K
itaplar Adası
[email protected]
[email protected]
M. SADIK ASLANKARA
Uzun yolda bir mola:
Kısa film...
İstanbul Uluslararası Kısa
Film Festivali’nin yirmi beşincisi 20–27 Kasım tarihleri arasında gerçekleştiriliyor… 25 koca yıl, çeyrek
yüzyıl; dile kolay…
B
in emek gerektiren böyle bir
işe soyunmak, iğnenin deliğinden geçerken belki kahrederek, ama savsaklamadan
süreğenlikle işin altından kalkıp
sonuçta bunca yılın içinden süzülebilmek, bütün bunlara karşın dimdik
ayakta durabilmek yine de kolayına
başarılacak iş değil, hiç değil!
Kısa film için uzun soluk gerektiren böyle
bir yolculuğu sürdürebilmiş, yirmi beş yıl
boyunca festivalini koruyabilmiş yirmi beş
ülke çıkar mı dünyada, kestiremiyorum. Ne
ki pek çok alanda nal toplayan ülkemizin en
azından kısa film geleneği oluşturma doğrultusundaki tutumuyla, yarattığı birikimle ilk
yirmi beş ülke arasına gireceğinden kuşkum
yok kendi payıma.
Hele Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan,
Ümit Ünal, Reha Erdem, Derviş Zaim, Çağan
Irmak, Tayfun Pirselimoğlu, Pelin Esmer,
Yüksel Aksu, Mustafa Altıoklar, Reis Çelik,
Belma Baş, Belmin Söylemez vb. adların
amatör sinema olgusu içinden, kısa film geleneğinden bugünlere ulaştığı da göz önüne
alınırsa işin önemi kendiliğinden çıkacaktır
ortaya.
Böylesi köklü geleneğe sahip alanda
konuya değgin, bir minik kitaplık da oluşmuştur artık herhalde diye düşünmekten
alamıyor insan kendini. “Kısa filmin babası”
olarak anılan, festivali geçmişten bugünlere
dişiyle tırnağıyla özden, erden çabasıyla, aile
bireyleriyle bugünlere taşıyan Hilmi Etikan’a
yöneltiyorum bu soruyu. Ama yok işte…
Evet yok.
Kısa film üzerine Türkçede kaynak tırnak
ucu kadar. Bunlardan kimilerine “Kitaplar
Adası”nda yer verdiğimi anımsıyorum geçmişte. Evet, yirmi beş yıldan bu yana bir
İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’miz
var, ama Türk kısa filmi için tarihçe oluşturup döküm çıkaracak kaynak yayın yok,
festival broşürleri dışında!
Dostluğumuz son on yıla yayılsa da yıllardır tanıdığım bir ad Hilmi Etikan. Onun Memet Fuat’ın Yeni Dergi’sinde bir sinema yazarlığı deneyimi de var üstelik. Ayrıca Etikan,
hem ciddi araştırmacı, belgeci hem de sıkı
belgesel sinemacı… Diyeceğim güç görünse
de Hilmi’nin, üstesinden kolayca gelebileceği iş yayın çıkarmak. Nitekim birlikte Belgesel Sinema yıllığı da yayımladık iki yıl arka
arkaya (2007–2008) Belgesel Sinemacılar
Birliği’nin yönetim kurulu üyeleri olarak.
Ne yapayım diye düşündüm uzun uzun,
bari söyleşi olsun, haftanın kitabı yerine geçsin, dedim bu. Sözü kendisine bırakmadan
önce kısa filme dönük kimi yaklaşımlarımı
S A Y F A
14
n
14
K A S I M
paylaşayım istiyorum ilkin…
KISA FİLMİN BÜYÜSÜNDEN İÇERİ
GİRMEK…
Kısa bir mektup için bile uzun zaman
gerektiği kulağınıza gelmiştir. Bundan ötürü
kısa öykü kadar kısa oyunla kısa film de
sıkça üzerinde durduğum önemli konu başlıkları oldu hep, olacak da. Çünkü bu üçlü
sanat tıpkı şiirle değişkeleri gibi birbirinin
içinde gezinerek, soluklanarak yol alırken
kendilerini de farklı serüvenlerle sınıyor aynı
zamanda.
Bu nedenle yıllardır söz konusu üçlünün
ihmal edilmemesi gerektiğini, film izlemelerinin bile insanda ufuk açıcı katkılar sağlayacağını söyler dururum… Öykücülerin
sayfaya gösterdiği yoğun ilgiyi bildiğimden
özellikle kısa öyküde kalem oynatan herkese, kısa oyunlarla kısa filmleri izlemek bir
yana ulaşabilirlerse metin ya da senaryo
okumanın da sayılamayacak yararlar getireceğini vurgularım.
