E
Stj. Av. Meliha Nur AKAY
lindeki işi koltuğun kenarına bırakıp kayan
yemenisini düzeltti. Mutfağa yollandı.
Ocaktaki yemeğe bakacaktı. Tencerenin
kaynadığını görünce altını kısıp içeri geçti. Vakit
ikindiyi bulmuştu.
El işini örerken yağmurun hafif hafif cama vurduğu duyuluyordu. Bir an başını kaldırıp pencerenin önündeki saksılara
baktı. Menekşe, begonya, sardunya…
Çiçekleri ona gülümsüyor muydu ne?
Dantelin çiçek motifine geldiğinde
durdu. Tığı ipten çıkarıp bir düğüm
attı. Bitmesine pek az kalan eserini seyretti. Bir gelin ve damat. Damat hafifçe
eğilmiş geline bir buket uzatıyor.
İşte haftalardır uğraştığı motif. Kısa
bir an gözlerini kapadı ve öncesini
hayal etmeye başladı. Damat geline
çiçek veriyor. Kavuşmanın simgesi
bu. Acısıyla, tatlısıyla birlikte geçecek
koca bir ömrün. Sonsuz sadakatin. Tüm
kusurlarına, tüm noksanlarına rağmen
bir insanı koca bir ömür sevmenin…
Eşi ona evlendiklerinden beri hep çiçeğim diye
seslenirdi. O bakmaya doyamadığı begonyayı,
menekşeyi nasıl görüyorsa eşi de onu öyle mi
görürdü acaba? Aklı çok eskilere gitti. Çok çok
eskilere…
Babasından istendiği gün. Kapı aralığından
görür görmez ona gönlünün düşüşü… Sevmek
bu kadar masumca olabilir mi?
Babasının bir evin bir kızını, bir hanenin tek
çiçeğini verişi…
Sonra nişan telaşesi, düğün arifesi derken aileler
arasında çıkan tatsızlıklar. Alevin samanı tutuşturması gibi aralarının günbegün bozulup, işi
kavgaya kadar götürmeleri… Babasının, yüzüğü
atmasını istemesi…
Fakat kolay mı öyle yüzük atmak ? Onların adı
birbirleriyle işitildi bir kez. Kaderleri
birlikte çizildi...
Bu ara edilen ağır laflara, çekilen
acılara rağmen erkeğin de onu bırakmayışı… Nihayet babasının gönülsüz
de olsa sözünden caymaktan vazgeçip,
baş göz edilmelerine karar verilmesi…
Gözlerini açtı. Yavaşça dantelin
motiflerini okşadı. Bu ilmek ilmek
dokuduğu kendi öyküsünden, aşkından, sevgisinden başka ne olabilirdi?
Telli duvaklı bir gelin.
Eşinin düğün gecesi duvağını kaldırışını hatırlıyor. Bu hiç unutmayacağı
bir an. Aralarındaki perdenin ilk kez
aralanışı…
Şair Yunus’un dediği gibi:
“Bu dünya bir gelindir yeşil kızıl donanmış;
Kişi yeni geline bakar bakar doyamaz”
…
Ve bir gelincik çiçeğini okşar gibi gelinine bakan
damat. Onun için öylesine ince, öylesine narin...
…
Neden sonra burnuna kadar gelen yanık kokusuyla düşlerinden sıyrıldı. Hiç acele etmeden
mutfağa giderken gülümsediğinin farkında bile
değildi…
2014/2 | Hukuk Gündemi 89 
Download

2014/2 | Hukuk Gündemi 89 Elindeki işi koltuğun