SAKARYA ÜNİVERSİTESİ
KUR’AN-I KERİM III
Hafta 1
Yrd. Doç. Dr. Ekrem GÜLŞEN
Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi’ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun olarak hazırlanan
bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan ders içeriğinin tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik,
fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
Her hakkı saklıdır © 2012 Sakarya Üniversitesi
1
ÜNİTE
On Kıraat İmamı ve Râvîleri-I
İÇİNDEKİLER
1.1. Kıraat’ın Lugâvi ve Istılâhî Tarifi
1.1.1. Sahih Kıraatler’in Şartları
1.1.2. Senetleri Bakımından Kıraatler
1.2. On Kıraat İmamı (Aşere)
HEDEFLER
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
 Kıraatı, lugavi olarak tanımlayabilecek,
 Istılahi olarak da tarifini yapma selahiyetini gösterebilecek,
 Sahih kıraatın şartlarını yapabilecek,
 Senetleri bakımından kıraatleri açıklayabilecek,
 Aralarındaki farkları seçebilecek,
 Sahih kıraatlerin bazı imamları hakkında gerekli bilgiyi bu ünitede
sağlayabileceksiniz.
ÖNERİLER
Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce;
•
Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, DİA, Ankara: 2002, XXV, 426’ ya bakınız.
•
Ders videosundaki anlatımı ve ders notlarını dikkatlice takip edelim.
2
On Kıraat İmamı ve Râvileri-I
1.1. Kıraat’ın Lugâvi ve Istılâhî Tarifi
Lügatte kıraat, “okumak, tilavet etmek, telaffuz etmek” anlamında olup “karae”
kökünden mastardır. Çoğulu ise “kıraat” şeklinde gelmektedir.1
Kıraat kelimesi, Kur’an ilimleri terimi olarak çeşitli şekillerde tanımlanmıştır.2
Bunlardan İbnü’l-Cezerî bu ilmi, “Kur’ân kelimelerinin nasıl okunacağını ve râvilere
nisbet etmek suretiyle bu kelimeler üzerindeki farklı okuyuşları konu edinen bir ilimdir”3
şeklinde tarif eder.
Mütevâtir ise, tetâbu etmek, yani arkası kesilmeksizin birbirini takip etmek ve birbirinin
peşi sıra gelmek manasında kullanılır.4 Mütevatir kıraatler, yalan üzerine ittifak etmeleri
aklen mümkün olmayan bir kalabalığın diğer bir kalabalıktan rivâyet ettikleri kıraatlerdir.
Kıraatler arasında en üstün olanı da budur.5
Zerkeşi’nin haber verdiğine göre, daha sonra imamlarını zikredeceğimiz yedi kıraat
cumhur’a göre mütevâtirdir.6 Yediyi ona tamamlayan üç kıratın mütevâtir olduğunu ileri
sürenler çoğunlukta olmakla birlikte, meşhur düzeyinde sahih olduğunu belirtenler de
mevcuttur. İbnü’l-Cezerî Müncidü’l-Mukriîn isimli eserinde meşhur on imamın
kıraatlerinin bütün yönleriyle mütevâtir olduğunu söylemiş, med, imâle ve hemzenin teshîli
gibi konulardaki farklılıkları mütevâtir olarak kabul etmeyen İbnü’l-Hacib’i tenkit
etmiştir.7
Olgunluk döneminde yazdığı en-Neşr isimli kitabında aynı konuyu ele alan İbnü’lCezerî, önceki kitabında kullandığı mütevâtir kelimesini yumuşatarak, onun yerine sahih
kelimesini kullanmış, hatta önceki görüşünde yanıldığını itiraf etmiştir.8
Mütevâtir veya meşhur olarak nitelendirilen on kıraat genelde sahih kategorisi içine
girerse de üç temel şartı taşımayan bir kıraat vechi yedi veya on kıraat imamından da gelse
şaz9 kabul edilir.
1.1.1. Sahih Kıraatler’in Şartları
Bütün kaynakların ittifakla haber verdiğine göre, bu şartlar üç tanedir:
1
Râğıb el-İsfehânî, el-Müfredât fi garîbi’l-Kur’ân (tah. M. Seyyid Kîlânî), Dâru’l-ma’rife, Beyrut, ts. s. 401402; Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, DİA, Ankara: 2002, XXV, 426.
2
Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, DİA, XXV, 426.
3
et-Dimyâtî, Ahmet, İthâfu fudalâi’l-beşer bi’l-Kıraati’l-Erbati Aşer (tah. Abdurrahim ed-Darhûnî) Dâru’lHadis, Kahire 2009, 1, 9; Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, DİA, XXV, 426.
4
Koçyiğit, Talat, Hadis İstilahları, Ankara 1980, s. 344.
5
Zerkeşi, Bedruddin, el-Burhân fi Ulumi’l-Kur’ân, Mısır 1957, 1, 79.
6
Zerkeşi, el-Burhân, 1,79.
7
Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, XXV, 426.
8
Birışık, “Kıraat” , XXV, 426.
9
Senedi sahih olmayan kıraatler için Bkz., İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 14.
3
1) Kıraat, muttasıl ve sahih bir senetle Hz. Peygambere ulaşmalıdır.
2) Hz. Osman’ın (ra.) çoğaltıp büyük şehirlere gönderdiği İmam Mushaflardan birinin
resm-i hattına takdiren de olsa uymalıdır.
3) Bir vecihle de olsa Arap diline uygun düşen Arapça’nın gramerine uymalıdır.10
1.1.2. Senetleri Bakımından Kıraatler
Senetleri bakımından kıraatler, altı kısma ayrılır:
1. Mütevâtir kıraatler: Yalan üzerine ittifaklarını aklın kabul etmediği bir
kalabalığın rivayet ettiği kıraatlere denir.11
2. Meşhur kıraatler: Zabt ve adalet sahibi kimselerin rivayet etmesiyle senedi sahih,
Arap gramerine ve Osmanî Mushaflara uygun olan fakat tevatür derecesine yükselmemiş
kıraatlerdir.12
3. Âhad kıraatler: Senedi sahih olup, ya Osmanî mushafa veya Arap gramerine
uymayan veyahut da zikredilen şöhrete ulaşamayan kıraatlerdir.13
4.
Şâz kıraatler:
Sıhhat şartlarından en az birini taşımayan kıraat şâz kabul edilmiştir.14 Şâz kıraatler
namazlarda ve ibadet maksatlı okunmazlar, ancak bazı fıhkî meselelerin çözümünde ve
Arap dilinde şâhid olarak kullanılabilir. On kıraatin dışında yer alan İbni Muhaysın,
Yezidi, Hasan-ı Basri ve A’meş’in kıraatleri ulemanın ittifakı ile şâz olarak
adlandırılmıştır. Sahabe tarafından tefsir maksadıyla ayetlerin arasına yazılan kıraatlerde
şâz kıraatler arasında değerlendirilir.15
5.
