II. BİYOMÜHENDİSLİK ÖĞRENCİ KONGRESİ
15-16 MART İZMİR
KONGRE BİLDİRİ ÖZET KİTAPÇIĞI
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Organizasyon Komitesi
Akademik Danışman
Doç. Dr. Ayşe NALBANTSOY
Kimya Mühendisleri Odası
KMO Ege Bölge Şubesi Başkanı Saadet ÇAĞLIN
Öğr. Gör. Erdinç İKİZOĞLU
Yüksek Biyomühendis Bahar YAMANER
Biyomühendislik Topluluğu Başkanı
Yüksek Lisans Öğrencisi Ayşe KÖSE
Kongre Temsilcileri
Ceren AYTAR
Çağlar KAYALI
Kongre İletişim Sorumluları
Asya Nur BİNGÖL
Selin AKSOY
Yağmur ÖZ
Tuğçe ÇAVUŞ
Kongre Çalışma Üyeleri
Veli Kaan AYDIN
Pınar GÜNER
Evrim Ceren KABAK
Betül KARAKUZU
Bedir İrem ELTUTAN
Muhammed Ali SAİN
Web Tasarım
Yrd. Doç. Dr. Cihat Okan ARIKAN
Tuğçe ÇAVUŞ
Veli Kaan AYDIN
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KANSER TEDAVİSİNDE BİYOAKTİF PEPTİDLERİN POTANSİYEL KULLANIMI: Vipera
ammodytes (Linnaeus, 1758) YILAN ZEHRİNİN TERAPÖTİK KULLANIM POTANSİYELİ
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Ceren AYTAR1 , Naşit İĞCİ2, Bayram GÖÇMEN3, Ayşe NALBANTSOY1
1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova-İzmir
2Proteomiks Böülümü, Ankara Üniversitesi Merkez Laboratuvarı , Biyoteknoloji Enstitüsü, 06110, Beşevler,
Ankara, Türkiye
3 Biyoloji Bölümü, Zooloji Bölümü, Fen Fakültesi, Ege Üniversitesi, 35100 Bornova, İzmir, Türkiye
GİRİŞ:
Vipera ammodytes Türkiye’de Trakya, Batı, Kuzeydoğu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde habitatın
uygun olduğu alanlarda dağılım gösterirler. Vipera ammodytes zehirli bir yılan türüdür ve zehri birçok aktif
yapılı bileşen içermektedir.
AMAÇ:
Bu araştırma çerçevesinde V. ammodytes zehrinin bazı kanser hücreleri üzerindeki sitotoksisitesinin potansiyel
tıbbi kullanımını değerlendirmek amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
V.ammodytes ham zehirinin sitotoksik etkinliğini belirlemek amacıyla MTT yöntemiyle pankreas (mPanc96),
glioblastoma (U87MG), prostat (PC3) kanser hücre hatları ve normal embriyonik böbrek epitelyum hücre hattı
(HEK293) ile çalışılmıştır. Hücreler başlangıç hücre konsantrasyonu 1*105 hücre/ml olacak şekilde 24 saat 37°C,
%5 CO2 içeren inkübatörde inkübe edilmiştir. Daha sonra hücrelere farklı zehir konsantrasyonları uygulanarak
48 saat inkübasyon sonunda morfolojik olarak değerlendirilmiş ve hücre canlılığı MTT uygulanarak
belirlenmiştir. GraphPad programıyla IC50 değerleri hesaplanmıştır.
BULGULAR:
Yapılan analizler sonucunda V. ammodytes zehrinin hücre hatları üzerinde sitotoksik etkiye sahip olduğu, IC50
değeri 4.9-7 ug/ml arasında belirlenmiştir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Sonuç olarak V. ammodytes zehrinin potansiyel alternatif tedavide sitotoksit faktörler açısından yapılan güncel
araştırmalar için umut verici sonuçlar ortaya koymuştur. Bu araştırmanın devamında yapılacak biyoaktivite
rehberli izolasyon çalışmaları kanser terapisinde yönelik potansiyel biyoaktif peptidlerin keşfi için yılan zehirleri
kapsamında bir öngörü sağlamaktadır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
3 BOYUTLU (3B) KÜLTÜR ORTAMINDA KERATİNOSİT-FİBROBLAST LOKALİZASYONUNUN
İNCELENMESİ
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Veli Kaan AYDIN2, Betül KARAKUZU2, Şükrü ÖZTÜRK1, Aylin ŞENDEMİR ÜRKMEZ1,2*
1
Biyomedikal Teknolojiler Anabilim Dalı, Ege Üniversitesi, İzmir/Türkiye
2
Biyomühendislik Bölümü, Ege Üniversitesi, İzmir/Türkiye
[email protected]
AMAÇ:
Deri oluşumu, esas olarak fibroblast ve keratinosit hücrelerinin çoğalımı ve yer değiştirmesi gibi etkileşimler
ile kontrol edilir . Bu etkileşimde Epidermal Büyüme Faktörü (EGF)'ün düzenleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
Yapılan çalışmada 3B kültür ortamında hücre sayısı ve EGF'nin insan kaynaklı deri keratinosit (HS2) ve insan
kaynaklı deri fibroblast hücrelerin (Detroit-CCL110) lokalizasyonuna etkisi araştırılmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Bu çalışmada HS2 ve Detroit olmak üzere iki farklı hücre tipi kullanılmıştır. 3B ortamda hücre
lokalizasyonunun belirlenmesi için HS2 hücreleri 4',6-diamidino-2-phenylindole (DAPI), Detroit hücreleri ise
CellTracker ile boyanmıştır. Boyanan hücreler 3D Petri DishTM tekniği kullanılarak oluşturulan 400 µm çapına
sahip kuyucukları olan agar jellerde 1:1, 1:2 ve 1:3 oranlarında ko-kültüre edilmiştir. 1:1 oranında HS2-Detroit
ko-kültürü yapılarak oluşturulan mikro dokulara 10 ng/mL, 20 ng/mL ve 40 ng/mL olmak üzere üç farklı EGF
konsantrasyonu denenerek EGF etkisi incelenmiştir. Çalışmada elde edilen gerek ışık mikroskobu gerekse de
floresans mikroskobu görüntüleri Image J programı kullanılarak işlenmiş olup sayısal veriler elde edilmiştir.
BULGULAR:
24 saat sonra floresans mikroskobunda yapılan incelemelerde oluşan mikro dokularda fibroblast hürelerinin
merkezde, keratinosit hücrelerinin çeperde yoğunlaştığı gözlemlenmiştir. Kontrol grubuna göre 10 ve 20 ng/mL
EGF konsantrasyonlarının mikro doku boyutunda artış, 40 ng/mL konsantrasyonunun ise azalış gösterdiği
belirlenmiştir. Ayrıca 72 saat sonra 1:1, 1:2 ve 1:3 hücre oranları ve EGF (10 ng/mL ve 20 ng/mL) kullanılarak
yapılan ko-kültürde oluşan mikro dokuların boyutunda belirgin bir artış meydana gelmiştir. Fakat EGF
varlığında mikro doku boyutunda meydana gelen artışın daha hızlı olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada elde
edilen diğer önemli bir bulgu da gözlemlenen lokalizasyon paternine hücre sayısı ve EGF'in belirli bir etkisinin
olmamasıdır.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Derinin yapısında bulunan keratinositler epidermis tabakasında yoğunlaşırken fibroblast hücreleri dermis
tabakasında yoğunlaşmaktadır. in vivo da görülen bu lokalizasyon biçimine benzer bir yapılaşma yapılan
çalışmada başarıyla elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar in vivo yu en iyi şekilde taklit ettiği bilinen
3B sistemlerde EGF'in belirli bir konsantrasyonunun hücre büyümesine pozitif yönde etki gösterdiğini
kanıtlamıştır. Ko-kültür yapılarak oluşturulan mikro dokulardaki boyutsal artış hızı ile tek tip hücrenin
kullanılmasıyla oluşturulan mikro dokulardaki artış hızı farklılık göstermiştir. Bunun sebebi olarak 3B kültür
ortamında fibroblast hücrelerinin keratinosit hücrelerinin çoğalmasını artıracak büyüme faktörleri salgılaması
olarak düşünülmektedir. Bu süreçte mikroçevreye salgılanan büyüme faktörleri çeşitlerinin belirlenmesine
yönelik detaylı araştırmaların yapılması gerektiğini önermekteyiz. Mikro dokularda meydana gelen boyutsal
artışlar göz önünde bulundurulduğunda keratinositlerin çoğalmasında fibroblast-keratinosit etkileşiminin yanında
büyüme faktörü varlığının da oldukça önemli olduğunu kanıtlamıştır.
Anahtar kelimeler: Mikro Doku, Ko-kültür, EGF, Keratinosit, Fibroblast
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KABLO GERİDÖNÜŞÜMÜNDE ÇEVRE DOSTU YAKLAŞIM
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Hüseyin Anıl DİBLEN ve Bilge Hilal ÇADIRCI
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi
Biyomühendislik Bölümü, 60240, TOKAT
[email protected]
[email protected]
AMAÇ:
Bu çalışmada bölgemizde faaliyet gösteren kablo geri dönüşüm fabrikasında kabloların yağlardan arınması için
kullanılan organik çözgen miktarını azaltmak amacıyla organik çözgenlerde yaşayabilen mikroorganizmalar
izole edilmiş ve bunların lipolitik özellikleri taranmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Çevre dostu olarak planlanan çalışmamızda fabrika civarından yağ ile kontamine olmuş toprak ve su örnekleri
yine kontrol olarak fakültemiz ormanından toprak örneği alınmıştır ve solvent tolerant lipaz üretici
mikroorganizma kaynağı olarak kullanılmıştır. Örneklerden seyreltme plaka ekim yöntemi ile %5 oranında
tween80 ile süspanse edilmiş yağ içeren (mineral yağ ve zeytin yağı) farklı besiyerlerine (PDA, PCA) ekim
yapılmış ve yüzeyleri %28 oranında ticari solvent (Perkloretilen) ile kaplanmıştır.
30oC’de 24-72 saat
inkübasyondan sonra görülen koloniler saflaştırılmıştır.
BULGULAR:
Saflaştırılan 24 kolonin solvent varlığında lipolitik aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Bu kolonilerden en
geniş açılma zonuna sahip 4 mikroorganizma kolonisi lipaz üreticisi olarak belirlenmiştir. Kantitatif olarak lipaz
aktivitesini ölçmek amacıyla pNPP substrat olarak kullanılmış ve açığa çıkan paranitrofenol, spektrofotometrede
410 nm dalga boyunda ölçülmüştür.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Organik çözgenlerin doğaya verdiği zarar düşünülerek planan çalışmamızda çözgenler içinde yaşayabilen
mikroorganizmalarlar keşfedilmiş ve bunların bu çözgeni karbon kaynağı olarak kullandığı tahmin edilmektedir.
Bu bağlamda temiz çevre açısından izolatlarımızın önemi büyüktür. Ayrıca izolatlarımızın lipolitik aktiviteye
sahip olması saflaştırılacak enzimlerin transesterifikasyon ve interesterifikasyon reaksiyonlarında kullanılarak
kablolardan uzaklaştırılmaya çalışılan atık yağlardan biyodizel üretilebileceğini düşündürtmektedir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Dunaliella Salina’da Phytoene synthase (PSYII) GEN TRANSFORMASYONUNUN KAROTENOİD
METABOLİZMASI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Seren Necla Sevim, Meltem Conk-Dalay, Arzu Yıldırım
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova-İzmir
GİRİŞ:
Dunaliella salina, yeşil algler grubuna dahil ökaryotik tek hücreli bir mikroalgdir. Yüksek sıcaklık, yüksek ışık
şiddeti, yüksek tuzluluk ya da besin kıtlığı gibi stres koşullarında hücrelerin yüksek düzeyde β-karoten
üretebilmesi sebebiyle D. salina türü mikroalgal biyoteknoloji alanında doğal β-karoten kaynağı olarak
değerlendirilmektedir. Karotenoid metabolik yol izinde likopenden sonra üretilen β-karoten yüksek antioksidan
özelliği ve provitamin A öncül maddesi olması sebebi ile ticari olarak önemli bir moleküldür.
AMAÇ:
Phytoene synthase enzimi karotenoid yol izinde ilk oluşan karotenoid olan Phytoene molekülünün sentezinden
sorumludur. Bu çalışmanın amacı Dunaliella salina'da phytoene synthase (PSYII) gen transformasyonunun
karotenoid metabolizması üzerine etkilerinin incelenmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM:
PSYII genini ve kanamisin antibiyotiğine dayanıklılık seçici markörünü içeren p829 plazmidinin D. salina
hücrelerine aktarımı PEG-cam boncuk tekniği ile sağlanmıştır.
Seçici ortamda geliştirilen hücreler
transformasyonun varlığı PCR analizleri ile ortaya konmuştur. Karotenoid oluşumunu teşvik etmek amacı ile
transforme ve kontrol kültürler nitrat içermeyen ortam koşullarında yetiştirilerek, hücre sayımları ve karotenoid
analizleri gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR:
Yapılan analizler sonucunda PSYII gen transformasyonun D. salina'da hücre içinde toplam karotenoid, klorofil
ve β-karoten miktarını artırdığı belirlenmiştir. Üremenin sınırlı kalmasına rağmen gen transformasyonu
gerçekleşen hücre kültürlerinde uygun stres koşullarında β-karoten miktarı/hücre sayısı oranının arttığı
gözlenmiştir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
D. salina hücrelerinde, karotenoid metabolik yol izinde görev alan PSYII geninin transformasyonu yolu ile
gerek β-karoten gerekse farklı karotenoidlerin yüksek miktarda üretilmesinin, bu kıymetli algin biyoteknoloji
alanında daha etkin şekilde değerlendirilmesine olanak sağlayacağı düşünülmektedir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
NANOPARTİKÜLLERİN BAKTERİ ÜZERİNDE Kİ TOKSİSİTELERİNİN ARAŞTIRILMASI
(SÖZLU BİLDİRİ)
Vuslat ÖZER1, Emrah Şefik ABAMOR2, Özlem Ayşe ÖZYILMAZ3
1
Yıldız Teknik Üniversite, Kimya-Metalurji Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 34210, İSTANBUL,
[email protected]
2
Yıldız Teknik Üniversite, Kimya-Metalurji Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 34210, İSTANBUL,
[email protected]
3
Yıldız Teknik Üniversite, Kimya-Metalurji Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 34210, İSTANBUL,
[email protected]
AMAÇ:
Bu çalışmayla hızla gelişen bir teknoloji olan Nanoteknolojinin antibakteriyel özelliklerinin UV ışınlarının
bulunduğu bir ortamda, Staphylococcus Aureus bakterisi ve TiO2 kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Çalışmamızda aynı kaynaktan çoğaltılan bakteriler 4 farklı ependorfa 10-5 oranında seyreltilerek 1ml sıvı besiyeri
ile ekilmiştir. İlk ependorf kontrol grubu olarak içerisine TiO2 koyulmadan UV altında bırakılmıştır. Diğer
ependorflara sırasıyla 200, 500 ve 1000 µl olmak üzere TiO2 eklenmiştir. Dilisyonu tamamlanan 4 ependorf
10’ar dakika UV altında bekletilip 1 gece Etüvde kültüre edilmişlerdir. Ertesi gün Luria Bertani agar içeren 4
farklı petriye deney gruplarımız olan 4 farklı ependorftan ekim yapılmıştır ve bu petriler 38 oC’ ta 0,1 CO2
altında 24 saat bekletildikten sonra sayım yapılarak deney sonuçlandırılmıştır.
