Muhammed İkbal
BİR ŞAHİNSİN SEN
Muhammed İkbal’den Gençlere Şiirler
Açıklamalarla çeviren:
Halil TOKER
Demavend Yayınları: 11
Demavend Çocuk ve İlk Gençlik Kitaplığı: 2
1. Baskı, İstanbul, Şubat 2014
Yayın Yönetmeni: Neval Güzelyüz
Editör: Prof. Dr. Ali Güzelyüz
Kapak tasarımı, dizgi ve iç düzen: Demavend
© Bu eserin bütün hakları Demavend Yayınları’na aittir.
Yayınevinin yazılı izni olmaksızın eserin kısmen de olsa
herhangi bir yöntemle yayınlanması yasaktır.
T.C. Kültür Bakanlığı Yayıncı Sertifika No: 27406
ISBN: 978-605-86158-6-1
Demavend Yayınları
Başak Mah. Yeşil Vadi Cad.
Metrokent, A1 Blok, D. 87
Başakşehir-İSTANBUL
 : 0212 500 36 07 - 0542 311 17 89
Baskı: Ofis Matbaa Ltd. Şti.
Davutpaşa Kışla Cad. 75/386 Topkapı-İstanbul
Matbaa Sertifika No: 14973
E-mail: [email protected]
Web: http://www.demavend.com.tr
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
MUHAMMED İKBAL
KUŞUN FERYADI
MUM VE PERVANE
ŞAİR
GÜZELLİĞİN HAKİKATİ
AY VE YILDIZLAR
YALNIZLIK
İKİ YILDIZ
MEDİNE YOLLARINDA BİR HACI
İNSAN
MÜSLÜMAN GENÇLERE HİTAP
HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN HUZURUNDA
EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SONUÇLARI
DUA
ABDULLAH’IN KIZI FATMA
DİN
AĞAÇTAN KOPMAYARAK BEKLE BAHARI
MİRAÇ GECESİ
GÜL
RUBAİ
GZEL
RUBAİ
GAZEL
GAZE
GAZEL
GAZEL
RUBAİ
RUBAİ
RUBAİ
RUBAİ
I. ABDURRAHMAN’IN ENDÜLSTE DİKTİĞİ İLK
HURMA AĞACI
5
7
13
16
18
20
22
25
27
29
32
34
38
41
44
47
51
53
55
57
61
63
65
67
70
72
76
79
81
83
85
87
3
PERVANE VE ATEŞBÖCEĞİ
YERYÜZÜ ALLAH’INDIR
GENÇLERE SESLENİŞ
NASİHAT
YILDIZ’IN MESAJI
CAVİD’E
HAL VE MAKAM
BENLİK
KAN
UÇUŞ
ŞAHİN
HÂRÛNÜRREŞİD’İN SON NASİHATİ
PSİKOLOGA
ASLAN İLE KATIR
KARINCA VE KARTAL
TAKDİRE BOYUN EĞME
YER VE GÖK
MÜSLÜMANIN ZEVALİ
KÂBE’NİN MOLLASI
SONSUZ YAŞAM
GAZEL
NAMAZ
KÂFİR VE MÜMİN
EY MUHAMMED (S.A.V.)’İN RUHU!
DOĞU ULUSLARI
BENLİĞİN EĞİTİMİ
BENLİĞİN ÖLÜMÜ
AZİZ MİSAFİR
EY ÖĞRENCİ!
ÖĞRETMENLERE
CAVİD’E
RAKS
GAZEL
4
91
93
95
98
100
102
105
108
110
112
114
117
119
121
123
125
127
129
131
133
135
138
140
146
149
151
153
155
157
159
161
169
171
ÖNSÖZ
Doğunun büyük düşünür ve şairi Allame Muhammed İkbal, yaşadığı dönemde, tarihinin en kötü
dönemlerinden birini geçiren İslâm Dünyası’nın yeniden uyanışı ve dirilişi için çaba harcamıştır. Şiirleri ve
yazıları ile bütün insanlığa ve özellikle Müslümanlara
seslenmiş, onları esaretten kurtulmaları için önce kendi benliklerini geliştirmeleri konusunda uyarmıştır.
