NAMAZGAHLAR
Mustafa ÖZDAMAR
amaz",evrenin erdemi E f e n d i ­
miz aleyhisselâmın özel ve g ü ­
zel tanımlarıyla "dinin direği" ve "mü'
minin mirâcı" dır.
"Namazg&h", Farsça kökenli "nemaz"
kelimesi ile "yer" a n l a m ı n d a k i "gah"
edatının birleşiminden meydana gel­
mektedir. "Namaz kılman ver"ya da kı­
saca "Namazlık"
demektir. 3 numaralı
resimde
görülen
namazgâh
taşının
önündeki seccadeyi andıran yer, bunun
orijinal bir örneğidir.
"Namazgâh
taşı" ise, hem kıbleyi
gösteren hem de açık arazide" sütre"
-namaz kılan kişinin ö n ü n d e n geçilmek
zorunda kalındığı takdirde namazın bo­
zulmasına engel teşkil eden, namazın
bozulmamasını temin eden bir tür per­
de- görevi gören ve görünüm itibariyle
genellikle mezar taşına benzeyen ve
üzerlerinde çoğunlukla :
"KÜLLEMA
DEHALE
KERİYYA-L
MİHRAB"
ALEYHA
ZE-
âyeti, bazen sadece:
"EL
MİHRAB"
kelimesi,bazen de:
"SAHÎB-UL
HAYRAT...
RUH İÇ UN
FATİHA"
benzeri ibâreler bulunan, bu sebeble
de halkın ç o ğ u n l u ğ u tarafından mezartaşı sanılan kitabelerdir.
Halk arasında "set", "seki", edebi­
yatta ise "su/fe", "musallâ" ve "makam"
kelimeleri ile de ifade edilen namaz­
gahlar , seyahata çıkan yolcularla pik­
niğe gidenlerin hem dinlenmeleri hem
de namazlarını edâ etmeleri için vakfe­
d i l m i ş hayrat yerlerdir.
Ansiklopedik
İslâm
Lügati'nde
na­
mazgahlar için aynen şöyle söylenilmektedir. "Eskiden şehir dışında,
kırda
ve set üzerinde
mihrap konulmak sure­
tiyle namaz kılınmak
için yapılan yere
verilen addır. Bir kasabanın bütün halkını
bir arada bulunduran geniş meydana da
bu ad verilirdi. Bayramlarda ve benzeri
hallerde bütün halk burada
toplanırdı.
Bugünkü
miting, meydanı vazifesini gö­
rürlerdi. Bu namazgâhların
çoğunda üze­
rine çıkılıp hutbe okunacak veya konuşu­
lacak bir minber ve mihrab
bulunurdu.
Keza büyük kervan yolları üzerinde, ço­
ğunlukla konak yerlerinde de
namazgâhlar bulunurdu. Buralarda
çeşmeler
inşa
edilir ve namaz kılacak kimseleri güneş­
ten korumak için ağaçlar
dikilirdi."
Namazgahların
genel
görünümü,
halkın abdest alma ve su içme ihti­
yacını karşılayan bir kuyu ya da çeş­
me, kıbleyi gösteren ve mihrab görevi
gören bir namazgah taşı, taşın önünde
en az bir kişinin namaz kılabileceği ka­
dar bir set ve gölgesinde hem dinleni­
len hem de ibadet edilen bir veya bir­
kaç ağaçtan ibaret bir alandır.
Namazgahlar daha ziyade yaz mev­
simlerinde ve özellikle sıcak aylarda
hizmet veren, cuma, teravih ve bayram
gibi cemaatın yoğun olduğu namazlar için v a k f e d i l m i ş açıkhava ibadetgahlarıdır. Bugünkü İstanbul'daki Kadırga
Parkı, Esma Sultan Vakfı hayratındandır ve bu tür namazgahlar için orijinal
bir örnektir. Mihrap ve minberi haia ayakta duran İstanbul Beykoz Anadolu-
222
M T T S T A F A
h i s a r ı N a m a z g â h ı da böyle bir örnektir.
N a m a z g â h a l a n l a r ı ü z e r i n d e bir yüzü
m i h r a p , ö b ü r yüzü çeşme olan ilginç
y a p ı l a r da v a r d ı r .
I.Fazıl Ayanoğlu, İstanbul I.Hakkı
K o n y a l ı Vakıf K ü t ü b h a n e ve Arşivin­
de 5340 numarada kayıtlı "İstanbul Namazgthlan"
müsveddelerinde bu konu­
ya şöyle değiniyor:
"İstanbul dünyanın tabii ve bedii
güzelliklerini
göğsünde toplamış ve tarih
boyunca dillere destan olmuş
şehirlerden
biridir. Bu şehrin tabii güzellikleri
Bizans
eserleriyle süslenmiş, fakat sanatın erişilmezliklerine
yükselen Türk
âbideleriyle
muhteşem bir hale gelmiştir. Göklere ni­
yaz elleri gibi uzanan ctmi
minüreleri.
çeşme, saray, medrese ve sebiller, bu du­
anın en sâde delillerindendir.
Bu eşsiz
güzel ve câzib şehrin Türk eserleri üze­
rinde uğraşılmış, kitaplar yazılmış,
ta­
nıtmağa çalışılmış, fakat bu medeni eser­
ler karşısında küçük olmakla beraber in­
sanlığın en yüksek âbidelerinden
sayılan
namazgâhlar üzerinde durulmamış,
onla­
rın muhafazası için çalışnıak, tedbir al­
mak şöyle dursun, olduğu gibi bırakılmış
ve bunların üzerinden uzun uzun yıllar
hatta asırlar geçmiş..."
"İstanbul'un ilk büyük
namazgâhı.Okmeydam'ndadır.
Fakat mübarek
addedi­
len bu meydana "kabza" alan pehlivan­
lardan başka kimse giremezdi. Beykoz'­
daki Sultaniye Namazgâhı
mesiresi ile
Kadıköy
Küçükçamhca
Suyu'nun bulun­
duğu yerdeki "teferrüc"
namazgâhlarında
halk yazın gezinti yapardı."
İ b n i B a t u t a ' n ı n Denizli'de gördüğü
bir n a m a z g â h ı anlatırken verdiği b i l ­
giler, n a m a z g a h l a r ı n hem bir açıkhava
i b a d e t g â h ı hem de bayram yeri ve şen­
l i k a l a n ı o l d u ğ u n u belgelemektedir. De­
n i z l i ve Burdur yörelerinde eski namazgâh yerlerine hâlâ "bayramyeri" denil­
mesi, İbn-i B a t u t a ' n ı n verdiği bilgileri
doğrulamaktadır.
A t a l a r ı m ı z ı n Hak rızası için halkın
t e f e k k ü r , t e f e r r ü c ve mesire ihtiyaç­
l a r ı n ı d ü ş ü n m e l e r i ve bu u ğ u r d a ken­
dilerine emanet edilen mülklerini vak­
fetmeleri, hem üstün meziyet ve fazi­
l e t l e r i n i hem de yaşanılır bir çevre dü­
zenine çok çok önem vermelerini orta-
Ö 7 D A M A R
ya k o y m a k t a d ı r .
İbn-i Batuta (İbn Batuta Seyahatnamesi'nden seçmeler, İ . P a r m a k s ı z o ğ l u
s.16,17,121) Denizli Beyi Y i n a n ç B e ğ ' i n
de katıldığı bir ramazan b a y r a m ı ş e n l i ­
ğinden söz ederken "Namazgâha
gittiği­
mizde Sultan da askerleriyle
çıkmış,
bü­
tün sanatkarlar, davul zurna ve
boruları,
bayrakları ile hazırlanmışlar,
gösterileri
ve silahları ile de birbirleriyle
yanşa
girmişlerdi. Her sanatçı kolu.
yanlarında
getirdikleri koyun, öküz ve ekmek
yükle­
rini taşıyanlar,
kabristanda
kestikleri
kurbanları ekmekleriyle birlikte fakir
fu­
karaya dağıtıyorlardı.
Bayram alayı
kab­
ristandan başlamakta
idi. Oradan
Na­
mazgâha geliniyordu." der ve Sultan
Özbeğ'in tahtkenti (Başkenti)
"S AR AY" m
özellik ve güzelliklerini
anlattıktan
sonra
şunları ilâve eder. "Onüç Cuma
Mescidi
vardır." "Namazgâhları
ise
sayılamaya­
cak kadar çoktur."
Gerçekten de İ s l â m i y e t i n y a y g ı n o l ­
duğu ü l k e l e r d e , özellikle A n a d o l u ' d a ,
hemen hemen b ü t ü n kentlerde ve k ö y r
lerde, yol b o y l a r ı n d a k i konak y e r l e r i n ­
de ve açık arazilerde, bazen y a ş ı u n u ­
tulmuş ulu bir ç ı n a r ı n , bazen de b i r k a ç
salkım söğütün gölgelediği z ü m r ü t y e ş i ­
l i alanlarda şakır ş a k ı r hayat ş a k ı y a n
bir p ı n a r ya da sessiz veya ç ı n g ı r a k l ı
bir kuyu çevresinde yer alan s a y ı l a m a ­
yacak kadar n a m a z g â h v a r d ı r . A n a d o ­
lu'da hemen hemen her k ö y d e b i r ç ı n a raltı v a r d ı r ve genellikle k ı r k a h v e s i
olarak k u l l a n ı l a n bu mekanlar eski na­
mazgahlardır.
N a m a z g a h l a r ı n bu d e n l i çok o l m a s ı ­
nın özel ve güzel sebeblerinden i l k i ,
İslâmiyetin i l k y ı l l a r ı n d a , n u r l u M e d i n e
Devleti'n^n temellerinin h e n ü z a t ı l d ı ğ ı
devirlerde, toplu halde ve a ç ı k a r a z i l e r ­
de kılınan n a m a z l a r ı n t a t l ı h a t ı r a l a r ı n ı
yâd etmek, canlı tutmak ve g ü z e l i m
"sünneti seniyye"y\ s ü r d ü r m e k t i r .
İkincisi, p i k n i ğ e ya da y o l c u l u ğ u
çıkan ve yabancısı o l d u ğ u a ç ı k a r a z i d e
kıbleyi tayinde g ü ç l ü k l e r l e k a r ş ı l a ş a n
mü'minlere kıbleyi g ö s t e r m e k .
Üçüncüsü, İ s l â m i y e t t e ş a h ı s m ü l k ü
olan bağ, bahçe, harman, arsa ve ara­
zilerde namaz k ı l m a k için d a h i sahi­
binden izin almak ş a r t ı v a r d ı r . E ğ e r
N A M A Z O A H T
geniş b i r arazide istirahat etmek ve
namaz k ı l m a k için v a k f e d i l m i ş hayrat
bir yer yoksa, bu ş a r t l a r ç e r ç e v e s i n d e
kalan k i ş i n i n umuma ait olan "yol" da
dinlenmesi ve namaz eda etmesi gerekir
Ş a h ı s rnülkU arazilerden, sahibinden
helallik ( i z i n ) almadan y a b â n t ot dev­
ş i r m e k d a h t c â i z d e ğ i l d i r . Tasavvufta
bu d u r u m ö y l e i l e r i noktalara götü­
r ü l m ü ş t ü r k i , serinlemek a m a c ı y l a şahıs
mülkü evlerin saçaklarının
altından
geçmek ve a ğ a ç l a r ı n ı n a l t ı n d a oturmak
dahi d o ğ r u b u l u n m a m ı ş t ı r . Namazgah­
l a r ı n ç o k l u ğ u n u n sebeblerinden
biri
de, işte bu ve benzeri n e t â m e ve
s o r u m l u l u k l a r ı ortadan k a l d ı r m a k ve
halka g ö n ü l h u z u r u s a ğ l a m a k t ı r .
D ö r d ü n c ü s ü , sıcak yaz
aylarında,
cuma, t e r a v i h , bayram ve cenaze gibi
c e m a a t ı n y o ğ u n o l d u ğ u ibadetlerin, ter
ve nefes k o k u l a r ı n d a n r a h a t s ı z olunma­
dan s e r i n l i k ve f e r a h l ı k i ç i n d e , açık
havada e d â e d i l m e l e r i n i temin etmektir.
Beşinci sebeb ise, " s â h i b u l h a y r a t " ı n
genele a ç ı k özel parklar ve yeşil alan­
lar v a k f e t m e k suretiyle y a ş a n ı l ı r bir
ç e v r e d ü z e n i ortaya koyarak d i n i ve
medeni hamlelere k e n d i b o y u t l a r ı n d a
katkılarda bulunmaktır.
Bu y ü k s e k ideale saygı duymamak
m ü m k ü n d e ğ i l d i r . H a l k ı n , belediyelerin
ve d i ğ e r i l g i l i l e r i n bu konuya eğilme­
l e r i , u n u t u l a n ve i h m â l edilen namaz­
g a h l a r ı y e n i l e y i p d ü z e n l e m e l e r i , d i n t ve
medent b i r vecibedir. A y r ı c a , eskime­
yen c a n l ı l ı k l a r ı y l a hizmete a ç ı l m a l a r ı
şart olan ya da i s t i m l â k l e r sonucu yol­
larda veya yeşil alanlarda kalan na­
m a z g a h l a r ı n m ü n â s i b yerlerine :
"BURASI
NAMAZGAHIDIR
TEMİZ VE BAKIMLI
TUTULMALI­
DIR "
ş e k l i n d e t a n ı t ı c ı ve u y a r ı c ı kitabe­
ler k o n u l m a l ı ve her t ü r l ü işgal ve te­
cavüzden korunmalıdır.
Böyle b i r ç a l ı ş m a , hem ö r n e k bir ta­
v ı r , hem de k a l ı c ı b i r h a y ı r o l a c a k t ı r .
H i ç k u ş k u yok k i İ s t a n b u l ' d a k i na­
mazgahlar s â d e c e b i z i m listesini vere­
c e ğ i m i z t a ş ı n m a z l a r d a n ibaret d e ğ i l d i r .
Ancak, v a k t i y l e hemen hemen her ma­
hallede ö z e l l i k l e yol b o y l a r ı ve menzil-
AR
T21
lerde (konaklama yerlerinde) yer alan
n a m a z g a h l a r ı n bir kısmı belediyeler ve
k a r a y o l l a r ı n c a istimlak edilerek yolla­
ra, meydanlara k a t ı l a r a k k a m u l a ş t ı r ı l ­
mış, bir bölümü ise çeşitli kanallardan
ş a h ı s l a r a i n t i k a l ederek 'özel
mülkiyet'
e dönüşmüştür.
Bugünkü yeşil alanların \e şehir içi
dinlenme park ve bahçelerin
pek çoğu
vaktiyle
kamulaştırılmış
vakıf
namazgâhlardır. Yazık ki belediyeler
buraların
namazgth
setlerini
koruyarak
park ve
bahçelere
anıtsallık
kazandıramamıştır.
Kültür tarihimize emek vermiş entellektüellerimizden
Uğur Derman'm konuyla
ilgili
"Osmanlı
devri şehir ve menzil
yollarında
istirahat ve ibâdet
yerleri"
konferansında
da belirtildiği gibi " Çeş­
me ve namazgâhlar.
hayırsever
vatandaş­
lar eliyle yaptırılıp
vakfedilir.
Ancak,
zaman geçtikçe vakfa ait eserlere gösteri­
len umûmî alâkasızlık
ve
kayıtsızlıktan
namazgtthlar da nasibini almış,
yıkılması­
na, yok edilmesine, yerine bina yapılması­
na göz yumulmuştur.
Şu son kalan örnek­
ler olmasa, kültür tarihimizin bu bahsi de
tamamen kapanmış
sayılabilir."
A y n ı konferansda sayın Derman b i ­
ze şu k ı y m e t l i b i l g i l e r i de veriyor:
"Namazgtihların
bir kısmı, yerden bir
kaç karış yüksek olarak, bir sofa biçi­
minde inşa edilmiştir. Bazıları yerle aynı
seviyede olup. böyle hemzemin Namazgâhlar mutlaka bir duvarla çevrilidir. Bir
de çeşme üzerine bina edilen
"Fevkânî
Namazgâhlar"
vardır. Şehir içinde ve me­
sire yerlerinde
bulunan
Namazgahların
sâdece bir ibâdet yeri olmalarına
karşı­
lık; menzil yollarında
bulunan ayrı bir
vasıf, yani istirahat yeri vasfını da ka­
zanmaktadırlar.
Şöyle
söyleyebilirim:
.Menzil yollarındaki
namazgâhlar.
bugün­
kü mtnâstyla.
içinde bir ibâdet yeri de
bulunan benzin istasyonları gibidir.
Şim­
di nasıl yollardaki benzin
istasyonların­
da arabalarımızın
ikmâlini yapıp, kendi­
miz de ihtiyaçlarımızı
gideriyorsak
eski
devirlerde
yaşayanlar
da, at. deve. merkeb gibi zamanın nakil vasıtasını, bu da
yoksa biçâre ayaklarını burada dinlendi­
rip, yemeğini yer. çeşmeden suyunu içer.
çubuğunu çeker, bu arada ibâdetini
de
aksatmadan
yapardı."
224
MTT^tTAFA ÖZDAMAR
İ . H a k k ı K o n y a l ı ise (Konya Tarihi
S.570) K o n y a ' daki halk arasında Musallâ N a m a z g â h ı şeklinde şöhret bulan
b i r n a m a z g â h ı a n l a t ı r k e n şu bilgileri
veriyor:
"Selçûktler
zamanında
her şehir ve
kasabanın
SULTAN
MEYDANI,
MEY­
DAN denilen birer toplantı yerleri vardı,
müsöit havalarda buralarda bayram na­
mazı kılınır, bayramlaşılır,
Ordu uğurlanır ve karşılanır, yağmur dileği namazı
kılınır, açık kürsülerden halka ders, na­
sihat ve direktif verilirdi. Bu meydanla­
rın büyük kitleleri savaşa hazırlamak, on­
ların heyecanlarını kamçılamak
hususun­
da büyük rolleri olurdu."
