Şaman/Bakşı Tipolojisi Bağlamında Kırgızlarda Halk Hekimliği Geleneği ve Halk
Hekimleri-I
Mehmet ÇERİBAŞ
ÖZET
Anadolu Türk kültür çevresinde “ocaklılar, muskacılar, hocalar, ebeler, kocakarılar dedeler, izinliler”
olarak bilinen halk hekimleri, kökleri İslam Öncesi Türk İnanç Sistemine dayanan tedavi yöntemleri ile
sihri/büyüsel işlemlerin ustası sayılan Şamanlık geleneğinin Anadolu’daki takipçileri olarak adlandırılabilir.
İslam öncesi Türk kültür çevresinde çok önemli yer işgal eden Şamanlar, bir yandan ait oldukları toplumda
kopuz eşliğinde toylarda, büyük törenlerde destansı şiirler icra ederken diğer taraftan da sahip oldukları
büyüsel/sihirsel bilgi ve tekniklerle hastalıklara çare bulurlardı. Türk kültür çevresinde Şaman, Ozan, Oyun,
Bakşı/Baksı, Kam olarak bilenen bu tipler, Türklerin İslam medeniyet dairesine girmesiyle birlikte tipolojik
parçalanmaya maruz kalarak Anadolu Türk kültür çevresinde âşık, ocaklı, dede, evliya, veli, alperen gibi
isimlerle anılmaya başlandılar. Şamanlığa özgü bu durum Kırgız-Kazaklar arasında da pek değişmemiş olsalar
da, Şaman adı verilen bu tipler söz konusu Türk boyları arasında değişim ve dönüşüme maruz kalarak Ozanlık
özellikleri Manasçı/Akın ve Irçı denilen sanat erbaplarında; hekimlik özellikleri ise bakşı/bübü adı verilen
kişilerde devam etmiştir. Bu bağlamda günümüzde Kırgız-Kazak gibi Türk topluluklarında Şaman’ın icra ettiği
sanatsal faaliyetleri Manasçı, akın, comokçu, jırav, jırşı gibi sanat erbaplarının icra etmesi hastalıkları tedavi
eden kişilerin ise bakşı, bübü, bakşı-bübü, kempir (kocakarı), sınıkçı, emçi, emçi-domçu gibi tiplere özgü
sayılması fikrimizi kuvvetlendirmektedir. Bu çalışmada şamanlık geleneğinin devamı sayılan ve Kırgız Türkleri
arasında halk hekimliğini devam ettiren tipler ele alınacak, söz konusu tiplerin adları, mesleğe girişleri, hangi
özellikleri bünyelerinde taşıdıkları, hangi hastalıkları tedavi ettikleri gibi hususlar üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kırgızlar, halk hekimliği, halk hekimi, bakşı/bübü, emçi-domçu, darımçı
Folk Medicine Traditions, Physicians in The Context Of Shaman And Baksı Typology in
Kyrgyz
ABSTRACT
Folk medicine profession as “ocaklılar, kocakarılar, muskacılar, hocalar, ebeler, dedeler, izinliler” in
Anatolian Turkish culture, roots pre-islamic turkish belief systems based on treatment with the magic and
magical operations masters counted shamanism tradition in Anatolian followers can be called. Shamans,
occupying very important place in the Turkish culture, were performing epic poetry with kopuz (lute) in the
large ceremonies in the society they belong on the other hand they cure diseases with the magic and magical
knowledge and tehniques. These types known as “shaman, ozan, oyun, bakşı, kam” in Turkısh culture, they
exposured typological breakdown and began to referred as names âşık, ocaklı, dede, evliya, veli, alperen with the
Turkish Islam introduction. Specific to Shamanism among Kyrgyz and Kazakh hardly changed, this type called
Shaman by exposure change and transformation in Turkish tribes, being a poet features Manasci, akın, and ırcı
called the art connoisseur, medicine features bakşı, bübü, called person proceed in. In thıs context, today the
Kyrgyz and Kazakh as the Turkish community of Shaman exercised artistic activities Manascı, akın, comokcu,
jırav, jırşı as the art connoisseur and to treat illnesses of individuals bübü, bakşı, baksı-bübü, kempir (kocakarı)
sınıkcı, emçi, emçi-domçu strengthen our idea. In this study, types who counted as traditions followers and
continued folk medicine among the Kyrgyz Turkish will be discussed, the types concerned the names,
professions inputs, which features they carry, what diseases they treat will be emphasized.
Key Words: Kyrgyz, folk medicine, folk phycians, baksı, bübü, emçi-domçu, darımçı

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları
Bölümü/Nevşehir
65
Giriş
Kırgız Türkleri mensup oldukları Türk boy sistemi içinde, farklı coğrafyalarda
yaşamanın ve farklı tarihi süreçler geçirmenin tabii neticesi olarak farklı inanç ve dinlerin
etkisi altına girmiş, kabul ettikleri son din İslâm’a kadar, hatta İslâm sonrasında da Gök Tanrı
inancının bakiyelerini korumuşlardır. Gök Tanrı dini ile şamanlığa özgü inanç ve pratikleri
günümüze kadar taşıyan Kırgız Türkleri, bu yönleri ile geleneksel inançları, kabulleri ve
uygulamaları yaşatması bakımından da diğer Türk boylarından farklılık arz etmişlerdir.
Günümüzde şaman kavramı yerine bakşı kavramını kullanan Kırgız Türkleri, bu kavrama
şamana ait özelliklerden sadece tedavi etme özelliğini yükleyerek nispeten diğer Türk
boylarından ayrılmışlardır. Animizm inancını da devam ettiren Kırgız Türkleri, canlı cansız
her varlığın ruhu (arbak/ervah) olduğunu kabul etmekte ve yine her varlığın ve her mesleğin
koruyucu bir pirinin olduğuna inanmaktadırlar. Bu bağlamda Kırgızlar arasında semanın piri
Kökö Teŋir, kadınların, çocukların piri Umay Ene, aklın piri Sekelek Sarı Kız, aşkın piri
Yusuf ile Züleyha, ateşin piri Oçok Ene, dağın piri Tastar Ata, yılkının piri Kambar Ata,
çiftçiliğin piri Dıykan Baba, suyun piri Hz. Sulayman, köpeğin piri Kumayık, evin piri Zengi
Baba, koyunun piri Çolpon Ata… olarak bilinmektedir. Kırgız Türkleri piri ve ruhu
olduklarına inandıkları bu varlıkları ıyık (kutsal) kabul ederler, onları sık sık anarlar, belli
günlerde, törenlerde ve dualarda onlardan yardım ister, hastalıkların tedavilerinde de bu
varlıkların yardımına başvururlar. Sözlü gelenekte yaşayan “otko sıyın (ateşe sığın)”, “ottu
teşpe, şamaldı sökpö (ateşi deşme, rüzgâra sövme)”, “ot degenden ooz küyböyt (ateşe
değmekle ağız yanmaz)”, “oçoktu attaba (ocağı atlama)”, “ottu butun menen içkertpe (ateşi
ayağın ile dağıtma) ”, “otko tükürbö (ateşe tükürme)”, “otko suu koyup öçürbö (ateşi su ile
söndürme)”, “ottu tegerenbe (ateşi çevirme)”, “külge siybe (küle işeme)”, “kolomtonu attaba
(ocağı atlama)”, “otko cakın ış küyöt, enege cakın kız küyöt (ocağa yakın eşyalar yanar, anaya
yakın kız yanar)”, “otko kelgen katındın otuz ooz sözü bar (ateşe gelen kadının otuz türlü
sözü var)”, “kün batkan son ot berbeyt (gün battıktan sonra ateş verilmez)” gibi sözler, ateşe
yüklenen kutsallık ve inançlara dair kesin deliller olarak kabul edilebilir (Cusupov, v.d., V.
Tom, 2004: 354-355). Kırgızların ateşe dair inanç ve uygulamalarının benzerlerini su, ağaç,
taş, ay, güneş gibi diğer varlıklarda da görmekteyiz. Bu bağlamda ay doğduğunda okudukları
şu dua dikkate değerdir.
Ay kördüm, aman kördüm,
Ay gördüm, esenlik gördüm,
Aydın munarınan
Ayın ışığından
Cerdin kuçagınan,
Yerin kucağından,
66
Cegilik dan,
Tatlı hububat,
Bir kıştık saman kördüm.
Bir kışlık saman gördüm.
(Akmataliyev, v.d., I. Tom, 2004:
331).
Kırgızlar çağlayarak akan ve tehlikeli gördükleri dere, ırmak gibi sulardan geçerken
su pirine:
Agını katuu daryadan
Akışı sert deryadan,
Caratkan özü koldosun.
Yaratan korusun.
Suu içinde cetelep
Su içinde yedeğine alan
İliyas pirim coldoşum.
İlyas Pirim yoldaşım.
Şaşılbay solgun keçirgin,
Acele etmeden sükût içinde geçir,
Şaytan naadan cogolsun.
Şeytan nadan yok olsun.
Caa pirlerim, şar suudan,
Yağmur pirlerim, şarlayan sudan,
Çımın candı koldogun.
