Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014, p. 1257-1276, ANKARA-TURKEY
BEYÂNİ TEZKİRESİNDE ŞAİRLERİN EDEBÎ ŞAHSİYETLERİ
İLE İLGİLİ İFADELER*
Fırat SEVİNÇ**
ÖZET
Divan edebiyatında şairlerin hayatları, yetenekleri, görevleri, edebî
şahsiyetleri hakkında bize bilgi veren biyografi tarzındaki eserlere
tezkire denir. Şairlerin edebî şahsiyetleriyle ilgili geçmişten günümüze
gelen en önemli kaynaklar tezkirelerdir. Bugüne kadar tespit edilen ve
yayınlanan otuz altı adet tezkire vardır.
Tezkireler üzerine bugüne kadar bir çok çalışma yapılmıştır. Bu
çalışmalar kitap ya da makale şeklindedir. Bu makalede de Beyâni
tezkiresi ele alınmıştır. Beyâni’nin, tezkiresindeki üçyüz yetmiş yedi
(377) şair ile ilgili olarak yapmış olduğu yorumlar konumuzun ana
çerçevesi olmuştur. Bu tezkirede bütün şairlerle ilgili (onların şairliğine
dair) yorum yoktur. Kendisiyle ilgili yorum yapılan şairlere dair
söylenenlerden şairi edebî şahsiyeti bakımından en iyi tanıtacak kelime
seçilmiş ve bunun üzerinde durulmuştur. Daha sonra bu kelimelerin
sözlük anlamları tespit edilmiş ve şair ile ilgili söylenen kısımlar
makalede gösterilmiştir. Şairlerle ilgili söylenenlerin doğru olup olmadığı
sonucuna varmak için tezkiredeki örnek beyitlere de makalede yer
verilmiştir. Makalede diğer tezkirelerde şairlerle ilgili yapılan
yorumlarda pek fazla ya da hiç rastlanmayan kelimelere yer verilmesi
bu makale için dikkat çekicidir. Âb-ı hayât, acemâne, âmiyâne, avâmpesend, ebkâr-ı meânî, gass u semîn, hem-vâr, hezl-gûne, rakîk, revânbahş ve salâh gibi kelimeler bahsettiğimiz kelimelerdendir.
Tezkire yazarları tezkirelerinde şairlerin edebî şahsiyetleri ile ilgili
yapmış oldukları yorumlarda kendilerine has bir dil geliştirmişlerdir.
Onlar şairler hakkında sıradan yorumlar yapmamışlar, şairin edebî
şahsiyetini ve kişiliğini yansıtacak kelimeleri seçmeye gayret etmişlerdir.
Özellikle bazı şairlerin mahlasları ile şairlerin edebî şahsiyetini yansıtan
kelimeler arasındaki anlam ilişkisi dikkat çekicidir. Bu da şairin
yorumuna bir çekicilik katmıştır.
Anahtar Kelimeler: Beyâni, Tezkire, Şair, İfade, Anlam
*Bu
makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
** Öğretmen MEB, El-mek: [email protected]
1258
Fırat SEVİNÇ
PHRASES ABOUT POETS’ LITERARY FIGURES IN BEYÂNİ
BIOGRAPHIES
ABSTRACT
Tezkire which gives information about literature of Divan poets’
lifes, talents, duties, biograpy style works called tezkire. Poets
associated with literary figures from past to present are the most
important sources for tezkire. There are thirty six tezkire which have
been published and detected so far.
A lot of works have been done on tezkire until now. These works
are form of book or article. Beyâni biography has been discussed in this
article. Comments on Beyâni’s biography about three hundred seventy
seven (377) poets formed our framework of our subject. There isn’t any
comment on about all poets (about their being poet) in this biography
comment has been done about poets and has been focused on the best
known word. Then meaning of these words in dictonary were detected
and parts about poet in article was shown. Rumors about poets
whether they were true to conclude that the biographies or the couplets
were given in article. İt is noteworth, fort his article about the poet
reviews in other anthologies or have never been much for words to be
included in this article. Âb-ı hayât, acemâne, âmiyâne, avâm-pesend,
ebkâr-ı meânî, gass u semîn, hem-vâr, hezl-gûne, rakîk, revân-bahş ve
salâh words are mentioned words as we did.
Tezkire writers have developed language on their own about
biographies of literary figures. They didn’t comment about poets
ordinarily. They have endeavored to select words which reflect the
personality of the poet and literary figures. Especially with some of
poet’s poet, literary pseudonym is remerkable semantic relations
between words. This has added charming to poet’s reviews.
Key Words: Beyâni, Tezkire, Poet, Expression, Meaning
Giriş
“Tezkire, edebiyat alanında ünlü olmuş kişilerin, -özellikle şairler- biyografilerini ve
sanatçı kişiliklerini anlatıp çalışmalarından örnekler veren eserlerin genel adıdır” (Pala 1999:132).
Dîvân şairleri hakkında bize en önemli bilgileri veren kaynaklar tezkirelerdir. “Türk
edebiyatında şair biyografisi, yani tezkire olarak 36 eser vardır” (İsen 2011:11). “Bu eserlerde
şairin karakteri, fizikî görünümü, ailesi, öğrenim durumu, mesleği, evliliği, çocukları, doğumu,
doğum yeri, ölümü gibi bilgilerin yanında şairlikleriyle ilgili bilgiler de verilmektedir. Şairlik
yaratılışı, şiirlerinin şekil ve muhtevasına dair değerlendirmeler, tenkitler, şairliğinin etkileri,
üslubu ve tarzı bu alanda incelenen konulardandır” (Aydın 2013:2-3).Tezkireler özellikle şairlerin
edebi şahsiyetleri üzerine çalışan araştırmacılar için önemli bilgiler verir.
Bu makale dîvân şairlerinin tezkirelerde geçen edebi özellikleri üzerine yazıldı. Makale
Beyâni tezkiresi üzerinden yürütülmüştür. Beyâni’nin, tezkirede divan şairleriyle ilgili, onların
edebi şahsiyetlerine dair vermiş olduğu bilgiler tespit edilmiştir. Bu bilgilerde yer alan can alıcı
sözcükler seçilmiş ve tezkirede bunlara yönelik verilen örnek beyitlerden uygun olanlar makalede
sunulmuştur.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1259
1. Âbdâr
Abdâr sözlükte 1. sulu-taze, 2. parlak,3. sağlam vücutlu, 4. nükteli, 5. zarif-güzel, 6. hoş, 7.
su veren hizmetçi anlamlarına gelir (Devellioğlu 1995:3). Dîvân şiiri için geçerli anlamlar nükteli,
zarif, hoş ve güzel anlamlarıdır.
Beyâni tezkiresinde abdâr sözcüğü Avnî, Muhibbî, Sâdî Efendi, Mollâ Çelebi,Nigârî ve
Neylî ile ilgili olarak verilen bilgilerde kullanılmıştır.
...nazm-ı eş’âr-ı abdâra kemâl-i iktidârı olup Avnî mahlası ihtiyâr itmişdi (Kutluk 1997:7).
...Fârisî vü Türkî nazm-ı eş’âr-ı âbdâra kudret-i bâhire ve mahâret-i zahiresi vardur
(Kutluk 1997:12).
...eş’âr-ı âbdârı ve rengîn güftârı vardur (Kutluk 1997:122).
...Nazm-ı âbdâra dahı iktidârı kemâldedür (Kutluk 1997:273).
...sefîne-i eş’âr-ı âbdâr elinden düşmeyüp…(Kutluk 1997:299).
...Fezâ’ili bî-şümâr oldugından mâ-adâ eş’âr-ı âbdârı vardur (Kutluk 1997:312).
Tezkirede şairin âbdâr olmasıyla ilgil verilen beyitler şunlardır:
Bizümle saltanat lafın idermiş ol Karamanî
Hudâ fırsat virürse ger kara yire karam anı (Avnî)
Hem-demün her yirde bir gül yüzli cânân oldı tut
Mahremün dün gün meh ü hûrşîd-i rahşân oldı tut (Muhibbî)
Öpmege istedigüm mûzesinün kebkebidür
Kimse diş koyuramaz ana demür leblebidür (Sâdî Efendi)
Ger ölürsen vardugumdan kûyuna âzürde dil
Yâ şikest eyle ayagum ya kadim rencîde kıl (Mollâ Çelebi)
Verilen örnek beyitlerde de görüldüğü üzere âbdâr ifadesi zarif ve nükteli anlamlarında
kullanılmıştır. Ayrıca âbdâr, şairin şahsi yeteneğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
2. Âb-ı hayât, Âb-ı hayatâsâ
Ölmezlik suyu, damlaları sonsuz hayat bağışlayan tatlı ve lezzetli su, bengisu anlamlarına
gelir ( Pala1995:15 ). Bu ifadeler Beyâni tezkiresinde Gâmi ve Makâlî-i Diger için kullanılmıştır.
