UMUTLAR BARIŞ İÇİN
Lapa lapa yağan karlar altında yeni yıl telaşları yaşayan insanların koşuşturmaları, güvercinlerin
kanat çırpışları, denizin ve balıkçıların çağırışları, Eminönü’nü İstanbul’un en renkli yerlerinden biri haline
getiriyordu. Ünlü Nimet Abla Milli Piyango bayiinin önünde, piyango bileti almak isteyenler, uzun
kuyruklar oluşturmuşlardı.
Muhammet ve ailesi, kalabalığın içinde bir köşede bekleşiyorlardı. Kılık kıyafetleri ve tipleriyle
farklılıkları ile göze çarpıyordu. Muhammet ve ailesi, Suriye’deki iç savaştan kaçarak İstanbul’a gelmişlerdi.
Küçük kardeşi Mitra (Farsçada güneş demekti), annesi ve babası ile onları almaya gelecek akrabalarını
bekliyorlardı. Şam’daki evlerinden sadece giyecekleri ve önemli evraklarını alabilmişlerdi. Kısaca canlarını
zor kurtarmışlardı.
Yeni yıl demek, yeni umutlar demekti. Onların umutları da sığınacakları bir ev ve sıcak yemeklerdi.
Şam’daki evlerini ve arkadaşların hayal eden Muhammet, kardeşi Mitra’nın sıkıntıdan ağlamasıyla kendine
geldi. Kız kardeşi Mitra, iki yaşında, kıvırcık saçlı, parlak siyah gözlü, esmer bir Arap kızıydı. Anneleri,
küçük kızı deniz kenarına götürerek oyalamaya çalıştı. Yanlarında onlar gibi sığınmacı olan iki aile daha
bekliyordu.
Birkaç saat içinde diğer aileler taksilere binip yakınlarının yanlarına gitmişti. Soğukta beklemek
zordu ve Mitra beklemekten sıkılmış, huysuzlanmıştı. Yaşından dolayı olanları anlayamıyordu. Onlar da
yakında buradan gideceklerdi. Umutla kendilerini almaya gelecek olan akrabaları İbrahim amcayı
bekliyorlardı. Babası biraz önce onunla telefonda görüşmüştü. İbrahim amca, onları almak için yola çıkmıştı.
Anneleri Mitra’yı oyalamaya çalışıyordu ama küçük kız çok huysuzlaşmıştı. Muhammet, cebindeki
bir lirayla gidip simit aldı ve yarısını Mitra’ya verdi. Şimdi iki kardeş güvercinleri besliyorlardı. Güvercinler
de onlara alışmıştı, ayaklarının dibinden ayrılmıyordu. Muhammet’in annesi, gülümseyerek onları izliyordu.
Aradan yarım saat geçmemişti ki Muhammet ve Mitra, güvercinleri beslemeyi bırakmış, yerdeki
karlarla oynuyorlardı. Anne ve babaları, çok yorulmuş ve bavullarının üstüne oturmuşlardı. Birden önlerinde
bir kamyonet durdu ve içinden ilk defa gördükleri iki adam indi. Muhammet, babasıyla konuşmalarından
yanağını okşayan adamın İbrahim amca olduğunu öğrendi. Diğer amca da Mitra’yı kucaklayarak arabaya
bindirdi. Sonra hep beraber arabaya yerleşip İstanbul’da bilmedikleri bir semte doğru yola çıktılar. Fatih
Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçerken Muhammet çok heyecanlandı. Gördüğü manzara karşısında
büyülenmişti. Henüz 11 yaşındaydı ve ilk defa ülkesi dışında bir yer görüyordu. Daha önce okuldaki
derslerinden ve televizyondan komşu ülke Türkiye hakkında birçok şey öğrenmişti. Ama yaşayarak görmek
çok daha heyecan vericiydi.
Kamyonet, bahçeli, ağaçlarla çevrili küçük, sevimli bir evin önünde durdu. İçerden annesi yaşlarında
bir teyze ve üç çocuk çıkarak onları karşıladı. Tanıştılar, birbirlerine sarıldılar. Ev sahipleri, İbrahim amca,
Ayşe teyze ve onların çocukları Hasan, Hüseyin ve Şeyma’dan oluşan sıcakkanlı, sevimli bir aileydi.
Eve yerleştikten sonra Ayşe teyzenin pişirdiği yemekleri afiyetle ve iştahla yediler. Yemekten sonra
babaları İbrahim amca ile bir köşeye çekilip sohbete daldılar. Annesi de masayı toplayıp Ayşe teyze ile
mutfağa çekildi. Muhammet, ellerini yıkamak için banyoya giderken annesinin mutfak masası başında
oturup ağlayarak Ayşe teyzeye bir şeyler anlattığını gördü. Herhalde Şam’daki evlerinden ve yaşadıklarından
bahsediyordu. Annesi ne zaman Şam’dan bahsetse ağlardı.
Muhammet ve Mitra, evin çocuklarıyla biraz oynadılar. Mitracık hiçbir şeyden habersiz, halının
üstünde uyuyakalmıştı. Kıvırcık saçları ve masum yüzüyle çok tatlı görünüyordu.
Gece herkes Ayşe teyzenin hazırladığı yataklara yattıklarında Muhammet hemen uyumadı. Şam’da
bıraktıkları evi ve arkadaşlarını düşündü. Şimdi ağlayabilirdi. Yorganı yüzüne çekti, ağladı, ağladı...
Annesinin ağladığını görmesini istemiyordu. Her şeyin farkına varmamış gibi görünüyordu çevreye. Ama
annesinin üzüntülü halini görüyordu. Babasının çaresizliğini fark ediyordu. Ama umutlarını yitirmemişlerdi,
savaş bitecek ve evlerine döneceklerdi. Hem arkadaşlarıyla birbirlerine söz vermişlerdi; gittikleri yerlerden
birbirlerine yeni yıl dilekleri olan kartlar göndereceklerdi. Yeni yıl, istedikleri gibi yeni umutlarla dolu
gelecekti. Barış dolu, sevgi dolu bir yıl olacaktı. “İyi ki umutlarımız var.” diye düşündü. Gelecek güzel
günleri hayal ederek uykuya daldı.
Eda KARAKUŞ
6/A
İSTEK ÖZEL ACIBADEM ORTAOKULU
Download

UMUTLAR BARIŞ İÇİN Lapa lapa yağan karlar altında yeni yıl