,
BİR MEKTUP OLSAM ...
ı-ı.aya~i~te,ki~i için dOğuml.aba~l~, ~imi içinse yazımla.~. .. .
~U..
..~
.Şımdı sız bemm ne demek ıstedığımı soracaksımz hemen anlatayım. Başlangıçlardan
bahsedıyorum aslında. Ilk anlardan ve bu ilk anların her birimiz için nasıl büyük anlamlara
sahip olduğundan. İşte benim hikiiyem böylesi bir ilk anda başladı. Kalemi kağıdı eline alan
genç bir adamın cümleleriyle ...
Diyordu ki sevdiği kadına, "Beni beklemeni senden isteyemem çünkü gittiğim yerden
döner miyim bilmiyorum." Bir vedayı taşımak her zaman zordur. Ama bu vedamn içinde
başka bir şeyler vardı. Çünkü genç adam, sevdiği kadına hayallerinden bahsediyordu. Bir ev
anlatıyordu, içinde koşturan çocukların olduğu... Gülümsemiştim. Sahip olamayacağım için
belki biraz da kıskanmıştım onu. Satırlar ilerledikçe kıskanmamam gerektiğini bana anlatan
yine genç adam oldu çünkü sevdiği kadına; "Sevdamı ve hayallerimi koyup yüreğime yarın
sabah yola çıkacağım, " diye yazdı. "Üzülme sakın!"
Anlayamamıştım bu satırların manasım. Neden gidiyordu? Neden üzülme diyordu?
Anlamamı sağlayan işte bu cümle oldu: "Senin kadar sevdiğim bir başka kadın için bu
yolculuğa çıkmam gerek. Çünkü anacığımı yalnız bırakamam özellikle de doktorlar kanser
teşhisini koyduktan sonra ... "
İçimdeki acı öyle büyüktü ki bu genç adamın kalemini kırmış, üzerimdeki yazı
dağıımıştı. Kelimeler yeni kalemle yazılırken aslında var olmamı sağlayan vedaya şükran
borçlu olduğumu da anlamıştım.
Ben bunları düşünürken genç adam yazdıklarım tamamlamış beni zarfa koymuştu
çoktan. İşte asıl macera şimdi başlıyordu. Çünkü her mektup gibi ben de yüreğimde bir öykü
ile yola çıkıyordum. Az önceki acıdan eser kalmamış, yolculuğun heyecamna
kapılıvermiştim.
Zarfın üzerine adres yazıp pul yapıştırdıktan sonra beni de yanına alarak yola çıkan
bu genç adamın cebinde sarsıntılı sayılan bir yolculuk ertesi postaneye varmıştım. Cebinden
beni çıkartıp eline aldığında ancak çevremi görmüş, kalabalığın içinde sıranın bana gelmesini
beklerneye koyulmuştum. Fısıhı halinde diğer mektupların seslerini duyuyordum. Hepsi
benim kadar heyecanla yola çıkışı bekliyorlardı.
Nihayet sıra bana geldiğinde güler yüzlü postane elemanı beni genç adamın elinden
alıp önünde duran banta bıraktı. Bant gıdıklarken beni hooop kendimi derince bir kutunun
içinde buluverdim. Aman yarabbi dostlarımla buluşmuştum. Mutluluk işte buydu!
Hep bir ağızdan birbirimize "Merhaba" derken herkes içindekileri anlatmaya başladı.
Kimi haber taşıyordu, kimi hayat... Kimi aşk taşıyordu, kimi isyan... Kimi veda ediyordu,
kimi sitem... Sıra bana geldiğinde ben doğru kelimeleri bir türlü bulamıyordum. Yanımdaki
zarftan yükselen, "Hadi ama," sesiyle kendime gelip, "Peki tamam," dedim, "Anlatacağım."
Genç adam hakkında bildiğim sevdiği kadına yazdıklarından ibaret olsa da hissettiğim
büyük bir sevda taşıdığımdı ve ben de dostlarıma bunu anlattım. Kutunun altından tok bir ses
geldi, "Hadi oradan," diyen, "Bu devirde sevda mı kaldı?"