Türleri, biçemleri farklı da olsa yapılandırma teknikleri ile kurgularında dikkat çekici
örtüşme gözlemek olası çünkü üçü arasında. Özellikle seyrelti, susku, soyutlama, sıçrama, artalan yaratmada birbiriyle
yarışıyor adeta bu üç kısa. Özellikle
genç öykücüler bunlara bakarak
kendi ürünlerinde sanatsal büyü
yaratmanın farklı yollarını deneyleyip
bir laboratuvar kurma olanağı da
yakalayabilir pekâlâ.
Nitekim Etikan’ın da öyküye düşkünlüğünü yakından biliyorum, hatta
bunun doğrudan tanıklığını yaptığımı söyleyebilirim. Kısa öykülerden
kalkarak gençlerle çektikleri nice
kısa film var. Öykünün kısa filmle
ilişkisine yönelik kişisel deneyimlerini yazın dergilerinden birinde olsun
genç öykücülerle paylaşabilse keşke Hilmi…
Hilmi Etikan’ın kısa film konusunda bir
kitaba soyunmayışına neden hayıflandığımı
anlatabildiğimi sanıyorum…
Gelin şimdi sözü kendisine bırakalım…
SİNEMA GÖNÜLLÜLÜĞÜYLE
ÖRÜLÜ BİR DÜNYA…
Kasım ayı. Her yıl olduğu gibi yine yeni
bir festivalin başlangıcındayız. Aylar önce
başlayan koşuşturma, tüm ağırlığı ile üzerimize çökmüş gibi. Düzenleyici ekip olarak
heyecanın yanı sıra ciddi bir yorgunluk da
yaşıyoruz. Seyirciler salondaki yerini aldıktan, ışıklar söndükten sonra, onlara sinema
dünyasında yapacağı bu gezintiyi hazırlayabilmek için verilen bu çok büyük uğraş,
bir hafta sonunda bitiveriyor. Doğal olarak
herkes kendi dünyasına, kendi koşuşturmasına geri dönüyor. Perde, bir yıl sonra tekrar
açılıp açılamayacağı kaygısını da içinde taşıyarak, bir kez daha kapanıyor.
Bizlere keyif ve güç veren, bir yerlerde
karşılaştığımız bir yönetmenin, bir izleyicinin
“Yıllar önce festivalinizde bir film görmüştüm
hâlâ unutamıyorum” ya da “Bu festival bizim
2013
için bir okul
niteliğindeydi” demesi.
Buna benzer cümleler, yaklaşımlar, artık
giderek tekrarlanıp tekrarlanmamasını sorguladığımız festivalin yaşatılması için bizleri
bir yıl daha hareketlendiriyor. Bir de yurtdışından gelen başvurular var. Adımız neredeyse her ülkede bilinir olmuş. Şili, Kore,
Brezilya, Singapur gibi çok uzak ülkelerden
dahi başvurular olması, internetin bize sunduğu olanağın sonucu olduğu kadar, ekibimizin yıllardır en ufak ayrıntıyı atlamadan,
ülkemizin saygınlığına leke düşürecek bir
aksaklığa meydan vermeden bu işi başarıyla
sürdürmesinden de kaynaklanıyor.
Kısa filmlerin, ticari sinemalarda gösterilememesinin ana nedeni 35mm sinema
formatında hazırlanamamış olmasıydı.
Günümüzde dijital kopya çok daha kolay
hazırlanacağına ve dağıtıldığına göre artık bu
zorluk ortadan kalkıyor demektir. Kısa filmler, sadece festival ortamında var olmaktan
kurtulup ticari sinema salonlarında da, uzun
metraj öncesi, seyirci ile buluşabilirler. Yasal
bir düzenleme ile belki bu fırsat, yapımcı ve
dağıtımcılar için çekici bir hale getirilebilir.
Yalnız kısa film alanında değil, ülkemizin sanat,
kültür yaşamına değgin de söyleyecek sözü olanlardan biri Hilmi Etikan.
Bu olanak kısa film yönetmenleri için bir dönüm noktası olabilir.
Ama ne yazık ki kısa film sanatına ülkemizde gereken önem ve desteği vermiyoruz.
Yönetmen ve yapımcılarını yeterince onurlandırmıyoruz, ödüllendirmiyoruz. Filmleri
üzerine eleştiriler yazmıyoruz. Basında yer
ayırmıyoruz. TV ekranlarında onları konuk
etmiyoruz. Ulusal ve uluslararası başarılarını
paylaşmıyoruz. Festivallerin ödül törenlerinde bile kısa film yönetmenlerini baştan
savma bir tutumla uğurluyoruz. Bu vurdumduymaz tavır kısa film çeken yönetmenlerin
tutku ve heyecanını törpülediği gibi, destekleyici bulma ve parasal kaynak yaratma
konusunda da büyük sıkıntılar yaşamalarına
neden oluyor.