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde 950
nolu defterin 248.sahıfe 7363 sırasında
kayıtlı Fafih Sultan Mehmed Han'ın
Okmeydanı ile i l g i l i fermanda yer alan
bilgiler bu hasusu teyid etmektedir. Ge­
rek sözünü ettiğimiz defterde ve ge­
rekse 954 numaralı defterin l.sayfasında kayıtlı fermanlarda "Ebul Feth vel
Gâzî Sultan Mehmed Han tâbe serthu
Hazretleri
İstanbul muhasarasına
şuru'larında (başladıklarında)
Okmeydanı
ta­
rafından gelüb feth ve teşhir etmeleriyle
teberrüken ve teyemmünen Okmeydanı ol­
mak ve seferi hümâyun vakitlerinde DUA
M AY DANI olmak üzere ittihaz ve SOFA
ve MİNBER binâ ve vakfedüb ve hudud
ve sınırı tahdid ve tebyin ve gerek rimat
yedlerine hattu hümâyun
ile muanven
evâmir-i aliyye ihsan idüb aslâ ve kat'a
meydan-ı
mezburda bağ ve bahçe ve
mandıra
ve bir türlü sair şeyler bina
olunmayub ve kuyular hafr olunmayub ve
koyun ve sığır ve şâir hayvanat ray olunmayub ve yehûd ve nasârâ ve müşriki­
ni ayak bastırmayub
mümkin olur ise
MEYDAN üzerinde kuş dahi uçurmayalar
deyu tasrih buyur "muştur. "...Cennetmekân Sultan Bayezid Velî Han tâbe serûh Hazretleri
daht meydan-ı
mezbure
riâyet ve bazı arazi ilhak ve tevsi idüb
anlar dahi emr-i şerif itâ itmiş ve bun­
lardan maada SalâÂn-i mâzıyeden
her
biri zamanlarında
minval-i meşruh üzre
evâmir-i aliyye verilmiş ve merhum Şey­
hülislâm
ve Müftiyyülenâm
Ebüssuud
Efendi dahî meydan-ı mezkurun ber min­
val-i muharrer sıhhat-ı vakfiyyetine
ve
tirendezâna
mahsus olarak ûhârm müdû-
helesinin menine fetvây-ı
mi Ş"ÜT.
şerife
itti
eyle­
NAMAZGAHLARIN İHYASI İÇİN
İSTANBUL'DA Y A P I L A N
ÇALIŞMALAR
1985 yılında İ s t a n b u l ' d a , b i z i m , is­
tanbul V a k ı f l a r Bölge
Müdürlüğüne
yaptığımız 14.2.1985 t a r i h l i y a z ı l ı tek­
l i f i m i z üzerine bu konuda y o ğ u n b i r
çalışma başlatılmış ve bizzat kaleme
aldığımız 28.Mart.1985 t a r i h ve H a y .
İşl.560 sayılı İ s t a n b u l V a k ı f l a r B ö l g e
Müdürlüğü yazısı ile, b ü t ü n İ s t a n b u l
M ü f t ü l ü k l e r i n e ve Belediye B a ş k a n l ı k ­
larına, n a m a z g â h l a r ı n t a r i h i , u h r e v f ve
kültürel f o n k s i y o n l a r ı izah e d i l d i k t e n
sonra:
"Bölge M ü d ü r l ü ğ ü m ü z c e n a m a z g â h ­
ların M ü f t ü l ü k l e r ve Belediyelerle k o ordincli olarak t a r i h i f o n k s i y o n l a r ı n a
kavuşturulması kararlaştırılmıştır.
Bu önemli hizmetin i f a s ı n a esas o l ­
mak üzere İlçeniz d a h i l i n d e b u l u n a n
namazgâhların
listeleri,
çapları
ve
uygun düşecek yerlerine k o n u l m a s ı ge­
rekli k i t â b e
metinleri
ilişikte
gön­
derilmiştir.
Bu meselenin bir an
götürülmesi için:
evvel
sonuca
1. Hem Diyanet hem de ş e h i r c i l i k aç ı s m d a n örnek teşkil edecek bu g ü z e l
hizmetin Diyanet V a k f ı ve B e l e d i y e
i m k â n l a r ı y l a finanse e d i l m e s i n i ,
2. D ü z e n l e m e s ı r a s ı n d a
gerekirse
İdaremiz M i m a r l a r ı n d a n i s t i f â d e e d i l ­
mesini,
3. M ü f t ü l ü k l e r i n n a m a z g â h l a n i b â ­
dete açık mescitler f a s l ı n d a n m ü t a l a a
ederek M u r â k ı b ( k o n t r o l )
listelerine
dahil etmelerini
4. Gerek d ü z e n l e m e e s n a s ı n d a
ve
gerekse sonrasında herhangi b i r p ü r ü z
çıktığı takdirde d u r u m u n i d a r e m i z e i n ­
tikal ettirilmesini ve d ü z e n l e n e n
na­
mazgâhların ibadete a ç ı l a c a ğ ı t a r i h i n
bildirilmesi..."denilmiş
ve
kalıcı
neticeler istenmiştir.
Bunun ü z e r i n e i l k p l â n d a m i h r a b l ı
ve minberli "anıt n a m a z g â h " l a n n İ s ­
tanbul'da kalan tek ö r n e ğ i olan B e y k o z
Anadoluhisari N a m a z g â h ı ele a l ı n m ı ş ;
NAMAZnÂHT A R
Beykoz M ü f t ü l ü ğ ü , Beykoz Belediyesi
ve istanbul V a k ı f l a r Bölge M ü d ü r l ü ğ ü
koordinasyonu ile kısa s ü r e d e a s l ı n a
uygun ş e k i l d e restore edilerek ibadete
açılmıştır. İ k i n c i olarak da B e ş i k t a ş
Maçka Y o k u ş u ' n d a yer alan Bczm-i A lem Valide Sultan N a m a z g a h ı ele a l ı n ­
mış ve b u r a s ı da kısa s ü r e d e d ü z e n ­
lenerek hizmete a ç ı l m ı ş ve herkesin ok u y a b i l e c e ğ i bir yerine şu k i t â b e ko­
nulmuştur.
BURASI
SULTAN
TEMİZ
MALIDIR
BEZM-İ
ALEM
NAMAZGAHIDIR
VE
BAKIMLI
VALİDE
TUTUL­
NAMAZGAHLAR
DİNLENMELERİ
VE
YOLCULARIN
NAMAZLARINI
EDA
ETMELERİ
DİLMİŞ AÇIK HAVA
İÇİN
VAKFE­
MESCİDLERİDİR
A r t ı k bize ş a h s e n , s a n ı r ı m , "kubbede
bâkî kalan hoş sadâ"ya.
y a n k ı olmak
üzere, i l k i 1190 H.(1774) de inşa edilen
H a y d a r p a ş a S a r a ç l a r , i k i n c i s i de 1208
H.(1793)de v a k f e d i l e n K a d ı k ö y L â d i k l i
Ahmed Ağa N a m a z g a h l a r ı n a ait şu i k i
nefis k i t a b e y i vermek ve
neticeyi
gözlemek d ü ş ü y o r .
"Habbezâ; mızhet-fezüy-ı
kıt'a-i hıddi bertn
Kim nazîr olmaz buna sahn-ı
feıîıy-ı
gülsitân
Sâhib-ul hayr itdi icrâ iki mâ-i müs­
takil
Nuş iden bir kâsesin, bulur hayat-ı câvidân
İstirahat
etmeye, bttâb olan ziivvar
içun
Doğrusu muhtaç idi bir böyle tarha
bu mekân
İsteyen alsın vudû',kılsın
namaz, etsin
dua
Eylesin
tahsfi-i
Gufrân-ı
Hüdây-ı
Müsteân
Sermedâ! Tarihin işrab et ıtşân-ı üm­
mete
Soffa-i
nâdide-i
aynân-ı
fihâ
tecriyân",
"Oldu mâlik
bu makam-ı
dilkeşe.
kıldı nazar.
22i
Kim havası rahatefzt,
zedâ
tb-ı püki
Sof fa yaptı, serviler dikildi,
eyledi
Kim
dua"
teferrüc
eyleyenler
hem
gamsarf
ide bir hayr
H A Y R A T - I ŞERİFE
U Z M A N L A R I N I N TESBİT
EDEBİLDİKLERİ İSTANBUL
NAMAZGAHLARI
Gelin şimdi sizinle, kimisi y a k ı n d a n
t a n ı d ı k , kimisi uzaktan âşinâ, k i m i ha­
yatta k i m i mematta, "eli kalem tutan",
"ağzı lâf yapan", "sözü sohbeti dinlenir"
bir kaç zevât ve bir o kadar da hazerâtla b i r l i k t e Yunusça "teferrüc
eyleyüh
istanbul n a m a z g a h l a r ı n ı dolaşalım.
Farzedin k i şimdi Fatih'te, H ı r k a - i
Şerif Camii'ndeyiz; namazı kıldık, Hırka-i Şerifi ziyâret ettik. T â â â a "Yemen
İllerinde Veysel KarânT"den bu yana, el­
den ele gönülden gönüle, yaşanmış sev­
g i l e r i n tatlı gerçekleriyle menkıbe ve
destan k e r v a n l a r ı n d a , a r û z ' u n ağır ve
v a k û r ritminde, bazen "sabâ" bazen
"rast" bazen "segâh" bazen "nevâkâr", k i ­
m i kez de k ı s k ı v r a k zevrak m a k a m l a r ı n
e ş l i ğ i n d e tekbir ve salavatlarla Medi­
ne'den Yemen'e B a ğ d a d ' d a n İstanbul'a
sevginin i k l i m i n i taşıyan sıcak h ı r k a d a
ı s ı n d ı k t a n sonra. Evliya Çelebi'miz gibi
"silrçi lisân" ederek "Şefaat yâ Rasûlâllah!" diyeceğimiz yerde "Seyyahat yâ
Rasülâllah!" diyerek E y ü b ' e gideceğimi­
zi d ü ş ü n ü n , Ama mâdem k i F â t i h ' d e y i z ,
h a z ı r burdayken önce F â t i h ' i dolaşalım,
Fâtih Namazgahları :
1. E d i r n e k a p ı A t i k A l i Paşa Mahallesi'nde, 1231 H . (1815) de Lâtif Ağa
t a r a f ı n d a n vakfedilen N a m a z g â h ı n bu­
g ü n k ü durumunu bilemiyoruz.
2. Ayvansaray Korucu Mehmet Çe­
lebi Mahalle ve caddesinde 1269 H.
(1852) de Emetullah Hatun,
3. Seyyid Ömer Mahallesi K ü ç ü k h a mam
Caddesinde 1217 H.(1802) de
Seyyid Seyfullah ve Seyfeddin,
4. Seyyid Ömer Mahallesi Sülûsî
M e y d a n ı n d a , 1252 H. (1836) de Ziştovî
A l i Paşa tara*"'ndan vakfedilen namaz-
226.
MTTSTAFA ÖZDAMAR
g â h l a r ı da göremedik.
5. Hacı Evhaddin
Mahallesi'nde
334 pafta, 1074 ada, 46 parsel sayılı
H a c ı Evhaddin N a m a z g â h ı , Namazgâh
Çeşmesinin üstündeki değişik t a r i h l i
kitabelerden anlaşıldığına göre, Hacı
Evhaddin'in 993 H.(1585)de yaptırdığı
çeşme zamanla yıkılmış, 1228 H.(1813)
de K a y ı ş Mustafa Ağa t a r a f ı n d a n tek­
rar y a p t ı r ı l m ı ş ve daha sonra da 1931
y ı l ı n d a Ahmed K e m â l Bey t a r a f ı n d a n
tamir ettirilmiştir. Kitâbeler şöyledir:
"MAŞAALLAH
SAHİB-UL
HAYRAT
VE-L HASE­
NAT
BABUSSAADE
AĞASI
SABIK
MERHUM
KAYIŞ
MUSTAFA
AĞA. 1228"
"EFENDİM AFİYET
OLSUN
CÜMLE GEÇMİŞLERİN
RUHUNA
FATİHA, 1931"
Şehir imar p l â n ı n d a yeşil alan
g ö z ü k e n bu n a m a z g â h ı n k ü l t ü r e l fonk­
siyonuna y a r a ş ı r şekilde düzenlenmesi
bu alana anıtsallık k a z a n d ı r a c a k bir
ç a l ı ş m a d ı r . Câmiler, medreseler,tekkeler
ve z â v i y e l e r şehri olan ve İstanbul'un
ç e k i r d e ğ i durumunda bulunan F â t i h ' den, F â t i h Belediyesi'nin bu düzenleme­
y i e s i r g e m e y e c e ğ i n d e n emin olmak isti­
yoruz. İ s t a n b u l V a k ı f l a r Bölge Müdür­
l ü ğ ü bu konuda kendisine -düşen görevi
b i r ö l ç ü d e yerine getirmiş ve 28.3.1985
/560 t a r i h sayılı yazısı ile namazgâhın
nasıl d ü z e n l e n e c e ğ i n i belirtmiştir. Bun­
dan sonrası Belediyeler'in şehir kültü­
r ü n e verdikleri değere ve şehircilik an­
l a y ı ş l a r ı n ı n p r a t i ğ e y a n s ı y a n uygulama­
lara b ı r a k ı l m ı ş t ı r . U m a r ı z Fatih Beledi­
yesi Fatih'te kalan tek n a m a z g â h ı anıt­
l a ş t ı r m a şerefini ihmallere k a p t ı r m a z .
6. Fatma Sultan Mahallesi Arpaemini K ö p r ü Sokağı'nda yer alan 429
pafta, 1900 ada, 26 parsel sayılı H a l i l
Ağa N a m a z g â h ı ' n ı n bir bölümü istimlâk
edilerek yola katılmış, bakiyesi üzerine
ise maalesef gecekondu yapılmıştır.
Evüb Namazgahları :
7. A l i b e y k ö y ' d e 1206 H.(1791) de Si­
l â h t a r Ağa' nın vakfettiği n a m a z g â h ı n
b u g ü n k ü konumunu tesbit edemedik.
8. E ğ r i k a p ı haricinde
Cebecibaşı
Mahallesinde Savaklar Caddesinde yer
aldığı H a y r a t - ı Ş e r i f e
defterlerinde
belirtilen, ancak b u g ü n k ü
konumları
tesbit edilemeyen n a m a z g â h l a a y n ı ma­
hallede yer aldığı k a y ı t l ı b u l u n a n d i ğ e r
i k i namazgâhı da g ö r e m e d i k .
9. Topçular Mahallesi T o p k a p ı - E d i r nekapı Caddesi ü z e r i n d e b u l u n a n 68
pafta, 164 ada, 3-4 parsel s a y ı l ı Z ü l â l î
Namazgâhı 1107 H.(1695) de H a c ı Mus­
tafa Lâ'li Efendi t a r a f ı n d a n
vakfedilmiştir. Biz 1976 y ı l ı n d a bu namaz­
gâhı tetkik ettiğimiz zaman, b i r y ü z ü
mihrab olan N a m a z g â h Ç e ş m e s i a y a k t a
duruyor ve çevresinin d ü z e n l e n m e s i n i
bekliyordu Eyüb Belediyesi'nin b u r a y ı
tariht fonksiyonuna
kavuşturacağını
umuyoruz.
10. Emirbuhari Mahallesi ve Cad­
desinde yer aldığı b e l i r t i l e n B e y l e r b e y i
Çeşmesi,
11. Servi Mahallesi
Vezirtekkesi
Caddesindeki,
12. K a r c ı S ü l e y m a n S u b a ş ı M a h a l ­
lesi ve Caddesi'ndeki Musa o ğ l u K o c a
Mehmed,
,
13. Zeynepl Sultan Mahallesi K a r ­
yağdı Caddesi' ndeki H a z r e t i H a l i d N a mazgâhlarinı da maalesef g ö r e m e d i k .
14. Rami Cuma Mahallesi A l t u n t z â de Bağyolu S o k a ğ ı ' n d a yer alan 239
ada, 12 parsel sayılı Sultan B a y e z i d ,
15. Üçşehidler Mahallesi G ü m ü ş ­
süyü Sokağı' ndaki 63 pafta, 319 ada, 5
parsel sayılı N a m a z g â h l a r ı n E y ü b Bele­
diyesi t a r a f ı n d a n N a m a z g â h k ü l t ü r ü n ü
yaşatacak biçimde d ü z ü n l e n m e s i bekle­
niyor.
Zevtinburnu N a m a z g â h l a r ı :
16. Merkez Efendi Mahallesi T a k keci Mevkiindeki Sultan 2.Mahmud N a ­
mazgâhı'nın ancak hayrat s i c i l i k a y d ı n ı
tetkik edebildik.
17. Merkez Efendi Mahallesi L o n d r a
Asfaltı İlyaszade S o k a ğ ı ' n d a yer a l a n
2924 ada, 8 parsel sayılı S â k i n e H a t u n
Namazgâhı,
18. Kazlıçeşme Mahallesi V e l i E f e n ­
d i Sokağı' ndaki 1659 ada, 14 parsel sa­
yılı V e l i Efendi N a m a z g â h ı ,
NAMAZGAHI,AR
19. Merkez E f e n d i Mahallesi Davutp a ş a - T o p k a p ı A s f a l t ı Y ı l a n l ı a y a z m a yo­
lunda yer olan 498 pafta, 2953 ada^ 4
parsel sayılı Mahpeyker V a l i d e Sultan
N a m a z g a h l a r ı Belediyenin ve M ü f t ü l ü ­
ğün h i m m e t i n i bekliyor.
20. Ç ı r p ı c ı Mahallesi Ç ö r e k ç i Seyyid
Nizam Y o l u ' n d a k i 514 pafta, 2989 ada,
2 parsel s a y ı l ı Ş e h i d l i k
Namazgahı'
A y a n o ğ l u ' n u n n o t l a r ı n a göre; 1208 H .
(1793) de H a c ı Mustafa Ağa t a r a f ı n d a n
vakfedilmiştir. Kitâbesi şöyledir:
KÜLLEMA
KERİYYA-L
ZE-
RUHİÇUN
FA­
MİHRAB
SAHİB-İL
TİHA
LAİLAHE
D-UR
KİM
ALEYHA
DEHALE
HAYRAT
İLLALLAH
RASULULLAH
ETSE
MUHAMME-
MUSTAFAYI
HAYR
İLE
YAD
İKİ
ALEMDE
YA
RAB
EYLE
DİL-
MAĞFUR
EL
MUH­
2944 ada,9 parsel sayılı n a m a z ğ â h l a r
ile,
24. Merkez Efendi Mahallesi Balıklı
Ç ı r p ı c ı yolunda yer alan 512 pafta,
3000 ada, 4 parsel sayılı Hacı Salih Ağa
Namazğâhı,
25. Merkez Efendi Mahallesi Çörek­
çi Seyyid Nizam Yolundaki 511 pafta,
2980 ada 12 parsel sayılı diğer bir
N a m a z g a h ı n da Zeytinburnu Belediye
ve M ü f t ü l ü ğ ü n c e d ü z e n l e n m e l e r i bekle­
nilmektedir.
26. Merkez Efendi Mahallesi Londra
A s f a l t ı İ l y a s z a d e Sokağı'nda yer alan
2923 ada 1 parsel sayılı N a m a z g a h ' ı n
ç a ğ d a ş m i m a r i perspektifi çerçevesinde,
F a t i h ' i n Eski Eserlerini ihya ve K o r u ­
ma D e r n e ğ i t a r a f ı n d a n câmi olarak i n ­
şası p l a n l a n ı y o r .