BULGULAR:
4 farklı petride ki sayımlarda bakteri konsantrasyonu; kontrol grubunda 65 x10-5 , 200 mg/ml TiO2
kullanıldığında 60 x10-5, 500 mg/ml TiO2 için 36 x10-5 , 1000 mg/ml TiO2 için 32 x10-5
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Bu sonuçlar TiO2 nanopartiküllerinin UV varlığında S. Aureus bakterisi üzerinde ki toksisitesinin varlığını
kanıtlar niteliktedir. Bu çalışma, nanopartiküllerin antibakteriyel etkilerinin kullanılabilmesi ve bu etkiler
doğrultusunda ürün geliştirilmesi konusunda bilim dünyasına katkıda bulunacaktır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
ŞEFTALİ (Prunus persica) YAPRAĞININ MİKRODALGA DESTEKLİ ENZİMATİK HİDROLİZİ
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Tuğçe ÇAVUŞ1 , Aslıhan KAZAN1, Özlem YEŞİL ÇELİKTAŞ1
1
Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova, İzmir
GİRİŞ:
Dünya nüfusunun ve endüstriyelleşmenin artması ile yeni enerji kaynaklarının arayışı son yıllarda giderek
artmaktadır. Biyokütle; yenilenebilir, her yerde yetiştirilebilen, sosyo-ekonomik gelişme sağlayan, çevre dostu,
elektrik üretilebilen, taşıtlar için yakıt elde edilebilen stratejik bir enerji kaynağıdır.
AMAÇ: Türkiye’nin enerji talebi gün geçtikçe artmakta olup Türkiye için yeni enerji kaynakları ile ilgili
araştırmalar daha da önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin tarım potansiyelinden yola çıkılarak, tarımsal
faaliyetler sonucu oluşan atık şeftali yapraklarının enerji kaynağı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Bu çalışmada lignoselülozik bir tarımsal atık olan şeftali yaprağı, substrat kaynağı olarak kullanım
potansiyelinin belirlenmesi amacıyla mikrodalga yardımıyla enzimatik olarak hidroliz edilmiştir. İlk olarak
şeftali yaprakları kurutulup öğütülmüş, böylece enzimatik reaksiyonlarda önemli bir etken olan yüzey alanının
arttırılması amaçlanmıştır. Hidroliz amacıyla Novozym 188 ve Celluclast 1.5L enzimleri kullanılmıştır.
Mikrodalga gücü (300-900 W), sıvı:katı oranı (20:1- 5:1 ml/g), Novozym 188 : Celluclast 1.5 L oranı (0-1) ve
hidroliz süresinin şeftali yaprağının enzimatik hidrolizi üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla Design Expert
programından yararlanılmıştır. Hidroliz işlemleri 50oC sıcaklıkta 0,1 M sitrat tamponu içerisinde
gerçekleştirilmiştir. Hidroliz işlemi sonrasında filtrasyon ile ayrılan sıvı kısımda DNS metodu ile indirgen şeker
tayini yapılmıştır.
BULGULAR:
Şeftali yaprağının mikrodalga destekli enzimatik hidrolizinde dört farklı parametrenin etkisini incelemek
amacıyla yapılan denemeler sonucunda anlamlı bir model elde edilmiştir. İncelenen parametreler arasında
mikrodalga gücünün ve Novozym 188 : Celluclast 1.5L oranının anlamlı parametreler olarak belirlemiş ve
maksimum indirgen şeker konsantrasyonu 600 W, 5 ml/g sıvı:katı oranı, % 50 Novozym 188 oranı ve 1 saatlik
hidroliz sonucunda 15,602 mg/ml olarak elde edilmiştir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Bu çalışmada mikrodalga gücü, sıvı:katı oranı, kullanılan enzim karışımının içeriği ve sürenin şeftali yaprağının
mikrodalga destekli enzimatik hidrolizi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar şeftali yaprağı
hidrolizatının substrat kaynağı olarak kullanım potansiyelinin yüksek olduğunu gösterirken mikrodalga destekli
enzimatik hidroliz ise kısa hidroliz süresi avantajıyla alternatif bir yöntem olarak ön plana çıkmaktadır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
TERMAL ORTAMDAN İZOLE EDİLEN Chlorella sp.ve Synechococcus sp. TÜRLERİNİN
KARŞILAŞTIRMALI BÜYÜME VE KAROTENOİD PROFİLLERİNİN ÇIKARILMASI
(SÖZLÜ BİLDİRİ)
Çağlar Kayalı, Hayriye Soykan*, Zeliha Demirel, Meltem Conk Dalay
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova-İzmir
*İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Fen Fakültesi, Kimya Bölümü - Gülbahçeköyü Urla Izmir, TURKİYE
35430
GİRİŞ:
Siyanobakteri
ve
mikroalg
türlerinin
çeşitli
bilimsel
çalışma
ve
ticari
üretimlerde
kullanılmasının dünyada yaygınlaşmasıyla birlikte bu konuya olan ilgi giderek artmıştır. Artan ilgi,
siyanobakterilerin ve mikroalglerin daha verimli bir şekilde üretilmeleri için gerekli araştırmaları
teşvik etmiş, pek çok araştırma kurumu ve özel işletmelerin farklı üretim sistemleri tasarlamalarını ve
geliştirmelerine
neden
olmuştur.
Siyanobakteriler
ve
mikroalgler,
karotenoidler
gibi
özel
metabolitlerin üretilmesinde önemli bir role sahiptir.
AMAÇ:
Bu çalışmanın amacı termal ortamdan izole edilen 2 farklı türün farklı ortamlarda yetiştirilip büyüme
eğrileri çıkarılarak biyokütle miktarlarının belirlenmesi ve elde edilen bu biyokütle değerleri ışığında
karotenoid profillerinin HPLC-DAD cihazı kullanılarak çıkartılması.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Afyon Heybeli Kaplıcalarından izole edilen 2 farklı Chlorella sp. ve Synechococcus sp. kok hücreleri,
Allen ve BG-11 ortamlarında 400µmol Einstein ışık şiddetinde ve 160 rpm’de inokule edilen örnekler
17 gün boyunca izlenmiştir. Büyüme eğrisinin belirlenmesin için optik yoğunluk için 600nm, klorofila miktarı için 665nm ve 750 nm dalga boyları ile spektrofotometre kullanılarak ölçülmüştür.
BULGULAR:
µmaksimum ve ikilenme süreleri, elde edilen optik yoğunluk grafiği sayesinde hesaplanmıştır.
Biyokütle miktarları belirlenen Chlorella sp. ve Synechococcus sp. örneklerinin karotenoid profilleri İzmir
Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden yardım alınarak çıkartılmıştır.
SONUÇ VE TARTIŞMA:
17 gün boyunca yetiştirilen Chlorella sp. için istenen sonucu Allen ortamı sağlarken Synechococcus sp.
için ise BG-11 ortamının daha uygun olduğu görülmüştür. Synechococcus sp. türü BG-11 ortamında
yetiştirildiğinde yaklaşık biyokütle verimi Allen ortamındaki verimine göre 2 kat kadar fazladır. Or tam
tercihi yapılırken hem biyokütle verimi hem de ikilenme süresi dikkate alınmıştır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
PSEUDOMONAS PUTİDA İLE PATLAMAMIŞ MAYINLARIN TESPİTİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
Halime Seyman ve Hatice Nur Girgin
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi
Biyomühendislik Bölümü, 60240, TOKAT
[email protected]
[email protected]
AMAÇ:
Bu çalışmayla birlikte patlamamış mayınların mikrobiyal temelli tespiti mümkün kılınmaktadır. Mayınların
önceden tespiti ile mayın kazalarında insanların sakat kalma veya ölme riskinin ortadan kaldırılması
hedeflenmektedir.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Mayınların imalatında uçucu olan 2,4 dinitrotolüen (DNT) ve diğer nitroaromatik bileşikler kullanılır. Bu
kimyasalların belirli miktarları patlamamış mayınlardan sızmaktadır. Pseudomonas putida toluen gibi
organik çözgenleri degrade edebilen, biyoremediasyona uygun, ilk pantentlenen, saprofilik, çubuk şeklinde,
flagelli, gram-negatif bir bakteridir. Bir toprak bakterisi olan Pseudomonas putida’da varolan TOL plazmiti
pWW0, toluen, p-toluat, m- ve p-ksilen ve diğer ilişkili bileşiklerin asetaldehit ve piruvata parçalanmasını
sağlayan bir plazmittir. Bu işlemler için gerekli enzimlerin ekspresyonu birbirinden farklı transkribe edilen
xylR ve xylS regülatör genler ürünleri tarafından kontrol edilir. XylR proteini NtrC ailesi regülatörleri
ailesine mensup olup, xylS geni promotorunu (Ps) ve yol izi substratları varlığında yukarı yolizi operon
promotorunu (Pu) stimule eder. Pseudomonas sp. CF600 straini fenol bileşikleri üzerinde yaşamayı sağlayan
IncP-2katabolik megaplazmit pVI150’yi taşır. Bu sayede fenol, monometillenmiş fenoller ve 3,4dimetilfenolü metabolize edebilir. Bunun için gerekli enzimler ise Po promotoru tarafından transkribe
edilir. Rekombinant DNA teknikleri kullanılarak, Pu ve Po promotorları ile aktive olan XyIR proteiniden in
vitro prokaryotik transkripsiyonel düzenleyiciler elde edilmesi için promotorlar geliştirilmiş ve bu doğal
olmayan transkirpsiyon faktörleri ile patlayıcıların varlığını tespit etme çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR:
Yapılan çalışmada yeşil floresan proteini kodlayan luxAB transkripsiyonel füzyonları da kullanılarak
mayınlardan sızan hedef bileşiğin varlığında transkribe olan XylR proteininin GFP proteininin
transkripsiyonunu da aktive etmesi sağlanmış, böylelikle özellikle geceleri mayınlı bölgelerden yeşil ışık
oluşumu ile ayırt edilmesi sağlanmıştır.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Mayınların tespiti ile; tehlikeli maddelerin haritalanması, büyük ölçekli süreçlerin geliştirilmesi ve mayın
patlaması temelli gerçekleşen can kayıpları ve sakatlanmaların önüne geçilmesi mümkün olabilecektir.
Anahtar kelimeler: Pseudomonas putida, mayın, rekombinant
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Toxoplasma gondii’nin HeLa HÜCRELERİNDE ANTİJEN AMAÇLI ÜRETİM PARAMETRELERİNİN
BELİRLENMESİ: MİKROTAŞIYICI UYGULAMASI
(POSTER BİLDİRİSİ)
Pelin SAĞLAM METİNER1, Mert DÖŞKAYA2, Ayşe CANER2,
Duygu AYYILDIZ TAMİŞ1, A.Yüksel GÜRÜZ2, S.İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN1
1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
2
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji ABD
(Lisans Bitirme Tezi)
GİRİŞ:
Toxoplasmosis, Toxoplasma gondii parazitlerinin neden olduğu, ülkemizde ve dünyada yaygın olarak bulunan
fırsatçı zoonotik bir enfeksiyondur [1].Toxoplasmosisin serolojik tanı testlerinde antijen kaynağı olarak genelde
hayvanlarda üretilen T. gondii takizoitleri kullanılmaktadır. Ancak günümüzde geliştirilmekte olan modern test
sistemleri Toxoplasma’ nın in vitro olarak çoğaltılmasındaki zorunluluğu ortaya koymaktadır. Özellikle, diğer
mikroorganizmalardan ve konakçı hücreden arındırılmış takizoit kaynağının kullanılması, T. gondii
çalışmalarında test sonuçlarının güvenirliğini arttıracak önemli bir etkendir [1,2]. Hücre kültürü kaynaklı
antijenlerin serolojik testlerde kullanıma uygunluğu da birçok çalışmada gösterilmiştir [3].
AMAÇ:
Bu tez çalışmasının amacı; in vitro koşullarda monolayer kültürde sınırlı hacimlerde üretilebilen T. gondii
takizoitlerinin, saf antijen eldesi için spinner flasklarda mikrotaşıyıcılar üzerine immobilize edilmiş Hela
hücrelerinde, süspanse halde daha büyük ölçekli üretimidir. Böylece kolay ve ekonomik yollardan, bol miktarda,
canlı, saf, kalıcı, antijenik özelliklerinin in vivo modellerden elde edilenlere en yakın ve minimum hücre
kontaminasyonu olan takizoit üretimi gerçekleştirilmiş olacaktır.
MATERYAL METOD:
Proje kapsamında öncelikle, hayvan etik kurul izni daha önceden alınmış ve -80˚C derin dondurucuda stoklanmış
olan takizoitler, HeLa hücre kültüründe çoğaltılmaktadır. Ardından spinner flasklarda 100 ml çalışma hacimli
ölçek büyütmeyle Cytodex 1 mikrotaşıyıcılarına immobilize edilmiş HeLa hücrelerinde %80-90 doluluk oranı
sağlanacak, takizoit ekimi yapılarak, bol miktarda takizoit üretimi gerçekleştirilecektir. Bu süre zarfında üretilen
takizoitlerden maksimum verim eldesi için üretim sırasında spinner flasktaki pH ve karıştırma hızının
optimizasyonu ile takizoitlerin en etkin inokulasyon dozu belirlenecektir. Toxoplasmosisin serolojik tanısı için
üretilen bu takizoitlerin antijen saflaştırılmaları yapılarak gönüllü kan örnekleri kullanılarak IFA, ELISA ve
Western blot testleri ile kalite karşılaştırılması yapılacaktır.
SONUÇ VE TARTIŞMA:
Üretilen bu takizoitlerin; Toxoplasmosis için tanı kiti, aşı stratejileri ve ilaç geliştirilmesinde kaynak olarak
kullanılması hedeflenmiştir. Ayrıca; genetik çalışmalarda, izolasyon çalışmalarında ve Toxoplasmosisin
serolojik tanısında antijen kaynağı olarak in vitro hücre kültürü ile üretilen takizoit kullanımı, hayvan
kullanımını azaltarak etik ve ekonomik problemlere çözüm getirecektir. Bunların yanı sıra, T. gondii
takizoitleri’nin ilk kez büyük ölçekte üretimi gerçekleştirilmiş olacaktır.
