RAPOR ÖZETİ
Geçtiğimiz Mayıs ayında küçük bir grup çevreci İstanbul’daki Gezi Parkı’nda oturma eylemine
başladığında, bir alışveriş merkezinin inşasına karşı düzenlenen protestonun devlete karşı eşi
görülmemiş bir eyleme dönüşeceği pek kimsenin aklına gelmezdi. İktidar partisi, halka fikrini
sormayıp polisin aşırı zor kullanma taktikleriyle parka dair planlarını otoriter bir tutum içerisinde
kabul ettirmeye kalktığında yurt çapında bir tepkiyle karşılaştı. Temmuz bitimine dek, resmi devlet
tahminlerine göre, Türkiye’nin 81 ilinin 80’inde 3,545,0000 kişi Gezi Parkı eylemcileriyle dayanışma
halinde sokaklara döküldü.
Eylemciler muhafazakar anaakım ve haklarından mahrum edilmiş çok çeşitli gruplar arasında kamusal
alan savaşı uğruna yaşanan gerilimi, azınlık gruplarının kimliklerini ifade etme mücadelesini ve
demokratik yollarla başa gelmiş Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) giderek otoriterleşmesine karşı
direnişi resmediyordu. Polisin aşırı güç kullanımı, yaygın medya sansürü ve gazetecilere ve sosyal
medya kullanıcılarına karşı yapılan misilleme, çoğulculuk ve temel hak ve özgürlükleri görmezden
gelen Türkiye demokrasisinin eksikliklerini gün yüzüne çıkarmış oldu.
Bu raporda PEN, Gezi Parkı eylemleri boyunca yaşanan ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü
ihlallerini incelemektedir. PEN Türkiye’de uzun yıllardır risk altındaki yazarları desteklemekte ve ifade
özgürlüğünün korunması için mücadele etmektedir. Bu eylemlerin yoğun ve istisnai oluşu, yetkililerin
ve medyanın tepkisi ve polis şiddetine karşı çok az, yetersiz ve ağır işleyen soruşturmalar yüzünden,
ifade özgürlüğüne ne gibi tehditlerin olduğunu ve ne denli reforma ihtiyaç duyulduğunu incelenmesi
için eşsiz bir fırsat sunmaktadır.
Yapmış olduğumuz araştırmanın sonuçlarına göre, Türk hükümeti aşağıdaki hususları acilen gözden
geçirmelidir:

Muhalif yazar, gazeteci ve sanatçılara karşı bir yıldırma kültürü oluşmuş, bunun ise
konuşmalarında veya sosyal medyada devlet yetkililerinin muhalif gazetecileri hedef
göstermesine dek varmış olması; meşru siyasal eleştiri hakkını kullanan kişilerin hakaret
suçlarıyla yargılanması; sanatları aracılığıyla toplumsal veya siyasal yorumlar
yapan karikatürcü ve diğer sanatçıların yargı yoluyla taciz edilmesi; araştırmacı gazetecilerin,
yaptıkları haberden rahatsız olan siyasetçiler tarafından tehdit edilmesi; hükümetten
siyasetçilerin haber merkezlerini telefonla arayarak, muhalefet partilerine ne kadar ve hangi
tür bir içerikle yer verileceğini sorgulaması.

Ana akım medyanın otosansür uygulaması ve bağımsız olmayışı. Eylemlerin ilk
günlerde medyada hiç yer bulmamış olduğu ve pek çok gazetecinin işini kaybetmiş olması
(Türkiye Gazeteciler Birliği’nin verilerine göre 85) bu durumun altını çizmektedir. Medya
sahipliğinin, kamu ihaleleri için rekabet eden birkaç şirketin elinde toplanmış olması bunda
rol oynamış, birçok Türk medya kuruluşunun yayın bağımsızlığı zarar görmüştür. Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu gibi devlet kurumları ile Türkiye’de radyo ve televizyon yayınını
denetleyen RTÜK kurumunun eylemleri gözden geçirilmelidir ve bunların bağımsız olmadığı
yönündeki izlenimler giderilmelidir.

