LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
EĞİTİMLİ SEÇMEN OY KULLANMAYACAK: SEÇMEN DAVRANIŞI VE CHP ÜZERİNE
Prof. Dr. Hasan Şimşek
İstanbul Kültür Üniversitesi
(www.hasansimsek.net)
20 Temmuz 2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça yazılı ve görsel medyaya çeşitli seçim tahminleri
yansımaya başladı. Bunlar arasında son hafta içinde en çok tartışılan Gezici Araştırma
Şirketi’nin yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçim tahmini araştırmasıydı. Araştırmaya göre,
seçmenin %17’si sandığa gitmemeyi düşünüyor ve bu %17’nin üçte ikisinden fazlası CHP ve
MHP seçmeni. Bu durumda, sandığa gitmeyeceğini beyan edenlerin büyük çoğunluğunun AKP
karşıtı partilere oy veren seçmenler olduğu açık. Dolayısıyla, bu profildeki %17 gibi bir
seçmen kitlesinin sandığa gitmemesinin E. İhsanoğlu ve S. Demirtaş aleyhine, R.T. Erdoğan
lehine bir fark oluşturacağı belirtiliyor. Eğer bu durum ortaya çıkarsa, R.T. Erdoğan’ın birinci
turda seçimi kazanmasının beklenebileceğini de sonuç tahminlerine ekliyor (bkz:
http://www.hurhaber.com/iste-gezici-arastirma-sirketi-nin-son-anketi-son-secim-anketleri2014/haber-637494; http://haber.rotahaber.com/sandiga-gitmeyenin-oyu-erdoganagidecek_471714.html).
Gezici Araştırma Şirketi’nin sahibi Murat Gezici benzer bir durumun 2002 seçimlerinde de
yaşandığını ve bundan AKP’nin büyük bir avantaj elde ettiğini belirtiyor. 2002 yılında da
sandığa gitmeyen %20 seçmenin büyük çoğunluğunu iyi eğitimli kitlenin oluşturduğunu,
genellikle oyunu liberal sağ ve sol-sosyal demokrat eğilimli partilere veren bu kitlenin sandığa
gitmemesinin AKP’nin seçimden birinci parti olarak çıkmasına hizmet ettiğini vurgulamaktadır
(http://www.hurhaber.com/iste-gezici-arastirma-sirketi-nin-son-anketi-son-secim-anketleri2014/haber-637494).
Önemli bir araştırma şirketi yöneticinin bu saptamaları eğitim ve oy kullanma davranışı
konusunda 1950’lerden beri siyaset bilimi literatüründe üst üste araştırmalarla kanıtlanan bir
gerçeği ters yüz ediyor. Sözünü ettiğim bulgu şu: İyi eğitimli seçmen kitlesi hem siyasi
katılımda hem de oy verme davranışında daha düşük eğitimlilere göre çok daha aktif ve
sorumluluk sahibi. Oy verme davranışı ve siyasi süreçlere katılım bu kitlede yer alan
bireylerde, düşük eğitimlilere göre çok daha yüksek. Mantıkla da çelişmeyen bu bilimsel
gerçek 2002 seçimlerinde Türkiye’de gerçekleşmedi, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de
gerçekleşmeme olasılığı yüksek.
Peki, niçin?
Page 1 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Yazılı ve görsel medyaya yansıyan bazı araştırmalara göre Türkiye’de eğitim düzeyi yüksek
kitlenin davranış ve tutumları bilimsel literatürdeki bazı bulgularla ciddi tezatlıklar
göstermektedir. Örneğin, trafik ışıklarını ve kurallarını ihlal edenlerin içinde oransal olarak lise
ve üstü eğitimlelerin daha fazla olduğu kanısı vardır:
“Türkiye Fahri Trafik Müfettişleri Derneği Samsun Şube Başkanı
Sedat Kır, en çok trafik kuralı ihlallerini eğitim düzeyi yüksek olan
kişilerin yaptığını söyledi... Trafik kazalarında dünyada 5. sırada olan
Türkiye'de halen trafiğin öneminin tam olarak anlaşılamadığını belirten
Sedat Kır, umursamaz davranışlar nedeniyle bir çok insanın canından
olduğunu ve yaralandığını kaydetti... (Kır’a göre) ihlal suçu işleyenlerin
büyük çoğunluğu eğitimli dediğimiz kimselerdir...
