Mutlu İnsanlar
Kitap Okur
ve
Kahve İçerler
Agnès Martin-Lugand
Çeviri
Gökberk Çapraz
4
“Belli bir süre sonra aşacağımızı umar ve ondan kurtulmaya çalışmanın uygunsuz, hatta zararlı olacağını düşünürüz.”
(Sigmund Freud, yas hakkında, «Yas ve Melankoli», Metapsikoloji içinde.)
5
6
1
— Anne, lütfen!
— Olmaz dedim Clara.
— Hadi ama Diane. Bırak da benimle gelsin.
— Beni aptal yerine koyma Colin. Clara seninle gelirse, oyalanır durursunuz ve bu da tatile üç gün gecikmeyle
çıkmamıza mal olur.
— Sen de bizimle gel, bize göz kulak olursun!
— Hayatta olmaz. Daha yapacak ne kadar iş olduğunu
görmüyor musun?
— Clara’nın benimle gelmesi için başka bir sebep daha:
Kafanı dinlemiş olursun.
— Anne!
— İyi o zaman. Toz olun! Kışt! Gözüm görmesin sizi.
Merdivende kopardıkları gürültüyle evden ayrılmışlardı. Kamyonun onları ezdiği sırada arabanın içinde hâlâ
şakalaşmakta olduklarını öğrenmiştim. Gülerek can verdiler, demiştim kendi kendime; onların yanında olmak is-
7
terdim, demiştim. Ve bir yıldır her gün, onlarla beraber ölmeyi yeğleyeceğimi söyleyip duruyordum kendime. Ama
kalbim ısrarla çarpıyor ve beni hayatta tutuyordu. Benim
için büyük bir ıstırap olsa da.
Giriş kapısı açıldığı sırada kanepeme uzanmış sigaramın
dumanının oluşturduğu halkaları seyrediyordum. Félix
eve gelmek için artık benden davet beklemiyordu. Böyle ansızın çıkageliyordu, önceden haber vermeksizin veya
verirse de dil ucuyla. Her gün geliyordu. Ona anahtarların bir yedeğini vermekle iyi mi etmiştim ki? İçeri girişiyle
irkildim ve külüm pijamamın üstüne düştü. Bir nefesle
onu yere savurdum. Félix’i günlük temizliğini yaparken
görmemek için kafein takviyesi yapmak üzere mutfağa
yollandım. Döndüğümde hiçbir şey değişmemişti. Kül
tablaları ağzına kadar doluydu; sehpanın üzeri hâlâ boş
fincanlar, hazır yiyecek paketleri ve şişelerle kaplıydı. Félix
oturmuş, bacak bacak üstüne atmış bana bakıyordu. Onu
böyle ciddi görmek beni bir anlığına sarssa da en çok kıyafetine şaşırdım. Neden takım elbise giymişti? Üzerinden
hiç çıkarmadığı delikli kot pantolonunu ve vücuda yapışan
tişörtlerini ne yapmıştı?
— Bu kılıkla nereye gidiyorsun? Düğüne mi yoksa cenazeye mi?
— Saat kaç?
— Soruma cevap alamadım. Saatin kaç olduğu umurumda bile değil. Genç bir borsacıyı tavlamak için mi böyle kılık değiştirdin?
— Keşke. Saat iki, senin gidip yıkanman ve giyinmen
gerekiyor.
8
— Nereye gitmemi istiyorsun?
— Acele et. Annenler ve Colin’inkiler bizi bekliyor. Bir
saat içinde orada olmamız lazım.
Vücudumu baştan aşağı bir ürpertidir aldı, ellerim titremeye başladı, sinirlerim tepeme çıktı.
— Mümkün değil! Mezarlığa gitmiyorum. Duyuyor
musun beni?
— Onlar için, dedi bana usulca. Gel de onlara saygını
göster. Asıl bugün oraya gitmen gerekli, bir yıl oldu. İnsanlar seni teselli eder.
— Kimseden teselli istediğim yok. O ahmakça anma
törenine gitmeyi reddediyorum. Onların ölümünü kutlayacağımı mı sanıyorsunuz?
Sesim titredi ve günün ilk gözyaşları döküldü. Buğuların arasından Félix’in ayağa kalkıp bana doğru yaklaştığını gördüm. Kolları vücudumu sarmaladı ve beni göğsüne
bastırdı.
— Diane, bari onlar için gel, ne olur.
Onu kuvvetle ittim.
— Hayır dedim ya! Alık mısın nesin! Defol git buradan, diye haykırdım, bana doğru bir adım atmaya yeltendiğini görünce.
