705
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
DUGİN’İN TÜRK CUMHURİYETLERİ KONUSUNDAKİ ÖNERİLERİ NE
KADAR UYGULANDI?
Alaeddin Yalçınkaya*
Giriş
Günümüz Rus dış politikasının temelini oluşturan düşünce yapısının önemli isimlerinden
olan Dugin’in Rus Jeopolitiği ve Avrasyacı Yaklaşım adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabında Türk
dünyası ile ilgili görüşleri son derece önem arzetmektedir. Dağılan Sovyet sisteminden sonra
zor günler geçiren Rusya Federasyonu şartlarında 1997’de kaleme alınmış olan kitabın yazarı,
dünyanı iki süper güç devletinden biri iken yok olma tehlikesine sürüklenmekte olan Rusya
Federasyonu (RF) karşısında halkına kuru bir moral vermekten öteye tarihi, kültürel, etnik
gerçekleri jeopolitik bir yorumla ele alarak halkına güven vermekte ve yöneticilere yol
göstermektedir.
Avrasyacılık, Dugin ile ortaya çıkan bir hareket veya görüş olmadığı halde, bu hareketin
1990 şartlarında Dugin ile kazandığı anlam ve önemi çok daha farklıdır.871 1991’de SSCB’nin
dağılmasından sonra ABD’nin tek süper güç olarak kalması, Rusya’nın nüfuz bölgesindeki
ülkeleri NATO üyesi olması, önemli ekonomik kaynakların ABD sermayedarlarının kontrolü
altına girmesi, Rusya’yı birçok bakımdan yok olma sürecine giren bir ülke durumuna
getirmiştir. Bu bakımdan, Dugin’in Jeopolitiğin Esasları kitabının birçok yerinde Rusya için
ya süper güç olacak, Avrasya’nın tek hakimi olarak Atlantikçi güçleri bu coğrafyadan
uzaklaştıracak veyahut da yok olacak tespiti, 1990’larda Çeçenistan meselesi ve bunun
sonucunu sabırsızlıkla bekleyen diğer birçok etnik birim bulunması gerçeği dikkate alındığında
Rus halkının bilfiil karşı karşıya kaldığı bir tercih idi.
Rusya’nın yeniden süper güç olmak, yakın çevreyi kontrolü altına almak stratejisinin
yöneldiği ülkeler başta Ukrayna olmak üzere, Avrupa’daki bazı önemli hedefler yanında,
ağırlıklı hesaplara konu olan diğer bölge Türk cumhuriyetleridir. Dugin gerek beş Orta Asya
cumhuriyeti ile Azerbaycan konusunda gerekse RF sınırları içerisindeki Müslüman Tataristan,
Başkurdistan ve Kafkas bölgeleri ile Yakutistan ve diğer gayr-i Müslim Türk birimleri hakkına
ortak strateji önermektedir. Bunların biri hakkındaki projesini ortaya koyarken mutlaka diğer
Türk birimleri ile Türkiye’yi, İran’ı, Çin’i, ABD’yi yerine göre bölge ve bölge dışı güçleri
dikkate almaktadır.
Bu gerçekler ışığında Yeni Rus Avrasyacı yaklaşımında Türk Cumhuriyetleri
konusundaki politikaların üç temel tabanı bulunmaktadır ki çalışmamız bunlara göre
planlanmıştır: Bunlardan birincisi eski Rus nüfuz bölgeleri olarak Türk cumhuriyetleri
konusunda uygulanması gereken politikalardır. Diğeri bölgesel güçlerin nüfuz veya yayılma
alanı olarak ve sonuncusu bölge dışı yani Atlantikçi güçlerin hedefi olarak Türk
*
Prof.Dr., Sakarya Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Dugin’den önce birçok Avrasyacı Rus düşünür olduğu gibi mesela Türkiye’de de farklı anlamlarda da olsa Avrasyacılığı
savunan birçok yazar veya politikacı bulunmaktadır. Türkiye’deki geçmişte veya günümüzdeki Avrasyacılar ile bunların
görüşleri konusunda bkz.: Mehmet S. Erol, “Küresel Güç Mücadelesinde Avrasya”, Stratejik Analiz, Nisan 2005.
871
706
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
cumhuriyetleridir. Gerek başta Türkiye olmak üzere İran, Çin gibi bölge ülkeleri gerekse ABD
ve AB ile özellikle İngiltere gibi bölge dışı güçlerin hedeflerine karşı uygulanması gereken
politikalar ayrı başlıklar altında ele alınabilir. Ancak hangi açıdan ele alınırsa alınsın Dugin’e
göre Türk cumhuriyetlerinin sınırlı kültürel ve etnik özerklik dışında dış politika ve dış politik
boyutu bulunan ekonomi ve savunma konularında Moskova’ya tam teslimiyetten başka bir
alternatifi olmamalıdır.
Dugin’in kitabının yayınlanmasından itibaren özellikle Putin’in devlet başkanlığından
sonra bütün politikaların bu hedefe yöneldiği görülmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)
zemini, bu hedefte önemli destek sağlamıştır. Bu çerçevede, Dugin’in Türk cumhuriyetleri ile
ilgili düşüncelerini önemli ölçüde kendi ifadelerine dayanarak ele almadan önce kişiliğini ve
faaliyetlerini yakından tanıyalım:
Dugin’in Hayatı, Kişiliği ve Eserleri
1962 Moskova doğumlu olan Aleksandr Gelyeviç Dugin, Rus asıllı olup, Filoloji
Fakültesi’ni bitirdi. 1979’da Moskova Havacılık Enstitüsü’ne girdi. Nükleer füzelerin Kuzey
bölgesinde konuşlandırılması gibi hava savunma ve saldırı sistemleri ile ilgili özgün
görüşlerinde bu iş tecrübesinin rolü vardır. Babası Sovyet askeri istihbaratında üst rütbeli
görevlidir. Bu nüfuzunu kullanarak KGB arşivlerinde görev aldı ve burada Rus nüfusuyla ilgili
önemli araştırmalar yaptı ki bu tür araştırmalar sıradan bir Rus için yasaktır. Komünist sistem
çöküş sürecine girdiğinde Dugin gazeteci olarak çalışmaya başlamıştı. 1998’de Geidar
Dzhemal ile milliyetçi bir hareket olan Pamyat’a katıldı. Gennady Zyuganov liderliğinde
yeniden kurulmuş olan Rusya Federasyonu Komünist Partisi için siyasi program yazmak üzere
görev alması konusunda arkadaşı yardım etti. Hazırladığı belge Marksist olmaktan çok
milliyetçi bir üslup taşımaktaydı. Milliyetçilik ile Marksizm arasında sık sık geçişkenlik
gösteren, fakat daima Rusya’nın çıkarlarını ön planda tutan bu üslubu Jeopolitiğin
Esasları’nda çokça görmek mümkündür.
İngilizce, Fransızca ve Almanca ile birlikte dokuz dil bilen Dugin, SSCB’nin dağıldığı
1991 yılından itibaren kamuoyu oluşturan, aydınlatan, yönlendiren önemli görevlerde
bulunmuştur. Bu görevleri ve bazı yayınları şunlardır: 1991’de “Aziz Melek” Ortodoks
Almanağı ve Elementler dergilerinin başyazarı ve Arktogey Ortodoks (Dini) Araştırmaları
Derneği’nin başkanıdır. 1996-97’de Moskova’da yayın yapan FM 101 Radyosu’nda "Finus
Mundi" programını hazırlayarak sunmaktadır. 1997’de hayatının eseri durumundaki
“Jeopolitiğin Esasları” adlı kitabı yayınlanıyor. Tebliğimizin konusu olan bu kitap Türkçeye
Rus Jeopolitiği, Avrasyacı Yaklaşım adıyla çevrilmiştir. 1997-99’da ise bu kitaptaki görüşlerini
geniş kitlelere aktarmaktadır: Özgür Rusya Radyosu’nda “Jeopolitik Yorum” programının
yapımcısı ve sunucusudur.872
1998 yılında Rusya parlamentosunun alt kanadı durumundaki Duma’nın başkan
danışmanı ve özel Yeni Rusya Üniversitesi’nin rektörüdür. 1999’da benzer görevleri
genişlemiş, Duma bünyesindeki Milli Güvenlik Konseyi Jeopolitik Ekspertiz Merkezi’nin
başkanlığına atanmıştır.
872
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3131, 2008-07-20.
707
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
2001 yılında Avrasya Partisi’ni kurmuş, 2003’de partiyi kapatarak Uluslararası Avrasya
Hareketi’ne dönüştürmüştür. Bu esnada Vladimir Putin’in başkanlık ofisinden organizasyon ve
para desteği aldığı bilinmektedir.873
Dugin, Avrasya Partisi Genel Başkanı olarak 2003’de "Büyük Rusya-Avrasya Birliği"
bloğunda seçimlere katılmış ve %0,28 oranında oy alabilmiştir. Bununla beraber onun etkisi ve
gücü sözkonusu oy oranının çok üzerindedir. Nitekim Fransız Actuel dergisi, onu, Sovyet
sonrası dönemde en etkin Rus düşünürü olarak tanımlamakta ve Avrasyacılığın en önemli
sözcülerinden kabul etmektedir.