(http://www.mynet.com/haber/guncel/trafik-ihlali-egitim-dinlemiyor246334-1).
Benzer bir bulgu Milli Eğitim Bakanlığı sayfasında Powerpoint sunumu olarak
yayınlanan bir trafik eğitim dokümanında da tekrarlanmaktadır
(mebk12.meb.gov.tr/.../08043117_davrankuramlar.ppt). Bu dokümanda, iyi
eğitimlilerin niçin daha çok trafik ışık ve kural ihlali yaptıklarına ilişkin olarak bir de ip
ucu vardır: Trafik kaza ve ihlallerinde önemli faktörlerden birisi “risk alma”
davranışıdır. Daha fazla risk alma eğilimi olan bireylerin daha fazla kaza ve ihlal
yapma potansiyeli vardır. Dolayısıyla, bu durumda eğitim düzeyi ile risk alma
davranışı arasında olumlu bir ilişki çıkmaktadır. Fakat, ortaya çıkan durum gerçekten
ilginçtir: Eğitim teorik olarak “hesaplanmış risk” alma davranışını desteklemelidir.
“Hesaplanmış risk alma” can ve mal kaybına neden olabilecek trafikte risk almayı
kesinlikle dışlar. O halde, ülkemizde eğitim “hesaplanmış risk”ten ziyade “acaba cahil
cesaretini” mi daha çok desteklemektedir?
Eğitim ve çeşitli sosyal ve kültürel değişkenler arasındaki ilişki konusunda başka
örnekler de verilebilir. Sonuçta, yıllar içinde bilimsel bulgularla da desteklenen, bu
yolla evrensel değerler sisteminin bir parçası haline gelmiş bazı konularda ülkemizde
tezat durumlar gözlemlemek mümkün oluyor. Seçmen davranışı konusu da bunlardan
birisi. Eğitim düzeyi yükseldikçe siyasi süreçlere katılım konusunda bireyler daha aktif
ve girişimci olmakta, daha düşük eğitimlilere oranla sandığa daha sadakatle
gitmektedir. Yazdığı makalede bu bulguyu ve sonucu destekleyen Patterson, “eğitim
yoluyla elde edilen ve nesnel ölçütlerle ölçülemeyen kazanım, tutum ve ödüllerin
yanısıra eğitim yoluyla elde edilen bilinç, gelir düzeyi, toplumsal sorumluluk gibi
Page 2 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
etkenlerin siyasi davranış konusunda iyi eğitimlileri diğerlerine oranla daha aktif
yaptığını” öne sürmektedir (Patterson, 2012). Benzer bulgular çeşitli araştırma
sonuçlarını derleyen Berinsky ve Lenz (2011) tarafından da tekrarlanmaktadır.
Seçmenlerin niçin sandığa gitmedikleri konusunda Batı’da çok uzun yıllardır
araştırmalar yapılmaktadır. Benzer araştırmalar ülkemizde de bir hayli vardır. Bazı
araştırma bulgularına göre, oy verme davranışı ve o sistemdeki yolsuzluk ve çürüme
algısı arasında bir ilişki vardır. Batı’da yapılan araştırmalarda siyasetçilerin,
bürokratların ve devlet çalışanlarının yolsuzluğa bulaştığına olan inanç yaygınlaştıkça
seçmenlerin sisteme olan güvenleri de azalıyor. Yolsuzluk nedeniyle sisteme olan
güveni azalan seçmen verdiği oyun sonucu değiştirmeyeceğine inandığı zaman oy
vermeyi gereksiz görebiliyor (Caillier, 2010; Dermody, Hanmer-Lloyd ve Kimberlee,
2002).
Geleneksel olarak Türkiye’de oy verme davranışından kaçınan eğitim düzeyi yüksek
kitlenin seçimlerde sandığa gitmemesi bu bulguyla bir miktar açıklanabilir. Eğitimi,
dolayısıyla kültürel sermayesi, iletişim ve etkileşimde bulunduğu toplumsal katmanlar
ve ekonomik yetenekleri nedeniyle toplumdaki olumsuzlukların daha fazla farkında
olan bu kitle verdiği oyun bu sonuçları değiştirmeyeceğine inandığı zaman sandığa
gitmeyi gereksiz görebiliyor. “Benim oyumla çobanın oyu bir mi” algısı da daha çok
bu kitle içinde yaygın ve bu dışa vurum aslında demokratik sistemin üzerine inşa
edildiği seçim ve temsiliyet konusunda bu kitlenin ümitsizliğini niteliyor.