Dostumun ne demek istediğini anlayamamıştım. Sırf bu yüzden sanırım, "Elbette var,"
dedim. "İçimde taşıyorum."
"Yok artık" sesleri yükseldi kutudan.
"Durun bir dakika," dediğimde aklıma onlara sevginin varlığını anlatınam gerektiği
geldi ve "Sevginin varlığına inanmayan mektup mu olur dostlarım?" diye sordum. Hypsi
susmuş püLJlikkat beni dinliyordu. Ben de devam ettim. "Sevgiyle taşımıyor muyuz biz
yüreğimizdekileri, hadi biz bunu sevgiyle yapmıyoruz diyelim çevrenize bir bakın bunca
insan sırf biz yüreğimizdekileri sahiplerine iletebilelim diye çalışmıyor mu? Tamam,
1
postaneyi de geçtim, bizim yolumuzu bekleyenlere taşıdığımız haberi, vedayı, aşkı, ya da
faturayı iletirken hiç mi heyecan duymuyorsunuz?"
_
"Tabi," diyenlere eklenen, "Elbette," diyenler az sonra, "Ya aslında haklısın," diyerek
beni tasdik ettiler ve hemen ardından kutuyu saran heyecan dalgası ile akşamın gelişi
sabırsızlıkla beklendi çünkü gün kararınca konulacağımız çuvalların posta işleme merkezine
gitme zamam gelecekti.
Bizim yolculuğun en keyifli kısmı burasıdır aslında. Neden mi?
Çünkü tüm dostların burada birleştiği rivayet edilir de ondan. Öykülerin bir araya
geldiği bir düş bahçesidir orası. Dikkat kesilen her kulağın işitebileceği kadar yüksek sesle
anlatılır öyküler ve her yerden gelenler her yere gitmek için oraya uğramak zorundadır.
Bizim kutu çuvala, çuvallar kamyona yüklendiğinde bu düş bahçesini ziyaret etme
sırası bana geliyordu. Çuvalın içinde sıkışarak ettiğim bu yolculuğu katlanılır kılan sanırım bu
duyguydu. Uzak diyarıardan gelenleri dinlemek için sabırsızlanıyordum. Önümüzde kocaman
bir gece vardı düş bahçesinden ayrılana dek...
Çuvalların indirilip posta açma masasına gidişi, insanların deyimiyle taşınması biz
mektuplar için birbirimize dokunmak demekti. Her çuval sırtlanıldığında biz çuvalın
içindekiler birbirimize sarmaş dolaş oluyor, bundan da çok menmun kalıyorduk. Yüreklerimiz
dokunuyordu birbirine ve her birimiz bir diğerimize içimizden bir parça armağan ediyorduk
bizi hiç unutmasın diye. Hani bizlerin üzerinde tuhaf lekeler vardır ya insanların kir olduğunu
sandığı işte bu lekeler o sarılmalardan kalır. Ama bu aramızda kalsın tabi ...
Posta açma masasında sıra bizim çuvala geldiğinde hepimiz heyecanla yukarıya
baktık. Çuvalın açılan ağzında bizi karşılayan posta elemanı her birimizi tek tek eline alıp
gideceğimiz yere göre ayırıyor i bizlerse düş bahçesinde geçireceğimiz zamanın tatlı
hayallerine
dalıyorduk. Yanımdaki mektup, "Umarım,"
dedi sıra ona gelmeden aceleyle,
.
.;.;
"Içinde taşıdığın sevdanın sonunu öğrenirsin."
"Önemli mi?" diye sorduğumda posta elernamnın elinden bana doğru uzanıp, "Evet,"
dedi, "Her sevdanın sonu önemlidir."
Öyle miydi gerçekten?
Her sevdanın sonu önemli miy~i?
Az ötemdeki yaşlı ses, "Tabi~ oğul," dedi, "Bir sevdanın sonu demek aslında yarını
demektir. O yüzden önemlidir işte. Çünkü hayat her sonda yeni bir başlangıç saklar ama bunu
insanoğlu pek fark etmez. Çünkü o an yaşadığında takılı kalır ve pas geçiverir bu önemli
ayrıntıyı."
