Şefaat
Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyoruz..
İçindekiler
1. Müşriklerin "yakınlaşma" ve "şefaat" Beklentileri
2. Şefaat Kavramı
3. Mahşer günü şefaati reddeden ayetler
3.1 - Bakara (2) 47-48
3.2 - Bakara (2) 122-123
3.3 - Bakara (2) 254-255
3.4 - Enam (6) 70-71
3.5 - Necm (53) 36-41
3.6 - İnfitar (82) 17-19
3.7 - Duhan (44) 40-42
3.8 - Lokman (31) 33
3.9 - Abese (80) 33-37
3.10 - Şuara (26) 87-89
3.11 - Mumtehine (60) 3
4. Şefaate delil gösterilen ayetler
4.1 - Necm (53) 26
4.2 - Meryem (19) 85-87
4.3 - Enbiya (21) 26-28
4.4 - Taha (20) 108-110
4.5 - Sebe (34) 22-23
4.6 - Yunus (10) 3
4.7 - Muddessir (74) 40-48
4.8 - Zuhruf (43) 86
5. Allah'ın şefaati
6. Sonuç
1. Müşriklerin "yakınlaşma" ve "şefaat" beklentileri
Şefaat kavramına geçmeden önce şirk kavramının iyi anlaşılmış olması gerekiyor. Zira bu iki kavram birbiriyle çok yakından ilgilidir. Allah'ın dışında/altında bir takım
varlıklara tapan (yani şirk koşan) bu insanlar kimlerdir, bu tapınma eylemi tam olarak nedir ve hangi şekillerde gerçekleşebilir ? Bu soruların cevaplanmış olması gerekiyor.
Bunun için 'Şirk' konusunun doğru bir şekilde anlaşılmış olması lazım. Şirk konusuyla ilgili ayetler oldukça fazla, fakat burada konuya girmek adına müşriklerle ilgili 2 pasajı
(39.1-4 ve 10.18) okuyup ardından ŞEFAAT konusuna geçeceğiz. Bu pasajlarda, müşriklere neden şirk koştukları soruluyor. Bu sorulara verdikleri cevaplar, aslında bir insanın
neden şirke bulaştığı konusunda bize harika bir ipucu veriyor ;
39.1
39.1 - Kitabın indirilişi, aziz (=yüce/üstün) ve hakim (=hikmet sahibi) olan Allah'tandır.
39.2
39.2 - Biz bu kitabı sana hak olarak indirdik, o halde dini Allah'a ait (=has) kılarak sadece Allah'a kulluk (ibadet) et.
39.3
39.3 - Dikkat edin, halis din Allah'a aittir. Allah'ın aşağısında (başka) dostlar edinenler (şöyle derler); "Biz bunlara sırf bizi Allah'a daha çok
yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!". Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecektir, gerçekten Allah, yalancı, nankör
insanı doğru yola iletmez.
39.4
39.4 - Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini (elbette) seçebilirdi; (fakat) O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan
Allah'tır.
10.18
Genel Page 1
10.18 - Allah'ın altında kendilerine zarar da yarar da sağlayamayacak varlıklara tapınıyorlar ve (bu tapınmayı yaparken) diyorlar ki "İşte bunlar,
bizim Allah katında şefaatçılarımızdır (yani bunlar bize şefaat etsinler diye yapıyoruz bunları)." De ki onlara : "Siz yoksa göklerde ve yerde Allah'ın
bilmediği bir şey var da, Allah'a onun haberini mi veriyorsunuz !?" O, onların şirk koştukları şeylerden uzaktır, yücedir..
