PERİSKOP
Dostumuz Amerika ve Avrupa
İLKER GÜVEN
(E.Amiral)
Hatırlanacağı üzere, Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisin-de bir Albayın
makalesine ek olarak Türkiye merkezli bir Ortadoğu haritası ortalarda
dolaşmaya başladı. İlkönce İtalya' da Nato Koleji' nde bilare gazete ve
internet sayfalarında yoğun bir şekilde gösterime sunulmaya devam
etmektedir. Amerikan hükümeti şiddetli ve ısrarlı bir şekilde bu haritanın
resmi bir görüşü temsil etmediği sadece bir kişinin şahsi görüşü olduğunu
vurgulamıştı. Oysa, bahse konu haritanın kıymetli arkadaşım E. Hava
Orgeneral Cumhur Asparuk, 1975 yılında İncirlik Hava Üssü subay
kafeteryasında bizzat gördüğünü söylemiştir.
Bilindiği üzere, ABD Senato ve Temsilciler Meclisi gizli kararları 100 yıl
geçmeden açıklanmamaktadır. 1996 yılında 100. yılını dolduran ve ancak
bugünlerde elimize geçen 31 Ocak 1896 tarihli 54. Kongre gizli kararı
inanılmaz gerçeği karşımıza çıkarmaktadır.
Kararın orjinal metni yazının ekine konmuştur. Özet olarak, Türkçesi:
“KARAR: ABD' nin belirleyeceği bir temsilci ile her hristiyan ülkeden bir
temsilcinin Osmanlı İmparatorluğu adındaki kabul edilemez ve inatla
devam eden şeytani hareketlerinin düzene sokulması. Bu karara göre;
ABD temsilcisi mutlaka ABD vatandaşı olacaktır. Temsilci, Hıristiyan ülke
yöneticileriyle işbirliği yaparak aşağıdaki görevleri yerine getirecektir;
a) Tüm Hıristiyan ülkelerden ABD temsilcisi ile beraber çalışacak, benzer
özelliklerde birer hükümet temsilcilerinin atanması sağlanacaktır.
b) Uluslararası Hıristiyan Komitesinin uygun bir bölgede organizasyon
çalışmalarına başlaması sağlanacaktır.
c) Uluslararası Hıristiyan Komitesince din, mezhep ve milliyetçi özelliklere
bakılmaksızın geçici bir Hıristiyan yöneticiyi Türkiye' nin başkanı olarak
seçilmesini mütakip, Osmanlı İmparatorluğu' nun mevcut bölgelerinin
sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip,
Hıristiyan gücünün TÜRKİYE BİRLEŞİK DEVLETLERİ adında toplanması,
UTAH Eyaleti yönetimi örnek alınacak ve çok eşlilik, kılıçla fethetme gibi
dini vaazların ve hareketlerin yasaklanması sağlanacaktır.
d) Geçici hükümet Türkiye Birleşik Devletlerinin sınırlarının içerisindeki
etnik özelliklerine uygun olarak oluşacak ERMENİ DEVLETİ müttefikimize
tüm Hıristiyan devletlerinin askeri destek sağlamaları istenecektir.
e) Daha önce bahsi geçen geçici hükümetin süresini tamamlamasından
sonra müttefik güçler tarafından kısa zaman içinde TÜRKİYE BİRLEŞİK
DEVLETLERİNİN, ULUSLARARASI HIRİSTİYAN KOMİSYONU
tarafından tanınması sağlanacaktır. Türkiyedeki ülke yönetiminin hiçbir
zaman Sultan, Halife veya Peygamber Muhammed' in dini (şeriat)
yöneticileri tarzında olmaması ancak ILIMLI DİNİ FİKİRLERİ OLAN ve
insanlara olumlu yaklaşan yönetimlerin kurulmasına özen gösterilecektir.”