Mevzû kıraatler:
Hiçbir aslı olmadığı halde uydurma bir senedle birilerine nisbet edilerek nakledilen
kıraatler vardır ki bunların en meşhur örneklerini Ebü’l-Fazl Muhammed b. Ca’fer elHuzâi’nin Ebû Hanifeye nisbet ederek bir araya getirdiği kıraatler oluşturur.16
6.
Müdrec kıraatler:
Mütevâtir kıraatlere tefsir vechiyle yapılan ziyâdelere denir.17
1.2. On Kıraat İmamı (Aşere)
İmam, kıraat sahasında otorite kimseye denir. Fakat bu tabirle yedi veya on kıraatın
kendilerine isnat edildiği kimseler kastedilmektedir. Bunların her birisinin naklettiği
okuyuşlara “kıraat” denmektedir.18
10
İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 9; Suyûti, el-İtkân, I,77; Zerkânî, Menâhil, I, 411; Birışık, “Kıraat”, DİA, XXV,
429.
11
Zerkeşi, el-Burhân, 1,79.
12
Suyûti, el-İtkân, I, 225.
13
Zerkânî, Menâhil, I, 430.
14
İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 9
15
Birışık, “Kıraat”, DİA, XXV, 429.
16
Zerkânî, Menâhil, I, 430.
17
Zerkânî, Menâhil, I, 430.
4
Zikri geçen imamların çok sayıda öğrencisi ve ravisi olmakla birlikte, bunların ikişer
ravisi meşhur olmuştur. Bunların naklettikleri okuyuşlar hocaları olan İmamlara nispet
edilir. Bu iki ravinin diğerine muhalif olan okuyuşuna “rivâyet”, bu okuyuşu nakleden
kimseye ise “râvi” denmektedir. Şimdi bu imam ve ravilerin hayatlarını aktaralım:
1) Nâfî b. Abdurrahmân el-Leysî (ö. 169/785)
Medine kıraat imamıdır.19 Hicrî yetmişli yıllarda Medine’de doğmuş, 169/785 tarihinde
yine Medine’de vefat etmiştir. Aslen İsfahanlıdır. Kıraat senedi Hz. Peygambere Übey b.
Ka’b yoluyla ulaşır. Yetmiş kadar tabiîden kıraat alan İmam Nâfi, onların okuyuşlarından
tercihler yaparak kendi kıraatini oluşturmuştur.20
Yetmiş yıldan fazla Kur’an öğretmenliği de yapan Nâfi,21 Arap diline ve hadis ilmine de
vakıftır. Kıraati düzgün, nur yüzlü, doğru sözlü, züht sahibi, cömert bir kimse idi. Altmış
sene Medine Peygamber mescidinde namaz kılmıştır.22
Kıraat ilmindeki otoritesi herkes tarafından kabul gören Nâfî, İmâm Malik ve Ahmet b.
Hanbel’in taktir ve tasvibini kazanmıştır.23 Hocaları arasında Abdurrahman b. Hürmuz elA’rac, Ebû Ca’fer el-Kâri, Müslim b. Cündeb, Şeibe b. Nisâh başta gelmektedir.24
Öğrencilerinden Kâlun ve Verş onun kıraatini nakleden en meşhur iki isimdir.25
Râvîleri:
a) Kâlûn, Ebû Mûsâ İsâ b. Mînâ b. Verdân el-Medenî (ö. 220/835)
Kırâat-i seb’a imamlarından Nâfi’ b. Abdurrahman kıraatinin meşhur iki râvisînden
biridir. Hicri 120 (738) yılında doğdu. Zürekî nisbesiyle tanındığı gibi Zührî nisbesiyle de
anılmıştır.26 Hocası Nâfi’ b. Abdurrahman, okuyuşunu beğenerek kendisine Rumca'da
“güzel, hoş” anlamına gelen “Kâlûn” (kalon) diye hitap ettiği için bu lakapla meşhur
olmuştur.27
Abdullah b. Ömer’in Rum asıllı cariyesinin kendisine “sâlih kişi” mânasında Kâlûn diye
hitap etmesi sebebiyle bu lakapla tanındığı da kaydedilir. Öte yandan Medenî nisbesinden
ve hayatı hakkında verilen bilgilerden hareketle onun Medine’de doğup orada yaşadığı
söylenebilir.28
Kâlûn kıraat ilmini, aynı zamanda üvey babası olduğu söylenen Nâfi” b.
Abdurrahman’dan tahsil etti ve bu konuda uzmanlaşıncaya kadar Nâfi’den yararlanmayı
18
Çetin, Abdurrahman, Kur’an Okuma Esasları, s. 303.
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, (tah. Beşşar Avvâd Ma’rûf ve diğerleri), Müessesetu’r-Risâle, Beyrut
1984, 1. Baskı, 1, 107.
20
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 107; Çetin, Abdurrahman, Kur’an Okuma Esasları, s. 304.
21
Altukulaç, Tayyar, “Nâfî b. Abdurrahmân”, DİA, İstanbul 2006, XXXII, 286.
22
Çetin, Abdurrahman, Kur’an Okuma Esasları, s. 304.
23
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 108.
24
Altukulaç, “Nâfî b. Abdurrahmân”, XXXII, 288.
25
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 108; et-Dimyâtî, İthâfu fudalâi’l-beşer, 1, 22; Altukulaç, “Nâfî b.
Abdurrahmân”, XXXII, 288.
26
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 155.
27
Altıkulaç, Tayyar, “Kâlûn” DİA, İstanbul 2001, XXIV, 268.
28
Ebû Ca’fer İbnü’l-Bâziş, el-İknâ’ fi’l-kıraâti’s-seb’ (nşr. Abdülmecîd Katâmiş), Dımaşk 1403, I, 58-59.
19
5
sürdürdü. Kendi ifadesine göre defalarca ondan Kur’an’ı hatmetmesi ve öğrendiklerini
yazıya geçirmesi yanında tahsilini tamamladıktan sonra da yirmi yıl müddetle hocasının
meclisinden ayrılmadı; kendisinden Ebû Ca’fer el-Kârî’nin kıraatini de okudu. Ayrıca İbn
Verdân’dan arz yoluyla kıraat öğrendi.29
Kâlûn’dan oğulları Ahmed ve İbrahim’le Ebü’l-Hasan Ahmed b. Yezîd el-Hulvânî, Ebû
Neşît Muhammed b. Hârûn, Muhammed b. Sâlih el-Mısrî ve İbn Şenebûz’ün hocası Ebû
Süleyman Salim b. Hârûn el-Leysî gibi şahsiyetler kıraat tahsil ettiler. Kendini Kur’an ve
Arapça öğretmeye adayan Kâlûn’un bu hizmeti uzun yıllar sürdürmesinde hocası Nâfi b.