Allah'la arasına başka tanrıcıklar koyanların, bu varlıklardan 2 temel beklenti içerisinde olduklarını görüyoruz ;
1. Allah'a yakınlaşma vesilesi (iyi bir insan olmak yerine iyi insanların eteklerine yapışarak cennete gitme çabası)
2. Şefaat (Allah'ın gazabından kurtulmak için bu dünyadaki torpil mekanizmasını mahşere taşıma çabası)
Ayrıca müşriklerin Allah bilmez/tanımaz insanlar olmadıklarını da görüyoruz. Allah'ı biliyor ve tanıyorlar fakat O'nunla aralarına aracılar yerleştirerek dini
tanınmaz hale getiriyorlar. Yani zihinlerinde bir yaratıcı var fakat yaratıcı algılarında sıkıntı var, yaratıcıyla ilişkilerinde arıza var..
2. Şefaat Kavramı
--- "bir nesneyi kendi benzerine eklemek veya katmak" demektir. Kelimenin Fecr suresindeki kullanımı ;
89.3 - Çifte ve teke..
Buradaki "şef'un" sözcüğü bileşik olmalarından dolayı mahlukatı ifade eder.
Nitekim ;
51.49 - Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık (yani, her şeyin bir karşıtını yarattık). Umulur ki, öğüt alıp düşünürsünüz.
"vetrun" sözcüğü ise her yönden bir olma özelliğini taşıdığı için Allah'ı ifade eder.
(bu iki sözcük farklı şekillerde de yorumlanmıştır, fakat şu anda konumuz bu değil)
--- "Kendisinin bir yardımcısı olarak, ve onun yerine ricacı, talepte bulunan biri olarak bir başkasına katılma." Daha çok daha üst mertebedeki
birinin daha alt mertebedeki birine katılmasıyla ilgili kullanılır. Kıyamet günü gerçekleşeceğine inanılan şefaat buradan gelir.
(kaynak : Müfredat - Râgıb el-Isfahanî)
Nisa suresindeki kullanıma bakalım ;
4.85 - Kim, güzel bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan da kendisine bir pay
vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.
Yani; kim bir işte bir başkasına katılır, ona yardım eder, ona destek verirse; yararında ve zararında ona ortak olur. Demek ki şefaat kavramı sadece ahirete
mahsus değil, dünyadaki işlerimiz için de kullanılabiliyor.
Şimdi konuyla ilgili ayetleri incelemeye başlayalım. İlgili ayetleri 2 ana başlık altında inceliyor olacağız. Üçüncü bölüm; şefaati açıkça reddeden ayetlerden
oluşuyor.
Dördüncü bölümde ise (mahşer günü) şefaatin var olduğunu ileri sürenler tarafından delil olarak kullanılan ayetler var ;
3. Mahşer günü şefaati reddeden ayetler
3.1 - Bakara (2) 47-48
2.47
2.47 - Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
2.48
2.48 - Öyle bir günden sakının (=korkun) ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez, hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul
olunmaz, kimseden fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.
3.2 - Bakara (2) 122-123
2.122
2.122 - Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
2.123
Genel Page 2
2.123
2.123 - Öyle bir günden sakının (=korkun) ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez, hiç kimseden fidye alınmaz, şefaat yarar
sağlamaz ve hiç kimseye yardım da edilmez.
3.3 - Bakara (2) 254-255
2.254
2.254 - Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin (=pazarlığın), hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak
verdiklerimizden harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.
2.255
2.255 - Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey
O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir ? O, onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. İnsanlar O'nun bilgisinden,
bizzat kendisinin dilediği dışında, hiç bir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Gökleri ve yeri
koruyup gözetmek O'na güç gelmez. Yüce ve büyük olan yalnızca O'dur.
Bu pasajda 255. ayette sorulan "izni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir ?" sorusunu 254. ayetten bağımsız düşünmek yanlış olacaktır. Bu
ayette geçen tek bir cümleyi bağlamından kopararak okuyan kardeşlerimiz var malesef. Çünkü sadece soruyu cımbızla çekip okursak, sanki Allah'ın şefaat için
yetki/izin verdiği insanlar da varmış gibi algılanabiliyor. Fakat bu soru yine aynı surenin yukarıda okumuş olduğumuz diğer ayetleriyle birlikte düşünüldüğünde,
soruyu Allah'ın cevapsız bırakmadığını göreceğiz. Yani, "Allah'ın izin vermediği, paylaşmadığı o şefaat yetkisini kullanacak olan da kimmiş ? Siz yoksa göklerde
ve yerde Allah'ın bilmediği bir şey var da, Allah'a onun haberini mi veriyorsunuz ? (10.18)"
Allah kimseye şefaat yetkisi vermemiştir. O'nun izni ve bilgisi olmaksızın O'nun şefaat hakkını pay edip kullara dağıtmak şirktir.