Bir koşu odama gittim. Ellerimdeki titremeye rağmen
kapıyı iki tur kilitlemeyi başardım. Sırtım kapıya dayalı
halde yere çöktüm ve bacaklarımı göğsüme çektim. Daireyi kaplamış olan sükûnet Félix’in iç çekişiyle bozuldu.
— Akşam geri gelirim.
— Artık seni görmek istemiyorum.
— Bari git de bir duş al. Yoksa ben gelip seni duşun
altına sokacağım.
9
Adımları uzaklaştı, kapının çarpmasıyla nihayet Félix’in
evi terk ettiğini anladım.
Bakışlarımı yatağa çevirmeden evvel, uzun dakikalar
boyunca başım dizlerimin üstünde bezgin bir halde öylece durdum. Sonra emekleye emekleye güçbela yatağa
doğru ilerledim. Üstüne çıkıp yorgana sarıldım. Burnum,
kendimi her yorganın altına atışımda olduğu gibi, Colin’in
kokusunu aradı. Yatak örtülerini hiç değiştirmesem de o
koku kaybolmuştu artık. Onu bir daha duyumsamak istiyordum. Hastanenin kokusunu, başımı boynuna son kez
gömdüğümde tenine sinmiş bulduğum ölüm kokusunu
unutmak istiyordum. Uyumak istiyordum, uyku bana
unutturabilirdi belki.
Bir yıl önce, Félix’in nezaretinde hastanenin acil servisine vardığımda, bana artık her şey için çok geç olduğu, kızımın ambulansta vefat ettiği söylenmişti. Doktorlar
Colin’in de aynı akıbeti paylaşmasına dakikalar, dakikalar
değilse bile saatler kaldığını bildirmeden önce kusabilmem için ucu ucuna bir vakit bırakmışlardı. Eğer onunla
vedalaşmak istiyorsam, elimi çabuk tutmalıymışım. Bağırıp çağırmak, bana yalan söylediklerini haykırmak istesem
de buna derman bulamadım. Kendimi bir kâbusun tam
ortasında bulmuş, bundan uyanacağıma inanmak istemiştim. Fakat bir hemşire bizi alıp Colin’in yerleştirildiği odaya götürmüştü. Bu odadan içeri girdiğim andan itibaren
her sözcük, her jest hafızama kazındı. Colin oradaydı, bir
yatağın üzerine uzanmıştı, gürültü çıkarıp bip-bip öten
bir dizi makineye bağlıydı. Vücudu güçlükle hareket ediyordu, yüzü morluklarla, çiziklerle kaplıydı. Bu manzara
10
karşısında birkaç dakika boyunca öylece kalakaldım. Félix
bana eşlik etmişti; zaten yere yıkılmamı da onun yanımda oluşu engelliyordu. Colin’in başı benden tarafa hafifçe
dönmüş, bakışları benimkileri yakalamıştı. Gülümseyecek
dermanı bulmuştu. O gülümseme bana onun yanına gitme cesaretini vermişti. Elini tutmuştum, o da benimkini
sıkmıştı.
— Clara’nın yanında olmalısın, demişti bana güçlükle.
— Colin, Clara…
— Ameliyat odasında, diye sözümü kesmişti Félix.
Kafamı kaldırıp bakmıştım ona. Bakışlarını benden kaçırarak Colin’e gülümsemişti. Kulaklarımda çınlamıştı bu;
vücudumun her zerresi titremeye başlamış, gözlerimin
önüne perde inmişti sanki. Colin’in elinin benimkini daha
sıkıca kavradığını hissetmiştim. Ona bakıyordum, Félix
ona Clara’nın durumunu bildirip yakında ameliyattan
çıkacağını anlatıyordu. Bu yalan bana birdenbire gerçeği
anımsatmıştı. Colin, kısık bir sesle, kamyonun yaklaştığını
görmediğini, o sırada Clara ile şarkı söylediklerini anlatıyordu. Dilim tutulmuştu. Ona doğru eğilmiş, ellerimi
saçlarının arasında, alnının üzerinde gezdirmiştim. Yüzü
bir kez daha benden tarafa dönmüştü. Gözyaşlarım yüz
hatlarını bulanıklaştırıyordu; Colin şimdiden yok olmaya
başlamıştı, boğulmuştum. Yanağıma dokunmak için elini
kaldırmıştı.
— Şşş, aşkım, demişti bana. Sakin ol, Félix’i duymadın
mı? Clara’nın sana ihtiyacı olacak.
Küçük kızımız için umutla dolan bakışlarından kaçabilmemi sağlayacak hiçbir şey bulamamıştım.