Abdurrahman’ın bu husustaki uyarı ve tavsiyelerinin etkisi olmalıdır.30
Ayrıca Kalûn’un nahiv ilmine vukufu da itibarının artmasına katkıda bulunmuştur.
Kâlûn, kulakları duymadığı için talebelerinin hatalı okuyuşlarını İbn Ebû Hâtim’e göre
dudak hareketlerinden takip ederek, Yakut’a göre ise kulağını talebenin ağzına iyice
yaklaştırarak tesbit ve tashih ederdi. Hicrî 220’de (835) Medine’de vefat eden Kâlûn’un
ölüm tarihi bazı kaynaklarda 205 (820) olarak zikredilmişse de Zehebî bunun yanlış
olduğunu belirtmiştir.31
b) Verş, Ebû Saîd Osman b. Saîd b. Abdullâh el-Mısrî (ö. 197/812 )
110/728 yıllarında Mısır’da doğmuş, 197/812’de yine Mısır’da vefat etmiştir.32 Mısır
Şeyhu’l-Kurrâsıdır. Verş lakabıyla tanınmıştır. Bu lâkap, hocası Nâfi’ tarafından, yüzünün
beyazlığı sebebiyle ona verilmiştir.33
155/771 yılında Medine’ye gelip, İmam Nâfi’den kıraat okumuş daha sonra memleketi
Mısır’a dönmüştür. Dinleyenleri etkileyen güzel bir sesi ve okuyuşu vardı. Kıraat ve Arap
dili konusunda kendisini yetiştirmiştir. Bilhassa Kıraat konusunda onunla kimse
tartışamazdı. 34
2) İbn Kesîr el-Mekkî (ö. 120/738)
Asıl adı Ebû Ma’bed Abdullah b. Kesîr b. Amr ed-Dârî’dir. Yedi kıraat imamından
biridir ve tabiîdir. İbn Kesîr hicrî 45 (665) veya 48 (668) yılında Mekke’de doğdu. Dârî
nisbesini Abdüddâroğulları’na mensubiyeti sebebiyle aldığını ileri sürenler olmuşsa da Ebû
Ca’fer İbnü’l-Bâziş’e göre Kisrâ tarafından Yemen’in San’a şehrine gönderilen İsfahanlı
Farslar’dandır; hayatının ilk dönemlerinde aktarlık yaptığı ve Bahreyn’in güzel kokularıyla
tanınan Dârîn Limanı’na nisbetle Hicaz bölgesinde aktarlara Dârî dendiği için bu nisbe ile
anılmıştır.35
Zehebî ve İbnü’l-Cezerî de bu görüşü tercih etmektedir. Ayrıca Amr b. Alkame elKinânî’nin mevlâsı olduğundan Kinânî ve Mekkî nisbeleriyle de zikredilmiştir. Künyesi
Ebû Bekir, Ebû Abbâd ve Ebû Muhammed olarak kaydedilmişse de doğrusu Ebû
Ma’bed’dir. Sahâbî neslinden Abdullah b. Zübeyr, Ebû Eyyûb el-Ensârî, Enes b. Mâlik'le
29
Altıkulaç, “Kâlûn”, XXIV, 268.
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâi’l-Kibâr, I, 155.
31
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 155; Altıkulaç, “Kâlûn”, XXIV, 268.
32
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 154.
33
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 152.
34
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, 1, 153.
35
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâi’l-Kibâr, I, 87; Altıkulaç, Tayyar, “İbn Kesîr”, DİA, İstanbul 1999, XX, 131.
30
6
görüşen ve bir müddet Irak’ta ikamet edip Mekke’ye dönen İbn Kesîr36 Kur’an derslerini
Mücâhid b. Cebr’den ve Abdullah b. Abbas’ın mevlâsı Dirbâs’tan aldı.37 İbn Kesîr 120
(738) yılında Mekke’de vefat etti. Cerîr b. Hâzim, İbn Kesîr’in düzgün bir tilâveti
olduğunu, Süfyân b. Uyeyne, Mekke’de Humeyd b. Kays ve İbn Kesîr’den daha güzel
Kur’an okuyan bir kimse bulunmadığını söylemiştir. 38
Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm da Mekke’de İbn Kesîr, Humeyd b. Kays ve İbn
Muhaysın'ın kıraat konusundaki önemine işaret ettikten sonra İbn Kesîr’in önde olduğunu
belirterek Mekkeliler’in kıraatinin onda birleştiğini ifade etmiştir.39
Enderâbî’ye göre de İbn Kesîr hem Mekke’nin kâriidir, hem Mescid-i Harâm’ın
mukrîidir; Mekkeliler onun kıraatinde birleşmiş, Enderâbî'ye kadar bu tercihlerini
korumuşlardır. Zehebî’nin belirttiğine göre İbn Kesîr aynı zamanda bir vaizdi; talebelerine
ders okutacağı zaman onlara önce vaaz ediyor, Kur’an tilâvetine manen hazır halde
başlamaları için bu yolu seçtiğini söylüyordu. Yedi, on kıraatle ilgili hemen bütün
eserlerde İbn Kesîr’in kıraatine yer verilmiş, ayrıca bu kıraati inceleyen müstakil kitaplar
da yazılmıştır.40
Râvîleri:
a) el-Bezzî, Ebü’l-Hasen Ahmed b. Muhammed b. Abdillâh el-Bezzî (ö. 250/864)
Kırâat-ı seb’a imamlarından İbn Kesîr’in meşhur iki râvisinden biridir. Aslen Fârisli
(veya Hemedanlı) olup 170’te (786) Mekke’de doğdu. Dedelerinden Ebû Bezze’ye nisbetle
Bezzî diye şöhret buldu. Kıraat ilmini babasından ve Abdullah b. Ziyâd, İkrime b.