2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sandığa gitmeyeceğini beyan eden eğitim
düzeyi yüksek kesimde bu algının bir hayli yaygın olduğu da dile getiriliyor. 30 Mart
seçimlerinde muhalefetin iktidar partisine karşı beklenen başarıyı gösterememesi bu
kitle üzerinde bir hayal kırıklığı yarattı. Başbakanın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
seçileceğinin kesin olduğu algısının yaratılması da bu hayal kırıklığını körüklüyor.
Dolayısıyla, bu durum eğitimli kitlenin sisteme olan küskünlüğünü artırıyor ve sisteme
karşı bir protesto aracı olarak sandığa gitmeme davranışı göstermesine neden oluyor.
Tipik olarak sandığa gitmeme davranışı gösteren “olağan şüphelilerden” bir diğeri ise
gençler. Gençlerin sandığa gitmemesi Batı ülkelerinde kronik bir sorun. Örneğin 2008
seçimlerinde oy verme hakkına sahip olan Amerikalı gençlerin sadece %51’i sandığa
Page 3 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
gitmiş. Üstelik 2008 seçimleri %64 seçime katılım oranıyla 1960’lardan beri ABD’de
en yüksek katılımlı seçim olmuş. “Educational Testing Service” için ABD’deki seçim
davranışı konusunda bir rapor hazırlayan Richard Coley ve Andrew Sum’a göre
(2012), gençlerin önemli bir kısmı içinde yaşadıkları toplumun siyasi ve toplumsal
gündemine karşı duyarsız, umarsız ve ilgisiz (“civic apathy”). Türkiye’de Mart 2014
yerel seçimlerinde 41 milyon civarındaki toplam seçmenin 7 milyonu sandığa gitmedi.
Bu toplam seçmenin %17’si yapar, ki Murat Gezici benzer bir oranı Ağustos ayında
yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için de öngörüyor. Türkiye’de de ilk defa oy
kullanacak genç seçmenlerin neredeyse yarıya yakınının sandığa gitmediği tahmin
ediliyor (http://www.milliyet.com.tr/gencler-kime-oy-verdi-/hamditurkmen/ege/yazardetay/09.07.2011/1412151/default.htm). Dolayısıyla, 2014
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de potansiyel olarak sandığa gitmeyecek seçmenlerin
önemli bir kısmını yine genç seçmenler oluşturacak. Gençlerin sandığa gitme
davranışında ideolojik özdeşlik de önemli bir ayrıntı. Biraz sonra değineceğim gibi,
AKP seçmenleri arasındaki ideolojik özdeşleşme daha yoğun ve partinin bir “dava”
partisi olduğu algısı yüksek. Dolayısıyla, gençler de dahil AKP seçmeni seçim sandığını
bir “dava”nın aracı olarak görüyor ve bu seçmen kitlesi arasında fire oranı diğer
partilere oranla daha düşük. Bu “dava”daşlık AKP seçmeni kadar olmasa da ve eskiye
oranla daha zayıflamış olmasına rağmen MHP seçmeninde de bir miktar var. Bu
konuda en zayıf parti yine CHP. Çünkü, daha önceki bir yazımda da belirttim;
Atatürkçülük dışında CHP seçmenini birbirine ve partisine kilitleyen belirgin bir “dava”
yok.