Sinek gibi canımızı korusun.
(Akmataliyev, v.d., I. Tom, 2004:
327, 328) diyerek dua edip yardım
dilerler.
Kırgız Türkleri arasında şamanların piri olarak Ak Taylak, tabıpçılık (tabiplik)’ın piri
Ulukman, ustaların ve bakşıların piri Döötü Ata, emçilik (hekimlik) piri olarak Koroson Ata
kabul edilmektedir (Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 354-355).
Kırgız Türklerinde Halk Hekimliği Geleneği ve Halk Hekimleri
Kırgız Türkleri arasında halk hekimliği tabıpçılık, emçilik, emçi-domçuluk, Kırgız el
meditsiyası, Kırgız eldik meditsiya, eldik tabıpçılık kavramları ile ifade edilirken. hastalık
kavramı da ooru (ağrı/hastalık)1, sırkoo (hastalık, ağrı, geçici hastalık, rahatsızlık), dart
(dert), ildet (illet), kesel(hastalık, illet, hasta, gevşek, mülayim), çemen (hastalık, illet), çikert
(hafif hastalık, hoşnutsuzluk), kasta (hasta), nookas (hasta, hastalıklı, iletli), nasak (illetli,
hastalıklı), beymar (bimar, hastalık), beytap (bitap) (Moldaliyeva, 2010: 17-27) kelimeleri ile
anlatılmaktadır. Hastalıkları tedavi anlamında ise darımda-, darıla-, darıloo-, emde-, emdöö,
dubaloo, dem saluu sözleri kullanılmaktadır. Kırgız halk hekimlerinin hastaları iyileştirmek
için okudukları efsun şiirlerine de darım ırları, em-dom ırları veya ırım-cırım ırları
denilmektedir (söz konusu kelimeler için bk. Akmataliyev, v.d. 2010). Kırgızlar halk
1
Kırgız Türkçesinde ooru kelimesiyle birlikte kullanılan köz oorusu (göz ağrısı/hastalığı), cürök ooru (kalp
ağrısı/hastalığı), baş ooru (baş ağrısı), iç ooru (karın ağrısı), cin ooru (cin çarpması), cuguştuu ooru (bulaşıcı
hastalık), caman ooru (kötü illet/kanser)” gibi kavramlar kullanılmaktadır (Moldaliyeva, 2010: 19).
67
hekimliği geleneğinde bahsi geçen terimler dışında suu berüü (su verme), terige aluu, cıluu
suuga saluu (ılık suya koyma), ısıktoo (ısıtma), uşalatuu (ovalamak), kan aluu (kan alma),
sülük saluu, tamır karmoo (damar kavrama) gibi terimler de kullanılmaktadır (Moldobayev,
1993: 103). Kırgız halk hekimliğinde ilaçlarla ilgili olarak da darı/darı 2 (ilaç, çare, deva),
darmek (ilaç), çardarı3 (çeşitli ilaçların karışımı, mürekkep ilaç), em4 (ilaç, çare, aşı, faydalı),
dom (kelime em-dom şeklinde de kullanılır ve ilaç, çare anlamına gelir), daba, dabaa5
(kocakarı ilacı, deva, çare), darman (ilaç, çare, derman, kudret, çözüm yolu, dayanak, destek),
ilaacı (ilaç, deva, çare, netice, akıbet), ebep (kocakarı ilacı, ilaç), sebep (sebep, neden, vesile,
gerekçe, kocakarı ilacı, ilaç), şıpaa (şifa, ilaç, em, merhem) kavramları kullanılmaktadır
(Moldaliyeva, 2010: 28-36).
Kırgızlar arasında halk hekimliğini yapan tiplerin ortak adlarından biri “tabıp”tır.
Kırgızlar ruhî veya fizikî olsun sağaltma işlemi yapan kişileri tarif etmek için de “Kıl
tamırçılar (kılcal damarcılar), tamırçılar (damarcılar), kıldat tamırçı (usta damarcı, usta
tabip), emçiler (tabipler, ilaç yapanlar), domçular (emçi/bakşı), emçi-domçu (ilaççı, tabip,
2
Kırgız Türkçesinde darı kelimesiyle beraber ak darı (yılanı kurutup toz haline getirerek yapılan ilaç), kara darı
(bir çeşit bitkiden yapılan ilaç), konor darı (iyileştiren ilaç), sarı darı (bir çeşit ilaç), bugu darı (potasyum iyodür),
darıla- (tedavi etmek), darılan- (tedavi olmak), darıger (tabip, hekim), darıkeç (tabip, hekim), darıkana (eczane)
kelimeleri de kullanılmaktadır (Yudahin, I, 1998: 298; Abduldayev, 1969: 151; Moldaliyeva, 2010: 28).
3
Çardarı kelimesi Manas Destanı’nda:
Er Kökçönün oozunan
Er Kökçö’nün ağzından
Bölök bölök kan ketti,
Parça parça kan aktı,
Önö boydon al ketken.
Bütün yüzü al kan oldu.
Argın kan uulu Acıbay,
Argın han oğlu Acıbay,
Adamdan kıldat sebepker
İnsanların içinden en mahir hekim,
Artıkça turgan tabıpker,
Fazlasıyla iyi hekim.
Acıbaydın kolunda,
Acıbay’ın elinde
Celmayandın conunda,
Celmayan’ın kemiğinde,
Sebep degen bir darı,
Sebep adlı bir ilaç,
Medet degen bir darı.
Medet adlı bir ilaç.
Şiri kaptın içinen
Deri kabın içinden
Canayaktı aldı emi.
Kulplu çanağı aldı şimdi.
Kül azıktan tomkorup,
Yol erzakını tamamıyla çıkarıp,
Basa basa saldı emi.
Basa basa döktü şimdi.
Altı ceti canaak
Altı yedi çanak,
Çar darı kılıp cutkuzsa
Çardarı yapıp içirince
Kazaktardan Er Kökçö
Kazaklardan Er Kökçö
Umaçtoy közü açıldı
Gözleri birden açıldı
Oorugan ceri basıldı.
Ağrı sızısı durdu.
(Moldobayev, 1993: 104-105).
4
Kırgız halk hekimliğinde darımçının darım sözü, otçunun otu, demçinin üfürüğü, bakşının davulu, Manasçının
Manas’ı, bübünün eli, domçunun kamçısı, kuuçunun kıyafeti, alasçının ardıcının dumanı, bataköyün duası “em”
olarak kabul edilir. Kırgızlar bakşı ya da bübünün yaptığı tedavi işe yaramazsa emi tüşpödü (hasta iyileşmedi)
derler. Buna göre “em” aynı zamanda bakşı, bübü, domçu, demçi, darımçı, uçukçu gibi halk hekimlerinin tedavi
yöntemi, büyüsü ya da sihirli sözü olarak da kabul edilir (Moldaliyeva, 2010: 31).
5
Kırgız Türkçesinde “dartına daba, ildetine şıpa: derdine deva, hastalığına şifa” sözü alkış türünden söz olarak
kabul edilmektedir (Çomo Uulu, 2008: 9).
68
tamırçı ile aynı anlamında), tepmeçiler (tepmeciler), sınıkçılar (kırık-çıkıkçılar), kançılar
(kancılar), sülükçülör (sülükçüler), çaçtaraçtar (berberler/saç keserek tedavi edenler),
ayarlar (gözü açık, duacı, efsuncu), darıger6 (tedavici), darıkeç7 (tabip), eldik darıger
(tabıp)” kavramlarını kullanmaktadırlar. Tabipler ruhsal hastalıklardan çok bedenî
rahatsızlıkları tedavi eden tiplerin adları olmakla birlikte emçi-domçu kavramından anlaşıldığı
üzere hem ruhsal hem de fiziksel rahatsızlıklara çare bulan kişilere de “tabıpçı” denmektedir
(Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 388; Çomo Uulu, 2008: 5, 6). Kırgızlarca olağanüstü güçlere
sahip ve bu güçleri kullanarak tedavi yapan kişilere ise sıykırçı, bu türden işlere ise dıykırçılık
adını verilmektedir (Akmataliyev, v.d., 2010: 1118). Sıykır kelimesi ise Kırgız Türkçesinde
“efsun” anlamında kullanılmaktadır (Karasayev, 1996: 47).
Kırgızlar arasında hastalıklar canduu (psikolojik) ve ten/dene (fizikî) olmak üzere
ikiye ayrılmakta, ten ooruları da ıssık ve suuk olarak iki farklı şekilde ifade edilmektedir. Bu
şekilde adlandırma genellikle tamırçılar tarafından yapılan adlandırmadır. Tamırçıların tedavi
usullerinde ıssık oorular genellikle et, yağlı yemekler ve sütten uzak durularak 15-20 günlük
sürede kaynatılmış soğuk su ile tedavi edilir. Bu süre sonunda bir müddet kımıran adı verilen
su karıştırılmış süt ve kara carma denilen öğütülmüş arpa ya da buğdaydan yapılan çorbayla
beslenilir. Ardından vücut alıştırılarak yavaş yavaş yemeğe geçilir. Eğer hastalık suuk hastalık
ise bu durumda soğuk içeceklerden uzak durulur, daha çok genç koyun veya keçi etinden
sıcak sulu yemekler yenilir (Moldaliyeva, 2010: 13).