Süleyman, Vehb b. Vazıh gibi devrinin tanınmış kıraat âlimlerinden öğrendi. Tanınmış
kıraat âlimlerinden İshak b. Muhammed el-Huzâî, Hasan b. Hubâb, Ahmed b. Ferah, Ebü
Abdurrahman Abdullah b. Ali, Ebû Rebîa b. İshak, Muhammed b. Hârûn, İbn Kesîr
kıraatinin diğer râvisi Kunbül ve daha başkaları bu ilmi kendisinden tahsil ettiler.41
Kıraat ilminde büyük bir otorite olduğu hususunda görüş birliği bulunmakla beraber
hadis konusundaki rivayetleri ihtiyatla karşılanmış, muttasıl olmayan rivayetleri
muttasılmış gibi rivayet etmekle suçlanmıştır. Ebû Hatim ve Ukaylî onun rivayetlerinin
“münker” ve “zayıf” olduğunu söylemişlerdir.42
Duhâ sûresi ve daha sonraki sûrelerin sonunda tekbir getirilmesi âdeti Bezzî ile
başlamıştır. Bezzî böyle bir uygulamanın mevcut olduğunu müselsel bir senedle Hz.
Peygamber’e dayandırmış ve Hâkim bu rivayeti el-Müstedrek’ine43 almışsa da hadisi
sadece onun nakletmiş olması, ayrıca hadis rivayetinde kendisine güvenilmemesi sebebiyle
bu rivayeti kabul görmemiştir.44 Ancak bu uygulama kurrâ arasında bir sünnetin yerine
36
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâ i’l-Kibâr, I, 87.
Altıkulaç, “İbn Kesîr”, XX, 131.
38
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâi’l-Kibâr, I, 87; Altıkulaç, “İbn Kesîr”, XX, 131.
39
İbn Mücâhid, Kitâbü’s-Seb’a (nşr. Şevki Dayf), Kahire 1972, s. 65-66.
40
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâi’l-Kibâr, I, 87; Altıkulaç, “İbn Kesîr”, DİA, XX, 131.
41
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâ i’l-Kibâr, I, 174-175; Altıkulaç, Tayyar, “Bezzî”, DİA, İstanbul 1992, VI, 114.
42
Altıkulaç, “Bezzî”, VI, 115.
43
Hakim, el-Müstedrek, III, 304.
44
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâ i’l-Kibâr, I, 176.
37
7
getirilmesi anlayışıyla yaygınlaşmış ve günümüze kadar devam etmiştir.45
Mescid-i Harâm’da kırk yıl müezzinlik yapan Bezzî’nin, kıraat ilmini bizzat İbn
Kesîr’den öğrenmediği halde, gerek İbn Mücâhid'in (ö. 324/936) Kitâbu’s-Seb’asından
sonra aynı asırda telif edilen kıraat kitaplarında gerekse daha sonra kırâat-i seb’a
imamlarının râvi sayısını iki ile sınırlayarak yazılan kaynaklarda İbn Kesîr kıraatinin iki
râvisinden biri olarak tercih edilmesinin sebebi, herhalde genel olarak bu ilimdeki
otoritesiyle İbn Kesîr kıraatini icra etmedeki üstün başarısı ve buna bağlı olarak Ebû Amr
ed-Dânî’nin de belirttiği gibi rivayetinin güvenle ve yaygın bir şekilde okunması olsa
gerektir.46 Bezzî Mekke’de 250/864 yılında vefat etti.47
b) Kunbül, Ebû Ömer Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed el-Mahzûmî
el-Mekkî (ö. 291/904)
Kırâat-i seb’a imamlarından ve İbn Kesîr’in meşhur iki râvisinden biridir. 195 (811)
yılında muhtemelen Mekke’de doğdu. Mahzûmoğullarının mevlâsıdır. Kunbül lakabıyla
meşhur olması, “kunbîl” denen ve tedavi maksadıyla sığır cinsine içirilen bir ilâcı gözleri
için kullanması sebebiyledir. Mekke’de yaşayan ve Kunâbile diye anılan bir kavme
mensubiyetinden dolayı bu lakapla anıldığı da ileri sürülmüştür.48
Ebü’l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. Avn en-Nebbâl el-Kavvâs’tan arz yoluyla kıraat
öğrendi. İbn Kesîr'in diğer meşhur râvisi Bezzî’den de istifade etti. Kitâbü’s-Seba’nın
müellifi İbn Mücâhid 278'de (891) Bağdat'tan gelip ondan bir müddet okumuş, yine Bağdat
kurrâsından İbn Şenebûz iki yıl müddetle Mekke’de mücavir olarak kalmış ve Kunbül’den
kıraat dersleri almıştır. Muhammed b. İshak el-Cessâs, Muhammed b. Mûsâ ez-Zeynebî,
Abdullah b. Ömer b. Şenebûz el-Vâsitî, Muhammed b. Abdülazîz b. Sabbâh da bu ilimde
ondan istifade edenlerden bazılarıdır.49
Kunbül ölümünden yedi veya on yıl önce kıraat okutmayı bıraktı. İbnü’l-Münâdî,
hayatının son yıllarında onun zihnî melekelerinin bozulduğunu söylediğine göre bu
dönemde derslerini kesmesinin buna bağlı olduğu anlaşılmaktadır.50
Hayatının ortalarında ancak ilim ve fazilet sahibi kimselerin tayin edildiği Mekke şurta
amirliği görevinde de bulunan Kunbül için Zehebî “şeyhu’l-mukriîn, mukriü ehli Mekke”
ifadelerini kullanmıştır. Yakut’a göre de İbn Kesîr’in kıraati onun yoluyla yayılma şansı
bulmuştur.51
3) Ebû Amr b. Alâ el-Basrî (ö. 154/771)
70 (689) yılında Mekke’de doğdu. Doğum tarihi için 55 (675), 65 (685) ve 68 (688)
yılları da kaydedilmiş olup52 doğum yerini Basra ve Kâzerûn olarak zikredenler de
olmuştur. 53Adı üzerinde ihtilâf edilerek kendisi için on dokuz isim ileri sürülmüş, ayrıca
45
Kurtubî, Ebî Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Ensârî, el-Câmî li-Ahkâmi’l-Kur’ân, (tah. Muhammed
İbrâhim el-Hafnâvî ve diğeri), Dâru’l-Hadîs, Kahire 1996, XX, 103; Altıkulaç, “Bezzî”, DİA, VI, 114.
46
Altıkulaç, “Bezzî”, DİA, VI, 115.
47
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 178.
48
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 230; Altıkulaç, Tayyar, “Kunbül”, DİA, Ankara 2002, XXVI, 375.
49
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâi’l-Kibâr, I, 230; Altıkulaç, “Kunbül”, DİA, XXVI, 375.
50
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 230.
51
Altıkulaç, “Kunbül”, DİA, XXVI, 375.
52
İbnü’l-Cezerî. Ğâyetü’n-Nihâye, I, 165-166.