Çocuklara ve gençlere büyük önem veren İkbal,
onların İslâm Dünyası’nın geleceğinin teminatı olduğuna inanmış ve doğrudan çocuklara ve gençlere
hitap eden şiirler yazmıştır. İkbal’e göre birer yakut
gibi cevheri sert çocuklar ve gençler, iyi bir eğitimle
geleceği biçimlendirecek büyük önderler hâline geleceklerdir. O, bu düşüncesini şiirlerinde işlemiş ve bu
şuuru aktarmaya çalışmıştır. Görünen odur ki onun
düşüncelerini anlamak ve uygulamaya geçirmek İslâm
Dünyası’nın geleceğinde olumlu bir fark yaratacaktır.
Muhammed İkbal, gençleri “şahin” olarak nitelendirmektedir. Onun bu benzetmedeki amacı şahinin
saldırganlık ve avcılık yönü değildir. Onun nazarında
şahin, menzili göklerin en yüksek noktası olan, bu
noktaya ulaşmak için gözünü budaktan esirgemeyen,
sürekli kendisini geliştiren, bir varlıktır. Bu özellikleri
ile de şahin tüm gençlere örnek teşkil etmektedir. Gençler de şahin gibi mücadeleci olmalı, Allah’ın kendilerine verdiği yetenekleri ve öz benliklerini geliştirmeli,
İslâm âleminin içine düştüğü ve düşeceği zor dönemlerde, ileriye atılarak öncülük edebilecek bilgi ve donanıma sahip bulunmalıdırlar.
İşte bu nedenle, İkbal’in gençler için kaleme aldığı şiirleri derlediğimiz bu esere onun gençlere sesle-
niş şekliyle “Bir Şahinsin Sen!” adını vermeyi uygun
bulduk.
Serisinin ikinci kitabı olan elinizdeki kitapta, şiir
çevirileri olabildiğince şiirsel bir tarzda yapılmaya
çalışılmıştır. Böylelikle gençlerimizin şiire duydukları
ilginin ve şiir okuma alışkanlıklarının artırılmasına gayret edilmiştir. Yine her şiirin ardından “Sözün Özü”
başlığı altında, çevirisi verilen şiirde ne anlatıldığı özlü
bir şekilde açıklanmıştır.
Umarız bu büyük şairin düşünceleri gençlerimizin ve tüm Türk okurlarının beğenisini kazanır.
Prof. Dr. Halil Toker
6
MUHAMMED İKBAL
Hindu dinine mensup Keşmirli bir aileden gelen
İkbal’in ataları, XVII. yüzyılda İslâm dini ile şereflenmişler ve Keşmir’i terk ederek günümüz Pakistan’ının
Pencap Eyaletinde bulunan Siyalkot adlı şehre yerleşmişlerdir. Muhammed İkbal de Siyalkot şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi ile ilgili değişik tarihler bulunmakla birlikte Pakistan Hükümeti, 9 Kasım 1887’yi
İkbal’in resmî doğum tarihi olarak kabul etmiştir.
Muhammed İkbal’in babası Nur Muhammed (ö.
1930), dindar ve derviş meşrep bir insandı. Annesi de
son derece mütedeyyin biri idi. Nur Muhammed, oğlu
İkbal’in dinî bir eğitim almasını arzulamaktaydı. Bu
nedenle onu dönemin geleneksel tarzda eğitim veren
kurumlarından birine gönderdi. Burada son derece
yetenekli bir öğretmen olan ilk hocası Mevlevî Seyyid
Muhammed Hasan (ö. 1929), İkbal’e Arapça ve Farsçanın yanı sıra, şiir sanatı konusunda da ilk bilgileri
verdi.