3.4 - Enam (6) 70-71
6.70
6.70 - Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Kişinin yaptığı amellerle helak olmaması için Onunla
(Kur'an ile) öğüt ver (=hatırlat).. Onun için Allah'tan başka bir dost ve bir şefaatçi yoktur. (yani o kişiye hatırlat ki Allah'ın dışında/altında ne bir
dost ne de bir şefaatçi vardır..) Her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte bu insanlar yaptıkları sebebiyle helak olmuşlardır. İnkar
etmelerinden dolayı, onlar için kaynar sudan bir içecek ve şiddetli bir azap vardır.
6.71
6.71 - De ki: "Allah'ın berisinden, bize yarar da zarar da veremeyecek şeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra ökçelerimiz
üstüne geri mi döndürelim? Arkadaşları ‘bize gel!' diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeyta nların ayarttığı kimse
gibi mi (olalım)?" De ki: "Şüphe yok ki Allahın rehberliği, yegane rehberliktir.ve biz, kendimizi bütün alemlerin Rabbine teslim etmekle
emrolunduk"
(bu pasajla ilgili 35.5-6 // 50.45 ayetleri de okunabilir. Biz konumuzun dışına çıkmamak için devam ediyoruz..)
3.5 - Necm (53) 36-41
53.36
53.36 - Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi ?
53.37
53.37 - Ve vefalı İbrahim'in (sahifelerinde olan) .. ?
53.38
53.38 - Doğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
53.39
Genel Page 3
53.39
53.39 - Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.
53.40
53.40 - Ve kendi emeği yakında görülecektir.
53.41
53.41 - Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.
3.6 - İnfitar (82) 17-19
82.17
82.17 - Hesap (=din) gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
82.18
82.18 - Evet, hesap gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
82.19
82.19 - O gün kimsenin kimseye hiçbir yararının olmayacağı gündür.. İş (=buyruk) o gün sadece Allah'ındır.
3.7 - Duhan (44) 40-42
44.40
44.40 - Hiç kuşkusuz, ayrım (=hüküm) günü, hepsinin buluşma zamanıdır,
44.41
44.41 - ki o Gün hiç kimsenin dostuna bir faydası dokunmayacak ve hiç kimse bir yardım görmeyecektir,
44.42
44.42 - Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Şüphesiz O, azizdir, rahimdir.
3.8 - Lokman (31) 33
31.33
31.33 - Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir
yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir (=haktır). Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı da sizi Allah ile
aldatmasın.
3.9 - Abese (80) 33-37
80.33
80.33 - Şiddetli ses (=sahha) geldiğinde,
80.34
80.34 - O gün, kişi öz kardeşinden kaçar,
80.35
80.35 - öz annesinden, öz babasından,
80.36
80.36 - eşinden, oğullarından..
80.37
80.37 - O gün her kişinin kendisini meşgul edecek bir işi vardır.
3.10 - Şuara (26) 87-89 (İbrahim'in duası)
Genel Page 4
26.87
26.87 - "Ve o herkesin kaldırılacağı gün beni utandırma;
26.88
26.88 - o gün ki, ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olmayacaktır ;
26.89
26.89 - yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!"
3.11 - Mumtehine (60) 3
60.3
60.3 - Kıyamet gününde ne akrabalarınızın ne de çocuklarınızın size hiçbir yararı olmaz. O, sizi birbirinizden ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı
görmektedir.