Dugin’in 1997’de Jeopolitiğin Esasları’nı yayınlamadan önceki çalışmaları, yayınları, bu
kitapta ele alınan hususların yorumu ile onun kişiliği ve araştırma altyapısı hakkında önemli
ipuçları vermektedir. Bu eserlerden bazıları: Mutlakiyet Yolları (1990), komplo teorisi
anlamına gelen Konspiroloji874 (1993), Hiperborey Teorisi (1994), Muhafazakar Devrim
(1994), Proletaryanın Tapınakları (1996), Avrasya’nın Dinsel Dramı (1996), Kilise Çanının
Metafiziği (1996). Konspiroloji’de komplo teorisinin tarihini, uluslararası ve ulusal entrikaları,
gizli toplumlar ve gizli savaşları Rus okuyucusuna sunan yazarın diğer eserleri de benzer ilginç
konuları ele alır. 1997’de Jeopolitiğin Esasları’ndan sonra ise Mutlak Anavatan (1999),
Yolumuz (1999) adlı kitaplarını görmekteyiz.
Dugin’in 2008’de yayınlanan Moskova Ankara Ekseni: Avrasya Hareketinin Temel
Görüşleri875 adlı kitabı, bir bakıma Jeopolitiğin Esasları’nın Türkçe tercümesine yazdığı,
kitabın muhtevasıyla önemli ölçüde çelişen önsözde belirttiği görüşlerin açılımıdır. Bu tebliğde
de işaret edildiği üzere, kendi çerçevesinde sağlam temellerle Atlantikçiliğe karşı Avrasyacı
işbirliği ve dayanışmayı hedefleyen Dugin, Türkiye ve Türklere karşı görüşlerini önemli
ölçüde revize etmektedir.
“Yeni Avrasyacılık”ın Esasları
Asya ve Avrupa kelimelerinin bileşimi olan Avrasya temelli siyaseti öngören
Avrasyacılık, bir bakıma Monroe Doktrini’nin Rusya versiyonudur. Yeni bağımsız ABD’nin
başkanı Monroe, 1823’te, iç düzeni yerleştirmek ve devlet teşkilatını geliştirmek için Amerika
kıtasındaki diğer devletlerle dayanışma sürecine girip, buradaki Avrupalı sömürgecileri
kovmak konusunda kendisine göre objektif bir formül aramıştı. “Monroe İzolasyonizm”i da
olarak adlandırılan bu politika, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin Amerika’dan
elini çekmesini istemekteydi. Buna karşılık ABD de Avrupa işlerine karışmayacaktı. Bundan
yaklaşık iki asır sonra ise dünyanın tek süper gücü olarak kalan ABD, SSCB’nin dağılmasıyla
iktifa etmeyip, eski Sovyet coğrafyasını bilfiil askeri kontrolü altına almak istemektedir. Buna
873
http://en.wikipedia.org/wiki/Aleksandr_Dugin, 2008-08-03.
http://www.panrus.com/books/details.php?bookID=12303&langID=1, 2008-08-03.
875
Çeviren: Leonid Bahrevski, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2008. Aleksander Dugin'in Moskova-Ankara Ekseni başlıklı bu
kitabı, merkezi Moskova'da olan 'Avrasya Hareketi'nin temel görüşlerini ortaya koyuyor. Kitap Dugin'in Avrasya ve Türkiye
konusunda son yedi yıl içinde yazdığı makalelerden ve yaptığı konuşmalardan oluşuyor. İçeriğinden de anlaşılacağı gibi, bu
metinler Türkiye'de ilk kez yayımlanıyor. Kıbrıs sorununun da ele alındığı kitap, Dugin ve 'Avrasya Hareketi'nin Türkiye'ye
ilişkin tezlerini öğrenmek isteyenlerin başvurmaları gereken tek kaynak durumundadır. Avrasya fikrinin tarihte ortaya çıkışına
ve evrimine ilişkin önemli bilgiler vermenin yanı sıra, Avrasya Hareketi'nin tarihsel sürecini de örneklerle ortaya koyan
kitapta, Avrasya Hareketi'nin misyonuna ve siyasi yönelimine ilişkin bilgiler de yer alıyor. http://kitap.antoloji.com/moskovaankara-ekseni-avrasya-hareketinin-temel-gorusleri-kitabi, 2008-08-03.
874
708
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
karşı askeri ve ekonomik cevap verme kapasitesi yetersiz olan Rusya, ABD’nin Avrasya’dan
elini çekmesini, Avrasya ülkeleri için tek kurtuluşun Avrasya’daki en büyük gücün, Rusya’nın
etrafında kenetlenmesi formülünü buldu. Avrupa ve Asya ülkelerinin kara gücü olarak, ABD
ve İngiltere ile çıkarlarının taban tabana zıt olduğu görüşünü işleyen Avrasyacılık, Kıta
Avrupası ile Asya’daki devletlerin Rusya’nın önderliğinde Atlantikçi güçleri (ABD, İngiltere
ve sadık müttefikleri) zayıflattığı, bölgede etkisin azaltıp kovduğu oranda yaşama şansları
bulunmaktadır.
Rusya açısından Avrasyacılık (Yeni Avrasyacılık) hareketinin doğuş sebebine
baktığımızda, yokluk tehlikesine çare arayan bir Rus entelijansiyası ile karşılaşmaktayız.
1970’ler ve 80’lerdeki gelişmelerden sonra SSCB’nin dramatik bir şekilde dağılması Ruslar
açısından bir dereceye kadar sineye çekildi. Batının bununla yetinmeyip, başta enerji
kaynaklarının yönetimi olmak üzere bütün ekonomik varlığı ile, RF üzerindeki planları ve
uygulamaları böyle bir hareketin temel motivasyonunu oluşturmuştur. 01.01.2001 tarihinde
yayınlanmış olan A.G. Dugin imzalı Avrasya Manifestosu’nun876 ilk bölümü “Çağdaş
Rusya’da Fikirler Krizi” adını taşır ve “Yeni Avrasyacılık” bölümünde bu harekete olan
ihtiyacı şöyle belirler: “Son on yılda Rusya’da, dünyanın dört bir yanında yaşanan dramatik
olaylar, Avrasyacıların fikirlerini yeniden zorunlu, kaçınılmaz hale getirmiştir. Batı,
uygarlığının en büyük muhalifi SSCB’yi halletti. Marksist ideoloji aniden çekiciliğini kaybetti.
Fakat batılılaşma ve liberalizme (ki bugün en mükemmel gelişimi ABD ve Amerikan
medeniyeti ile şekillenmiştir – bu durumdan dünya devinin ebeveynleri olan Avrupalılar bile
tedirgin olmaya, tahammül edememeye başlamışlardır) karşı kapsayıcı yeni bir alternatif henüz
ortaya çıkmadı.
ABD önderliğinde, genelde NATO üyesi olan ülkelerin finans kuruluşları ile şirketleri,
Sovyet sonrası krizi yaşayan bu dev ülkedeki ekonomik fırsatları, son derece doymaz bir
fırsatçılıkla değerlendirdi. “Rusya’nın zayıflatılması suretiyle oluşacak stratejik fay hatlarının
derhal doldurulması doğrultusunda, özünde Rusya’nın kıskaca alınmasını hedefleyen 4 boyutlu
bir politikayı uygulamaya koyduğunu net bir şekilde ortaya çıkmıştır”. Bu politikaların başında
Rusya’nın enerji kaynakları ile temel ekonomik sektörlerinin kontrol edilmesi gelmektedir.
Bunun teminatı için de Rusya ve etki alanındaki ülkelerde Batı yanlısı lider ve partilerin
iktidara taşınması büyük önem arzetmektedir. Rusya’nın askeri gücünün zayıflatılması ve
tehdit olmaktan çıkartılması, yapılacak yatırımların diğer güvencesidir. Son olarak Rusya’nın
çevresi ve eski SSCB coğrafyasında NATO ve AB’nin yeni üyelerle genişlemesi yoluyla
Rusya’nın nüfuz sahasının daraltılması ve ‘yakın kuşağının’ dağıtılması politikası
uygulanmıştır. Yeltsin zamanında bu alanlarda ABD ve diğer Batılılar önemli başarılar elde
etmişti. Böylece Rusya ekonomisi büyük ölçüce Batı’nın kontrolüne geçmiştir.877
Ekonomik alandaki yatırımlar, siyasi alanda da etkisini göstermiş ve RF’nu oluşturan
birçok bölge bağımsızlık veya daha fazla özerklik talepleriyle Moskova’dan uzaklaşmanın
yollarını aramaya başlamıştır. Çeçenistan konusu, bütün RF’nu hedef alan, Atlantikçi güçlerin
son derece geniş kapsamlı saldırılarının ilk aşaması idi. Onun için, ne pahasına olursa olsun
Çeçenistan RF’ndan kopmamalıydı. Diğer etnik ve idari sorunların da temelinde son tahlilde
Atalntikçi güçleri görmek lazımdı. Bu tehdit algılamasını, hareketin temeli olarak gören
Avrasyacılık, başta RF ülkesi olmak üzere, eski Sovyet cumhuriyetlerini, dağılmış olan
876
877
http://www.evrazia.info/modules.php?name=News&file=article&sid=454, 2008-07-12.
Fevzi Uslubaş, “Washington’un Şer Üçgeni, Rusya ve Türkiye”, Jeopolitik, Ocak 2008, s.23-31.
