Degerlendirme Formu
Günlüðümden
Bu ayki Günlüðümden sayfalarýnda, Prof. Dr. Leziz Onran’ýn “Scwartz’tan Anýlar”
baþlýklý yazýsýna yer veriyoruz. Sizin anýlarýnýzý da bekliyoruz.
Scwartz'ýn “Patolojik Anatomi”
dersindeyiz. Tüberkülozun bronkiyal
yayýlmasýný anlatýyor. Mikrobun böyle
daðýlýmýný ilk bulan kendisi: Hilustaki hasta
lenf gangliyonu büyür, yakýnýndaki solunum
yolunu, baský sonucu aþýndýrýr, delerse;
içindeki hastalýklý doku bronþlara daðýlýyor.
Böylece hastalýk akciðere bronþ yoluyla
yayýlmýþ oluyor.
Hoca bunu, mesleðinin otuz ikinci yýlýnda
bulmuþ. Kendi anlatýmýyla "otuz bir yýl
anlamadan bakmýþ", sonra birden durumu
kavramýþ.
Hocamýzýn bunu anlatmadaki amacý,
elbette düz bir "espiri" yapmak deðildi. Ýnsanýn
yaptýðý iþi benimsemesinin, hep araþtýrýcý
gözle, bilinçle bakmasýnýn gerektiðini
vurgulamak istiyordu. Belki bu "hoca"lýðýný o
gün kavrayamamýþtýk. Ama sonralarý hep
anýmsadým. Bütün meslek uygulamamda
hiçbir zaman gevþemedim. Ýlk günlerdeki
kadar yüreðim oynayarak olmasa da, bütün
olgularýma bir "bilmece" gibi yaklaþmaya
çalýþtým.
Gene Schwartz'ýn dersindeyiz. Bu kez
patoloji laboratuvarýnda.
Hepimiz mikroskoplarýmýzýn baþýnda,
hocayý dinliyoruz. Yanýmda askeri bir öðrenci,
hocanýn kendisine baktýðýnýn ayrýmýnda
olmadan bana bir þeyler söylüyor. Hoca, bir
süre bekledikten sonra "Mareþal, kýz sana yüz
vermiyor, boþuna yorulma!" dedi. Bütün askeri
öðrencilere "mareþal" diye seslenirdi.
Bu kez, hocanýn klinikopatoloji konferans
dersindeyiz. Bu serbest dersler pazartesi
günleri patoloji amfisinde, saat 18'de baþlar,
iki saat sürerdi. Patoloji amfisi týklým týklým
dolardý. Bu kez hoca Almanca konuþurdu.
Sanýrým Alman Hastanesi’nden, orta yaþlý bir
hekim onu Türkçe'ye çevirirdi. Hoca çeviriyi
beklerken ellerini göbeðinin üstünde
kavuþturur, baþýný hafifçe yana yatýrýr,
yumuþak bir gülümsemeyle dinlerdi. Herhangi
bir noktada aksama olursa hemen araya girer,
anlatýmý Türkçe olarak düzeltirdi. Sonraki
tümcesi gene Almanca sürerdi. Konularýný,
tanýsý karanlýk kalmýþ hastalar, seyrek görülen
hastalýklar ya da otopsisi yapýlmýþ olgular
oluþtururdu.
Dinleyiciler kimler miydi? Genç, yaþlý
meraklý hekimler, deðiþik dallarýn asistanlarý,
öðrenciler. Ders büyük bir dikkatle izlenir, çýt
çýkmazdý. Bilimsel toplantýlar üzerinde ilk
görgülerimizi orada kazandýk. Olgular nasýl ele
alýnmalý, aldatýcý, püf noktalar nasýl
yakalanmalý, bir sonuca ulaþmayan
durumlarda nasýl yeniden ele alýnýp gözden
geçirilmeli?
Bütün bunlarý, hekimliðimin ellinci yýlýnda
bugünkü gibi, yalýn, açýk bir biçimde
göremesem de, þaþýrtýcý, aldatýcý dönemeçlerle
dolu bir alanda olduðumu, her an tetikte,
uyanýk bulunmak gerektiðini öðrenmiþtim.
Patoloji laboratuvarý geç saatlere kadar açýk
kalýrdý. Öðrenciler preparat koleksiyonlarýný
her zaman inceleyebilirlerdi. Adýný Abdullah
Efendi olarak anýmsadýðým, yaþlýca, deneyimli
bir personel öðrencilere her bakýmdan
yardýmcý olurdu. Hoca'nýn, Türkiye'den
ayrýlýrken, bazý kitap gelirlerini ona
baðýþladýðýný duymuþtuk.
Scwartz, Nazi Almanya'sýndan kaçan,
Ýstanbul Üniversitesi Reformu’nu
gerçekleþtiren profesörlerindendi. Gruplarý
adýna Atatürk'le konuþmaya gelen, anlaþan
oydu.
Türkiye'deki aþaðý yukarý yirmi yýllýk
hizmetinden sonra, emeklilik hakký
tanýnmadýðý için kýrgýn duygularla ABD'ye gitti.
Ayrýlacaðý zaman, Beyazýt'taki Marmara Týp
Öðrenci Lokali’nde özel bir toplantý
düzenlendi. Kendi aðzýndan Türkiye
macerasýný dinledik. Ben ya stajyerdim ya da
ilk asistanlýk yýlýndaydým. Ortamda aðýr,
üzüntülü bir hava vardý. Onun hakkýnda
konuþan yakýn çalýþma arkadaþlarýndan birinin
anlatýmýyla "o, kadife eldiven içinde çelikten
bir el gibiydi." Ondan bir daha hiç haber
alamadýk.
Schwartz Hoca'nýn öðrencisi olmak bir
ayrýcalýktý. Bize kadife gibi yumuþak davrandý.
Saygý sevgi, gönül borçluluðu duygularýyla
anýyorum.
• 2004 • cilt 13 • sayý 3 • 105
Download

Günlüğümden