A y a n o ğ l u n o t l a r ı n d a burası ya da
buraya y a k ı n başka bir N a m a z g â h için
şu k i t a b e y i veriyor:
ŞAD
MERHUM
TAÇ
İLA
VE
RAHMETİ
RABBİH-İL
227
KÜLLEMA
SERASERCİBAŞr
TAFA AĞA RUHİÇUN
SENE 1208 H.
E L HAC
MUS­
E L FATİHA
EL
HACI
BAYRAM
BİN
HACI
SENE 955 H.(1548)
Kitabesine göre H a c ı Bayram Efen­
di
tarafından
yaptırılan
çeşmenin
c i v a r ı n a 1193 H.(1779) de y ü k s e k l i ğ i
1.53,eni 58 ö l ç ü l e r i n d e namazgah taşı
k o n u l m u ş t u r . N a m a z g â h t a ş ı n ı n bir yüzüde sülüs "Küllemâ
dehale aleyhti zekeriyya-l mihrab" â y e t i , ö b ü r y ü z ü n d e
ise t e z y i n a t l ı ü z ü m l ü asma ve o r t a s ı n d a
servi m o t i f i b u l u n u y o r d u .
22. Merkez E f e n d i Mahallesi eski
çırpıcı yolunda yer alan 2959 ada, 3
parsel sayılı H a c ı Emin Ağa,
23. Merkez E f e n d i Mahallesi Dav u d p a ş a ve F a z l ı p a ş a S o k a k l a n ' n d a k i
ZE-
EŞ
HAC
NAKŞI-
ŞEYH
ŞUMNUVİ
ALİ
EFENDİ­
HAYRATIDIR
SENE
21. İ s t i m l a k edilerek yola k a t ı l a n ,
Merkez E f e n d i Mahallesi Ç ö r e k ç i Sey­
y i d Nizam Y o l u n d a k i 511 pafta, 2982
ada, 1 parsel sayılı n a m a z g â h ı Ayanoğlu şöyle a n l a t ı y o r .
ALİYYE-İ
BENDİYYEDEN
NİN
ALEYHA
MİHRAB
TARİKAT-I
ĞAFUR
ÇEŞME-İ
DEHALE
KERİYYA-L
1283
H.(I866)
Bakırköv Namazgahları :
27. Ü m r a n i y e Mahallesi Çekmece
Caddesi B â d e m l i b a h ç e Sokağı'nda yer
alan 392 ada 32 parsel sayılı Bezmi
Alem Valide Sultan N a m a z g â h ı , halktarafından câmiye dönüştürülmüştür.
Eminönü Namazgahları :
28. Bostanı A l i Mahallesi K a d ı r g a
L i m a n Caddesi'nde yer alan 1193 H.
(1779) de Esmâ Sultan t a r a f ı n d a n vakf
olunan n a m a z g â h a l a n ı n d a
bugünkü
K a d ı r g a P a r k ı yer alıyor. Sofalı Na­
m a z g â h Çeşmesi b ü t ü n zarafetiyle ayakta durmakta ve e t r a f ı n ı saran yeşil
kuşak çevreye huzur ve cıvıltı sun­
maktadır.
29. D e m i r t a ş Mahallesi Deveoğlu İpçiler ve K u n d u r a c ı l a r Caddeleri'nde
yer a l d ı ğ ı kayıtlı bulunan n a m a z g â h
ile.
MUSTAFA Ö 7 D A M A R
228
30. Küçükayasofya Mahallesi Çatladıkapı Caddesi'nde yer alan H a n ı m
Kadın,
31. Ve, Vefâ Dârulhadis Mahallesi'ndeki Namazgâhlarının
bugünkü
k o n u m l a r ı n ı tesbit etmek m ü m k ü n ol­
mamıştır.
32. Sultanahmed Üçler Mahallesi
A t m e y d a n ı Caddesi'nde dikilitaşların
karşısında yer alan, 922 H.(1516) Namazgâh olarak, 959 H. (1551) de ise Câmi olarak hizmet veren bu eserin hara­
belerine ait temel kalıntıları, kendi­
lerini Sultan Ahmed sit alanı çerçeve­
sinde a n ı t s a l l a ş t ı r a c a k
sanatçı eller
bekliyor.
İsmail M â ş û k t Hazretlerinin meşhedi
olan bu alan, h a t ı r a s ı n a yaraşır şekilde
d ü z e n l e n d i ğ i gün A t m e y d a n ı yeni bir
anıt daha k a z a n m ı ş olacaktır.
Sisli N a m a z g a h l a r ı :
33. Miss Julia Pardoe'nin "The City
Of The Sultan A n d Domestic Manners
O f Turks" (Sultanın Şehri Ve T ü r k l e r i n
Aile H a y a t ı n d a k i Gelenekleri) adlı Seyyahatnamesinde K â ğ ı t h a h e Mesiresini
a n l a t ı r k e n "Okçuların
toplandığı
yerin
biraz solunda; yaşlı söğüt ağacının göl­
gesi altında bir tümsek yükselmiştir.
Bu­
rası Padişah (Sultan 2.Mahmud) ın Oda­
lığının
mezarıdır.
Gençliğinin, güzelliğinin
ve çehresinin
en parlak devrinde birdenbire ölmüş.
Padişah bu güzel Odalığının ölümüne o
kadar üzülmüş ki. tam iki yıl bu yüzden
Kâğıthane Sarayı'na gelmemiş. Bu mezar­
lık selâmlık
penceresinden gözükür
ve
söğüt dallan
arasında adeta inildeyen
rüzgâr
sesi. selâmlığın
yıldızlı
salon­
larında
oturanların
kulaklarına
kadar
gelir. Sultan Mahmud'un bu Odalık için
duyduğu ızdırablı anlarda. Ona bir şiir
yazdığını
duydum. Bunu ele geçirmek için çok uğraştım, fakat
başaramadım.
Bu Odalık için fazla üzüntü duyul­
muş olduğu halde, bugün unutulmuş git­
miş. Mezarın yakınlarında
dolaşan güzel­
ler, şimdi onun kara bahtını
düşünmeye­
cek kadar kendi âlemlerindeler...
Böyle
iken, Pâdişâhın
okunu bu
mezardan
başka bir yöne atması, benim duygulu
tarafıma bir teselli oldu..."
"...Kâğıthane
deresini
tasvir
ettiğim
zaman, sözünü etmiş olduğum
Odalığın
mezarının olduğu yere doğru gittim.
Av
ışığı.mezar
taşma vurmuştu,
bir
bülbiil,
mezarın üstüne doğru dalları sarkmış
ağaçların arasından acı acı ötüyordu.
Bu­
rası cümbüş içindeki
kalabalıktan
epey
uzaktı. Böyle oluşu beni
duygulandırdı."
Şeklinde anlattığı yer, g e r ç e k t e b i r me­
zarlık değil N a m a z g a h t ı r .
Namazgâh
taşlarının mezar t a ş l a r ı n a
benzemesi
sebebiyle, yerli ve y a b a n c ı pek ç o k k i ş i
t a r a f ı n d a n n a m a z g a h l a r ı n m e z a r l ı k sa­
nıldığını
yazımızın
başında
belirt­
miştik. Miss Julia Pardoe'nin
1835'li
yıllarda gördüğü ve mezar s a n d ı ğ ı bu
namazgahı 150 yıl sonra, 1985' lerde
İstanbul V a k ı f l a r Bölge M ü d ü r l ü ğ ü ' n ü n
takib e l e m a n l a r ı n d a n olan C e m i l D a l
dostumuzla b i r l i k t e biz de i n c e l e d i k .
Kâğıthane Kasri'nın selâmlık
dâiresi
penceresinin ö n ü n d e , hem de S u l t a n
Mahmud gibi k a r ş ı s ı n d a h ü z ü n l ü ve ne­
şesiz bir çehre bile g ö r m e y e t a h a m m ü l
etmeyen bir P â d i ş â h ı n , d i n l e n m e k i ç i n
gittiği yazlık k a s r ı n b a h ç e s i s a y ı l a b i ­
lecek bir yerde böyle bir a ğ ı t a n ı t ı
yaptırmasının
imkânsızlığına,
ayrıca
Miss Pardoe'nin mezar s a n d ı ğ ı t ü m s e ğ i n
namazgah seti o l d u ğ u n a i h t i m a l v e r d i ­
ğimiz için, ünlü K â ğ ı t h a n e ve S â d â b â d ı
baştanbaşa yaya d o l a ş t ı k . Sultan M a h ­
mud'un yazlık s a r a y ı n ı n h a r a b e l e r i n i ,
selamlık dairesine rastlayan
kısmın
karşısını ve o k ç u l a r ı n
toplandıkları
yerleri tek tek inceledik. Miss Par­
doe'nin mezar s a n d ı ğ ı n a m a z g â h seti
üzerinde 1310 H.(1892) de y a p t ı r ı l m ı ş
zarif bir çeşme ve dinlenme p a r k ı ve
yeşil alan olarak d ü z e n l e n e n ç e v r e s i n d e
ise ikisi kitabeli i k i s i k i t â b e s i z d ö r t
adet okçulara ait menzil t a ş ı g ö r d ü k .
Kendisine verilen y a n l ı ş b i l g i l e r i n
romantik etkisiyle ince b i r h ü z n e k a p ı ­
lan zarif Miss Julia Pardoe, e ğ e r b u r a ­
sının bir mezar değil de, O g ü z e l oda­
lığın anısını a n ı t l a ş t ı r a n b i r t e f e r r ü c
namazgahı o l d u ğ u n u bilseydi, A l l a h b i ­
l i r , güzel gönlü incinmez ve
mahzun
yüzünde h ü z ü n değil s e v i n ç ç i ç e k l e r i
açardı. Yazık k i k a r a n l ı k t a
kalan
kültürümüz yüzünden bizim çehrele­
rimiz de a y n ı b u r u k l u ğ u t a ş ı y o r . Mezar
s a n ı l a r a k ihmâle u ğ r a y a n ve b a ş k a c a
229
NAMAZGAHI.AR
yollarla kaybolan b ö y l e pek çok Namazgâhımız, kendilerini düzenleyecek
ş e h i r c i l i k ustası ve peyzaj m i m a r ı sa­
n a t ç ı ellere ç a ğ r ı ç ı k a r a c a k b i l i n ç l i Be­
lediyeler bekliyor.
34. H a y r a t ı Ş e r i f e
uzmanları'nın
gördükleri
Kâğıthane
Caddesi'ndeki
K i l e r c i U s t a s ı Hatice Usta N a m a z ğ â h ı .
35. A y a n o ğ l u ' n u n kitabesini v e r d i ğ i
M i h r i ş a h V a l i d e Sultan Yusuf Paşa Na­
m a z g a h l a r ı n ı maalesef g ö r ü p incelevemedik. A y a n o ğ l u ' n u n v e r d i ğ i çeşmeve
ait kitabe ş ö y l e d i r :
CENABı
DARı
YUSUF
IDÜB
KıLMıŞDı
HAN
IBRAHIM
PAŞA
ICRA-ı
ABAD
MÜRUR-ı
MUHTAÇ
OLDU
MA-
MIHRIŞAH
BU
ÇEŞMEYI
REFTIYLE
IMIŞDI
HARAB
OLDUKDA
NIDEN
EYLEDI
MA
SELIM
SİL4H-
HAN-ı
TAMIRE
BU
MUR
DEF
CIHANıN
4
YE­
VALIDESI
UNVAN
ZIHI
HAYRAT-ı
DILCUDUR
(ARIF)
SÖYLEDIM
TARIH
BU
RAN A
ÇEŞME
S ARı
YALA
VALIDE
SULTAN
KI
YAP
Dı
36. H a r b i y e Mahallesi K ü ç ü k ç i f t l i k
ve Dereyolu Sokaklan'nda yer alan 90
pafta, 770 ada, 11 parsel sayılı Hazine
Vekili
Osman
Ağa
Namazgûhı'nın
"KÜLLEMA
KERRIYYA-L
DEHALE
MIHRAB"
ALEYHA
âyetinin
ZEyer
a l d ı ğ ı s ü l ü s k i t â b e l i k ı b l e taşı b u g ü n
mevcut d e ğ i l d i r . 1198 H.(1783) de vak­
fedilen bu n a m a z ğ â h da g e ç t i ğ i m i z yıl­
larda belediye t a r a f ı n d a n istimlak edilerek yeşil alan k a p s a m ı n a a l ı n m ı ş ve
bugünkü Maçka Parkına
katılmıştır.
K a y b o l a n n a m a z g â h l a r için en i y i son
budur.
Ancak yine de b u r a l a r ı n
Bele­
diyelerce t a r i h i
ve
kültürel
fonk­
siyonlarına
kavuşturularak
anıtsall a ş t ı r ı l m a s ı u m u l u r . Z i r a namazgah­
ların
asıllarına
uygun ş e k i l d e
dü­
zenlenmeleri hem yeşil a l a n l ı k özel­
l i k l e r i n i koruyacak hem de o ç e v r e y e
kutsal b i r a n ı t s a l l ı k
kazandıracaktır.
Bu ise t a r i h i m i z i n , k ü l t ü r ü m ü z ü n ve
ş e h i r l e r h a l k ı n ı n en t a b i i h a k k ı d ı r .
Beşiktaş N a m a z g a h l a r ı :
37. Vişnezâde Mahallesi Spor Cadde­
sinde yer alan 698 ada, 1 parsel sayılı
Bezmi Alem Valide Sultan N a m a z ğ â h ı .
aslına uygun şekilde korunan Namaz­
gahlardan
birisidir.
328.50.
M^'lik
n a m a z g a h ı n t a m a m ı bir metreye yakın
bir yüksekliğe sahib bir set halindedir.
İ ç i n d e ve çevresinde çevreye cıvıltı su­
nan yüksek ağaçlar v a r d ı r . Hemen ya­
n ı n d a yer alan ünlü Çeşmesi, su mima­
r i m i z i n en zarif ö r n e k l e r i n d e n d i r . 1985
y ı l ı n d a hem namazgâh hem çeşme aslı­
na uygun şekilde restore edilmiş ve ta­
r i h i fonksiyonlarına kavuşturulmuştur.
Çeşmeye su bağlanmış ve namazgah te­
r a v i h n a m a z l a r ı n a açılmıştır
N a m a z g â h taşının ön y ü z ü n d e , celisülüs bir hat ile "KüUemü dehale oleyhû
Zekeriyya-l mihrah" âyeti, arka y ü z ü n d e
ise "İsmetlû VöUde Sultan
Hazretlerinin
hayratıdır.
1255 //.(1839)" ibâresi bu­
lunmaktadır.
İ l â h î kaderin esirelikten Sultanlığıa
y ü k s e l t t i ğ i . Sultan 2.Mahmud'a eş ve
Sultan Abdulmecid'e anne yaptığı Bez­
mi Alem Valide Sultan'ın 1807-8' lerde
d o ğ d u ğ u 1852'de öldüğü s a n ı l m a k t a d ı r .
H a y a t ı h a k k ı n d a ayrıntılı bilgi ve
belge bulunmayan ve Vâlide Sultan'ın
b ı r a k t ı ğ ı pek çok h a y ı r eseri. Onun
r u h u n d a k i zarafeti yaşatıyor. M ü h r ü n ­
de yer alan şu i k i mısra' ise, evrenin
erdeminden yansıyan evrensel sevginin
i k l i m i n i taşıyor:
MUHABBETTEN
HASIL
MUHAMMEDSİZ
NE
HASIL
MU HAMMED
OL­
DU
MUHABBETTEN
38. Ekmekçibaşı Mahallesi Setbaşı
ve Ç u k u r ç e ş m e Sokaklan'nda yer alan,
Esmâ Sultan'ın vakfettiği Maçka Mey­
d a n ı , ilginç bir vakıf örneğidir. Esma
Sultan burasını salt M E Y D A N olarak
mı yoksa K o n y a h ' n ı n anlattığı MEY­
D A N N A M A Z G A H olarak mı vakfet­
miştir, biz bunu tcsbit ve tevsik
edemedik. Ancak sadece M E Y D A N ola­
rak v a k f e d i l m i ş bile olsa, başlıbaşına
ve çok ilginç bir medeni abide olduğu
a ç ı k t ı r . Yolların, m e y d a n l a r ı n ve yeşil
230
K/fTTgTAf ^ n Z D A M A R
alanların çoğunluğunun vakıf olduğunu
söylemenin isabeti de açık değil midir?
Hangi milletin insanı, kendi mülkünü
meydan olarak, yeşil alan özelliğini
sahib namazgâh olarak, mesire olarak,
teferrücgâh olarak vakfetmiştir? Bun­
ların dint ve medenî kıymeti bilinmeli
ve bu alanlara, kültürel düzenlemelerle
kutsallık ve anıtsallık kazandırılma­
lıdır. Şehirlere solunum imkânı veren
ve yaşanılır bir çevre düzeni getiren
vakıf eserlerinin cümlesine saygı gösteriln*lidir. Önüne gelen vakıf eserini
düzleyip geçen değil, en azından şehir
kültürüne kıymet veren bilinçli beledi­
yeler beklenilmelidir. Kültürel kıymet­
ler, kıyımdan korunmalıdır. Fakat ya­
zık ki çoğu kez tam tersi yapılmak­
tadır. Şehirler bu yanılgı içinde daha
fazla yakılmamalıdır. Aksi takdirde
çevremizde beton ve asfalt heyûlâlanndan başka bir şey kalmayacak, o
zaman da hayat kör bir çığ gibi üze­
rimize yıkılacaktır.
Belediyelerin ve özellikle Müftü­
lüklerin bu konuya karşı yaklaşımları
anlaşılır gibi değildir. İstanbul Va­
kıflar Bölge Müdürlüğünün 28.3.985
/560 tarih sayılı tarihi çağrısını ce­
vapsız bırakmaları bunun göstergesidir.
39. Ortaköy Çiftlik ve Karadağ Sokakları'ndaki Namazgâh, 1223 H.(1808)
de Neşet Ağa,
40. Nişantaşı Teşvikiye Hacı Emin
Efendi Sokağı'ndaki Namazgâh, 1192
H. (1778) de Sultan l.Abdulhamid
Han'ın Başkapı Çuhadarı Hüseyin Ağa,
41. Asâriye Mahallesi Fıstıklı Sokak'taki Namazgâh da Sultan 2.Mahmud tarafından vakfedilmiştir.
42. Vişnezâdc Mahallesi Setbaşı So­
kağı ile meydanın birleştiği yerdeki
Namazgâh, Maçka Parkı'nın diğer bir
köşesini oluşturuyor.
43. Cihannüma Mahallesi Serencebey Yokuşu'ndaki Namazgah ise, ya
Yıldız Camii'nin önündeki yeşil a l a n ı n '
bir kısmına ya da Abbas Ağa Parkı'na
tekabül ediyor. Y a da Barbaros Bulvarı'nda kalıyor. Kesin sınırları bilin­
mediği için tam tesbit edemedik.