O zaman ver elini uzun metraj. Nitekim
ülkemizde son yıllarda üretilen uzun metraj
film sayısındaki hızlı artışa bakınca bu nicelik
artışının sinemamıza, yönetmenine ve seyircimize ne gibi artılar getirdiğini düşünmemek
elde değil. Çünkü düşünce şu: Çekilen uzun
metraj film daha çok konuşulur. Yönetmeni
daha popüler olur. Basın ve TV daha çok
ilgi gösterir. Bir de ödül alırsa herkes onu
tanır. Ondan söz eder. Yönetmen bulunduğu
topluluklarda özel ilgi görür. Ne ki çoğu kez
bu heyecan kısa zamanda silinip gidiyor.
Filmler geniş seyirci topluluklarına ulaşamadan unutuluyor. Büyük bir kısmı gösterime
bile giremiyor. Birçok yönetmen ve yapımcı
borçlarını ödeyebilme konusunda zorlanıyor.
Çoğu uzun metraj filmlerimiz için insanlar
şunu söylüyor; “İyi güzel ama yine de bir
şeyler eksik”. Eksik olan kültür, birikim ve
deneyim. Sinema alanında bunun kazanılabileceği tek alan ise kısa metraj film çalışmaları.
Kısa film sanatı yolunda ulusal başarıyı
yakalamış genç yönetmenlerimize şunu söylemek istiyorum: Bu başarınızı yarım bırakmayın. Sinemanızı daha da geliştirerek uluslararası kısa film arenasında adınızı duyurun.
Daha büyük başarılara imza atın. Bugün kısa
filmleri ile dünya çapında isim olmuş birçok
yönetmen var. Bunu gerçekleştirdiğiniz
zaman hem ulusal kısa film dünyamıza değerli ürünler kazandırırsınız, hem de gerçek
sanatçı kişiliğinizi uluslararası düzeyde geniş
kitlelere ulaştırırsınız. İşte o zaman, daha
sağlam uzun metraj filmlere imza atabilme,
kalıcı olabilme ve saygınlık görme şansını
yakalarsınız.
Tabii ki burada esas sorumluluk, kısa
filme ciddi boyutta destek vermesi gereken kurum ve kuruluşlara düşüyor. Genç
yönetmenlerin bu yükün altından salt kendi
olanakları ve özverileri ile kalkabilmelerinin
olanağı yok.
Her şey hızla değişiyor. Festivalimizin ilk
yıllarında insanlar kısa filmleri izleyebilmek
için saatler öncesi salonun kapısında kuyruklar oluşturur, çoğu insan içeri giremezdi.
Parasızlık nedeni ile katalog bastıramadığımız, filmlere Türkçe altyazı yapılamadığı
o heyecan dolu günler artık çok gerilerde
kaldı. O günlerin seyircilerinin bir kısmı bugünün ünlü sinemacıları oldular. Bu konuma
gelmelerinde, festivalde izledikleri kısa filmlerin de katkısı olduğuna inanıyor ve bundan
mutluluk duyuyoruz.
Bugün insanlar internetten, hatta cep telefonlarından kısa filmler izleyebilme olanağına
sahip artık. Festivali sürdürmenin gerekip
gerekmediğini belki tekrar sorgulamamız
gerekiyor. Bunun en iyi yanıtının, izleyicilerin
filmlere, etkinliklere göstereceği ilgide saklı
olduğunu düşünüyoruz.
SANATTA KISA OLANLA
KAZANILAN KAVRAMSALLIK…
Ayırdındasınız kuşkusuz, bir hüzün de
içeriyor Hilmi’nin sözleri… Oysa yalnız kısa
film alanında değil, ülkemizin sanat, kültür
yaşamına değgin de söyleyecek sözü olanlardan biri Hilmi Etikan. Onun bu festivalinin,
sanatın ”kısa olan”a yönelik yoğunlaştırma
olgusu üzerine düşünme fırsatı sunduğu da
unutulmamalı bu nedenle…
Böylece yalnız genç sinemacılar değil,
sanat alanında çabalayan, uğraş gösteren,
ürün vermeye yönelmiş öteki alanların genç
bireyleri de bir biçimde sanat yoluyla yapılabilecek kavramsallaştırmanın, yani yapıtı
özlendirmenin yolunu öğrenme deneyimleri
yaşayabiliyor bu yolla. Bunu bugüne dek
başaramamış erişkin sanatçılar da bir fırsat
yaratarak kısa filmle, oyunla, öyküyle buluşabilmeli…
Evet Hilmi Etikan, festivallerle bize bu olanağı sunarken bir ömür de verdin sen buna.
Bizim kısa sürede izlediğimiz filmler senin
ömründen geçtiğimiz karelerdi aslında…
Teşekkürler sevgili dostlarım Hilmi Etikan,
Yıldız Etikan, festivaliniz de ömrünüz de
uzun, bereketli olsun. n
C U M H U R İ Y E T
K İ T A P
S A Y I
1239
Download

Uzun yolda bir mola: Kısa film