709
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Varşova Paktı etkisindeki ülkeleri ve nihayet Almanya’dan Japonya’ya bütün Avrasya’yı aynı
formül altında topladı. Bu tebliğin konusu, Türk cumhuriyetlerinin de yer aldığı Rus Güneyi,
yani Avrasyacılık’ın temel politikalarının gerçekleştiği alandır.
Rus Güneyi, Kaliningrad’dan Lenaland’a uzanan bütün RF’nun güneyindeki ülkeleri
kapsamaktadır. Dugine göre bu bölgede şu ülkeler yer almaktadır: 1.Balkan yarımadasının
kuzeyi, Sırbistan’dan Bulgaristan’a kadar olan bölge; 2.Moldova, Güney ve Doğu Ukrayna;
3.Rostov vilayeti ve Krosnodor ili, Novorossiysk limanı; 4.Kafkasya; 5.Hazar Denizinin doğu
ve kuzey sahilleri, Kazakistan ve Türkmenistan toprakları; 6.Kazakistan, Özbekistan,
Kırgızistan ve Tacikistan’ı kapsayan Orta Asya; 7.Moğolistan. Dugin’e göre bütün bu alanlar
üzerinde kıtasal yani Rus stratejik kontrolü sağlanmıştır. Ancak bunların tümüne, Rusya’nın
‘ebedi’ sınırları olarak değil, güneye doğru müteakip jeopolitik yayılmanın üsleri olarak
bakılmalıdır.878
Rus Güneyi’nde yer alan Türk cumhuriyetleri ve bölgeleri, sadece coğrafi yönüyle değil,
Türkiye ile ilişkileri yani jeopolitik özellikleri ile Dugin’i oldukça meşgul eder. Bu konudaki
önerileri de önemli ölçüde yönetim tarafından dikkate alınmış, günümüzde izlenen
politikalarda da bunun izleri görülebilmektedir.
Avrasyacılık ve Türk Cumhuriyetleri
Avrasyacılık hareketinin Türk cumhuriyetleri ile ilgisini, Rusya, Türk cumhuriyetleri,
bölge ülkeleri ve bölge dışı güçlerin çıkarlarını dikkate alarak farklı açılardan ele almak
gerekmektedir. Dugin de kitabını bu farklı açılardan yapılan analizler üzerine kurmuştur.
Öncelikle Türk cumhuriyetleri kavramının kapsamını belirlememiz gerekmektedir. Bunu
yaparken de Dugin’in kitabına bir bütün olarak bakmak gerekir. Gerek Sovyet coğrafyasında
gerekse bugünkü RF’nda, Türkiye ile ilişkiler bağlamında hassasiyet gösterilmesi gereken Türk
kökenli, Türkçe konuşan halklar, kitapta oldukça geniş tutmuştur. Resmi Rus tezleri hatta
birçok Oryantalist iddiaların aksine Dugin bölge, boy, siyasi birim adlarından sonra sözkonusu
halkların Türk kimliği ve Türkiye ilgisini her fırsatta dile getirmiş ve RF içi ve dışı ile birlikte
ortak, birbirini tamamlayan politikalar önermiştir.
Gerek Balkanlarda gerekse Kafkasya’da, Boşnaklar, Arnavutlar, Çerkezler, Çeçenler gibi
Türk kökenli olmadığı halde bu halkların Türkiye ilgisi, çoğu Türk kökenli topluluklardan daha
fazla olan halkları, yani “Türki”leri879 de uygulanacak stratejilerle ilgili önemli ölçüde Türkiye
dışındaki Türklerle birlikte değerlendirmektedir. Bu gerçekten hareketle, Türk
cumhuriyetlerinden, öncelikle Türkistan cumhuriyetleri Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan,
Türkmenistan ve Tacikistan’ı kastediyoruz. Dugin, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinden
oluşan Sincan bölgesini de aynı politikaların parçası olarak ele alır. Ancak burada dikkat
edilmesi gereken hedef Türkiye’den ziyade, Çin’dir. Güney Kafkasya’daki Azerbaycan,
Türkiye’ye yakınlığı dikkate alınarak, Türk cumhuriyetleri ile ilgili politikalarda önceliği
haizdir. RF içerisinde bulunan Tataristan ile Başkurdistan’a özel önem verilir. Bunun dışında
878
Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği, Avrasyacı Yaklaşım, terc.: Vügar İmanov, 4. Basım, İstanbul, Küre Yayınları, 2005,
s.171-172.
879
Türki sıfatının Turkmen, Özbek, Kazak, Tatar gibi Türk kökenli halklar için kullanımını yanlış buluyoruz. Ayrıntı için bkz.:
A. Yalçınkaya, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler, Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006, ss.319335.
710
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Çuvaşistan, Buryatya, Yakutistan gibi özerk bölge ve cumhuriyetler ile Ukrayna sınırları
içerisinde bulunan Kırım’ı da hatırlamamız gerekmektedir.
Türk kökenli olmadığı halde, Atlantikçi politikalara alet olan Rus Güneyi’nin önemli
ülkelerinden Ukrayna’nın jeopolitik bakımdan parçalanması gerekmektedir. Ancak bu surette
“Büyük İmparatorluk” içinde yerini alabilecektir. Eski bir Türk yurdu olan Kırım ise
geleneksel olarak etnik mozaiği ile ayırt edilen özel bir jeopolitik oluşumdur. Maloruslar,
Velikoruslar ve Kırım Tatarları burada bileşik bir yapılaşmayı gerçekleştirmiştir. Burası
birbirine oldukça düşman üç jeopolitik güçten ibarettir. Velikoruslar, Moskova yanlısı olup
Ukrayna’nın geri kalan kısımlarından da saldırgan eğilimdeyken, Maloruslar, tam tersine aşırı
milliyetçidir. Kırım Tatarları ise genelde daha çok Türkiye’ye meyilli ve Rusya’ya oldukça
düşmandırlar. Kırım Tatarlarının jeopolitik eğilimlerinin hesaba katılması genellikle bahis
konusu değildir. Zira Türkiye tüm hususlarda Rusya’nın düpedüz jeopolitik rakibi
sayılmaktadır. Ancak yine de Kırım’daki Tatarların varlığını hesaba katmamak da olmaz.
Kırım’ın Rusya’ya direk birleştirilmesi, Malorus nüfusun son derece olumsuz tepkisini çekecek
ve yarımadanın Ukrayna toprakları vasıtasıyla Rusya sistemine entegre edilmesinde, ki bu
genelde pek gerçekçi değildir, problemler doğuracaktır. Kırım’ı bütünüyle Ukrayna’ya
bırakmak da mümkün değildir. Çünkü bu durum Rusya’nın jeopolitik güvenliğine doğrudan bir
tehdit oluşturacak ve Kırım içinde etnik gerginliğe sebep olacaktır. Tüm bu mülahazalar
dikkate alındığında, Kırım’a özel bir statü tanınması ve Moskova’nın direk stratejik
kontrolünde, fakat Ukrayna’nın sosyo-ekonomik çıkarlarının ve Kırım Tatarlarının da etnikkültürel taleplerinin göz önünde bulundurulduğu azami bir otonomi verilmesi gerektiği sonucu
meydana çıkmaktadır.880 Ukrayna-Kırım, hakkındaki öneriler, birçok Türk bölgesi ile ilgili
projelerle paralellik arzetmektedir.
Ukrayna veya diğer Türkistan cumhuriyetleri bağımsız olduğu halde, RF içindeki
Tataristan ile ilgili tespit ve öneriler de son derece ihtiyatlıdır. Tataristan denince RF açısından
ayrılıkçılık eğilimlerinin uzun tarihine sahip bir ülke akla gelmektedir. Bununla beraber,
Dugin’e göre Rus topraklarının tam ortasına yerleşen Tataristan, özel bir tehlike arz
etmemektedir. Ancak tüm benzeri durumlarda “ayrılıkçı mantık”, denizlere veya yabancı
topraklara çıkış aramaya sevk eder. O halde, burada diğer bölgelerin aksine her türlü dikey
entegrasyon süreci er veya geç son derece tehlikeli olabilir.881 Tataristan, bundan dolayı,
Başkurdistan, Çuvaşistan veya Kazakistan ile işbirliğini ve ilişkilerini asgariye indirmelidir.
Volgaboyu ülkesi olan Tataristan, yeteri kadar monolitik etno-nasyonal oluşuma sahip
olup, siyasal bağımsızlık ve Rusya ile belirli rekabet geleneğini muhafaza etmektedir.
Tatarların milli bilinçlerinin çok gelişmişliği yüzünden burası Rusya’nın bütünlüğünü
koruması açısından en zayıf bölgedir. Yine de “Tatar ayrılıkçılığı” problemini bir nebze de olsa
önemsizleştiren en önemli faktör, Tataristan’ın kıtasal mekanın ortasında deniz sınırından veya
Rus olmayan devletlerle komşuluktan yoksun bırakan coğrafi konumudur. Bu jeopolitik durum
korunduğu sürece Rusya için özel tehdit oluşturmaz. Ancak her halükarda Tatarların tarihi
tecrübeleri sözkonusu bölgeye özel dikkati gerektirmektedir. Aksi takdirde burası, Rusya’nın iç
jeopolitiğinin en zayıf bölgesidir. Tataristan’ın Güneyde Kazakistan’la muhtemel stratejik
880
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.207.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.148-149. Genel olarak Kafkasya ve Türkistan’da yatay entegrasyonun (mesela Azerbaycan,
Gürcistan, Türkiye) önlenip, dikey entegrasyonun (mesela İran, Ermenistan, Rusya) teşvik edilmesini öneren Dugin burada
tersini savunmaktadır.