Psikolojik rahatsızlıklar babadan oğla geçen veya başka sebeplere bağlı olarak
teşekkül eden genellikle kötü bir ruhun veya kötü niyetli birinin nazarıyla ortaya çıkan
hastalıklar olarak kabul edilmektedir. Bu gibi durumlarda Kırgızlar hasta için “epkindeptir
6
Husayin Karasayev kavramın Farsçadan geçtiğini ve “gereklilik, zorunluluk” anlamına geldiğini ileri sürmüş
ve şu örneği vermiştir: “Anın eç kanday darıgerligi cok: Onun hiçbir şekilde gerekliliği yok” (Karasayev, 1986:
90). Kavram Manas Destanı’nda:
Bozuuldu çap dedi,
Bozuul’u koştur dedi,
Kaydan-caydan bolso da
Nereden olursa olsun
Darıgerdi tap dedi.
Darıgeri bul dedi.
Attan balam, sen dedi,
Atlan balam, sen dedi,
Aş bışımga cetkirbey,
Yemek pişme zamanı olmadan
Darıger alıp kel dedi.
Darıger alıp gel dedi.
(Karasayev, 1996: 241).
7
Manas Destanı’nda da geçen kavramın şamanlara ait özellikleri yansıtması dikkat çekicidir:
Darıkeçter içinde
Tabipler içinde,
Koñurbay barat kansırap,
Koñurbay varır kan dökmek için,
Aytarın bilbey tantırap,
Söylediğini bilmez herze konuşarak,
Akıldan tanıp alsırap
Aklını oynatır halsiz düşerek.
(Karasayev, 1996: 241).
69
(çarpılmış)”, “cin tiyiptir (cinlenmiş/delirmiş)”, “zıyan cetiptir (zararı dokunmuş)”, “ileştip
(cinli, şeytanlı olan, cin çarpmış) gibi ifadeler kullanırlar. Kırgızlar arasında bu türden
psikolojik rahatsızlıkları tedavi eden kişilere ise “kirneçi-coymoçu (kovucular), darımçılar
(hastalıkları dua ve su serperek tedavi edenler/emçi-domçular/moldolor/dambıldalar),
baylagıçtar, badikçiler (badik okuyanlar), cölökçülör (güç-kuvvet vericiler), bakşılar, bübülör,
palçılar (falcılar), okumal moldolor (âlimler/bilim sahibi din adamları), tüşürgön moldolor
(efsuncular/kasideciler), azayimhandar (duacılar), atınbülör (kadın efsuncular), sopular
(sofular), eşen-kocolor (şeyhler), törölör (efendiler), közü açıktar (gözü açıklar) adı
verilmektedir. (Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 388).
Şamanlık geleneğinde en usta şamanlar kan yoluyla mesleğe girmiş kişilerdir. Söz
konusu durum halk hekimliği geleneği için de geçerli kurallardan biridir. Gelenek Kırgızlar
arasında aynı şekilde devam etmekte olup usta hekim olmanın ön şartlarından biri olarak
kabul edilmektedir. Ünlü Kırgız halk hekimi Düyşenbek Çomo Uulu’nun mesleğe
başlamasıyla ilgili şu bilgiler bu anlamda dikkat çekicidir: “Tamırçı-tabıp Düyşenbek 1954
yılı 5 Mayıs’ında Toktogul’a bağlı Sarıkamış köyünde dünyaya gelir. Düyşenbek köydeki
ortaokulu bitirdikten sonra 1971-1972 yıllarında Karabalta’daki meslek lisesine gider. Çeşitli
işlerde çalışan Düyşenbek 1982 yılında tamırçı-tabıpçılık mesleğini icra etmeye başlar. Fakat
Komünist Parti’nin baskısından korktuğu için işini bir süre gizli olarak ve güvendiği kişiler
aracığıyla yapar. Bu esnada ilk tedaviye Suusamır’da oturan Aksabır Borgemikov’dan
başlar. Düyşenbek bir gün Aksabır Borgemikov tarafından yanına çağrılır. Düyşenbek
Aksabır ihtiyara kendisini niçin çağırdığını sorduğunda “Senin tayatan (anne tarafından
akrabası), tamırçı moldo idi, ondaki tamırçılık sana geçmiş olmalı diye düşünerek seni
çağırdım” cevabını verir. Bundan sonra Aksakal Aksabır Düyşenbek’e “Tayatan Çomo,
Toktogul, Cumgal, Suusamır gibi yerlerde atın sakarından daha iyi bilinen tamırçı-tabıp,
moldo kişiydi. Akıl ooşat, ırıskı cuguşat (Akıl şaşar, talih sirayet eder) sözü boşuna
söylenmemiş. Sana tayatanın tamırçı-tabıpçılıgından mutlaka geçmiştir” diyerek cesaret
vermeye çalışır. Düyşenbek de bundan sonra hekimlik işine başlar (Çomo Uulu, 2008: 10).
Kıl Tabıp/Kıl Tamırçı: Kırgız Türkçesinde tabıp “darıger: tedavi eden, tedavici” ve
“tamırçı”8olarak izah edilmiştir. Bu kişiler damardan nabzı ölçerek hastalığı teşhis ettikleri
gibi, teşhislerine uygun olarak hastaları geleneksel yollarla tedavi de ederler. Kırgızlar
8
Tamır Kırgız Türkçesinde “kök, kan damarı, nabız, dost, ahbap ve hısım-akraba” anlamlarına gelmektedir
(Yudahin, II. Cilt, 1998: 704). Kelimenin söz konusu anlamlarından yola çıkarak tamırçı “nabza göre hastalığı
bilen, damarı yoklama yoluyla nabzı ölçen ve hastalıkları teşhis eden” meslek erbabı kişilere verilen addır (bk.
Yudahin, II. Cilt, 1998: 704).
70
arasında bu gruba dâhil olanlar en usta tabipler/emçiler olarak kabul edilmektedir. Hatta kıl
tamırçı kelimesi Kırgızlar arasında “usta tabip/tamırçı” olarak da kullanılmaktadır. Kıl
tabipler/kıl tamırçılar hem iç hem de dış hastalıklar hakkında bilgi sahibi olup bu anlamda
çağdaş doktorlar ile bir tutulmaktadırlar. Kıl tabipler/kıl tamırçılar, damarlardan tutarak
hastanın verdiği tepkilere göre (sesi, gözünün durumu, kulak, burun, şekli, idrar, ter, kan
basıncı gibi) hastaya teşhis koymaktadırlar. Buna göre hastanın ne zaman, neden hasta
olduğu, hastalığın özellikleri, hastalıktan iyileşip iyileşemeyeceğini söyleyebilir. Hastaları
iyileştiremeyecekleri haller ortaya çıkınca bu durumu hastaya veya yakınlarına bildirir, nerede
tedavi olması gerektiğini de izah ederler. Bu tipler, hangi hastalığın ne kadar sürede
iyileşeceğini, hastalık aşamalarında hangi rejimin yapılması gerektiğini çok iyi bilen
kişilerdir. Onlar, bulaşıcı (frengi, tüberküloz gibi) hastalıkları su ile zayıflattıktan sonra vakti
geldiğinde güçlü ilaçlar, kimyevi taşlar, çeşitli çiçekler, çeşitli hayvanların ödlerini yerli
yerinde kullanarak hastalığa neden olan unsurları ortadan kaldırırlar. Bunun için ellerinde
daima tesiri güçlü otlar, türlü mineraller, köktaşlar, açıktaşlar (Rusça kvastsı), mercanlar, inci,
yakut, lal; hayvanlardan alınan uzuvlar, deri, diş, öd, kemik, tezek, sidik, süt, yağ ve altın,
gümüş, bakır, kalay, kum, toprak, balçık, sazlık suları, ılıca suları gibi nesneler vardır. Kıl
tabip bunları içirerek, yedirerek veya vücuda sürerek hastalıkları iyileştirir (Cusupov, v.d., V.
Tom, 2004: 388; Kırgız-Sovet Entsiklopediyası, V. Tom, 1980: 502).
Kırgızlar arasında tabipler kıl tabıp/kıl tamırçı şeklinde ayrıldığı gibi orto (orta) ve
çala tabıplar (yarım/amatör) olarak da ayrılır. Bunlar kıl tabıp/kıl tamırçılara göre belli
hastalıkları iyileştirebilirler. Bunlar damarı tutarak bilgisi dâhilinde hastalığın tam teşhisini
yapabildikleri gibi, teşhis koyamadıkları durumlarda ise hastalığın genel durumu hakkında ve
hangi ilaçların faydalı olabileceğine dair bilgi verebilirler (Cusupov, v.d.,, V. Tom, 2004:
392).