Anahtar kelimeler: Toxoplasma gondii, HeLa hücreleri, Cytodex 1, mikrotaşıyı, immobilizasyon
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KAN BEYİN BARİYERİNİN in vitro MONO KÜLTÜR MODELİNİN MÜHENDİSLİK TASARIMININ
YAPILMASI VE MODEL ÜZERİNDE METOTREKSAT GEÇİRGENLİĞİNİN İNCELENMESİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
M. Görkem ÖZYURT1, Şule DOĞAN1
Prof. Dr. S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN1, Yrd. Doç. Dr. Aylin ŞENDEMİR ÜRKMEZ1
1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
[email protected], [email protected]
GİRİŞ:
Kan-beyin bariyeri (K-BB), çoğu maddenin kandan merkezi sinir sistemine geçişini kısıtlayan bir engeldir. Bu
bariyer, merkezi sinir sistemine nutrient geçirgenliğini bir nevi kontrol eden sistemdir. Bu bariyerin oluşmasında
en önemli rol ise serebral kapiler endotel hücreleri tarafından sağlanmaktadır. K-BB’nin in vitro mono-kültür
modelini oluşturulup, in vivo şartlara mümkün olduğu kadar yakın bir şekilde modelin çalışabilirlik seviyesini
incelenecektir. Son amaç olarak metotreksat ilacının modelden geçirgenliği incelenecektir[1][2].
MATERYAL VE METOD:
Çalışmada K-BB’nin odak noktasını oluşturan endotel hücreleri (HUVEC) kullanılacaktır. Bu hücreler,
insertlerin üst kısmına ekilerek K-BB’ininkine yakın direnç elde edilmesi hedeflenmektedir. Geçirgenlik
aşamasında endotellerin sıkı bağlantı özellikleri ve transendotelyal direnç özellikleri göz önüne alınacaktır.
Modelimizin doğruluğunun anlaşılması için transendotelyal direnç değerinin hesaplanması, pozitif ve negatif
kontrol ile in vivo koşullara uygun şekilde çalıştığının kanıtlanması hedeflenmektedir. Direnç ölçme işlemi
hassas elektrotlar yardımıyla yapılacaktır. Pozitif kontrol olarak nikotin, negatif kontrol olarak da albümin
kullanılacaktır.
BULGULAR:
Modele eklenen C6 glioma hücrelerinin tutunma ve büyüme grafikleri çıkarılmıştır. Hücrelerin insertlere
ekilmeden önce membrana tutunma karakteristikleri incelenmesi adına bu grafikler elde edilmiştir. MTT testi ve
klasik hücre sayımı yapılmıştır. Bunun sonucunda, hücrelerin neredeyse tamamı ilk 30 dakika içinde tutunmuş
olup, yaklaşık 5 günde tüm yüzeyi kapladıkları gözlenmiştir.
TARTIŞMA:
Yapılan bu model ile, in vitro koşullarda K-BB taklit edilmiştir. Bu çalışma, hem denek hayvanlarının
kullanımının azaltılmasını hem de tekrarlanabilirliği yüksek bir model elde edilmesin vadetmektedir. Bu sayede
bir çok nörolojik hastalıkların tedavisinde bir zorluk olan K-BB’nin yapısı ve fizyolojisi iyice anlaşılıp üzerinde
çeşitli etkiler yaparak bariyerin getirdiği zorluğu aşmak adına çalışmalar yürütülebilecektir.
SONUÇLAR:
Çalışma sonucunda kan beyin bariyerini in vitro koşullarda inceleyebilecek bir düzenek elde ederek yüzyılın en
büyük sorunlarından biri olan kanser hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilacın in vitro koşullarda model
üzerinde etkinlik analizi yapılabilecektir. Ayrıca elektro-eğirme ile kendi ürettiğimiz lifli membranlar
kullanılarak hücrelerin doğal ekstraselüler matrikslerine benzer bir ortamda üretilmesi ile ve kendi tasarımımız
olan insertler ile mevcut sistemlerden farklı bir çalışma ortaya koyacağız.
Anahtar Kelimeler: Kan-Beyin bariyeri, Model, Hücre kültürü, Direnç, Elektro-eğirme
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
ANTİ KALP TİPİ ASİTİ BAĞLAYICI PROTEİN (h-FABP) MONOKLONAL ANTİKORLARININ (IgG)
ALTIN NANOPARTİKÜLLER İLE KONJUGASYONUNUN OPTİMASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Aytül GÜL*, M. Özgün ÖZEN, S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü, 35100, Bornova, İzmir
*
[email protected]
GİRİŞ
Tanı kitlerinin geliştirilmesinde / üretilmesinde her girdinin önemi büyüktür fakat aranan analitin tespitinin
sağlanması için kullanılan ve özgünlüğü ile tespiti sağlayan moleküllerin önemi daha fazladır. Bu şekilde çalışan
moleküllerin en başında da monoklonal antikorlar gelmektedirler. Miyokard yaralanması sonrası kalp tipi yağ
asidi bağlayıcı protein (h-FABP) moleküler ağırlığının az olması sebebiyle (15 kDa) hızla plazmaya
yayıldığından kardiyak hasarın erken tanısında kullanılabilen biyokimyasal bir belirteçtir. Yanal akış test sistemi
(LFA), sinyal amplifikasyonu için ek bir işlem basamağı olmaksızın altın nanopartiküller (AuNPs) antikorlar
kullanılarak gerçekleştirilebilmektedir.
AMAÇ
Tanı kitlerinde kullanılan ve / veya oluşan reaksiyonun / bağlanmanın görünür hale getirilmesi çok önemlidir. Bu
işlem sanayi ölçeğinde düşünüldüğünde uygulanacak yöntemin düşük maliyetli ve iyi sonuç veren, sonuçların
değerlendirilmesi için herhangi bir okuma cihazının (spektrofotometre, okuyucu, vb.) gerekmediği yöntemlerin
kullanılması amaçlanmaktadır. Çalışma çerçevesinde ticari olarak elde edilen monoklonal antikorlar farklı
derişimlerde ve farklı boyutlardaki altın nanopartiküller ile konjugatlanmaya çalışılması ve konjugatlanan
antikorların 15 dakika içinde sonuç veren yanal akış prensibi ile çalışan bir test kiti ile analiz edilmesi
amaçlanmıştır.
MATERYAL VE METOT




Konjugat hazırlığı ve membrana emdirilmesi: Koloidal AuNP (10 nm, 20 nm ve 40 nm) ve anti-hFABP
antikorlarının konjugasyonu (1. konjugat). Ticari olarak elde edilmiş AuNP işaretli streptavidin (2.
konjugat).
Nitroselüloz (NC) membranın hazırlanması: Test çizgisi ve kontrol çizgisi için yakalama antikorları NC
membrana emdirilir ve membran bloklanması (%1 BSA).
Örnek membranın hazırlanması: Örnek membranı, %0,5 Tween 20, %5 sükroz, %5 dekstran, %0,05
sodyum azid içeren solüsyon ile bloklanması.
Laminasyon: NC membran, emici membran, örnek membranı ve farklı konsantrasyonlarda hazırlanan
1. konjugat emdirilmiş membran, 2. konjugat emdirilmiş membran sırtlığa yapıştırılarak test kiti haline
getirilip farklı konsantrasyonlarda örnekler verilerek altın nanopartiküller ile antikorların (h-FABP)
işaretlenmesi optimize edilmesi.
SONUÇ
Optimize edilen sistem test kiti geliştirme çalışmalarında kullanılacak ve elde edilen sonuçlar proje ortağı
firma için üretim bandından çıkacak bir ürüne dönüşebilecek çıktılar olacaktır. Lisans bitirme tez projesi ile
optimize edilecek yöntemler ile proje ortağı firma (SK Teknoloji Araştırma Geliştirme San. ve Tic. Ltd. Şti)
monoklonal antikorların işaretlenmesinde daha verimli, ucuz ve hızlı metotlar kullanabilecektir. Bu çalışma
''TÜBİTAK 2241-A Sanayi Odaklı Lisans Bitirme Tez Programı'' tarafından desteklenmeye değer bulunmuştur.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
BESİ ORTAMI BİLEŞİMİNİN OSTEOSARKOM KANSER KÖK HÜCRELERİNİN FARKLILAŞMA
KAPASİTESİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
F. Gizem SONUGÜR1, Müge ANIL2, S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN1, Aylin ŞENDEMİR ÜRKMEZ1,*
1Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü
2Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyomühendislik ABD
[email protected] [email protected]
GİRİŞ:
Mikroçevrelerinden aldıkları farklı sinyaller ile farklı hücre türlerine dönüşebilen hücreler, çoğalma ve
farklılaşma ile ilişkili sinyal yolaklarındaki düzenleme bozukluğu sonucu kanser kök hücrelerine
dönüşebilmektedir. Kanser kök hücreleri (KKH), tümör hücreleri arasında tümör oluşumundan ve tedavi
direncinden sorumlu küçük bir alt populasyon olup, tümör kökenli dokudaki normal kök hücrelerle asimetrik
hücre bölünmesi, kendini yenileme ve çok yönlü farklılaşabilme gibi özellikleri paylaşırlar. KKH’lerinin kök
hücrelere özgü özellikler taşıdığının gösterilmesi için sıklıkla farklılaşma kapasitelerinin incelendiği
görülmektedir. Günümüzde birçok kanser tipine ait farklı kanser kök hücre alt populasyonlarının farklılaşma
kapasitesi in vitro gösterilmiştir. Ancak osteosarkom kaynaklı KKH’leri olarak tanımlanan CD133(+)
karakterdeki hücrelerin in vitro koşullarda farklılaşma kapasitesinin incelendiği bir yayına rastlanmamıştır.
AMAÇ:
Bu çalışmanın hedefi, farklı besi ortamı içerikleri kullanılarak in vitro kültivasyon sonrasında osteosarkom
kaynaklı CD133(+) KKH’lerinin CD133(-) hücrelere kıyasla farklılaşma kapasitesinin incelenmesidir. Böylece
ileride bu hücrelerle gerçekleştirilecek kanser biyolojisi ve terapötik geliştirme çalışmaları için bu hücre alt
popülasyonlarının karakterizasyonuna katkı sağlanması amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Çalışmada, osteosarkom hücre hattı olan SaOs-2 hücreleri ve bu hücre hattından MACs (magnetik aktiflenmiş
hücre ayırma yöntemi) ile ayrımlanan CD 133(+) KKH’leri ve CD133(-) hücreler kullanılmıştır. Bu 3 hücre
grubu, serum ve büyüme faktörü gibi bileşenler bakımından farklılık gösteren 4 farklı besi ortamı ve osteojenik
farklılaşma için çeşitli uyaranları içeren bir besi ortamı kullanılarak toplam 5 farklı besi ortamında kültive
edilmiştir. Bu farklı besi ortamlarında 14 günlük kültivasyon sonunda oluşan mineralizasyon, Alizarin kırmızısı
boyası S ve Von Kossa boyama yöntemiyle belirlenmiştir. Sonuçta hem hücre grupları birbiri arasında hem de
besi ortamı bileşenlerinin etkisi kendi arasında karşılaştırılmıştır.
BULGULAR:
Yapılan incelemelerin sonucunda, osteojenik farklılaşma ortamında CD133(+) ve SaOs-2 hücrelerinin, CD133() hücrelere göre daha fazla mineralizasyon gösterdiği gözlemlenmiştir. %5 serum içerikli, %2,5 serum içerikli ve
EPC supplementi (BioChain,San Francisco) içeren ortamlarda mineralizasyon gözlenmemiştir. Alınan sonuçların
osteokalsin ve osteonektin içeriğinin incelenmesi ile desteklenmesi gerekli görülmektedir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Farklılaşma ortamı içerisinde bulunan dekzametazon, askorbik asit ve β–gliserofosfat kombinasyonları
hücrelerin osteojenik farklılaşmasını tetiklemektedir. Askorbik asit, osteoblastik markörlerin salımı ve osteoblast
benzeri hücre dizilerinin mineralizasyonu için gerekli olup, β -gliserofosfat, inorganik fosfat kaynağıdır ve
mineralizasyon için gereklidir. Dekzametazon, kemik oluşumunda oldukça önemli bir role sahiptir. Ancak bu
uyaranları içermeyen serumsuz, epidermal büyüme faktörü (EGF) ve fibroblastik büyüme faktörü (bFGF)
desteği içeren besi ortamında KKH kültivasyonu sonucunda görülen kısmi mineralizasyon farklı yöntemler ile de
desteklenmelidir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
BİYOLOJİK 3B YAZICILAR
(POSTER BİLDİRİSİ)
Anıl ULAŞ Ceyda AKINCI Dilara AKBULUT Melike DOĞAN Melih Zeki YILDIRIM
Gülümser KURT
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü 60000, TOKAT
AMAÇ:
Günümüzde 3B biyoyazıcılar birçok alanda kullanılmaktadır. Bu sistem dijital modelleri kullanarak katı
nesnelerin üretilmesini sağlamaktadır. Biyoyazıcılardaki amaç bu mekanizmanın geliştirilmesi ve canlı
hücrelerin kullanılmasıyla ihtiyacı karşılayacak dokunun üretilmesi ve hayat kalitesinin arttırılmasıdır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Bu yazıcıların genel çalışma prensibinde bilgisayar tabanlı planlayıcılar ve blueprint yöntemi kullanılır. Bu
yöntemle istenilen dokunun kusursuz altıgen geometrik kalıbı oluşturularak canlı hücreler içine dikey bir şekilde
dizilir. Kalıp doldurma işlemi tamamlandıktan sonra doku oluşumu gerçekleşmiş olur. İlk olarak şırıngalar
biyomürekkeple ve akışı kolaylaştıran hidrojelle doldurulup cihazdaki robot kollara yerleştirilir. Bir bilgisayar
yazılımıyla bu robot kollar hareket ettirilir. Bu sırada baskı yapılan yüzeyin hemen yanında bir tür hareket
sensörü şırıngaların 3 boyutlu düzlemde hareketini inceler. Robot kollar, uçlarındaki şırıngaları peteğe indirip
burayı parankimal hücrelerle doldurur. 250 mikron kalınlığında ve 24 adede kadar tamamlanmış mikrodoku
barındıran bu kap bir kültür dolabına koyulur. Hücreler burada kaynaşır ve dokunun karmaşık matris yapısı bu
şekilde oluşur.
BULGULAR:
Bu alandaki gelişimler tıp sektörünü olumlu bir şekilde etkilemektedir. Buna örnek olarak Hollanda'da
gerçekleşen ve olumlu bir şekilde sonuçlanan implant ameliyatı verilebilir. Ameliyatta 83 yaşında, oral kanser
hastası, Belçikalı bir kadına; 11 saat süren bir operasyon sonucu çene kemiği nakli yapılmış ve bu implant 3B
yazıcıda üretilmiştir. Yapay çene kemiği üretiminde titanyum tozu bir lazer aracılığıyla katmanlar halinde
ısıtılarak istenilen şekle sokulmuştur.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
3B biyoyazıcılar yenilenebilir tıp için biyolojik yapıları üreterek hayat kalitesini artırmaktadır. Günümüzde
organ naklinin mümkün olmasına karşın bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamaya yetmediğinden makine ve
doku mühendisleri ihtiyaçları karşılamak için son yıllarda bu alana yönelmiş durumdadırlar. 3B biyoyazıcılar
bize gerekli olan doğal ve genetik kalıntı içeren biyolojik dokuların tasarımını sıfırdan yapmamıza olanak sağlar.