Görüldüğü gibi, Türkiye'yi eyaletlere ayırarak bölme ve böylece daha kolay
yönetme stratejisi ABD tarafından 1896 yılında kabul edilerek meclisler
tarafından onaylanmıştır. Yukarıda bahsedilen Türkiye' yi bölme/
parçalama kararına gerekçe olarak ta bahse konu tutanaklardan aşağıdaki
gerekçelerin esas alındığı görülmektedir. Bunlar;
“o 1891 yılında Maraş' ta bulunan Hıristiyan okulunun yıkılması ile devam
eden Hıristiyan mülklerine verilen zararlar.
o Maraş ve bölgede bulunan Hıristiyan - Ermeni insanların can ve mal
güvenliğinin bulunmaması iddaları.
o Hıristiyan insanların ülkede can güvenliğinin bulunmaması, ülkedeki
mallarına sahip çıkamamaları, ülkeye giriş ve çıkışta sorun yaşamaları.
o Ermeni insanların özellikle Rusya' ya yakın olan bölgede politik, dini,
kültürel ve her konuda özgür yaşama ve özerk yaşama istekleri.
o Amerikan vatandaşlarının Osmanlı İmparatorluğunda insanlık dışı
davranışlara muhatap oldukları iddaları.
o Amerikan okulları ve bu okullardaki Amerikan (Hıristiyan)
vatandaşlarının güvenlik ihtiyaçları.
o Amerikan' ın Hıristiyan birliğini toparlayabilecek güçte oluşu, bu güçle
beraber Müslümanlığın yarattığı yıkımları sonlandırma isteği.
Müslümanların dinlerinin öğrettiği çağdaş olmayan yönetim şeklinin
değiştirilerek, insan haklarına saygının sağlanması.. v.s...”
İleri sürülen iddialara bakıldığında 11 Eylül New York İkiz Kuleler saldırısı
sonrası ABD Başkanı Bush' un ağzından kaçırdığı Haçlı Seferleri stratejisi
ile tam bir uyum içinde oldukları görülmektedir.
Gerçekten tarihe baktığımızda 1889 ile 1909 yılları arasında (20 yılda)
Doğu ve Güneydoğu Anadolu' da Ermeniler tarafından 32 olay ve isyanın
çıka-rıldığını görürüz.
Ocak 1896 daki ABD Senato ve Temsilciler Meclisinin kararından sonra
Temmuz 1896 da İstanbul Osmanlı Bankası baskını (bir başka ifadeyle
Galata Baskını) Hıristiyan Rusya ve Avrupa tarafından tahrik edilen
Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bu da gösteriyor ki, ABD kendi stratejisine uygun olarak, Rus ve Avrupalı
Hıristiyanları Türkiyedeki Ermeni başkaldırılarında tahrik ederek
kullanmaya başlamıştır.
1920 yılında Amiral Sir. F. Robeck İngiliz Lord Curzon' a yazdığı raporda
"Kürdistan Türkiye' den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle
Kürtlerin çabalarını koordine ederek bütünleştirebiliriz. İstanbul'daki Kürt
Klübü başkanı Sait Abdülkadir ile Paris' deki Kürt delegesi Şerif Paşa bu
maksatla emrinizdedir" diyor!!
10 Ağustos 1920 SEVR: "Doğu Anadolu' da bağımsız bir Ermeni Devleti
kurulacak, bu devletin sınırları ABD tarafından saptanacaktır. Aynı
bölgede özerk bir Kürdistan Devleti kurulacak ve bu devlet bir süre sonra
tam bağımsız olacaktır" deniliyordu!!
Hangi taşı kaldırsak, hangi ulusal çıkarımız ile bağdaşmayan ulusal birlik
ve beraberliğimizi dinamitleyen bir hareketle karşılaşsak altından mutlaka
dostumuz dediğimiz ABD ve AB çıkmaktadır?
Altı yıl önce ABD başkanı Texas' lı bir kovboy edasıyla 11 Eylül suçluları
için; "onları deliklerinden çıkaracağız", "vuracağız", "yok edeceğiz",
"kaçamazlar", "bu bir haçlı seferidir" sözleriyle meydan okuyordu. Suçlu
olarak El-Kaide başındaki Usame Bin Ladin ve Molla Ömer gibi isimler
söylendi. Oysa bunlar hala hayatta?
Ancak suçlu olarak Amerikan bombalarıyla yakılıp yıkılan Afganistan ve
yerle bir edilen Irak ve onun masum vatandaşları var. Bir de Türkiye' yi
eklemek gerekir.