881
711
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ittifakı ve Komi vasıtasıyla Buzlu Okyanusa erişmesi, Avrasya’nın tüm kıtasal yapısını
yıkabilir. Moskova, Kazan’la ilgili öyle bir politika yürütmelidir ki, bunun sayesinde
Tataristan’ın jeopolitik sistemi, mümkünse, teritoryel olarak bitişik olmayan salt Rus
bölgeleriyle ilişkili olsun. Bu durumda, aksine, yukarıda belirtildiği gibi Başkurdistan yanında,
Udmurtiya, Mordova ve Mariel bölgeleri ile de entegrasyon süreçleri engellenmelidir.
Bunlardan başka, Tatarlar hem ırksal ve hem de kültürel-etnik unsurlardan oluşan bir halk
olduklarından Tataristan’ın kültürel-etnik emarelere göre teritoryel bölünmesine vurgu
yapmanın faydası olabilir. Ayrıca, Rusların bu cumhuriyete göçünün de artırılması, teşvik
edilmesi yararlıdır.
Türk ve Müslüman olmaları, Tatarları, Türk-İslam dünyasının jeopolitik bir parçası
yapmaktadır. Bu konuda Moskova, “Güney”in tüm jeopolitik güçlerinden ibaret olan bir
problemle karşılaşmaktadır. Tataristan’ı ne asimilasyon, ne de aktif coğrafi tecritle bu
gerçeklikten ayırmak mümkündür. Bu yüzden, “Tatar meselesi”, Rusya-İslam gibi daha geniş
bir konunun ayrı bir maddesini teşkil etmektedir. Benzeri tüm durumların çözümündeki ortak
bir payda, ‘tarihin coğrafi ekseni’ ve İslam dünyası arasındaki menfaatlerin jeopolitik
dengesini bulmaktadır. Bu konuda istisnasız tüm hallerdeki ortak payda, uzun ömürlü küresel
ittifak kurmaya imkan veren anti-Atlantikçiliktir. Tataristan örneğinde, Tatar milletinin kıtasal
karakteri bilhassa vurgulanmalıdır. Günümüz şartlarında Avrasya ve Rusya’nın jeopolitiği
örtüşürken bilinçli ve gönüllü bir ittifak, etnik-dinsel ayrımdan ziyade, daha derin bir
zorunluluktur. Daha geniş anlamda, “Avrasya Devleti”, yani Rusya, Slav ve Türk unsurların
birleşimine dayanmaktadır. Bu bileşenlerden de, Heartland ile özdeşleşen bir “kıtasal devlet”in
ekseni haline gelen Velikorus halkı doğmuştur. Bu nedenle, adı geçen iki halk, Slavlar ve
Türkler ki bunlara Uygurlar ve Moğollar da katılmaktadır, ileride Avrasya jeopolitiğinin
sütunları olarak kalacaklar. Onların istikballeri, siyasal ve etnik kaynaşmada olduğundan etnokültürel farklılıkların ileri plana sürülmesi, özellikle bu farklılıklara siyasal anlamlar
yüklenmesi, hem Rusların hem de Türklerin tarihsel kaderlerinin mantığına zıttır.
Dugin’in belirleyici analizinin temelini oluşturan Avrasyacılık ortak kaderine ulaşırken,
geçmişte yaşananları hiç hatırlamak istemediği, ancak Moskova çıkarlarına aykırılık sözkonusu
olduğunda sürekli olarak, geçmişte kalmış husumet, anlaşmazlık, çatışmaları gündeme
getirdiğine dikkat edelim. Ona göre Atlantikçilere karşı jeopolitik işbirliği konusu MoskovaKazan ilişkilerinin temeli olmalıdır. Bunun için Avrasya’nın çıkarlarını siyasi veya
metropolitik olarak da ifade eden özel bir “jeopolitik lobi” kurulması gerektiği ihtimal dışında
tutulmamalıdır.
Benzer düşünceler Tataristan’ın güneyinde bulunan Başkurdistan için de geçerlidir.
Orada da İslam inançlı Türk etnisitesi yaşamaktadır. Bunların ayırıcı yegane özelliği, tüm
Volgaboyu’nda en faal ve ‘öncül’ halk olan Tatarlarda olduğu kadar bariz ayrılıkçı geleneğe
ve gelişmiş milli bilince sahip olmamalarıdır. Bu sebepten dolayı, Tatar-Başkurt ilişkileri,
Rusya’nın ‘İç Doğusu’nun bu kısmında jeopolitik istikrara hiçbir surette yardımcı olamaz.
Moskova, Başkurdistan’ı Ruslarla meskun Güney-Ural bölgelerine entegre etmek ve Kazan’a
meyletmekten alıkoymak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, özgün Başkurt
kültürü, benzersizliği, diğer Türk-İslam biçimlerinden farklı oluşunu vurgulamak yararlıdır.
Tataristan’la Başkurdistan’ın jeopolitik ilişkilerinin pekişmesi, Rusya için son derece
tehlikelidir. Çünkü Başkurdistan’ın güney idari sınırı, teorik olarak Türk-İslam ayrılıkçılığının
üssüne dönüşebilecek olan Kuzey Kazakistan’ın yakınından geçmektedir. Sözkonusu durumda
712
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
en korkunç tehlike, Heartland’ın, karasal mekanın tam ortasından Türk, Türkiye taraftarı, yani
Atlantikçi mızrağı ile paramparça olması ihtimalidir. Bu çerçevede, Tataristan’ın güneye
yönelimi, Başkurdistan’la entegrasyon girişimleri ve hatta Başkurdistan’ın Orenburg vilayeti
ile yakınlaşması, Moskova’nın kıtasal politikasınca ne pahasına olursa olsun engellenmesi
gereken aşırı olumsuz eğilimlerdir. Başkurdistan’ın enlemsel ilişkileri, Türklerle meskun
olmayan Kuybışev ve Çelyabinsk vilayetleri ile güçlendirilmeli, yukarıda işaret edildiği gibi
boylamsal temasları ise, Kazan ve Orenburg ile, aksine zayıflatılmalıdır.882
Dugin’in Türk cumhuriyetleri ile ilgili politikalarında öncelikle Rusya merkezli kıtasal
boyut sözkonusudur. Eski Sovyet siyasi haritasına iltifat etmeyen, bu cumhuriyetlerin yeniden
Moskova’ya bağlanmasını gereksiz gören Dugin, paradoksal olarak Sovyet dönemini aşan bir
kontrol mekanizması ve bağımlılık ilişkisinin gerekliliğine her fırsatta işaret eder. Bu cümleden
olarak Orta Asya’nın yeniden yapılandırılması projesinde Rusların etnik çıkarlarının en iyi
şekilde korunması gerekmektedir. Bu yapılanma ile aynı siyasi çatı altında toplanacak olan
devletlere “Orta Asya İmparatorluğu” adı verilir. Ancak bu imparatorluk, sun’i siyasi yapılar,
hayali ‘post-emperyal miras’ esasına göre değil, başta Kazakistan’dakiler olmak üzere
bölgedeki Rusların topluca meskun olduğu tüm toprakların barışçı yolla Moskova’nın yargı
alanına doğrudan girişini öngören milli türdeşlik temeline göre kurulacaktır. Etnik muhtevası
sorunlu olan yerler ise, aşağıda ele alınacak olan Rus-İran projeleri çerçevesinde şu veya bu
İmparatorluk hudutları içinde özel haklar elde edeceklerdir. Böylece, Ruslar küçük çaptaki
etnik milliyetçi hareketler için öngördüğü stratejiler sayesinde, hiçbir zaman
gerçekleştiremeyecekleri amaçlarına böylece Avrasyacı jeopolitik proje aracılığıyla kavuşmuş
olacaktır.883 Bu stratejinin Gürcistan-Güney Osetya-Abhazya ilişkilerinde belirgin bir şekilde
uygulamaya konduğu söylenebilir.
Bu bağlamda, Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesinde ortaya çıkan Gümrük Birliği’ne
önemli bir fonksiyon yüklenmektedir: Eğer Rusya, gümrük birliğine ilişkin RF, Beyaz Rusya,
Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan arasında imzalanmış olan “beşli antlaşma” çizgisini
geliştirmek yoluyla dördüncü (NAFTA, AB, ASEAN’dan sonra) jeoekonomik alanı
toparlamayı başarırsa, tüm dünyanın görüntüsü değişecektir. Rusya’nın nükleer potansiyelini
koruması, Avrupa ve Pasifik jeoekonomik alanlarını yeni bir seçim karşısında bırakacaktır.884
Kazakistan’ın nükleer varlığını imha etmesi ile beşli içerisinde RF’nun tek nükleer güç olarak
kalması, liderlik ve belirleyicilik rolünü pekiştirmektedir.