Anahtar kelimeler: 3B biyo-yazıcı, doku, canlı hücre
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
BİYOYAKIT ÜRETİM VERİMİNDE LİPİT DEPOLAMA VERİMİ AÇISINDAN MİKROALGLER VE
MİKROAGLERİN KARŞILAŞTIRILMASI
(POSTER BİLDİRİSİ)
Nur Seda AYDIN ve Bilge Hilal ÇADIRCI
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü TOKAT
AMAÇ:
Çevre ve ekonomik sürdürülebilirlik için doğal karbon taşıyan yenilenebilir yakıtlar gereklidir. Yağ ürünlerinden
potansiyel yenilenebilir ve doğal karbon taşıyan biyoyakıteldesi; petrol yakıtlarına alternatiftir. Mikroalgler, lipit
üretkenliğinin kolay arttırılabildiği ve diğer tahıl kaynaklarından daha verimli olacağı için şuan biyoyakıt üretimi
için en önemli kaynak olarak görülmektedir. Çalışmanın amacı deniz alglerinin yağ içeriğini belirlemek ve farklı
tür mikro alglerin lipit içeriğini karşılaştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Lipid analizleri alglerden total lipid analizidir. Bu da ankom cihazı ile yapılmaktadır. İki deniz algi türünün bu
cihazla total lipid analizi yapılmıştır. Bu analizler için agler önce denizden toplanmış kurutulmuş ve ankom
analizi için 110 derecede kurutulmuşlardır.
BULGULAR:
İki deniz algi türünde yapınla lipid analizi çalışmalarında total lipid içerikleri belirlenmiştir ilk türün yağ içeriği
%0,62 ikinci türün ise %0,44 olarak bulunmuştur. Literatürdeki mikroalg yağ içerikleriyle karşılaştırıldığında bu
oran çok düşüktür. Literatürde Chlorella vulgaris alginin lipit içeriği %14 olarak bulunmuştur. Bu mikroalg ile
karşılaştırıldığında makroalglerin lipit üretkenliği ve depolama verimi çok düşüktür.
TARTIŞMA:
Mikroalgler, lipit üretkenliğinin kolay arttırılabildiği ve diğer tahıl kaynaklarından daha verimli olacağı için şuan
biyoyakıt üretimi için en önemli kaynak olarak görülmektedir. Genetik ve metabolik mühendislik mikroalglerden
yakıt üretiminde önem kazanmıştır. Alglerin doğal suşlarıyla yapılan çalışmaların yanı sıra genetik mühendisliği
kullanılarak bir algin üreme veya yağ üretim verimliliği yükseltilebilir veya ilgili genler alglerden izole edilerek
başka canlılara aktarılmaları yoluyla gerçekleştirilebilir (Chisti,2007). Genetik mühendisliğin yanında lipid
üretimini arttıran optimizasyon çalışmaları da yapılabilir. Bu çalışmalar alglerin yetiştirildiği besiyeri ortamının
optimizasyonunu ifade eder. Optimizasyon çalışmalarında bir alg türünün yetiştirildiği ortam şartları
değiştirildiği gibi farklı türlerin aynı anda yetiştirilerek, verimlilik karşılaştırılması da yapılmaktadır. Gelişen
teknolojiler göz önünde bulundurulduğunda hem genetik mühendislik hem de optimizasyon çalışmaları için
mikroalgler makroalglerden çok daha elverişlidir.
SONUÇ:
Genetik mühendislik ve besiyeri optimizasyonu çalışmaları biyoyakıt eldesi için büyük önem taşımaktadır.
Mikroalgler makroalglere göre daha kolay yetiştirilebildikleri için besiyerinde optimizasyon çalışmalarını
yapmak daha uygundur. Genetik mühendislik çalışmaları için gen transferinin gerçekleştirilmesi ve sonuçların
incelenmesi açısından da mikroalgler makroalglerden daha elverişlidir. Lipit üretkenliği ve depolama
kapasiteleri araştırılmıştır ve deneyin sonucunda makroalglerin mikroalglere göre lipit birikim veriminin düşük
olduğu ortaya koyulmuştur.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
DERİN KÜLTÜR VE KATI KÜLTÜR FERMENTASYONU YÖNTEMLERİ
Coniothyrium fuckelii ATCC 74227 SUŞUNDAN α-AMİLAZ ÜRETİMİNİN OPTİMİZASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Gizem ÖRS , Gülhan IŞIK , Ozan CEBERUT , Sibel BORAZAN ; Sayit SARGIN
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova, İzmir
GİRİŞ:
Funguslar kendi besinlerini üretemeyen, dolayısıyla saprofit veya parazit olarak yaşamlarını devam ettiren
canlılardır. Salgıladıkları enzimler arasında bulunan α-amilazlar (1,4-α-D-glukanohidrolaz; EC 3.2.1.1.),
nişastadaki α-1,4 bağlarını hidrolize eder ve endüstriyel açıdan en önemli enzimlerdir.
Çalışmamızda mikoparazitik bir fungus olan Coniothyrium fuckelii ATCC 74227 suşu ile çalışılmış ve farklı
azot ve karbon kaynakları kullanılarak α-amilaz enziminin üretimi için optimum ortam bileşenlerinin
belirlenmesi amaçlanmıştır.
MATERYAL VE METOT:
C. fuckelii ilk olarak %0.5 Pepton, %0.15 et ekstraktı, %0.15 NaCl, %1 nişasta ve %2 agar içeren ortama ekilip
28°C’de inkübe edilmiştir. Fungus petri alanını kapladıktan sonra üzerine iyot çözeltisi eklenmiştir. Zon
oluşumu gözlenen petri kabında amilaz varlığı kalitatif olarak kanıtlanmıştır.
Erlenmayer üretimlerinde farklı karbon ve azot kaynakları içeren değişik ortamlarda, C. fuckelii’nin 28°C, 120
rpm ve pH 5,5 koşulunda α-amilaz aktivitesi zamana karşı ölçülmüştür.
Enzimin aktivitesinin tayini yönteminde, substrat olarak, 20 mM sodyum fosfat tamponunda hazırlanmış %1’lik
nişasta çözeltisi kullanılmıştır. Daha sonra örneklerden alınan 1 mL enzim ile 1 mL substrat çözeltisi 3 dakika
boyunca 25°C’de inkübe edilmiş ve inkübasyon sonrasında, her örneğe, 1 mL DNS reaktifi (3,5-dinitrosalisilik
asit) ilave edilmiştir. Ardından örnekler, 15 dakika boyunca kaynayan suda bekletilmiştir. Daha sonra örneklerin
üzerine 9 mL distile su eklenerek 540 nm’de absorbansları ölçülmüştür.
ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA:
α-Amilaz aktivitesinin belirlenmesi için Şekil 1’deki maltoz kalibrasyon grafiği kullanılmıştır. Farklı azot ve
karbon kaynakları içeren ortamlardan birisi seçilerek, o ortamın α–amilaz aktivitesi ölçülecektir. E lde edilecek
sonuçlara göre seçilecek ortamdaki karbon ve azot kaynakları değiştirilerek, α-amilaz enzimini üretebilmek için
derin kültür ve katı kültür fermentasyon yöntemleri kullanılacaktır. Böylece organizmanın α–amilaz enzimini en
yüksek aktivitede ürettiği optimum ortam bileşenleri belirlenmiş olacaktır.
Şekil 1. Maltoz kalibrasyon
grafiği. Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
II. Biyomühendislik
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
DNA BİLGİSAYARLARI VE UYGULAMALARI
(POSTER BİLDİRİSİ)
Kerem KAYA
GİRİŞ:
DNA bilgisayarı, geleneksel silikon temelli yapı bileşenleri veya bilgisayar teknolojileri yerine, DNA’yı
kullanarak, biyokimya ve moleküler biyoloji araçlarıyla yapılan yeni nesil bilgisayarlardır.
Bu konuda yapılan ilk çalışma matematikçi ve bilgisayar bilimcisi olan Leonard M. Adleman’ın AIDS hakkında
araştırmalar yaparken, moleküler biyolojiye ilgi duyup, bu alana yönelmesiyle başlar. DNA’nın çalışma
mekanizmasının Turing makinelerinin çalışma tarzına benzerliğini farkeden Adleman, “The Hamiltonian Path
Problem” üzerinde çalışmalara başlamıştır. Elde ettiği sonuçları, DNA bilgisayarları alanını da başlatan ilk
makaleyi 1994 yılında yayınlanmıştır.
SONUÇ-TARTIŞMA:
DNA bilgisayarları,Moleküler işlemlerin hatalı olabilme ihtimali, molekül kullanabilme verimi, daha büyük
problemler daha karmaşık işlemler gerektireceğinden oluşacak karışıklık,kodlamalar, disiplinler arası çalışma
gerektirmesi ve uygulamaya geçirmedeki sıkıntılara rağmen; silikon temelli bilgisayarlara göre daha yüksek
verimliliğe sahip olması, işlem hızının yüksek olması, en önemli işlevi olan enzimlerin bütün işlemleri yapıyor
olmasının kolaylığı ve sentezlenen DNA parçaları sayesinde kolaylaşacak veri girişleri ile daha çok problemi
daha da kısa zamanda çözülebilecek potansiyele sahiptir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİN (EPC) in vitro DAMARLANMA ÇALIŞMALARINDA
KULLANIM POTANSİYELİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
Aylin GÜNDÜZ1*, Ece BAYIR2, Aylin ŞENDEMİR ÜRKMEZ1,2
1
Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü
2
Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyomedikal Teknolojiler ABD
e-mail*: [email protected]
GİRİŞ:
Vücutta kan damarı oluşumunu sağlayan, “anjiyogenez” ve “vaskülarizasyon” adı verilen iki farklı mekanizma
mevcuttur. Anjiyogenez, vücutta bulunan kan damarlarından özgül sinyallerle, kapiller şeklinde yeni damarlar
oluşturulması işlemidir; inflamasyon ve yara iyileşmesi sonrasında, folikül gelişimi, korpus luteum oluşumu ve
plasenta gelişiminde ve kontrolsüz olarak diyabetik retinopati, ateroskleroz ve solid tümör gelişiminde görülür.
Vaskülarizasyon, daha önceden var olan herhangi bir damardan köken almaksızın yeni damar oluşumudur;
dolaşım sisteminin oluşumu için vücutta erken embriyogenezde meydana gelen mezodermden kökenlenen
vasküler ağın oluşması, iskemi sonrası endotel bütünlüğünün tekrar sağlanması ve yeni kapiller sırasında
gerçekleşir. Vücut hücrelerinden genellikle, damar endotel büyüme faktörü (VEGF), fibroblast büyüme faktörü
(FGF), epidermal büyüme faktörü (EGF) ve plateletlerden sağlanan büyüme faktörü (PDGF) gibi damarlanmayı
sağlayıcı bazı faktörler salgılanır ve böylece damarlanma uyarılır.
Endotel progenitör hücreler kemik iliğinde depolanan ve kan dolaşımına katılan, çoğalabilen, göç edebilen ve
olgun endotel hücrelere dönüşme potansiyeli olan hücrelerdir. Bu hücrelerin dolaşıma katılmasını tetikleyen en
önemli durum doku iskemisi ve hasarıdır. Vücutta doku ve damar hasarı meydana geldiğinde, EPC'ler ölen
endotel hücrelerin yerine geçebilmekte ve damar hasarının tamirinde önemli rol oynayabilmektedirler.
AMAÇ:
Bu bitirme tezi kapsamında EPC’lerin doku mühendisliği ve in vitro damarlanma çalışmalarında kullanım
potansiyelleri değerlendirilecektir.
SONUÇ:
EPC’ler ile yapılan çalışmalarla fare kolon kanserlerinde dolaşımdaki EPC’lerin tümör vaskülarizasyonunda
büyük rol oynadığı gösterilmiştir. Ayrıca anti-anjiyogenik ilaç çalışmalarında EPC’lerin, insan umblikal damar
endotel hücreleri (HUVEC) ve insan mikro-vasküler endotel hücrelerinden (HMVEC) daha iyi model
oluşturdukları rapor edilmiştir.
TARTIŞMA:
Son yıllarda vaskülarizasyon ve anjiyogenez çalışmalarında sıkça kullanılan bu hücreler, özellikle vasküler
hastalıkların tedavisinde önemli potansiyele sahiptirler. Çalışmalar; EPC’lerin istenmeyen damar oluşumunu
engellemek için hedeflenerek damarlanmayı inhibe etmesi ve hasarlı dokularda damarlanmayı arttırmanın
tetiklenmesi gibi iki farklı kısma ayrılmıştır. Bu hücrelerin taşıdığı daha önceden belirlenmiş çeşitli markörler
sayesinde EPC’ler hedeflenerek, çalışmalar her iki şekilde de yönlendirilebilmektedir. Bu açıdan kanser
tedavisinde yeni bir tedavi şekli olarak tümörde damarlanmanın engellenmesi araştırılmakta ve doku
hasarlarında kullanılabilecek damarlı doku implantları çalışmalarında oldukça önem kazanmaktadır. EPC’lerin
bireyden izolasyonu olgun endotel hücrelerine göre daha kolay olduğundan klinik çalışmalarda kullanım
potansiyelinin de daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
EGE ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ BİYOMÜHENDİSLİK BÖLÜMÜ
KAPSAMINDAKİ LABORATUVARLARIN RİSK ANALİZİ DEĞERLENDİRMESİNİN YAPILMASI
Mustafa ARAS ve Hatice BİLEN
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakultesi Biyomühendislik Bölümü,İZMİR
[email protected]
[email protected]
AMAÇ:
Bu çalışmada Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’ndeki laboratuarlar için risk
analizi değerlendirmesi yapılması ve risk odaklarının bulunup değerlendirilmesi, önlemlerinin belirlenmesi ve
önlemlerin gerçekleşmesini sağlamak amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Bölümümüz laboratuvarlarındaki olası kazaların ve risk oluşturabilecek etmenlerin belirlenmesi amacıyla her
laboratuvar grubu için check listler yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış ve tehlike oluşturabilecek durumlar
tespit edilmiştir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Biyomühendislik bölümünün bünyesindeki; Bitki hücre, doku ve organ kültürü grubu, Biyoproses grubu,Çevre
biyoteknolojisi ve biyoenerji grubu,Hayvan hücre kültürü ve doku mühendisliği grubu,Kanser moleküler
biyolojisi grubu,Mikroalgal biyoteknoloji grubu,Öncül akışkan teknolojileri ve uygulamaları grubu
laboratuvarları hazırlanan check listlere göre denetlenip değerlendirilmektedir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
FARMASÖTİK ALANDA KULLANILAN MİKROBİYAL POLİMERLER
(POSTER BİLDİRİSİ)
Melissa Serin1, Elif Esin Kocabaş1
1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, 35100 Bornova-İzmir
TÜRKİYE 35430
GİRİŞ:
Yirminci yüzyıldan itibaren, enzimler , antibiyotikler, metabolitle ve polimerler gibi biyomoleküllerin
mikrobiyal üretimi alanındaki teknolojiler oldukça önemli bir noktaya gelmiştir. Günümüzde,
mikroorganizmalar pestisit, fertilizer ve yem katkı maddesi olarak zirai sektörde; biyofarmasötik ve terapötikler
olrak sağlık sektöründe; biyopolimerler ve biyoyakıt olarak enerji ve çevre sektöründe çok geniş bir çeşitlilikte
ticarette yer bulmaktadır. Son piyasa raporlarına göre, büyüyen çevresel endişeler ve artan taleplerin mikrobiyal
ürünler için global pazarı 2016 yılında 250 milyar dolara dek arttıracağı beklenmektedir.