Sınıkçılar: Sınmak Türkiye Türkçesinde olduğu gibi Kırgız Türkçesinde de
“bölünmek, ayırmak, bükülmek, kırılmak”, Sınık kelimesi ise “kırılıp kalan, bütün olmayan,
kırılmış parça, bölük, vücudun kırılmış yeri” anlamlarına gelmektedir (Akmataliyev, v.d.,
2011:
1120,
1121).
Bu
bağlamda
sınıkçı
kelimesi
“kırıkçı/çıkıkçı”
anlamında
kullanılmaktadır. Kırgızlar arasında bu tiplere söökçülör (kemikçiler) de denilmektedir. Bu
gruba dâhil olan halk hekimleri içinde en itibarlı olanlar babadan oğla el alma yoluyla
mesleğe girenlerdir. Türkiye Türklerinde olduğu gibi, Kırgız Türkleri arasında da günümüzde
Sınıkçıların varlığına tesadüf edilmektedir. Bunların içinde en şöhretli olanları Talaslı Kalık
Sınıkçı’dır. Şöhreti Kırgızistan’a yayılmış bir diğeri ise Amir Sınıkçı’dır. Sınıkçılar kırılan ve
71
parçalanan kemikleri tespit ettikten sonra, ilgili kemikleri ait oldukları yerlerle birleştirip,
bunların üzerine ot kaynatarak, türlü yağlar sürerek tedavilerini gerçekleştirirler (Cusupov,
v.d., V. Tom, 2004: 392, 393).
Kançılar: Kançılık mesleği de Kırgızlar arasında yaygın olarak bilinen ve itibar
gösterilen hekimlik mesleklerinden biridir. Kırgızlar arasında Kançılar aynı zamanda çok iyi
tamırçı (damarcı) olarak da kabul edilirler. Bunun sebebi ise kan alma işlemi sırasında
Kançıların kan basıncını iyi bilmeleri ve hangi damarda basınç olduğunu tespit etmeleridir.
Kançılar hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları gibi hastalıkları tedavi eden kişilerdir. Bunlar
ayrıca eklem ağrıları, vücuttaki şişliklerle ilgili olarak da tedavi yaparlar. Kançılar hastalıkları
kan alarak tedavi ettikleri gibi sülük yapıştırarak, şişe vurarak da tedavi ederler. Kan
basıncının yüksek olduğu hastalıklarda kan, en yüksek noktadan, özellikle de saçları kesmek
yoluyla baştan veya iki kulağın ardından, iki dirseğin büküm yerinden; göz ağrılarında ise
başın arka tarafından, el arterlerinden alınmaktadır. Romatizmal hastalıklarda ise, ağrıyan
eklemlerden kan alınmak suretiyle hastalık tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Kan alma işlemi
söz konusu yolların dışında sülükle de yapılmaktadır. Sülükle kan alma çeşitli eklem
ağrılarında,
deri
hastalıklarında,
hemoroit
hastalığında,
menenjit
hastalığında
da
uygulanmaktadır. Uygulama ilkbahar aylarında kurbağaların bağırma seslerinin kesildiği
sabah vaktine kadar yapılmaktadır. Güçlü Kançılar, kan alana kadar ve kan aldıktan sonra
hastalığın özelliklerine göre kanı kuvvetlendirmek ve temizlemek için çeşitli diyetler
uygulamaktadırlar. Uygulanan diyetler arasında hububatlı, kepekli yiyecekler, undan yapılmış
soğuk yemekler vardır (Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 392, 393).
Emçi-Domçu9/Irımçı/Darımçı: Kırgızlar arasında çeşitli hastalıklara iyi geldiği
düşünülen ve adına “ırım-darım, ırım-cırım”10 denilen efsunlu sözleri söyleyen kişilere “emçi-
9
Kırgızlar arasında uçuk tedavisi sırasında söylenen bir darımdoo (tedavi) efsununda söz konusu kavramlar
geçmektedir:
Emçiler ötkön,
Emçiler gitmiş,
Emi bizge kalgan.
Emi bize kalmış.
Domçulor ötkön,
Domçular gitmiş,
Domu bizge kalgan.
Domu bize kalmış.
Menin kolum emes,
Benim elim değil,
Umay Enenin kolu.
Umay Ene’nin eli.
Oorundu kötörö albayt,
Hastalığını artıramaz,
Kara cer özüñ kötör,
Kara yer kendini artır,
Kayt kara cerge kayt.
Git kara yere git.
(Akmataliyev, v.d., I. Tom, 2004: 334).
10
Kırgız Tilinin Sözdügü’nde ırım-darım ırları “halkın mitolojik ve dinî düşüncesine uygun olarak yarattığı
şiirler” olarak tanımlanırken; ırım-cırım “her türlü gelenek, inanç, örf-âdet” olarak tanımlanmıştır (Akmataliyev,
v.d., 2010: 1410).
72
eomçu, ırımçı”11 veya “darımçı”12 adı verilmektedir. Bu kişiler ırım-darımları kullandıkları
durumlara göre “ırımçı”, “emçi-domçu” veya “darımçı” adlarını almaktadırlar. Böyle
olmakla birlikte Kırgızlar arasında söz konusu kavramların ifade alanlarında farklılıklar
olduğu da görünmektedir. Kırgızlara göre ırımçılar, sadece efsunlu sözlerin gücüne değil,
sihirli birtakım hareketlerin de gücü olduğuna inanırlar. Irımçılar genellikle avcılık,
hayvancılık13, çiftçilik gibi alanlardaki hastalıkları iyileştirmek için ırımlar söylerler. Sözü
edilen hastalıklar dışında kalan hastalıkları iyileştirirken ise sihirli sözlerden çok sihirli
hareketlerden faydalanırlar.
Emçi-domçuluk genellikle kadınlar tarafından yapılır. Bunlar çoğunlukla kadın
hastalara ve çocuklara bakarlar. Kırgızlar arasına emçilik yarı psikolog sanatı kabul edilir
(Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 393). Böyle olmakla birlikte bu tiplerin de efsunlu sözler
yanında birtakım sihri/büyüsel hareketler yaptıkları da bilinmektedir. Emçi-domçular
genellikle “nezle, korku, uçuk14, itdirseği” gibi hastalıkları tedavi ederler. Emçi-domçuların
bu hastalıklar dışında doğumda zorlanan veya düşük yapan kadınları, korkan çocukları, kadınerkekleri, raşitizm gibi hastalıkları da tedavi etikleri de görülmektedir. Bunlar tedavi sırasında
11
Kırgız Tilinin Sözdügü’nde ırım, “ümit, dilek gibi amaçlara hizmet eden her türlü halk inançları, tedavi,
tedavi etme yolları” olarak tanımlanmış; ırımçı ise “Irım yapan ırıma inanan kişi” tarif edilmiştir (Akmataliyev,
v.d., 2010: 1410).
12
Kırgız Tilinin Sözdügü’nde darım “çoğunlukla hastaları dua veya su serperek tedavi etme şekli”, darımçı ise
“Darım şeklinde hastaları tedavi eden, emçi-domçu”, darımda- fiili “Darım yolu ile tedavi etme”, darımdar ise
“İnsanları yılan veya kara kurt soktuğunda veya her türlü hastalıklarda hastaları tedavi etme, vücuttaki zehri
veya derdi çıkarmak için darımçı denilen kişilerce söylenen şiirler” şeklinde tanımlanmıştır (Akmataliyev, v.d.,
2010: 334).
13
Kırgızlar arasında muzoonu kuloolo (buzağıyı efsunlama) mala gelecek bütün hastalıkları def etmeye
yöneliktir. Bu işlem şöyle yapılır: Ev sahibi ağız sütünden biraz süzer, süzdüğü sütü buzağının alnına, burnuna,
arkasına sürer şu ırım-darımı okur: “Kuloo, kuloo, kamış tübü kara ala kalıñ uy boy, torpogum!... İlgeri barsan
uuru alat, kiyin kalsañ börü ceyt, akılmanduu toprogum, orto cerden çıkpay cür, kuloo kuloo torpogum! (Yat, yat
kamış dibi kara mal, buzağım, ileri gidersen hırsız çalar, geride kalsan kurt yer, akıllı buzağım, ortadan git, yat
yat buzağım!” (Taştemirov, v.d., 1973: 55).
14
Kırgızlar “uçuk” çıktığında aşağıda birkaç örneği verilen em-dom darımını söylerler:
Eşik açsa, öpkö körünöt,
Kapı açılsa ciğer görünür,
Tündük açsa, töbö körönöt,
Tündük açılsa, tepe görünür,
Kandın kasabınan sakta
Hanın gazabından koru,
Karanın doomatınan sakta!
Kötünün töhmetinden koru!
Bar balaadan sakta,
Bütün belalardan koru,
Cok calaadan sakta,
İftiralardan koru,
Omin, Allooakbar!
Amin, Allahü Ekber!..
Kırgız emçi-domçuları uçuk çıktığında maşayı ateşe sürerler. Maşa iyice kızardıktan sonra bir tas su ile gün
batışına yakın bir zamanda uçuk duası okurlar:
Uçuk uçuk tüf tüf
Uçuk uçuk tüf tüf
Tündö dübürögöngö bar,
Geceleyin gürültü çıkarana git,
Kündüz kübürögöngö bar,
Gündüzleri gürültü çıkarana git,
Erteñki uçuk bolsoñ keçkige cetpe,
Sabahın uçuğu isen akşama ulaşma,
Keçki uçuk bolsoñ erteñkige cetpe,
Akşamın uçuğu isen sabaha ulaşma,
Akkan su, sokkon cel menen ket,
Akan su, esen yel ile git.
