İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
ANAYASA HUKUKU TEK NUMARALI ÖĞRENCİLER PRATİK ÇALIŞMA
11 Mart 2015
Temel Hak ve Özgürlüklerin Kötüye Kullanılamaması, Kullanılmasının Durdurulması
ve Yabancıların Durumu
I. 1982 Anayasası m. 14: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi
ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik
Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa
hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin
yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını
amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere
aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 17: “Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm, bir devlete,
topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesi veya bunların
Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlandırılmalarını amaçlayan bir
etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkı verdiği biçiminde yorumlanamaz.”
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 51:
“Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine,
yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin
para cezasına hükmedilebilir.”
Soru: Aşağıdaki kararı yukarıdaki düzenlemeler çerçevesinde tartışınız.
“İlgili düzenleme vasıtasıyla, genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele alınan
ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak
şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye
kullanılmasının, bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu
bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu
gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların, başvuru hakkının kötüye kullanılması
olarak değerlendirilmesi mümkündür. Bu kapsamda özellikle, Mahkemeyi yanıltmak amacıyla
kasten gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge
sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi
verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu
değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında Mahkemenin
bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının
engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru
amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması ile
söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması
durumunda, başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir.” (Anayasa
Mahkemesi, Başvuru Numarası: 2013/7087, Karar Tarihi: 18/9/2014, R.G. Tarih-Sayı:
4/12/2014-29195, §§ 28-29.)
II. 1982 Anayasası m. 15: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde,
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği
ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya
bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada
belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler
(…)dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz;
kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya
kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 15: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir
genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve
uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de
öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri
sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. Maddeler (fıkra 1) ile 7.
maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek
Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi
Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin
yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
Soru: Aşağıdaki kararları yukarıdaki düzenlemeler çerçevesinde tartışınız.
“Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasına göre mutlak olarak korunması gereken ve
olağanüstü hallerde bile dokunulamayan hak, özgürlük ve ilkeler şunlardır: a) Savaş
hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile ölüm cezalarının yerine getirilmesi
dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve Manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; b)
Kimse vicdan, din, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; c) Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; d) Suçluluğu mahkeme kararıyla
saptanana kadar kimse suçlu sayılamaz. Şu durumda olağanüstü yönetimlerde, milletlerarası
hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamak ve ölçülülük ilkesine uyulmak koşuluyla,
yukarıda sayılan hak ve özgürlüklerin dışında kalan hak ve özgürlükler, sınırlandırabilecek,
hatta bu hak ve özgürlüklerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilecektir.”
(Anayasa Mahkemesi, Esas Sayısı: 1991/6, Karar Sayısı: 1991/20, Karar Günü: 3.7.1991,
R.G. Tarih-Sayı :08.03.1992-21165.)
“Anayasa'nın 15. maddesinde, savaş, seferberlik, sıkıyönetim ya da olağanüstü durumlarda
bile, kişilerin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bunlardan
dolayı suçlanamaması, bu özgürlüklere, kişilerin yalnızca iç dünyalarında kalmaları dışa
yansıtılmamaları konusunda sınırsız olma özelliği kazandırmıştır. İtiraz konusu kuralda
olduğu gibi, dininin sorulması, kişinin isteği dışında bu inancını açıklaması sonucunu
doğuracağından Anayasa'nın 24. maddesinin üçüncü fıkrasına açık bir aykırılık
oluşturacaktır. Kişilere dinleri ile ilgili olarak sorulan soruların yanıtlanmamasının bir
yaptırıma bağlanıp bağlanmaması da bu sonucu değiştirecek nitelikte değildir. Çünkü yasa
buyruklarına uyma zorunluluğu hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu durumda,
itiraz konusu kuralın, tanıklık yapan kişileri dinlerini açıklamaya zorlayarak, din ve vicdan
özgürlüğünü zedelediği açıktır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın 61.
maddesindeki "dini" sözcüğü bu nedenlerle Anayasa'nın 24. maddesine aykırıdır.” (Anayasa
Mahkemesi, Esas Sayısı : 1995/25, Karar Sayısı : 1996/5, Karar Günü : 2.2.1996, R.G.
Tarih-Sayı :26.09.1996-22769.)
III. 1982 Anayasası m. 16: “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka
uygun olarak kanunla sınırlanabilir.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 16: “10, 11 ve 14. maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek
Sözleşmeci Taraflar’a yabancıların siyasal etkinliklerine kısıtlama getirmelerini yasakladığı
anlamında değerlendirilemez.”
Soru: Yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasıyla ilgili yukarıdaki
hükümleri karşılaştırarak tartışınız.
Download

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ANAYASA