Buraya kadar okunan ayetlerden çıkan neticeler ;
1. Kimsenin kimseye şefaat etmesi (azaptan/cehennemden kurtarması) söz konusu değildir.
2. Kimsenin kimseye 'yardım etmesi', 'fidye vermesi' ya da 'yükünü devretmesi' söz konusu değildir.
3. Şefaat ve kurtarma işi ve yetkisi sadece Allah'a aittir.
Yani mahşer günü 'şefaat' diye bir kavram var, fakat bu kavram tümüyle Allah'a ait.
Bir kul olarak, peygamber dahi olsa (39.19) hiç kimsenin hiç kimseye şefaat etmesi, yardım etmesi mümkün değildir.
Zira o gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır ;
16.111 - O gün, herkes kendi nefsi için mücadele eder ve herkese, yaptığının karşılığı tam tamına ödenir; onlar asla zulme uğratılmazlar.
20.108 - O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahmana karşı sesler kısılmıştır; artık bir fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.
80.37 - O gün her kişinin kendisini meşgul edecek bir işi vardır.
Şimdi 4. bölüme geçelim, yani "cehenneme girecek olan bir kişinin, bir başkasının şefaatiyle cehennemden kurtulabileceği"ne inananların delil olarak gösterdikleri ayetleri
okuyalım. Fakat bu ayetleri okurken, lütfen ilk gruptaki ayetleri hatırdan çıkarmadan düşünelim. Ancak bu şekilde bütüncül ve doğru olan manayı anlamış olacağız..
4. Şefaate delil gösterilen ayetler
4.1 - Necm (53) 26
53.26
53.26 - Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izin vermesinden sonra, Allahın dilediği ve razı olduğundan başkasına
hiçbir şeyle fayda sağlamaz.
1. Burada şefaat eden melekler, yani Allah'tır. Şefaat işini 'melekleri'ne yaptırmaktadır
2. Melekler Allah'ın emir ve izin vermesinden sonra şefaat edeceklerdir
(zaten melekler Allah'ın emri dışında kendi iradeleriyle iş yapmazlar (bkz. 21.26-28 & 16.49-50) )
3. Şefaat edilen kişiler Allah'ın dilediği ve (zaten) razı olduğu kimselerdir
Yani burada şefaat edilen insanlar cehenneme gidecek olanlar değil, tam tersi Allah'ın rızasını kazanmış ve cennete gidecek olanlardır. Ve dikkat ederseniz, şefaat edici
olarak 'melekler' geçmektedir. Yani burada şefaat edecek olan Allah'tır. Ve bu durum, 3. bölüm'de okuduğumuz ayetlerden anladıklarımızla örtüşmektedir.
Konu bütünlüğünü kaybetmemek ve bu ayeti daha iyi anlamak için bu ayetin öncesine de bakalım ;
53.19
53.19 - Gördünüz mü, haber verin; Lat ve Uzza'yı ?
53.20
53.20 - Ve üçüncü (put) olan Menat'ı ?
53.21
53.21 - Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu?
53.22
53.22 - Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma.
53.23
Genel Page 5
53.23
53.23 - Bu, sizin ve atalarınızın isimlendirdiğiniz isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili hiçbir delil indirmiş değildir. Onlar, yalnızca zanna
ve nefislerinin heva olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
53.24
53.24 - Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var?
53.25
53.25 - İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.
Şimdi bir de ayetin sonrasına bakalım ve ardından pasajı bir bütün olarak düşünelim ;
53.27
53.27 - Gerçek şu ki, ahirete (gerçekten) iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
53.28
53.28 - Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar
sağlamaz.
53.29
53.29 - Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.
53.30
53.30 - İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri budur. Şüphesiz, senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en
iyi bilen O'dur.
53.31
53.31 - Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da
daha güzeliyle ödüllendirir.
Ayetin içerisinde bulunduğu pasajı (53.19-31) bütün olarak okuyup düşündüğümüzde ; insanların Allah'ın yakını/yetkilisi olarak gördükleri varlıklara (meleklere) yükledikleri
anlamdan ve bu anlamın reddedilmesinden bahsedildiğini çok net görebiliriz. Allah'ın devretmediği yetkilerini bu varlıklara yükleyip, Allah'ın gazabından kurtulma çabası
içerisinde olduklarını fakat bu inançlarının zandan ibaret olduğunu anlıyoruz.