Şairlerin etkili şiir söyledikleri ve şiirlerinin her zaman diri kaldığı vurgulanmak istenmiştir.
...nazmı âb-ı hayâtâsâ ayn-ı letâfetdür (Kutluk 1997:282).
...âb-ı hayât gibi nazma mâlikdür (Kutluk 1997:197).
Ben umardum ki cihân içre bana yâr olasın
Yârlık işi tamâm oldı begüm var olasın (Gâmi)
Kim ki sen nokta dehâna bula bir zerrece ayb
Dilerüm yog ide sultân-ı serâ-perde-i ayb (Makâlî-i Diger)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1260
Fırat SEVİNÇ
Yukarıdaki beyitler insanların hafızasında yer alıcı, geçmişten bugüne söylenegelen
beyitler değildir. Bundan anlaşılmaktadır ki Beyânî’nin adı geçen şairlerle ilgili söyledikleriyle
verilen örnekler çelişmektedir.
3. Acemâne
Acem İranlılar için kullanılan bir ifadedir. Araplar dışındaki milletler için de kullanılmıştır.
Bazı yörelerde İran’da yaşayan Azeriler için kullanılır. Acemâne ifadesi ise acemlere yakışır,
acemler gibi anlamlarına gelir. Beyânî tezkiresinde bu ifade sadece Selîmî mahlaslı Yavuz Sultan
Selim için kullanılmıştır.
…Ulüvv-i himmetlerinden Türkî şi’r dimege tenezzül itmeyüp bî-nazîr Fârisî eş’ârı ve
Acemâne güftârı vardur (Kutluk 1997:11).
Tezkirede örnek olarak verilen beyitler Farsça’dır.
4. Âmiyâne
Sıradan, bayağı anlamlarına gelen âmiyâne sözcüğü tezkirede Nazmî mahlaslı şair için
kullanılmıştır. Nazmî için Beyânî “...nazmı âmiyâne ve şi’ri miyânedür” (Kutluk 1997:297)
demiştir ve şu beyit örnek olarak verilmiştir:
Dehânun bûsesin kılmak temennâ
Bir olmaz fikrdür yok yire cânâ (Nazmî)
Beyit incelendiğinde dehân ve yok sözcüklerinin birbirleriyle ilişkili olduğu görülür.
Bundan hareketle Nazmî’nin nazmının pek de âmiyâne olmadığı söylenebilir. Çünkü bir beyitte bu
tür ilişkileri kurabilmek bir şairlik yeteneğini gerektirir.
5. Ârifâne
Ârifâne sözcüğü 1. ârif olana yakışacak surette, 2. ortaklaşa, örfene, âdet olduğu üzere gibi
anlamlara gelir (Devellioğlu 1995:38). Bu sözcüğün kökü olan ârif , tasavvufta belli bir mertebeye
gelmiş kişiler için kullanılır. Ârifâne ise bu mertebeye ulaşmış kişilere yakışacak şekilde demektir.
Dolayısıyla ârifâne söyleyiş, içerisinde dinî temelli tasavvufî söylemleri barındırır.
Beyânî tezkiresinde ârifâne ifadesi Sultan Murad ve tezkiredeki tek kadın şair olan Zeyneb
Hatun için kullanılmıştır. Adı geçen şairler için şu ifadelere yer verilmektedir:
...Eş’ârı ekser meşâyih kelimâtına taklîd itmekle muvahhidâne vü ârifânedür ve basît ü
sâde olan eş’ârı cümlesinden râcihdür (Kutluk 1997:18).
...Eş’ârı ârifânedür. Kız nakşı degüldür merdânedür (Kutluk 1997:112).
Dil derd-i yâre düşdi çâre var mı yâ Rab
Gönlüm gibi cihânda âvâre var mı yâ Rab (Sultan Murad)
Depret lebüni cûşa getür havz-ı kevseri
Anber saçunı çöz dü-cihânı mu’attar it
Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender it (Zeyneb Hatun)
Örneklerden de görüldüğü üzere Beyânî’nin zikredilen şairlerle ilgili verdiği bilgilerle
örnek beyitler anlamsal açıdan uyuşmaktadır. Özellikle Zeyneb Hatun’a ait beyitlerdeki Hızr,
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1261
Sikender ve âb-ı hayât gibi ifadeler tasavvufî derinliğe ve bilgiye sahip kişilerin ifadeleridir. Bu da
neticede ârifâne bir söyleyişi ortaya çıkarır.
6. Âşıkâne
Aşk duygularıyla dolu manasına gelen bu kelime, tezkirelerde lirik şiir karşılığında
kullanılmıştır (Kılıç 1998:261). Bu kelime tezkirede Hâletî, Hayretî, Hüdâyî, Hızrî, Âşık Çelebi ve
Muîdi için ifade edilmiştir.
...Eş’ârı âşıkâne ve güftârı zarîfânedür (Kutluk 1997:66).
Ekser-i eş’ârı hayâl-âmîz sâdesi dahı âşıkâne olmagla şûr-engîz olmagın müsellem-i
âlemdür (Kutluk 1997:75).
...Âşıkâne eş’ârı rindâne güftârı vardur (Kutluk 1997:80).
...Kelâmı muhakkıkâne ve şi’ri âşıkanedir (Kutluk 1997:83).
...Eş’ârı âşıkâne vü güftârı rindânedür (Kutluk 1997:159)
...Nazmı âşıkâne vü sâde vü miyânedür (Kutluk 1997:268)
Tezkirede bu ifadeyle ilgili verilen örneklerden bazıları şunlardır:
Ko başdan ayaga cism-i nizârum na’l ü dâg olsun
Sana ey nûr-ı dîde her tarafdan göz kulag olsun (Hâletî)
Her dil-ber içün sînede bir yâre mi olsun
N’itsün dil-i sevdâ-zede bin pâre mi olsun (Hüdâyî)
Dil yanar şem gibi sîne tolu nakş-ı nigâr
Sanki fânûs-ı hayâl örtüsidür pîrehenüm (Hızrî)
Jâleler dimiş dür-i dendânun ey gonce-dehen
Gonceye incinme oldur anun agzına düşen (Âşık Çelebi)
Tâli’üm nahs oldugı çarh-ı sitemgerden midür
Başuma bunca belâ dilden mi dil-berden midür (Muîdi)
Hâletî’nin beytindeki nûr-ı dîde,dâğ; Hüdâyî’ninkindeki dil-ber, yâre, dil-i sevdâ-zede,
pâre; Hızrî’ninkindeki dil, şem, pîrehen; Âşık Çelebi’ninkindeki gonce-dehen, dür-i dendân ve
Muîdi’ninkindeki dil, dil-ber sözcükleri âşıkâne söyleyişle ilgili sözcüklerdir.
7. Avâm-pesend
Avâm sözcüğü herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı; avâm-pesend ise halkça
beğenilecek şey anlamlarına gelir (Devellioğlu 1995:53). Avâm-pesend kelimesi tezkirede Gubârî
için kullanılmıştır. Beyânî, tezkiresinde Gubârî için “...Eş’ârı avâm-pesend ammâ kendi tamâm
mertebe cûd-pesenddür” (Kutluk 1997:191) ifadesini kullanmıştır. Gubârî’nin bu özelliğiyle ilgili
tezkirede verilen örneklerden bir tanesi aşağıdadır.
Ey Gubârî senün eş’âruna hîç
Kimse bir zerrece toz konduramaz (Gubârî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1262
Fırat SEVİNÇ
Görüldüğü üzere verilen beyit şiirsellikten uzak, nesre yakın basit bir söyleyişe sahiptir.
Bundan dolayı Gubârî avâm-pesend olarak nitelendirilmiştir. İkinci mısradaki toz sözcüğü ile şairin
mahlası dikkat çekicidir.