«TY^R'V Namazgahları :
44. Tophane Hacı Mimi Mahallesi
Lüleci Hendek Sokağı'ndaki 140 ada 2
parsel sayılı Namazgâhı 1211 H . (1796)
de Bâbussaade Ağası Bilal Ağa vakfet­
miştir. Aynı tarihte inşa edilen Çeş­
mesinin kitâbesi şöyledir:
İNAYET
MENBAI
SULTAN
LİMİN SAFVET-İ TAB I
IB ADI
DERGEHİN
CUY-İ HÛDA
KILDI
CÜMLE
HUSUSA KİM HALİL
HİMMET BİLAL AĞA
UMURUNDA
İKTİDA
KILDI
VEKİLİ
ZİNE OL
RIZA
PAŞALI
İMAM-İL
SE­
PÜR-
MÜSLİMİNE
MES'ADEDMEND-İ
ATAPERVER
NÜKUD-İ GONC-İ LÜTFİN
SARF-I RIZA
KILDI
HA­
SU
GİBİ
REVAN EYLEYÜB HENDEK
BAŞIN­
DAN AB-I
DİLCUYU
BU RAN A ÇEŞMEYİ
TOPHANE
SU­
YUNDA BİNA
KILDI
AKUB ZER-İ
LUTF-İ
FEYZİ
NAVDAN
KABE
GÜMÜŞSUYUN
BU VADİLERDE
KADR Ü BAHA
KILDI
OKUYANIN EZ ANIYLA
VEHBİYA
TARİH
Bİ
CÜHERVEŞ
BİLAL AĞA GEL İÇ ZEMZEM
YÜB NASA SALA
KILDI
1211
ASA
Dİ-
H.(1796)
45. Kamer Hatun Mahallesi A ş ı k l a r
Kabristanı Sokağı'ndaki Aşıklar
Na­
mazgâhı,
46. Tarihe bile sığmadığı halde ba­
sit bir gecekondu salgınına kurban gi­
den Kasımpaşa, Sinanpaşa Mahallesin­
deki O K M E Y D A N I N A M A Z G A H I ile
aynı sosyal kaderi paylaşıyor.
İ.Fazıl Ayanoğlu'nun ü z e r i n e kitap
yazdığı bu M E Y D A N , bize d ü n y a n ı n
en güzel kentini kazandıran F a t i h ' i h
"Üzerine hiç bir şekilde
muhdes bina
yapılmasın!
Hayvan
otlatılmasın!.
Hristiyan ve Yahudi sokulmasın!..
Eğer
mümkin olursa üzerinden
kuş bile uçu­
rulmasını..."dediği
ve Ebussuud E f e n di'nin de bu yönde fetva v e r d i ğ i mu­
kaddes bir M E Y D A N dır. Mimar dostu-
N A M A Z G A H I AR
muz 1.Ahmed A r s l a n o ğ l u ' n u n ifadesiy­
le "tarihte kazanılmış
başarıların
millete
mal olmuş
kupaları"
diyebileceğimiz
menzil t a ş l a n , bu M E Y D A N ' ı n m i l l i
bekçileridir. Yazık k i sözünü ettiğimiz
s a l g ı n d a bu b e k ç i l e r de k ı y ı m a u ğ r a ­
mıştır. K a l a n l a r ne o l a c a k t ı r ? Bu so­
r u n u n c e v a b ı , m ü z e y e konacak ya da
belli bir
yerde toplanacak
şekilde
o l m a m a l ı d ı r . Z i r a t a r i h t e n gelen bir
ezgiye göre:
"Taş düştüğü
yerde ağır"
dır.
Açık m e k â n k ü l t ü r ü n d e namazgah­
lar, y e r y ü z ü n d e benzerleri bulunmayan
v a k ı f ö r n e k l e r i d i r . Peyzaj m i m a r l ı ğ ı n ı n
tarihe a ç ı l ı m ı , ya da t a r i h i n peyzaj
m i m a r l ı ğ ı n a i ş m a r ı d i y e b i l e c e ğ i m i z na­
m a z g a h l a r ı b ü t ü n park ve b a h ç e l e r e ,
yeşil alan k a p s a m ı n a giren her yere
uygulamak m ü m k ü n d ü r .
T e k r a r tekrar ve her f ı r s a t t a vurgu­
lamaya ç a l ı ş t ı ğ ı m ı z g i b i g ü n ü m ü z ü n
park ve b a h ç e l e r i n i n pek çoğu, d ü n ü ­
müzün namazgahlarıdır.
47. İşte K a b a t a ş Ö m e r A v n i Mahal­
lesi D o l m a b a h ç e Caddesi'ndeki vakfe­
deni bile u n u t u l a n Namazgah,
48. İşte F ı n d ı k l ı Molla Çelebi Ma­
hallesi D o l m a b a h ç e Caddesi'ndeki 21
ada,14 ve
15 parsel sayılı
Kâtib-i
S e r b e v v â b t n H ü s e y i n Efendi Namazgâhı
49. İşte F ı n d ı k l ı Molla Çelebi Ma­
hallesi D o l m a b a h ç e Caddesi'ndeki 20
ada, 6 parsel s a y ı l ı Ç i z m e c i b a ş ı Mahmud Bedreddin N a m a z g â h ı ! . .
K a b a t a ş Ç e v r e s i ' n d e k i yollar ve ye­
şil alanlar, bu namazgahlardan arda
kalan a ç ı k m e k a n l a r d ı r . Mahmud Bedr e d d i n ' i n a ç ı k t ü r b e s i n d e y ü k s e l e n ulu
ç ı n a r , ç e v r e y e oksijen sunan değişik bir
pınar gibidir. Fatih'in Çizmecibaşısının
Açık N a m a z g â h ı ile b i r l i k t e Tekke,
Mescid ve Haziresinden arda kalan bu
mezar, k a r a y o l l a r ı ve belediyenin "ka­
zar" l a r i n a d i r e n e b i l m i ş tek h a t ı r a d ı r .
Ş u n u ifade etmek l a z ı m k i , bele­
diyece K a b a t a ş Ç e v r e s i n d e gözden k a ç ­
mayacak ö l ç ü l e r d e d ü z e n l e m e l e r y a p ı l ­
mıştır. A n c a k ne y a z ı k k i bu c i v a r d a k i
namazgahların
anıtsallıkları
dikkate
alınmamıştır.
23i
B u g ü n yol, meydan ve yeşil alan olan Mahmud Bedreddin N a m a z g â h ı ' n ı n
kıble t a ş ı n ı n ön y ü z ü n d e "Küllemt
dehale aleyhû zekeriyya-l
mihrab" ayeti,
arka y ü z ü n d e ise "Cennetmtktn
firdevs-i
tşiyhn ebu-l feth Sultan Mehemmed Hân
Hazretlerinin
Çizmecibaşısı
Mahmud
Bedreddin Ağa'nın dokuzyiizdört
tarihin­
de vakfetmiş
olduğu işbu Namazgtih ar­
sası bu kerre tamir olunmuştur.
Sene
1289 H. (1872)"
ibâresi bulunuyordu.
Bu k i t â b e pek alâ korunabilirdi. Ya
da h â l â benzerini dikmek m ü m k ü n d ü r .
50. Hasköy T u r ş u c u Mahallesi Çeş­
me
Arkası sokağı'ndaki
Namazgâhı
1234 H . (1818) de Sadrazam Husrev Pa­
şa v a k f e t m i ş t i r .
51. Hacı Husrev Mahallesi Tahtak ö p r ü S o k a ğ ı ' n d a k i N a m a z g â h ı , Ruznâmçeci İ b r a h i m Efendi,
52.
Büyükpiyale
Mahallesi
Ok­
m e y d a n ı Caddesi'ndeki K a d ı n l a r Çeş­
mesi N a m a z g a h ı n ı 1213 H.(1798) de Rabia Şerbin K a d ı n , a r m a ğ a n etmiştir.
53. H a s k ö y , kiremitçi Ahmed Çelebi
Mahallesi O k m e y d a n ı ve A y n a l ı k a v a k
Caddesi'ndeki N a m a z g â h ise; 1116 H .
(1704) de Sultan Ahmed
tarafından
vakfedilmiştir.
Namazgah Çeşmesinin sülüs kita­
besinin tarih beyti şöyledir:
DÜRRİ DUA İDÜB DEDİ
TARİH-İ
ŞALİNİ
AYN-İ HAYAT-Ü ÇEŞME-İ
SULTAN
AHMEDi
54. K a s ı m p a ş a ' d a B ü y ü k p i y a l e Ma­
hallesi K a d ı n l a r ç e ş m e s i
Mevkiindeki
d i ğ e r bir N a m a z g â h ise, 1201 H.(1786)
de N a k ş i d i l Valide Sultan t a r a f ı n d a n
vakfedilmiştir.
N a m a z g â h Çeşmesi üzerinde yer alan M ü n i b Efcndi'nin uzun manzumesi
şu tarih kitabesiyle sona eriyor:
ÇAR ETRAFA
MÜNİB A NEŞR
TARİHİNİ
SIHHAT
OLSUN İÇ BU ZİBA
MEDEN MA-İ
ZULAL
KIL
ÇEŞ­
Sultan l.Abdulhamid'in eşi ve 2.
Mahmud'un annesi olan Nakşidil V a l i ­
de Sultan da, Bczmi Alem Valide Sul­
tan gibi, kaderin yorumsuz kavranmaz
MUSTAFA ÖZDAMAR
232
çizgilerinde esireliktan Sultanlığa yük­
selmiş ak bahtlılardandır. Melankoliye
varan insafsız bir liriklik içinde "kara
baht", "kem ttlih","kahpe felek" olarak
nitelenen "kader"\n
beklenmedik bir
anda nasıl bir ufuk açacağını gösteren
çok ilginç bir hayatı vardır. Ancak he­
nüz hiç kimse bu renkli hakikati ha­
remden selamlığa çıkaramamıştır. Reşad Ekrem Koçu, "Osmanlı Padişahları"nda bu konuya kandil yakarken
"1766 senesinde Martinik adasında Dübuk ailesinden bir kız dünyaya gelir.
Bu kız Napolyon'un ilk zevcesi İmparatoriçe Jozefin ile kardeş çocuğudur.
Bu Madmazel Eme Dübuk tahsil için
Fransaya
gönderilir.
Tahsilini
Nantes şehrinde bir Manastırda rahibe
kisvesi altında yapar. 1784'de onsekiz
yaşında iken Martinik'e dönmek üzere
yola çıkar. Bindiği gemi fırtınaya tu­
tulur, su alıp batmak üzere iken bir
başka gemi yetişir, kazazedeleri kurta-.
rır. Fakat bu ikinci gemi Akdenizde
Mayorka adasına gitmektedir. Sebte bo­
ğazından geçince Cezayir Korsanları­
nın eline düşer. Cezayir dayısı güzel
Fransız kızını İstanbul'a gönderir. Mad­
mazel Eme Dübuk, 1.Sultan Abdulhamid'in âğûşi muhabbetinde Şehzade
Mahmud'u
doğurur..."
Ve
neticede
Madmazel Eme Dübuk, Nakşıdil Valide
Sultan olur.
Sarıygr Namazgahları :
55. Rumelihisarı Kaleağası Sokağı'ndaki 40 ada 2 parsel sayılı Molla
Aliyyülfenârt,
56. Rumelihisarı Arpaemini soka­
ğındaki 46 ada 5 parsel sayılı Arpa
Emini Mustafa Efendi ve Defterdar
Mustafa Efendi Namazgahları, Sarıyer
Müftülüğü ve Belediyesinin ilgilerini
bekliyor.
Kadıköv Namazgâhları :
Balıkhane Nazırı A l i R ı z a bey "Bir
Zamanlar İstanburda y a ş a y a n mesire
yerlerini yazarken, renkli piknik fa­
sıllarını uzun uzun a n l a t t ı k t a n
sonra"nawûz
vakitlerinde
abdest
alınıp
çayıra seccâdeler serilir, topluca
namaz
kılınırdı.
Akşam
namazlarından
evvel
evlere dönüş başlardı.
Bazdan
akşam
yemeklerini
de çayırda
yiyip
dönüşü
mehtablı gecede yapmayı arzu
ederlerdi...
...Veli
Efendi,
Çırpıcı,
Çörekçi,
Bayrampaşa
İstanbul'umuzun
pek
eski
mesire
yerleridir."
derken
Zeytinburnu'ndaki namazgahların
fanksiyonlarını ortaya koyuyor ve şöyle devam edi­
yor:
"Eskiden mesire yerlerine gidenler her
seyir yeri için öteden beri geçerli
olan
adetlere uymaya kendilerini
mecbur gö­
rürlerdi. Mesela Fenerbahçe'ye
gidecekler
evvela Merdivenköyü'ne
uğrar,
çayırda
yemeklerini yedikten sonra
Fenerbahçe've
giderlerdi.
Dönüşte Haydarpaşa
çayırın­
da dolaşıp, akşama Selimiye'deki
Duvardibi Mesiresine
gelirlerdi...
...Anadolu tren yollarının
inşasından
evvel Haydarpaşa Çayırı geniş bir mesire
yeri idi. Sultan Mecid'in şehzadeleri
Murad ve Hamid Efendilerin
sünnet
düğün­
leri 1846 tarihinde bu çayırda
yapılmış­
tır."
Ali Rıza bey İstanbul'daki belli
başlı teferrüc Namazgahlarını izah et­
tikten sonra bir de 1861 tarihli bir "Hü­
kümet tembihnömesi"
vermektedir:
57. Rumelikavağı Kavaklıdere Sokağı'ndaki 838 ada 4 parsel sayılı
Sultan 2.Mahmud Namazgâhı, halkın
himmetiyle câmiye dönüştürülmüştür.
"Yaz mevsimlerinde
herkesin
seyir
yerlerine
gitmesi
eski
bir
adettir.Bu
yerlere ırz ve edebiyle gidib
gelenlere
Hükümetten
müsaade verileceği
tabiidir.
Fakat bu vesile ile edeb ve nizam
dışına
çıkan, yurdun nizamlarına
muhalif
hare­
ket etmek kat' lyyen caiz olamaz. Bu gibi
hallere başvuranların
cezalandırılacağına
dair tanzim ve ilan olunan
tembihnamedir.
Kartal Namazgahları :
58. Maltepe Kuruçeşme Ayazma Yo­
lu Bağdad caddesi'ndeki "üç evleklik"
Namazgah, 1266 H.(1849) de Saray Odabaşısı Mehmed Ağa tarafından vakfedilmiştir.
İstanbul'da
Velie fendi.
Çırpıcı
Ça­
yırları, Bayrampaşa,
Üsküdar,
Çamlıca,
Merdivenköyü,
Haydarpaşa,
Duvardihi,
Beylerbeyi ve Havuzbaşı mesirelerine
Cu­
ma ve Pazar günleriyle diğer âdf
günler­
de herkes
gidebilecektir.
NAMAZGAHI A R
Fakat
erkek
ve kadınlar
için
özel
yerler
bulunduğundan
kadın
ve erkek
karmakarışık
oturmayacak
ve oturamayacaktır.
Şâyet
bunun aksine
hareket
edenler olursa, kanunun 254. maddesine
göre
cezalandırılacaktır."
Mesire y e r l e r i için bile k u r a l l a r ko­
n u l m a s ı i l k planda s ı k ı c ı g i b i gelir,
ama g e r ç e ğ i n g e r ç e k y ü z ü b ö y l e d e ğ i l ­
dir. D i n l e n i l m e k ü z e r e gidilen yerlerde
ç ı k a b i l e c e k sosyal a r ı z a l a r h a y a t ı i n ­
s a n ı n b u r n u n d a n g e t i r i r . Bu tembihnameye d i n i ve m i l l i geleneklerimiz çer­
ç e v e s i n d e b u a ç ı d a n bakmak gerekir.
59. Cafer A ğ a Mahallesi M ü h ü r d a r
S o k a ğ ı ' n d a yer alan 305 ada, 13 parsel
sayılı Namazgah, M ü h ü r d a r
Ahmed
Ağa'nın hayratıdır.
60. Cafer A ğ a Mahallesi
Bâkt Sokağı'ndaki N a m a z g â h ,
Efendi'nin vakfıdır.
Çıkmaz
Mehmed
61. G ö z t e p e Mehmed E f e n d i Ma­
hallesi B a ğ d a d Caddesi'ndeki Namaz­
g a h ı n hangi v a k ı f t a n o l d u ğ u n u tesbit
etmek m ü m k ü n o l a m a m ı ş t ı r .
62. H a s a n p a ş a Mahallesi, U z a n ç a y ı r
Caddesi'ndeki N a m a z g â h da..
63. H a s a n p a ş a Mahallesi'ndeki A rablar M e z a r l ı ğ ı N a m a z g â h ı için hay­
rat sicil u z m a n l a r ı , h a y r a t - ı ş e r i f e def­
terine şu notu d ü ş m ü ş l e r d i r . "Mahalli
mezkur h i ç b i r suretle istimal olunmay ı p y a l n ı z R a m a z a n - ı şerif de civar a h â It t e r â v î h - i ş e r i f eda etmekte olub, tak­
riben 2 evlek k a d a r d ı r . "
64. İ b r a h i m A ğ a Mahallesi A y r ı l ı k
Çeşmesi M e v k i i n d e k i b i r i s i H ü s e y i n Paşa'nın,
65. D i ğ e r ise S a r a ç l a r
Katibi'nin
h a y r a t ı olan N a m a z g â h l a r , İ s t a n b u l şe­
hir k ü l t ü r ü n d e ç o k ö n e m l i yeri b u l u ­
nan b ü y ü k menzil N a m a z g â h l a r ı n d a n d ı r . O r d u l a r ı n , S ü r r e A l a y l a r ı n ı n vc
Hacıların
uğurlanıp
k a r ş ı l a n d ı ğ ı bu
a l a n l a r ı n a n ı t s a l b i r d e ğ e r i v a r d ı r . Bu­
ralar, sadece alan olarak bile d i n i vc
medeni birer abide s a y ı l m a l ı d ı r .
66. İ b r a h i m A ğ a Mahallesi K ö f t ü n cü S o k a ğ ı ' n d a k i 1221 ada, 5 parsel sa­
yılı namazgah, Saray Ağası T a y f u r Ağa
ve o ğ l u ' n u n h a y r a t ı d ı r . İ s t i m l a k edi­
lerek yola k a t ı l a n n a m a z g â h ' ı n 1262 H .
233
(1845) t a r i h l i Çeşmesinin kitabesi şöyledir
BENDE
NAZİF
TARİHİN
CEVHER
DEDİ ANBER GİBİ
KILDI
İRVA
YEK KADEM
BABA
OĞUL BU ZEMZEMİ
67. İ ç e r e n k ö y
Kayışdağı
Mevki­
indeki N a m a z g â h ile,
68. İçerenköy Bostancıbaşı K ö p r ü s ü
k a r ş ı s ı n d a k i n a m a z g â h ı n kime ait oldu­
ğu b i l i n m i y o r .