Bu sapkın anlayış reddediliyor ve işin aslının nasıl olduğu (26'da) vurgulanıyor ;
Meleklerin şefaatleri ancak Allah'ın kontrolünde ve Allah'ın razı olduğu mü'min kulları için gerçekleşen bir hadisedir. Yani aslında bu şefaat bizzat Allah tarafından
gerçekleştirilen bir şefaattir ve kontrolü bütünüyle Allah'a aittir. Meleklerin kendi yetkileriyle gerçekleştirdikleri bir yardım ya da şefaat söz konusu değildir.
İşte aradan cımbızla ayet çekmeden, konu bütünlüğüne riayet edilerek okunduğunda, meselenin ne kadar açık ve net olduğunu görüyoruz.
Aynı durum bir sonraki ayet grubunda da (19, 85-87) mevcut;
4.2 - Meryem (19) 85-87
19.85
19.85 - Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağımız gün,
19.86
19.86 - Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
19.87
19.87 - Rahmanın katında söz (=ahid) almışların dışında kimse şefaate malik olmayacaktır.
Kimdir bu Rahman'ın katından söz almış olanlar ? 53.26'da bahsi geçen "Allah'ın razı olduğu insanlar"dır bunlar. Onlar Allah'ın şefaatine nail olacaklardır.
Şimdi ayetlerin devamını okuyalım ve buradaki pasajın 53.19-31 pasajıyla nasıl paralellik arz ettiğine dikkat edelim ;
19.88
19.88 - Onlar, "Rahmân, bir çocuk edindi" dediler.
19.89
Genel Page 6
19.89
19.89 - Yemin olsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.
19.90
19.90 - Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;
19.91
19.91 - Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü..
19.92
19.92 - Hâlbuki Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz.
19.93
19.93 - Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.
19.94
19.94 - Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
19.95
19.95 - Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.
Buradaki pasaj, bir önceki pasajla tam bir paralellik arz ediyor, ve meleklere yüklenen 'kurtarıcı' sıfatını reddediyor, mutlak kurtarıcının yalnız Allah olduğu ve Allah'ın razı
oldukları (söz alanlar) dışında kimsenin şefaate nail olamayacağını anlıyoruz.
53.31 ve 19.93 ayetlerindeki ifade benzerliğine dikkat edin lütfen.. Gökte ve yerde olanlar, tümüyle Rahman'ın kullarıdır. Yani gökte olanlara (meleklere) özel yetki verilmiş
değildir, ve hesap günü (melek bile olsa) hiç bir kulun diğer bir kula yardım etmesi söz konusu olamaz.
4.3 - Enbiya (21) 26-28
21.26
21.26 - "Rahmân çocuk edindi" dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (onların Allah'a isnat ettikleri çocuklar aslında) ikram edilmiş
kullardırlar.
21.27
21.27 - Onlar Allah'tan önce söz söylemezler ve hep O'nun emriyle iş görürler.
21.28
21.28 - Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler ve hepsi O'nun
korkusuyla titrerler.
Bu pasajda, meleklere isnat edilen şefaat algısının aslının ne olduğunu daha net bir şekilde okuyabiliyoruz.. Önceki 2 başlıkla (4.1 ve 4.2) birlikte düşünüldüğünde, şefaat
edenin sadece ALLAH olduğunu, bu işi de melekleri aracılığı ile gerçekleştirdiğini anlamaktayız..
4.4 - Taha (20) 108-110
20.108
20.108 - O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.
20.109
20.109 - O Gün, Rahman'ın izin verdiği, sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaatin bir yararı olmayacaktır.
20.110
20.110 - Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O'nu ilimle kuşatamazlar.