(Akmataliyev, v.d., 2003:141)
73
kartal, yılan, kurt, domuz ve ayı gibi hayvanların ödlerini, tırnaklarını, derisini, yağını; dağ
faresi, tavşan, porsuk gibi hayvanların ise yağını, derisini; akdiken, üvez ağacı, katran gibi
ağaçlardan yapılan boncukları, kaplumbağa, kurkuldayın gibi hayvanların yuvası ve
yumurtasını; misboncuk, gözboncuk gibi eşyaları, deve yününden yapılmış farklı şekilde
yapılmış ipleri kullanırlar. Tedavi sırasında sözü edilen nesnelere dokunup, Kuran’dan da
ayetler veya darımlar (efsunlar) okurlar (Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 393-394).
Darımçılar, efsunlu sözleri bütün vücuda söyleyip, ırımçı ve emçi-domçulara göre
daha çok ırım-darım bilen kişilerdir. Darımçılar hastalıkları küçük-büyük, güçlü-zayıf diye
ayırmazlar, bu tipler bütün hastalıkları tedavi etmek isterler. Darımçılar, diş, el-ayaktaki
şişlikler gibi fiziksel rahatsızlıkları iyileştirdikleri gibi badikçilerin ve dumanaların (derviş)
tedavi ettikleri hastalıkları da iyileştirirler (Taştemirov, v.d., 1973: 54-55). Kırgızlar arasında
darımçılar “badik”15 adı verilen hastalığı da tedavi ederler.Bu tedavi şöyle yapılır: Gün
doğarken veya akşam vakti kızlara kırmızı renkli elbise giydirilip hasta ortaya alınır. Bu
sırada Darımçı Badik’i okumaya başlar, Kızlar ise “Kuday tilegindi bersin, ayıgıp ket: Allah
dileğini versin, iyileşip git” derler. Darımçıların okudukları badikler uzun olurlar. Nedeni ise
hastalığı yakından başlayarak çok uzaklara göçürmek istemelerindendir. Ayrıca darımçılar
badik’e, “Ayt deseñiz, aytayın, badik baştap: Söyle derseniz söyleyeyim, badik’e başlayıp”
şeklindeki kalıp sözle başlarlar (Akmataliyev, v.d., 2004: 283-284). Darımçılar yılan
tarafından sokulmuş insanları da tedavi ederler. Tedavi uygulaması şöyle yapılır: Yılan ve
yılanın soktuğu kişi hemen getirtilir. Büyük bir daire çizilip, darımçı ortasına oturur ve elinde
yağ dolu bir kâseye okumaya başlar. Bu sırada yoruldukça yağdan yemeye başlar. İşlem bu
şekilde devam eder ve hasta iyileşir (Akmataliyev, v.d., 2004: 284). Kırgızlar darımçıların
daima yılanlar ile mücadele ettiklerine ve yaptıkları sihirlerle onları öldürdüklerine inanırlar.
Darımçılar yılan sokan kişiyi başka şekillerde de tedavi edebilirler. Buna göre darımçı ağaçtan
yapılmış bir kaba su koyar ve suya tükürür. Tükürme esnasında yılan türlerinin adlarını
15
Yudahin Sözlüğü (Kırgızca-Türkçe Sözlük) kelimeyi “dönme (bir nevi koyun hastalığı)”, Kırgız Tilinin
Sözdügü ise “hastalık adı, çoğunlukla koyun ve keçilerin beynindeki kurtçuklardan kaynaklanan hastalık, şişik
hastalığını tedavi etmenin adı ve insan vücudundaki ağrıları gidermek için söylenen şiirler” olarak tarif etmiştir
(Yudahin, I. Cilt, 1998: 78; Abdulvaliyev, v.d., 2010: 153). Kelime Karakalpakçada “kurdeşen, ürtiker”
hastalığının tedavisinde kullanılan sağaltma işlemi anlamına da gelmektedir. Kelimenin Kırgız Türkçesinde
“mankafa, aptal, zor, zahmetli” anlamları da vardır. Darımçılar söz konusu hastalığı tedavi etmek için badik
söylerler. Söz konusu eyleme ise “badik bayloo” adı verilir (Orozbayeva, 2010: 219).
74
anarak çeşitli dualar okurlar.16 Yılan sokan kişinin bu şekilde iyi olduğuna inanılır. Başka bir
yöntem ise bıçağı yere saplayarak, yılan sokmuş kişiyi tedavi etmektedir. Buna göre darımçı
bıçağı yere saplar, çeşitli efsun ve dualarla hastaya şifa ararken yedi farklı bölgeden yılanları
yanına çağırır. Bu esnada hastayı sokan yılan da gelip bıçağa dolanır ve ölür (Akmataliyev,
v.d, 2003: 125).
Cölökçülör: Kırgız Türkçesinde cölö- “desteklemek, bir şeye yaslanmak, yardım
etmek” (Yudahin, I. Cilt, 1998: 226) anlamlarına geldiği gibi “sevmek, başını okşamak, birine
destek olmak” (Akmataliyev, v.d., 2010: 482) anlamlarına da gelmektedir. Aynı fiilden
türetilen cölök kelimesi ise “bir şeyi desteklemek için yapılan dayanak, güç, kuvvet, takat
verici, yardım edici” anlamlarını içermektedir.. Hatta Kırgızlar arasında bu anlamda “Kastın
oyu-bölök, dostun oyu-cölök: Düşmanın düşüncesi fitne, dostun düşüncesi yardım” şeklinde
bir atasözü de vardır (Akmataliyev, v.d., 2010: 482; Yudahin, I. Cilt, 1998: 227).
Bakşılar (Bübü17-Bakşı): Bakşı, Kırgız-Sovet Entsiklopediyası’nda ve Adabiyat
Terminderdin Tüşündürmö Sözdügü’nde “Kırgızların İslam dinine mensup olduğu döneme
kadar hasta olan kişileri tedavi eden kişi, Kırgız ve Kazakların şamanı” olduğu ve kavramın
Türkmen, Özbek ve Karakalpaklar arasında tökmö (badeli/usta) veya usta malı satan âşık
anlamına geldiği kaydedilmiştir (Kırgız-Sovet Entsiklopediyası, I. Tom, 1976: 398; Ceenalı,
Muratov, 1994: 22). Adabiyat Terminderdin Tüşündürmö Sözdügü’nde bakşı sözünün “Türk
boyları arasında söz veya çeşitli hareketler ile hastalıkları, her türlü cin-şeytanları kovan ve
16
Darımçılar tedavi sırasında yılanlara ve zararlı mahlûklara anlamı bilinmeyen çeşitli isimlerle seslenirler:
Çakçursun,
Çakçursun,
Topçursun
Topçursun,
Altı atanda doom bar,
Altı göbek soyunla meselem var,
Arbaşamın beri çık!
Kavga edelim beri çık!
Baştarındı çıgar,
Başlarını çıkar,
Balcıratamın,
Bulandırayım,
Tilderindi sun.
Dillerini çıkar.
Cançıp ötömün,
Vurup gideyim,
Çakçursun.
Çakçursun.
(Cusupov, 1995: 500).
Talmakir, Salmakir,
Talmakir, Salmakir,
Senden Malmakir,
Senden Malmakir,
Ala bıcı, kala bıcı,
Ala bıcı, kala bıcı,
Bıcı, bıcı, bıcı çık,
Bıcı, bıcı, bıcı çık,
Bıcırabay beri çık!
Cıvıldamadan beri çık!
Kurtu bolso, kuurup çık,
Böcek isen kuruyup çık,
Dartı bolso, suurup çık,
Dert isen sökül çık,
Süf! Süf! Süf!
Süf! Süf! Süf!
(Cusupov, III. Tom, 1995: 500).
17
Kırgızlar arasında sağaltma işlerini yapan kadın bakşılara “bübü” adı verilmektedir. Kelime “gözü açık”
anlamına da geldiği gibi “tedavi” ve “falcılık” yapan anlamlarına da gelmektedir (Abdıldayev, v.d., 1995: 51).