İnternette ifade özgürlüğünün git gide daralması, özellikle de Türkiye vatandaşlarının
kişilik ve mahremiyet haklarını koruma kisvesi altında geçirilen yeni internet yasasının
kurduğu sansür düzeni; sosyal medya kullanıcılarının yargı yoluyla taciz edilmesi; bu vakaların
internette ifade özgürlüğü üzerinde yarattığı olumsuz etki.

Eylemler esnasında olay yerinden haber yapan habercilere karşı yapılan saldırılar,
temel haber değeri taşıyan olayları haber yapma hakkından mahrum bırakılmaları. Gezi Parkı
olayları boyunca 153 habercinin saldırıya uğradığı bildirilmektedir, belli başlı örneklere bu
raporda yer verilmektedir.

Toplantı özgürlüğü hakkının ihlâl edilmesi. Bu, genellikle, eylemlere yer ve zaman
bakımından çok kapsamlı kısıtlamalar getirme ve yasadışı etkinliğe karışan ufak gösterici
gruplarını kullanarak tüm eylemleri toptan yasadışı ilan etme yoluyla yapılmıştır. Polisin fark
gözetmeden orantısızca güç ve göz yaşartıcı gaz kullanması çok sayıda yaralanma vakası ile
birçok yaşam kaybına yol açmıştır.
Gezi Parkı eylemleri, en olumlu aşamasında, pek çok farklı muhalif kesimi yaratıcı bir kamu alanında
barışçıl bir şekilde bir araya getirmiştir. Öncesinde siyasetten kopuk olan genç bir kuşağa eylem ve
muhalefet kültürü yerleştirmiştir. Sosyal medyanın yükselişi, bir haber ve yorum mecrası olarak
yaptığı muazzam etki, geleneksel basılı medya ile yayıncılığının kendi kendine uyguladığı sansürün
karşısına çıkmıştır, ancak şimdi tartışmalı internet yasasının tehdidi altındadır. PEN, Türkiye’deki
siyasi aktörlere, barışçıl gösterilerde eylemcilerin ve habercilerin haklarına saygı gösterecek, hem
kanunlarda hem de medyanın denetlenmesinde ifade özgürlüğünü daha güçlü bir şekilde koruyacak
gözden geçirilmiş bir yasal çerçeveye ulaşma yolunda çaba göstermeye çağırıyor. Bu nokta ışığında
PEN, Türkiye hükümetini şu adımları atmaya davet ediyor:
·
Eylemler süresince kolluk kuvvetlerinin git gide daha orantısızca güç kullanmasına ilişkin
kapsamlı bir inceleme başlatılmalıdır.
·
Habercilerin eylemler esnasında güvenli bir şekilde haber yapabilmelerini sağlamak için
emniyet görevlilerinin mesleki davranış kuralları gözden geçirilmelidir.
·
Yüksek hükümet görevlilerine meşru eleştiriler yönelten yazar, gazeteci ve sanatçıların yargı
yoluyla taciz edilmesine son verilmelidir.
·
İnternet yoluyla ifade özgürlüğü hakkını barışçıl bir şekilde kullanan bireylere karşı açılan
soruşturmalar durdurulmalıdır.
·
Yeni İnternet Yasası’nın başlattığı internet sansür ve gözetlemesi sona erdirilmelidir.
·
Türkiye’deki anaakım medyayı felce uğratan korku ve otosansür kültürünü sona erdirmek
yolunda adımlar atılmalıdır.
·
Medya sektörünün bağımsızlığı ve dirliğini korumak amacıyla, TMSF ve RTÜK gibi kamu
kuruluşlarında gerekli düzenlemeler getirilmelidir.
Gezi Parkı Eylemleri: Eylemlerin Türkiye’de ifade özgürlüğünün durumu üzerindeki etkileri buradan
okunabilir.
Download

RAPOR ÖZETİ Geçtiğimiz Mayıs ayında küçük bir grup çevreci