69. İ ç e r e n k ö y Ü s k ü d a r Caddesi'n­
deki Nefise Hatun N a m a z g â h ı n da arda
kalan belki sadece bir çeşmedir.
70. İçerenköy Bakkalköy Ü s k ü d a r
Caddesi'ndeki Vahab Ağa N a m a z g a h ı ' nı H a y r a t - ı şerife u z m a n l a r ı şöyle an­
latıyorlar.
"Tahminen 20 arşın tül
(uzunluğunda)
W arşın arzında (eninde) 200 arşın ka­
dar vardır. Halihazır
duvar ve duvarın
üzerinde demir parmak ile muhat derununda bir ad e d muattal kuyu ile oldukça
kebir bir dişbudak ağacı vardır."
71. K ı z ı l t o p r a k Tuğlacıbaşı Hacı
Mustafa Efendi Mahallesi Ömer Efendi
Çeşmesi Caddesi'ndeki N a m a z g â h "150
zıra"diT.
12. K ı z ı l t o p r a k Tuğlacıbaşı Hacı
Mustafa
Efendi
Mahallesi
Erenköy
Caddesi'nde Suterazisindeki N a m a z g â h
"200 z(rû"dır.
73. K ı z ı l t o p r a k Tuğlacıbaşı Mustafa
Efendi Mahallesi Erenköy caddesi K u y u b a ş ı n d a k i N a m a z ğ â h ı n kuyusu bu c i ­
vara a d ı n ı vermiştir. H a y r a t - ı şerife
u z m a n l a r ı vaktiyle bu n a m a z g â h ı ince­
l e d i k l e r i zaman deftere şöyle bir kayıt
düşmüşlerdir.
"200 zira miktarında
maa kuyu. iki
sene evveline değin cemaattan bazı kimse
tarafından
vakit namazları ile Ramazan-ı
şerifde teravih namazı kılındığı.."
Ayrıca
1336 (19171 yılında bitişiğindeki
Köşk ve
tarla Sahihi İlhami ismindeki bir kişi ta­
rafından
Namazgâh
alanının
bahçesine
katıldığı tesbit
edilmiştir.
74. Kazyatağı'ndaki
Namazgâhın
günkü konumu bilinmiyor.
bu­
75. Merdivenköy'deki
Yusuf Ağhh Bey
Çayırı. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey in
MUSTAFA ÖZDAMAR
234
sözünü ettiği seyir yerlerinden biri olsa
gerektir.
Çayır vakıfları
da tıpkı Meydan ve
Meydan Namazgahları
gibi
yeryüzünde
benzerine
rastlanması
imkansız
diye­
bileceğimiz
çok çok ilginç vakıf
örnek­
lerindendir. Kimisi seyir yeri kimisi de
uzaklara gidemiyecek kadar hasta ya da
yaşlı hayvanların otlamaları için vakfedi­
len bu yerler, insanlığımızın
abideleridir.
76. Merdivenköy
Üsküdar
Caddesi'ndeki İstablı Amire Katiblerinden
Arif
Efendi Namazğthı
ile.
77. Merdivenköy
Mamaçeşme,
78. O s m a n a ğ a Mahallesi Söğütlüçeşme N a m a z g â h l a n
h a k k ı n d a bilgi
bulunamamıştır.
79. Sahrayicedid Mahallesi, Edhem
Efendi Caddesi'ndeki n a m a z g â h "300
arşın".
SO.Sahrayicedid Mahallesi, Bağdad
Caddesi'ndeki n a m a z g â h "1000 arşın"
dır.
81. Z ü h t ü p a ş a Mahallesi K ö r d e r e
Caddesi'nde Şam K a p ı k c t h ü d a s ı İbra­
h i m Ağa t a r a f ı n d a n vakfedilen K ö r d e ­
re Ç a y ı r ı , ilginç çayır v a k ı f l a r ı n ı n bir
başka örneğidir.
82. Z ü h t ü p a ş a Mahallesi, Bağdad
Caddesi'ndeki Ş û h t K a d ı n Selâmt Çeşme
N a m a z g â h ı ve a y n ı yerde a y n ı v a k ı f t a n
"20 dönüm tarla", İstanbul şehir kültü­
r ü n d e önemli yer tutan bir başka men­
z i l yerinin tarihsel coşkusunu taşımak­
t a d ı r . Yazık k i bu a n ı t alanda, k ü ç ü k
bir çeşmeden başka h a t ı r a k a l m a m ı ş t ı r .
83. Z ü h t ü p a ş a Bağdad Caddesi'n­
deki namazgah, "100 arşın terbiinde"
dir.
84. Rasimpaşa Mahallesi Haydarpa­
şa R ı h t ı m Caddesi'nde yer olan 195 ada
J5 parsel sayılı L â d i k l i Ahmed Ağa
N a m a z o â h ı ise. Belediyenin azizliğine
uğramış ve bir t ü r l ü k ü l t ü r e l fonksi­
yonuna k a v u ş t u r u l a m a m ı ş t ı r .
85. T u ğ l a c ı b a ş ı Mahallesi Bağdad
Caddesi'ndeki 578 ada 6 parsel sayılı
Kalyoncular Seıhalifesi H a c ı Ömer Ağa
N a m a z g â h ı ve bitişiğindeki "20 d ö n ü m "
tarladan arda kalan h a t ı r a , Ayanoğl u ' n u n v e r d i ğ i şu kitabeden i b â r e t t i r .
KÜLLEMA
DEHALE
KERİYYA-L
MİHRAB
SAHİB-UL
HAYRAT
KALYONCULAR
GUFİRE
SENE
1186
VE
BAŞ
EL HAC ÖMER
ALEYHA
ZE-
HASENAT
HALİFESİ
EFENDİNİN
ZÜNUBEH
H.(1772)
86. Suadiye Mahallesi, B a ğ d a d C a d ­
desi'ndeki 1092 ada 18 parsel say ı h
M i h r i m a h Sultan N a m a z g â h ı ' n i n ü z e ­
rinde halk t a r a f ı n d a n y a p t ı r ı l a n i b a ­
dete açık bir c â m i b u l u n m a k t a d ı r .
TT.!kiidar N a m a z g â h l a n :
Ayverdi'nin (Boğaziçinde T a r i h
s.
381,390) de i f â d e e t t i ğ i g i b i
"Hay­
darpaşa, henüz Anadolu yakasının
limanı
olmadan evvel, karşı sthilin
hareket
ve
vüsul noktası
Üsküdar'dı.
Anadolu'ya,
Suriye, Irak, İran, ve Mısır'a
gidecek
ordular
ve kervanlar,
sürre
alayları
buradan kalkar, buraya göçerdi."
"Burası
bir menzil yeri, bir t i c â r e t m e r k e z i i d i .
"Şehrin her ctnibi mesire ve
teferrücgâhtır. Dört bine yakın üzüm bağı, üç y ü z
gülisttnı
vardır.
Türlü
kokular
saçan
bahçelerinin
önünden geçenlerin
dimağ­
ları" t u t u ş t u r a n "teferrüc"
ü Koca Y u ­
nus şöyle k u l l a n ı r .
"Teferrüc eyleyü
vardım.
Sabahın sinleri
gördüm.
Karışmış kara toprağa;
Şu nazik tenleri
gördüm."
Üsküdar'da hatırlamamız
ilk Namazgâhlar:
gereken
87. Abdullah Ağa M a h a l l e s i i s t a v r o z
Caddesindeki Ç a d ı r c ı A h m e d A ğ a ,
88. A y n ı mahallede Bostandere D u t d i b i mevkiindeki,
89. Ve yine a y n ı mahallede araba
caddesindeki Safvet Ağa N a m a z g â h l a n
olmalıdır.
90. Beylerbeyi A b d u l l a h A ğ a M a h a l ­
lesi Ç ı n a r ve B e y b o s t a n ı s o k a k l a r ı n d a k i 684 ada 10 parsel sayılı n a m a z g â h da
bunlardan b i r i d i r .
91. A l t u n i z â d e Mahallesi
Küçükçamlıca Caddesindeki, i k i k u y u s u ve
bir de Y a ğ l ı k ç ı Ayazma d i y e a n ı l a n
çeşmesi olan N a m a z g â h ; 1275 H . (1858)
N A M A Z G A H I AR
de Y a ğ l ı k ç ı H a l i l Ağa t a r a f ı n d a n
fedilmiştir.
vak-
92. A l t u n i z a d e
Mahallesi Besima ğ a b a ğ ı M e v k i i n d e k i 1260 H.(1844) ta­
r i h l i N a m a z g â h , K ı z l a r Ağası T a y f u r
Ağa'nın hayratıdır.
93. A l t u n i z a d e Mahallesi P i l a v c ı bayırındaki Namazgâh, Köftüncü
Hacı
Mehmed A ğ a ' n ı n h a y r ı .
94. A y n ı mahalledeki K o r u l u k mev­
kiindeki Namazgâh,
95. A y n ı mahallede K o ş u y o l u cad­
desindeki A d i l e Sultan N a m a z g â h ı ,
96. A y n ı mahallede T o p h a n e l i o ğ l u
Caddesindeki N a m a z g â h ,
97. Ve nihayet yine a y n ı mahallede
K ü ç ü k ç a m h c a Caddesindeki 1147 ada
35 parsel s a y ı l ı K a p ı Ağası Osman Ağa
N a m a z g â h ı , a r t ı k sadece A r ş i v k a y ı t ­
l a r ı n d a yer a l m a k t a d ı r .
98. A l t u n i z a d e Mahallesi K ü ç ü k ­
ç a m h c a Caddesindeki Sultan A v c ı Meh­
med N a m a z g â h ı , çok r e n k l i ve c a n l ı ha­
tıralarla doludur.
A h m e d H a m d i T a n p ı n a r (Beş şehir
s.l89-190)'ın
da
tablolaştirdığı
gibi
"Eskiden
küçük
büyük
her çeşmeyi
iri
gövdeli bir çınar yahııd da servi
beklerdi.
İşlenmiş
mermerin üstüne aydınlığın
ni­
meti onun fırınında
pişmiş taze bir ek­
mek gibi düştüğü gün .mimari
kendisini
bulmuş sanılır. Mimarın
veya hayrat sa­
hibinin diktiği ağacın büyüdüğünü
görüp
görmemesinin
ehemmiyeti yoktu.
Dikilmiş
olduğunu bilmesi yeterdi. Bilirdi ki top­
rağa emanet edilmiş bir ağaç:
mahalleye,
semte, şehre, hatta cemiyete ve bütün bir
imana emânet edilmiş bir
değerdir.
Bazen bu çeşmenin haznesi küçük bir
set olur.
Namazgâh
teşekkül
ederdi.
Balıklıya giden yolda küçük
mezarlığıyla
bunlardan biri vardır. Fakat benim en
sevdiğim.
Küçük
Çamlıca'da.
altından
Avcı Mehmed devrinin bir çeşmesi
akan
settir. Bu ilhamlı taraçanın
Marmara'ya
bakan tarafında,
güneşin altında
benekli
bir hayvan sırtı gibi kabaran çifte
kartal
sokağı vardır. Bu adı nereden
vermişler?
Acaba dördüncü
Mehmed'in av
merakının
bir yâd i gün mı? Yoksa aynı
hastalığa
tutulmuş
bir başkasından
mı
geliyor?
Yahııd sadece tesâdüfün
bir cilvesiyle
mi
215
bu çeşme ile sokak birleşiyorlar?
Şurası
var ki IV.Mehmed Çamlıca'yı
seviyordu
ve bu Namazgâhm
civarından köşk, hatta
bir de câmi yaptırmıştı.
Hal' inden evvel­
ki sıkışık günlerde bu tarafta
avlanmıştı.
Ağaç. sade mimarlık zevkimize ve şe­
hirciliğimize
girmez. Eski şiirin mücerret
dünyası bir halı desenine benzeyen servi,
çınar, kavaklarla
doludur. Fakat
asıl
büyü masallarda geçer..
Çocukluğumda
dinlediğim
bir masalın şehzâdesi.
kulak­
tan âşık olduğu peri kızma; altında akan
bir çeşme ve yanıbaşmda Bâkf'nin boyunu
boşunu o kadar hayranlıkla övdüğü cins­
ten bir servi bulunan, yukarda
anlat­
tığımız cinsten bir Namazgâhta
kavuşur.
Öğrettikleri
gibi çeşmeden
abdest alır.
ağacın dibinde namaz kılar ve dua eder­
ken, üç defa üst üste: "Mersina. uzat sa­
çının bir telini, al Mustafa'yı
yanma.."
diye bir ses işitir. Servinin
derinlik­
lerinden üç defa. "Alamam,
dayıcığım,
insan o ğ l u d u r , çiğ süt emmiştir."
cevabı
gelir. Fakat dördüncüsünde
serviden bir
saç teli uzanır. Masalın sonunda Mersina
çiğ sütle beslendiği
için unutkan olan
âşığına kendisini hatırlatmak
için. üzeri­
ne aynı çeşme ile servinin
tasvirinitabii
gözyaşlarıyladokuduğu bir seccade gön­
derir, o da başını bu seccadeye kor koy­
maz aynı sesi işiterek Mersina'yı hatır­
lar ve ona döner."
99. A r a k ı y e c i Hacı Mehmed Mahal­
lesi Seyvid Ahmed Deresi S o k a ğ ı n d a k i
N a m a z g â h 1220 H.(1805) de vakfedilmiştir.
100. Aynı mahallede yer alan Nuhkuvu Caddesindeki 458 ada 6 parsel sa­
yılı n a m a z g â h , 1261 H. (1845) de Ser
Ağa A b d u l ğ a n î Ağa t a r a f ı n d a n hizmete
sunulmuştur.
101. Aşçıbaşı Mahallesi Miskinler
Tekkesi M e v k i i n d e k i Sadeddin Bey Na­
m a z g â h ı ile,
102. Aynı yerde Duvardibi M e v k i i n ­
deki Mustafa Yaver Efendi Namazgah­
larının
bugünkü
konumlarını
tcsbit
edebilmek oldukça zor.
103. Aşçıbaşı Mahallesinde Seyyid
Ahmed Deresindeki diğer bir namaz­
g â h , 1165 H. (1751) de Pürsefâ ve
Nevsefâ
Hatun
tarafından
vakfcdilmiştir.
236
X4TT«;TAFA
104. Beylerbeyi İskele Meydanı, Sul­
tan I.Abdulhamid t a r a f ı n d a n set MEY­
D A N olarak v a k f e d i l m i ş t i r . H a y r a t - ı
Şerife defterinin m ü l â h a z a t hanesinde
b u r a s ı için "Câmi-i
şerife
müdüvim
ahâlînin
istirahat mahali " kaydı yer
alıyor.
105. Beylerbeyi K ü p l ü c e Mahallesi
K ü p l ü c e Caddesi'nde gür bir ağacın
gölgelediği 901 ada 5 parsel sayılı set,
Hatemi Efendi t a r a f ı n d a n vakfedilen
ve semt halkı t a r a f ı n d a n tarihi özelliği
korunan n a m a z g a h l a r d a n d ı r .
106. H a y r a t - ı Şerife defterlerinde
Hatemi Efendi'nin Beylerbeyi İskele
M e y d a n ı n d a M E Y D A N türünde bir Nam a z g â h ı daha k a y ı t l ı d ı r .
107. Bulgurlu K ü ç ü k Çamlıca Cad­
desindeki Sultan Mehmed Namazgâh ı ' n ı n Çeşmesi 1602 H.(1651) t a r i h i n i
taşıyor.
Şair ve ressam Theophile Gautier,
bu N a m a z g â h t a gördüğü "pembe, yeşil,
mavi, leylak
renkli
giysiler
giymiş,
çiçekler gibi çimenler üstünde birikmiş ve
çınarlar,
ceviz ağaçlarının
gölgesinde
serinlenen" Osmanlılar için
"güzeiilginç
görünümler için çok duyguludurlar." der
ve ilâve eder: "Güzel bir g ö r ü n ü m ü n , iç
açıcı bir perspektifin her b u l u n d u ğ u
yerde,
emin olunabilir k i bir köşke,
bir çeşmeye, yere serili halıları ü s t ü n d e
k e y i f çatan bir kaç Osmanlı'ya rastla­
nacaktır."
Bu cümleler,
vaktiyle
bugünkü
p a r k l a r ı n ve yeşil a l a n l a r ı n fonksi­
yonlarını da yerine getiren Namaz­
gahların yabancı gözüyle bile
fark
edilecek kadar çok o l d u ğ u n u göster­
mektedir.
Ö Z D A M A R
111. Çamlıca Caddesi'ndeki 727 ada,
26 parsel sayılı A b d u l l a h A ğ a N a m a z ­
gahları kısmen de olsa
hatıralarını
korumaktadır
112. Çakırcı H a s a n p a ş a M a h a l l e s i
Kefçedede Caddesi'ndeki Ç a k ı r c ı H a ­
sanpaşa N a m a z g â h ı , b u g ü n k ü D o ğ a n c ı ­
lar P a r k ı ' n ı n bir b ö l ü m ü n e veya c i ­
varına t e k a b ü l ediyor. D o ğ a n c ı l a r C i v a n ' n ı n çoğunluğu, z â t e n ayakta k a l a n
ve kalamayan, H a s a n p a ş a V a k f ı n a a i t
eserlerden meydana geliyor.
113. Vaktiyle Beylerbeyi Ç e n g e l k ö y
Rasathane Y o l u ü z e r i n d e 42 k a p ı n u ­
maralı evin k a r ş ı s ı n d a , H a m d u l l a h Pa­
şanın bir n a m a z g â h ı v a r d ı .
114. A y a n o ğ l u ' n a göre Ç e n g e l k ö y
Bekârderesi Yolunda i k i N a m a z g â h v a r ­
dı ve kitabesi şöyleydi:
SAHIB-UL
HAYRAT
KÜLLEMA
DEHALE
ZEKERIYYA-L
1227
MİHRAB
H.(1812)
115. Beylerbeyi K u z g u n c u k a r a s ı n d a
yer alan Ahmed efendi S ı ğ ı n a k l ı N a m a z g â h ı n ı da A y a n o ğ l u ' n d a n d i n l e y e ­
lim.
"Bu namazgtıhın
ön kısmındaki
mus­
luğun iki tarafında hayvan yalağı ve bun­
ların iki tarafında kapı bulunup, sağ ka­
pıdan merdivenle çeşmenin üstündeki
namazgûha çıkılmakta,
sol kapının iç kısmı
küçük bir oda olup, fırtınalı
havalarda
yolcuların sığınması için yapılmıştır.