75
tedavi eden kişi” anlamına geldiği de ileri sürülmüştür (Ceenalı, Muratov, 1994: 22). Kavram,
Manas Eposunun Sözdügü’nde Sanskritçe “bhikşi” sözüne bağlanarak “hoca, nasihatçı”
olarak tanımlanmış (Abdıldayev, v.d., 1995: 36) ve kavramın geçmişte Türklerde ve
Moğollarda Budist din adamları anlamında kullanıldığı,
zamanla Şamanlar ve emçi-
domçuların (hekimler) bu kavramla izah edildiğini ileri sürülmüştür. Husayin Karasayev,
Kamusnaama adlı eserinde bakşı kelimesinin Kırgız Türkçesinde “cin kovucu, emçi-domçu”
karşılığında kullanıldığını ve eski Hint (Sanskrit) dilinden geçtiğini ileri sürerek kavramın
Türkmenler arasında “Irçı/akın (şair/destancı)”, Özbek Türklerinde “el ırçısı (halk şairi)”,
“comokçu (masalcı/destancı)”, “emçi-domçu (tabip/hekim)”, Buhara Hanlığı döneminde
“katip” anlamlarını ihtiva ettiğini, Uygurlar arasında ise emçi-domçu (tabip/hekim), hakim,
katip, müstensih, şair, masalcı gibi anlamlara geldiğini ileri sürmüştür (Karasayev, 1996: 149;
Karasayev, 1995: 59-60). Günümüzde ise bakşı, halk arasında emçi-domçuluk (hekimlik) ve
tabiplik mesleğini icra eden, kara güçlere ve çeşitli ruhlara sahip, cinlerden yardım alan kişiler
çoğunlukla da kadınlar olarak tarif edilmektedir (Abdıldayev, v.d., 1995: 36).
El Adabiyatı serisinin 29. cildi olarak basılan Kaada-Salttar Ak Batalar başlıklı kitapta
“bakşı” kavramına daha çok “hekimlik” işlevi açısından bakılarak “Kırgızlar arasında halk
içinde dolaşarak hastalıkları tedavi eden kişilere” bakşı denildiği ifade edilmektedir. Söz
konusu kitapta insanlara görünmeyen ancak bakşılara görünen, bakşılara hizmetle yükümlü
ruhların olduğu, çok çeşitli ruhlara (cinler/periler) sahip bakşıların ise güçlü bakşılar olarak
kabul edildiği dile getirilmiştir (Akmataliyev, v.d., 2003).
Bakşı, Kırgız ve Kazaklar arasında “şaman” anlamına gelen sözdür. Kırgızlar kavramı
bakşı
şeklinde
kullanıldığı
gibi
bübü-bakşı/bakşı-bübü,
burkan-bakşı18
olarak
da
kullanılmaktadır. Günümüzde bübü-bakşı kavramı saz çalan, ozan anlamında değil, daha çok
çeşitli otlardan ilaç yapan ve çeşitli dua ve efsunlarla hastaları iyileştiren hekim tipleri
karşılamak için kullanmaktadır. Kırgızistan’ın Kargalı (Uzun-Ağaç) bölgesinde bulunmuş bir
bakşı mezarında dört yüzden fazla altın, gümüş, mercan gerdanlık, inci bulunması bakşıların
geçmişte şamanlık yaptıklarına işaret etmektedir. İslâm medeniyetine girmeden önce Türk
boylarında şamanlara gösterilen hürmet Kırgızlarda da bakşılara gösterilir. Kırgızlar bakşıları
Tanrı’nın elçisi, meleklerin, pirlerin, ata ruhlarının dilini bilen kişiler olarak kabul ederlerdi.
Geçmiş dönemlerde Kırgızlar arasında bakşı, halk türkülerini, halk tabipliğini bilen, halk
takvimden yola çıkarak gelecekten haber veren, astroloji, fal ve göz boyama ve rüya
18
Kavram Semetey Destanı’nda: “Semeydin başına/ Çındap acal kelgeni/ Burkan-bakşı-mancuga/Çındap cardam
bergeni: Semetey’in başına/ Gerçekten ecel gelmiş/Burkan-bakşı-mancuga/Gerçekten ona yardım etmiş”
(Karasayev, 1995: 96).
76
yorumlama ustaları olarak da kabul edilmektedir. Kırgızlar arasındaki kabullere göre bakşılar,
çocuklara ad koyan, öğretici, akıllı, şair, kuş, at ve söz ustası olarak da kabul edilir (Cusupov,
v.d., V. Tom, 2004: 356-358). Bakşılara sözü edilen melekelerinden dolayı “gözü açık” da
denilir. Bunun dışında Kırgızlarda bakşılık “apendi” ve “duana” kavramı ile de
kullanılmaktadır. Kırgızlar bazı bakşılara “közü açık apendi” dedikleri gibi bazı duanaları
(derviş, divane) da “bakşı” olarak görürlerdi. Kırgızlar hakkında bilgi veren P. P. Semenov,
Kırgız bakşıları ile duanalarının başlarında ak kuğu tüyünden yapılmış biraz uzunca bir başlık
giydiklerini, bunlara ise “gülö” veya “külö” adını verdiklerini kaydetmektedir. Ak kuğu
tüyünden yapılmış bu külö (külah), Sibirya şamanlarının külahına çok benzemektedir
(Dıykanbayeva, 2009: 96)
Bübü-bakşılık Kırgız Türkleri arasındaki en itibarlı mesleklerden biridir. Bübübakşılık soy esaslıdır. Şamanlık sürecinde de rastlanılan soy esaslı olma ve hastalanma19 ile
başlayan bu hayat, bakşılık mesleğinin de temel nüvesidir. Şamanlıkta olduğu gibi bakşılıkta
da mesleğe dair bilgiler büyük bir ustanın yanında öğrenilir. Kırgızlar arasında erkekler de
kadınlar da bakşı olabilirler. Kadın bakşılara Kırgızlar “bübü” ya da “böö” demektedirler.
Kırgızlar çocukları korkutmak için de “böö geliyor”20 sözünü de kullanmaktadırlar (Cusupov,
v.d., V. Tom, 2004: 359). Kırgızların kabullerine göre bakşı olacak kişi üç yolla mesleğe dâhil
olmaktadır:
1. Genetik yolla (Kırgızca: Tukumu kuup bakşı boluu)
2. Daha önce hastalık geçirmiş kişilere temas yoluyla
3. Başka bakşıların nazar etmesiyle (Kırgızca: Ooşup bakşı boluu) (Cusupov, v.d., V.
Tom: 395; Taştemirov, v.d., 1973: 63).
F. V. Koryakov’un nakline göre Kırgız bakşılarında mesleğin babadan oğla geçmesi
çok yaygındır. Buna göre ölen bir bakşının cini üç sene bekler, sonra o kabileden birine
geçerdi. Aynı durum Kazaklar arasında da yaygın olup Kazakların ünlü bakşısı Süyünbayın
annesi, babası, dedesi, ninesi de bakşı idi (Dıykanbayeva, 2009: 97).
19
Şaman adayları mesleğe başlamadan önce manik-depresif veya duygudurum bozukluğu denilen hastalığa
yakalandıkları, bu esnada bazen durgun, bazen de coşkun haller göstererek kendilerin dağlara vurdukları,
kalabalıklardan uzaklaştıkları, yalnız kalmak istedikleri bilinmektedir. Kırgız Türkçesinde bu durumu tarif etmek
için “Atanın uulu azarında bakşı bolot (Babanın oğlu ıstırap çekip oraya buraya gittiğinde bakşı olur)” sözü
kullanılmaktadır (Karasayev, 1995: 59).
20
Anadolu Türkleri arasında bahse konu söz “öcü geliyor” şekline dönüşmüştür. Böö kelimesi Moğollar arasında
“şaman” anlamına gelmektedir ve bu anlamda Kırgızlardaki bakşı kavramına denk düşmektedir. Ayrıca
Kırgızların boy sisteminde “Böö Nayman” adlı Nayman boyuna bağlı büyük bir aşirete de tesadüf edilmektedir
(Karatayev, Eraliyev, 2005: 112).
77
Kırgız Türkleri arasında bakşılar, ak bakşı ve kara bakşı/kara cinli/kuturma bakşı
olarak ikiye ayrılmaktadır (Abdıldayev, v.d., 1995: 36; Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 360).
Kara bakşılar saralı ve delilik emaresi gösteren hastalara bakmaktadırlar. Gelenekte bunlar
cinlerini çağırarak, ruhlar ile haberleşerek, kamçı, bıçak, kopuz veya tef ile hastalığı kovarlar.
Bazıları ise ayna veya cinleri ile hastaları tedavi ederler. Dişi ağrıyanı, yılan sokanları ise
türkü veya badik21 ile sağalttıkları görülmektedir. Bakşılar insan veya hayvandaki hastalıkları
göçürmek için hastalığı kuru bir kemiğe bağlayarak da uzaklaştırabilirler (Cusupov, v.d., V.
