nin gidîşatı ve propogandası
Önceden yapılmış propogandaya, organize işlerine rağmen kongre oldukça
gergin geçer. Yeni alfabeye geçişle alâkalı Umumittifak Merkezi Yeni Türk Alfabe
Komitesinin (ÜMYTEK) hazırladığı projedeki yanlışlar sert eleştirilmenin yanı
sıra fraklı projeler de tartışmaya çıkarılmış, farklı fikirler ileri sürülmüştür.
Yüzyıllar boyunca kullanılmış Türk halklarının yazısında birleştirici rol oynayan
Arap alfabesi üzerinde değişiklikler isteyenlerin fikirleri daha etkili görünmüş.
Durumun gerginleştiğini gören UMYTEK başkanı Semedağa Ağamalıoğlu ve
rehber parti Sovyet işçileri kongreye katılanlarla gayri resmi görüşler ayarlamak,
onları etkilemek, fikirlerinden vaz geçirmek için çeşitli yollar kullanmağa
başlarlar.
Semedağa Ağamalıoğlu geçmiş yolculuk yoldaşı, yeni alfabeye geçmek için
Türk halkları arasında beraber iş yapmış Halit Sait Hocayev’den Özbeklerle ve
Türkiye’den gelenlerle teketek konuşmasını, onları Arap alfabesini ıslah etmek
fikrinden vazgeçirerek yeni Latin alfabesine geçmelerini teklif etmelerini
onaylamalarını rica etmiş. O günleri Halit Sait’in yakın akrabası Gemer Salamzade
şöyle hatırlar: “Türkoloji kongreye Türkiye’den de temsilci heyéti gelmişti. Bu
heyétte Türkiyeli Köprülüzade Muhammed Fuat ile birlikte, aslen Azerbaycanlı
olan meşhur yazar ve gazeteci Hüseyinzade Ali bey de vardı. Yeni Alfabe
Komitesi’nin üyelerinden Halit Hocayev bey Özbek idi… Halit efendi Türkiye’den
gelen misafirleri evine davet etmişti… Misafirler arasında Hüseyinzade Ali bey,
Fuat Köprülüzade, Mirze Celil Memmedguluzade, Rızagulu Necefzade, Hüseyin
Cavit, Halit efendinin komşusu, Türkiye’de eğitim alan doktor Orhanbeyli de
vardı” (Salamzade Qemer, 1990:15).
Kongre salonlarından başka, evlerde misafirliklerde, hoteldeki ve şehri
gezirken yapılan sohbetler etkisini gösterir. Kongre latin alfabesine geçişin
önemliliyi hakkında karar verir.
Kongre’nin 17 toplantısı yapılır. Bu Bu toplantılarda Türk halklarının diline,
tarihine, etnogenezisine, etnografisine, edebiyat ve medeniyetine adanmış 38
bildiri dinlendi. 1926 yılı Mart’ın 6’da bitmiş Birinci Türkoloji Kongre’de ikinci
kongrenin Semerkent şeherinde düzenlenmesi kararı alındı (1926 yılı1. Bakı
Türkoloji kongresi, 2006:441-446).
Bakı’da düzenlenen Birinci Türkoloji Kongre’ye hazırlık, kongrenin gidişi,
onun sonuçları hakkında ister Sovyet, isterse de yabancı ülke basınında yeterince
makaleler yayımlanmış, kitaplar yazılmış. Bunların büyük ekseri terennüm
karakterlidir ve Arap alfabesinin Latin grafikli alfabe ile deyiştirilmesinin halkların
medenî gelişimine güçlü ivme vereceği gösterilir.
Azerbaycan’ın mühacerette olan politikacıları ise Bakı’da düzenlenen Birinci
Türkoloji kongreye tektaraflı bakmaz. Sovyetlerin ikiyüzlü politikasını açmağa
çalışır, yanlışları gösterir, yalnız Türk halklarını deyil, Rusya’nın esareti altında
olan halkları hangi tehlikelerin beklediğini yazarlar. Sovyetler çöktükten, gizli
arşivlerin bir kısmı açıldıktan sonra onların ne kadar ilerigörüşlü olduklarının
şâhidi olduk.
4.