53
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 100.
8
künyesinin adı olduğu söylenmişse de Zehebî bu isimlerin tamamını zikrettikten sonra
Zebbân adını tercih etmiştir.54 Temîm’in Mâzin koluna mensup olması sebebiyle Mâzinî,
hayatının büyük bölümünü Basra’da geçirdiği için Basrî nisbeleriyle anılmıştır. Ebû
Amr’ın kabir taşında yazılı olduğu ileri sürülen, “Benî Hanîfe’nin mevlâsı Ebû Amr’ın
kabridir” ibaresine dayanarak Hanîfoğullarına nisbet edilmişse de annesi Âişe bint
Abdurrahman’ın Hanîfoğullan’na mensubiyeti veya kendisinin Hanîfoğullan’nın halîf’i
olması sebebiyle böyle bir ifadenin kullanılmış olabileceği ileri sürülmüştür.55
Ebû Amr’ın çocukluk ve yetişme dönemiyle ilgili bilgiler yetersiz ve çelişkilidir. Henüz
küçük bir çocukken kıraat dersi almaya başlamış olmasının ötesinde bilinen bir şey yoktur.
Kendisinin anlattığına göre yirmi yaşının üstünde bir genç iken Haccâc b. Yûsuf esSekafînin adamlarına yakalanmamak için Iraktan kaçan babasıyla birlikte Yemen’e gitmiş.
Yemen çöllerinde Haccâc’ın öldüğünü öğrenmeleri üzerine Basra’ya dönmüşlerdir. İbn
Hallikân’ın verdiği bu bilginin doğruluğu kabul edildiği takdirde çocukluğunu Mekke’de
geçirdiği, tahsilini buradaki ve Medine’deki âlimlerden belli bir seviyeye getirdikten sonra
Basra’ya yerleştiği söylenebilir.56
Ebû Amr 154 (771) yılında Küfe’de vefat etti. Ölümünden önce Dımaşk Valisi
Abdülvehhâb b. İbrahim’den yardım istemek üzere bu şehre gittiği ve Kûfe’ye dönerken
yolda veya Kûfe’ye ulaştıktan sonra Abbasî ailesinin tanınmış şahsiyetlerinden
Muhammed b. Süleyman’ın yanında öldüğü de rivayet edilmiştir. Ebû Amr Mekke’de
Mücâhid b. Cebr. Saîd b. Cübeyr. Ata b. Ebû Rebâh, İkrime b. Hâlid, kurrâ-i sebadan Ebû
Ma’bed İbn Kesîr; Medine’de Yezîd b. Rûmân, Şeybe b. Nisâh ve kurrâ-i aşereden Ebû
Ca'fer el-Kârî; Kûfe’de kurrâ-i sebadan Âsim b. Behdele; Basra’da Yahya b. Yamer, Nasr
b. Âsim ve Hasan-ı Basrî gibi tanınmış âlimlerden kıraat okudu.57
İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1429) Şam’da V/XI. yüzyılın sonlarına kadar İbn Âmir’in
kıraatinin okunmakta olduğunu. Irak’tan gelip Şam’da birkaç yıl ikamet eden Hibetullah b.
Ahmed b. Tâvûs’un, imamı bulunduğu Emeviyye Camiinde halkı Ebû Amr kıraatine
yönlendirmesi üzerine bu çevrede onun kıraatinin meşhur olduğunu, kendi asrında ise Şam,
Hicaz, Yemen ve Mısır gibi bölgelerde yine Ebû Amr’ın kıraatinin yaygın olarak
okunduğunu zikretmektedir.58
Bugün de Ebû Amr’ın kıraati bazı İslâm ülkelerinde bu işin uzmanlarının gayretiyle
veya bazı öğretim kurumlarının programlan içinde diğer meşhur kıraatlerle birlikte
okutulmaktaysa da Sudan, Nijerya ve bazı Orta Afrika ülkeleri istisna edilecek olursa
yaygın bir tilâvet metodu olarak İslâm dünyasında varlığını koruyamamıştır. IX. (XV.)
yüzyıla kadar geniş bir coğrafî alanda okunmakta olan bu kıraatin asırlar içinde yerini daha
çok Âsim b. Behdele’nin Hafs rivayetine terketmesinin çeşitli sebepleri olmalıdır. Meselâ
Mısır’da daha çok bu kıraatin Dûrî rivayeti okunmakta iken, Osmanlılar’ın bu ülkeye
hâkimiyetinden sonra Âsım’ın Hafs rivayetinin yaygınlaşarak onun yerini aldığı
bilinmektedir.59
54
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 102.
Altıkulaç, Tayyar, “Ebû Amr”, DİA, İstanbul 1994, X, 94.
56
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 103; Altıkulaç, “Ebû Amr”, DİA, X, 94. 94.
57
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 101; Altıkulaç, “Ebû Amr”, DİA, X, 95.
58
Altıkulaç, “Ebû Amr”, DİA, X, 95. 103.
59
Altıkulaç, “Ebû Amr”, DİA, X, 95.
55
9
Ebû Amr’ı, Yahya b. Maîn hadiste sika kabul ederken, Ebû Hatim er-Râzî onun
hakkında “lâ be’se bih” (zararı yok, hadisi alınabilir) demekle yetinmiştir. Zehebî de
rivayet ettiği hadislerin çok olmadığını ve Kütüb-i Sittede rivayeti bulunmadığını
söylemiştir. İbn Hibbân’a göre bu rivayetlerinin sayısı elli kadardır.60
Bilinen bazı eserleri şunlardır:
1- Kitâbü Mersûmi’l-Mushaf. (Kur’ân-ı Kerîm’in resm-i hattı ile ilgilidir).
2- Kitâbü’l-İdğami’l-kebîr.
3- el-Vakf ve’l-ibtidâ’.
4- Takyîdu’l-emsile.
5- Kitâbü’l-Emsâl.
6- Kitâbü’l-Kıraât.61
Râvîleri:
a) ed-Dûrî, Hafs b. Ömer b. Abdilazîz el-Ezdî ed-Dûrî el-Bağdâdî (ö. 248/862)62
150 (767) yılından sonra Bağdat’ın doğusunda bir mahalle olan Dûr’da doğdu. Daha
sonra Sâmerrâ’ya göç etti ve orada yaşadı. Kaynaklarda kıraat ilmini öğrenmek üzere
muhitinin dışına çıktığından söz edildiğine ve faydalandığı hocalar daha çok Küfe, Basra
ve Bağdat kurrâsı olduğuna göre özellikle bu yerlere seyahatler yapmış olmalıdır.