Polisakkaritler, doğal, toksik olmayan, ve birçok hücre yüzeyini kaplayan biyobozunur polimerlerdir ve çeşitli
biyolojik mekanizamlarda önemli rol oynar. Sağlık ve biyonanoteknoloji alanlarındaki önemlerinin yanında,
polisakkaritler aynı zamanda kıvamlaştırıcı, stabilizer, probiyotik ve jelleştirici ajan olarak kozmetik ve gıda
sektörlerinde ve emülsifer, biyosorbent ve biyoflokulant olarak çevre sektöründe kullanılmaktadır (Küçüka.,S et
al,2011).
AMAÇ:
Bu çalışmanın amacı, mikrobiyal polimerlerin farmasötik alanda kullanımının incelenmesi ve bu alandaki
katkılarını belirlemesi şeklindedir.
LİTERATÜR :
Farmasötik alanda kullanılan bazı biyopolimerler şu şekilde verilmektedir :
1. Ksantan (Xanthan)
Ksantan genellikle glukoz üzerinde büyüyen X. Campestris tarafından %80 verimle üretilir. Farmasötikler için
ksantan, kitosan, selüloz eter, modifiye nişastadan oluşan hidrofilik matriks taşıyıcılarından oluşan listeye ilave
edilmiştir. %5 ksantan (xanthan gum) içeren t abletler, düşük kayma geriliminde asetaminofenin mide sıvısına
kontrollü bir şekilde salınım yaptığını göstermiştir. Yüksek süspansiyon stabilitesi ise farmasötik krem
formulasyonlarında ve baryum sülfat preparasyonlarında kullanılmaktadır. Yüksek krem stabilitesi aynı
zamanda, diş macunu sektörü dahil olmak üzere, kozmetik sektöründe de bir avantaj oluşturmaktadır. Diğer
bileşenlerle üniform pigment dispersalı oluşturması ve uzun süreli stabilite sağlaması ksantanı şampuanlar için
de iyi bir baz yapmaktadır.
2. Dekstran
Dekstran, D- glukoz birimlerinin alfa- (1-6) bağlarıyla birbirine bağlandığı zincirden oluşan bakteriyel
poliglukanlanların genel bir ismidir. Bu polisakkaritler birkaç bakteriyel tür tarafından üretilmektedir. Sentez
işlemi ekstraselüler olmaktadır ve dekstransükraz tarafından katalize olmaktadır. Dekstran sükrozca zengin besi
ortamlarında fermentasyonla endüstriyel olarak üretilmektedir. Üretimin verimi sıcaklık, pH ve nitrojen
kaynağına bağlı olarak değişmektedir. Klinik seviyedeki dekstran, Dekstran1, Dekstran 40, Dekstran 60 ve
Dekstran 70 olarak bulunmaktadır. Dekstran 40, 60 ve 70 çözeltileri, kankayıpları, plazma sübstitüsyonu,
trombosit proflaksisi gibi klinik uygulamalarda kullanılmaktadır.Klinik seviye dekstran , kriyoprezarvasyonda ,
organların transplantasyon için solusyonda stoklanmasında , aşılarda taşıyıcı olarak kullanılması gibi çeşitli
uygulamaları bulunmaktadır. Aynı zamanda kayganlaştırıcı olarak göz damlasında ve intravenöz sıvılarda diğer
faktörlerin çözdürülmesinde de kullanılır. Dekstran ve türevleri, özellikle Katyonik dekstran (CDC), kozmetik
alanında kıvamlaştırıcı ve nemlendirici olarak kullanılır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
3. Pullulan
Pullulan, Aureobasidium pullulans (Bishwambhar et al,2011) tarafından üretilerek fermentasyon ortamından
pürifiye edilen bir biyopolimerdir. Pullulan suda çok iyi çözünür özelliği olduğundan ilaç taşıyıcısı olarak
kullanılır ve plazmada kontrollü salınımına yardımcı olmaktadır. Pullulan, suda çözünmeyen türevlerini üretmek
için kimyasal olarak modifiye edilebilmektedir (Tsujisaka et al, 1993). Toksik olmayan, immunojenite
göstermeyen, kanserojenik olmayan, doğasıyla polisakkaritlerin günümüzde medikal,doku mühendisliği, yara
iyileştirilmesi, hedeflenmiş ilaç ve gen salımları, diagnostik uygulamalar (perfuzyon reseptörü gibi) gibi
kullanımlarda keşfedilmesine yol açmıştır.
Günümüzde birçok ülkeye ticareti yapılan ağız bakım ürünü “Listerine” pullulandan üretilmektedir (Tsujisaka et
al, 1993). Vejetaryanların, diyabet hastalarının veya katı diyet uygulamalarının uygulandığı kişilerin
diyetlerindeki jelatinin yerini pullulan kapsülleri almıştır.
4. Hiyalüronik Asit (HA)
Hiyalüronik asit, en ilgi çekici glikozaminolikanlardan olmakla birlikte eklemlerde, deride,gözlerin camsı
cisminde, omurgadaki umbilikal kordda, bulunmaktadır ve Staphylococcus ve bazı Streptococci tarafından
üretilmektedir.
HA geniş ölçüde medikal, kozmetik ve gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. En önemli endüstriyel uygulamaları
şu şekildedir:
1. Vizkocerrahi – hassas dokuları cerrahi müdahaleler esnasında korur, örneğin, göz tedavisi esnasında. HA
içerikli ürünler 60.106 hastada uygulanmış, 140 milyon dolar yıllık piyasası bulunmaktadır.
2. Eklem içi kayganlaştırıcı sıvı enjeksiyonları- doku sıvıları ilave eder, örneğin eklem yangısında sinoviyal
sıvının değişiminde. Daha büyük molekül ağırlıklı materyaller daha az injeksiyon gerektirir.
3. Vizkoaugmentasyon – kozmetik müdahelelerde doku boşluklarını doldurmada kullanılır. Amerika Birleşik
Devleti’nde 1,6. 106 kozmetik prosedürü HA içerikli ürünle dayalı olarak gerçekleştirildi ve 850 milyon dolar
maliyet olmuştur.
4. Vizkoseperasyon – yaralanma ve ameliyat sonrası bağ doku yüzey adhezyonuu önler, daha az skarlaşmaya
neden olur.
5. İlaç salınımı – Kontrollü ilaç salınımında HA mikroküreleri kullanılmaktadır.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Doğal olmaları, biyobozunur ve biyouyumlu olmaları mikrobiyal biyopolimerlerin çok çeşitli uygulamalarda
yer bulmasını sağlamıştır. Artan çevreye duyarlılık ve fosil kaynakların sınırlanmasıyla, yenilebilir
biyopolimerlerin piyasadaki önemi giderek artmıştır. Aynı zamanda günlük hayatımızın çok farklı alanlarındaki
uygulamalarda, spesifik olarak işlenmiş materyal özellikleri içeren polimerlerin üretimine olan talebin de giderek
artması beklenmektedir. Biyopolimer biyosentezinde moleküler mekanizmalar hakkındaki bilgimizin artışıyla,
özel biyosentez enzim inhibitörlerinin dizaynı sağlanabilir. Bu açıdan düşünüldüğünde, farmasötik alandaki
ihtiyacın moleküler mekanizmaları bilinen biyopolimerlerle gerçekleştirilmesi iyi bir avantaj oluşturmaktadır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
'G'ELECEĞİMİZİ 'D'EĞİŞTİREN 'O'RGANİZMALAR
(POSTER BİLDİRİSİ)
Kardelen CEMEK , Damla UÇAR,Sevda KUTLUER,Seda IŞIKLAR,Kübra ATASOY
[email protected] [email protected] Gaziosmanpaşa Üniversitesi Mühendislik ve
Doğa Bilimleri Fakültesi
Biyomühendislik Bölümü
60240,TOKAT
GDO ve YARARLARI
GİRİŞ:
Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO), modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak yapıları iyileştirilip
geliştirilen ürünler için kullanılan bir deyimdir.
.
Tarihçesi;
1972‟de Paul Berg genetiği değiştirilmiş ilk DNA molekülünü oluşturmuştur. Bir yıl sonra Stanley Cohen,
Annie Chang ve Herbert Boyer ilk genetiği değiştirilmiş organizmayı yaratmıştır. 1983‟te 4 farklı ekip ilk
genetiği değiştirilmiş bitkileri yaratmışlardır. 1995‟te Bacillusthuringiensis (Bt) Mısır ekimi yapılmıştır.
1998‟de GDO etiketleme kuralları belirlenmiş ve GDO dünyadaki açlığa çözüm olarak insanlığın hizmetine
sunulmuştur.
GDO, yüksek verimli bitki çeşitlerinin ve hayvan ırklarının geliştirilmesine olanak sağlamıştır.ineklerde anne
sütü üretimi ile bu sayede anne sütüne ve bunun yerine kullanılan mamalara alternatif oluşturma, keçi sütünden
örümcek ağı üretilerek çelik yelek ve ameliyat ipliği yapımı bunlara verilebilecek birkaç örnektir.
Dünya üzerindeki ilk GDO üretici firma olan Genentech,1978 yılında Herbert Boyer tarafından
kurulmuştur.Piyasaya hızla giriş yapan bu firma ,E.coli bakterisinin genlerini değiştirerek insülin
üretebilmelerini sağlamıştır(aslında bu bakterilerin insilünle alakası yoktur).Bu sayede insanlığa sınırsız insülin
üretimi sağlamış ve bu çalışmaları Boyer’e Ulusal Bilim Madalyası’nı getirmiştir.
Benzer şekilde sivrisinekler kullanarak üretilen sivrisinekler Deng Salgını’nın önlenmesinde kullanılmıştır. Bu
salgın 50-100 milyon insan etkilenmiş,ancak alınan önlemler sayesinde sadece 40.000’in insanın ölümüyle
sonuçlanmıştır
AMAÇ:
GDO'nun yararlarını anlamak.
SONUÇ:
Unutmamak gerekir ki verilen birkaç kötü örneğinden ötürü koca bir bilim dalını ve teknoloji üretimini çöpe
atamayız!
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
HİBRİDOMA KARAKTERİZASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Ilgın KIMIZ*, M. Özgün ÖZEN, S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü, 35100, Bornova, İzmir
[email protected]
AMAÇ:
Gelişen biyoteknolojik yaklaşımlar, ülkelerin global pazarda ayakta durabilmeleri için önemli fırsatlar
sunmaktadır. Özellikle tanı ve tedavi süreçlerinde yapılacak yenileşimler için materyal ve yöntem geliştirme
aşamaları önemini her gün arttırmaktadır. Tanı kitlerinin en önemli girdisi olan monoklonal antikorların üretimi
maliyetlerin de büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Devam etmekte olan bu çalışma ile bir SANTEZ projesi
çerçevesinde elde edilen hibridoma klonlarından biri olan 2G7C3A35D12 klonunun karakterizasyonu yapılarak
bu klonun birim zamanda / hacimde ürettiği antikor miktarı ve bu antikorun karakteristikleri incelenecektir.
Böylece bu klonun kimliklendirilmesi sağlanacaktır. Aynı zamanda proje, TÜBİTAK 2241-A Sanayi Odaklı
Lisans Bitirme Tezi Destekleme Programı tarafından desteklenmektedir.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Hibridoma klonunun karakterizasyon kapsamında kinetik parametreler; birim zamanda / hacimde ürettiği antikor
miktarı, immunglobulin sınıfı ve kromozom sayıları belirlenmekle birlikte serumsuz kültürlerde hibridoma
hücrelerinin adaptasyonu da incelenmiştir. Ayrıca laktat ve amonyak gibi inhibitör metabolitlerin birikimi; pH,
sıcaklık, ozmotik basınç ve iyonik kuvvetler gibi kültür ortamının fizikokimyasal karakteristikleri, ve
kontaminasyon etkenlerini belirlemeye yönelik çalışmalar devam etmektedir.
BULGULAR:
Kesikli üretim modunda büyüme kinetiğinin belirlenmesine yönelik gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, % 50
serumsuz ortama (1:1-%10 FBS içeren RPMI 1640: ISF-1) adapte olmuş hücreler 13. günde %72,45 canlılık ve
6,05 x 106 toplam canlı hücre sayısına sahip iken, %25 serumsuz ortama adapte olmuş hücreler 9. günde %89,40
canlılık ve 5,05 x 106 toplam canlı sayısına ve serumlu ortamdaki hücreler 6. günde %94,89 canlılık ve 3,26 x
106 toplam canlı hücre sayısına sahiptir.
Yarı kesikli üretim modunda büyüme kinetiğinin belirlenmesine yönelik gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda
ise, %50 serumsuz ortama adapte olmuş hücreler 13. günde %57,52 canlılık ve 6,20 x 106 toplam canlı sayısına
sahip iken, serumlu ortamdaki hücreler 9. günde %83,22 canlılık ve 7,76 x 106 toplam canlı sayısına ve %25
serumsuz ortama adapte olmuş hücreler 8. günde %94,66 canlılık ve 7,24 x 106 toplam canlı sayısına sahiptir.
ELISA (enzim işaretli immün tutunma testi) yapılarak hücrelerin birim zamanda / hacimde ürettiği antikor
miktarı belirlenmiştir. Buna göre; %50 serumsuz ortama adapte olmuş hücreler kesikli üretim modunda en fazla
16. günde 27,45 µg/ml monoklonal antikor üretirken kesikli beslemeli üretim modunda ise en fazla 15. günde
14,28 µg/ml antikor üretmiştir.
İmmunglobulin sınıfının belirlenmesine yönelik yapılan deneme sonucunda klonun IgA sınıfı antikor ürettiği
belirlenmiştir.