8. Belâgat
Belâgat kelimesi 1. iyi, güzel, pürüzsüz söz söyleme, uzdillilik 2. sözün düzgün, kusursuz,
yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı anlamlarına gelir (Devellioğlu 1995:82).
Bu kelime tezkirede “eş’âr-ı belâgat, eş’âr-ı dil-âvîz-i belâgat engîz, eş’âr-ı belâgat-şi’âr, nâzımân-ı
belâgat-şi’âr, belâgat-simât, ” şeklinde geçmektedir.
Tâhirü’l-Mevlevî'de “belâgat, sözün fasih olmakla beraber muktezâ-yı hâl ve makama
mutabık olmasıdır, diye tarif edilir. Öyle sözlerle onları söyleyebilenlere beliğ denilir. Sözün fasih
olması, ifadenin kusuru olmaması; yerinde ve muktezâ-yı hâl ve makama mutabık olması da,
adamına göre söylenilmesidir. Söz ne kadar düzgün ve süslü olursa olsun yerinde ve adamına göre
söylenmezse belâgati hâiz olamaz. Şu halde belâgat -bir dereceye kadar- tabiat manasına geldiği
gibi, düzgün ve yerinde söyleyebilmek kabiliyeti demek de olur.” der (Tâhirü’l-Mevlevî 1984:2526).
Belâgat kelimesi Beyânî tezkiresinde Bâkî Efendi, Bekâyî, Figânî-i Sâni, Lisâni, Mahremî,
Merdümî ve Mesîhî için kullanılmıştır.
...Eş’âr-ı belâğât âsârı sahâif-i âli ve edânide mâla mâl olmağın ebyâtını îrâd etmege hâcet
olmadı (Kutluk 1997:44)
...Bu eş’âr-ı dil-âvîz-i belâgat-engîz anundur (Kutluk 1997:46)
...Enfâs-ı nefîsesi âh-ı derdnâk-ı âşık gibi sûznâk ve kelimât-ı belâgat-simâtı ter-âb-ı
revânâsâ sâfî vü pâkdur (Kutluk 1997:211)
...Hayli uzûbet-i lisânı ve belâgat-ı beyânı vardur (Kutluk 1997:240)
...harem serây-ı belâgatda ebkâr-ı me’ânînün mahremî ve erbâb-ı lutfun hem-demidür
(Kutluk 1997:251).
...Bahr-ı belâgatdan le’âlî manzûmı der-kenâr iden nâzımân-ı belâgat-şi’ârdandur (Kutluk
1997:261).
...Eş’âr-ı belâgat-şi’ârı mânend-i mihr-i münîr-i âlemgîr ü şöhret-pezîrdür (Kutluk
1997:263)
Eşigün bekleyen cânâ egerçi yasdanur taşı
Velî her şeb seg-i kûyunla kor bir yasduga başı (Bekâyî)
Dökmege kanını halkun ki müjen âl eyler
Bize geldükce tokınmaz geçer ihmâl eyler (Figânî-i Sâni)
Yog idi âlemde dermân dilde derdün var iken
Işkunun dârü’ş-şifâsında gönül bîmâr iken (Merdümî)
Hâbı gafletden uyanmaga uyûn-ı ezhâr
Her seher su sepeler yüzlerine ebr-i bahâr (Mesîhî)
Belâgat kûsın urdum Hüsrevâne heft-kişverde
Sühan menşûrına çekdüm bugün tugra-yı hâkânı (Bâkî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1263
Kelimelerin birbiriyle olan uyumu, söyleyişteki akıcılık ve kolay ezberlenebilir olması
beyitlerin belâgat özelliklerine sahip olduğunu gösterir. Bâkî’nin özellikle belâgat sözcüğünü
kullanarak kendisinin beliğ bir şair olduğunu söylemesi dikkat çekicidir.
9. Cevâhir
Cevâhir kelimesi cevher kelimesinin çoğuludur. Cevher; 1. maya, öz. 2. elmas, değerli taş.
3. Horasan’da ve Şam’da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler,
çizgiler. 4. yalnız noktalı harfler hesap edilmek suretiyle ve ebced hesabıyla yazılan, çok defa
manzum olan tarih. 5. kendi kendine bir varlığı olup, gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyacı
olamayan. 6. hüner, marifet gibi anlamlara gelir (Devellioğlu 1995:138).
Ahmet Talat Onay, cevheri “Hazret-i Peygamber Efendimizin mübarek ravzalarındaki
tozlara cevher denir” diye ifade etmiştir (Onay 1996:157). Ayrıca “Kızılbaşlarda Hacı Bektaş
çelebisinin bastığı toprağa cevher derler ve bu toprağı birtakım hastalıklara şifa niyetine içerlerdi”
şeklinde bir açıklamaya da yer vermiştir (Onay 1996:158).
Cevâhir sözcüğü tezkirede Sultan Cem ve Mâlikî için kullanılmıştır. Beyâni’nin bu şairlerle
ilgili yaptığı yorumlar şu şekildedir.
Cevâhir-i nazma mâlik ve fünûn-ı şi’rün her vâdîsine sâlik olmışdur (Kutluk 1997:8).
Tarîk-i nazmun sâliki cevâhir-i me’ânînün mâlikidür. (Kutluk 1997:245).
Sâkıyâ devr-i Süleymândur el ur câm-ı Ceme
Bize mey sun içelüm çâre budur def-i gama (Cem Sultan)
Söyledükçe ol iki leb âşıkı eyler helâk
Ger sükût eylerse bir dem kan olur kan üstine (Mâlikî)
Beyâni Cem Sultan için “nazmın cevherine sahiptir” ifadesini kullanmıştır. Cem Sultan
beyitte Cem kelimesine yer vermiştir. Cem’le ilgili Şehnâme’de geçen “…Bütün bu sırları
meydana çıkardı.” (Firdevsî C.1. 1994:85)
ifadesi, cevherin mâye ve öz anlamlarıyla
örtüşmektedir. İkinci beyitte sevgilinin hem konuşmasının hem de susmasının aşığa zarar vermesi,
beyitte bir mana cevherinin olduğunu gösterir.
10. Darb-ı mesel
Darb-ı mesel deyim ya da atasözü anlamına gelir. Bu ifade tezkirede 15. yüzyıl şairlerinden
Necâti için kullanılmıştır. Necâti için tezkirelerde, başarısının “…şiirde halk söyleyişini, deyim ve
atasözlerini kullanmakta gösterdiği ustalıktan dolayı…”(Mengi 1995:117) olduğu söylenmiştir.
Beyâni, tezkiresinde Necâti için “...îrâd-ı darb-ı meselde devrânun vâhididür.” demiştir (Kutluk
1997:285). Necâti’nin mesel-gûyluğuyla ilgili Sehî Beg ve Latîfî şunları söylemişlerdir:
…ata sözü ve deyimleri kullanmada başarılı…(İsen 1998:145).
Şiirde nüktedânlığı ile atasözü ve deyimlerle örülü şiir söylemesi…(İsen 1999:322).
Haşre dek her şâ’ir ü kâmil dise şi’r ü gazel
Gelmiye kimse Necâtî gibi mâhir fi’l-mesel (Necâti)
Dirler mihak şarâba harâbât erenleri
Şâd ol gönül ki altun adun bakır olmadı (Necâti)
Verilen beyitlerin ilkinde Necâti zaten bu işte usta olduğunu söylemektedir. İkinci beyte
baktığımızda mihakın şarap olamayacağı ikinci mısradaki meselle desteklenmiştir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1264
Fırat SEVİNÇ
11. Dil-küşâ, Dil-pezîr
Gönül ya da kalb anlamındaki dil, sırlar hazinesi, Allah’ın nazar ettiği mahal, ilahî kemâlin
ve cemâlin en güzel tecelli ettiği yerdir (Uludağ 1999:148). Dil-küşâ ve dil-pezîr ise gönül açan,
gönle hoş gelen, ferahlık veren manalarındadır. Bu ifadeler tezkirede Âhî, Emrî Çelebi ve Azmî
Efendi tarafından kullanılmıştır. Kullanılışları şu şekildedir:
...Eş’âr-ı dil-küşâsı müsellem-i dünyâdur (Kutluk 1997:38).
...Şi’ri lâ-nazîr târîhi dil-pezîr mu’ammâsı âlemgîr olmışdur (Kutluk 1997:31).
...Bu eş’âr-ı dil-pezîr anun güftâr-ı bî-nazîridür (Kutluk 1997:171).