109. ayette geçen ifadeyi de önceki pasajlarla birlikte düşünelim ; burada adı geçen şefaatin de "Allah'ın şefaati" olduğunu anlıyoruz.. Ayrıca "razı olduğu kimseler" ifadesini
burada da görüyoruz..
4.5 - Sebe (34) 22-23
34.22
Genel Page 7
Yaşar Nuri Öztürk Meali :
34.22 - De ki: "Allah dışındaki o bir şey sandıklarınızı çağırın (=yalvarın)! Ama onların, göklerde de yerde de zerre kadar güçleri yoktur. Göklerde
ve yerde onların ortaklığı da yoktur. Ve O'nun (=Allah'ın) onlardan bir destekçisi de yoktur."
34.23
34.23 - O'nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince
(birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.
23. ayette altını çizdiğimiz kısımdan (cümle yapısından dolayı) 2 farklı mana anlaşılabilir (ikisi de diğer ayetlere uygundur) ;
1. ..Allah'ın izin verdiğinden (meleklerden) başkasının şefaati fayda vermez...
2. ..Allah'ın izin verdiğinden (razı olduğu insanlardan) başkasına şefaat fayda vermez...
4.6 - Yunus (10) 3
10.3
10.3 - Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (=altı evrede) yaratan, sonra da Arş'a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır.
O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah'tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz ?
"Allah'ın izni" ile neyin kast edildiğini önceki ayetlerde görmüştük. Bu yüzden tekrar açıklama yapıp konuyu uzatmadan okumaya devam ediyoruz ;
4.7 - Muddessir (74) 40-48 (cennetteki insanların cehennemliklere soru sordukları pasaj)
74.40
74.40 - Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.
74.41
74.41 - günahkarlara (şöyle sorarlar);
74.42
74.42 - "Sizi şu cehenneme sürükleyen nedir? "
74.43
74.43 - Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
74.44
74.44 - "Yoksula yedirmezdik."
74.45
74.45 - "Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık."
74.46
74.46 - "Din (=hesap) gününü yalan sayıyorduk."
74.47
74.47 - "Sonunda yakîn gelip bize çattı."
74.48
74.48 - Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
Kimdir bu şefaat edecek olanlar ?
"Melekler"
Meleklerin şefaatinin onlara yarar sağlamayacak olması ne demektir ?
"Allah onlara şefaat etmeyecektir"
Yani Allah'ın şefaati sadece razı olduğu kullarınadır, cehennemlik olanlara şefaat etmeyecektir..
4.8 - Zuhruf (43) 86
43.86
Genel Page 8
43.86
43.86 - O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.
Önceki ayetler ışığında okuyacak olursak bu ayette geçen "bilerek hakka şahitlik edenler", melekler'dir.. Ve buradaki şefaat yine Allah'ın şefaati'dir..
Görüldüğü gibi, şefaate delil olarak gösterilen ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olan durum, bu ayetleri üçüçncü başlık altında okuduğumuz pasajlardan bağımsız
okunmasıdır. Bütün halinde okunup düşünüldüğünde, Allah'ın dışında kimsenin kimseye şefaat etmeyeceğini anlamış olduk. O halde Allah'ın şefaati ne demektir ? Şimdi bu
konu üzerinde düşünelim ;
5. Allah'ın şefaati
Allah'ın razı olduğu kullarına (melekler vasıtasıyla) şefaat etmesi ne demek ?
Hesap günü kimsenin kimseye şefaatinin olmadığını buraya kadar anlamış olduk.
Zaten önemli olan da buydu, çünkü Kur'an'ın şiddetle reddettiği şefaat tanımı da budur.
Sadece Allah'ın şefaati vardır ve bu şefaat zaten Allah'ın razı olduğu kullar içindir (yani cehenneme girecek bir kişiyi oradan kurtarma işlemi değildir).
O halde Allah'ın, razı olduğu (cennetlik) kullarına şefaat etmesi ne demektir ?
Bu soruya yine ayetler doğrultusunda cevap vermeye çalışalım.