Kongrenin görünmeyen tarafları
Birinci Türkoloji Kongrenin stenogrammasında Ali Yusifzade’nin, Salman
Mümtaz’ın, İsmayıl Hikmet’in, Cefer Cabbarlı’nın ve b. adı gözükmez. Ama başka
belgelerden
onlar
sadece
kongrenin
toplantılarına
katılarak
kongrenin
düzenlenmesinde aktif olmamışlar, misafirlerle de sıkı ilgilendikleri açıklığa
kavuşur.
Birinci Türkoloji Kongrenin kâtipi olan Ali Yusifzade 8 dil bilir, 1920-1923
yıllarında Paris’e Âli Siyasi Bilimler Akademisinde eğitim alır. Kongre
organizatörlerinin böyle bir kadroya büyük ihtiyacı vardı. 1900 yılı Ocak’ın
1’de(onun 1890. ve 1898 yıllarda doğduğunu yazanlar da var-A.Ş.H.) Şuşa şehrinde doğan
Ağaeli Celal oğlu Yusifzade gençliğinde yazdığı millî ruhlu, asi şiirleri ve sosyal
fâliyetiyle dikkati çekmiştir. Azerbaycan Halk Cümhuriyeti onu eğitim alması için
1920 yılı Ocak’ın 14-de Paris’e Ali Siyasi Bilimler Akademisine yollar.
Ünversiteyi bitirerek 1923 yılı Haziran ayında Bakı’ya dönerek “Komunist”
gazetesinde çalışır. Devlet Siyâsi İdaresi 6 Şubat-20 Mayıs 1924 yılında onu
hapsederek soruşturma yaptıktan sonra dilinden iltizam alarak hepisten çıkarır
(Gehremanlı Nazif, 2007).
1925
yılı
Şubat’ta
Bakı’da
temeli
koyulmuş
Azerbaycan
Edebiyat
Cemiyyeti’nin 21 kurucusundan birisi de Ali Yusif olur. Azerbaycan Tedgig ve
Tetöbbe Cemiyyeti’nde, Azerbaycan Terminoloji Komite’sinde çalışır. 1926
yılında Bakı’da düzenlenen 1. Türkoloji Kongrenin organizatörlerinden olur
(Qehramanlı Nazif, 2007).
Kongre bittikten iki gün sonra, yâni 1926 yılı Mart’ın 8’de Azerbaycan
Fevkalade Komissiyası’nın (KGB) çalışanı Vasin şöyle bir emir hazırlar: “Ben
Az.ÇK’nın (Rusca, Azerbaydjanskoye Çerezvıçaynı Komisya. KGB-nin o
dönemdeki Azerbaycanda olan bölmesinin adı-A.H.Ş) gizli siyâsi şubesinin
müvekkili Zak.ÇK’dan (Rusca Zakafkaziskaya Çerezvıçaynı Komisıya. KGB-nin
o dönemdeki Tbliside yerleşen Güney Kafkaz Cümhuriyyetlerindeki bölmesinin
adı-A.H.Ş)alınan emire esasen karak aldım: ...vatandaş Ahmed Hacınski, Ali
Yusifzade, Dadaş Hesenov önceden evlerinde arama yapılmakla tutuklansınlar ve
Az.ÇK’nın ıslah evine kapatsınlar”. Kararda onu değişmenin mümkün olmadığı
gösterilir (Gehremanlı, 2010:145). Buradan şöyle anlaşılır ki, o zamanda
Azerbaycan’da rehber vazifede çalışanlar da, Devlet Siyâsi İdaresinin (sonralar bu
teşkilat KGB olarak tanındı – A.Ş.H.) rehberleri de bu tutuklamayı durduramaz,
kararı değiştiremez.
Hapishane belgesinden yukarıda adı zikredilen üç kişinin Mart’ın 11’de
Az.ÇK’nın ıslah evine getirildiği belli olur. Maddi isbat olarak Ali Yusifzade’nin
evinden bir yığın belge de alınır. Vasi’nin Ali Yusifzade’ye aşağıdakı soruları
sorar:
1. Siz ne zaman, kaç kişiye ve hangi esasla Türkoloji Kongre düzenlenen
salona giriş belgesi vermişsiniz?
2. Siz Ahmed Hacınski ve Dadaş Hesenov’a kongreye katılmak için giriş kartı
verdiniz mi?
3. Siz yabancı ülkelerden davet edilmiş bilim adamlarının listesini nereden
aldınız? (Gehremanlı, 2010:147).
Sorular özel hizmet organlarının hassas olduğu konulara açıklık getirmekte.