Adı verilen şairlere ait örnek beyitler şunlardır:
Eger haşr olmaz isem ol kıyâmet kadd-i nigârumla
Gezem mahşerde sînem dögerek seng-i mezârumla (Emrî Çelebi)
Ne nakş ider bizümle nigârı gördün mi
Ne fitneler kopardur rûzgârı gördün mi (Âhî)
Halîlüm sûz-ı ışkı âteş-i ışka düşenden sor
Bir oddan pîrehendür anı başından geçenden sor (Azmî Efendi)
Beyâni’nin belirtilen şairleri dil-küşâ ya da dil pezîr olarak nitelemesi beyitlerin okunuşu
esnasında insanda uyandırdığı hoşluktandır. Bu da o şairlerin söyleyiş güzelliğine sahip olduğunu
gösterir.
Bunun yanında birinci beyitte haşr, kıyamet, mahşer ve mezâr kelimelerinin; ikinci beyitte
nakş, nigar, fitne koparmak ve rüzgâr kelimelerinin; üçüncü beyitte Halîl, sûz-ı ışk, âteş-i ışk ve od
kelimelerinin birlikte kullanılması manidardır. Bu husus şairin söyleyişine güç katmıştır.
12. Ebkâr-ı meânî
Daha önce kimse tarafından düşünülmemiş manalar anlamına gelen ebkâr-ı meânî terkibi
tezkirede Mahremî için kullanılmıştır. Burada hemen dikkati çeken husus ebkâr-ı meânî ifadesinin
ve Mahremî mahlasının gizlilik anlamı açısından birbirleriyle ilintili olduğudur. Mahremî’yle ilgili
olarak tezkirede “...harem serây-ı belâgatda ebkâr-ı me’ânînün mahremî ve erbâb-ı lutfun hemdemidür” (Kutluk 1997:251) ifadesi kullanılmıştır.Verilen örnek beyitler ise şunlardır:
Âb-ı zencîrin sürür ışkunla bir şûrîdedür
Seyr içün rûşen cemâlün her habâb dîdedür
Mahremî ma’nâ-yı gayra itme zinhâr iltifât
Câna lezzet mi virür ol lokma kim hâyîdedür ( Mahremî)
Birinci beyitte kullanılan âb-ı zencîr ifadesi aşığın gözyaşlarıdır. Aşık sürekli ağlamaktadır.
Bu, sevgiliye durumunu göstermek içindir. Belki bu şekilde sevgilinin merhameti kazanılacaktır.
Aşığın akan gözyaşları da zincir halkaları gibidir. Bütün bu anlamlar incelendiğinde Mahremî’nin,
Beyâni’nin belirttiği özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Zaten ikinci beyitte Mahremî
başkalarına ait manaların çiğnenmiş bir lokma olduğunu ifade etmektedir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1265
13. Gass u semîn
Bu ifade zayıf, yetersiz ve fakir gibi anlamlara gelir. Beyâni, tezkiresinde bunu Hâfız-ı
Acem için kullanmıştır. Onun için “...Kelimâtı gass u semîndür.”(Kutluk 1997:65) demiştir ve şu
örneği vermiştir:
Felek altun benekdür kim zemînî âsmânîdür
Şeh-i mi’râca lâyıkdur o hil’at Hüsrevânîdür (Hâfız-ı Acem)
Beyitte feleğin altın beneğe benzetilmesi, zemininin asüman olarak belirtilmesi ve
Hüsrev’in padişahlığına telmih yapılarak bir anlam ilişkisi kurulması Hâfız-ı Acem’in zayıf bir şair
olmadığını gösterir. Beyâni’nin Hâfız-ı Acem’i tezkirede “Kukla Acemün karındaşıdur. Diyâr-ı
Acemden bile gelmişdür. Kelimâtı gass u semîndür. Kimi gâyet zîbâ ve kimi bî-meze vü bîma’nâdur.” (Kutluk 1997:65) şeklinde eleştirmesi onun Acemlere karşı bir ön yargıya sahip
olmasından olabilir.
14. Güher-bâr
Cevher yağdıran manasındaki bu sözcük tezkirede Şehzâde Mustafa için kullanılmış olup
“tezkirelerde genel, soyut, mecazlı ve olumlu kıymet hükmü anlamlarına sahip kelimelerdendir”
( Kılıç 1998:272). Tezkirede geçen ifade ve verilen bir örnek şu şekildedir:
...Bu eş’âr-ı güher-bâr ol şehzâde-i kâmkârundur (Kutluk 1997:15).
Katreden kemdür vücûdun Muhlisî ammâ aceb
Nazm idüp dürler döker tab’un senün deryâ gibi (Ş.Mustafa)
Güher-bâr sözcüğünün şiirlerin kıymetli olduğunu belirtmek için kullanıldığını söylemiştik.
Fakat bu beyitte Şehzâde Mustafa ifadeyi beytin içinde de kullanarak beyti daha kıymetli kılmış ve
güzel göstermiştir. Denilebilir ki Beyâni konuyla ilgili iyi bir örnek vermiştir.
15. Hâs
Hâs kelimesi tezkirede tarz kelimesiyle birlikte geçip, tarz-ı hâs şeklinde terkip
oluşturmaktadır. “Kendine özgülük, başkalarına bezememe, özel olma anlamlarını” (Tolasa
2002:209) taşıyan hâs, tezkirede Cemâli ve Habîbî için kullanılmıştır. Bu kullanımlar ve şairler için
verilen örnek beyitler şu şekildedir:
...Eş’ârda tarz-ı hâssı vardur (Kutluk 1997:62).
...Şi’rde tarz-ı hâssı var idi (Kutluk 1997:66).
Âkıbet çün kim tolar toprak gözine kaşına
Fahr iden şâhun murassa tâc ile taş başına (Cemâlî)
Dün gördüm ol nigârı tarâbnâk u ercmend
Kâfûr eliyle destelemiş anberin kemend (Habîbî)
Birinci beyitte kullanılan ata sözü kıvamındaki ifadeler ile ikinci beyitteki basit ve anlaşılır
cümle düzeni, sözü edilen şairlerin kendilerine ait bir tarzlarının olduğunu gösterir. Bu da hâs
kelimesinin doğru kullanıldığı anlamına gelir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1266
Fırat SEVİNÇ
16. Hem-vâr
Düz, çarpık olmayan anlamına gelen hem-vâr kelimesi tezkirede Müttakî ve Şeyhî için
kullanılmıştır. Şeyhî’nin Harnâme yazarı olan şahsiyet olmadığını hatırlatmak gerekir. Hem-vâr
tezkirede şu şekilde kullanılmıştır ve örnekler şunlardır:
...Eş’ârı hûb u hem-vâr ve güftârı hayâlât-engîz ü ma’nâdârdur (Kutluk 1997:132).
Dürr-i meknûn-misâl muntazam u hem-vâr makâlî vardur (Kutluk 1997:247).
Beni Mecnûn-misâl itdün bu istignâ nedür senden
Vefâ vü mihr uman şimdengirü divânedür senden (Müttakî)
Yine sâkî mey-i gül-gûne yasak var gibi
Bâdenün katresi yok la’l-i leb-i yâr gibi (Şeyhî)
Yukarıdaki beyitlerin ahenk içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim “ahenk, üslûbun
bir niteliği olarak şiir ve nesirde kelime ve cümlelerin, âdetâ bir musiki tesiri yapacak şekilde ard
arda getirilmesiyle sağlanan uyumdur” (Macit 1996:15). Hem-vâr sözcüğünün bu uyumu ifade
ettiği beyitlerden de anlaşılmaktadır.
17. Hezl-gûne
Hezl-gûne “hezel tarzında, şaka, lâtife yollu”(Devellioğlu 1995:361) demektir. Bu, şairler
için bir tarzdır. Tezkirede bu tarzın temsilcisi olarak Nihâlî gösterilmiştir. Onun hakkında “...Ekseri eş’ârı hezl-gûnedür.”(Kutluk 1997:340) denmiştir.
Hammâma girdi nâz ile bir sîm-ten güzel
Şu şöyle diyecek yiri yok cümleten güzel (Nihâlî)
Sevgilinin güzelliğinin böyle şaka yollu belirtilmesi Beyâni’nin Nihâlî hakkında
söylediğini desteklemektedir.