İlerideki daha kapsamlı entegrasyon ile Moskova’ya siyasi (Dugin buna jeopolitik
demektedir) bağımlılık yolunda büyük önem atfettiği Gümrük Birliği’ne “Kurtuluş Yolu”
olarak bakılmaktadır. Ekonomik bakımdan son derece yetersiz ve başarısız bir örgütlenme
olduğu halde, Gümrük Birliği’nin Moskova’nın bu ülkeleri bünyesinde toplayabildiği tek
uluslararası hukuk temeli bulunan bir örgütsel zemin olduğunu hatırlamak lazım. Ona göre,
“Büyük alanların otarşisi” projesinin günümüzdeki RF açısından gerçekleşmesi, en genel
şekliyle aşağıdaki ana adımlarla mümkün olabilir: Avrasya Gümrük Birliği’nin kurulması,
güçlendirilmesi ve genişlemesi, “dördüncü jeoekonomik alan”ın kurulması (Beyaz Rusya,
Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın dışında buraya bazı uzak çevre ülkeleri –
Sırbistan, Yunanistan, İran, Hindistan, Irak, Suriye, Libya vs.- de dahil olabilir) Bu
882
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.158-159.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.78.
884
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.351.
883
713
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
entegrasyonun derinleşerek ABD dolarından farklı olan diğer bir uluslararası para biriminin,
örneğin Avrupa Euro’sunun, daha ileride ise kendi “Avrasya Rublesi”nin veya hatta “Avrasya
doları”nın tesis edilmesi hedeflenmektedir.885
Türk cumhuriyetlerini askeri araçlarla yeniden RF’na bağlamak yerine, siyasi araçlarla
Moskova politikalarının uygulayıcısı durumuna getirirken, Rusya’nın özellikle 1990’lardaki
başta ekonomik olmak üzere zayıf noktaları dikkate alınmaktadır. Bunda dolayı Rusların
yetersiz ve oldukça küçük alternatif durumundaki RF’nunu reddederek, komşu cumhuriyetleri
kanlı kardeş katlinin yapıldığı savaşlarla, işgaller ve ilhaklar yoluyla genişletmekten
vazgeçerek ve Avrasya halklarına kıtasal blokun, “Avrasyacı Rus İmparatorluğu”nun
kuruluşuna eşit şartlarda katılım teklifinde bulunarak büyük ve kendilerine layık olanı elde
etmelidirler. Türk cumhuriyetleri gibi Rusya da etnik devleti reddetmekle, halkın birliğini ve
“Büyük İmparatorluğu” elde edecektir. Günümüz şartlarında başkası değil yalnız bu yol Rus
halkını siyasal güçsüzlükten ve etnik soysuzlaşmadan kurtaracak, aynı zamanda onun o devasa
cesametini her yönüyle küresel kamilleşmeye uyandıracak ve nihayet ona gerçekte hak ettiğini
verecektir.
Gerek Azerbaycan, gerekse Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan, burada
ele alınan, Tataristan ve Kazakistan’la ilgili stratejilere benzer çerçevede değerlendirilmelidir.
Yukarıda bununla ilgili önerilere işaret edildi. Bununla beraber, bu ülkelere yönelik stratejilerin
ABD, Türkiye, İran ve Çin politikaları ile ilgisi ağır basmaktadır.
Dugin’in Türk cumhuriyetlerinin kendi aralarındaki ilişkilerin önlenmesi ile ilgili
stratejileri önemli ölçüde uygulanmıştır. RF içerisinde Tataristan’ın Moskova’dan
uzaklaşmasında örnek aldığı Çeçen bağımsızlık hareketinin bastırılmasının da bu stratejilerle
son derece büyük ilgisi bulunmaktadır. 2000’li yılların konjonktürü bu konudaki stratejiler için
daha elverişli hale gelmiştir. 11 Eylül 2001’deki saldırılar, başkanlık makamında henüz 2 yılını
doldurmamış olan Putin’e Avrasyacılık hedeflerini uygulama konusunda önemli fırsat
vermiştir. İnsan hakları konusunda eleştirilen birçok ülke gibi, ayrılıkçı/hak arayıcı her türlü
talep “terör” suçlamasıyla bastırılarak uluslararası arenada yapılanlara haklılık
kazandırmıştır.886 Diğer ülkeleri ve bölgeleri, çeşitli nedenlerle kontrol altına almak irredentist,
revizyonist, emperyalist, saldırgan politikalar türünden olduğu halde, bu dönemde “terör” her
türlü uluslararası hukuka aykırı hareketi kapatan konjonktürel bir araç haline gelmiştir.
Avrasyacılık stratejilerinin uygulanmasında bunun da izleri görülmektedir.
Yeni Avrasyacılık, ABD ve Türk Cumhuriyetleri
Avrasyacı hareketinin temel motivasyonu, ABD’nin Yeni Dünya Düzeni parolasıyla tek
süper güç olarak RF dahil eski Sovyet cumhuriyetlerinde nüfuz alanları kurmasıdır. Bu itibarla,
Avrasyacılığın her aşamasında ABD ve müttefiklerinin politikaları ile bunlara karşı stratejileri
dikkate almak gerekmektedir. Burada ise, Atlantikçilerin bugüne kadar somut projelere
dönüşmüş olan politikaları ve bunlara karşı stratejilere değinilmektedir.
ABD’nin Soğuk Savaş döneminden kalan çevreleme (containment) politikasının hedefi,
SSCB’nin sıcak denizlere ulaşımın engellemek, onu Moskova paralelindeki steplere
885
886
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.357.
Gökhan Bacık, Modern Uluslararası Sistem, Köken, Genişleme, Nedensellik, İstanbul, Kaknüs, 1997, s.344.
714
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
hapsetmekti. Rusya’nın tarihi hedefi ise sıcak denizlere inmektir. Burada hedef bölge, bir
dereceye kadar çevreleme bölgesiyle örtüşmekte olup, Dugin bu bölgeye yukarıda belirtildiği
gibi “Rus Güneyi” adını vermektedir. Bu bölge, Balkan yarımadasının kuzeyinden itibaren,
Moldova, Ukrayna, Kırım, Rostov, Krasnodar, Kafkasya, Hazar Denizi’nin doğu ve kuzey
sahilleri, Türkistan cumhuriyetleri ile Moğolistan’ı kapsamaktadır. ABD’nin bütün
teşebbüslerine karşın Dugin’e göre bu alanlar üzerindeki kıtasal stratejik kontrol, yani
Moskova’nın temel politikalarının geçerliliği sağlanmıştır. Ancak bunların tümüne, Rusya’nın
‘ebedi’ sınırları olarak değil, güneye doğru müteakip jeopolitik yayılmanın üsleri olarak
bakılmalıdır. Bununla beraber kıtasal varlığın zayıflaması hiçbir zaman bir boşluk
doğurmayacak veya ‘bağımsızlığını kazanmış’ alanların egemenliklerini güçlendirmeyecektir.
Çünkü bunların eyalet statüleri, jeopolitik otarşilerine, Rusya’dan bütünüyle bağımsız
politikalar geliştirmelerine zaten imkan vermez. Atlantikçilerin deniz gücünün nüfuzu,
Moskova’nın kıtasal güç nüfuzunun yerini bir şekilde, kendiliğinden tutacaktır. Dolayısıyla,
‘Rus Güneyi’nin tüm dahili kuşağının yapısı, baştan beri potansiyel taarruz üssü olarak ele
alınmalıdır. Bununla beraber, pratik olarak tüm sınır alanları dağlık yörelere, çoğunlukla
yüksek platolara rastlanmaktadır. Tüm bu jeopolitik hususlar, ‘Avrasya dağları’ problemine
radikal bir yeni yaklaşımın gerekliliğini talep etmektedir. Buna göre, sözkonusu bu dağlar
stratejik sınır fonksiyonlarını kaybetmeli, kıtasal entegrasyon için bir mani değil, köprü
olmalıdır.887
ABD’nin stratejik planları, Hazar’ı Karadeniz’in Türkiye sahilleri ile birleştiren bir
jeopolitik kuşak meydana getirmekten ibarettir. Sözkonusu kuşağın RF ve İran’ın kontrolünde
bulunmaması gerekir. Buna göre Bakü-Tiflis-Ceyhan ve diğer boru hatlarının geçtiği bölge
olan Hazar-Karadeniz kuşağının Rusya’nın tesirinden çıkarılması zaruridir. ABD’nin çok
önemli jeopolitik hedeflerinden birisinin petrol ve doğal gaz boru hatlarının Rusya-İran etki
alanından çıkarmak veya bu iki ülkeyi buradan uzaklaştırmak olduğu unutulmamalıdır. RF’nun
özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı engellemede başarısız kaldığı dikkate alındığında Atlantikçiliğe
sadece yüz yüze değil, onunla ortak “barış sağlama” çabaları görüntüsü altında yapmacık
işbirliği yaparak da karşı çıkmak gerekir. Bunun en iyi örneği, belli bir “Rus düşmanlığı ve
ayrılıkçılık döneminden sonra Rusya yanlısı jeopolitik eğilime ki bu, aynı zamanda Ermeni
politikasının tarihi sabitesidir, geri dönen Ermenistan’dır. Burada sözkonusu olan, ABD veya
genel olarak Batı karşıtı ve İran meyilli Kafkas İslamcılığının ve milliyetçiliğinin ‘köktenci’,
‘sufi’, ‘yerel’ versiyonudur. Bu amaç için, Kafkasya’nın siyasi gerçekliğinde kök salmış ve
bölge elitlerinin davranış modellerinin ve motivasyonlarını gayet iyi bilen Ermeni
diyasporasını kullanmak gerekir. Ermeni istihbarat örgütleri, etkili oluşlarını Elçibey’in azliyle
sonuçlanan Azerbaycan olaylarında ispat etmişlerdir. “Başlıca anlaşmazlık alanlarından birinin
petrol olması nedeniyle Moskova’nın İran’la siyasi ve stratejik bir pakt akdetmesi gerekir.