Medine’nin meşhur kıraat imamı Nâfi’ b. Abdurrahman’dan bahsederken, “Nâfi’nin
zamanına yetiştim; 10 dirhem param olsaydı mutlaka ona gider, kıraatini bizzat
kendisinden öğrenirdim” demiştir.63 Dûrî kıraat ilmini en eski kaynaklarından
öğrenebilmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmemiş, ulaşabildiği kadar devrinin tanınmış
kurrâsından yedi kıraatin tamamını tahsil etmiş, şâz kıraatleri de öğrenmeyi ihmal
etmemiştir.64 Dûrî bir asra yaklaşan ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybetti ve
kaynakların çoğuna göre Şevval 248’da vefat etti.65
Dûri’nin günümüze ulaştığı bilinen tek eseri Kırââtü’n-nebî’dir. Kur’an’daki bazı
kelimeleri bizzat Hz. Peygamber’in nasıl okuduğunu bildiren rivayetleri toplayan risale,
sûre sırasına göre tertip edilmiştir. Eserde bir veya birkaç örnekle de olsa 114 sürenin kırk
dokuzuna yer verilmiştir. Bilinen iki yazma nüshasından biri Şam’da sondan birkaç varak
eksik olan diğeri ise İstanbul’da bulunmaktadır. İbn Mâce’nin Sünen’inde onun rivayet
ettiği hadisler yer almaktadır.66
b) Ebû Şuayb, Sâlih b. Ziyâd b. Abdillâh er- Rustübiyy es-Sûsî (ö. 261/874)67
170’li yıllarda muhtemelen, bugünkü İran’ın Ahfaz şehrine bağlı bir belde olan Sûs’ta
doğdu ve buraya nisbetle Sûsî diye meşhur oldu. Ayrıca Rüstübî ve Rakkî nisbeleriyle de
zikredilmiştir. Rakka şeyhi olarak tanınması ve önde gelen talebelerinin Rakkî nisbesiyle
anılması dikkate alındığında hayatının önemli bir bölümünü Fırat kenarındaki bu şehirde
60
Altıkulaç, “Ebû Amr”, X, 95.
Altıkulaç, “Ebû Amr”, X, 96.
62
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 191.
63
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 191; Zehebî, Siyeru a’lam’i-n nübelâ, XI, 543.
64
Altıkulaç, Tayyar, “Dûrî”, DİA, İstanbul 1994, X, 5.
65
Altıkulaç, “Dûrî”, X, 6; Çetin, Abdurrahman, Kur’an Okuma Esasları, s. 308.
66
İbnü’l-Cezerî, Ğâyetü’n-Nihâye, I, 255-257; Altıkulaç, “Dûrî”, DİA, X, 5.
67
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 193.
61
10
geçirdiğini söylemek mümkündür. Ancak kendisinin ve talebelerinin nisbet edildiği
Rakka’nın İbnü’l-Esir’in harap olduğunu zikrettiği Rakka olması da mümkündür.68
Meşhur yedi kıraat imamından Ebû Amr b. Alâ’nın önde gelen talebesi Yahyâ b.
Mübârek el-Yezîdî’den Kur’an dersleri aldı ve Ebû Amr b. Alâ’nın kıraati konusunda
uzmanlaştı. Kendisinden de her biri Rakkalı olan Ebû İmrân Mûsâ b. Cerir, Ebû’l-Hasan
Ali b. Hüseyin, Ebû Osman en-Nahvî ve Ebu’l-Hâris Muhammed b. Ahmed Kur’an
dersleri aldı. Kütüb-i Sitte müelliflerinden Nesaî bazı kıraat vecihlerini ondan rivâyet etti.69
Sûsî, Muharrem 261’de (Ekim 874) Rakka’da vefat etti.70 Onun ölümünden sonra
Rakka’da kıraat ilmi konusunda riyaset görevi önde gelen talebesi Ebû İmrân Mûsâ b.
Cerir er-Rakki’ye intikal etti. Sûsî gerek kıraat alanında gerekse hadis rivayetinde güvenilir
kabul edilmiş, İbn Hibbân onun biyografisine eş-Şikât’ında yer vermiştir. Ebû hâtim erRâzî kendisini sadûk olarak nitelerken, Nesâî onun için sika terimini kullanmıştır. İbnü’lCezeri ise Sûsî’yi herhalde daha çok kıraat ilmindeki yeri açısından değerlendirmiş,
hakkında zâbit, muharrir (araştırmacı) ve sika terimlerine yer vermiştir.71
4) İbn Âmir, Abdullah b. Âmir el-Yahsubî (ö. 118/736)72
Ebû İmrân Abdullah b. Âmir b. Yezîd el-Yahsubî (ö. 118/736) yedi kıraat imamından
bîridir ve tabiîdir. Bugünkü Ürdün toprakları içinde yer alan Belkâ’da Ruhâb köyünde
dünyaya geldi. Doğum tarihiyle ilgili olarak kaynaklarda değişik bilgilere yer verilmiştir.
Talebelerinden Bikâ Kadısı Hâlid b. Yezîd’in bizzat kendisinden naklettiğine göre İbn
Âmir 630 yılında doğduğunu söylemiş,73 Mizzî de aynı tarihi zikrederek 110 yıl yaşadığını
ileri sürmüştür. Yemen’de Himyer’in kolu olan Yahsub (Yahsıb) kabilesine dayandığı için
Yahsubî nisbesiyle de anılmış, künyesi hakkında dokuz farklı görüş kaydedilmekle birlikte
doğrusunun Ebû İmrân olduğu belirtilmiştir.
İbn Âmir dokuz yaşında iken Dımaşk’a gitti ve muhtemelen hayatının sonuna kadar
burada yaşadı. Soyunun belli olmadığı ileri sürülerek aşağılayıcı bazı söz ve davranışlara
mâruz kalmış ve mevâlîden olduğu iddia edilmişse de kurrâ-i seb’a içinde Ebû Amr b. Alâ
gibi onun da Arap soyundan geldiği ve nesebinin bilindiği kaydedilmişti.74
Kur’an ve kıraat ilminde İbn Âmir’in asıl hocası, Kur’an’ı Hz. Osman’dan öğrenen ve
Zehebî’nin tahminine göre Muâviye’nin hilâfeti yıllarında Dımaşk’ta Kur’an dersleri veren
Mugîre b. Ebû Şihâb el-Mahzûmidir.75
Velîd b. Abdülmelik tarafından Dımaşk kadılığına tayin edilen İbn Âmir’in bu göreve
Bilâl b. Ebü’d-Derdâ veya Ebû İdrîs el-Havlânî’den sonra getirildiğine dair kaynaklarda
farklı rivayetler bulunmaktaysa da kendisinden kıraat ve Kur’an âyetlerinin sayısı gibi
konularda istifade ettiğini söyleyen Saîd b. Abdülazîz’e göre hocası bu göreve Zür’a b.