18. Hoş-âyende
Hoş-âyende tezkirelerde en çok kullanılan sözcüklerden biridir. Hoşa giden, gönle hoş
gelen anlamlarına gelir. Bu ifade nitel bir ifadedir ve görecelidir. Bundan dolayı tezkirelerde zaman
zaman geçiştirme amaçlı kullanılmıştır.
Beyâni, tezkiresinde hoş-âyendeyi İshak Çelebi, Behiştî-i Sâni, Beyâni-i Sâni ve Amrî için
kullanmıştır.
...Hoş-âyende eş’ârı vardur (Kutluk 1997:26).
Hayli hoş-âyende nazmı vardur (Kutluk 1997:49).
...nazm-ı eş’âra heves ve yârânla nezâ’ir dimege destres olmagla ba’zı hoş-âyende kelimât
düşmişdür (Kutluk 1997:50).
...Eş’âr-ı hoş-âyende vü şîrîn ve nazmı latîf ü rengîndür (Kutluk 1997:186).
Yolına sen sanemün cânı fedâ eyleyelüm
Turalum kavlimüze ahde vefâ eyleyelüm (İshak Çelebi)
Visâlün Ka’bedür rûz-ı ecel azmi zemânıdur
Kefen ihrâmıdur tâbût anun taht-ı revânıdur (Behiştî-i Sâni)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1267
Ne kadar kasr-ı bülend olsa irür âh u figân
Sanma kim sûz-ı dile hâ’il ola kevn ü mekân (Beyâni-i Sâni)
Cânı bir dil-rübâya ısmarla
Çık aradan Hudâya ısmarla
Al kilîdin gönül hazînesinün
Ol büt-i dil-küşâya ısmarla (Amrî)
Örneklerde de görüldüğü üzere akıcılıktan ve ahenkten kaynaklanan bir söyleyiş güzelliği
vardır. Bu da gönle hoş gelmektedir. Bu da Beyâni’nin hoş-âyende ifadesini geçiştirme amaçlı
değil de yerli yerinde kullandığını gösterir.
19. Hûb
Hûb sözcüğü Beyâni’nin en çok kullandığı sözcüklerden biridir. Güzel, hoş, beğenilen
manalarındadır. Bu kelime tezkirede târîh, tarz, eş’âr, metâli isimlerini nitelemiştir. Kelime Emîni,
Hasan Çelebi, Şeyhî ve İzârî için kullanılmıştır.
...Latîf nazmı ve hûb târîhi vardur (Kutluk 1997:30).
...Tarz-ı hûb mergûbü’l-üslûb nazma mâlikdür (Kutluk 1997:71).
...Eş’ârı hûb u hem-vâr ve güftârı hayâlât-engîz ü ma’nâdârdur (Kutluk 1997:132).
Hûb metâli’i mergûb eş’ârı vardur (Kutluk 1997:169).
Tîr-i müjene sîne dem-â-dem siper olsun
Tek âşık-ı bî-çâreye gâhî nazar olsun (Hasan Çelebi)
Gelürdi raksa hâküm girdbâd-ı şevk ile dâ’im
Gubâr olsa tenüm pây-ı semend-i dil-ber al (Şeyhî)
Bir yana küştegîr-i ışk-ı nigâr
Bir yana âteş-i gam-ı dil-dâr(İzârî)
Hûbun güzel ve hoş anlamları göz önüne alındığında bu beyitler için güzel ve hoş
diyebiliriz. Beyitlerdeki söyleyişin akıcı olması; bunun yanında sevgilinin aşkıyla gam ateşinin
karşı karşıya getirilmesi ve sinenin nazargâh olmasıyla sevgilinin oklarına maruz kalması gibi
anlamlar gönül okşayıcıdır.
20. Hüsn
Güzel, iyi anlamlarına gelen hüsn kelimesi tezkirede bir başka Hasan Çelebi için “...Nâmı
gibi şi’ri hüsndür.” (Kutluk 1997:71) şeklinde geçmektedir. Hüsn kelimesi de hoş ve hûb
kelimeleri gibi soyut ve görecelidir. Tezkirede şu beyit örnek olarak verimiştir:
Döndi za’f-ı rûzeden mûya meh-i tâbânımuz
Gelse ıyd-ı mübârek kılca kaldı cânımuz (Hasan Çelebi)
Beyitte oruç tutmanın zorluğu ifade edilmiş ve bir an önce bayramın gelmesi arzu
edilmiştir. Bunlar ifade edilirken hüsn-i talil sanatı kullanılmış, ayın bile oruçtan zayıflayıp kıla
döndüğü söylenmiştir. Bu şekilde esprili ve hoşa giden bir anlatım sağlanmıştır.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1268
Fırat SEVİNÇ
21. Küşâde
Güşâde diye de ifade edilen küşâde sözcüğü “çok hareketli, kıvrak, şen, açık, külfetsiz,
berrâk, neşeli ve neşelendirici bir sanat kişiliğinin ifadesi olur” (Tolasa 2002:207). Bu sözcük
tezkirede Sebzî ve Seydî için kullanılmıştır. Sözcüğün geçtiği satırlar ve şairlerle ilgili verilen
örnek beyitler şunlardır.
...Kelimâtı sâde ve ebyâtı küşâdedür (Kutluk 1997:117).
...Nazmı sâde vü küşâdedür (Kutluk 1997:132).
Kim ki ışkunla yanup kendüsini hâk idemez
Mecma-ı ehl-i fenâ içre yolın pâk idemez (Sebzî)
Serîri külhan olanlar sarâyı n’eylerler
Palâs-ı ışkı giyenler kabâyı n’eylerler (Seydî)
Küşâdenin anlamları düşünüldüğünde yukarıdaki beyitlerin şen ya da neşe veren
tanımlarına uyduğunu söyleyemeyiz. Çünkü beyitlerde aşığın aşktan dolayı çektiği bir acı vardır.
Fakat buna karşılık örneklerde açık, akıcı ve kıvrak bir anlatım mevcuttur.
22. Latîf, Letâfet
Latîf sıfatı tezkirelerde en çok kullanılan sözcüklerden biridir. Bu tezkirede de şairlerin
edebî şahsiyetleriyle ilgili yapılan yorumlarda en çok kullanılan sıfattır. Güzel, hoş, yumuşak
manalarındadır. Tezkirede Âzerî, Emînî, Emîrî, Ehlî, Sâni-i Sâni, Celîli-i Diger, Hatemî, Hızr Beg
Çelebi, Halîli-i Sâni, Amrî, Mâni Çelebi ve Nâmi-i Diger olmak üzere toplam on iki şair için
kullanılmıştır.
Yine latîfle aynı kökten türeyen letâfet sözcüğü de tezkirede çok kullanılan bir sözcüktür.
Genelde şi’âr sözcüğüyle kullanılmıştır. Tezkirede Enverî, Celâl Çelebi ve Makâlî-i Diger için bu
sözcüğe yer verilmiştir. Beyâni’nin, içinde bu iki sözcüğün geçtiği ifadeleri ve bazı örnekleri şu
şekildedir:
...Hayli latîf nazmı vardur (Kutluk 1997:25).
...Latîf nazmı ve hûb târîhi vardur (Kutluk 1997:30).
...Latîf nazma kâdirdür (Kutluk 1997:34-90-284).
...Bu latîf eş’âr anun güftârıdur (Kutluk 1997:43).
...Latîf nazma mâlikdür (Kutluk 1997:56-61-82).
...Fârisî kasâ’idi ve latîf gazelleri vardur (Kutluk 1997:77).
...Eş’âr-ı hoş-âyende vü şîrîn ve nazmı latîf ü rengîndür (Kutluk 1997:186).
...ma’nâsı latîf ve nazmı güzeldür (Kutluk 1997:246).
…Bu eş’âr-ı letâfet-şi’âr anundur (Kutluk 1997:38).
…Bu eş’âr-ı letâfet-şi’âr anun güftârıdur (Kutluk 1997:60).
...nazmı âb-ı hayâtâsâ ayn-ı letâfetdür (Kutluk 1997:282).
