BİLİM ve İNSAN VAKFI
ELMALILI HAMDİ YAZIR KUR’AN AKADEMİSİ
KUR’ÂN-I KERÎM EĞİTİM ve ÖĞRETİM PROGRAMLARI
TASHÎH-İ HURÛF DERSLERİ
AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ
Hazırlayan :
Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak
1
I) SÛRENİN 51-65. ÂYETLERİYLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER :
Meryem sûresinin 51-65. âyetlerinde kısaca Hz. Mûsâ, Hz. İsmâîl
ve Hz. İdrîs peygamberden bahsedilir, Hz. Peygamber’den önceki
peygamberlerin aynı tebliğ ile gönderildiği, namaz ve zekât ile
emrolunduğu, buna karşılık sonra gelen toplumların bu yoldan
uzaklaştığı ifade edilir.
II- ÂYETLERİN AÇIKLAMALI MEÂLİ :
‫اب م ٰ ي‬
‫ي ي‬
﴾15﴿ ‫صا َوَكا َن َر ُس ًوًل نَبييًّا‬
ً َ‫وسى انَّهُ َكا َن ُمُْل‬
ُ َ‫َواذْ ُك ْر يِف الْكت‬
51. “ Kitap’ta Mûsâ’yı da an. Şüphesiz ki o, ihlâsa erdirilendi, bir Resûl,
bir Nebî idi “.
Ey Muhammed ! Kavmine Kur’an’daki Mûsâ kıssasını da anlat !
Şüphesiz ki o Allah tarafından ihlâslı kılınmış, risâlet makamına
seçilmiş1 Resûl bir peygamber idi; Allah tarafından gönderilip
kendisine Tevrat indirilmiş ve şeriat verilmişti.
‫ ي‬2
Âyet-i kerimede geçen ( ‫صا‬
ً َ‫ ) ُمُْل‬kelimesinde ( ً‫ ) ُمُْلصا‬şeklinde, ismi fâil kalıbıyla ikinci bir kıraat daha vardır ki buna göre mâna da
şöyledir : “ Kitapta Mûsâ’yı da an. Şüphesiz ki o ihlâslıydı, bir Resûl, bir
Nebî idi”.
1
2
Taberî, Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 766; el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 77.
Âsım, Hamze, Kisâî ve Halefü’l-Âşir dışındaki kıraat imamları kelimeyi ( ً‫ ) ُمُْليصا‬kalıbıyla okur. Bkz.,
Zübdetü’l-irfân fî vücûhi’l-Kur’ân, s. 88
2
Hz. Mûsâ rabbine ibâdetinde riyakârlık yapmayan3, sırf Allah
için ibâdet eden, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayıp, ilâh olarak
yalnız Allah’ı bilen bir insandı4.
‫ونَ َاديْنَاهُ يم ْن َجاني ي‬
﴾15﴿ ‫ب الطُّوير ْاًلَْْيَ ين َوقَ َّربْنَاهُ َيَنيًّا‬
َ
52. “ Biz ona Tûr’un sağ tarafından nidâ ettik ve onu fısıldaşarak konuşma
mesafesince yaklaştırdık”.
Biz Mûsâ’ya Tûr dağının sağ tarafından, yüzünü dağa
çevirdiğinde bulunduğu yerin (kendisinin) sağından seslendik5;
mevkiini yakınlaştırmak için onu oldukça kendimize yaklaştırıp
vahyettik, arada bir vasıta olmadan onunla konuştuk6.
﴾15﴿ ‫َوَوَهْب نَا لَهُ يم ْن َر ْْحَتينَاۤ اَ َخاهُ ٰهُرو َن نَبييًّا‬
53. “ Ona rahmetimizden kardeşi Hârûn’u nebî olarak ihsân ettik”.
Katımızdan bir rahmet olarak Mûsâ’nın duâsına icâbetle, kardeşi
Hârûn’a
peygamberlik
verdik;
peygamberliğini
Hârûn’un
peygamberliği ile güçlendirip ona yardım ettik7.
3
4
5
6
7
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 77.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 776.
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, III, s.604.
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 77.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 767.