"Bunca şeyi nerden biliyorsunuz?" diye sorduğumda, gülümseyerek cevap verdi yaşlı
mektup, "Ben yirmi yıl önce yazıldım. Geleceğe mektuptum ve yıllar boyunca postanede
bekledim durdum. Nice mektup geldi geçti öyküleriyle birlikte. Ve hepsiyle konuştum bir bir.
Onların içinde taşıdıklarını ben biriktirdim kendi köşemde ve gördüm ki insanlar eskiden daha
çok yazıyor, daha çok okuyor ve daha çok birbirlerine zaman ayınyordu. Günümüzde hayat
hızlı kimsenin mektup yazmaya zamanı yok. Oysa arada durmak gerek, içinden Çıkmak ve
resme dışardan bakmak gerek. Hayat mailler, mesajlar, telefonlarla aslında s...uni~g~rçek
olmayan bir rüyaya dönüşüyor ve biz o hayatın içinde kalan birkaç gerçekten biriyiz. Ne
zamana kadar yazılmaya devam ederiz bilmiyorum ama eğer gün gelir insanoğlu bizden
vazgeçerse işte o gün yaşam bitmiş demektir."
Karamsar ihtiyarın sözleri içimdeki heyecanı alıp götürüvermiş, yerine hüzün
getirmişti. Asılan yüzümü fa~k etmiş. ~lacak ki: "Sıkma canını!" dedi, "Henüz kimsenin
bizden vazgeçtiği yok. Allahtan eskıyı seven ınsanlar ve askerler var. Bunlar oldukça
alimallah sırtımız yere gelmez."
.
Sıranın bana gelmesiyle çuvaldan ÇıkmıŞ ama ihtiyar mektubun sözlerine takılıp
kalmıştım. Posta açma masasından ayrıldığım grubu bile fark etmemiş uzaklara dalıp
gitmiştim. Aklımdaki insanların bizden neden vazgeçtiği idi. Oysa bizlereyazılan her kelime
2
..
•
ö:::enle.~~çi~ir:~l yazısıyla k~ğıda .geçirilir~i.. Yürekten çıkar, kağıda düşerdi ve o ihtiyarın
soyledıgı gıbı ınsanların maıl denılen sevımsız haberleşme şeklini kullarımaları için hiçbir
sebep yoktu. Tamam, bize göre hızlı olabilir ama bizim .sahip olduklarımıza sahip olması
mümkün değildi.
"Neden bu kadar dalgınsın dostum?" diye soran akranım mektuba az önce
yaşadıklarımdan bahsettim. Söylediklerim içinde olduğum dağıtım grubunun dikkatini
çekince herkes beni dinlemeye koyuldu. Ben de aklımdakileri anlatmaya ...
"İnsanlara kızgınım," dedim, "Bizden vazgeçtikleri için. Oysa biz yüzyıllardır onlar
için varız. Onlar için bıkmadan usarımadan bu yolculuklara çıkıyoruz. Biz onlar için
uğraşırken, postane de onlar için çalışıyor. Peki, onlar ne yapıyor?
"Mail atıyor ... Şu ö1acakiş mi dostlarım. Bunu işte anlayamıyorum."
"Kolay," diyen az ötemdeki mektup benimle aynı fikirde değildi. Olmasını da zaten
beklemiyordum. Sonuçta içinde fatura taşıyordu. Duygusuz bir mektuptu sadece.
Söylediklerini duyunca düşündüklerimde ne denli haklı olduğumu anlamıştım. Çünkü "Hayat
artık ,!lızi!!;akıyor," dedi. "Kimsenin sizlere ayıracak zamanı yok. Ne o öyle yazacaksın,
postalayacaksın, bekleyeceksin ... Uzun İş."
Bulunduğum gruptan sesler yükselmeye başladığında ben bu tartışmanın dışına çıkıp
çevreme baktığımda gördüm ki gerçekten düş bahçesindeyim. Tüm öykülerin birleştiği ve
ayrıldığı o yerdeyim. Kısacası yürekteyim.