Niye dirsin ki sakın sevme cefâkâr olanı
Seni mi ey yüzi gül gonce-i ra’nâ seni mi (Âzerî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1269
Görmesek bâde-i sahbâyı açılmaz gözimüz
Gül gibi elde kadeh olmasa gülmez yüzimüz (Emînî)
Ser-i kûyundan ayrılmam felek bir yana salmazsa
Kapunda ölmedür kasdum eger Hak cânum almazsa (Ehlî)
Mahallen itlerinün her gice mihmânıyuz cânâ
O kavmün mâ-hasal şermende-i ihsânıyuz cânâ (Sâni-i Sâni)
Hatt-ı müşgînünde cânâ nükte-i rengîn o hâl
Anda her bir târ-ı zülfün bir şebistân-ı hayâl (Celîlî)
Tolasa’nın da ifade ettiği gibi ele alınan sözcüğün “tezkirecilerin dilinde özelleşmekle
birlikte, sözlük anlamının dışında bir başka anlam taşıdığı veya bir başka anlamla kullanıldığı
söylenemez” (Tolasa 2002:204). Beyitlerden de anlaşılacağı üzere latîf sıfatının beyitlerdeki
karşılığı hoşlantıyla ilgilidir. Çünkü latîf soyut ve görecelidir. Bunun yanında Beyâni’nin bu sıfat
için vermiş olduğu örneklerin isabetli olduğu söylenebilir.
23. Ma’nâdâr
İçinde mana olan, bir şeye işaret eden anlamlarına gelen ma’nâdâr sözcüğü tezkirede Şeyhî
ve Füsûnî için kullanılmıştır. Sözcük Şeyhî’nin güftârının sıfatı durumundadır. Kullanılışı şu
şekildedir:
...Eş’ârı hûb u hem-vâr ve güftârı hayâlât-engîz ü ma’nâdârdur (Kutluk 1997:132).
...Eş’âr-ı sihr-i füsûnî ma’nâdâr ve pesendîde-i ulü’l-absârdur (Kutluk 1997:205).
Gelürdi raksa hâküm girdbâd-ı şevk ile dâ’im
Gubâr olsa tenüm pây-ı semend-i dil-ber al (Şeyhî)
Dilâ bulanma akup her yâneye âb gibi
Yüzine urma sakın kimsenün şarâb gibi (Füsûnî)
Birinci beyitte aşığın toprağının sevgiliden dolayı şevk ile dönmesi, ikinci beyitte gönlün
başka şeylerle meşgul olup bulanması ince manalar içeren ifadelerdir. Ayrıca ma’nâdâr ve Füsûnî
mahlasının gizlilik açısından ilişkili olduğu dikkati çekmektedir.
24. Nüktedân
Herkesin anlayamadığı ince mânâ (Devellioğlu 1995:847) anlamındaki nükte, Beyâni’de
nükte yapmaktan anlayan anlamındaki nüktedân olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kelime tezkirede
Keşfî için kullanılmıştır. Beyâni Keşfî için “...şâ’ir-i nüktedân geçinür” (Kutluk 1997:233)
demiştir. Burada Beyâni’nin Keşfî’yi eleştirdiği görülür. Çünkü şair geçinmek ya da nüktedân
geçinmek gibi ifadeler aslında öyle olmamak anlamına gelir.
Dil rakîb ile görüp sen sanemi âh didi
Burc-ı akrebde yine seyr ider ol mâh didi
Bâg-ı hüsn içre görüp kamet ü reftârunı serv
Bir ayag üzre turup yârıcun Allah didi (Keşfî)
Her iki beytin ikinci mısralarına bakıldığında nükteli ifadeler görülmektedir. Servin yârin
boyunu posunu görüp tek ayak üstünde durarak Allah demesi, gönlün sevgilinin kendisinden çok
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1270
Fırat SEVİNÇ
uzakta olduğunu ifade etmek için burc-ı akrebi kullanması nükteli ifadelerdir. Bu da bize
Beyâni’nin, söylediğiyle verdiği örneğin çeliştiğini gösterir.
25. Pâk
Saf, arı, temiz gibi anlamlara gelen pâk tezkirede Bahâyî, Hilmî, Sûzî, Ubeydî, Ulvi
Mehemmed Çelebi, Figânî-i Sâni, Nevî Efendi, Yahya ve Yusuf için kullanılmıştır. Latîften sonra
en çok kullanılan sıfattır. Pâk’ın tezkirede zaman zaman edâ’yı nitelemek için kullanıldığı görülür.
Bu da ifadenin üslubun düzgünlüğü manasındadır.
…Sâ’ir-i fezâ’ilinden fazla nazm-ı pâke mâlikdür (Kutluk 1997:47).
...nazm-ı pâke mâlikdür (Kutluk 1997:73).
...Sözleri sûznâk ve edâları pâkdur (Kutluk 1997:130).
...Eş’ârı âh-ı âşık gibi sûznâk vü edâsı âb-ı revânâsâ pâkdur (Kutluk 1997:166).
...Eş’ârınun edâsı pâk ma’nâsı sûznâkdur (Kutluk 1997:178).
...Enfâs-ı nefîsesi âh-ı derdnâk-ı âşık gibi sûznâk ve kelimât-ı belâgat-simâtı ter-âb-ı
revânâsâ sâfî vü pâkdur (Kutluk 1997:210).
… nazm-ı pâkla yegâne-i devrân ve şöhre-i zemîn ü zemândur (Kutluk 1997:302).
...Edâsı dil-i erbâb-ı safâ gibi sâfî vü pâk ve ma’nâsı derûn-ı asfiyâ gibi tâbnâkdur (Kutluk
1997:334).
...Eş’ârı sûznâk ma’nâsı rasîn ve edâsı pâkdur (Kutluk 1997:339).
Eşküm cihânı tutdı karalar seçilmedi
Ammâ hevâ-yı hâl ü hattından geçilmedi (Bahâyî)
Meclisde ola dil-ber ile câm-ı mey elde
İnsâf mıdur içmemek andan o mahalde (Hilmî)
Beni zencîr-i ışka sanma kim baglanmadum gitdüm
Senün dîvânen oldum ey perî uslanmadum gitdüm (Ubeydî)
Dil yanup âteş-i ışkunla dökerdi gözüm âb
İmtizâc eylemedin âteş ü bâd âb u türâb (Ulvî Mehemmed Çelebi)
Verilen beyitler pâk kelimesinin anlamına uymaktadır. Çünkü beyitlerde şekilsel ve
biçimsel herhangi bir karışıklık yoktur.
26. Rakîk
Rakîk ince demektir. Muhtemelen şiirdeki rakîklik nazik ve zarif anlamındadır. Tezkirede
bu kelime Fikrî için kullanılmıştır. Onunla ilgili “…Şi’ri rakîk fikri dakîk her vech ile medh ü
senâya hakîkdür” (Kutluk 1997:211) denmiştir. İfadelerde şiirinin rakîk olarak verilmesi sanki
şahsiyetiyle ilgili övgülerin devamıdır. Verilen örnek şudur:
Ey gönül itme telezzüz ni’met-i dünyâ ile
N’eyledi Ferhâda şol bir pîrezen helvâ ile (Fikrî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1271
27. Rasîn (Müstahkem, Üstüvâr, Muhkem, Metîn)
Sağlam ve dayanıklı anlamına gelen bu sözcükler şiirde ifadenin, üslubun sağlamlılığını
işaret ederler. Bu sözcükler Azîzî, Fuzûlî, Lâlî, Vâlihi-i Diger, Yusuf ve Ferrûhî için kullanılmıştır.
Onlarla ilgili ifadeler şunlardır:
...Nazmı muhkem ü rasîn ve şi’ri müstahkem ü metîndür (Kutluk 1997:201).
...Şi’ri rasîn ve nazmı rengîndür (Kutluk 1997:209).
...Edâsı rengîn şi’ri rasîndür (Kutluk 1997:241).
Fenn-i şi’rde dahı yed-i tûlâsı ve kadem-i râsihi ve kelimât-ı rasîni ve ebyât-ı şâmihi vardur
(Kutluk 1997:314).
...Eş’ârı sûznâk ma’nâsı rasîn ve edâsı pâkdur (Kutluk 1997:339).
Gözün kan dökmegi ol gamze-i bîdârdan görmiş
Zihî bunı ki merdümküşligi cellâddan görmiş (Azîzî)
Âh eyledügüm serv-i hırâmânun içündür
Kan agladugum gonce-i handânun içündür (Fuzûlî)
Zâhidün fikrinde cennet âşıkun dîdâr-ı yâr
Lâ-cerem her kişinün başında bir sevdâsı var (Lâlî)
Marîz-ı ışk kim dermân bana sen şâha kalmışdur
Yetiş kim derd-i hicrünle işüm Allaha kalmışdur (Vâlihi-i Diger)
Beyitlerdeki söyleyişin güzelliği, akıcılığı ve mana yukarıda rasîn için söylediklerimizi
desteklemektedir. Dolayısıyla Beyâni, kendisiyle ilgili rasin kelimesini kullandığı şairler için doğru
tespitlerde bulunmuştur.