Üst
kitabesi " canlıların
cümlesi
sudandır."
mftâlindeki:
VE
MINE-L
M At
KÜLLI
ŞEYIM
HAY
âyet-i kerimesi, d i ğ e r k i t â b e ise:
108. Bulgurlu Mahallesi Alemdağ
Caddesi İzzetbey S o k a ğ ı ' n d a k i 95 ada 1
parsel sayılı Câvid Ağa N a m a z g â h ı n ı n
ü z e r i n d e halk t a r a f ı n d a n
yaptırılan
ibadete açık cami var.
NAMDAŞ-ı
FAHR-I
BEYT-I
HAREM
109. Bulgurlu Mahallesi K ü ç ü k ç a m lıca Caddesi Ü ç p ı n a r S o k a ğ ı ' n d a k i 56
ada, 4 parsel sayılı Topçu K u m a n d a n ı
H a f ı z İ b r a h i m Paşa N a m a z g â h ı ,
FI
BÜNYAD
110. Aynı mahallede Neşet Bey So­
k a ğ ı n d a k i 725 ada 92 parsel sayılı
N a m a z g â h ile.
ALEYHA
AYN-ı
CUDUN
SU
DI
IHLAS
ILE
MAZHARı
SEBILILLAH
IDÜB
BE SU SEYRAB
TEŞNEDILI
ABA
OLDU
ZAıR-I
HAYR
BU
ÇEŞMEYI
Ü MESRUR
AYNIYA
IT ŞAN A BIR
LEDIM
TARIHI
TACA
Ü
BIR
ETSÖY­
NAMAZOÂHT A R
AL
FENDI
1239
IÇ
ICRA
KEVSERI
EYLEDI
AHMED
E-
H.(1823)
116. Ç e n g e l k ö y Hamallar İskelesi
Pazarkayığı Mevkiinde, A y ş e Hatun'un
vakfettiği M E Y D A N , meydan boyutun­
da bir abidedir.
117. Ç e n g e l k ö y Vapur
Fazlullah Paşa t a r a f ı n d a n
"bir dönüm"lük M E Y D A N ,
iskelesinde
vakfedilen
118. A y n ı yerdeki, vakfedeni tesbit
edilemeyen "iki bin arşınhk"
MEYDAN,
119. Ve Çengelköy'de Kuleli'de Sul­
tan Mahmud'un v a k f e t t i ğ i "sekiz bin arşmlık
M E Y D A N , a y n ı m e d e n i l i ğ i n ve
açık mekân kültürüne hasbt k a t k ı n ı n
insânt ve İslâmt izleridir.
120. Debbağlar Mahallesi Toptaşı
Caddesi'ndeki N a m a z g â h , kültür tari­
himize karışmıştır.
Bugünkü konumu 260 ada 6 parsel
olan ye a y n ı yerdeki Sokollu Mehmed
Paşa İlkokulu'nun Bahçesi'nde kalan bu
namazgâhı dini, medent ve mtmârî bir
âbide olan Atik V â l i d e K ü l l i y e s i n i n
bâniyesi, N u r b â n û V â l i d e Sultan vak­
fetmiştir.
121. Hacı Hesna Hatun Mahallesi
Sultantepe Caddesi'ndeki Ş e y h ü l i s l â m
Said Efendi N a m a z g â h ı n ı n aziz hatıra­
sını, ayakta k a l m a y ı başarabilen akmaz
harap çeşmesi yaşatıyor!
122. İhsâniye Mahallesi
ÇiçekçiTunusbağı Caddesi'ndeki 336 ada 4
parsel sayılı Silâhşor Ahmed Bey ve
Veliye Ayşe H a n ı m N a m a z g â h ı , milli
kültürümüzün mukaddes sancısını çe­
ken ve ç e k m e y e n herkesin gözleri önünde k ı y ı m a uğramıştır.
"Bismillahirrahmönırrahtm"
KüUemt dehale aleyht
Zekeriyyül
mihrab. Sene 1181 H.fnS?)"
kitabesini t a ş ı y a n kabartma nakışlı za­
rif Namazgâh taşı,artık sadece resim olarak ansiklopedilerde yer alıyor.1974'
lere kadar etrafı demir parmaklıklarla
çevrili olarak korunan namazgâh taşı
ve setinin, bu medeni â b i d e n i n yasal şâgili t a r a f ı n d a n s ö k ü l d ü ğ ü ve yerine fıs­
kiye y a p ı l d ı ğ ı , o civarda oturan herkes
tarafından bilinmektedir.
123. İmrahor Mahallesi E>oğancılar
Caddesi'ndeki K u y u l u N a m a z g â h ,
237
124. Kazasker Ahmed Efendi Ma­
hallesi Harmanlık Sokak ile Karacaahmed Kabristanı arasındaki Namaz­
gâh,
125.
Kısıklı
Mahallesi
Alemdağ
Caddesi'ndeki Abdullah Ağa Namazgâ­
hı da hatıra olmuştur.
126. Kısıklı Selâmt Tekkesi Sokağı'ndaki Selâmt Ali Efendi Türbesi'nin yanında yer alan namazgâhın
0.40 eninde, 1.10 yüksekliğindeki kıble
taşında bulunun sülüs kitâbe şöyledir.
KÜLLE
KERIYYA-L
MA
1247 H.
DEHALE
MIHRAB
ALEYHA
ZE-
(1831)
127. Kısıklı Millet Bahçesi Mev­
kiindeki Ahmed Efendi Namazgâhı, o
civara hâlâ cıvıltı sunan yeşil alanların
çekirdeğini oluşturuyor.
128. Hayrat-ı Şerife defterlerinde.
K ı s ı k l ı Caddesinde diğer bir Namazgâhtan daha söz ediliyor ama, bugünkü
konumu bilinemiyor.
129. Selimiye Haydarpaşa Cadde­
si'ndeki Darussaade Ağası Namazgâhı
ile,
130. A y n ı yerdeki Çeşmiafet Kadın
N a m a z g â h ı , benim tahminlerime göre
bu caddenin çevresindeki park ve bah­
çelere tekabül ediyor.
131. Selimiye Mahallesi Harem iske­
lesi sokağı' ndaki 312 ada 1 parsel sa­
yılı Sultan 3.Selim Namazgâhı şehir imar planında yeşil alan olarak gözük­
mektedir.
132. Selimiye'den Haydarpaşa'ya gi­
derken Duvardibi Durağı'nın biraz öte­
sinde soWaki köşede yer alan. Sultan
Selim-i Sâlis Vakfına bağlı 293 ada 8
parsel sayılı Nevnihal Hatun Namazgâhı'nın çok şükür hâlâ ayakta duran ve
halk tarafından kabir taşı sanılarak
yeşile boyanan ve kenarına bir de mum
yakma mahalli ihdas olunun Namazgâh
taşı kitabesi şöyledir.
KÜLLEMA
KERIYYA-L
ŞEVKETLU
MERHUM
SARAYLı
HAYRATıDıR
DEHALE
ALEYHA
ZE-
MIHRAB
EFENDIMIZ
VE MAĞFUR-UN
NEVNIHAL
CARIYESI
LEHA
HATUNUN
M U S T A F A ÖZDAMAR
RUHU
ŞAD OLMAK
RIZAEN
1227
İLLAH
EL
İÇUN
KİM AHALİYE
Dİ ÇOK FÜTUR.
FATİHA
H.(1812)
133. Selimiye Kışla Caddesi ile Ha­
mam Sokağı'nın kesiştiği köşedeki din­
lenme parkı. Hacı Mustafa Ağa'nın Na­
mazgahıdır. Park Bekçisinin ahşap ku­
lübesinin yanında yer alan ve mezar
taşı sanılan namazgâh taşında şu ibare
yer almaktadır.
KÜLLEMA
DEHALE
ZEKERİYYA-L MİHRAB
ALEYHA
S E N E 1239 H.(1823)
SAHİB-UL H A Y R A T M E R H U M
E L H A C M U S T A F A AĞA
İÇUN
İNTİFA İTDİKÇE
RINDAN
BUNUN
AB-T
VİRME-
HOŞGÜVA-
Y A D İDERLER H A Y R İLE C Ü M ­
L E İNAS Ü Z Ü K U R
N U Ş İDÜB AB-I S A F A
GELDİ TAB'IMA
BAHŞIN
TA BEYAN-r
SAL-İ
DEM ZİB-İ
SÜTUR
BÜNYADIN
LÜLEYİ
GÖRDÜM
DİDİ
TARİHİNİ
NİDA
AL HÜSEYİN
İÇ MA-i
TAHUR
RUHU
SUSUZLUK
1154
İLE
HASAN
/BERLE
AŞKINA
H.(1721)
Beykoz Namazgahları :
FATİHA
134. Selimiye Mahallesi Selimiye
Meydanı, Harem Ağası Ahmed Ağanın
Namazgâhıdır.
135. Tavaşi Hasan Ağa Mahallesi
Gündoğumu Caddesi İnâdiye Câmi so­
kağındaki 273 ada 33 parsel sayılı
namazgâh, Ahmed Ağa'nın hayratıdır.
Bu namazgâh, şimdi, aynı yerdeki
Tavaşi Hasan Ağa Camii'nin avlusunda
kalıyor. Hasan Ağa, Camii'ni 955 H.
(1548) de yaptırmıştır.
Vereceğimiz
kitabeden de anlaşılacağı gibi, bir yüzü
çeşme bir yüzü mihrap olan zarif bir
yapıya sahip bu namazgah. Camiden
epey sonra, 1134 H. (1721) de İbn-ul fi­
min Ahmed Ağa tarafından yaptırıl­
mıştır.
Zaten
namazgâh
ile
cami
parselinin
ayrı
olması
da
bunu
göstermektedir.
Özenle korunan ve Cami cemaatı
tarafından dinlenme mahalli olarak
kullanılan namazgâhın mihrap tara­
fından, yeni harflerle "İbn-ul Emin
Ağa Çeşmesi: Bu çeşmeyi Ahmediye
külliyesini yaptıran Eminzâde Ahmed
1134 H. (1721) yılında yaptırmıştır."
şeklinde muhdes bir kitabe yer almak­
tadır. Çeşme olan yüzündeki orijinal
kitabesi ise şöyledir.
MENBA'I CUD-I
AHMED AĞA
ATA İBN-UL
EMİN
OLDU GAYETLE
SADİF BU ESER
MAHALLİNE
MÜ­
Bahçeleri, kasırları, ç a y ı r l a r ı
ve
mesireleriyle bir sular ve çınarlar ş e h r i
olan Beykoz'un asırlar boyu e ğ l e n c e ,
spor, toplantı, ve ibâdet yeri olan ça­
yırları; bilhassa son y ü z y ı l ı n p e ş t e m a l
kuşanma merasimlerine sahne o l m u ş teferrüc namazgahlarıdır.
"Çıraklıktan
kalfalığa,
kalfalıktan
ustalığa yükselmesi, lonca an'anesine
göre
bir tertibe bağlı olan bu peştemûl
ku­
şanma merasimleri, yaz mevsimine
tesa­
düf ederse, Çırpıcı,
Veliefendi,
Fener­
bahçe, Göksu, Sarıyer
gibi
mesirelerde
yapılırsa
da, çayırından
ve Yuşâ
tepe­
sinden dolayı en fazla Beykoz'a
rağbet
olunurdu.
Madde ile mânâyı et tırnak gibi kabul
eden eski terbiye en çoşkun, en
keyifli
zamanlarında
dahi, bu zevkin bir
köşesin­
den maneviyyâta
mazgal açarak,
nefes
aldırıp
kendine getirirdi.
Böylece
de
kütlelerin, dümensiz bir gemi gibi,
çılgın
dalgalar üstünde telef olmalarının
önüne
geçmiş olurdu.
Bu esnaf teferrüclerinde
de
merasi­
min ilk kısmı, aşırlar,
mevlidler,
ka­
sideler ve dört kapı selâmlarıyla,
rûha ve
rûhâniyyete de httûp ederdi.
Kalfalıktan
ustalığa yükselecek
genç,
kıdem ve mevki sırasına göre
yerlerini
almış olan lonca heyetinin
ve
davetli
misafirlerin
ellerini
öper,
dört
kapı
selamı da bittikten sonra, kâhya
kalfanın
sağ omuzuna elini koyarak:
N A M A Z G Â H T AR
-Cesfır ol. hamfil ol. mütevekkil
ol. ha­
ram yeme, haram için. elini eteğini temiz
tut. koymadığın
mala el uzatma, sana fentlhk edeni affet, yürü Allah
destgirin
ola! der ve elindeki peştemali gencin be­
line bağladıktan
.sonra, kulağına
da ya­
vaşça sanatın sırrını
söylerdi.
Bundan sonra yeni usta. loncanın ve
diğer
esnafın,
dâvetli
misâfirlerin
ve
akrabalarının
ellerini
bir kere daha öperdi. Bu arada davullar vurulur, zurna­
lar çalınır, gencin yaptığı eserler
mühürlü
torbadan çıkarılıp
mezat edilirdi.
Dola­
şan tepsiye herkes gücünün yettiği
parayı
koyar, bu suretle de genç ustaya
açılacak
dükkanın ilk sermâyesi çıkmış
olurdu.
Merâsimin
ikinci
kısmı
eğlencelere
ayrılmıştı.Çayırda
bir gün evvelinden ça­
dırlar kurulur, kuzular çevrilir,
pilâvlar,
helvalar yapılır, esnaf arasında
saz ve
söz ehli olanlar bir tarafta toplanıp
ça­
larlar, söylerler, oynarlar, nükte sahibi ve
mukallit olanlar ise orta oyununa
çıkar,
hikâyeler
anlatırlar,
rakslar ve hünerler
gösterirler,
cüssesine
ve bazusuna
güve­
nenler de güreşe
tutuşurlardı."
Sâmiha Ayverdi (Boğaziçinde Tarih
s.303) ve M u s â h i b z â d e Celâl (Eski İstan­
bul Yaşayışı s.4())'in dile g e t i r d i ğ i esnaf
t e f e r r ü c l e r i ile İbn-i B a t û t a ' n ı n Deniz­
li'de g ö r d ü k l e r i b i r b i r i n i t u t m a k t a d ı r .
Dilerseniz, a r t ı k s â d e c e "hayal meyâl" lerimizde ve bir de bazı t u r i s t i k
y ö r e l e r i m i z d e -O da tek t ü k - kalan bir
faytona atlayarak karadan, dilerseniz
hâla h a k i k a t olarak kalabilen
"Şirket-i
Hayriyye"
den m ü d e v v e r , b u h a r l ı va­
purlardan b i r i n e atlayarak denizden.
Boğazın n a z l ı s u l a r ı n d a n "kâm al" arak
ç ı n a r l a r ve p ı n a r l a r şehri Beykoz'a
çıkalım. Ö n c e A n a d o l u h i s a r ı ' n a , oradan
da taka bir "pata pala" k a y ı k l a "gemi
denizleri"n\n
yalpırtıları
arasında,
gerekirse ı s k a r m o z l a r a da a s ı l a r a k , Ne­
d i m ' i n ve Yahya K e m â l ' i n şiir i k l i m i n ­
de, D e l l â i z â d e İsmail E f e n d i ' n i n bes­
telerini t e r e n n ü m ederek ve H a t t a t K a ­
zasker Mustafa İzzet E f e n d i ' n i n
"celi"
"vav" l a r ı n ı ç i z e r e k "uzanalım
Göksuya!"
Bu t a t l ı h i k â y e y i A y v e r d i (Boğaz­
i ç i n d e T a r i h s. 316) den d i n l e y e l i m .
"Dellâizâde
İsmâil Efendi,
bestelediği
239
bir eseri sanal erbabına okurken, bazen
etraftan:
-Hocam şu nağme şöyle olsa daha hoş
olmaz mı?
diyen
olursa,
sanatkâr;
Kazasker
Mustafa İzzet Efendi'yi
kasdederek:
-Yook'...ben bu eseri Efendiye
okudum,
beğendi. Artık
değişmez.
dermiş. Mustafa İzzet Efendi'nin
mûsîkideki yeri ve üstün seviyesi bir mihenk
taşı olarak
kabul edilmiş
olduğundan,
derhal itirazlar
kesilirmiş.
İşte hat sanatıyla musiki sanatı atbaşı
giden büyük üstad. günlerden
bir gün"
Bebekten Beykoz'a gitmek üzere
kayığa
binen Mustafa İzzet Efendi de. tarife ge­
reğince kayıkçıya
vereceği ücreti
bildi­
ğinden,
elini cebine atar fakat kesesini
bulamaz. Öteki cebine bakar, orada da
bulamaz. Kuşağunun arasını araştırır, yi­
ne yok. ya... kayık ise Beykoz
sâhillerine
geldi geliyor... Telâşlanan ve çaresiz ka­
lan sanatkar, hemen kuşağından
dividini
çeker, içinden kalemini kâğıdını
çıkarıp
bir "celi" "vav" yazar ve karaya
adımını
atarken de para yerine kâğıdı
kayıkçının
eline
sıkıştırır.
Uzun bir deniz yolunun kol kuvvetiyle
geçirten adamcağız,
bu beklenmedik ha­
reket karşısında
bağırıp çağırmaya
baş­
larsa da. sonunda, yapacak bir şey olma­
dığını anlayarak söylene söylene
çekilip
gitmeye mecbur olur.
Aradan seneler geçer Mustafa
İzzet
Efendi yine aynı deniz hattı üstünde yine
kayığa binip Beykoz'a yollanır. Ama her
zaman kesesini unutacak değil a... sahile
yanaşıp da kayıkçının
hakkını bahşişi ile
beraber uzattığı zaman, adamcağız
yarı
mahcub yarı gülümser, sanatkârın
yüzüne
bakarak:
-Yok E fendi...der. para islemem, sen
yine bana bir "vav" yaz!
Çünkı kayıkçı,
vaktiyle eline zorla
sıkıştırılan
"vav"n sahaflardaki
değerini
artık
anlamıştır.
136. Karadeniz'den Bizans'a gelecek
y a r d ı m l a r ı n ö n ü n ü kesmek amacıyla
1395 yılında Y ı l d ı r ı m BA^ EZID tara­
f ı n d a n y a p t ı r ı l a n ve daha sonra İstan­
bul F â t i h i t a r a f ı n d a n restore ettirilen.
MUSTAFA ÖZDAMAR
240
"Yeni kale". "Akcahisar".
"Güzelcehisar",
"Yenicehisar" ve "Yenihisar" a d l a r ı y l a da
a n ı l a n A n a d o l u h i s a r ı ; boğaz ile Göksu
Deresi a r a s ı n a uzanan üçgen şekilli ka­
ra p a r ç a s ı ü z e r i n e inşa edilmiştir. Vak­
t i y l e D ı ş k a l e d u v a r l a r ı tam deniz kena­
r ı n d a iken, Göksu deresinin g e t i r d i ğ i
k i l l i ç a m u r h â l i n d e k i a l ü v y o n l a r l a dol­
ması sonucunda biraz içerde kalmış ve
t o p r a ğ ı n yükselmesi ile meydana gelen
dolma alana, b u g ü n k ü konumu, Anado­
l u h i s a r ı T o p l a r ö n ü Sokağı 61 ada, 2
parsel olan A n a d o l u h i s a r ı n a m a z g â h ı
yaptırılmıştır.