Partiler arasında bir karşılaştırma yapıldığında ve Murat Gezici’nin daha önce
değindiğim açıklamaları dikkate alındığında 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
seçime en az katılım yapacak seçmen grubu içinde üst-üst orta gelir grubunda, eğitim
düzeyi lise ve üstü, profesyonel bir mesleği olan, memur ve çalışan kadın önemli bir
kitleyi oluşturuyor. “Tatilciler” olarak nitelenen grup da zaten bu. Bu kitle siyasi
tercihini büyük oranda CHP lehinde kullanıyor. Ana muhalefet partisi CHP ile
karşılaştırıldığında, iktidar partisi AKP’nin seçmen profili düşük gelirli, eğitim düzeyi
düşük, kırsal veya büyük şehirlerin varoşlarında yaşayan, küçük esnak ve
muhafazakar bir yapı gösteriyor. AKP’ye oy veren kadın profili genellikle eğitim düzeyi
düşük yaşlı kadınlar, ev kadınları ve muhafazakar ve geleneksel değerlere önem
Page 4 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
veren kadınlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nüfus katmanı Türkiye’de
azımsanmayacak bir sayıya karşılık gelmektedir. “2008 TÜİK verilerine göre, kadın
nüfusun %10’u okuma yazma bilmeyenlerden, %5’i diplomasız okuryazarlardan,
%42’si ilkokul, %12’si ortaokul mezunlarından oluşmaktadır” (http://www.sharepdf.com/b5d3c183fc2647cc8601a4ba884b4cb2/Secmen%20Davranisi-sonzg.pdf). Bu
oranların toplamı %67 etmektedir. Türkiye’de 41 milyon seçmenin kabaca 20
milyonunu kadınların oluşturduğu dikkate alındığında, 20 milyon kadın seçmen içinde
ise eğitim düzeyi ortaokul ve altı olanların sayısı yaklaşık olarak 14 milyona denk
gelmektedir. Bu nüfus katmanının ağırlıkla AKP’ye oy verdiği saptamasını dikkate
aldığımızda demek ki son seçimlerde yaklaşık 20 milyon oy alan AKP’nin toplam
oylarının büyük kısmı bu kadın seçmen kitlesi tarafından sağlanmaktadır.
Bu durum uzun yıllardır Türkiye’de benzer şekilde gerçekleşmektedir. Gümüş’e göre
(2006) 1983-1998 yılları arasında siyasette olan Refah Partisi’ne oy verenlerin
yaklaşık %44’ü ilkokul mezunuyken, sadece %7’si yüksekokul mezunuydu. Siyasal
yelpazede eğitim seviyesi en yüksek kesim merkez sol ve sosyal demokrat partilere
oy vermektedir (Gümüş, 2006).
Peki niçin defalarca desteklenen bilimsel bir sonuç Türkiye’de neredeyse
yanlışlanmaktadır? Hemen hemen evrensel bir doğru haline gelmiş olan “eğitim
düzeyi ve siyasete katılım ve oy verme davranışı arasında olumlu bir ilişki vardır”
varsayımı bir anlamda çökmektedir? Yani, niçin Türkiye’de düşük eğitimli kesim
sandığa daha bir sadakatle giderken eğitimli kesim fire vermektedir?
İnsanlar inandıkları bir davaya daha bir tutkuyla sarılırlar. Normal olmayacak
derecede fedakarlıklarda bulunabilirler. Hatta bir dava uğruna canlarını dahi feda
edebilirler. “Dava” bir inanç etrafında örgütlenebilir, bir toplumsal veya siyasal sınıf
etrafında örgütlenebilir. Çevre, hayvanlar da bir davaya konu olabilir. Bir “konu” belirli
bir görüş, inanış, anlayış, çıkar etrafında hızla bir “dava” halinde örgütlenebilir.
1950’lerde,1960’larda ve 1970’lerde savaş karşıtlığı, emek taraftarlığı, ulusal
bağımsızlık, bireysel özgürlük, ezilenler ve emekçiler gibi konular da o günlerin tipik
“dava”larıydı. Bu “dava”lar uğruna dünyanın pek çok yerinde bedeller ödendi;
binlerce, milyonlarca canlar yitirildi.
Page 5 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Seçmen davranışı ile ilgili olarak ve evrensel değerlere tezat biçimde, Türkiye’de
eğitimli seçmenlerin daha düşük eğitimlilere oranla sandığa daha az ilgi göstermesi
bizi önemli bir noktaya getirdi. Gümüş’ten (2008, s. 52) çok önemli bir alıntı yapalım:
“... Eğer partilerin sosyal kompozisyonu sınıfsal bir nitelik taşıyorsa,
eğitimin siyasal davranış olgusunda farklılaşma yapma gücü
azalmaktadır...”