28. Rengîn
Renkli, parlak, latif, güzel, hoş manalarındaki bu sıfat (Kılıç 1998:289) Beyâni tezkiresinde
Hayâli-i Evvel, Sâdî Efendi, Amrî, Fuzûlî ve Lâlî için kullanılmıştır. Rengîn; edâ, güftâr ve nazm
kelimelerinin sıfatı olarak kullanılmıştır. Kullanımlar şu şekildedir:
...edâsı rengîndür (Kutluk 1997:86).
...eş’âr-ı âbdârı ve rengîn güftârı vardur (Kutluk 1997:122).
...Eş’âr-ı hoş-âyende vü şîrîn ve nazmı latîf ü rengîndür (Kutluk 1997:186).
...Edâsı rengîn şi’ri rasîndür (Kutluk 1997:241).
...Şi’ri rasîn ve nazmı rengîndür (Kutluk 1997:209).
Hayret alur aklumı baksam gözine kaşına
Sad-hezârân âferîn ol sûretün nakkaşına (Hayâli-i Evvel)
Öpmege istedigüm mûzesinün kebkebidür
Kimse diş koyuramaz ana demür leblebidür (Sâdî Efendi)
Âh eyledügüm serv-i hırâmânun içündür
Kan agladugum gonce-i handânun içündür (Fuzûlî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1272
Fırat SEVİNÇ
Zâhidün fikrinde cennet âşıkun dîdâr-ı yâr
Lâ-cerem her kişinün başında bir sevdâsı var (Lâlî)
Rengîn sözcüğü genelde güzel şiirler için klişe bir sözcük olarak kullanılır. Fakat birinci
beyitteki göz, kaş ve nakkaş; ikinci beyitteki diş ve kevkeb; üçüncü beyitteki kan ve gonce
sözcükleri renkli unsurları ihtiva ettiklerinden dolayı beyitlerde somut manada bir renkliliğin
olduğu söylenebilir.
29. Revân-bahş
Canlandırıcı veya can bağışlayıcı anlamlarına gelen revân-bahş tezkirede sadece Sultan II.
Bayezid için kullanılmıştır. Onun için “...nazm-ı revân-bahşa kudret-i tammı ve mahâret-i mâlâkelâmı var idi” (Kutluk 1997:9) denmiştir.
Ey süvâr-ı esb-i nâz olan rikâb-ı câne bas
Hüsn meydânı senündür ayagun merdâne bas (Adlî)
Revân-bahşın canlandırıcı ve can bağışlayıcı anlamları soyut ve görecelidir. Bu yüzden bu
ifadeler şairin şairlik yeteneğini belirtmek için kullanılabilir. Şair revân sıfatını kullansaydı, ayrıca
süvâr ve esb kelimeleri de akıcılıkla ilgili olduğundan dolayı revânın yerli yerinde kullanıldığı
söylenebilirdi.
30. Salâh
Salâhın düzelme, rahatlık ve dine bağlılık gibi anlamları vardır. Tezkirede kullanılan
anlamı dine bağlılıktır. Zâifî-i Diger için kullanılmış ve onun için “...Eş’ârında salâh âsârı
müşâhiddür” (Kutluk 1997:154) denmiştir.
Sa’âdet kulına Hakdan atâdur
Ana zûr ile cehd itmek hatâdur (Zâifî)
Görüldüğü gibi örnek olarak verilen beyitte Allah’ın vermiş olduklarına şükredilmesi
yönünde dinî bir ifade vardır. Bu da Beyâni’nin Zâifî için söylediklerini doğru kılar.
31. Sâde (Râ’ik)
Şiirde sâde “hareketlilikten uzak, çeşitlilik ve değişiklik göstermeyen, belli bir düzeyde
akıp giden, kolay anlaşılır” (Tolasa 2002:209) anlamlarına gelir. Tezkirede Hayretî, Sebzî, Seydî,
Garâmî, Muîdî, Meylî-i Diger ve Taliî için kullanılmıştır.
…Ekser-i eş’ârı hayâl-âmîz sâdesi dahı âşıkâne olmagla şûr-engîz olmagın müsellem-i
âlemdür (Kutluk 1997:75).
...Kelimâtı sâde ve ebyâtı küşâdedür (Kutluk 1997:117).
...Nazmı sâde vü küşâdedür (Kutluk 1997:132).
...Eş’ârı sâdedür (Kutluk 1997:193).
...Nazmı âşıkâne vü sâde vü miyânedür (Kutluk 1997:268).
...sâde şi’ri beyne’l-ahâlî makbûl mertebe-i ihsâna mevsûldur (Kutluk 1997:282).
...Şi’ri râ’ik şâ’ir-i fâ’ikdür (Kutluk 1997:156).
Ey dîde ciger kanını turmazsın azarsın
Benzer ki yine yâre yeni nâme yazarsın (Taliî)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1273
Ben de tapunda serverâ derbân olayın varayın
Ya’nî sa’âdet mülkine sultân olayın varayın (Hayretî)
Kapuyı dîvâr ider erbâb-ı ışka nâzdan
Kendüsin bir gûşe ile gösterür açmazdan (Garâmî)
Senün gibi ne bir gül geldi gülzâr-ı letâfetde
Benüm gibi ne bir bülbül gelür bâg-ı belâgatde (Meylî)
Beyitlerde sâde ile ilgili açıklamalarda da belirtildiği gibi bir kolay anlaşılırlık ve açıklık
görülmektedir. Yani sadeyle ilgili yapılan tanımla beyitler örtüşmektedir. Bu da Beyâni’nin doğru
örnekler verdiği anlamına gelir.
32. Sihr-i helâl
Sihr-i helâl “bir beytin ilk mısra’ının sonunda yer alan kelime veya kelime grubunun,
birinci mısra’ın sonuna bağlanabileceği gibi, ikinci mısra’ın baş tarafına da bağlanabilecek nitelikte
olmasıdır” (Külekçi 1995:246). Bu sanatla ilgili açıklamada Sihrî için “...Şi’ri sihr-i helâl olan
şu’arâ-yı şirîn-makâldendür” (Kutluk 1997:118) denmiştir. Verilen örnek şudur:
Biri evden anun biri kapudan
Bunları sanmanuz gider tapudan (Sihrî)
Beyitteki kapudan sözcüğü ikinci beytin başında da kullanılabilir. Beyâni’nin Sihrî
mahlasına ithafen sihr-i helâl ifadesini kullanması dikkati çeken başka bir husustur.
33. Sûfiyâne
“Nefse galebe için de yegâne vasıta aşktır. Nasıl ki tecelliye sebep de aşk olmuştur. Bizi
ancak aşk Hakk’a kavuşturabilir. Hakikî aşk insan ruhunun ruh-ı mutlak olan Allah’a karşı bir
iştiyakıdır.” (Levend 1984:24). Bu aşk “taraftarlarına yeni bir yaşama yolu gösteren sistemi”
(Cengiz 1985:31) yani tasavvufu, bu da tasavvufî ya da sûfiyâne şiiri ortaya çıkarmıştır.
Sûfiyâne şiirde insanın Allah’a duyduğu aşkın izleri görülür. Bu sözcük tezkirede sadece
Müderris Efendi için kullanılmıştır.
…Eş’ârı sûfiyâne güftârı muhakkıkânedür (Kutluk 1997:257).
Varlık kamu çün bir durur şâdî nedür mâtem nedür
Gel şeyhüm ol göster bana âlem nedür âdem nedür (M.Efendi)
Görüldüğü üzere beyitte bir sorgulama ve bir mürşidin yol göstermesi ihtiyacı vardır. Bu da
tasavvufî kullanımlardandır. Dolayısıyla Beyâni’nin şair hakkındaki tespitlerinin doğru olduğu
söylenebilir.