Karyotip analizi sonucunda incelenen 2G7C3A35D12 hücreleri preparatında, 9 metafaz plağı sayılmıştır ve
ortalama kromozom sayısı 73±1’dir.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Bu çalışma tamamlandığında tanı kitlerinin önemli bir bileşeni olan monoklonal antikorları üreten hibridoma
klonunun karakterizasyonu tamamlanmış olacaktır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
İMMÜNGLOBULİN-M (IgM)SAFLAŞTIRILMASI VE ALTIN NANOPARTİKÜLLER İLE
KONJUGASYONUNUN OPTİMİZASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Öznur ÖZASLAN*, M. Özgün ÖZEN, S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü, 35100, Bornova, İZMİR
[email protected]
AMAÇ:
Sağlık sektörü dünyada, eski zamanlardan beri önemini yitirmeyen ve sürekli gelişen başlıca
sektörlerdendir. Gelişen teknolojilerin tıp bilimlerine uyarlanmasıyla özellikle tanı ve tedavi süreçlerinde
yapılacak iyileştirmeler için materyal ve metot geliştirme aşamaları önemini her gün artırmaktadır. Örneğin, akut
miyokard infarktüsü (kalp krizi, AMI) teşhisi için geliştirilecek bir tanı kitiyle erken müdahale ve hayatta kalım
oranının artırılması sağlanabilir. Akut miyokard infarktüsünün erken tanısı, kandaki h-FABP (kalp tipi yağ asidi
bağlayıcı protein) varlığı ile belirlenebilmektedir. Devam etmekte olan lisans bitirme projesi ile, AMI teşhisinde
h-FABP’ı tanıyacak antikorlar olan immünglobulin-M’lerin (IgM), hibridoma hücreleri tarafından üretildikten
sonra üretim ortamından saflaştırılması sağlanacaktır. Daha sonra ise antikor - antijen bağlanması sonucu oluşan
reaksiyonun görünür hale gelebilmesi için gerekli altın nanopartikül (AuNP)-antikor konjugasyonunun optimize
edilmesi amaçlanmaktadır. Bir doktora tezi kapsamında sonlandırılan SANTEZ projesi çerçevesinde elde edilen
hibridoma hücreleri bu çalışmada kullanılırken bu çalışma, aynı zamanda TÜBİTAK tarafından “2241-A Sanayi
Odaklı Lisans Bitirme Tezi Destekleme Programı” kapsamında SK Teknoloji Araş. Geliş. San. ve Tic. Ltd. Şti.
ortaklığında desteklenmeye değer bulunmuştur.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Desteklenen projede sırasıyla; kültür ortamındaki hibridomaların çöktürülerek uzaklaştırılması için
santrifügasyon, antikor konsantrasyonunun artırılması için membran filtrasyon ile konsantrasyon, ortam
içeriğinden kromatografi kolonunun zarar görmemesi için diyaliz ve saflaştırma basamağı olan afinite
kromatografisi yapılmaktadır. Bu işlemler sonrasında IgM’ler saf olarak elde edilir. Sonrasında ise farklı
boyutlardaki AuNP’s ile IgM konjugasyonu sağlanır. Aynı zamanda ELISA, protein tayini (BCA) ve
konjugasyon kontrolü ile ilgili testler yardımıyla, yapılan işlemlerin başarısı belirlenir.
ARAŞTIRMA BULGULARI:
Çalışmada, farklı hacimlerde statik (25 ml) / dinamik (1000 – 2000 ml) kültür ile üretilmiş hibridomalar
santrifügasyon ile hücresizleştirilip elde edilen süpernatant, membran filtreli santrifüj tüpleri ile 300 mL’den 10
mL’ye konsantre edilmiştir. Diyaliz ve saflaştırma işlemleri sonrası yapılan ELISA sonucu olarak 34 µg/mL saf
IgM elde edilmiş olduğu saptanmıştır.
SONUÇ:
Elde edilen sonuçlar takip edilen yöntemlerin doğru olduğunu kanıtlar niteliktedir. Kolondan gelen ilk
fraksiyonlar daha yüksek miktarda IgM içermektedir. Saflaştırma işlemleri tamamlandığında bir sonraki
basamak olan konjugasyon denemelerine geçilecektir.
Bu çalışma ile, kalp krizi teşhisi için tanı kiti geliştirilmesinin önemli bir parçası olan optimizasyon
işlemleri tamamlanmış olacaktır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
In Vitro VE In VivoKOŞULLARDA BİTKİLERE UYGULANAN KİTOSANIN ETKİLERİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
Canan YILAN 1, Prof. Dr. Aynur GÜREL 1
1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
[email protected]
GİRİŞ:
Kitosan, kitinin en önemli türevlerinden biridir. Özellikle deniz kabuklu organizmaların kabuk kısımlarına ve
funguslara ait kitinin deasetilasyon işlemi sonucu asetil içeriğinin azaltılmasıyla kitosan elde edilmektedir.
Bitkilerle gerçekleştirilen in vitro ve in vivo çalışmalarda kitosan kullanımı son yıllarda büyük ölçüde artmıştır.
In vitro
Kitosanın in vitro koşullarda etkilerinin araştırıldığı çalışmalarda, bazı olumlu sonuçlar çıkarılmıştır. Nge ve ark.
(2006)’na göre orkidede meristem tomurcuklarından elde edilen PBY (protokorm benzeri yapılar)’lere fungus ve
karides kitosanı ve oligokitosan uygulamaları yapıldığında, en çok fungus kitosanı uygulamasından protokorm
gelişimleri sağlanabilmiştir. Ayrıca kitosan uygulamasıyla protokorm sayısı 15 kat artma göstermiştir. Kowalski
ve ark. (2006) ise patates bitkiciklerine kitosan uygulaması ile mikro yumru üretiminin arttığını bildirmişlerdir.
Thakur ve Karya (2011), Phyllanthus amarus’da kitosan uygulamasıyla sekonder metabolit içeriğinin %238
oranında arttığını açıklamışlardır. Lei ve ark. (2011)’da Artemisia annua L. kitosan uygulamalarıyla artemisin ve
dihidroartemisinik asit içeriklerinin sırasıyla %52 ve %72 oranlarında arttığını gözlemlemişlerdir. Böylelikle
kitosanın sekonder metabolit üzerine olumlu etkileri olduğu anlaşılmaktadır.
In vivo
In vitro çalışmalar kadar, in vivo koşularda da kitosan etkisi araştırılmıştır. Hossain ve ark. (2013), çay
bitkilerinde radyasyona maruz bırakıldıktan sonra yapılan kitosan uygulamasında tomurcuk sayısı ve ağırlık
artışlarının yanı sıra, antifungal etkisini de belirlemişlerdir. Meng ve ark. (2010), armut meyvesi üzerine enfekte
edilen funguslar üzerine kitosanın etkisini incelediklerinde, misel büyümesinin tamamen engellendiğini
bildirmişlerdir. Ayrıca fungusun etkisiyle azalan peroksidaz ve polifenol oksidaz aktivitelerinin kitosan etkisiyle
arttığını da vurgulamışlardır. Ali ve ark. (2012), kitosanın papaya meyvesinde hasat sonrası biyosit olarak
kullanılabileceğini açıklamışlardır. Domates bitkisinde kitosan uygulaması ile böcek ve patojen saldırılarına
karşı oluşturulan sinyal moleküllerine yanıt olarak savunma genlerinin aktive edildikleri belirlenmiştir (Doares
ve ark., 1995).
SONUÇ:
Yapılmış olan araştırmalar doğrultusunda kitosanın bitkilere in vitro ve in vivo koşullarda uygulanmaları ile
belirli bazı türlerde rejenerasyon kapasitelerinin arttırılmasının yanı sıra, sekonder metabolit üretimi, bitki
gelişimi ve verimlilik, hastalık etmenleriyle mücadele, hastalıkların azaltılması, meyve ve sebze kalitesinin
arttırılması gibi çeşitli alanlarda kullanılma potansiyeli bulunmaktadır. Yapılacak farklı araştırmalarla da yeni
kullanım potansiyellerinin ortaya çıkacağı beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: kitosan, bitki, in vitro, in vivo
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KAN BEYİN BARİYERİNİN in vitro MONO KÜLTÜR MODELİNİN KURULMASI VE MODEL
ÜZERİNDE METOTREKSAT GEÇİRGENLİĞİNİN İNCELENMESİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
Şule DOĞAN1,M. Görkem ÖZYURT1
1
Prof. Dr. S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN1
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
[email protected], [email protected]
GİRİŞ:
Kan beyin bariyeri; beyni, kanın içinde dolaşan zararlı maddelerden ve çeşitli toksinlerden koruyan, merkezi
hücre fonksiyonları için gerekli besinlerin geçişine izin veren özelleşmiş hücresel bir sistemdir. Çalışmada ki
amaç, K-BB’nin hücre kültürü çalışmalarında kullanılabilecek bir mekanizma oluşturmak ve üzerinde ilaç
geçirgenliğini test edip analizler yapmaktır. Bu aşamada endotel hücre olarak HUVEC kullanılacaktır. Birçok
kan beyin bariyeri modelinde bu hücreler kullanılmış ancak serebral orjinli modeller arasında değildir. Bu
yüzden göstermiş olduğu direnç kapiler endotellerine göre biraz daha düşüktür. Ancak burada amaç model
oluşturmak olduğu için ve maliyeti de düşük tutmak önemli olduğundan, model ilk etapta HUVEC ile
denenecektir. Daha sonra model gerçekliğe yakınlık adına C6 Glioma hücreleri eklenerek de düzenlenecektir.
MATERYAL VE METOD:
Modele eklenen C6 glioma hücrelerinin tutunma ve büyüme grafikleri çıkarılmıştır. Hücrelerin insertlere
ekilmeden önce membrana tutunma karakteristikleri incelenmesi adına bu grafikler elde edilmiştir. MTT testi ve
klasik hücre sayımı yapılmıştır. Bunun sonucunda, hücrelerin neredeyse tamamı ilk 30 dakika içinde tutunmuş
olup, yaklaşık 5 günde tüm yüzeyi kapladıkları gözlenmiştir.
TARTIŞMA:
Yapılan bu model ile, in vitro koşullarda K-BB taklit edilmiştir. Bu çalışma, hem denek hayvanlarının
kullanımının azaltılmasını hem de tekrarlanabilirliği yüksek bir model elde edilmesin vadetmektedir. Bu sayede
bir çok nörolojik hastalıkların tedavisinde bir zorluk olan K-BB’nin yapısı ve fizyolojisi iyice anlaşılıp üzerinde
çeşitli etkiler yaparak bariyerin getirdiği zorluğu aşmak adına çalışmalar yürütülebilecektir.
SONUÇ:
Bu çalışma sonucunda elde edilen model ile metotreksatın geçirgenliği hesaplanıp, mannitol uygulaması ile
geçme mekanizmasının analizi incelenecektir. Modelin gerçeğe uygunluğunu arttırmak için kolajen membrana
sahip insertler tasarlanacaktır. İlacın kanser hücrelerine etkilerini test edebilmek için meme kanseri (MCF-7)
hücreleri transfer plate’lerin altına ekimi yapılarak MTT yöntemiyle ilacın hücrelere etkisi incelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Kan-Beyin bariyeri, Model, Ko-kültür
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KATI KÜLTÜR FERMANTASYONUYLA İKİ FARKLI BİYOREAKTÖRDE MİKROBİYAL
BİYOKÜTLE ÜRETİMİ
(POSTER BİLDİRİSİ)
Pınar GÜNER*, Selin AKSOY, İlayda ÖZKAN, Işık ÇOBAN, Sayit SARGIN
Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, Bornova, İzmir 35100, Türkiye
GİRİŞ:
Birçok alg, bakteri, maya ve fungus türü, çok çeşitli substratlardan biyokütle üretiminde uzun yıllardan
beridir denenmektedir. Fungusların en önemli özelliği selüloz ve nişasta gibi birçok kompleks maddeyi
büyümede kullanmalarıdır ve diğer mikroorganizmalara göre daha yakın zamanda denenmeye başlanmıştır
.Funguslar çoğunlukla enzim, organik asit, antibiyotik üretimlerinde kullanılmalarının yanında tek hücre
proteini ve biyolojik kontrol ajanı olarak da üretilmektedir.
Çeşitli bitki hastalıklarının kontrolü için biyolojik ajanların kullanımı, yaygın uygulanan sentetik
pestisitlere çevre dostu bir alternatif olarak düşünülmektedir. Trichoderma türü fungus bir biyokontrol ajanı
olarak bitki patojeni olan fungusları geniş bir yelpazede kontrol etmek için biyokütle olarak üretilip
kullanılabilir. Bu nedenle Trichoderma mikropropagüllerinin etkin üretimi, bitki büyüme uyarımında ve toprak
biyoremediasyonundaki yüksek aktivitelerinden dolayı ticari olarak tercih edilmeleri nedeniyle oldukça
önemlidir.
Bu çalışmada, biyolojik kontrol ajanı olarak kullanılacak biyokütlenin üretimi, yatay karıştırmalı
biyoreaktör ve tepsili biyoreaktör kullanılarak katı kültür fermentasyon koşullarında gerçekleştirilecektir.
MATERYAL ve METOD:
İki farklı biyoreaktör sisteminde, fermantasyon sıcaklığının etkisi (24-35 °C), hava akış hızı (5-12
L/dk), besi ortamı kalınlığı (yatay karıştırmalı biyoreaktör için 3-8 cm ve tepsili biyoreaktör için 2-6 cm),
substratın başlangıç nem içeriği (% 60-75), aşılama hacmi (% 2-20), inokulum spor konsantrasyonu (1 x 105 - 1
* 108 kob/ml) ve aşılama sırasında spor veya misel içeren parçaları kullanmanın etkisi ayrı ayrı belirlenecektir ve
sonuçlar her iki biyoreaktör sisteminde karşılaştırılacaktır.
Üretim esnasında biyoreaktörlerden alınan örneklerin mikropropagül sayımları, örneklerin Tween 80 (% 0.1)
çözeltisinde homojenize edilmeleri ve daha sonra seri seyreltme işlemleri sonrası dökme plaka yöntemi ile
gerçekleştirilecektir.
SONUÇLAR ve TARTIŞMA:
Proje tamamlandığında, kendi özgün tasarımımız olan biyoreaktörde optimize edilmiş büyük ölçekli bir
prosesle üretilen ve ticarileştirilmeye hazır bir ürün ülke ekonomisine kazandırılmış olacaktır. Bunun yanında
katı kültür üretimde nemlendirme amacıyla yalnızca distile su kullanılacağı için daha ekonomik bir üretim
gerçekleştirilmiş olacaktır. Ayrıca Trichoderma biyopreparatlarının üretimi ile ilgili önemli bilgiler literatürde
verilmemekte veya yetersiz verilmektedir. Proje tamamlandığında grubumuzda laboratuvar ölçeğinde
Trichoderma biyokütlesinin üretimi konusunda önemli bir bilgi birikimi ve deneyim kazanılmış olacaktır ve
proje tamamlandıktan sonra elde edilen özgün sonuçlar ile literatüre proses geliştirme ve büyük ölçekli üretimler
kapsamında önemli katkılar sağlanacaktır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
KEMOTERAPİNİN KANSERKÖK HÜCRELERİNE ETKİSİ
ASYA NUR BİNGÖL, Doç. Dr. Ayşe NALBANTSOY
Ege Üniversitesi,Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü BORNOVA/İZMİR
[email protected] [email protected]
GİRİŞ:
Kök hücreler, kendi-kendilerini yenileme, ve belirli organa veya dokuya özel karakteristikleri olan
olgun hücreye farklılaşan hücreler olarak tanımlanmaktadır. Kök hücreleri; embriyonik kök hücreleri, germinal
kök hücreleri ve somatik kök hücreleri olmak üzere üç ana gruba ayrılır. Kanser kök hücreleri ise kanser
hücrelerinin kendi-kendilerini yenileme self-renewal ve farklılaşma özelliği olan alt gruplarıdır. Yalnız bu iki
özelliğe sahip hücreler Kanser Kök Hücresi (KKH) olarak adlandırılır. Kanser kök hücresi kanseri başlatan hücre
olarak da adlandırılmaktadır. Son zamanlarda kan, meme, beyin , dalak, baş ve boyun, kolon, deri ve over
kanserlerinde kanser kök hücrelerinin varlığı bildirilmektedir [1].