İlk ve orta eğitimini Siyalkot’ta tamamlayan İkbal,
bir bilim ve kültür merkezi konumundaki tarihî Lahor
şehrine gelerek Government College’a kaydoldu. Burada İngilizce, Arapça ve felsefe konularında eğitim aldı.
Bu sırada Lahor’da bulunan ünlü İngiliz düşünür Prof.
Thomas Arnold ile tanışarak ondan da dersler aldı.
1899’da felsefe dalında yüksek lisansını tamamladı ve hocası Arnold’un aracılığıyla Pencap Üniversitesi, Oriental College’de Arapça öğretim üyeliğine atandı.
Bu sırada yazdığı Urduca şiirleriyle de etrafında tanınmaya başladı.
1905 yılına gelindiğinde kendi düşünce dünyası
üzerinde büyük etki bırakacak bir yolculuğa çıktı ve
7
İngiltere’ye giderek Cambridge Üniversitesi’ne bağlı
Trinity College’a kaydını yaptırdı. 1906 yılında hukuk
eğitimini bitirerek avukat oldu. Ardından o günlerde
Cambridge Üniversitesi’nde felsefe dalında doktora
yapılamadığından Almanya’nın Münih Üniversitesi’ne
gitti. 1908’de “İran’da Metafiziğin Gelişmesi” adlı teziyle doktor unvanını aldı.
İkbal, 27 Temmuz 1908’de ülkesine geri döndü.
Mayıs 1909-Ocak 1911 tarihleri arasında Government
College’de felsefe profesörlüğü yaptı. Daha sonra, o
günlerde İngiliz yönetimi altındaki Hindistan’da, resmî
bir görevin düşüncelerini açıkça ifade etmesini engellediğini söyleyerek görevini bıraktı ve avukatlığa başladı.
Bu yıllar boyunca şiirleri ve yazıları ile Hint ve dünya
Müslümanlarının uyanışı için çaba harcadı. 29 Aralık
1930’da Allahabad’da yapılan Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin toplantısında Hindistan’ın Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerinde Müslümanlara
ait bağımsız ya da yarı bağımsız bir devlet kurulmasını talep eden bir konuşma yaptı. İkbal, bu konuşması
nedeniyle daha sonra Pakistan’ın fikir babası olarak
adlandırıldı.
Türkleri ve Türkiye’yi çok seven İkbal, Trablus,
Balkan, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşı sırasında Türkleri destekleyen şiirler yazarak Hindistan halkını Türk
kardeşlerini desteklemeye teşvik etti.
1934’te gırtlağında başlayan hastalığı yavaş
yavaş ilerledi. Çeşitli tedavi yöntemleri denendiyse de,
durumu günden güne daha da kötüye gitti. Nihayetinde 21 Nisan 1938’de vefat etti.
Ölümünden birkaç gün önce kendisini ziyarete
gelen ağabeyine söylediği şu beyit Muhammed İkbal’in
ne kadar inançlı bir Müslüman olduğunun kanıtıydı:
“Müminin bir özelliğini söyleyeyim mi sana!
Ölüm anı geldiğinde tebessüm belirir dudağında!”
8
ESERLERİ
Urduca, Farsça, İngilizce, Almanca ve kendi
anadili olan Pencap dilini, bu dillerde rahatlıkla eser
verebilecek derecede bilen Muhammed İkbal,
manzum eserleri için Farsça ve Urduca, mensur
eserleri için ise İngilizce ve Urducayı tercih etmiştir.