İstanbul fethiyle yaşıt olduğu sa­
n ı l a n bu n a m a z g â h , H a y r a t - ı Şerife ka­
y ı t l a r ı n a göre Fatih Sultan Mehmed
Han V a k f ı n d a n d ı r . İ s t a n b u l ' d a ayakta
kalabilen, m i h r a p l ı ve minberli "anıl
namazgâh"
ların tek örneğidir.
1985
y ı l ı n d a , İstanbul v a k ı f l a r Bölge Mü­
d ü r l ü ğ ü , Beykoz Belediye Başkanlığı ve
Beykoz M ü f t ü l ü ğ ü n ü n ortak çalışma­
sıyla aslına uygun şekilde restore edilerek, cuma, bayram ve teravih na­
m a z l a r ı n a açılmıştır.
H a y r a t - ı Şerife
Anadoluhisarı'nda;
kayıtlarına
göre
Göksu
Çayırı'nda
141. K ü ç ü k s u Caddesi'ndeki 2 ada 1
parsel sayılı n a m a z g â h . Şâir, B e s t e k â r
ve S a n a t k â r P â d i ş â h 3.Selim t a r a f ı n d a n ,
anası M i h r i ş a h V â l i d e Sultan i ç i n yap­
tırılmıştır.
Dilerseniz burada biraz mola vere­
l i m ve gelin, A y v e r d i ( B o ğ a z i ç i n d e Ta­
r i h S.333, 338)yi dinleyelim.
'Küçüksu
Çeşmesiyle
Namazghhmı
yaptıran
üçüncü Sultan Selim'dir
. O
devirlerde okçuluğun hâlâ bir milli spor
vasfını
taşıdığının
şâhitliğini
üçüncü
Sultan Selim ile ikinci Sultan
Mahmud'un
ok attıkları nişan taşları yapar."
"Şu imparatorluğa
vazife ile gelen ec­
nebiler ve seyyahlar arasında
bazan ne
doğru sözlüleri vardır. İşte Lady
Monta­
gue bunlardan biridir. İctimâf hatta iktisâdf hayatımızı
araştırırken,
görünüşte
pasif ve arka plânın insanı olan
kadını
da saraylara evlere, çarşı, pazar, hamam
ve olayların içine girerek
peşine
düşüp
araştırdıktan
sonra:
"Şüphe yok ki Türk kadını
daha hür"
kanaatine
137. B i r i Göksu Caddesi'nde,
138. Diğeri
yerde,
Harap n a m a z g â h seti ve k ı r ı k k ı b l e
taşı, bu tepeyi hâlâ beklemektedir.
orta
139. Ötekisi ise GöksAi Yeni ma­
hallede olmak üzere üç n a m a z g â h daha
vardır.
140. Bir d i ğ e r i ise O t a ğ t e p e d e yer
alan 54 ada 1 parsel sayılı M i h r i ş a h
V â l i d e Sultan N a m a z g â h ı d ı r .
Fâtih'in
babası
2.Murad,
Fethin
cemresine bahar zemini ararken 1444
yılında
Anadoluhisarı'nda
karargâh
k u r m u ş t u r . Y ı l d ı r ı m Bayezid ve F â t i h
Sultan Mehmed de buralarda konakla­
mıştır. Y ı l d ı r ı m Bayezıd'ın buralarda
y ı l d ı r ı m gibi g ü r l e d i ğ i n d e n ve genç Fâ­
t i h ' i n kartal b a k ı ş l a r ı y l a Bizansı bu
tepelerden s ü z d ü ğ ü n d e n şüphe etmeye
gerek yoktur.. P â d i ş â h ı n o t a ğ ı n ı n ku­
r u l d u ğ u ve i l k fetih n a m a z l a r ı n ı n kı­
l ı n d ı ğ ı bu yer, yıllar sonra M i h r i ş a h
Valide Sultan t a r a f ı n d a n
namazgâh
olarak a n ı t l a ş t ı r ı l m ı ş t ı r .
bizden
çok
varır.
Sonra Elizabeth G raven de, (1786) se­
yahatinin intibalarıni
yazarken:
Kadın­
ların bu derece hür ve emniyette
olduk­
ları bir başka memleket görmedim...
De­
mek süreliyle
Türk
kadının
hayalına
gıbta ettiğini
gizlemez.
Acabâ bu iki yabancı, Göksu ve Kü­
çüksu
mesirelerinin
kadın
kalabalığını
görmüş olsalardı ne derlerdi? Zira
Göksu
demek, biraz da yaşmak, fertçe,
masJâh
ve şemsiye demekti."
Bunu, 1835'lerde Ü l k e m i z e gelen ve
İ s t a n b u l d a dokuz ay kalan Miss J u l i a
Pardoe'den dinleyelim.
K a d ı n l ı ğ a mahsus m â n â ve z a r â f e t i n
her t ü r l ü s ü n e s â h i b olan Miss Julia Pardoe'nin kendisi kadar özel ve g ü z e l
cümlelerle "The City of The Sultan and
Domestic manners of Turks" a d ı y l a k i taplaştırdığı İstanbul'u a n l a t ı r k e n , t ı p k ı
Kâğıthane'deki Namazgâhda olduğu gi­
bi K ü ç ü k s u ' d a k i N a m a z g â h t a ş l a r ı n ı da
mezar taşı s a n d ı ğ ı n ı g ö r ü y o r u z . K ü l t ü r
N A M A Z O X H T
t a r i h i m i z i y a k ı n d a n i l g i l e n d i r e n bu gü­
zel a n ı y ı , Miss J.Pardoe'nin Bedriye
Şanda t a r a f ı n d a n "Sultanın
Şehri 're
Türklerin
Aile Hayatındaki
Gelenekleri"
adıyla d i l i m i z e k a z a n d ı r ı l a n sevahatnlmesinden izUyelim.
" T ü r k k a d ı n l a r ı n ı , t ı p k ı kendi ev­
lerinde imiş g i b i rahat rahat davra­
n ı r k e n g ö r m e k isteyen t u r i s t l e r i n yazın
sıcak a y l a r ı n d a cuma g ü n ü güzel K ü çüksu ( G ö k s u ) vadisine gitmeleri gere­
kir. Üç t a r a f t a n ü z e r i
fundalıklarla
dolu y ü k s e k tepelerin k u ş a t t ı ğ ı bu gü­
zel yer y e n i ç e r i l e r i n hapishanesi olarak
k u l l a n ı l m ı ş olan R u m e l i H i s a r ı ' n ı n tam
k a r ş ı s ı n d a denize d o ğ r u u z a n ı r . G ö k s u
deresi bu vadide o l d u ğ u için buraya, onun a d ı v e r i l m i ş t i r Boğaz s u l a r ı n a doğ­
ru ı ş ı l d a y a r a k akar.
Burada çok hoş değişik manzara gö­
r ü l ü r : Açık renk b o y a s ı içe f e r a h l ı k ve­
ren ve b a h ç e s i çeşit çeşit yapraklarla
dolu s a r a y ı n b u l u n d u ğ u meyillice bir
arazide d o l a ş t ı k t a n sonra, derenin a k t ı ­
ğı gölgelik yere inersiniz. Burada, dere­
yi ç e v r e l e y e n a ğ a ç l a r , suyun ü z e r i n d e
koyu bir akis b ı r a k ı r l a r ve sessizlik ve­
rirler.
Bu y e r d e k i bazı a ğ a ç d a l l a r ı n ı n al­
t ı n d a n , M ü s l ü m a n ö l ü l e r i n mezar taş­
ları g ö r ü l ü r . Zaten mezarlar, hep ses­
sizliğin ve g ü z e l l i ğ i n o l d u ğ u yerlerde
olurlar. Bu s ı r a d a , öğle güneşi sıcak­
lığından ağaçların arasında
korunan
kuşlar, k e y i f l e r i n d e n cıvıl cıvıl ötü­
şürler.
K a y ı k ç ı n ı z , b u r a n ı n hoş s e r i n l i ğ i ile
ferahlayarak, k a y ı ğ ı ç a b u c a k , basık bir
k ö p r ü y e d o ğ r u çeker. Bu k ö p r ü , dere­
nin en dar k ı s m ı n d a G ö k s ü vadisinin
iki tarafını
birbirine bağlar.
Tatil
g ü n ü n ü g e ç i r m e k isteyerek buraya ge­
len b i r ç o k kimseler, öğle g ü n e ş i n i n kız­
gın s ı c a ğ ı n d a , burada t o p l a n ı r l a r ve
üzeri bol arabesk işli. çok güzel beyaz
mermer ç e ş m e d e n su içmek ve Boğaz'dan esen r ü z g â r l a ferahlamak için ak­
şama kadar k a l ı r l a r .
Burası g e n i ş bir saha kaplayan çi­
menlik bir y e r d i r . Burada h a n ı m l a r sec­
cadelerini yayarlar, araba ile gezerler,
uzun s ü r e n yaz g ü n ü n ü g e ç i r i r l e r . Bu
AR
241
ç i m e n l i k ile Göksü Deresi a r a s ı n d a k i
k ü ç ü k s a h a y ı kaplayan sık bir ağaçlık
v a r d ı r . Bu ağaçlığın arka t a r a f ı erkek­
lere a y r ı l m ı ş t ı r "
"Göz ö n ü n e getirmeye çalıştığım gi­
bi, insanla tıklım tıklım dolu olan K ü ç ü k s u , kendi başına t a m a m ı y l c Şark"a
özel bir manzara gösterir. Bunu nelerin
meydana g e t i r d i ğ i n i birer birer gözden
geçirelim: Bir yanda, ağaçların a l t ı n d a n
ağır ağır geçen al kaplama geçirilmiş
arabalar, çimenlerin üzerine yayılmış
y ü z ü yaşmaklı k a d ı n l a r , h a n ı m l a r ı n a
hizmet için dolaşan h a l a y ı k l a r , öte
yanda da b a ş l a r ı n d a k i tablalarla satış
için oradan oraya koşuşan garip kılıklı
muhallebiciler, tatlıcılar göze ç a r p ı ­
yordu. T a t l ı c ı l a r ı n b a ş l a r ı n d a k i tabla­
l a r ı n ü z e r i n d e raflar v a r d ı . Bunların
ü z e r l e r i n e d i z i l i iştah çekici cam ve
porselen tabaklar, müşterilerin muhal­
lebi yemesi, pembe ve sarı renkli olan­
ları da tatlı yemesi içindi. Başka bir
yanda da. yoğurtçu omuzundaki sırığa
bağlı tepsileri sallaya sallaya y ü r ü y o r ­
du. Bu tepsilerin içinde, üzeri beyaz
kaymak t u t m u ş , kahverengi toprak yo­
ğurt t a b a k l a r ı bulunuyordu. Biraz öte­
de ise. ayı ve maymun o y n a t ı c ı l a r , dah.ı ileride burnu güneşten yanmış, ba­
şında geniş bir hasır şapka \c üzerine
Frenk elbisesi giymiş bir Rum dondur­
macı, orada bulunan halka dondurma
satmak için çeşitli dillerde dondurma­
sını methederek dolaşıyordu. Bu gayre­
tin.çok satış yaparak fazla para kazan­
mak h ı r s ı n d a n ileri geldiği belli i d i .
Sonra, başı sarıklı, elinde bir toprak
testi \c bardakla harıl harıl dolaşan
sucu. yüksek sınıf ailelerin, h a n ı m ­
l a r ı n a s e c c a d e l e r . ç u b u k l a r taşıyan hiz­
m e t k â r l a r ı kırmızı şef taliler.salkım sal­
kım İzmir üzümleri, öbek öbek f ı n d ı k ­
lar, y a p r a k l a r ı y l e kopmuş erik satan
m e y \ a c ı l a r . kavun \e z ü m r ü t yeşili ka­
buklu karpuz yığını ü z e r i n d e oturan
s a t ı c ı l a r , (hele topatan
kavunlarının
misk gibi kokusu her t a r a f ı s a r ı y o r d u ) .
İ s t a n b u l ' u n .Anadolu y a k a s ı n d a k i yerli­
lerin en çok gözü çeken k ı y a f e t l e r i ,
tambur sesleri, bu seslere uyarak içinde
güzel h a n ı m l a r bulunan bir a r a b a n ı n ön ü n d e yarım daire şeklinde oturup tür­
kü söyleyen heş-aitı Rum'un cırlak ses-
242
MUSTAFA ÖZDAMAR
leri,. B ü t ü n bunlar, kendi b a ş ı n a çok
m ü k e m m e l olan bu m a n z a r a y ı tamamla­
mak için öyle el birliği e t m i ş l e r d i k i ,
eğer, b u r a s ı h a k k ı n d a önceden hiç bir
f i k r i olmayan bir A v r u p a l ı , buraya ge­
t i r i l m i ş olsa i d i , o zamana kadar bazı
mübalâğâlı masalcıların
uydurmaları
s a n d ı ğ ı şeylerin gerçekliği karşısında,
ne y a p a c a ğ ı n ı şaşırır, b ü y ü l e n d i ğ i n i sa­
nırdı.
V a d i n i n size anlatmakta olduğum
k ı s m ı n ı fazla olarak da "Padişah Ağacı"
denilen muhteşem bir ağacın bulundu­
ğu bu yeri, ş a h a n e bir deniz kıyısı
süsler. Padişah, K ü ç ü k s u ' y a
geldiği
zaman, oturması için, bu ağacın a l t ı n a
bir halı serilir. Bunun biraz ilerisinde,
söğüt a ğ a ç l a r ı n ı n gölgelediği yüksekçe
bir yer v a r d ı r . B u r a n ı n bir ucuna güzel
bir köşe taşı yapılmıştır. K i m b i l i r , bu
taşın üstüne konan tozlar, hangi t a l i h l i
tozlardır.
Oturmak için i y i bir köşe seçip, sec­
cademizi, minderlerimizi y a y d ı k t a n ve
yiyeceklerimizi tedarik ettikten sonra,
bizimle birlikte gelen d o s t l a r ı m ı z d a n
bir kısmı, avlanmak için tepelere çıktı­
lar. A r k a d a ş ı m Madam S. ile ben de,
gittikçe büyüyen insan k a l a b a l ı ğ ı n ı n
meydana getirdiği bir h a l k a n ı n e t r a f ı n ­
da, gezinmeye başladık. Elimizde olma­
yarak bunlara hayran hayran bakıyor­
duk. Bu halimizi görenler, bizi gönül­
den selâmlıyorlardı. Nihayet birisi, çok
k i b i r l i , yahut da a r a b a l a r ı n d a n inmeye
tenezzül etmeyen, belki de üşenen bir­
kaç h a n ı m a , k i m o l d u ğ u m u z u , nereden
geldiğimizi söylememiz ve buna benzer
bir sürü insanın sabrını t ü k e t e n soruyu
c e v a p l a n d ı r m a m ı z için
gülümseyerek
ricada bulundu. Biz de durmak zorunda
kaldık. Bu h a n ı m l a r ı n hiç birisi güzel
değildi. Fakat hepsi nazik ve i y i i n ­
s a n l a r d ı . Sordukları soruların hiç b i r i ,
kendilerini ilgilendirecek şeyler değil­
d i . Böyle iken, hiç olmazsa, kendilerine
ait ve bizi çok az ilgilendiren değişik
konulardan bahsederek bizimle konuş­
tular.
T ü r k h a n ı m l a r ı n ı n y a b a n c ı l a r a gös­
t e r d i k l e r i nezaket ve incelik derecesini
h i ç bir şey aşamaz. Her zaman bir A v ­
r u p a l ı k a d ı n l a k o n u ş m a k t a n zevk alır­
lar. Halbuki o kendileriyle k a r ş ı l a ş ­
madan önce, onlara karşı k a y ı t s ı z d ı r .
Fakat bu kadar candan ve bu kadar ta­
bii karşılamaları, yabancı k a d ı n ı n T ü r k
k a d ı n l a r ı n a beslediği yanlış d u y g u y u er i t i r gider. K e n d i l e r i n i n olan her şey,
beş dakika içinde ö n ü n ü z d e d i r . Y e m e k ­
te b u l u n d u k l a r ı meyva ve k e n d i elle­
riyle h a z ı r l a d ı k l a r ı k o k u l u ş e r b e t g i b i
neleri varsa, i k r a m ederler. O n l a r l a ah­
baplık etmek için, sadece n e ş e l i o l m a ­
nız, size hiç z a r a r ı ointayan m e r a k l a ­
rını hoş görmeniz ve elinizden g e l d i ğ i
kadar gösterdikleri nezakete k a r ş ı sizin
de a y n ı şekilde d a v r a n m a n ı z g e r e k i r .
A v r u p a l ı l a r ı n hemen hepsi, T ü r k ha­
n ı m l a r ı n ı , her şeye k a r ş ı h i ç de h o ş a
gitmeyen bir k a y ı t s ı z l ı k ve
davra­
nışlarında da s o ğ u k l u k l a s u ç l a n d ı r ı r l a r .
Bunun için, onlardan ü r k e r l e r . H a l b u k i ,
benim g ö r d ü ğ ü m h a n ı m l a r d a , bu h a l l e r ­
den eser yok. Aksine, T ü r k h a n ı m l a r ı n a
özel hoş bir nezaket v a r d ı r k i , bu an­
cak doğuştan gelir. Bu hal, o n l a r ı n d ü ş ü n ü ş l e r i n d e k i sadelik ve i y i y a r a d ı ­
lışlarının verdiği samimilikle b i r l e ş i n ­
ce, h a y a t ı n a n l a m ı n ı i k i kat daha inccleştirir ve ona çekicilik v e r i r . K ı s a s ü r ­
düğü halde, hoş olan bu g ö r ü ş m e s ı r a ­
sında, insanın içi kadar gözü de zevkle­
nir. Ç ü n k ü bir Osmanlı h a n ı m ı n ı n z a r i f
k ı y a f e t i , her an nezakete h a z ı r ve k e n ­
dine h â k i m oluşu ve d a v r a n ı ş ı n d a k i va­
kar, onun kendisine y a k ı ş t ı r ı l a n k i b i r l i ,
soğuk ve değersiz çekicilk v a s ı f l a r ı n a
hiç de lâyık o l m a d ı ğ ı n ı g ö s t e r i r . N a z i k
davranmakta istekli o l d u ğ u kadar, m ü ­
nasebetsizliğe karşı da t i t i z d i r .