Yani “sınıfsal” partiler ideolojik bir özdeşlik yaratmakta, seçmen bu sınıfsal kimliği
savunduğunu düşündüğü partiye “yapışmaktadır.” Gümüş (2008, s. 52) devam
ediyor:
“... Parti sisteminin sınıf ayrımına dayandığı Norveç’te, kitle
partilerinin hakim olduğu Amerika’ya nazaran, eğitimin siyasal
davranış üzerindeki etkisi daha az önem taşımaktadır. Eğitim
seviyesi düşük kimseler, kendilerine göre bir partinin mevcut olması
halinde siyasal hayata daha aktif bir şekilde katılmaktadırlar...”
AKP lideri Sayın R.T. Erdoğan’ın 12 yıldır konuşmalarında kullandığı bazı anahtar
sözcüklerin ve AKP’nin propaganda stilindeki bazı ince ayrıntıların niçin öyle olduğunu
şimdi anladınız mı? “Biz Türkiye’nin zencileriyiz,” “monşerler,” “ey TÜSİAD...,”
“statükoyu yıktık, artık halk iktidarda,” vb. gibi anahtar sözcükler ve tümceler AKP’nin
halk gözünde adeta bir sınıfsal parti olarak örgütlenmesini sağlamıştır. AKP’nin “sınıf”
olarak konsolide ettiği kitle “proleterya” gibi gerçek anlamda ekonomik bir sınıf
değildir; farklı sınıflardan bir araya getirilmiş ve geleneksel sistem tarafından
dışlanmış ev kadınları, yoksullar, eğitimsiz ve yaşlı kadınlar, düşük eğitimli
muhafazakar erkekler, küçük esnaf, TÜSİAD gibi örgütlü ve sistem-içi yapılarca uzun
yıllar baskılanmış Anadolu sermayesi ve küçük sanayici.
Bütün bunlar AKP’yi bir “dava” partisi haline getirmiştir. Bu nedenle, “bir davaya
inanan” AKP seçmeni, seçimleri bir görev olarak görmekte ve en az fireyle sandığa
girmektedir.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmenlerinin en fazla fireyi vermesi beklenen CHP’ye
daha önceki bir yazımda sorduğum bir soruyu tekrar sorayım: CHP’nin “dava”sı nedir?
CHP, elitçi Atatürkçülüğü ve geniş kitlelere hiç bir anlam ifade etmeyen soyut laiklik
tezini, bu konuda tavizsiz oldukları izlenimi veren ve oldukça iyi eğitimli Binnaz
Toprak, Birgül Ayman Güler, Nur Serter, Canan Arıtman, Süheyl Batum, Dilek Akagün
Page 6 of 7
LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ
2014
Yılmaz, Adnan Keskin, İsa Gök gibilere bırakarak hızla kendisini bir “dava” partisi
olarak örgütlemeye başlamalıdır.
CHP’nin “dava”sının ne olacağını ise “CHP: Niçin Olmuyor, Nasıl Olur” başlıklı yazımda
yazdım.
Kaynaklar
Gümüş, B. (2006). Eğitim Düzeyinin Seçmen Davranışındaki Rolü ve Antalya Örneği,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta: Süleyman Demirel
Üniversitesi.
Caillier, J. (2010). Citizen Trust, Political Corruption, and Voting Behavior: Connecting
the Dots, Politics & Policy, 38 (5): 1015-1035.
Patterson, J. (2012). Education is the Key to Promote Political Participation:
Vanderbilt Poll, http://news.vanderbilt.edu/2012/06/education-key-topromoting-political-participation/; 18. 07. 2014 tarihinde ulaşıldı.
Berinsky, A.J. ve G.S. Lenz (2011). Education and Political Participation: Exploring the
Causal Link, Political Behavior, 33: 357-373.
Coley, R. Ve A. Sum (2012). Fault Lines in Our Democracy: Civic Knowledge,
Voting Behavior and Civic Engagement in the United States,
Washington, DC: Educational Testing Service.
Dermody, M.; S. Marien, ve T. Pauwels (2011). Young People and Voting Behaviour:
Alienated Youth and (or) an Interested and Critical Citizenry, European
Jornal of Marketing, 44 (3/4): 421-435
Page 7 of 7
Download

LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