Eyyûb’dan (Süveb) sonra getirilmiş olup Dımaşk kadılarıyla ilgili olarak yapılan
68
Altıkulaç, Tayyar, “Sûsî”, DİA, İstanbul 2009, XXXVII, 576.
İbnü’l-Cezerî, Ğâyetü’n-Nihâye, I, 332-333.
70
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 192.
71
Altıkulaç, “Sûsî”, DİA, XXXVII, 576.
72
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 82.
73
Zehebî, Siyeru a’lamü’n-nübelâ, V, 292; Altıkulaç, Tayyar, “İbn Âmir”, DİA, İstanbul 1999, XIX, 308.
74
Zehebî, Siyeru a’lamü’n-nübelâ, V, 293.
75
Zehebî, Ma’rifetü’l-kurrâ, I,
69
11
kronolojik sıralama da bu tesbitin doğru olduğunu göstermektedir.76
Onun ayrıca bütün Dımaşk bölgesini ve sahillerini içine alacak şekilde ordu kadılığı
yaptığı da kaydedilmiş, kadılık görevinin manevî sorumluluğunu dikkate alarak
günahlarına kefaret olsun diye otuz köle azat ettiği belirtilmiştir. Velîd kendisini, inşasına
87(706) yılında başlanan Dımaşk Emeviyye Camii’nin yapım çalışmalarına nezaret
etmekle de görevlendirmiş, bu görevi işin bitimine kadar sürdüğü gibi caminin yönetiminin
birinci derecede sorumluluğu da onun uhdesine verilmiş, bu yöneticiliği sırasında kurallara
ve cami âdabına uymayanları cezalandırdığı görülmüştür. İbn Âmir 10 Muharrem 118’de
(29 Ocak 736) Dımaşk’ta vefat etti.77
Râvîleri :
a) Ebü’l-Velîd, Hişâm b. Ammâr es-Sülemî ed-Dimaşki (ö. 245/859)78
153/770 yılında Dımaşk’ta doğdu. İbn Fazlullah el-Ömerî kaynaklarda onun ayrıca
“Zaferi” nisbesiyle anılmasını, büyük dedesi Meysere’nin duası sayesinde üstün başarılara
ulaşması ile açıklamaktadır. Hişâm’ın hayatı ve öğrenimi hakkında fazla bilgi yoktur.
Erginlik çağından itibaren ilme yönelen Hişâm’a babası büyük destek vermiş, evini satıp
onu hacca göndererek İmam Mâlik ve başka âlimlerle görüşmesini sağlamıştır.79
Bazı kaynaklarda “Dımaşk’ın hatibi, mukrii, muhaddisi, fakihi” gibi ifadelerle tanınır.
İbn Hişâm fesahat, rivayet ve ilimdeki üstünlüğü ile meşhur olmuştur. İbn Zekvân’ın
ölümünden sonra ise İbn Âmir’in kıraati için herkes Hişâm’ın çevresinde toplanmıştır.80
Bazı kelâm konularında tartışmaya yol açan görüşler ileri süren Hişâm b. Ammâr’ın bu
görüşlerinden biri halku’l-Kur’ân meselesiyle ilgilidir. Ona göre Cebrail’in ve Hz.
Peygamber’in okuduğu Kur’an lafızları mahlûktur. Hişâm’ın bu görüşü Ahmed b. Hanbel
tarafından Selef akîdesine aykırı bulunarak ağır bir dille eleştirilmiştir. İbn Hanbel’i
öfkelendiren diğer bir husus da Hişâm’ın bir hutbesinde yer alan, “el-Hamdülillâhillezî
tecellâ li-halkıhî bi-halkıhî” (Yaratma fiili ile mahlukatına tecelli eden mahlukatına
hamdolsun) ifadesidir. Ahmed b. Hanbel, Kur’an’da Allah’ın sadece Tûr dağına tecelli
ettiği bildirildiğine göre, bunun dışında bir tecelliden söz edilemeyeceğini kaydeder.81
Zehebî de Hişâm’ın bu ifadesini doğru bulmadığını belirtir. Fakat Zehebî, her iki âlim de
aynı dönemde yaşadığından Ahmed b. Hanbel’in Hişâm hakkındaki eleştirilerinin ihtiyatla
karşılanması gerektiğini de ifade eder. Hişâm 30 Muharrem 245 (7 Mayıs 859) tarihinde
Dımaşk’ta vefat etmiştir.82
Hişâm b. Ammâr’ın kaynaklarda zikredilen bazı eserleri şunlardır:
1. el-Meb’as. (Bu kitab siyere dairdir).
2. Fezâ’ilü’l-Kur’ân.
3. el-Fevâ’id.
76
Altıkulaç, “İbn Âmir”, XIX, 309.
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 86; İbnü’l-Cezerî, Ğâyetü’n-Nihâye, I, 423-425.
78
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 195.
79
Altıkulaç, Tayyar, “Hişam b. Ammar”, DİA, İstanbul 1998, XVIII, 151.
80
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 196; Altıkulaç, “Hişam b. Ammar”, XVIII, 151.
81
Zehebî, Siyeru a’lamü’n-nübelâ, XI, 432; Altıkulaç, “Hişam b. Ammar”, XVIII, 151.
82
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 196 ; Altıkulaç, “Hişam b. Ammar”, XVIII, 151.
77
12
4. Ehâdîs.83
b) İbn Zekvân, Ebû Amr, Abdullah b. Ahmed b. Beşîr b. Zekvân ed-Dımaşkî (ö.