Arabadaki h a n ı m l a r ı b a ş ı m ı z l a se­
l â m l a y a r a k kendilerinden a y r ı l ı p y ü r ü
mek üzere iken, bunlardan y a ş l ı c a b i r i ­
si, bize dört tane s a l a t a l ı k i k r a m e t t i .
Bu sebzeyi T ü r k l e r , b ü y ü k b i r zevkle
meyva gibi yiyorlar. H a z ı m l a r ı g ü ç olan bu yiyecekleri yemek i s t e m e d i ğ i m i z
halde, candan v e r i l d i k l e r i i ç i n , c a n d a n
kabul ettik. Bu olay, ö n e m l i o l m a m a k l a
beraber, bir gerçeği ispatlamak i ç i n ba­
his konusu ediyorum: Biz bu h a n ı m l a r ­
la karşılaştığımız zaman, onlar s a l a t a l ı k
y i y o r l a r d ı . Bir İngiliz h a n ı m ı , b i r ya­
bancı ile karşılaştığı zaman, a r a b a s ı n ­
daki sandviç ve ş a m p a n y a d a n i b a r e t
yemeğinden ikram etmek için
nasıl
N A M A Z O A H T AP
u z a n ı r s a , onlar da sırf nezaket eseri
olarak s a l a t a l ı k l a r ı bize öyle u z a t t ı l a r .
Bu arabanın biraz ötesinde, bir ilanı­
ma rastladık. Arabasından
inmiş, ağır bir
İran seccadesinin üstünde nama:
kılıyor­
du. Bu seccadenin süslü motifli
kenarın­
da, pek çok oyma işlemeli bir gümüş ib­
rik duruyordu.
(Abdest almak için ola­
cak). Hanım.ın tam arkasında
da kollarını
kavuşturmuş
üç halayık, ayakta
duruyor­
lardı. Hanım namaz kılarken,
o kadar
kendisinden geçmişti
ki. her zaman için
bir merak konusu olan bir-iki
Avrupalı
kadının gözükmesi
bile. onun
gözlerini
yerden kaldırtamadı.
Küçük ellerini
göğ­
sünde kavuşturarak,
başını yere eğip ses­
sizce duasını okuyuşunda
derin bir anlam
vardı.Kalbin sesi olan bu duanın,
yüksek
sesle okunmasına
ihtiyaç yoktu, eğer bu
banım, başka bir şeyle meşgul olsa idi.
sırf, dünyanın
eşsiz
güzelliklerinden
birini seyretmek
zevkini yaşamak
için.
orada bir saat daha kalabilirdim.
Fakat o
ibadet ederken, yanına yaklaşmanın
bir
saygısızlık olacağım düşünerek
ayrıldım.
İster iş, ister e ğ l e n c e olsun, b u l u n ­
duğu m e v k i r.e kadar y ü k s e k olsa da.
bir T ü r k k a d ı n ı n ı n dinsel g ö r e v i n i yap­
masına, hiç b i r şey engel olamaz. Bu
böyle o l d u ğ u g i b i , b u l u n d u ğ u yer ve
durumun da etkisi y o k t u r . P a d i ş a h ı n
kızkardeşinin, Kâğıthane'de,
veyahut
da h a l k ı n toplu b u l u n d u ğ u b a ş k a bir
yerde b u l u n d u ğ u zaman, namaz v a k t i
gelince, a r a b a s ı n d a n i n d i ğ i ve cari­
yeleri namaz seccadesini yere y a y d ı k ­
tan sonra, y o l l a r ı d o l d u r a n h a l k ı n gözü
ö n ü n d e ve k a l a b a l ı k sesleri a r a s ı n d a ,
sanki s a r a y ı n b i r o d a s ı n d a y a l n ı z ba­
şına imiş g i b i sessiz ve telâşsız b i r
halde, yere diz ç ö k e r e k namaz k ı l d ı ğ ı
sık sık g ö r ü l e n bir o l a y d ı r . »
142. A n a d o l u k a v a ğ ı U m u r y e r i Mev­
k i i n d e k i en i l g i n ç v a k ı f ö r n e ğ i , Ishak
Ağa'nın U m u r y e r i Ç E Ş M E M E Y D A N ' lığıdır.
Ishak A ğ a , 1150 H.(1737) de G ü m ­
rük E m i n l i ğ i n e g e t i r i l m i ş , daha sonra
Ayazma C a m i i Bina E m i n i o l m u ş ve n i hâyet 1176 H.1762 de, a r k a s ı n d a çeşme
ve n a m a z g â h t ü r ü n d e pek çok hayrat
b ı r a k m ı ş b i r z â t t ı r . Karacaahmed'dc
medfundur.
243
K i r e ç b u r n u Caddesi'ndeki namaz­
gâh çeşmesinin kitâbesi şöyledir.
SAHİBUL
ES SEYYİD
EMİNİ
HAYRAT
VE-L
ISHAK
AĞA
GÜMRÜK-İ
HASENAT
ASİTANE
SENE 1163 H.(1749)
Beykoz'da Serbostani Mustafa Ağa
C a m i i ' n i n y a n ı n d a k i 1744 t a r i h l i on
lûleli m e ş h u r çeşmesi, su m i m â r i m i z i n
en h a r i k a â b i d e l e r i n d e n d i r . A y v e r d i ' n i n
de d e d i ğ i gibi "Türk ç o ğ r a f y a s ı n d a çeş­
me, d â i m a ç a ğ ı r ı c ı bir merkezdir. Etra­
fına
topladığı
kimselere,
istedikle­
r i n d e n de fazlasını d a ğ ı t m a k sûretiyle
c ö m e r t l i ğ i , e f e n d i l i ğ i , gınâyı âbideleştirir.
Amma on a ğ ı z d a n birden su veren
Ishak Ağa Çeşmesi gibisini bulmak
m ü m k ü n olamaz. Şüphe yok k i bu on ağızın berrak ve soğuk suyu, köyün hem
şerefi hem de gururudur."
Y a l ı k ö y ' d e k i bu çeşme, gürül gürül
akan berrak suları ve çevresinde tekbir
getiren ulu ç m a n y l a cennetin d ü n y a y a
a ç ı l a n bir kapısı gibidir.
143. Ç ı n a r a l t ı ' n d a k i Sultan Selim
MEYDAN'ı
144. Ç u b u k l u ' d a R i f a t p a ş a Mahal­
lesi G ü l b a h ç e s i Meydam'ndaki Bostancıbaşı H a l i l Ağa N a m a z g â h ı . ve:
145. P a ş a b a h ç c İncirköy S u l t â n i y c
M e v k i i n d e k i P i r i Mustafa Paşa Namaz­
gâhı ile.
146. A y n ı yerdeki 50 d ö n ü m l ü k Sult â n - y e Ç a y ı r ı , açık mekân k ü l t ü r ü m ü ­
zün
anıtsal
arazilcrindcndir. Bczmi
Alem V â l i d e S u l t a n ' ı n engin vc zengin
d ü n y a s ı , bu çevreyi cennetin canlı hal ı l a r ı y l a d o n a t m ı ş t ı r . Bu çayıra gözd i k c n i n özüne öz, gözüne göz demek
bilmem k i m ü m k ü n mü? Ne dersiniz!?
147. K a n l ı c a Ç u b u k l u Caddesi'ndeki
Sultan I I I . Mustafa N a m a z g â h ı ile,
148. K a n l ı c a H a y d a r p a ş a Cadde­
sindeki
Sultan
I I I . Selim
Namazg â h l a r ı n ı n b u g ü n k ü konum vc kulla­
n ı m l a r ı n ı , k ü l t ü r tarihimize emânet
ediyoruz.
149. İ n c i r k ö y Beykoz Voiu'ndaki
257 ada 2 parsel sayılı Bczm-i Alem
244
MTT5;TAFA
V â l i d e Sultan N a m a z g â h ı , kısmen de ol­
sa a n ı t s a l l ı ğ ı n ı k o r u m a k t a d ı r .
150. Ş â h i n k a y a Caddesi'ndeki Nam a z g â h ile,
151. Y a h k ö y Ç a y ı r Caddesi'ndeki
N a m a z g â h , a r t ı k sâdece bir h a t ı r a d a n
ibârettir.
152. Paşabahçe Reşâdiye
Köyiçi
mevkiindeki M E Y D A N ,
153. Aynı yerdeki 717 ada 13 parsel
sayılı Sultan Mustafa N a m a z g a h ı ' n d a n
müfrezdir.
Sultan Mustafa'nın Beyaz Erguvan
Caddesi'ndeki n a m a z g â h ı n m biraz ile­
risinde mekteb, çeşme, ve hamamla be­
raber yaptırdığı câmiinin hikâyesi epey
ilginçtir.
Gelin biz söz yumağını yine Ayverdi'ye atalım da sizinle b i r l i k t e yok
edilemeyen h a y â l i m i z d e Sultan Musta­
f a ' n ı n H a m a m ı ' n d a a k l a n ı p paklanarak,
çeşmesinden su, mektebinden irfan ala­
rak namazgahta t e f e r r ü c ve t e f e k k ü r ederek "hayâli cihana bedel" bir temâşaya
dalalım.
"Zavallı
pâdişâh:
- Üç câmi yaptırdım,
amma birisini
bir meczüba
kaptırdım.,
birisini
suya
saldım, birini de ceddim aldı...
dediği rivayet edilen imarcı
hüküm­
dar.
İyi niyetli ve yapıcı bir adam olan
üçüncü
Sultan Muşta fa'nın
Beyazıd'ın
eteğine
yaptırdığı
câmi. gerçekten
de
Lâleli Baba'nın adiyle adlanarak
Lâleli
Câmii olmuş. Usküdar'dakine
de yanıbaşındaki suyun tesiri ağır basarak Ayazma
denmiş. Büyük zelzeleden sonra yeniden
inşa ettirdiği Fâtih Câmii'nde ise yine ilk
Bâıûsinin adı yürüyüp
gitmiştir."
F â t i h ve Ayazma tamam da, ya Lâ­
leli? Bir semte ve k ü l l i y e y e a d ı n ı veren
bu
renkli
simâ
kimdir?
Onu
da
"râviyân-ı
ahbâr
ve
nâkilânı
âsâr
Hazerâtı'na. sora-lım.
Ö n c e , K e t h ü d â z â d e Mehmed A r i f den bir "hikâyet" dinleyelim.
"Eyyûb-i ensârfde Isâ Efendi
tekyesi
vardır ki bunlar Kaşğarf
Hazretlerinin
Türbegerdeleridir.
Ve hu Isâ Efendi Haz­
Ö7DAMAR
retlerini cemi ricâl ü kibâr sever. Ve hatta
Lâleli sâhibi merhum Sultan Mustafa
pek
sever. Ve bazı kere tekyelerine
tebdil-i
câme olarak gelür. Bir gün yine
Sultan
Mustafa Merhum, tekkeye gelürken
bir
cenazeye rast gelür. kırk adım
götürmesi
sevabdır diyü cenazenin bir
tarafından
girer. Meğer hamal cenazesi imiş,
değiş­
tirir hiç kimse bulunmaz. Sultan
Musta­
fa'nın vücudu dahî cesâmetli
bulunduğun­
dan pek çok yorulur. Hele nasılsa
centzeyi mahalline iysaldan sonra, tekyeye
İsâ
Efendi
Hazretlerine
gelür ve
mâcerayı
naki ider. İsâ Efendi Hazretleri
buyurur
ki:
- Size, yâni Mülûk'e,
ibâdet-i
hedeniyye ferâizden
başka pek ol kadar lâ­
zım değildir. Size ibâdet-i mâliye
lâzım­
dır. Allah sizden
ibâdet-i
mâliye
ve
adâlet ister..."
İşte bu yapıya sâhib Sultan
Mustafa,
lâleli civarına post atmış, ferman
derman
dinlemez, deli dolu, "muhibb-i âl-i
âbâ"
bir "Baba" ile dostluk kurar..
Günlerden
bir gün, söz yumağı öylesine açılır
saçılır
ki, pâdişâhın cezvesi, meczûbun
cezbesi
taşar.
Yaz kış, mevsimli mevsimsiz hep bir
lâle ile görüldüğü için olsa gerek.
Lâleli
Baba olarak ün salan meczub.
Sultan
Mustafa'ya:
-Senin der, tahtının da tâcının da kü­
çük abdest bozmak kadar bile
değeri
yoktur.
Pâdişâh itiraz eder ama. Lâleli
Baba
kavlinde ısrar eder ve der:
-Bir gün anlarsın:
Bu muhhvereyi unutturan
pâdişâhça
günlerden
sonra, gecelerden
bir
gecc.
Sultan Mustafa kıvranmaya
başlar.
Sı­
kıntısı
küçük
abdestini
bozamamak...
Doktorlar,
ilâçlar
idar
söktürilcüler..
Hayır: Kâr etmiyor:
Çâre:
Sultan Mustafa bir an için
şiddeti içinde kendine geliyor
şâhça bir inleyişle:
Lâleli
Baha'yı
bulun:
sıkıntısının
ve
Pâdi­
Ça-buk:
Lâleli
ba..
diyor,
bayılıyor.
Saray adamları
Lâleli
Babanın
peşin-
NAMAZCÂHT A R
de dört döne döne. naz
ikntt edib
götürüyorlar.
niyaz
nihüvet
İki büklüm olmuş pâdişâh kâmeii
lâli
babanın himmetini bekliyor ama.
Babanın
şartı çok ağır:
-Saltanatından
tarırım:
Pâdişâh
-Kabul:
kan ter
vazgeçersen
seni
kur­
içinde:
diyebiliyor
sâdece. Meczub,
göklerin
ötesinden nişan veren keskin
bakışlarıyla
Sıdtan'ın
gözlerini
millercesine
gözlerini
gözlerine
dikerek;
avuçlarını
dolduran
benzersiz bir elması patır patır
kırarcasına dört kelime daha ekliyor:
-Tahtını,
tâcını, her
Sultan Mustafa
-Elbet:
bütün
şeyini:
içtenliğiyle:
deyince, Meczub himmeti pâdişâh
kâmetini çözüveriyor..
Bir küçük
abdest
bozma rahatlığı
karşılığında
tahtından
tâcından vazgeçen Pâdişâh kendini topar­
layınca. Lâleli Baba ciddileşiyor
ve şöyle
söylüyor:
-Bahtınız
tahtınıza
yâr olsun devletlüm: Bizim aşımıza
aş başımıza
taç ge­
rekmez: ancak, bu cihan halkına bir ha­
tıra olmak üzere külliyenizin
adı
adımız
olsun:
O g ü n l e r d e n b u g ü n l e r e o semt ve
c â m i lâleli olarak a n ı l ı y o r .
SONUÇ VE ÖZET
Bu
kısa
incelemeden
Namazgâhları:
sonra
a. M e n z i l N a m a z g â h l a r ı
b. Meydan N a m a z g â h l a r ı
c. T e f e r r ü c ve mesire N a m a z g â h l a r ı
d.
Bayram,
Namazgâhları
245
Cuma
ve
Teravih
e. Ve cenaze n a m a z l a r ı n a mahsus
M u s â l l â N a m a z g â h l a r ı olmak üzere beşe
a y ı r a b i l i r i z . Toplu halde tetkik ede­
b i l d i ğ i m i z zaman n a m a z g a h l a r ı n çoğu
kez m ü s t a k i l açık ibâdet mekan:, k i m i
kez de seyir yerlerinde özel bir köşe
o l d u ğ u n u g ö r ü y o r u z . Dolayısıyle biz,
gezinti yerlerindeki n a m a z g â h l a r ı "özel
köşe" olarak görmek ve meşru eğlence­
lerin
ibâdetle
bütünleştiği
takdirde
t a m l a ş ı p tümleşebileceği görüşünü sa­
vunmak istiyoruz. Bütün k ü l t ü r l e r d e
insan ruhunu s ü k û n a k a v u ş t u r s a , beyni
d i n l e n d i r e n ve gönlü a y d ı n l a t a n , âbâd
eden en doğal ve en k a ç ı n ı l m a z i h t i y a ç ­
t ı r bu. Bu ihtiyaca cevap veremeyenler,
tatmine u l a ş a m ı y o r l a r .
O t a ğ t e p e ' d e y ı l d ı z l a r ı n a l t ı n d a ufku
i ç i n i z e çeke çeke böyle bir t e r â v i h kıl­
dığınızı düşünün:
Anadolu Hisan'nda ı r m a k l a denizin
k u c a k l a ş t ı ğ ı yerde bir cuma kılın:
K ü ç ü k s u ' d a bir akşam,
A â â â h sana ulaşsam:
d u y g u l a r ı y l a "evvthin" kılıb eve dö­
nerken içiniz ılık duygular ve sonsuz
a y d ı n l ı k l a r l a d o l a c a k t ı r . Bunlar "es­
kimeyen yeniyi
yaşatan bir medeniye­
tin parıltılarıdır.
En kısa ve en öz ifâde ile Namaz­
gahlar: p a r ı l t ı l a r ı hâla sönmeyen yük­
sek bir u y g a r l ı ğ ı n zengin d u y a r l ı ğ ı i ç i n d e f i z i k l e metafiziği k u c a k l a ş t ı r a n
peyzaj m i m a r l ı ğ ı m ı z ı n , açık m e k â n kül­
t ü r ü ve y a ş a n ı l ı r çevre düzeni a n l a y ı ­
ş ı m ı z ı n d ü n ü m ü z d e n g ü n ü m ü z e yansı­
yan açık a n ı t ve k a n ı t l a r ı d ı r . Bundan
özge yorum yok!
246
M i K T A F A Ö7.PAMAR
'İP
m
t
Resim
J .• Kasımpaşa da Kaainıaı Çeşmesi boUı. NMia^g^u.
Resim
2: • Küllema dehale aleyhâ ZekenyyS-1 mıhrâb. sene 124T'
NAMAZGÂHIAR
Resim
3 . Okmeydanı
Resmi
4 Beykoz Çubuklu'da Cülbahçesı Meydam'ndakı
değışüc taızda bir Namazgâh taşı
1*
9^'
Namazgâhı'am
247
mmben
Halü Ağa Namazgâhma
ait olduğu sandan
MUSTAFA O Z D A M A R
24L
Resim
Resim
S: -Künemâ dehale aleyhâ Zekenyya-l
6: "Küllemâ dehale
Zekeriyya-1
mıhrâb.
aleyhâ
mıhrâb"
sene 1206"
Resim
7: Nereye ait olduğunu tesbit
edemediğimiz
biı Namazgâh
mihrabı
Resim
8: Nereye ait olduğunu
edemediğimiz
M:.
Resim
g • Kadırga Esmâ Sultan Namazgâh
Çeşmesi. Soldaki merdivenle
Ndinazgâha çıkılıyor.
Resim 10:
Anadoluhisarı
Namazgâhı'mn
harab hâh
pp
tesbit
bir başka. Namazgâh
taşı
Download

View/Open