I. MANZUM ESERLERİ
1. Esrâr-ı Hodî
İlk baskısı 1915 yılında Lahor’da yapılan bu
Farsça eser, daha sonraki yıllarda birçok defa yayımlanmıştır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’si tarzında, onunla aynı vezinde kaleme alınan bu eser, yeni
bir felsefi bakış açısıyla, insanın benliğinin niceliği ve
nasıllığı ile Benlik-Allah ve Benlik-kâinat ilişkisini ele
almaktadır. Esrâr-ı Hodî, 1902’de R. A. Nicholson
tarafından The Secret of the Self adıyla İngilizceye
çevirilmiştir. Sonraları çeşitli dünya dillerine çevirilen
eserin Türkçe tercümesi, Rumûz-i bî-hodî ile birlikte
Esrâr ve Rumûz adıyla Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan
tarafından yapılarak 1964’te yaymlanmıştır.
2. Rumûz-i Bî-hodî
Esrâr-ı Hodî mesnevisinin bir nevi tamamlayıcısı
mahiyetindeki bu eser Farsçadır. İlk baskısı 1918’de
Lahor’da Esrâr-ı Hodî’den ayrı biçimde yapılan eser,
daha sonraki yıllarda Esrâr-ı Hodî ile birlikte yayımlanmaya başlanmıştır. Bu eserde, fert ve millet arasındaki ilişkiler ele alınmıştır.
3. Peyâm-ı Maşrık
Bu şiir mecmuası, ünlü Alman Şairi Goethe
(1749-1832)’nin Östlicher Diwan’ına cevaben kaleme
alınmıştır. Afganistan Kralı Han’a ithaf olunan bu
Farsça eserde Batı maddeciliğinin Doğu’yu aşk ve
heyecandan uzaklaştırması ile manevi olgunluk arayışından bahsedilmiştir.
9
Peyâm-ı Maşrık’in Lâle-i Tûr başlıklı rubailer
kısmı A. J. Arberry tarafından İngilizceye çevirilmiştir.
Peyâm-ı Maşrık, Şarktan Haber adıyla Prof. Dr. Ali
Nihat Tarlan tarafından Türkçeye çevirilmiş ve
1956’da İstanbul’da yayımlanmıştır.
4. Bang-ı Derâ
İkbal’in ilk Urduca şiir mecmuası olup 1924’te
Lahor’da birinci baskısı yapılmıştır. Bu eserdeki şiirler
İkbal’in ilk dönemde yazdığı şiirleri kapsamaktadır.
Eserde, İkbal’in Türkiye ve Türkler ile ilgili şiirleri
yanında Avrupa’ya yaptığı eğitim seyahatinden sonra
terk ettiği Hint milliyetçiliği ile romantik duyguları
içeren şiirleri yer almaktadır.
5. Zebûr-i ‘Acem
Bu eser, Farsça gazeller, kıtalar ile Gulşen-i Râz-ı
Cedîd ve Bendegî-nâme adlı iki mesneviyi kapsamaktadır.
İlk defa 1927’de Lahor’da basılan ve daha sonraları çeşitli dillere tercüme edilen Zebûr-i ‘Acem’in Prof.
Dr. Ali Nihat Tarlan tarafından Türkçeye çevirisi yapılmış ve 1959’da yayımlanmıştır.
6. Câvidnâme
Esrâr-ı Hodî’den sonra Farsça kaleme alınan bu
eser, 1929’de yazılmaya başlanmış ve 1932’de tamamlanmıştır. Ünlü İtalyan şairi Dante (1265-1321)’nin Divina Commedia’sına nazire olarak kaleme alınmıştır.
Câvidnâme’nin Türkçeye ilk tercümesi, geniş
açıklamalar ile birlikte Prof. Dr. Annemarie Schimmel
tarafından yapılmış ve 1958’de Kültür Bakanlığı’nca
yayımlanmıştır. Daha sonraları, Ahmet Metin Şahin
tarafından eserin manzum çevirisi 1997’de yayımlanmıştır. Eserin tarafımızdan yapılan manzum çevirisi
2008 (2. baskı) yılında Kaknüs Yayınları tarafından
basılmıştır.