3
‫ْسع ي‬
‫ي ي ي ي‬
﴾15﴿ ‫ص ياد َق الْ َو ْع يد َوَكا َن َر ُس ًوًل نَبييًّا‬
َ ‫يل انَّهُ َكا َن‬
َ ٰ ْ ‫َواذْ ُك ْر ِف الْكتَاب ا‬
54. “Kitap’ta İsmâîl’ de an. Şüphesiz ki o va’dinde sâdıktı, bir Resûl, bir
Nebî idi”.
Ey Muhammed! Kavmine İsmâil peygamberin kıssasını da anlat.
Şüphesiz ki o verdiği sözde yalanı olmayan, va’dettiği şeyin aksine
hareket etmeyen bir insandı. Gerek rabbine gerek insanlardan
birine verdiği sözleri hakkıyla yerine getirirdi8. Allah’ın kendisini
özellikle va’dine sâdık bir insan olarak övdüğü seçkin ve Resûl bir
peygamber idi9.
َّ ‫الص ٰلوةي َو‬
﴾11﴿ ‫الزٰكوةي َوَكا َن يعْن َد َربِّه َم ْر يضيًّا‬
َّ ‫َوَكا َن يَاُْمُر اَ ْهلَهُ بي‬
55. “Ehline namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında râzı olunmuştu”.
İsmâîl peygamber ailesine ve halkına (ümmetine) namaz
kılmalarını ve zekât vermelerini tavsiye ederdi. O rabbinin katında
ameli makbul, taati kusursuz, rabbinin teklif ettiği hususlardaki
hassasiyetiyle övülmüş10, kendisinden hoşnud olunan tertemiz ve
sâlih bir kimse idi11
8
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 767.
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 77.
10
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 768.
11
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 78.
9
4
‫ي ي ي ي‬
﴾15﴿ ‫يس اينَّهُ َكا َن يصدي ًقا نَبييًّا‬
َ ‫َواذْ ُك ْر ِف الْكتَاب ا ْدر‬
56. “Kitap’ta İdrîs’i de an. Şüphesiz ki o bir sıddık, bir peygamber idi”.
Ey Muhammed! Kavmine İdrîs peygamberin kıssasını da anlat.
Şüphesiz ki o çok sâdık, özü sözü pek doğru bir peygamberdi. Yalan
konuşmazdı.
Katımızdan
dilediğimiz
şeyleri
kendisine
vahyettiğimiz bir peygamberdi.
﴾15﴿ ‫َوَرفَ ْعنَاهُ َم َكانًا َعلييًّا‬
57. “Biz onu yüce bir makâma yükselttik”.
O’nu mânevî âlemde yüce ve yüksek bir makâma, diri olarak ve
ölüm meleği tarafından ruhunun kabzedildiği dördüncü yahut
altıncı kat semâya yükselttik12.
‫اوٰلۤئيك الَّذين انْعم ٰالله علَي يهم يمن النَّبيي يمن ذُِّريَّية اٰدم ويِمَّن ْحلْنا مع نوح ويمن ذُِّريَّية ايب ره ي‬
‫ءيل َويِم َّْن َه َديْنَا‬
َ ُ
ْ َ ُ َ َ َ ََ ْ َ َ َ
ْ َ َ ْ ْ َ ُ ََ َ َ
َ ْٰ
َ ۤ‫يم َوا ْسَرا‬
‫ي‬
﴾15﴿ ‫ْح ين َخُّروا ُس َّج ًدا َوبُكييًّا‬
ٰ ْ ‫الر‬
َّ ‫ات‬
ُ َ‫اجتَبَ ْيناَ اذَا تُْت ٰلى َعلَْي يه ْم اٰي‬
ْ ‫َو‬
58. “İşte bunlar Âdem’in, Nûh ile birlikte taşıdıklarımızın, İbrâhim’in ve
İsrâîl’in zürriyetinden; hidâyete erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizden
Allah’ın kendilerini nimetlendirdiği peygamberlerdendir. Onlar kendilerine
Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı”.
Ey Muhammed ! Bu sûrede kıssalarından bahsettiğimiz işte bu
kimseler Âdem’in soyundan gelen İdrîs, Nûh ile birlikte gemide
taşıdığımız kişilerin soyundan gelen İbrâhîm, İbrâhîm’in soyundan
12
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, V, 768.