Zira, Bush yönetimi terörist olarak ilan ettiği PKK terör örgütünü illegal
yollardan besliyor, himaye ediyor ve maalesef siyasal olarak da
destekliyor! PPK terörüde başta ABD desteği sayesinde Türkiye' de
masum insanların canlarını almaya devam ediyor. Yine Bush yönetimi,
kuzey Irak' ta barınan PKK terör örgütüne karşı operasyon yapmak isteyen
Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına dikiliyor ve hatta tehdit ediyor. Bir de
yetmiyormuş gibi Türk askerlerinin başına çuval geçirip özür dahi
dilemiyor. Yine ABD yani Bush yönetimi, kuzey Irak' ta üstlenen PKK terör
örgütüne silah veriyor. Bu silahlar Türkiye' de yakalanan teröristlerin
üzerinden çıkmasına rağmen yönetimin haberi yokmuş, nasıl intikal ettiğini
bilmi-yormuş gibi takiyeden de kaçınmıyor.
İngiliz Daily Telgraph gazetesinin de açıkladığı gibi ABD subayları
helikopterlerle Kandil Dağı' na giderek teröristlerle düzenli işbirliği ve
görüşmeler yapıyor/yaptırılıyor. Bütün bunlara rağmen, ABD yönetimi PKK
terör örgütüne asla yardım etmiyor şeklinde yalan beyanlarına devam
ediyor.
Ne yazık ki, Türkiye' de de ABD ve AB yalanlarına inanan ve inanmaya
hazır birçok insan var! Malesef, Türkiye' de "PKK terörü Türkiye' nin iç
sorunu-dur" diyebilen, propaganda yapan kendi vatandaşını yalan ve
yanlış bilgilerle inandırmaya çalışan birçok müzakere basını yazar çizeri,
bilim adamı, emekli Büyükelçileri ve yönetim kadrosu bulunmaktadır.
Bugün Türkiye' de ABD' nin Türkiye' nin stratejik ortağı olduğunu, ABD' nin
çok güçlü bir ülke olduğunu, ekonomik olarak tamamen dışa bağımlı
olduğumuzu, kendi başımıza bağımsız, hiçbirşey yapamayacağımızı
halkımızın gözünün içine baka baka söyleyebilen ve yazabilen
insanlarımız, politikacılarımız, iş adamlarımız ne yazık ki az değil!
Bugün artık, Emperyal yani yayılmacı güçler jeopolitik olarak önemli ve
ekonomik açıdan zengin doğal kaynaklara sahip ülkeleri egemenlikleri
altına almak için artık askeri güç kullanma stratejisinden vazgeçmişlerdir.
Bunun yerine, işgal edecekleri veya denetim altında tutacakları ülkede;
Emperyal güçlere bağlı siyasal partiler, sivil toplum örgütleri (demokratik
kitle örgütleri), zengin iş adamları, geniş medya grupları oluştururlar.
Daha sonra demokrasi, insan hakları gibi kavramların içini boşaltarak
ekonomik baskı ve bağımlılık ve nihayet gözdağı verme stratejisi
uygularlar.
Emperyal güçlerin demokrasi anlayışları kendi güdümlerindeki veya
güdebilecekleri bir partiyi seçimlerde zafere ulaştırmaktır. Bunun içinde,
yukarıda bahsedilen yerli işbirlikçiler etkin bir şekilde kullanılmaktadır.
Emperyalizmin en önemli etkin silahı ekonomidir. Bunun için özelleştirme
adı altında ülkenin önemli ekonomik güç ve varlıkları devletin / kamunun
elinden alınmaktadır. Ülke, dış borç kısır döngüsüne sokulmakta, sermaye
hareketlerine sınırsız serbesti sağlanmakta, kambiyo mali kontrollarının
kaldırılması, gümrük birliği ile gümrük vergilerin kaldırılması gibi reform adı
altında ekonomi korumasız hale geti-rilmektedir. Bunun sonucunda da,
sandıktan dışarıdan desteklenen partiden başka partinin çıkması imkansız
hale gelmektedir.