Tom, 2004: 359). Kara bakşılar tedavi sırasında bağırıp çağırırlar, ellerinde bıçak veya kılıç
cinsinden aletlerle sembolik olarak hastalığa vururlar, yuvarlak taşlarla göğüslerini döverler,
yassı demirleri ateşe atıp kıpkırmızı olunca dilleri ile yalarlar, çok çeşitli ve anlaşılmaz
sözlerle bağırırlar, evliya mezarlarına çağırırlar, etrafta onları izleyenlerin şaşkın bakışları
arasında hastalığı kovarlar (Akmataliyev, v.d., 2003). Kırgızlar arasında bakşıların
tedavilerine tesadüf edenler bu durumu şöyle tasvir etmişlerdir: Bakşı hasta yatan eve
insanları çağırıp, kapıları ve pencereleri kapattırır, kopuz çalarak, zikir çekerek, tefe vurarak
veya gırtlaktan ses çıkarak cinlerini çağırır. Bazıları ise ruhlar ile temasa geçer, yerinde
duramaz, kalkıp çöker, ağzını burnunu oynatır, kendi kendine oraya buraya sallanır, gevşer,
21
Badik: Kırgızlar arasında çok eskiden beri bilinen bir hastalığın adıdır. Söz konusu hastalık hem insanlarda
hem de hayvanlarda görülebilmektedir. Hayvanlardan daha çok koyunlarda ve keçilerde görülmektedir. Koyun
ve keçilerin beynindeki kurtçuklardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle “mankafa hastalığı” olarak da
bilinmektedir. İnsan vücudunun görülen yerlerinde çıkan kızıl çiçek hastalığı da “badik” olarak adlandırılırken,
vücudun içinde çıkan bu türden hastalıklar ise “kulapşan” adını alır. Badik kelimesi şişme hastalığı anlamına da
geldiği gibi hastalık için söylenen tedavi şiirleri/türküleri anlamına da gelmektedir. Kırgızlar arasında bu türden
hastalıkları tedavi sırasında:
Köç köç badik, köç badik, köçköndöy köç,
Göç göç badik, göç badik, göçermiş gibi göç,
Kömür bolup küygön ot öçköndöy köç.
Kömür olup ateş sönmüş gibi göç.
Maylu sorpo betine bürkköndöy köç,
Yağlı çorba yüzüne tükürmüş gibi göç,
Kara çoktuu Kalmaktan ürkköndöy köç.
Kara püsküllü Kalmuk’tan ürkmüş gibi göç.
Suluu desen Kalmaktın kızına köç,
Güzel desen Kalmuk’un kızına göç,
Suuk desen Son-Köldün muzuna köç,
Soğuk dersen Son-Köl’ün buzuna göç.
Tunuk desen Beş-Köldün tuzuna köç,
Saf su dersen Beş-Köl’ün tuzuna göç,
Isık desen İndistan kışına köç,
Sıcak dersen Hindistan’ın kışına göç.
İlgir desen münüşkör kuşuna köç,
Alıcı kuş dersen avcı kuşuna göç,
Agın dayra tolkugan suularga köç,
Akın derya dalgalanan sulara göç.
Su üstünde kalkıgan kuularga köç,
Su üstünde yüzen kuğulara göç,
Aralga köç degende, aralga köç,
Adaya göç denildiğinde adaya göç.
Aral otun ottogon maralga köç,
Ada otunu otlayan marala göç,
Biyikke köç degende biyikke köç,
Yükseğe göç denildiğinde yükseğe göç.
Biyik otun ottogon kiyikke köç,
Yüksek yerin otunu yiyen geyiğe göç,
Sazdarga köç degende sazdarga köç,
Sazlara göç dendiğinde sazlara göç.
Sazdın otun ottogon kazdarga köç,
Sazlığın otunda otlayan kazlara göç,
Kırlarga köç degende kırlarga köç,
Kırlara göç denildiğinde kırlara göç.
Kırdın otun ottogon sıyırga köç,
Kırların otunu yiyen sığırlara göç,
Köç, köç badik, köç badik köçüröyün,
Göç, göç badik, göç badik göçüreyim.
Badik bolgon atındı öçüreyin.
Badik olan adını kaldırayım.
Şeklinde efsunlu sözler söylenir (Abdulvaliyev, v.d. 2010: 153; Ceenalı, Muratov, 1994: 21-22; Akmataliyev,
v.d., 2004: 283; Cusupov, 3. Tom, 1995: 505; Karasayev, 1986: 52; Orozobayev, 2010: 219).
78
kuş gibi hareketler yapar, sonunda kendini kaybeder. Kendine geldikten sonra gelecekte
olacaklar hakkında haberler verir (Cusupov, v.d., V. Tom, 2004: 360). Kırgız Türkleri bakşıbübülerin loğusalık döneminde alkarısını (=albarstı) kaçırma özelliklerinin olduğuna da
inanırlar. Bakşı-bübü kavramı Manas Destanı’nda şu mısralarda da zikredilmektedir:
Bakşı menen bübüdön
Bakşı ile bübüden
Nemesi koyboy çakırdı
Hiçbirini koymadı çağırdı
(Abdıldayev, v.d., 1995: 36).
Kırgızlar arasındaki inançlara göre bazı bakşılar sahip oldukları ruhları (cinler/periler)
başka bakşılara kaptırırlarsa sıradan insan durumuna geçerler. Bu nedenle Kırgızlar arasında
işsiz, avare avare dolaşanlara “Çımının kaktırgan bakşıday boluptur: Ruhunu/Cinini kaptıran
bakşı gibi olmuş” sözü kullanılır. Yine Kırgızların inançlarına göre bakşılar hastalıkları
gündüz değil, gece görüp tespit edebilirler (Akmataliyev, v.d., 2003). Şamanların hastalıkları
tedavi sırasında birtakım sihirli sözler söyledikleri ve hastalığa neden olan ruhları bu şekilde
uzaklaştırdıkları kabul edilmektedir. Bu türden sözler bakşı-bübüler tarafından da
söylenmektedir:
Manasçılar: Kırgız Türkleri arasında Manas ve devamı sayılan Semetey, Seytek gibi
destanları usta-çırak ilişki içinde öğrenen, destanları dinleyicilerin olduğu ortamlarda icra
eden sanat erbabı, usta destan anlatıcı/söyleyicilerine Manasçı denilmektedir. Manasçılar
Kırgızlar arasında “emçi-domçuluk” yeteneklerine sahip kişiler olarak kabul edilir. Bu
nedenle Manasçıların da destan söyleme dışında zaman ve şartlara bağlı olarak “emçidomçuluk” yaptıkları da görülmektedir.
Bütün Türk boylarında olduğu gibi Kırgızlara göre de evren, gökyüzü, yeryüzü ve yer
altı (ruhlar âlemi) dünyası olarak üçe ayrılmıştır. Manas Destanı ise Teñir ile arbaklar
düynösü (Gökyüzü/Allah ile yeraltı)’dan gelen manevi güç olarak kabul edilmektedir. Bu
bağlamda Manasçılar, bu güçler ile insanoğlu arasında iletişimi sağlayan keramet sahibi
kişiler olarak kabul edilmektedir.
Manasçılar destana küçük yaşlarda ilgi duymaya başlarlar. Bu ilginin ve mesleğin
itibarının bir sonucu olarak -şamanlarda olduğu gibi- rüyalarında Manas ve Manas’ın
kahramanlarından birinin “Manas’ı oku!” emriyle destancılık maceraları başlar (Çeribaş,
2012). Manasçı adayının mesleğe başlamadan ve rüya görmeden önce bir hastalık geçirmesi
ve Şamanlarda olduğu gibi hastalığın sırrını da öğrenmiş olması gerekmektedir. Tanrı ile
insanoğlu arasında aracılık vazifesi yaptığı düşünülen Manasçılar, Kırgızlara göre ervahların
79
(ruhların) seçtiği kişiler olup, insan veya hayvanların bütün hastalıklarını bu ruhlar
aracılığıyla öğrenebilme yeteneğine sahip kimseler olarak kabul edilir (Çeribaş, 2012: 109;
Aalıbek, 2003: 54).
Kırgızlar arasında en şöhretli Manasçılardan kabul edilen Sagımbay Orozbakov,
onunla ilgili bilgi veren kaynaklarda Manas söyleyerek kırgın girmiş koyun sürülerini
iyileştirir. Sagımbay dışında Keldibek, Şaabay Azizov, Togolok Moldo, Mambet Çokmorov,
Kaba Atabekov gibi Manasçılar da emçi-domçuluk yapan diğer Manasçılardır (Geniş bilgi
için Çeribaş, 2012:109; Aalıbek, 2003: 54-57; Abdıldayev, v.d., II. Tom, 2004: 160).
Moldolor/Dambıldalar: Türkiye Türkçesinde molla olarak kullanılan kelime, Kırgız
Türkçesinde moldo şeklini almıştır. Moldo, Kırgız Türkçesinde “medrese eğitiminden geçmiş,
din işleri ile ilgili kişiler” için kullandığı gibi “öğretmen”, “okur-yazar” “sakin”, “mütevazı”
ve “tedavi işleri ile uğraşan kişi” anlamlarına da gelmektedir (Karasayev, 1996: 539;
Akmataliyev, v.d., 2010: 930; Yudahin, II. Cilt, 1998: 569).
Dambılda Kırgız Türkçesine Özbek Türkçesinden geçtiği kabul edilen sözlerden
biridir. Sözün “dambılda/damılda” şekilleri vardır. Kelime Özbekçede “domula” olarak
kullanılmaktadır. Sözün “köy öğretmeni”, “cami imamı”, “medrese muallimi” anlamlarına
geldiği gibi “okur-yazar” anlamına da gelmektedir. Bu anlamda moldo ile dambılda
çoğunlukla aynı anlamda kullanılan sözlerdir (Karasayev, 1996: 231; Akmataliyev, v.d.,
2010: 328). Yudahin, kelimenin daamoldo şekline gönderme yaparak “müderris” anlamına
geldiğini söylemektedir (Yudahin, I. Cilt, 1998: 291). Kavram Manas Eposunun Sözdügü’nde
“molla, törö (efendi/itibarlı), yardım edici, koruyucu” karşılıklarıyla verilerek “şeriatı iyi
bilen, Allah’a hizmet eden, din mektebi muallimi, okumuş” anlamları verilmiştir (Abdıldayev,
v.d., 1995: 55).