242/857)84
10 Muharrem 173’te (9 Haziran 789) muhtemelen Dımaşk’ta doğdu. Bazı kaynaklarda
Ebû Muhammed künyesi ve Fihrî, Behrânî, Kureşî nisbeleriyle de anılır. Ancak İbn Hacer,
Fihri nisbesiyle anılmasının doğru olmadığını belirtmiştir. İbn Zekvân. İbn Âmir kıraatinin
Yahya b. Haris ez-Zimârî rivayetini Yahya'nın talebesi Eyyûb b. Temîm’den okudu ve
ölümünden sonra Dımaşk’ta hocasının yerine kıraat şeyhi oldu.85
Hadisle de meşgul olan İbn Zekvan’dan, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce Sünen’lerinde hadis
aktardılar. Ahmed b. Enes b. Mâlik, Baki b. Mahled el-Endelüsî, Ebû Zür’a ed-Dımaşkî,
Ebû Zür’a er-Râzî ve Ebû Hatim er-Râzî gibi âlimler de ondan hadis öğrenip rivayet
edenler arasında zikredilir. İbn Zekvân 7 Şevval 242’de (6 Şubat 857) Dımaşk’ta vefat
etti.86
5) İmam Âsım b. Behdele (ö. 127/745) ve râvileri olan Şu’be b. Ayyaş el-Esedî
el-Kûfî (ö. 193/809) ve Hafs b. Süleyman el-Muğîre el-Esedî (ö. 180/796) üçüncü
haftanın dersi olarak, münferiden ele alınacaktır.87
ÖZET
Yukarıda on kıraat imamından dört tanesi ve onlardan kıraatlerini nakleden meşhur
ikişer ravisi tanıtılmıştır. Bunlar: Nâfî b. Abdurrahmân ve ravileri Kâlûn ve Verş, İbn
Kesîr ve ravileri el-Bezzî ve Kunbül, Ebû Amr ve ravileri ed-Dûrî ve es-Sûsî, İbn Âmir
ve ravileri Hişâm ve İbn Zekvân tanıtılmıştır. Tanıtmaya geçmeden önce kıraatın tarifi,
sahih kıraatın şartları ve senetleri bakımından kıraatler ele alınmıştır.
1.3. DEĞERLENDİRME SORULARI
1. “Kıraat” kelimesinin müfedi nedir?
a) Kurrâ.
b) Kâriûn.
c) Kârî.
d) Kırâetün.
e) Karae.
2. Muhakkık İbnü’l-Cezerî, hangi kitabında on imamın kıraatlerinin
mütevâtir olduğunu söylemiştir?
a) Mu’cemü’l-üdebâ.
83
Altıkulaç, “Hişam b. Ammar”, XVIII, 151.
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 198.
85
İbnü’l-Cezerî, Ğâyetü’n-Nihâye, I, 404.
86
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 198; Altıkulaç, “Hişam b. Ammar”, XX, 462.
87
Zehebî, Ma’rifetü’l- kurrâi’l-Kibâr, I, 88.
84
13
b) Ma’rifetü’t-kurrâ.
c) Müncidü’l-Mukriîn.
d) Kitâbü’s-Seb’a.
e) en-Neşr.
3. Aşağıdakilerden hangisi senetlerine göre kıraatlerin kısımlarından biri
değildir?
a) Sahih.
b) Mütevâtir.
c) Âhad.
d) Müdec.
e) Mevzu.
4. İbn Âmir’in iki râvisi aşağıdakilerden hangisidir?
a) el-Bezzî ve Kunbül.
b) Hişam ve Kunbül.
c) Kâlûn ve Verş.
d) Hişâm ve İbn Zekvân.
e) İbn Zekvân ve Verş.
5. Aşağdaki kıraat imamlarından hangisi tabiidir?
a) Sûsî.
b) İbn Kesîr.
c) Kâlûn.
d) Verş.
e) İbn Zekvân.
CEVAPLAR:
1:E 2:C 3:A 4:D 5:B
14
1.4. KAYNAKLAR
Altıkulaç, Tayyar, “Bezzî”, DİA, İstanbul 1992.
Altıkulaç, Tayyar, “Dûrî”, DİA, İstanbul 1994.
Altıkulaç, Tayyar, “Ebû Amr”, DİA, İstanbul 1994.
Altıkulaç, Tayyar, “Hişam b. Ammar”, DİA, İstanbul 1998.
Altıkulaç, Tayyar, “İbn Âmir”, DİA, İstanbul 1999.
Altıkulaç, Tayyar, “İbn Kesîr”, DİA, İstanbul 1999.
Altıkulaç, Tayyar, “Kâlûn” DİA, İstanbul 2001.
Altıkulaç, Tayyar, “Kunbül”, DİA, Ankara 2002.
Altıkulaç, Tayyar, “Sûsî”, DİA, İstanbul 2009.
Altukulaç, Tayyar, “Nâfî b. Abdurrahmân”, DİA, İstanbul 2006.
Birışık, Abdülhamit, “Kıraat”, DİA, Ankara 2002.
Çetin, Abdurrahman, Kur’an Okuma Esasları, Bursa: 2011, Emin Yayınları, 9. Baskı.
Ebû Ca’fer İbnü’l-Bâziş, el-İknâ’ fi’l-kıraâti’s-seb’ (nşr. Abdülmecîd Katâmiş), Dımaşk 1403.
et-Dimyâtî, Ahmet, İthâfu fudalâi’l-beşer bi’l-Kıraati’l-Erbati Aşer, (tah. Abdurrahim ed-Darhûnî)
Dâru’l-Hadis, Kahire 2009.
İbn Mücâhid, Kitâbü’s-Seb’a (nşr. Şevki Dayf), Kahire 1972.
İbn Cezerî, Ebü’l-Ferec Cemaleddin Abdurrahmân, en-Neşr, (neş. Ali Muhammed Debbağ) Mısır, ts.
İbnü’l-Cezerî. Ğâyetü’n-Nihâye fi Tabakati’l-Kurrâ (Neş. G. Bergstraesser) Mısır 1932.
Karaçam, İsmail, Kur’ân-ı Kerim’in Faziletleri ve Okuma Kaideleri, İstanbul: 19. baskı, İFAV,
Yayınları, 2011.
Koçyiğit, Talat, Hadis İstilahları, Ankara 1980.
Kurtubî, Ebî Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Ensârî, el-Câmî li-Ahkâmi’l-Kur’ân, (tah.
Muhammed İbrâhim el-Hafnâvî ve diğeri), Dâru’l-Hadîs, Kahire 1996.
Râğıb el-İsfehânî, el-Müfredât fi garîbi’l-Kur’ân (tah. M. Seyyid Kîlânî), Dâru’l-ma’rife, Beyrut, ts.
Suyûti, el-İtkânfi Ulûmi’l-Kur’ân, Beyrut 1973.
Zehebî, Ma’rifetü’l-Kurrâi’l-Kibâr, (tah. Beşşar Avvâd Ma’rûf ve diğerleri), Müessesetu’r-Risâle, 1.
Baskı, Beyrut 1984.
Zerkânî, Muhammed, Menâhilü’l-İrfân fî ulûmi’l-Kur’ân,Dâru’l-Fikr, ts.
Zerkeşi, Bedruddin, el-Burhân fi Ulumi’l-Kur’ân, Mısır 1957.
15
Download

On Kıraat İmamı ve Râvileri-I - sauPORT