Kemoterapi ise vücudu hastalandıran mikropları veya kanser hücrelerini kimyasal maddeler ilaç ile yok etme
metodudur. Bu tedavinin kanser kök hücreleri üzerinde etkili olmaması kemoterapötiklere karşı geliştirilen
direnç nedeniyle olduğu bilinmektedir. Günümüzde kanser tedavisinde ve mücadelesinde KKH’i hedef alan
ilaçların geliştirilmesi ilaç geliştirme stratejilerinin ana hedefini oluşturmaktadır.
BULGULAR:
Over kanseri ile ilgili yapılan bir çalışmaya göre, mortalitesi en yüksek jinekolojik kanser olan over
kanserinin tedavisinde kemoterapi direnci olduğu belirlenmiştir ve bu da caspase 3 yolağını
durdurmuştur.Yapılan başka çalışmalarda ise kemoterapinin kanser kök hücrelerini öldürürken bir çok yan etki
gösterdiğini ortaya koymuştur.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Sonuç olarak kanser kök hücreleri tedavi edilemeyen tümörlerden sorumlu hücrelerdir. Yapılan
çalışmalar sonucunda kemoterapötiklerin KKH’inni gelişmesini belirli ölçülerde durdururuken bazı yan etkilerin
de ortaya çıkmasına neden olmaktadır.Kanser tedavisinde KKH’i hedef alan geliştirilecek yeni ilaçların kanser
tedavisindeki önemi bu yönde yapılacak çalışmalara olan ihdiyacı da açıkça ortaya koymaktadır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Ege Üniversitesi tarafından desteklenen 11-MUH-063 no’lu Bilimsel Araştırma Projesi
KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ ETKEN MADDESİ STATİN MOLEKÜLLERİNİN KATI KÜLTÜR
FERMENTASYONU İLE ÜRETİMİ
(POSTER SUNUMU)
Aygül ÖZTÜRK , Fatma İBİŞ
Lisans Bitirme Tezi
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
[email protected] [email protected]
AMAÇ:
Bu çalışmada Coniothyrium fuckelii ATTC 74227 suşu kullanılarak, katı kültürde statin moleküllerinin üretimi
hedeflenmiştir. Farklı besin içeriklerinin ve farklı kültür metodolojilerinin üretime etkisi incelenmiştir. Nem
oranı, inokulum (aşı) miktarı, fermentasyon süresi sabit tutularak, azot kaynağının farklı oranlarda (%0-75)
kullanımının etkisi araştırılmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
Malt ekstrakt agar kullanılarak hazırlanan kültür şişelerinde 28 ºC’de 7 gün süre ile geliştirilen organizma, malt
ekstraktı ve maya ekstraktı içeren ön kültür ortamlarına alınarak 2 gün boyunca misel gelişimine bırakılmıştır.
Ardından farklı oranlarda soya unu içeriğine sahip katı kültür ortamları hazırlanmıştır. Karbon kaynağı olarak
pirinç kepeği kullanılan katı kültür ortamlarına % 70 nemlendirme ve 2 ml inokulum miktarı uygulaması
yapılmıştır. Kültür gelişiminin 14. gününde etil asetat ile ekstraksiyon işlemi gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR:
Katı kültür metodu ile üretilen ürünler HPLC cihazı ile analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar lovastatin
molekülünün varlığını net olarak göstermiştir. En yüksek verim % 75 soya içeriğine sahip ortamda 308,19 mg
lovastatin/kg substrat olarak hesaplanmıştır.
TARTIŞMA VE SONUÇ:
Katı kültür ortamında kullanılan karbon kaynağı ve azot kaynağının farklı oranlarda kullanımının verim üzerinde
oldukça önemli etkisi olduğu görülmüştür.Soya ununun azot kaynağı olarak katı kültürde yüksek oranlarda
kullanımının verimi arttırdığı gözlenmiştir. Bu sonuç C.fuckelli suşu ile katı kültürde lovastatin üretimi
konusunda yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
miRNA BİYOGENEZİ ve HÜCRELERDEKİ FONKSİYONLARI
(POSTER BİLDİRİSİ)
F. Özge ÖZGÜR
([email protected])
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Bahattin TANYOLAÇ
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
GİRİŞ:
MikroRNA’lar (miRNA), hayvanlar, bitkiler ve virüslerde bulunan 17-25 nükleotit uzunluğundaki, gen
kodlamayan kısa RNA dizileridir. miRNA’lar, yapılarında bulundukları tek veya çok hücreli ökaryotlar ile virüs
genomlarının %1-3’ünü oluşturur. miRNA’ların fonksiyonu, gen ekspresyonunun düzenlenmesidir. Yakın
zaman içerisinde miRNA’ların gelişim, hücre büyümesi ve farklılaşma gibi çok çeşitli biyolojik süreçlerde rol
aldıkları görülmüştür. İlk miRNA, 1993 yılında Lee ve arkadaşları tarafından bitkilerde tespit edilmiştir ve
miRNA’lar türler arasında oldukça benzerlik göstermektedir.
AMAÇ:
Bu çalışmanın amacı canlılarda bulunan miRNA oluşumları hakkında bilgi edinmek ve hücre içerisinde
miRNA fonksiyonlarının incelenmesidir.
TARTIŞMA:
miRNA’ların hayvanlarda ve bitkilerde önemli düzenleyici işlevleri vardır. Son zamanlarda yapılan
çalışmalar, miRNA’ların translasyonu baskılayarak yada mRNA'yı keserek genlerin ekspresyonunu
sağladıklarını göstermiştir. Bunun yanı sıra bazı mRNA’ların hücre proliferasyonunda, gelişmesinde,
farklılaşmasında, kök hücrenin yenilenmesinde, hücre stres yanıtlarında ve apoptiozis gibi çok önemli olaylarda
düzenleyici olarak işlev gördükleri gözlenmiştir. Ayrıca bazı miRNA’ların onkogen ya da tümör baskılayıcı
olarak da işlev gördükleri saptanmıştır.
SONUÇ:
Bu derleme çalışmada miRNA, miRNA biyogenezi ve miRNA’nın hücrelerdeki fonksiyonları üzerinde
durulmuş; bu konu üzerinde bu zamana kadar yapılan çalışmalar incelenmiş ve çalışmalara dair bilgiler
verilmiştir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Oleandrin ile Hazırlanan Lipozom Formülasyonlarının Sitotoksisitelerinin Belirlenmesi
(POSTER BİLDİRİSİ)
Melis KÜÇÜKSOLAK1, Özgür TAĞ2, Rükan GENÇ3, Erdal BEDİR1
1Biyomühendislik Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Ege Üniversitesi, Bornova, 35100, İzmir, Türkiye
2Bio-norm Doğal Ürünler San. Ve Tic. Ltd. Şti., Tekeli, Menderes, İzmir, Türkiye
3Kimya Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Mersin Üniversitesi, Çiftlikköy Kampüsü,
33343,Yenişehir, Mersin, Türkiye
GİRİŞ:
Kanser vakaları, geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında büyük artış göstermiştir. Bu durum, antitümörojenik aktivite
gösteren bileşiklerin taranmasının yanında, kanserli bölgeye spesifik ilaç salınım sistemlerinin geliştirilmesine
yönelik çalışmaların önemini arttırmıştır. Devam etmekte olan çalışmamızda, Nerium oleander (zakkum)
bitkisinden izole edilen ve lipozomla enkapsülasyonu yapılan Oleandrin isimli bileşiğin kanser hücre hatları ve
normal hücre hatları üzerindeki sitotoksik etkisi incelenecektir. Normal hücreler için toksisitesi azaltılmış, kanser
hücreleri için selektivitesi arttırılmış Oleandrin içerikli lipozomların oluşturulması çalışmamızın amacıdır.
MATERYAL VE METOD:
Zakkum yapraklarından elde edilen ekstre kromatografik yöntemlerle fraksiyonlanmıştır. Elde edilen %95
saflığa sahip Oleandrin, katyonik ve anyonik lipozomlarla enkapsüle edilmiştir. Katyonik lipozomlar için
DOTAP:DOPE (Dioleoyl trimetilamonyum propan:Phosphatidylethanolamine) ve anyonik lipozomlar için
DOPG:DOPE (Phosphatidylglycerol:Phosphatidylethanolamine) lipitleri kullanılmıştır. Zeta sizer kullanılarak
zeta potansiyeli ve boyut ölçümü yapılmıştır.
BULGULAR VE TARTIŞMA:
Boş katyonik lipozom boyutu 46.27±0.85 nm ve zeta potansiyeli 46±5.92 mV iken elde edilen Oleandrin içerikli
katyonik lipozomlar için 334.6±25.73 nm ve -15.86±4.18 mV değerleri saptanmıştır. Boş anyonik lipozom
boyutu 36.77±1.85 nm ve zeta potansiyeli -72.6±0.44 mV iken elde edilen Oleandrin içerikli anyonik lipozomlar
için 253.1±68.77 nm ve -28.7±5.94 mV değerleri saptanmıştır. HPLC-DAD analizinde katyonik lipozomların
165.417 μg/mL ve anyonik lipozomların 174.096 μg/mL madde absorbladığı saptanmıştır. Katyonik lipozomlar
için enkapsülasyon başarısı %55.139, anyonik lipozomlar için %58.032’dir. Zeta sizer ile saptanan değerler hem
anyonik hem de katyonik lipozomların madde aldığını göstermektedir. Standart sapmaların yüksek olması
santrifüj kullanımıyla alakalı olup, diyaliz membran kullanımıyla bu sorun aşılacaktır.
BEKLENEN SONUÇLAR:
Çalışmanın devamı olan hücre kültüründe, lipozomla enkapsüle edilmiş Oleandrinin, normal hücrelerde
sitotoksisteyi azaltması, kanser hücrelerinde ise daha yüksek sitotoksisite göstermesi beklenmektir. Katyonik
lipozomların membrana daha iyi entegre olmalarından dolayı anyonik lipozomlara göre daha yüksek başarı
sağlaması öngörülmektedir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Osteosarkom kanser kök hücrelerinin 3 Boyutlu (3B) farklı doku iskeleleri üzerinde morfolojik
karakterinin incelenmesi
(POSTER BİLDİRİSİ)
Evrim Ceren KABAK1, İrem ELTUTAN1, Müge ANIL2, S. İsmet DELİLOĞLU GÜRHAN1 ve
Aylin ŞENDEMİR ÜRKMEZ 2,*
1
Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, Bornova, Izmir
2
Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyomühendislik ABD
GİRİŞ:
Kanser kök hücreleri (KKH), tümör içerisinde bulunan, kendi kendini yenileyebilen, tümör oluşumunu
başlatabilen ve klasik kanser terapötiklerine direnç gösterebilen tümör hücre alt grubu olup KKH’leri ile
yürütülen çalışmalar son zamanlarda kanser araştırmalarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu özel kanser
hücreleri alt popülasyonunun görüntüleme kolaylığı ve kontrollü çevrede incelenmesi açısından in vitro kültürler
sıklıkla kullanılmaktadır. 2 boyutlu (2B) in vitro modeller kanser dokusunda anahtar rol oynayan tümör yapısı
özelliklerini taklit etmekte başarılı değildir. Bu sebeple,3B doku iskelesi sistemleri terapötik araştırmaları ve
KKH’lerinin davranışlarının incelenmesi için daha avantajlı görülmektedir.3B kültür modellerinde; besi ortamı
bileşenleri ve doku iskelesi materyali KKH’lerin genetik ve morfolojik karakterini belirleyen iki önemli etken
olarak görülmektedir.
AMAÇ:
Bu çalışmanın amacı, KKH’lerinin farklı kompozisyonlara sahip besi ortamları kullanılarak ve farklı materyaller
ile oluşturulan 3 boyutlu (3B) doku iskeleleri üzerinde kültivasyonu sonucunda hücre morfolojilerinin
gözlemlenmesidir. Böylece, kanser biyolojisi ve tedavisi ile ilişkili yürütülen KKH çalışmalarında
kullanılabilecek 3B kültür modeli için besi ortamı bileşenleri ve materyal değerlendirilmesinin morfolojik
karakter bakımından yapılmasıdır.
GEREÇ VE YÖNTEMLER:
Çalışmada, MACS (Manyetik aktive hücre ayrıştırma yöntemi) ile izole edilmiş SaOs-2 kaynaklı osteosarkom
KKH’leri hem 2B kültürde polistren ve kitosan yüzey üzerinde kültive edilmiş hem de 3B kitosan ve 3B
bakteriyel selüloz doku iskeleleri üzerinde kültive edilmiştir. Bakteriyel selüloz doku iskelesi olarak
Glucanobacter xylinumkaynaklı materyal kullanılmış olup kitosan doku iskelesi ise dondurup kurutma tekniği ile
üretilmiştir. Besi ortamı olarak ise serum içeriği ve büyüme faktörü içeriğine göre farklılık gösteren besi
ortamları kullanılmıştır. Hücrelerin 2B kültürdeki morfolojileri ışık mikroskobu ile, 3B doku iskeleleri üzerinde
morfolojileri ise taramalı elektron mikroskobu ile gözlemlenmiştir.Morfolojik karakter incelemesi hem besi
ortamlarına göre hem de kullanılan yüzey materyaline göre kendi arasında karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR:
Invitro kültivasyon sonuçları incelendiğinde serum miktarının azaltıldığı ve epidermal büyüme faktörü
(EGF),fibroblastik büyüme faktörü (FGF) gibi destekleyici maddelerin kullanıldığı besi ortamının KKH’lerinin
hücre küreleri şeklinde üremesini sağladığı ve in vivo tümör yapısına benzer morfoloji gösterdiği görülmüştür.
Kitosan yüzeyin diğer yüzeylere kıyasla hücrelerin hücre küreleri şeklinde üremesini tetiklediği görülmüştür. Bu
sebeple osteosarkom kanser kök hücrelerin in vitro kültivasyonu için kitosan yüzey üzerinde serum miktarı
azaltılmış ve büyüme faktörleri ile desteklenmiş besi ortamının kullanılmasının uygun olduğu görülmüştür.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
PLLA-PEG KOPOLİMERLERİNDEN GÖZENEKLİ DOKU İSKELELERİN HAZIRLANMASI
(POSTER BİLDİRİSİ)
Numan ECZACIOĞLU Emirhan BOZOĞLAN
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü /TOKAT
AMAÇ:
Günümüzde doku mühendisliği uygulamaları ile rekonstrüktif cerrahi işlemlerde ümit verici gelişmeler
olmaktadır. Bu amaçla doku mühendisliği alanında, biyomateryaller, büyüme faktörleri ve kök hücreler birlikte
veya tek başına kullanılmaktadır. Deneysel hayvan modellerinde büyüme faktörlerinden özellikle bone
morfogenetik proteinler(BMP’ler) yeni kemik oluşturmak amacıyla ve vasküler endotelyal growth faktör
(VEGF) anjiyogenezis etkinliğinden dolayı, kemik doku mühendisliği alanında sıkça kullanılmaktadır.