— Peki ya sen? demeyi başarmıştım.
11
— Önemli olan o, demişti yanağımdan süzülen bir
damla gözyaşını silerken. Hıçkırıklarım artmıştı, yüzümü
hâlâ sıcak olan avucuna dayamıştım. Hâlâ oradaydı. Hâlâ.
İşte bu “hâlâ”ya sıkı sıkı sarılmıştım.
— Seni kaybedemem Colin, diye fısıldamıştım ona.
— Tek başına değilsin, Clara var yanında. Hem Félix
sizinle ilgilenecektir.
Ona bakmaya cesaret edemeden başımı sallamakla yetinmiştim.
— Her şey iyi olacak, aşkım. Cesaretini toplayacaksın,
kızımız için…
Sesi birdenbire kesilivermişti, panikleyip kafamı kaldırdım. Bir hayli yorgun görünüyordu. Her zaman yaptığı
gibi, vücudunda kalan son kuvveti yine benim için harcamıştı. Onu öpmek için yanına sokuldum; kalan azıcık
canlılığıyla cevap verdi. Ona doğru boylu boyunca uzandım, başını vücuduma dayamasına yardım ettim. Kollarımda olduğu müddetçe beni bırakamazdı. Colin son bir
defa daha beni sevdiğini fısıldadı, o usulca uykuya dalmadan önce cevap verecek vakti bulmuştum. Ona sarılmış
bir halde saatlerce öylece kalmıştım; onu sallamış, öpmüş,
koklamıştım. Annemle babam beni uzaklaştırmaya çalışmışlardı, haykırmıştım. Colin’in anne-babası oğullarını
görmeye gelmişti, ona dokunmalarına izin vermemiştim.
Yalnızca bana aitti o. Ama Félix sabrıyla beni vazgeçirmeyi
başarmıştı. Beni yatıştırmak için uygun anı kollamış, sonra
Clara’yla da vedalaşmam gerektiğini hatırlatmıştı. Kızım
her zaman bu dünya üzerinde beni Colin’den ayırabilecek
tek varlık olmuştu. Ölüm hiçbir şeyi değiştirmemişti. Ellerim çözülmüş, Colin’in vücudunu bırakmıştı. Dudakla-
12
rımı son defa dudaklarının üzerine kondurmuş ve odadan
çıkmıştım.
Beni Clara’ya götüren yolun üzerinde buğulara bulanmıştım. Tepkimi kapı önünde vermiştim.
— Hayır, demiştim Félix’e. Yapamam.
— Diane, girip onu görmen lazım.
Gözlerimi kapıdan hiç ayırmadan birkaç adım gerilemiş, sonra kendimi alelacele hastanenin koridorlarına atmıştım. Kızımın ölüsünü görmeyi reddediyordum. Ona
dair aklımda gülümseyişinden, yüzünün üzerinde efil efil
dönen birbirine geçmiş sapsarı buklelerinden, babasıyla
beraber evden çıktığı sabah muziplikle parıldayan o gözlerinden başka bir şey kalmasın istiyordum.
Bugün, bir yıldır olduğu gibi, dairemizde sessizlik hüküm sürüyordu. Artık ne müzik sesi vardı, ne gülüşmeler
ne de bitimsiz sohbetler.
Ayaklarım beni kendiliğinden Clara’nın odasına götürdü. Her şey kıpkızıldı. Bir kızımız olacağını öğrenince,
odanın bütün dekorasyonu bu renkten olsun diye tutturmuştum. Colin beni kararımdan döndürmek için sayısız
bahane saymıştı. Vazgeçmemiştim.
Hiçbir şeye dokunmamıştım; ne rulo halindeki yorganına, ne odanın dört bir yanına dağılmış oyuncaklarına, ne
yerde duran geceliğine, ne de tatilde oynayacağı oyuncak
bebeklerini içine koyduğu o tekerlekli küçük valizine. İki
oyuncak ayıcık orada değildi artık: Giderken yanına aldığı
ayıcıkla geceleri benim yanımda uyuyan ayıcık.
Kapıyı sessizce kapattıktan sonra, Colin’in gömme dolabının yolunu tuttum. Oradan bir başka gömleği çekip
aldım.
13
Félix’in geldiğini işittiğimde duş almak üzere kendimi
banyoya henüz kapatmıştım. Banyoda aynanın üzerini büyük bir örtü örtüyordu, Colin’in parfüm şişeleri dışında
etajerlerde hiçbir şey yoktu. Kadınsı hileler yoktu, makyaj
yoktu, kremler ve takılar yoktu artık.