10
7. Misâfir
Bu Farsça mesnevi, İkbal’in Afgan Kralı Muhammed Nadir Şah’ın daveti üzerine yaptığı ziyaretin
ardından kaleme alınmıştır. Bu eserde, İkbal’in
Afganistan ile ilgili izlenimlerinin yanı sıra Afgan
kralını İslâm’ın ihyası hareketine destek verme konusunda cesaretlendirecek şiirleri bulunmaktadır.
Misâfir, ilk olarak 1934’te Lahor’da yayımlanmıştır. Türkçe tercümesi Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan
tarafından Yolcu adıyla yapılmış, Pes Çi Bâyed Kerd
Ey Akvâm-ı Şark ve Bendegî-nâme ile birlikte 1976’da
yayımlanmıştır.
8. Bâl-ı Cibrîl
İkbal’in ikinci Urduca manzum eseridir. 1935’te
Lahor’da yayımlanmıştır. Bazı eleştirmenler göre; Bâlı Cibrîl İkbal’in Urduca şiirde ulaştığı en yüksek
noktayı temsil etmektedir. Bu eserin Yusuf Salih
Karaca tarafından yapılan manzum tercümesi 1983’te
yayımlanmıştır.
9. Pes Çi Bâyed Kerd Ey Akvâm-ı Şark
1936 yılında Misâfir mesnevisine ek olarak
Lahor’da yayımlanan bu Farsça mesnevisinde hak ile
batıl arasındaki mücadele ve çağımız siyasetinin
gidişatı ele alınmaktadır.
10. Zarb-ı Kelîm
İkbal’in 1936’da yayımlanan üçüncü Urduca
Eseridir. Altı bölümü içeren bu eserin konu başlıkları:
“İslâm ve Müslüman, Eğitim-Öğretim, Kadınlar,
Edebiyat ve Güzel Sanatlar, Doğu ve Batı Siyaseti,
Afganistan Gülünün Mihrabının Fikirleri” şeklinde
sıralanabilir.
Bu eserin Farsça çevirisi Hâce Abdulhamidİrfânî tarafından yapılmış, Türkçe tercümesi de bu
Farsça tercümeden Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan
tarafından hazırlanarak 1968’de İstanbul’da yayımlanmıştır.
11
11. Armağân-ı Hicâz
Bu şiir mecmuası İkbal’in yaşamının son yıllarında derlenmiş, fakat onun vefatından yedi ay sonra
Kasım 1938’de Lahor’da yayımlanabilmiştir. Üçte ikisi
Farsça ve üçte biri Urduca olan bu eserin Türkçe
çevirisi Hicaz Armağanı adıyla Prof. Dr. Ali Nihat
Tarlan tarafından yapılarak 1964’te İstanbul’da
yayımlanmıştır.
MENSUR ESERLERİ
1. ‘İlmu’l-İktisâd
Urdu diliyle, iktisat sahasında yazılmış türünün
ilk kitabıdır. 1901’de telif edilen bu eser 1903’te
Lahor’da yayımlanmıştır.
2. The Devolepment of Metaphysics in Persia
İkbal’in 1908’de Almanya’da Münih Üniversitesi’nde sunduğu doktora tezidir. Eser, Eski İran’dan
başlayarak İkbal’in yaşadığı döneme kadarki yeni
düşünce akımları ile İran’da felsefenin gelişimi anlatılmaktadır.
Eser, İran’da Metafiziğin Gelişimi adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir.
3. Six Lectures on The Reconstruction of
Religious Thought in Islam
İslâm’da Dini Düşünce’nin Yeniden Teşekkülü
Üzerine Altı Konferans adını taşıyan bu İngilizce
eserin ilk baskısı 1930’da Lahor’da yapılmıştır. Bu
eserin ilk Türkçe çevirisi Sofi Hori tarafından yapılmış
ve eser 1964’te yayımlanmıştır.