Buna göre, her iki taraf, Türkiye’nin ‘Vehhabilik’in veya doğrudan ABD’nin güçlü nüfuza
sahip olduğu Kafkasya bölgelerinin destabilize edilmesine; ve aksine İran ve Rusya’nın güçlü
pozisyonları bulunan mıntıkaları ise stabilize etmeye yardımcı olacaktır.”888 ABD
güdümündeki renkli devrim ile RF’ndan daha fazla uzaklaşan Gürcistan’a karşı yapılan son
hareket (Ağustos 2008) bu önerinin uygulanmasıdır. Benzer stratejiler, Afganistan ve Fergana
Vadisi ülkeleri için, özellikle ABD ile ilişkiler geliştikçe gündeme gelmektedir. Soykırım
887
888
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.170-173.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.372-374.
715
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
iddiaları konusunda ABD’nin zaman zaman krize yaklaşan Türkiye ile ilişkileri dikkate
alındığında Dugin’in önerilerinin başarı şansı artmaktadır.
ABD’nin en somut olarak varlığını hissettirdiği Azerbaycan’ın durumu diğerlerine göre
oldukça çetrefillidir. Ermenistan ve Gürcistan’da Moskova karşıtı duygular kaynarken, en
ziyade ‘Sovyet ve Moskova yanlısı’ bir cumhuriyet olan Azerbaycan şu anda yüzünü esas
olarak Türkiye’ye ve doğrudan ABD’ye çevirmiştir. Vehhabi etkisi burada asgaridir. Zira
Azerbaycanlılar Şiidir. Ancak Atlantikçilik, Ankara’nın siyasi, etnik ve iktisadi aracılığıyla
sürdürülmektedir. İran tarafında bulunan Güney Azerbaycan problemi İran’la gerginliğe yol
açmaktadır.889 Azerbaycan’a karşı politikalara, ABD’nin bölgede en önemli muhalifi olan
İran’la ilgili stratejilerde temas edilecektir. Karabağ’ın RF desteği ile yıllardır Ermenistan’ın
işgali altında bulunmasının bu stratejinin bir parçası olduğunu belirtelim.
Avrasyacılık, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri
Cengiz Han’dan arta kalan Türk toplulukları ile Slavların jeopolitik birliği olarak da
tanımlanan Avrasyacılık, birçok bakımdan Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Avrasyacılığın
Türkiye boyutunun, Türkiye’nin NATO üyesi olması, Moskova’nın hedefindeki Türklerle ırk,
dil, din, kültür, tarih birliği, Türkiye’nin stratejik konumu ve bölgesel güç olması gibi sebepleri
bulunmaktadır. Nitekim, karasal birliğin önemli muhatapları olarak kabul edilen bölgesel
devletler arasında Hindistan, İran, Pakistan ve Çin ile birlikte Türkiye de sayılmaktadır.
Bununla beraber Türkiye, batının “Truva Atı” suçlamasıyla her fırsatta karşı karşıya kalmakta
olup Putin politikaları açısından güvenilmez, azami ihtiyat gösterilmesi gereken bir ülkedir.890
Dugin’e göre bölgesel devlet, özelliği gereği, sıradan bir devletten daha fazla, süper devlet
veya imparatorluktan daha az bir siyasi ağırlığa sahiptir.891 Türkiye’nin stratejik konumundan
aldığı bölgesel güç vasfının aynı zamanda birçok jeopolitik temeli bulunmaktadır ki bunlardan
biri de Müslüman nüfusa sahip laik bir ülke oluşudur. Aşağıda İran bölümünde ele alınacağı
üzere, İslam dünyasındaki oldukça dağınık dini-ideolojik ve siyasi akımlar arasında Türk
cumhuriyetlerini hedef alan akımlardan biri de Panturkizm olup, Türkiye kaynaklı ve
Atlantikçi grupta sayılmaktadır. Bu yüzden Dugin konuyu “Pantürkizm Tuzağı” başlığı altında
ele almaktadır.
Dugin’e göre Pantürkizm eşliğinde Türkiye’ye yönelişin tamamen farklı bir niteliği
vardır. Çünkü Rus Güneyi olarak “yakın çevre”nin Orta Asya halkları çoğunlukla Türk’tür. Bir
bütün olarak Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun yerinde onun bir devamı değil, bir parodisi
olarak teşekkül etti. Çok merkezli ve çok milletli emperyal İslami yapının yerine, laik ve
milliyetçi düzeni ile Fransız ulus-devletinin doğu versiyonunu kurdu. Bugün NATO üyesi olan
Türkiye, fiilen Atlantikçiliğin ve tekdünyacılığın doğudaki ileri karakolu, Asya-Doğu ile Arap
alemi arasındaki “tampon kordonu” sayılmaktadır. Türkiye’nin önerdiği jeopolitik model,
“Batı dünyasına ve ateist, tekdünyacı medeniyete entegre olmaktır.” Türkiye’nin yolu
Atlantikçi süper devlete hizmet etme ve “dünya hükümeti”nin kontrolündeki tekdünyacı
küresel Büyük Alan modelini kabul etmektir. Türkiye tarafından oynanan “Pantürkizm”
889
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.369-370.
Fevzi, Uslubaş, Kaos İmparatorluğu ve Türkiye, Afganistan ve Irak’tan Sonra Sıra İran’da mı?, İstanbul, Kum Saati
Yayınları, 2007, s.411.
891
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.36-37.
890
716
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
kartının zahiren geleneksel karakterli olduğuna itiraz edilebilir. Bu kısmen doğrudur.
“Yakutistan’dan Sarayevo’ya Büyük Türkiye” projeleri gerçekten faal bir şekilde Türkiye’nin
propagandasıyla hazırlanmaktadır. Bununla birlikte, söylem bazında, Rus karşı atağı için zemin
oluşturan bu tür sloganların gerçekte bir önemi olmayıp, “ancak bugünkü Türkiye’nin siyasi,
ideolojik ve ekonomik rotasının radikal bir biçimde değişmesi halinde bu projeler ciddiyet
kazanabilir.”892
Azerbaycan konusundaki görüşler ve stratejiler de önemli ölçüde Türkiye ile olanların
parçasını teşkil eder. Kitabın “Rusya ve Mekan” bölümünde stratejilerin temelin oluşturan üç
eksenden birisini, “Güney Ekseni”ni, Moskova-Tahran oluşturmaktadır. Bu Eksen, Orta Asya
İmparatorluğu kavramıyla bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Rusya’nın güney bölgelerini,
Çin’den, Hindistan’dan, Pakistan’dan Orta Doğu’ya ayrıntılı tahlilden sonra, İran’ı güneyin
temel hareket noktası olarak kabul eder. Tahran merkezli bir güney politikası, Rusya açısından
birçok jeopolitik sorunun çözümü demektir. Türk veya İslam dünyası açısından durum ele
alındığında, İran’da dahi nüfusu %50’nin altında olan Farisi ırkı veya İslam dünyasında Şii
merkezli politikalarla çıkarılacak çatışma ve bölünmeler, Rusya’nın bölgede daha “güvenli” ve
“etkili” varlık sebebi olacaktır ki bunun tipik örneğini Azerbaycan üzerinden Güney
Kafkasya’da görmekteyiz. İran’ın etkisindeki Türk ve İslam dünyası, Dugin’e göre, Atlantikçi
güçlere ve Türkiye’ye çok daha kapalı olacak, jeopolitik olarak Rus çıkarları açısından
güvenceye alınmış olacaktır.893
Türk dünyası açısından, İran-Kafkasya ekseninde kilit ülke Ermenistan’dır. “Türkiye’den
Azerbaycan’a ve Orta Asya’ya giden yolun Ermenistan ve Karabağ’dan geçmesi nedeniyle
Ermeniler son derece stratejik önemdeki topraklarda bulunmaktadırlar. Erivan, otomatik
olarak Moskova-Tahran ekseninde bu iki ülkeyi birbirine eklemleyen ve Türkiye’yi kıta içi
mekanlardan koparan önemli stratejik bir halka haline gelmektedir. Bakü ile Ankara’nın
Tahran’a muhtemel yönelişleri halinde, Moskova-Tahran ortak projesinde Karabağ sorunu
hızla çözülecektir. Çünkü dört tarafın dördü de stratejik yönden böylesi mühim bir bölgede
istikrarın derhal temini için son derece ilgili bulunacaklardır. Aksi halde, yani Azerbaycan
Türk yanlısı eğilimini sürdürdüğü takdirde, bu ülke, İran, RF ve Ermenistan tarafından
parçalanabilir. Aynı durum Atlantikçi Türkiye ve Avrasyacı Rusya’nın jeopolitik çıkarlarının
çatışmasıyla istikrarsız ve çatışma bölgeleri olarak kalacak olan Kafkasya’nın diğer bölgeleri
Çeçenistan, Abhazya, Dağıstan için de geçerlidir ki bugün buna Güney Osetya’yı da katmak
gerek. Buraya İran jeopolitik hattının dahil edilmesi, Atlantikçiliğin Türkiye ve Rusya’daki
“nüfuz ajanları”nca Kafkaslardaki çatışmalara “İslam ve Ortodoksluk” arasındaki çarpışma
görünümü verme çabasının anlamını derhal kaybettirecek ve barış ve huzuru yeniden tesis
edecektir.