Kongreden sonra hapsedilen soruşturulan sadece Ali Yusifzade değil. Türkiye’den
Azerbaycan yüksek okullarında ders vermek için davet edilmiş İsmayıl Hikmet ve
b. da KGB tarafından soruşturulur.
Biz şimdilik Azerbaycan’da yaşayan, Azerbaycan arşivlerinde olan belgelerin
bir kısmı ile tanış ola bildik. SSCB’nin başka bölgelerinde yaşayan kongre
katılımcılarının hepisinin soruşturma belgeleri ile tanışmadık. Bildiyimiz o ki,
onlardan bir grubu kongreden az sonra soruşturmaya tâbi tutularak Solovki
adlaraına gönrerilmişler. Onların sırasında Ali Yusifzade, Ahmed Hacınski, Dadaş
Hesenov, (Ağaoğlu E.B. 2004:) Kazak Ahmet Baytursunov (Şamil A, 2013:63),
Saka
(Yakut)
Anempodist
Sofronov
(Şamil
A.
2013,
http://www.trtazerbaycan.com/trtworld/az/newsDetail.aspx?HaberKodu=387533b2
-d879-44d6-a156-087e8fba4d4b) ve b. var.
Türkiye vatandaşı İsmayıl Hikmet ülkeden çıkarılmış, profesör Bekir
Çobanzade îtiraf mektubu yayımlatmaya, “Milli firgeden” çıktığını îlam etmeye
mecbur edilmiş, medeniyet meleği Asan Sabri Ayvazov KGB ile işbirliğine onay
vermeye mecbur edilmişti.
Sonuç
Türk halılarının birliyini istemeyen tek Rusiya deyildi. Emperialist gücler de
sözde esaret altında olan halkların kültürünün, ekonomisinin gelişmesinden söz
açsalar da, görüntüde kendilerini demokrat, insan haklarını savunan gibi
gösterseler de aslında Türk halklarının birligini istemirdiler. İran gibi Müsluman
bir ülkenin, nüfuzunun yarıdan çoxu Türk olan bir memleketin yetkilileri de bu
birlige engel olurdular. Bu konuda fazla kaynak olsa da biz bildirimizi
dinleyenlerin zamanına saykı göstererek bir belge vereceyik.
İran şahının hocası ve danışmanı olmuş, şaha Pehlevi soyadını kabul etmeyi
meslehet görmüş ve yeni devlet kurularken Baş Bakan olmuş Mehemmedeli
Foruği 1926. yılında Baküde düzenlene Birinci Türkoloji Kongreden sonra, İranın
Türkiye Cümhuriyetinde selahiyyetli büyük elçi olarken şah sarayına ve Dış İşleri
Bakanlığına yazıb: “Ben İranda Olurken Arap alfabesinin Latın alfabesi ile
degişdirilmesine tarafdar idim. Burada(yanı Türkiye Cümhuriyetinde-A.Ş.H) Arap
alfabesi resmi kaydada Latın alfabesi ile degişildi. Bunun neticesinde Türkiye
Türkleri ile İran Türkleri arasında mçvcud olan kültürel alakalar kopmuş oldu. Biz
de öyle bunu isteyirdik. İranda da Arap alfabesinin yerine Latın alfabesi
kullanılarsa bu ilişkiler yeniden kurula biler ve bizim için tehlüke yaranar. İranda
Zardüşüler, Ermeniler, Aysorular ve Yahudier gibi azsaylı halklar da yaşayır.
Onlar İran için korxulu hesap olunmurlar. Türk, Kürd ve Araplar gibi etnik halklar
ise nüfuzu fazla olduğundan İran için real tehlüke ola bilerler. Hüsusen İran
Tüürkleri bunların hepsinden tehlükelidirler. Devlet bu tehlükeni hiç vakt
dikkatdan kaçırmamalıdır” (Heyet Cavad, 1380:14-15).
1937 yılı tutuklamalarında da Bekir Çobanzade’ye, Halit Sayit Hocayev’e,
Salman Mümtaz’a, Abdulla Şerifov’a, Abdulla Tağızade’ye ve b. Bakı’da
düzenlenen Birinci Türkoloji Kongreyle alâkalı sorular sorulmuş. Sorulan sorular
ve kongre katılımcılarının ekserînin repressiya kurbanı olması siyâsi muhacirlerin
söyledikleri fikirleri onaylamış olur. Çar Rusyası’nın asimile politikasını Sovyet
Rusyası da devam ettirir. Sovyetler ateist idyolojiye dayandıklarında onlar halkları
Hristiyanlaştırdıktan sonra Ruslaştırmak istemezler. Onlar halkları bir-birinden,
dininden, dilinden, medeniyetinden ayırmakla Ruslaşdırma politikası yürüttüler.