34. Sûznâk
Yakıcı ve dokunaklı anlamlarına gelen sûznâk tezkirede Sûzî, Ubeydî, Ulvî Mehemmed
Çelebî ve Yusuf için kullanılmıştır. Beyâni onlarla ilgili şu yorumları yapmıştır:
...Sözleri sûznâk ve edâları pâkdur (Kutluk 1997:130).
...Eş’ârı âh-ı âşık gibi sûznâk vü edâsı âb-ı revânâsâ pâkdur (Kutluk 1997:166).
...Eş’ârınun edâsı pâk ma’nâsı sûznâkdur (Kutluk 1997:178).
...Eş’ârı sûznâk ma’nâsı rasîn ve edâsı pâkdur…(Kutluk 1997:339).
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1274
Fırat SEVİNÇ
Mahabbet şem’ini câna delîl it
Dil-i sûzânı ol şem’e fitil it (Sûzî)
Beni zencîr-i ışka sanma kim baglanmadum gitdüm
Senün dîvânen oldum ey perî uslanmadum gitdüm (Ubeydî)
Dil yanup âteş-i ışkunla dökerdi gözüm âb
İmtizâc eylemedin âteş ü bâd âb u türâb (Ulvî Mehemmed)
Ehl-i derd olmayan anlar mı safâsın elemün
Bana sor lezzetini ben bilürüm derd ü gamun (Yusuf)
Beyitlerde mana bakımından bir yakıcılık vardır. Bununla birlikte birinci beyitteki şem,
sûzân ve fitil; üçüncü beyitteki yanup ve âteş kelimeleri somut manada kullanılmış olup yanma ve
yakıcılıkla ilgili kelimelerdir.
35. Sükker (Şîrîn, Şîrînkâr, Uzûbet)
Bu sözcüklerin hepsi tatlılıkla ilgili sözcüklerdir. Şiirin tatlı olması o şiirin hoşa gidişiyle
ilgilidir. Tezkirede sükker Kandî; şîrîn Amrî, Kandî ve Misâlî; şîrînkâr Nizâmî; uzûbet ise Lisânî
için kullanılmıştır. Beyâni bu şairlerle ilgili şunları söylemiştir:
...Eş’âr-ı hoş-âyende vü şîrîn ve nazmı latîf ü rengîndür (Kutluk 1997:186).
...Güftârı şîrîn eş’ârı sükkerîndür (Kutluk 1997:224).
...şâ’ir-i şîrîn-makâli olmışdur (Kutluk 1997:248).
...Nazm-ı eş’ârda dahı şîrînkâr…(Kutluk 1997:295).
...Hayli uzûbet-i lisânı ve belâgat-ı beyânı vardur (Kutluk 1997:240).
Al kilîdin gönül hazînesinün
Ol büt-i dil-küşâya ısmarla (Amrî)
Kanda kandum dil-berâ cüllâb-ı la’lün kandına
Kim bana Kandî diyü bühtân idersin her zemân (Kandî)
Tatlu diller ile Misâlînün girüpdür gönline
Gûyıyâ bir dil-ber-i şîrîn-zebândur hançerün (Misâlî)
Hattun ol pîrûzedür kim la’l-i nâb üstindedür
Leblerün ol la’l kim dürr-i hoş-âb üstindedür (Nizâmî)
Perîşânlık ser-i zülf-i perîşânunda kalmışdur
Perîşân eylemek âşıkları yanunda kalmışdur (Lisânî)
Beyitlerde tatlı bir söyleyiş olduğu gibi somut olarak tatlı manasında kullanılan sözcükler
de vardır. İkinci beyitteki kand ve Kandî; üçüncü beyitteki tatlu ve şîrîn kelimeleri tatlı anlamında
kullanılan kelimelerdendir. Ayrıca Kandî mahlasının verilen anlamlarla aynı olduğu
unutulmamalıdır.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler
1275
36. Şevk-engîz
Keyif ve neşe verici anlamındaki bu sözcük tezkirede Sâdî için kullanılmıştır. Beyâni onun
için “...Eş’ârı şevk-engîz husûsa hamr-ı nâbı safâ-âmîzdür”(Kutluk 1997:120) demiştir ve onunla
ilgili şu örnek beyti vermiştir:
Temâşâgâh-ı uşşâka cemâlün gibi bâg olmaz
Bu rûşendür ki âlemde göze hergîz yasag olmaz (Sâdî)
Şevk-engîz mana bakımından soyut ve göreceli bir kelimedir. Bundan dolayı verilen
beyitle ilgili olarak herkes farklı bir mana çıkarabilir.
37. Üstâdâne
“Üstâdın sözlük anlamlarından biri bir ilim veya sanat alanında üstün yeri olan kimse
demektir. Üstâdâne ise, ustaca demektir” (Kılıç 1998:294). Bu sıfat beyâni tezkiresinde İlmî için
kullanılmıştır. İlmî için “...Eş’ârı üstâdâne güftârı nâzikânedür” (Kutluk 1997:177) denir.
Leb degül câm-ı şarâb-ı dil-küşâdur gördigün
Ruh degül âyîne-i âlem-nümâdur gördigün (İlmî)
Gönül açan şarap kadehinin lebe, âlemi aydınlatan aynanın ruha benzetilmesi şiir sanatında
iyi sayılabilecek şairlerin yapabileceği benzetmelerdir. Ayrıca beyitte söyleyiş akıcılığı da
mevcuttur. Bundan dolayı İlmî için kullanılan üstâdâne sıfatı doğrudur denilebilir.
Sonuç
Divan edebiyatında özellikle şairlik alanında isim yapmış şahsiyetlerle ilgili bilgiler veren
eserlere tezkire denir. Tezkirelerde şairin hayatı, zevkleri, yetenekleri, devlet görevleri ve şairliği
gibi konularda bilgi verilir.
Edebiyat alanında çalışma yapan araştırmacılar için tezkireler vazgeçilmez bir kaynaktır.
Bu çalışma da Beyâni tezkiresi kaynak alındı. Tezkirede şairlerin şairlikleriyle ilgili yorumları ele
alındı. Bu yorumlardan, yorumu genel manada ifade edecek sözcükler seçilerek otuz yedi başlık
altında bir inceleme yapıldı. Ayrıca tezkire yazarının şairler için vermiş olduğu örnekler de ele
alınarak, şair için yapılan yorumla verilen örnek beyit ya da beyitlerin tutarlılığı tespit edildi.
Tüm bu çalışmalardan hareketle Beyâni’nin şairlerle ilgili yaptığı yorumlarda zaman
zaman tutarlı, zaman zaman ön yargılı olduğu söylenebilir. Yine de Beyâni tezkiresi edebiyat
araştırmacıları için önemli bir kaynak olmaya devam edecektir.
KAYNAKÇA
AYDIN Abdullah, (2013), "Asude Bahar Ülkesine Yolculuk Olan Ölümün Şair Biyografilerinde
İfade Edilmesi", Turkish Studies, Sayı 8, s.161-168, Ankara.
CENGİZ Halil ERDOĞAN, (1985), Divan Şiiri Antolojisi, Ankara.
DEVELLİOĞLU Ferit, (1995), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara.
İSEN Mustafa, (1998), Sehî Bey Tezkiresi Heşt-Behişt, Ankara.
İSEN Mustafa, (1999), Latîfî Tezkiresi, Ankara.
İSEN Mustafa, (2011), Şair Tezkireleri, Ankara.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
1276
Fırat SEVİNÇ
KILIÇ Filiz, (1998), XVII. Yüzyıl Tezkirelerinde Şair ve Eser Üzerine Değerlendirmeler,
Ankara.
KUTLUK İbrahim, (1997), Beyâni, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Ankara.
KÜLEKÇİ Numan, (1995), Açıklamalar ve Örneklerle Edebî Sanatlar, Ankara.
LEVEND Agâh Sırrı, (1984), Divan Edebiyatı, İstanbul.
MACİT Muhsin, (1996), Divân Şiirinde Ahenk Unsurları, Ankara.
MENGİ Mine, (1995), Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara.
ONAY Ahmet Talât, (1996), Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, İstanbul.
PALA İskender, (1995), Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara.
PALA İskender, (1999), Divan Edebiyatı, İstanbul.
TOLASA Harun, (2002), Sehî, Lâtîfî ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat
Araştırma ve Eleştirisi, Ankara.
TÖKEL Dursun Ali, (2000), Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar Şahıslar Mitolojisi, Ankara.
ULUDAĞ Süleyman, (1999), Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/3 Winter 2014
Download

Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri