DECCAL
ya cüsseli, heybetli olduğunu belirten
örneklerde olduğu gibi deccalin şahsına
ait özellikleri tasvir eden rivayetlerde
de çelişkiler vardır. Bunlardan başka deccalin bir taraftan ilahlık iddiasında bulunacağını, diğer taraftan alnında "kafir" yazısının mevcut olacağını ve bunun
herkes ta rafından okunacağını belirten
rivayetleri makul bir şekilde bağdaştır­
mak da zordur. İlgili rivayetlerde deccalin ulühiyyet niteliklerine sahip gösterilmesi alimleri bunla rın sıhhatinden şüp­
he etmeye sevketmiş, gerçek mabuda
iman etmekle yükümlü bulunan insanları saptırması için deccale peygamberinkinden üstün harikalar verilmesi, ilahT hikmete ve kainatta sürüp giden sünnetullaha aykırı bulunmuştur (Reşfd Rı­
za, IX, 451-453).
Sonuç olarak Kur'an-ı Kerim'de decile ilgili hiçbir sarih ifade bulunmadığı açıktı r. Hadis olarak rivayet edilen
metinlerden elde edilebilecek en belirgin hüküm ise deccalin yeryüzünde inkarcılığı yaymaya çalışan, mukaddes değerleri yok sayan ve şer faaliyetlerini
destekleyen bir cereyan niteliği taşıdı­
ğıdır. Bu cereyanın muhtelif asırlarda
temsilcileri olmuş, bundan sonra da olacaktır. Buna göre deccal harika bir varIık, belli bir şahsiyet ve tek bir insan olmaktan çok her dönemde şerri temsil
eden bir tiptir. Deccal ile ilgili çeşitli rivayetlerde yer alan olağan üstü maddi
tasvir ve ayrıntılar ya isnad açısından
sahih değildir, yahut ravilerin sehivlerine maruz kalmış veya onl arın indi yorumlarıyla karışmıştır. Bu tür rivayetler
tevatür derecesine ulaşmadığından , ayrıca hicrT V. yüzyıldan itibaren mecazi
manalarma yorumlanmaları islam alimlerince mümkün görüldüğünden maddi
bir deccalin varlığını benimsemeyenlere
küfür veya dalalet isnat etmek de doğ ­
ru değildir.
caı
NesaT'nin es-Sünen 'i dışında Kütü,b-i
Sitte'nin tamamı ile kıyamet alametlerine ilişkin "fıten " ve "melahim" kitaplarında temas edilen deccal meselesi müstakil araştırmalara da konu teşkil etmiş­
tir. Said EyyQb'un el-MesiJ:ıu'd - deccal
(Kahire 1406 / 1985), Muhammed Ali eiBarr'ın el-MesiJ:ıu "l-muntazar ve tecalimü't - Talmud (Cidde 1408/ 1987), AbdüllatTf Aşar'un el-MesiJ:ıu'd-deccal
J:ıa~f~atün la J:ıayôl (Kahire 1409/ 1988).
Muhammed Abdurrahman Avad'ın MesiJ:ıu'lj.-ğalale (Kahire 1410/ 1989) ve Zeki Sarıtoprak'ın İslôma ve Diğer Diniere
Göre Deccal (İstanbu l 1992) adlı eserleri bunlardan bazılarıdır.
72
BİBLİYOGRAFYA :
Wensinck, Mu'cem, "del" md.; a.mlf.- Carra de Vaux, "Deccal", iA, lll, 505·506; M. F. Abdülbaki. Mu'cem, "Fir'avn" md.; Müsned, 1,
240, 242; ll, 93, 149, 372, 446, 449; N, 6; V,
213, 396; Buhari. "Ezfuı", 149, "Fiten", 25·27,
"Edeb", 97, "Enbiya'';, 3, 77; Müslim, "M~ad­
dime", 7, "İman", 1, 5·6, "Fiten", 34, 84·88,
94 ·95, 100·110, 119·122 ; İbn Mace, "Fiten",
33; Ebü DavOd, "MelaJ)inı", 14·16; Tirmizi, "Fiten", 58, 61; EbCı Hanife. el ·Fıkhü'l·ekber, Ka·
hire, ts., s. 7; Taberi, Cami'u'i·beyan (Bulak),
Xl, 15· 16 ; XII, 264, 266; XXVI, 52·53 ; a.e. (Şa­
kir), XII, 245 ·246; İbn Hazm. Fas/ (Umeyre), II,
118; Acurri, eş·Şerr'a (nşr. M. Hamid el-Fıkı),
Beyrut 1403/1983, s. 372 ·374, 381; Bakıllani,
Kitabü'l·Beyan, Beyrut 1958, s. 105; İbn FOrek, Mücerredü'l ·mal!:alat s. 144; Kiidi Abdülcebbar, el·Mugnf, XVI, 432; İbn EbO Ya'la, Ta·
balcatü'l ·fjanabile, ı, 46, 241; Zemahşeri, el ·
Keşşaf (Kahire), lll, 160; İbnü'I-Arabi. el·Füta·
f:ıat, ll, 190; VI, 331, 334; Nevevi, Şerhu Müslim,
XVIII, 46; İ bn Kesir, en·f'lihaye (Zeynl), 1, 91·
158; Teftazani, Şerf:ıu'l·Mal!:aşıd (nşr. Abdürrahim Umeyre), Beyrut 1989, V, 317; Abdülkerim eı-cm, el·insanü'l ·lcamil, Kahire 1402/
1981, ll, 81·82; İbn Hacer, Fethu'l·barf(Sa'd),
XIII, 98; XVI, 200; Ayni. 'Umdetü'l · ~carf, Kahire
1392/1972, XX, 101·105; SüyOti, ed·Dürrü'l·
menşür, Beyrut 1403/1983, VI, 378; Ali ei-Kiiri, Mirkatü'l·Mefatff:ı, Kahire, ts., V, 190, 195,
210·211, 219; Reşid Rıza, Te{sfrü'l·menar, lll,
317; VIII, 310; IX, 451·459, 489·507; Ömer Rı­
za Doğru!, Tanrı Buyruğu (İstanbul 1955, 1.
bs.), İstanbul 1980, s. 351; Muhammed Abdul-
lah es-Semman, el-islamü'l-muşa{{a, Kahire
1378/1958, s. 90·91; Said Nursi, Şualar, İstan·
bul 1958, s. 492·500; a.mlf., Sözler, İstanbul
1986, s. 319; Tecrid Tercemesi, IX, 184; Nası­
rüddin ei-Eibani. Silsiletü'l·ef:ıadfşi'ş·şaf:ıfha,
Küveyt 1400/1979, lll, 190 · 191; Abdülkerim
ei-Hatib, el-Mehdiyyü'l·muntazar ve men yen·
tazirüneh, Beyrut 1980, s. 112; Muhammed
Selame Cebr, Eşratü's·sa'a, Küveyt 1403/1982,
s. 34 ; Mahmud Şeltüt, el·Fetava, Kahire 1403/
1983, s. 78 ; Hasan Halid, el·İslam ve rü'ye·
tühü {tma ba'de 'l·f:ıayat, Beyrut 1406/1986,
s. 200·232, 235; Hasan Hanefi. Mine'/· 'akfde
ile 'ş·şevre, Kahire 1409/1988, N , 471, 487 ·
488; M. EbO Reyye, Eçlva' 'ale's·sünneti'l·Mu·
hammediyye, Kahire, ts., s. 34, 40; Zeki Sarı­
toprak, islama ve Diğer Diniere Göre Deccal,
İstanbul 1992, s. 25· 48, 54·67, 68·99, 103 ·
131; S. H. Longrigg, "al-Da!!.@.iil", E/ 2 (İng.),
ll, 76·77.
~ ZEKİ SARITOPRAK
D ECCAL
( Jb:-~ )
L
Hadis ilminde
cerh ifade eden bir terim.
_j
Sözlükte "çok yalan söyleyen, göz boyayan, sahtekar" anlamına gelir. Hz. Peygamber, kendinden sonra ortaya çıka­
cak yalancı peygamberlerden söz ederken onlar hakkında "deccal, kezzab" tabirlerini kullanmıştır (Buhar!, "Fiten", 25;
Müslim, "Fiten", 84) . Hadis uydurmayı
meslek haline getiren yalancı ravileri ifade etmek için cerh ve ta'dil* ilminde
deccal kelimesi kullanı lm ıştır. Cerh lafız­
larını en ağınndan en hafifine doğru altı dereceye ayıran hadis tenkitçilerinden
İbn Ebu Hatim, HatTb ei-Bağdadi, İbnü's ­
Salah, Zehebi ve Zeynüddin el-lrai{f'ye
göre deccal terimi birinci derecede, İbn
Hacer el-Askalani ve SehavT'ye göre ise
ikinci derecede ağır cerh lafızl arından­
dır. Buna göre deccal olarak nitelendirilen kimsenin rivayet ettiği hadis hiçbir
şekilde kullanılmaz.
BİBLİYOGRAFYA :
Usanü ' l· 'A.rab, "decciil" md.; Buhar!, "Fiten", 25; Müslim, "Fiten", 84; Hatlb. el·Ki{aye,
Medine, ts., s. 23; İbnü ' s-Salah, 'Wümü'l·f:ıa·
dfş, Kahire, ts., s. 59; Zehebi, Mfzanü ' l·i'tidal,
1, 4; Iraki. Şerhu'l·El{iye, Beyrut, ts., ll, 10·11;
İbn Hacer, Şerhu 1'/uf:ıbeti'l · filcer, Kahire 1989,
s. 65; Sehavi, Fetf:ıu' l· mugiş, ı , 370; SüyOti, Ted·
rfbü'r· ravf, 1, 346.
~ EMİN AşıKKUTLU
DECEI, Aurel
(1905·1976)
L
Osmanlılar hakkında
yayınlan olan Romanyalı tarihçi.
_j
1S Nisan 190S'te bir noterin oğlu olarak Transilvanya'nın Gura Riului kasabasında dünyaya geldi. Orta öğrenimini.
henüz Avusturya- Macaristan İmparator­
luğu'nun sınırları içinde olan Sibiu (Hermannstadt), Blaj ve Alba- Julia' da (Gyula
Fehervar) yaptı. Bu dönemde Macarca,
Almanca ve Latince öğrendi. 1923-1927
yılları arasında Cluj Üniversitesi'nde okurken Transilvanya, ı. Dünya Savaşı'nın arkasından yeni sınırlarına kavuşan Romanya'ya geçmiş bulunuyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra elde ettiği burslarla 1928-1930 arasında Roma'da, 1932'de İstanbul'da, 1933'te de Berlin'de çalışmala r yaptı. Daha sonra Paris'e giderek Ecole Nationale des Langues Orient ales Vivantes'ta Türkçe, Farsça, Arapça, Ermenice derslerine devam etti ve
193S'te buradan da diplama aldı. Romanya 'ya döndüğünde Cluj' da Transilvanya Milli Arşivi'nde çalışmaya başladı
ve bu arada doktora tezini tamamladı.
1936'da Cluj Üniversitesi'nde takdim edilen ve çok başarılı bulunan "Ermeni kaynaklarına göre IX-XIII. yüzyıllarda Rumenler" konusu üzerine hazırladığı tez
kısa bir süre sonra basılmıştır ("Romanii
din veacul al IX- Iea pa na in al XIII -lea in
lumina isvoarelor armeneşti", Anuarullns·
Download

TDV DIA - İslam Ansiklopedisi