Kelimenin sözlük manası ve ilgili ayetler incelendiğinde; cennete girecek olan mü'min'lerin, derecelerinin/mertebelerinin artırılması işlemine Allah'ın şefaati, diyebiliriz
(89.3 ayetindeki mana gereği, "teki çift yapma" manası..). Mahşer günü Allah'ın şefaati, razı olduğu kullarını cennete sokmasıdır, başka bir şey değil.
Yani bir dereceyi hak edene, daha üst derecelerin verilmesi veya daha üstün insanlarla birlikte olabilme imtiyazıdır.
Bu anlamda cennette farklı durumları izah eden bir kaç ayete değinebiliriz ;
4.95
4.95 - Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve
canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara
göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
4.96
4.96 - (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir). Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
4.69
4.69 - Kim Allah'a ve Rasule itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle
birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
Nisa Suresi'nde okuduğumuz bu iki pasaj ve benzeri ayetlerden anlayacağımız üzere, Allah'ın rızasını kazanmış kullarına bir lütfudur şefaat.. Onları cennetine sokması ve
derecelerini fazlasıyla artırmasıdır..
Allah ; razı olduğu kullarını şefaatiyle cennetine koyacaktır. Bu şefaati de melekleriyle kullarına ulaştıracaktır ;
16.31 - Altlarından ırmaklar akan adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allâh, korunanları böyle mükâfâtlandırır.
16.32 - Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de: "Selâm size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!" derler.
(benzer ayetler için ; 15.45-46 // 7.49 // 39.73-75 // 43.67-70 // 13.23-24)..
5. Sonuç
"..Şefaat tümüyle Allah'ındır.."
Buraya kadar okumuş olduğumuz tüm ilgili ayetlerin adeta özeti niteliğinde olan bir pasajı okuyarak konuyu kapatalım ;
39.43
39.43 - Yoksa onlar Allah'ın altında şefaatçiler mi edindiler ? De ki : (bu şefaatçi edindikleriniz) hiçbir şeye sahip değiller ve akılları hiçbir şeyi
kesmiyorsa da böyle mi ?
39.44
39.44 - De ki : şefaat bütünüyle Allah'ındır. Göklerin ve yerin sahibi odur. O'na döndürüleceksiniz.
39.45
Genel Page 9
39.45
39.45 - Tek başına Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalplerinin sıkıntı ile dolduğunu görürsün. Allah'ın dışında başka varlıklar da
zikredildiği zaman sevinmekten uçarlar.
Şirk, Allah'ın kimseyle paylaşmadığı sıfat ve yetkilerini başkalarında görme hastalığıdır, menfaatler doğrultusunda Allah'ın altında yetkili evlatlat var etmektir (9.30-31).
Dolayısı ile; "şefaat" kavramını Allah'ın dışında (altında) başka varlıklara yükleme çabası da şirktir (10.18). Bu müşrikleri 39.45'teki hallerinden tanıyabilirsiniz.. "Yalnız Allah" "Yalnız Kur'an " dendiği zaman öfkelenmelerinin sebebi budur. Yaratıcının yanında taptıkları putlar olmadan rahat edemezler. Onlar aslında bu dünyada kurdukları
"kayırma/nemalanma" sistemlerini ahirete taşıma derdindeler..
Fakat Allah'ın sisteminde (sünnetinde) bir değişme göremezsin (48.23 // 35.43 // 33.62), Allah adildir.. Müşriklerin kayırmaları, onlara sadece bu dünyada yarar sağlayabilir.
Mahşer gününün tek hakimi Allah'tır, ve kimsenin Allah'tan başka kurtarıcısı (şefaatçisi / yardımcısı) olmayacaktır..
Sonuç ;
- Şefaat vardır, fakat kimsenin kimseye şefaati yoktur.
- Şefaat edecek olan sadece Allah'tır.
- Allah'ın şefaati razı olduğu kullarınadır.
- Allah şefaat etme hakkını (yetkisini) kimseyle paylaşmamıştır.
Genel Page 10
Download

1. Müşriklerin "yakınlaşma" ve "şefaat" beklentileri