Kırgızlar arasında dem saluu veya apsun okup dem saluu adı verilen tedavi işlerini
genellikle moldolar ve dambıldalar yapmaktadır. Bunlar hastaları iyileştirmek için dua
okuyup içlerine su veya hava çekerler, sonra da bu suyu ve havayı hastaların üzerine
püskürterek tedavi yaparlar. Manas Destanı’nda bu anlamda “apsun okup dem saldı: efsun
okuyup tedavi etti” ifadesi geçmektedir (Musayev, v.d., II. Tom, 1995: 712; Abdıldayev, v.d.,
1995: 56).
Moldo/Dambıldalar Kuran-ı Kerim ve Arap alfabesini bildikleri için insanlar
tarafından keramet sahibi kişiler olarak da görülmüş, birtakım hastalıklarda onlara müracaat
edilmiştir.
Bu
bakımlardan
baş
ağrısından
80
tedavisi
en
zor
hastalıklara
kadar
moldo/dambıldaların yazdığı muskaların (tumar) şifa kaynağı olacağına inanılmıştır. Kırgız
Türkçesinde moldoların yaptığı bu türden işleri tarif etmek için “arıptap koyuu: sağaltma,
sihirli güçle tedavi etme” sözü kullanılmaktadır (Karasayev, 1995: 53). Kırgızlar arasında
Moldo/Dambıldaların yaptıkları tedavi işleri bal kitep açuu22 ve baş tegeretüü23 olarak
adlandırılmaktadır.
Sonuç
Kırgız halk hekimliği geleneği bütün Türk boylarında olduğu gibi çoğunlukla
Şamanlık müessesi üzerine inşa edilmiştir. Bakşı olarak adlandırılan Kırgız şamanları
geçirdikleri sosyo-kültürel ve tarihi sürece uygun olarak din adamı özelliklerini büyük oranda
kaybederek “halk hekimi” kimliğini kazanmışlardır. Hatta erkek halk hekimleri için bakşı
kavramı kullanılırken, kadın halk hekimleri için “bübü” her ikisini karşılamak amacıyla da
“bakşı-bübü” kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Ancak Kırgızlar İslam medeniyet dairesine
girdikten sonra İslâm dininin ulularını ifade etmek “moldo, dambılda, dubana, derviş” gibi
kavramları kullanmaya başlamış, Arapça ve Farsçadan da tedaviye dair “illet, efsun, deva,
ilaç, darı” gibi kelimeleri almışlardır.
Kırgız halk hekimliği geleneği ile diğer Türk boylarının gelenekleri arasında büyük
oranda benzerlik vardır. Farklılıkların oluşmasında tarihi süreç, coğrafya, sosyo-kültürel
yapıdaki değişiklikler etkili olmuş görünmektedir. Kırgız halk hekimliği geleneği ile Türk
boylarının halk hekimliği gelenekleri arasındaki benzerlik sadece muhtevada değil, içerik ve
uygulamada da devam etmektedir.
Kırgızlar yakın döneme kadar atlı-göçer olarak hayatlarını idame ettirdikleri ve İslâm
dini ile kökleri eskiye dayanan ve bünyesinde animistik unsurlar barındıran inançları
harmanladıkları için halk hekimliği geleneği canlı olarak varlığını devam ettirmiş ve
günümüze kadar gelmiştir. Sovyet Döneminde gelenek üzerinde baskılar artmış olsa da Kırgız
Türkleri bu baskılara rağmen geleneksel hekimlik uygulamalarını ve inançlarını
sürdürmüşlerdir.
22
Kırgızlar arasında moldoların ve dambıldaların, olacak işleri söyledikleri birtakım uygulamalar vardır ki buna
bal kitep açuu denmektedir. Bal kitep’ten kasıt “Kuran”dır. Bu bağlamda bal kitep açuu “tatlı konuşmak, tatlı
dağıtmak” anlamına da gelmektedir (Akmataliyev, v.d., 2003: 133).
23
Türkiye Türkçesinde kullanılan “başında döndürmek, başında çevirmek” uygulaması ile aynı anlama
gelmektedir. Kavram Kırgız Türkçesinde “sadaka”, “bahşiş” veya “birini ikna etmek, inandırmak” anlamlarını
da ihtiva etmektedir. Özellikle birbirine ısınamayan, birbirini sevmeyen karı-kocalar için yapılan efsunları
anlatmak için de bu kavram kullanılmaktadır. Bu bağlamda Kırgızlar arasında baş tegeretüü karşılığında
“cıluuluk (ısındırma/sevdirme)” kavramı da yer almaktadır. Söz konusu efsunlar moldolar ve dambıldalar
tarafından yapılmaktadır (Akmataliyev, v.d., 2003: 133; Abdıldayev, v.d., 1969: 232).
81
KAYNAKÇA
Aalıbek, Talant, Manastanım-Comokçunun Colu, Bişkek, 2003.
Abdıldayev, E., R. Sarıpbekov, A. Akmataliyev, Manas Eposunun Sözdügü, Bişkek,
1995.
Akmataliyev, A., v.d., Kırgız Adabiyatının Tarıhı, I. Tom, Bişkek, 2004.
Akmataliyev, A., v.d., Kırgız Adabiyatının Tarıhı, II. Tom, Bişkek, 2004.
Akmataliyev, A., K. Kırbaşev, M. Ömürbayev, Ö. Şarşenaliyev, Kaada-Salttar, Ak
Batalar, Bişkek, 2003.
Asanov, Ü, Abdıldacan Akmataliyev, Kırgız Adabiyatı Entsiklopediyalık Okuu
Kuralı, Bişkek, 2004.
Cusupov, Keneş, Kırgızdar (Sancıra, Tarıh, Muras, Önör), Bişkek, 1995.
Cusupov, Keneş, Bayırkının İzderi, Bişkek, 2001.
Cusupov, Keneş, İmanaliyev, K., Kırgızdar, IV. Tom, Bişkek, 2004.
Cusupov, Keneş, İmanaliyev, K., Kırgızdar, V. Tom, Bişkek, 2004.
Çeribaş, Mehmet, Kırgız Türklerinde Manasçılık Geleneği ve Manasçılar, TKAE
Yay., Ank., 2012.
Dıykanbayeva, Mayramgül, Kırgız Atalar Kültü ve Kırgız Atalar Kültünün
Yaşayan Kültüre Etkisi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ank., 2009.
Düyşenbek Çomo Uulu, Tabıpçılık-Uluu Sır-Kıl Tamırçı Keneş Beret, Bişkek,
2008.
Karasayev, Husayin, Özdöştürülgön Sözdör (Sözdük), Frunze, 1986.
Karasayev, Husayin, Nakıl Sözdör, Bişkek, 1995.
Karasayev, Husayin, Kamusnaama, Bişkek, 1996.
Karatayev, Olcobay, Salaydin Eraliyev, Kırgız Etnografyası Boyunça Sözdük,
Bişkek, 2005.
Kırgız-Sovet Entsikloediyası, V. Tom, Frunze, 1980.
Manas-Kırgız Elinin Baatırdık Eposu, II. Tom (haz. Samar Musayev, v.d.), Bişkek,
1995.
82
Moldaliyeva, Nurgül, Kırgız Türkçesinin Sağlıkla İlgili Söz Varlığı, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ank., 2010.
Moldobayev, İ., B., “Manas Eposundagı Edik Meditsiya” Manasçılar-Kırgız Elinin
Ruhaniy İnsandarı, Bişkek, 1993.
Orozobayev, Mayrambek, Kırgızcadaki İslam Dışı Geleneksel İnanç ve İnanışlarla
İlgili Söz Varlığı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ank.
2010.
Orozobayev, Mayrambek, “Kırgız Halk İnancı ve Halk Hekimliği Uygulamalarında
Yılan”, Karadeniz, S.15, 2002.
Şeriyev, Ceenalı, Abdıkerim Muratov, Adabiyat Terminderdin Tüşündürmö
Sözdügü, Bişkek, 1994.
Taştemirov, C., S. Bayhodcoyev, S. Zakirov, Kırgız Elinin Oozeki Çıgarmaçılık
Tarıhının Oçerki, Frunze, 1973.
Yudahin, K. K, Kırgız Sözlüğü, I. Cilt, (çev. Abdullah Taymas), TDK Yay., Ank.,
1998.
Yudahin, K. K, Kırgız Sözlüğü, II. Cilt, (çev. Abdullah Taymas), TDK Yay., Ank.,
1998.
83
Download

Şaman/Bakşı Tipolojisi Bağlamında Kırgızlarda Halk Hekimliği