Doğrudan Türkiye’yi hedef alan bu projede Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’daki
çıkarları hiçbir şekilde sözkonusu olmadığından bu ülkeye ‘günah keçisi’ rolünü biçmek
gerektiği önemle dikkate alınmalıdır. Dahası, muhtemelen Türkiye’deki Kürt milliyetçiliğini
desteklemek ve aynı zamanda İran’a etnik olarak yakın olan halkları laik-Atlantikçilik
kontrolünden çıkarmak niyetiyle ön plana sürmek gerekir.894
892
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.260-261.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.75-76.
894
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.78-79.
893
717
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Konunun doğrudan Ermenistan boyutu kitabın ayrı bir bölümünde benzer cümlelerle
değerlendirme konusu yapılmakta, bölücü terör boyutuna dikkat çekilmektedir: Rusya’nın
Kafkasya’daki geleneksel ve güvenilir müttefiki olan Ermenistan özel bir jeopolitik rol
oynamaktadır. Türkiye’nin kuzeye ve doğuya, yani Orta Asya Türk dünyasına yayılışının
önüne set çekmesinde Ermenistan, mühim bir stratejik üs vazifesini yerine getirmektedir. Ve
aksine, jeopolitik saldırı boyutunda ise güneye, “kadim Ermenistan”ın önemli bir kısmının ve
başlıca kutsal yeri sayılan Ağrı Dağı’nın bulunduğu Türkiye topraklarına doğru kesintisiz
devam eden bir etno-kültürel birlik olarak önemlidir. “Diğer önemli bir etnik faktör,
Ermenilerin Kürtlerle ırksal ve dilsel akrabalık bağlarının olmasıdır. Türkiye dahilinde
jeopolitik sarsıntıları tahrik etmek maksadıyla bu husus kullanılabilir. Bu bağlamda, tüm
Kafkasya’yı ortasından kesen ve Ermenistan’la ‘Hazar üçgeni’nin güvenli irtibatını kuran
karasal bir koridorun inşası hayli önemlidir.”895 Burada belirtilen Ermenistan’ın Avrasyacı
stratejiler bakımından kilit rolü, Gürcistan’ın batı ve Türkiye ile işbirliği sayesinde etkisiz hale
gelmiştir. Bundan dolayı, Gürcistan cezalandırılması (parçalanması) gereken ülkelerin başında
yer almış ve bugün bu strateji uygulanmaktadır.
Hazar’ın doğusundaki Türk cumhuriyetleri ile ilişkilerde Türkiye’nin engellenmesi
gerektiğine dikkat çekilerek, bölgenin Moskova kontrolünde kalmasının jeopolitik sebepleri
şöyle anlatılmaktadır: Orta Asya’nın dağ silsileleri ile sadece siyasi ve jeopolitik değil, ırksal
olarak da bölündüğünü belirtelim. Bölgedeki eski Sovyet alanında, Turan’ın varisleri olan
Sünni Türkler yaşamaktadır. Bu Türklerin birçoğu bilhassa göçebelik ve hayvancılıkla iştigal
etmektedir. SSCB sınırlarına dahil olmamış olan İran, Afganistan ve hatta etno-kültürel yönden
akraba olan Pakistan dahi yerleşik Hint-Avrupalılarca yurt edinilmiştir. Böylece, jeopolitik
birlik, açıkça ifadesini bulan ırkî sınırlara sahiptir. Bölgenin tamamı üç kısma ayrılmaktadır:
1.Merkezi Kazakistan, 50. paralelin güneyi olup bundan kuzeyde ‘Rus Doğusu’na dahil olan
topraklar bulunmaktadır; 2.Sahrayla kaplı Türkmenistan ve Özbekistan ve dağlık Kırgızistan,
bunlar salt Turan topraklarıdır; 3.İran-Afganistan-Pakistan-Hindistan, burası geniş anlamda
İran’dır, yani “Ariler ülkesi”, “Ariler yurdu”dur. Orta Asya’daki yeni jeopolitik düzen, tüm bu
ülkelerin kuzeyden güneye doğru katı bir jeopolitik ve stratejik eksenle birbirine bağlanmasına
dayanmaktadır. Bu coğrafi mekanın da, benzeri durumlarda her zaman olduğu gibi, çeşitli
bölgelerin boylamsal yakınlaşmasına yardımcı olmak suretiyle sırf medeniyetler doğrultusunda
yapılandırılması gerekir. Kuzeyde tüm Kazakistan’ın Güney Ural ve Batı Sibirya Ruslarıyla
bağlantısı sözkonusudur. Bu bağlantı, bütün Orta Asya havzasının ana yapısı görevinde
bulunmalıdır. Tüm kıtasal politikanın temelinde, Kazakistan’ın Rusya ile ortak kıtasal bir
blokta mantıklı ve ölçülüp biçilmiş entegrasyonu durmaktadır. Başından beri buradaki en
önemli husus, “Türkiye’nin bu bölgeye yönelik her türlü nüfuz edinme girişiminin
engellenmesi”dir. Atlantikçi Türkiye’nin başının altından çıkan ve eski ‘Sovyet’ Orta
Asya’sının salt enlemsel jeopolitik gelişmesini öne süren, Hint-Avrupacı Kuzeye (Rusya) ve
Hint-Avrupacı Güneye (İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan) zıt olan her türlü ‘Turancı’
entegrasyon projelerine set çekilmesidir. “Turancı bir entegrasyon” olarak adlandırılan Türk
halklarının birliği, jeopolitik Avrasyacılığın karşı-tezidir. Bu tür bir entegrasyon, karasal
güçleri üç kısma parçalamaktadır: batı, yani Rusya’nın Avrupa kısmı; doğu, yani Rus Güney
Sibiryası ve uzak doğusu; son olarak güney, yani İran, Afganistan, Pakistan. Böylesi bir
‘Turancılık’, gerek Rus devletine, gerekse Rus etnisitesine bir başlangıç teşkil eden “ormanla
895
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.179-180.
718
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
steplerin ırksal ve jeopolitik ittifakı”nı bozmaya ayarlıdır. Turancılık, İran ve Afganistan
konusunda ise, İslam dünyasının dini birliğini bölük pörçük etmektedir. Buradan hareketle
heartland, Türkiye’ye ve ‘Panturanizm’ taşıyıcılarına karşı sert bir pozisyonel jeopolitik savaş
ilan etmelidir. Bu savaşta Rusya’nın başlıca müttefiki, İslamcı Ari İran olacaktır. Orta Asya, iki
küresel Hint-Avrupacı gerçeklik -Ruslar ve Farslar- arasında dikey olarak ‘yayılmalıdır’. Bu
hususta, tüm Türk mekanından yerel özerk kültürel eğilimleri ayrıştırmak ve klanlar,
boylar, ‘uluslar’ vs. arasında geçimsizliği şiddetlendirmek için elden gelen her şeyi
yapmak lazımdır. Bu bölgenin her yanındaki yöreler, bölgeler, sanayi kompleksleri,
ekonomik çevrimler, stratejik tesisler, Türk havzası dışındaki topraklarla, ya da katı
boylamsal istikamette çepeçevre kuşatılmaya çalışılmalıdır. Örneğin Özbekistan’ın
batısındaki Karakalpakistan, teritoryel olarak doğu yönüne, Buhara, Semerkant, Taşkent’e
doğru değil, kuzeye Kazakistan’a ve güneye Türkmenistan’a doğru entegre edilmelidir. Aynı
prensiple Özbekistan’la Tacikistan arasındaki sınır bölgelerini yeniden yapılandırmak gerekir.
Semerkant ve Fergana vadisinin, hem tarihi, hem etnik açıdan Özbek olduğu kadar Tacik
toprakları ile de azımsanmayacak bağları bulunmaktadır. Benzer durum Kırgızistan için de
geçerlidir.896
Gerçekten de Dugin’in bu önerileriyle de örtüşen Rus politikaları sayesinde Türkiye’nin
Türk cumhuriyetleriyle ilişkileri oldukça sınırlı kalmış, Ankara kaynaklı çeşitli ulusal ve
uluslararası örgütler pek etkili olamamıştır. Türkiye ve Atlantikçi cephede yer alan
Azerbaycan’ın parçalanması anlamında, Ermeni işgali halen devam etmektedir. Türk ve
Müslüman olmayıp kendi Ortodoks kilisesi bulunan Gürcistan için de bundan dolayı parçalama
stratejisi uygulanmaktadır. Öte yandan İran-Ermenistan ilişkileri her geçen gün gelişmektedir.