Bütün bunlara ilaveten, Emperyalizm, tuzak olarak ülke içindeki bölücü ve
yıkıcı unsurlarıda kullanarak hatta onlara ihanetleri karşılığında siyasal,
ekonomik, kültürel özgürlük dahil vaatlerle umutlar şırınga ederek
ayaklanma ve isyana zorlamaktadır.
Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra "antikominist" ideolojiden
esinlenen ABD güdümüne girmiştir. Komünizmin panzehiri olarakta din
ögesi ağırlıklı olarak kullanılmıştır.
Atatürk Cumhuriyeti' nin değerlerinin özünde, uygar dünyanın yüzyıllar
boyunca her alanda uğraş vererek büyük mücadeleler sonucu hatta
savaşarak kazandığı, çağdaş değerler yatmaktadır.
Cumhuriyetimizin bu değerlerine Yüce Önder Atatürk' ün sayesinde
Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluşunda temeli atılan Türk renesansı ve
aydınlaması ile sahip olduk. Atatürk devrimlerinin özünde Tanrı' ya kul,
padişaha köle olan insanımızın bilinçle yaşayan özgür düşünceli Türk
milletinin güçlü bireyi olmak bulunmaktadır.
Malesef, 10 Kasım 1938' den itibaren Atatürk' ün devrimleri tam
oturmadan dış güçlerin de baskısı ile çok partili döneme erken geçişimiz
bugünkü sıkıntılı günlerin başlangıcı olmuştur.
Zira, Atatürk' ün kurduğu laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti ve
Cumhuriyetine karşıt dincilik akımlarıda demokrasi adı altındaki bu
iklimden yararlanarak oldukça büyük mesafe katederek bugüne
gelinmiştir.
Bugün Türkiye' de anti-Amerikancı müslümanlarda sindirilerek ABD ve AB
sempatizanı islamcılık egemen olmuştur.
Bugünkü AKP iktidarı gücünü büyük ölçüde ABD' nin BOP' undan (Büyük
Ortadoğu Projesinden) almaktadır.
Yani, ABD' nin ILIMLI İSLAM DEVLETİ (Ilımlı Teokratik Devlet) tasarım ve
stratejisi ile AB' nin İMTİYAZLI ORTAKLIK modeli tam bir uyum
içindedirler. Her ikiside Türkiye' nin batıya bağlı ancak, batının dışında
ılımlı ve uyumlu bir yandaş dev-let olmasını içermektedir.
Tarihe bir göz attığımızda, acı ama gerçek olan şu bilgilere ulaşırız;
1838 Balta Limanı Anlaşması: Bugünkü 1995 Gümrük Birliği Anlaşmasıyla
eşdeğerdedir.
1839 Tanzimat Fermanı: Bugünkü AB uyum yasaları ve IMF dayatmaları
ile eşdeğerdedir.
1856 İslahat Fermanı ise bugünkü AB Türkiye ilerleme raporları ile
eşdeğerdedir.
SONUÇ
Bu anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğu parçalanmıştır!!
EİNSTEİN bakınız ne diyor; "Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi defalarca
yapıp, değişik sonuç almayı beklemektir".
Bu nedenle yukarıda belirtilen tek taraflı tavizlerle dolu ve ulusal
çıkarlarımızla bağdaşmayan anlaşmaların gözden geçirilerek eşit ve
egemen bir ülke gibi yeniden çıkarlarımız doğrultusunda gerekli olan batı
ve doğu ülkeleriyle anlaşmalar yapmamızın kaçınılmaz bir gerçek
olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Bu vesileyle; yurtiçinde egemen, yurtdışında bağımsızlık özlem ve
duygularını taşıyan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti temelleri
üzerinde yaşayan, TEK BAYRAKLI, ULUS - DEVLET' in sonsuza dek
yaşayacağı inancımı koruyarak, Atatürk' ün sözleriyle yazıma son
veriyorum.
Atatürk;
"Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının
üstüne kadar çıkaracağı adamları kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın."
"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.
Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir."
"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur."
Download

PERİSKOP Dostumuz Amerika ve Avrupa İLKER