"İşte bu!" dediğimde tüm grup susuverdi. Bense sesli düşündüğümü anlayıp utandım
ama konuşmaya devam ettim. "Faturacı dostuma katılıyorum dedim. İnsanlar için hayat hızlı
olabilir fakat çevrenize bir bakın, bizim için burası, büyüklerin deyimiy'ie bir düş bahçesi.
Yani mektupların yüreği... Ve dostlarım bizleri yazanlar oldukça bu düş bahçesi asla
solmayacak, mektupların yüreği durmayacak."
Hep bir ağızdan coşkuyla bana katılan dostlarımla gece boyu süren sohbet de böylece
başladı. Bizler birbirimize yüreğimizdeKi öyküleri anlatırken kıskançlıkla bizi dinleyen
faturacı dostumuz gecenin sonunda, "Haklısın;': dedi. "Bizlerin fatura değil, öyküler taşıması
gerek."
Sadece gülümsedim adreslere göre ayrılırken... Yolculuğumun son kısmına gelmiştim
çünkü.
Mektuplar arasında bir deyim vardır; "Postacının çantasına girdiysen yolun sonu
gelmiş demektir." Benim için de yolun sonu gelmişti çünkü ince ayrım kasasından postacının
çantasına geçmiş, gideceğim adresin yolunu tutmuştum. Çantanın içinde kimseden Çıt
çıkmıyor, herkes az soma vedalaşacağı için biraz hüzünlü, biraz kızgın sıranın kendilerine
gelmesini bekliyordu.
Sıra bana geldiğinde geride kalan dostlarıma buruk bir vedanın ardından içine
atıldığım posta kutusunda beklerneye koyuldum. Beni okuyacak olan genç adamın sevdiği
kadın yolumu gözlüyordu çünkü postacı beni kutuya atar atınaz gelip beni aldı ve koşarak
apartmanın merdivenlerinden çıktı. İçinde olduğum zarftan beni çıkartıp okumaya koyuldu.
"Sevdiğim," diye başlamıştı genç adam, "Beni beklemeni senden isteyemem çünkü
gittiğim yerden döner miyim bilmiyorum, " diye devam etmişti. "Hayat beni senden uzağa
sürüklerken ben aklımı yanı başında bırakıyorum. Çünkü bu yürek attıkça, senden uzakta
mutlu olma şansına sahip değil ne yazık ki.
Bizim için kurduğum tüm düşler içinde sanırım en güzeli evimizin ve çocuklarımızın
olduğu idi çünkü sen anne ben baba idim orada. Ve çocuklarım ız bu hayattaki mucizelerimiz
olacaktı. Şu an olduğu gibi sen öğrenci, ben işsiz olmayacaktım.
Neden mektup yazdığım ı merak ediyorsundur. Çünkü mektubun samimiyetine ihtiyaç
duydum. Hele ki sevdamı ve hayallerimi koyup yüreğime yarın sabah yola çıkacağı m bu anda
en çok ihtiyaç duyduğum şey samimiyet sanırım.
3
•
•
.
'
Üzülme sakın! Eğer sen üzülürsen ben kahrolurum. Seni o kadar çok sevdim ki bugün
bu satırlan yazmak o yüzden içimi parçalıyor ama senin kadar sevdiğim bir başka kadın için
bu yolculuğa çıkmam gerek. Çünkü anacığımı yalnız bırakamam özellikle de doktorlar kanser
teşhisini koyduktan sonra ...
Dün abimle kanuştum uzun ve meşakkatli bir tedavi süreci bizi bekliyormuş. Bunu
öğrendiğimde işte sana yazmaya karar verdim. Annemin yanında benimle olmaya ne dersin?
Şu an suratının aldığı şekli tahmin edebiliyorum. Benim sana veda ettiğimi sandın öyle
değil mi? Aslında cevabına göre bir veda da olabilir.
Gülümsemeni yerleştir o güzel yüzüne ve benimle evlenir misin onu söyle bana?
Eğer cevabın evetse numaramı biliyorsun.
Seni Seven
p.
4
Download

Bir Mektup Olsam