Kemik defektlerinin tamirinde PLLA-PEG(poli-laktik asit–polietilen glikol) blok kopolimerleri
rekombinant insan rh BMP-2 için uygun olarak kullanılabilen bir doku iskelesidir. Büyüme faktörü için uygun
salınım kinetiğini oluşturabilen doku iskelelerinin kullanılması, biyolojik etkileri doz ve uygulama süresine göre
değişiklik gösterebilen faktörlerden seçici olarak faydalanılmasını sağlar. Çalışmamızda seçili büyüme
faktörlerini farklı hızlarda salınımını sağlamak için PLLA-PEG kopolimerinden üretilmiş doku iskelelerinin
kullanılması planlanmaktadır. Bu amaçla halka açılması polimerizasyonu ile PLA-PEG kopolimer sentezi
gerçekleştirilecektir. Uygunluğu belirlenen kopolimer seçilerek bu kopolimerden doku iskelesi meydana
getirmek için belirli ölçülerde kesitler alınacaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM:
PLA/PEG kopolimer sentezi için;
Kopolimerizasyon yöntemi kısaca şöyledir: LLA ile farklı molekül ağırlıklarına sahip PEG (5, 10 ve 20 kDa) ve
dimer/monomer-katalizör oranına göre miktarları hesaplanan katalizör polimerizasyon reaktörüne alınır. Daha
sonra reaktöre bir süre azot verilir ve vakumlanır, ağzı kapatılarak polimerizasyon sıcaklığına getirilmiş silikon
banyosuna alınır ve reaksiyon başlatılır. Reaksiyon tamamlandıktan sonra reaktör etüvden çıkarılır ve oda
sıcaklığına soğutulur. Reaktörün ağzı açılır, polimer susuz kloroformda çözülür ve soğuk metanol içerisine
çöktürülür, reaksiyona girmemiş PEG uzaklaştırılması için saf su ile yıkanır. Elde edilen kopolimer vakum
altında etüvde kurutulur, 4 ºC’de muhafaza edilir. Polimerizasyon sıcaklığı 120 ºC, polimerizasyon süresi 24 saat
olarak belirlenmiştir.
Uygun olduğu belirlenen kopolimer seçilerek bu kopolimerden uygun gözenek yapısında 12 x 5 x 3 mm
boyutlarında doku iskeleleri tuz parçacıkları ekstraksiyonu ile hazırlanacaktır. Bu amaçla kopolimer çözeltisi
belirli boy dağılımına sahip tuz kristalleri ile karıştırılarak bir kalıp içerisinde şekillendirilecektir. Şekillendirilen
matris kurutularak içerisindeki tuz parçacıkları su ile ekstrakte edilerek uzaklaştırılacak ve tuz parçacıklarının
yerinde gözenekler oluşacaktır. Elde edilen doku iskelelerinin mekanik özellikleri sıkıştırma ve çekme uzama
testleri ile belirlenecektir.
BULGULAR:
POLİMER KODU
PEG (g)
L-LAKTAT (g)
Mn
Mw
X
1
2
3
4
5
6
M3
M4
M5
M6
1 (5kda)
0,5 (5kda)
0,5 (5kda)
1 (10kda)
0,5 (10kda)
1 (20kda)
0,5 (20kda)
0,5 (20kda)
0,5 (20kda)
0,5 (5kda)
0,5 (5kda)
7,2
4,8
7,2
7,2
7,2
7,2
7,2
7,2
7,2
3,6
3,6
30,277
23,793
20,638
33,643
53,886
52,258
65,564
141,876
32,957
20,678
29,955
36,461
34,228
3,956
44,129
64,838
57,864
84,007
159,15
44,041
29,07
36,413
POLİDİSPERSİTE
İNDEX (Mw/Mn)
1,204247449
1,438574371
0,191685241
1,311684451
1,203243885
1,107275441
1,281297663
1,121768305
1,336317019
1,405841958
1,215590052
TARTIŞMA-SONUÇ:
Çalışmalarımız devam etmektedir
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
SAPONİN ENTEGRE NANOLİPOZOMLARIN KARAKTERİZASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Sibel BARBAROSa, Erdal BEDİRb*, Rükan GENÇa*
a
Fonksiyonel Nanomalzemler Araştırma Grubu, Kimya Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Mersin
Üniversitesi, Çiftlikköy Kampüsü 33343 Yenişehir/Mersin, Türkiye.
b
Biyomühendislik Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Ege Üniversitesi, 35100 Bornova/İzmir, Türkiye
e-mail: [email protected]
AMAÇ:
Bu projede telomeraz aktiviteleri ve hücre sitotoksiteleri belirlenmiş olan bitki ekstraklarının (saponinlerin) lipid
membrana, adsorbsiyon yolu ile entegre edilmesiyle, saponinlerin biyoyararlınımını arttıracak, dolayısı ile
telomeraz aktivitesini yükseltecek topikal kullanımı amaçlayan bir lipozomal taşıyıcı sistemin geliştirilmesi
amaçlanmaktadır.
METARYAL VE METOD:
Saponinlerin ekstraksiyonu: Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal
Bedir’in laboratuvarında ekstrakte edilen Astragalus IV, Astragalus VII, Cycloastragenol
ve
Macrophyllosaponin B saponinleri 1,2-di-(9Z-octadecenoyl)-sn-glycero-3-phospho-(1'-rac-glycerol) (DOPG)
ve 1,2-Dioleoyl-sn-Glycero Phosphoethanolamine (DOPE)
fosfolipidlerinden oluşturulan -lipozom
formülasyonlarına entegre edilerek denenmiştir.
Lipozomların Hazırlanması: Saponin entegre liposozomların yapımında ‘Curvature Tuned Preparation ‘
Metodu kullanılmıştır Fosfolipid: saponin oranı 95:5 (mol/mol) dür.
Lipid/peptit hibridlerin boyut ve şekilsel karakterizasyonu: Taşıyıcı hibridin şekli ışık kırınım tekniği
(Malvern Zeta-Sizer) yanısıra elektron mikroskopi teknikleri de kullanılmıştır.
BULGULAR VE TARTIŞMA:
Elde edilen lipozom örneklerinin telomeraz aktivitesinin incelenmesi:
Çalışma sırasında elde edilecek, saponin içeren lipozom formülasyonlarının telomeraz aktiviteleri özel kitler
aracılığı ile in vitro olarak incelenecektir.
Taşıyıcı hibridin şekli ışık kırınım tekniği (DLS) kullanılarak hem boyut hem de yüzey yük dağılımı açısından
incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda ActIV ve ActVII saponinleri varlığında lipozom boyutunda artış
gözlenmiştir. Bu sonuçtan saponinlerdeki şeker gruplarının lipozomların hidrodinamik boyutunda değişiklik
yaptığı anlaşılmaktadır. Ayrıca net yüzey yüklerine bakıldığında, Act VII ve MacB saponinlerinin lipozom
yüklerini negatife doğru çektiği gözlenmiştir. Bu durum saponinlerin lipozom yüzeyinde varlıklarının bir
kanıtıdır.
Lipozomların yüzey morfolojisi ve şekilleri ise geçirimli elektron mikroskobu (TEM) ile yapılmıştır.
Bu projede kullanılan Astragalus IV, Astragalus VII,
Cycloastragenol ve Macrophyllosaponin B
saponinlerinin lipozomal membrana entegrasyonu sağlanmış, negatif yüklü fosfolipidlerden oluşturulan
lipozomların boyut, yüzey yükü ve morfolojisinde yaptıkları değişiklikler incelenmiştir. Bu çalışmaları takiben
yapılacak salım deneyleri ve membran içeriğini belirleyecek boya deneyleri akabinde, saponin entegrasyonu
nun kinetiği çalışılacaktır. In vivo çalışmalardan önce telomeraz aktivitesi in vitro analizlerle gösterilecektir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
SİNAPTİK İLETİMİN MODELLENMESİ VE SİMÜLASYONU
(POSTER BİLDİRİSİ)
Mehtap YILDIRIM, Yrd. Doç. Dr. Volkan KÖSELİ
Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü, TOKAT
[email protected]
GİRİŞ:
Nöronlar, Santral Sinir Sisteminin en küçük ve birinci derecede fonksiyon yapan anatomik
ünitesidir. Çeşitli iç ve dış uyaranları toplayan, onları önceki bilgilerle kıyaslayıp
değerlendiren ve uyarana en uygun cevabı veren organizmanın en gelişmiş hücreleridir. Nöronlar
yapıları bakımından akson, dentrit ve hücre gövdesi gibi kısımlarıyla diğer hücrelerden
ayrılmakta olup aynı zamanda morfolojik yapılarıyla da farklı gruplara ayrılırlar. Birinci nöron
aksonu presinaptik uç, ikinci nöronun dendritik ucu ise postsinaptik uç olarak adlandırılır. Sinirsel
uyarıların (impuls), bir sinir hücresinden başka bir sinir, kas ve bez hücresine iletildiği
anatomik yapılara sinaps denir. Tüm nöronlar elektriksel veya kimyasal olmak üzere iki temel
yolla sinaptik ileti yapar.
AMAÇ:
Bir sinir hücresini ya da sinir hücrelerinin oluşturduğu sinir ağlarını modellemek çok kolay bir iş
olmadığı gibi sinir hücrelerinin nasıl çalıştığı konusunda merak edilenlerin daha kolay gösterimi
veya anlatımı olabileceği düşüncesiyle geçmişten günümüze birçok araştırmalar söz konusudur.
Hücreyi modellemek, hücreyi bir birim kabul ederek başlar ama girdi-çıktı etkileri ayrı ayrı göz
önüne alınır. Ayrıca, her hücrenin zar potansiyeli hesaplanması gerekir. Burada iyon akımlarının
toplamı, sinaptik akım, zar direnci, elektrik uyarı dikkate alınır. Zar seviyesinde ise, iyon
akımlarını tanımlamak için Hodgin-Huxley denklemi kullanılır. Bu denklem, zardaki kanallardaki
iyon akımlarının ifadesidir. Moleküler seviyede ise, hücre içi kalsiyum dinamikleri (Traub modeli)
kullanılarak hesaplanabilir. Zaman içindeki kalsiyumun değişim yoğunluğu (akımlar ve
değişimleri) matematiksel olarak ifade edilir. Sinaptik seviyede ise, değişik sinaptik modeller
kullanılarak (Abbott modeli), Hodgin-Huxley’e benzer şekilde sinaptik akım ifade edilebilir.
Biz de bu bağlamda yapılan bu araştırmaları incelemek ve çeşitli alanlarda sinir hücrelerinin nasıl
işlediği konusunda daha kolay bilgi edinmek adına Hodgin-Huxley Genesis yöntemiyle bir teorik
modelleme çalışması yapmış bulunmaktayız.
Anahtar Kelimeler: Genesis, Hodgin-Huxley, modelleme, sinaptik iletim
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
SON YILLARDA KÖK HÜCRE İLE UYUMLU OLARAK KULLANILABİLEN DOKU
İSKELESİ KAYNAKLARI
(POSTER BİLDİRİSİ)
Ceren Keçeciler*1,A.Aybike DOĞAN1, Ayça KANAT1, Çiğdem ÇELEN1, Nehir ARIK1, O.
Burçin AKBULUT1
[email protected]
1Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü
GİRİŞ:
Hücresel tedavi, zarar görmüş doku ve hücrelerin in vitro da olduğu kadar in vivo da organ nakli sonrası
doku inşasını hedeflemektedir. Ne yazık ki, uygun donör hücre eksikliği temel klinik uygulamaları
sınırlandırır.
AMAÇ:
Kök hücreler kendini yenileyebilme kapasitesi ve pluripotent özelliği nedeniyle hücre terapisi için
doğal bir seçimdir. Son yıllarda tıbbi ve laboratuar çalışmalarında sıklıkla kök hücreler doku
iskelelerine uyumlu bir şekilde kullanılabildiği ve doku reddine sebep olmadığı gözlenmiştir. Bu
çalışmada son üç yıl içerisinde kök hücrelerle uyumlu bir şekilde kullanılan doku iskele materyalleri
açıklanmaktadır. Özellikle son yıllarda doğal ve sentetik olarak farklı alanlarda kullanılmaya devam
eden doku iskele materyallerini inceleyen bu araştırma ile bu materyallerin kullanım alanları arasında
bir köprü kurmayı hedeflemektedir.
MATARYEL VE METOD:
Değişik hücre türlerine dönüşebilme potansiyeli olan kök hücreler insan embriyosundan ilk olarak 1998
yılında elde edilerek kültürlerde çoğaltılmış ve sonrasında araştırmalar hız kazanmıştır. Kök hücreler,
kontrol edilebildikleri takdirde laboratuar ortamında istenilen hücre türüne dönüştürülebilirler.
Kök hücreler genel olarak embriyonik, fetüs ve erişkin olmak üzere üç kaynaktan elde edilmektedir.
Blastosit adı verilen hücre kümesinden alınan hücrelere embriyonel kök hücreler, fetüstan alınan
pluripotent yapıdaki hücrelere fetüs kök hücreleri ve insan veya hayvan organlarından elde edilen
multipotent özellikteki hücrelere yetişkin kök hücreler denilmektedir.
Doku mühendisliğinde istenilen dokuyu oluşturabilecek işlevselliğe sahip hücreler uygun bir
malzemeden hazırlanan doku iskeleleri ile birleştirilerek hibrid sistemler oluşturuluyor. Doku iskelesi,
hücrelerin organize olarak işlevsel bir dokuya dönüşebilmelerinde gerekli desteği sağlıyor. Doku
iskelelerinde hücrelerin pozisyonunun ve işlevlerinin kontrol edilebilmesi, hazırlanan yapının başarılı
olmasındaki kritik noktadır. Doku iskelelerinin hazırlanmasında gerek malzeme geliştirilmesi, gerekse
bu malzemeden istenilen geometrik, topografik ve işlevsel özelliklere sahip yapıların tasarımında
nanoteknolojik yaklaşımlar giderek önem kazanmaktadır.
BULGULAR VE TARTIŞMA:
Kwon ve arkadaşlarının 2005 yılında yayınlamış oldukları çalışmada jelatin ve kollajen kullanılarak
nanofiberler üretmiş ve fiberler boncuksuz bir yapı oluşturarak 200-500 nm’lik ölçülere ulaşmıştır. Son
zamanlarda araştırmacılar bu yönde sentetik polimerlerle doğal polimerlerden nanofiberler elde ederek,
bu nanofiberlerden doku iskeleleri ve matrisler üretmeye başlamışlardır.
Özetle, bu çalışmada sıklıkla kullanılmış olan kök hücreyle uyumlu olarak çalışıldığı kanıtlanmış,
biyouyumlu doku iskelelerin kullanıldığı malzemeler açıklanmış olup, özellikle son üç yıl içerisinde en
sık kullanılmış olan doku iskele malzemeleri örneklendirilmiştir.
II. Biyomühendislik Öğrenci Kongresi 15-16 Mart 2014 İzmir/Bornova
You created this PDF from an application that is not licensed to print to novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
Download

özet kitapçığı - II. BİYOMÜHENDİSLİK ÖĞRENCİ KONGRESİ