4. Stray Reflections
İkbal’in bir anlamda not defteri özelliğini taşıyan
ve onun zihinsel gelişim sürecine ışık tutan önemli bir
çalışmadır. Ederin Yansımalar adıyla yapılan çevirisi
2000’de Kaknüs Yayınları arasında çıkmıştır.1
12
KUŞUN FERYADI
Hatırlıyorum şu an o geçmiş günleri
Yemyeşil bahçeleri, kuşların ötmesini
Artık kendi yuvamdaki özgürlüğüm nerede?
O zaman isteyince gelirdim, giderdim isteyince
Goncaların çiğ tanelerinin gözyaşlarını görünce
Gülümsemelerini hatırlayıp kapılırım üzüntüye
Yoldaşımın sevimli ve nazik yüzü var ya!
Benim yuvam şenlenirdi işte onun varlığıyla
Ulaşmıyor onun güzel sesi şimdi bu kafese
Buradan kurtulmaya gücüm yetseydi keşke
13
Ne kadar kısmetsizim, evimi özlemek zorundayım
Arkadaşlarım vatanda, ben burada mahkûm kaldım
Bahar geldi, çiçek goncaları gülüp eğleniyor
bahçelerde
Ben ise kara bahtıma ağlıyorum bu karanlık evde
Allah’ım buranın sıkıntılarını birine anlatmak
istiyorum
Yoksa bu kafeste ölüp gideceğim diye korkuyorum
Yeşil çimenlerden ayrıldığımdan beri burada
Dertlerimle kaldım yalnız, tek başıma
Feryadımı şarkı sanıp mutlu olmasın duyanlar
Dertli gönüllerin çıkardığı sesler bunlar
Ey beni mahkûm edenler, beni serbest bırakın
Ben dilsiz bir mahkûmum, hayır duamı alın!2
14
SÖZÜN ÖZÜ
Bu şiirde Muhammed İkbal, kırlarda uçarken yakalanan bir bülbülün dert yüklü şikâyetlerini anlatmaktadır. Bu bülbül, eski özgür günlerini hatırlayarak
üzüntü ile inlemekte, kafeste çektiği acıları anlatmaktadır. Bu şiirdeki hikâye, bizim, “Bülbülü altın kafese
koymuşlar, ‘ah vatanım!’ demiş” şeklindeki atasözümüzü hatırlatmaktadır. İnsanın kendi vatanı ve
özgürlüğü her şeyden önemlidir. İsterse zorla tutulduğu yer bir saray olsun, insan fıtratı ait olduğu asıl
vatana ve memlekete özlem duyar.
Muhammed İkbal, bu şiirini çocuklara nasihat etmek
için yazmışsa da şiir o zamanlarda İngiliz yönetimi
altında ezilen ve özgürlüğü elinden alınmış olan
Hindistan halkı tarafından çok beğenilmiştir.
15
MUM VE PERVANE
Pervane seni neden bu kadar çok seviyor?
Kararsız gönlünü senin için neden feda ediyor?
Tir tir titretiyor senin cilven onu cıva gibi
Deliye çevirmişsin onu, ona nasıl bir aşk dersi verdin
ki?
Sen nerede kendini göstersen orayı tavaf ediyor
Çekici bakış şimşeklerin galiba onu yakıp duruyor!
Ölüm sıkıntıları onun ruhuna huzur mu veriyor?
Acaba senin yalazında sonsuz bir hayat mı buluyor?
Dünyanın gamlarla dolu evinde senin ışığın olmasa
Hiçbir arzusu gerçekleşmeyecek gibi geliyor bu
zavallıya
Senin huzurunda düşüp ölmek onun namazı olmuş
Küçücük gönlü yanma yakılmanın zevkiyle dolmuş
Onun gönlünde yeşermiş eski âşığın coşkusu ve şevki
Sen ufak bir Tur Dağısın, o ise ufak bir Musa sanki
Pervane ile onun ışığı izleme zevki var ya
Küçücük bir böceğin aydınlığa ulaşma isteği aslında!3
16
Download

Kitabı İncele - Demavend Yayınları