Fayansların soğukluğuna aldırış etmiyordum. Su bana
herhangi bir rahatlama hissi vermeksizin vücudum boyunca akıyordu. Avucumun içini Clara’nın çilekli şampuanıyla doldurdum. Şekerli kokusu bana marazi bir avuntuyla yüklü birkaç damla gözyaşı döktürdü.
Ritüelim başlayabilirdi artık. Cildimi Colin’in parfümüne buladım; birinci korunma katmanı. Gömleğinin
düğmelerini ilikledim; ikinci katman. Kapüşonlu kazağını
giydim; üçüncü katman. Çilek kokusunu korumak için ıslak saçlarımı ördüm; dördüncü katman.
Salonda, çöplerim ortadan kaybolmuştu, pencereler
açıktı, mutfakta bir savaş başlamış gibiydi. Félix’in yanına
gitmeden önce oturma odasını yeniden kapattım. Loş ışık
benim en iyi arkadaşımdı.
Félix başını dondurucunun içine gömmüştü. Kapının
pervazına dayanıp onu incelemeye koyuldum. Takım elbisesi yine üzerindeydi, ıslık çalarak kalçalarını sallıyordu.
— Seni bu denli neşelendiren şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim acaba?
— Geçen gecem. Yemeği hazırlamama müsaade et de
sana her şeyi anlatayım.
Döndü ve bana baktı. Yanıma yaklaşıp birkaç defa derin
derin kokladı.
— Beni köpek gibi koklamayı bırak, dedim.
— Buna bir son versen iyi olacak.
14
— Hoşuna gitmeyen şey ne? Yıkandım.
— Yıkanmak daha önce bir lüks değildi ama.
Yanağıma bir öpücük kondurup işinin başına döndü.
— Ne zamandan beri yemek yapabiliyorsun sen?
— Ben yemek yapmam, mikrodalga kullanırım. Üstüne bir de kemirmeye değer bir şeyler bulmam gerekecek.
Buzdolabın Gobi Çölü’nden beter.
— Açsan pizza söyle. Hiçbir şey hazırlayamazsın sen.
Dondurulmuş bir yemeği hazırlamayı dahi beceremezsin.
— Colin ve sen bu yüzden geçen on yıl boyunca beni
beslediniz ya. Dâhiyane bir fikir attın ortaya, böylelikle
sana daha fazla vakit ayırabileceğim.
Gidip kendimi kanepenin üzerine bıraktım. Geçirdiği
o muhteşem geceyi anlatmasına maruz kalacaktım. Derken, gözlerimin önünde bir şişe kırmızı şarap belirdi. Félix
karşıma oturdu ve sigara paketini bana fırlattı. Anında bir
tane çıkarıp yaktım.
— Annenler sana öpücüklerini yolluyorlar.
— Aferin onlara, diye cevap verdim, sigara dumanını
ona doğru üfleyerek.
— Senin için endişe ediyorlar.
— Zorunda değiller.
— Seni görmeye gelmek istiyorlar.
— Ben istemiyorum. Sen de kendini mutlu saysan iyi
olur: Hâlâ katlanabildiğim tek kişi sensin.
— Ben yeri doldurulamaz olanım, benden vazgeçemezsin.
— Félix!
— Harika, ısrar edersen, dün akşam yaşadıklarımı en
küçük ayrıntılarına dek anlatırım.
15
— Ah hayır, cinsel hayatını anlatma da ne anlatırsan anlat!
— Ne istediğine karar ver. Ya benim hovardalıklarım ya
kendi annen baban.
— Pekâlâ, anlat hadi, dinliyorum.
Félix müstehcen ayrıntıları anlatırken hiç de cimri davranmıyordu. Onun için hayat, ölçüsüz bir cinsellikle ve
herkesten önce denediği maddelerin tüketimiyle çeşnilenmiş dev bir şölenden ibaretti. Maceralarını anlatmaya koyulmuştu; ona yanıt vermemi dahi beklemiyor, durmaksızın konuşuyor da konuşuyordu. Kapının zili çaldığı sırada
da anlatmayı bırakmadı.
Félix’in yirmi yaşında bir öğrencinin yatağına nasıl giriverdiğini pizzacı da öğrenmişti.
— Yüzünün halini bir görseydin o zavallı küçük yavrucağın, neredeyse yine gelip onunla meşgul olmam için
bana yalvaracaktı. Çok dokundu doğrusu, diye ekledi gözyaşını silermiş gibi yaparak.
— İğrençsin hakikaten.