5
gelen İshâk, Ya’kûb ve İsmâîl, İsrâîl’in soyundan gelen Mûsâ,
Hârûn, Zekeriyyâ, Îsâ ve annesi Meryem ile birlikte; Allah’a îman
ve itaat yolunda kendilerini hidâyete erdirdiğimiz, peygamber seçip
vahiy verdiğimiz kullar içinde Allah’ın muvaffak kılmasıyla doğru
yola ilettiği bir kısım peygamberlerdir13.
Allah’ın kendilerine nimetler ihsân ettiği bu peygamberlere kendi
kitaplarındaki ilâhi hakikatler ve bunlarla ilgili deliller okunduğu
zaman Allah’ın emir ve yasaklarına karşı büyük bir inkiyâd ve
teslimiyet hali ve haşyet duygusu içinde ağlayarak secdelere
kapanırlardı14.
‫يي‬
‫الص ٰلوَة واتَّب عوا الشَّهو ي‬
﴾15﴿ ‫ف يَلْ َق ْو َن َغيًّا‬
َ ‫ات فَ َس ْو‬
ٌ ‫ف يم ْن بَ ْعده ْم َخ ْل‬
َ َ‫ف ا‬
َ َ‫فَ َخل‬
ُ َ َ َّ ‫ضاعُوا‬
ََ
59. “Kendilerinden sonra bir nesil geldi ki onlar namazı zâyî ettiler ve
şehvetlerinin peşine düştüler. Onlar Ğayya ile karşılaşacaklardır”.
Allah’ın kendilerine nimetler verdiği ve bu sûrede vasıflarından
bahsettiği bu peygamberlerin ardından (kıyametin kopacağına
yakın ve bu ümmetin yani Muhammed ümmetinin sâlih
insanlarının kalmayacağı bir zamanda) öyle kötü bir kavim gelecek
ki, onlar namazlarını vakitlerini te’hir etmek, vaktinin dışında
kılmak, ta’dîl-i erkânına riâyet etmemek, terketmek vs. şekillerde
zâyî edeceklerdir. Onlar şehvetlerinin peşine düşüp, Allah’tan
korkmadan ve kullardan utanmadan açık ve alenî olarak zinâ
etmekten çekinmeyecek, hevâ ve heveslerine uyup dünyevî zevk ve
13
14
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 769.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 770
6
tutkularının ardından gideceklerdir15.
Ve işte şehvetlerinin
ardından giden bu insanlar Cehennem’deki Ğayya kuyusuna
gireceklerdir16.
ۤ ‫ايًَّل من تاب واٰمن وع يمل ي‬
﴾56﴿ ‫اْلَنَّةَ َوًَل يُظْلَ ُمو َن َشْيئًا‬
ْ ‫ك يَ ْد ُخلُو َن‬
َ ‫صاِلًا فَاُوٰلئي‬
َ َ ََ َََ َ َ َْ
60. “ Ancak tevbe edip iman eden ve sâlih amel işleyen bunun dışındadır.
Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardı”.
Ancak bu çirkin fiillerden tevbe edenler, Allah’ın emirlerine
dönen, O’na ve peygamberine gereği üzere iman edip Allah’ın emir
ve yasaklarına itaat eden, farzları yerine getirip haramlardan
kaçınan kimseler bu azaptan, Ğayya kuyusuna atılmaktan
kurtulmuşlardır. Küfürleriyle helâk olan, namazlarını zâyî eden ve
şehvetlerinin ardından gidenler dışında, işte bunlar da diğer
müminler gibi cennete girecek ve hiçbir şekilde haksız bir muâmele
ile karşılaşmayacaklardır17.
‫جن ي‬
‫ْحن يعبَ َادهُ بيالْغَْي ي‬
﴾55﴿ ‫ب اينَّهُ َكا َن َو ْع ُدهُ َماْتييًّا‬
َّ ‫َّات َع ْدن الَّيت َو َع َد‬
َ
ُ ٰ ْ ‫الر‬
61. “ O cennet ki Rahmân’ın kullarına gıyâben va’dettiği cennetlerdir.
Şüphesiz O’nun va’di mutlaka (yerine) gelecektir”.
O cennet ki ki Rahmân Allah onu gıyaben, görmedikleri ve tayin
edemedikleri halde yalnız mümin kullarına va’dettiği cennetlerdir.
15
16
17
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 770-773; el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 8283.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 773-774.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 774.
7
Allah’ın kullarına cennet va’di ise muhakkaktır; oraya O’nun
dostları, itaat ehli kimseler girecektir18.