Bunun için de Latin alfabesine geçiş yapılsa da Türk halklarının tek alfabe
yaratmasına, termin birliğine, ortak konuşma dili yaratmalarına engel koyarlar.
Yeni yaratılan Latin grafikli alfabelerde fark o kadar çok oldu ki, Türk halkları birbirinin yazısını okuyub anlayamasın. Bu azmış gibi 1939 yılında da mecburi Kiril
grafikli alfabeye geçiş yapılır.
Bakı’da düzenlenen Türkoloji Kongrenin katılımcılarının ömür yollarına ışık
tutmak ve onların basında yazdıklarından başka özel hizmet organları için
yazdıklarını ve söylediklerini de gün işığına çıkardıktan sonra Sovyetler Birliği’nin
ve yabancı ülkelerin asimile politikasına, Türk halklarını parçalama isteklerine tam
açıklık getire biliriz.
Kaynak
1. Ağaoğlu B.E. (2004). Solovkide gördüklerim, “Güneş” neşriyyatı, Bakı.
2. Bünyadov Ziya. (1993). Gırmızı terror, “Azerneşir”, Bakı.
3. Heyet Cavad. (1380). Ağayi Alı Mürşüdüzad’in “Azerbaycanlş ziyalılar
ve onların milli-etnik mensubiyyeti” adlı kitabı hakkında tenkidi geydler,
Varlık
dergisi
(Tehran),
sayı
121-2
ve
122-3.
http://www.achiq.org/millimesele/heyettenqid.pdf
4. İsahanlı İsahan.(2003),Ferhad Ağazade ve latin elifbasına keçid,Journal of
Azerbaijani
Studies,
http://dspace.khazar.org/jspui/bitstream/123456789/1315/1/02%20Isaxan%20Isax
anli.pdf
5. Gehremanlı Nazif. (2010). Veten ve istiglal aşigi Ali Yusif, “Avropa”
neşriyyatı, Bakı.
6. Özdemir Emin. (2007). 20. Yüzyılın baslarında Kazakistan’da fikir
hareketleri, (Doktora tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tarih Anabilim Dali Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bilim Dalı, Ankara.
7. 1926-cı il 1. Bakı Türkoloji gurultayı (2006) (Stenoram materialları,
biblografiya ve foto-belgeler), Ruscadan tercüme, ön söz ve şerhlerin
müellifleri: professor Kamil Veli Nerimanoğlu, Elmi işçi Eliheyder
Atakişiyev. “Çinar-Çap” neşriyyatı, Bakı.
8. Salamzade Gemer. (1990). “Kiçik pencereden görünen dünya”,
Azerbaycan Dövlet Neşriyyatı, Bakı.
9. Şamil Ali. Birleşik Türk tatar devleti yaratmak uğrunda şehit olan Bekir
Sıtkı Çobanzade \\ ученые записки таврического национального
университета им. Вернадского. серия филология. социальные
коммуникации. Том 25 (64), № 3, ч.1, seh.79-88.
10. Şamil Ali. (2013). Türk Dünyasının Meşhurları-09, Anempodist
Sofronov,
http://www.trtazerbaycan.com/trtworld/az/newsDetail.aspx?HaberKodu
=387533b2-d879-44d6-a156-087e8fba4d4b)
11. Şamil Ali. (2013). Türkçülüyün gurbanları.(Gazakıstan). “Elm ve tehsil”
neşriyyatı, Bakı, 164 sehife.
12. Halid Seid. (1929). Yeni elifba yollarında eski hatire ve duyğularım,
Bakı.
13. Türkçülüğün ve Türk sosyalizminin babası Ali Turan (Hüseyinzade Ali)
. Makale İstanbulda yayımlanan “Yeni İnsan” dergisinin 1969, Aralık,
sayı:
84,
ss.
6-28;
ve
1970,
Ocak,
sayı:
85,
ss.
alınmıştır. http://Gunaz.Tv/?Id=4&Vmode=1&Sid=2566&Lang=1
6-25
Download

Okuyun - Bilgeler Zirvesi