— Onu uyarmıştım, ama ne bekliyorsun, Félix’in tadına bir kez olsun bakmayagör, müptelası olursun.
Ben ancak iki ya da üç yudum içebilmişken, o patlama
noktasına gelmişti. Gitmeyi kararlaştırmış gibi bir havası
yoktu henüz. Tuhaf bir şekilde sessizliğe büründü, boşları
topladı ve mutfağa girip gözden kayboldu.
— Diane, bana bugünün nasıl geçtiğini dahi sormadın.
— Beni ilgilendirmiyor.
— Fazla ileri gidiyorsun. Nasıl kayıtsız kalabilirsin?
— Kes sesini, kayıtsız falan değilim ben. Bana böyle bir
şey söylemene müsaade etmiyorum! diye bağırdım birden
ayağa kalkarak.
16
— Lanet olsun, dön de bir haline bak, bir berduştan
farkın kalmamış. Hiçbir işe yaradığın yok. Çalışmıyorsun.
Hayatın sigara tellendirip kafayı çekmekten ve yatıp zıbarmaktan ibaret. Daireniz sığınma evine döndü. Seni her
gün biraz daha dibe çökerken görmeye artık tahammül
edemiyorum.
— Kimse anlayamaz.
— Elbette hepimiz senin ne çektiğini anlıyoruz. Ancak
bu kendini harap etmen için bir sebep değil. Onlar öleli
bir yıl oldu, artık hayata dönme vakti. Savaş! Colin ve Clara için yap bunu.
— Savaşmayı beceremiyorum, hem zaten hevesim de
yok.
— Bırak da yardım edeyim sana.
Buna daha fazla tahammül edemiyordum, kulaklarımı
tıkayıp gözlerimi yumdum. Félix beni kollarına aldı ve
oturmaya zorladı. Bir kez daha o boğucu kucaklamalarından birine maruz kaldım. Beni kollarının arasında sıkıştırma ihtiyacını oldum olası anlamamıştım.
— Bu akşam benimle dışarı çıkmaman için bir sebep
var mı? diye sordu.
— Hiçbir şey anlamamışsın, diye cevap verdim, istemesem de ona sarılarak.
— Evden dışarı çık, insanlarla tanış. Münzevi bir hayat
süremezsin artık. Yarın benimle “Mutlu İnsanlar”a gel.
— “Mutlu İnsanlar” umurumda değil!
— O zaman tatile çıkalım ikimiz. Dükkânı kapatabilirim. Mahalle bizsiz de yapabilir… yani bensiz, birkaç haftalığına.
— Tatil istemiyorum.
17
— Ben istediğinden eminim. Çok eğleniriz, yirmi dört
saat seninle ilgilenirim. Kendine gelmen için ihtiyacın
olan şey de bu.
Onun daima dizimin dibinde olacağı fikriyle gözlerimin yuvalarından fırlamıştı, Félix bu halimi görmedi.
— Bak, biraz düşüneyim, dedim onu sakinleştirmek
için.
— Söz mü?
— Evet, şimdi gidip yatmak istiyorum, toz ol.
Yanağıma sesli bir öpücük kondurdu ve telefonunu cebinden çıkardı. Steven, Fred ya da Alex diye birilerini aramadan önce, o hayranlık verici ajandasını göz önüne serdi.
Hovardalık gecesinin ufukta belirmesiyle içi içine sığmaz
bir haldeyken beni nihayet bıraktı. Kapıya yönelmeden
önce ayaktayken bir sigara yaktım. Félix telefondaki muhatabına veda etti, beni son bir kez öpüp kulağıma fısıldadı: “Yarın görüşürüz, çok erken gelmemi bekleme ama, bu
gece kopuş var.”
Yanıt niyetine gözlerimi yukarı kaldırmakla yetindim.
“Mutlu İnsanlar” yarın sabah yine vaktinde açılmayacaktı
galiba. Orada yapacak çok bir şeyim yoktu. Benim işlettiğim kitap kafe başka bir hayattaydı.
Félix beni yorgun düşürmüştü. Allah var onu seviyordum sevmesine, ama artık katlanamıyordum.
Yatakta Félix’in sözlerini kendi kendime tekrar ettim.
Beni harekete geçirmeye kararlı gibi görünüyordu. Ne
yapıp edip ondan kurtulmak için bir çözüm yolu bulmalıydım. Félix böylesi fikirlere kapılmayagörsün, hiçbir güç
onu durduramazdı. İyi olmamı istiyordu, fakat ben istemiyordum. Ne bahane uydurabilirdim ki?
18
Download

Bölüm Oku