﴾55﴿ ‫ًَل يَ ْس َم ُعو َن ف َيها لَ ْغ ًوا ايًَّل َس ََل ًما َوََلُ ْم يرْزقُ ُه ْم ف َيها بُكَْرةً َو َع يشيًّا‬
62. “ Onlar orada boş ve anlamsız söz işitmezler, sadece selâm sözleri
duyarlar. Onlara orada sabah-akşam rızıkları vardır”.
Cennetlikler cennette asla lüzumsuz ve yararsız sözler işitmezler,
sadece meleklerin tahiyyesini, selâm ve selâmet sözlerini, güzel ve
hoş kelâmlarını duyarlar19. Onlara sabah-akşam (orada sabah ve
akşam olmadığından), zaman dilimleri arasındaki süre kadar
fasılalarla
canlarının
çektiği
yiyecek
ve
içecekler
ikram
edilecektir20.
﴾55﴿ ‫ث يم ْن يعبَ يادنَا َم ْن َكا َن تَيقيًّا‬
ْ ‫ك‬
ُ ‫اْلَنَّةُ الَّيت نُوير‬
َ ‫تيْل‬
63. “ İşte bu cennet ki, kullarımız içinde takvâ sahibi olanı vâris kılmışızdır.
Ey insanlar ! Vasıflarını zikrettiğimiz bu cennetin vârisleri,
kullarımız içinde takvâ sahibi olanlar, farzları edâ eden ve
günahlardan uzak duran müminlerdir; cennetin sâkinleri, orayı
hak eden ve oradaki mîrasa konacak olan takva sahibi kullardır21.
18
19
20
21
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 775.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 775.
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 85.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 776.
8
‫وما نَت ن َّزُل ايًَّل بياَم ير ربِّك لَه ما ب ي اَيدينا وما خ ْل َفنا وما ب ي‬
﴾55﴿ ‫ك نَ يسيًّا‬
ََ َ َ
َ ُّ‫ك َوَما َكا َن َرب‬
َ ‫ي ٰذل‬
َ َْ َ َ َ َ َ َ َ ْ َ َْ َ ُ َ َ ْ
64. “ Biz senin rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde, ardımızda ve
ikisinin arasında ne varsa O’nundur. Senin rabbin unutkan değildir”.
(Cebrâîl dedi ki) : ‘Biz elçiler olarak inişimiz, ne zaman ve nasıl
geleceğimiz, seyrek yahut sık ziyaretimiz bizim elimizde değil,
rabbinin emrine bağlıdır. Ben emir kuluyum; gönderildiğim
takdirde inerim, gönderilmeyecek olursam gelemem. Dünyada,
âhirette ve Berzah âleminde, varlık öncesi ve sonrası var olan her
şey Allah’ındır; bunlarda olup bitenler O’nun takdiriyledir. Rabbin
unutkan değildir. Sana risâletini göndermeyi dilediğinde gönderir,
sana vahyin gelmesi gecikse dahi O seni unutmuş değildir22.
‫الس ٰمو ي‬
‫ات َو ْاًلَْر ي‬
﴾51﴿ ‫اصطَي ِْب ليعيبَ َادتيه َه ْل تَ ْعلَ ُم لَهُ َيْسيًّا‬
ُّ ‫َر‬
ْ َ‫ض َوَما بَْي نَ ُه َما ف‬
ْ ‫اعبُ ْدهُ َو‬
َ َّ ‫ب‬
65. “ Göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbi; O’na ibadet et ve O’na
ibadetinde sebat et ! Sen O’nun ismini taşıyan (başka) birini bilir misin ?”.
Göklerin ve yerin ve bu ikisi arasında mevcut olan her şeyin
rabbi; sahibi ve mâliki olan Allah’a ibadet etmek suretiyle emir ve
yasaklarına riâyet et. Ve ibadetinde de sabırlı ol, sebât et ! Nefsini
ibadet ve itaate alıştır. Ey Muhammed ! Onun benzeri bir rab, ona
eş ve denk bir ilâh bilir misin ? Hâşâ, onun şeriki, benzeri ve dengi
asla yoktur23.
22
23
el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, VI ( XI. Cüz), s. 86.
Câmiu’l-beyân en te’vîl-i âyi’l-Kur’ân, VII, 780.
9
Download

açıklamalı sûre meâlleri