“Günah keçisi” olarak kabul edilen Türkiye aleyhine her fırsatta yeni politikalar gündeme
gelmektedir. Türk ihraç ürünlerine çeşitli bahanelerle engel konulması, kasıtlı bürokratik
işlemlerle ticaretin zorlaştırılması, bölücü terör konusunda çok yönlü destekler bunu ortaya
koymaktadır.
Yeni Avrasyacılık, İran ve Türk Cumhuriyetleri
Yukarıda ele alındığı üzere Türkiye ile ilgili stratejilerin de önemli bir parçası olan İran,
aslında geniş anlamıyla İslam dünyası ve Orta Doğu politikaları ile genelde ABD ve İsrail’in
bölge politikalarına karşı önemli fonksiyonlar yüklenen bir “kıtasal müttefik”tir.
Avrasyacılığın hedefleri açısından İslam dünyasının ideolojik ve siyasi eğilimleri şöyle
sıralanmaktadır: 1.İran köktenciliği; 2.Türkiye’nin laik rejimi ki bu Atlantikçi, Pan-Türkçü
çizgiye vurgu yapmakta; 3.Pan-Arabizm; 4.Suudi-Vahhabi köktendinciliği, jeopolitik olarak
Atlantikçilikle hemfikir; 5.‘İslam Soyalizmi’nin çeşitli versiyonları. Diğer taraftan günümüz
Türk cumhuriyetlerinde üç jeopolitik eğilim yani Atlantikçi ve Türkiye kaynaklı ‘PanTürkizm’; yine Atlantikçi ve Suudi Arabistan kaynaklı ‘Vahhabilik’; son olarak İran menşeli
ve anti-Atlantikçi köktencilik rekabet halindedir. Panarabizmin’in, Orta Asya’nın çoğunlukta
bulunan Türk dilli halkları açısından şansı yoktur. Buna paralel olarak güçlü Rus yanlısı
eğilimlerin varlığını da hesaba katmak gerekir. Ancak milli bilinçle uyanan bu İslam
memleketlerinin yeniden Rusya’ya kansız şekilde katılmalarını tasavvur etmek zordur ve
gereği de yoktur. Yeni İmparatorluk’un ‘Moskova yanlısı olmayan’ üç eğilim arasında bu
896
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.181-182.
719
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
bölgeyi Atlantikçilerin dolaylı ve dolaysız kontrolünden çıkaracak sadece İran yanlısı bir
yönelime güvenebileceği açıktır. Sarsılmaz Moskova-Tahran ekseni, Rus taraftarlığı ve
İslamcılık arasındaki tüm çelişkileri ortadan kaldıracak ve onları aynı anda hem Moskova’ya
hem de Tahran’a yönelen bir jeopolitik eğilime dönüştürecektir. Türkiye ve Suudi Arabistan’a
geleneksel olarak düşman olan İran, böyle çetrefilli bir merkezde jeopolitik problemlerini
sadece İran’ın desteği ile çözebilen Ruslardan daha iyi bir şekilde bu fonksiyonu yerine
getirebilir. Ancak Almanya örneğinde olduğu üzere, Moskova-Berlin ekseni Avrupa’nın
Almanya’ya bırakılması demek olmadığı gibi, burada da İran İmparatorluğu’nun inşası veya
Orta Asya’nın İranlılaştırılması bahis mevzuu değildir. Sözkonusu olan, federal esaslarda
muhtelif halkları, kültürleri ve etnik farklılıkları bir güney jeopolitik blokunda kaynaştıran ve
bununla da tüm Avrasya İmparatorluğunun çıkarları ile koparılmayacak biçimde bağlantılı
olan, stratejik açıdan türdeş, ancak etnik ve kültürel açılardan çeşitlilik gösteren İslam
oluşumunu meydana getirecek bir “Orta Asya İmparatorluğu”nu kurmaktır.897
Gerçekten de İran, büyük Avrasya birliğinin çekirdeği olmak için stratejik, ekonomik ve
ideolojik tüm imkanları haiz salt kıtasal bir devlettir. Orta Asya cumhuriyetlerinin, öncelikle
petrolü ile Azerbaycan’ın ve devasa Kazakistan’ın, İran’a yönelmeleri, gerçek kıtasal
egemenlik yolunda ön şartları vücuda getirebilir. Önemle kaydetmek gerekir ki, İran taraftarı
“Büyük Alan”, potansiyel olarak bünyesine Afganistan ve Pakistan’ı almaktadır. Bu da
Tacikistan ve Özbekistan’la teritoryel süreklilik sahasının önünü açmaktadır. İran’ın
Türkmenistan’la ise doğrudan doğruya sınırları bulunmaktadır.898
Öte yandan İran’ın İslam dünyası içerisinde azınlık durumunda kalan Şiilik inancının da
bu stratejilerde önemli bir fonksiyonu olacaktır. Şiiliği, Güney Azerbaycan’la etnik akrabalığı
ve tarihi münasebetleri vurgulayarak Azerbaycan’ı İran’a, fakat hiçbir surette Türkiye’ye değil,
bağlamak gerekir. Böylece, Erivan’dan geçen Moskova-Tahran stratejik hattı, Moskova-BaküTahran hattı ile tekrar edilerek Balkanlardaki stratejilere benzer bir yapı vücuda getirilebilir.
“Enlemsel süreçler korkunç çatışmaları kışkırtırken, boylamsal ilişkiler istikrara ve sağlamlığa
neden olur” şeklindeki mühim jeopolitik yasanın etkisi her şeyden açık biçimde burada tezahür
etmektedir. Ve bu yüzden, tüm bölgenin istikrara kavuşması Moskova’nın Karabağ’la en
kestirme ilişkileri geliştirmesi gerekir ki, bu toprakları Kafkas jeopolitik sisteminin tamamının
denge noktası yapabilsin. Bunu için de Karabağ görüşmelerine bölgedeki siyasi mevcudiyetleri
jeopolitik mülahazalarla makbul olmayan Atlantikçi tüm katılımcılar dışarıda bırakılarak en
uygun halde dört taraf –Azerbaycan, Ermenistan, Rusya ve İran- katılmalıdır.899
Türk cumhuriyetleri arasında sayılan fakat etnik yapısı farklı olan Tacikistan için de
İran’la ilgili önemli stratejiler sözkonusudur. Dugin’e göre, karasal gücün tüm Orta Asya
jeopolitik stratejisinin jeopolitik mafsalı Tacikistan olmalıdır. Bu ülke, bütün Rus “Drang nach
Süden”inin yani “Güneye hamle”nin önemli hususlarını kendi bünyesinde bulundurmaktadır.
Tacikler, Hint-Avrupa kökenli Müslümanlar olup etnik yönden İran ve Afganlılara yakındırlar.
Bununla birlikte, Tacikistan, Rusya ve SSCB’ye dahildi, yani kıtasal, Avrasyacı jeopolitik
sisteme entegre edilmişti. Buna göre de, kadim Soğdların bu küçük dağlık ülkesinin kaderi,
Orta Asya’da yeni Avrasyacı düzen inşasının zaferini veya hezimetini sembolize etmektedir.
Tacikistan’la Afganistan arasındaki fiili sınır, kesin bir çizgi olarak algılanmamalıdır. Bu, tarihi
897
Dugin, Rus Jeopolitiği, 74-76.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.260.
899
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.180.
898
720
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
bir veri değil, ancak jeopolitik bir hedeftir. Çünkü Heartland’ın menfaatleri gerektikçe burada
her türlü katı sınırlamayı genellikle kaldırmak, stratejik hudutları daha da güneye nakletmek,
aradaki alanı ise, etno-kültürel, kabilevi ve bölgesel sınırlara istinaden yeniden yapılandırmak
gerekir. Afganistan’a gelince, bu ülke, yetkin merkeziyetçi bir devletçilik geleneğine sahip
değildir. Burası, devletçilik ve politikadan daha ziyade dinle yani İslam’la bağlı olan göçebe ve
yerleşik boylar, Peştun, Tacik, Özbek vs. tarafından yurt edinilmiştir. Bu yüzden, Rusya’nın
Afganistan’a jeopolitik dönüşü kaçınılmazdır ve bu, coğrafyanın kendisince önceden tayin
edilmiştir.900
Bu gerçekler ışığında, Avrasyacı Merkezden bir hat daha geçirmek mantıklıdır:
Moskova-Duşenbe-Kabil-Tahran. Bu hat boyunca eşi benzeri olmayan bir jeopolitik gerçeklik
teşekkül etmelidir.901 Bu benzersiz jeopolitik hattın temelinde Türkiye ile Türk dünyasını, Türk
cumhuriyetlerinin kendi aralarındaki her türlü jeopolitik unsurları budamak, siyasi ilişkileri yok
edecek bir sistem inşası bulunmaktadır.
Dugin’in Kafkasya, Ora Asya ve genel olarak İslam dünyası stratejilerinin merkezine
yerleştirdiği İran’la ilgili öneriler önemli ölçüde uygulanmıştır ve uygulanmaktadır. Rusya,
İran’ın uyguladığı nükleer program nedeniyle İsrail ve ABD’nin tepkisi ile uluslararası arenada
yalnız kalan bu ülkenin en büyük hamisi durumuna gelmiştir. Bir taraftan ABD ve batının
bütün baskılarına karşın nükleer program adı altında “dik duruş” stratejisini yürüterek İsrail’e
tepkili olan İslam dünyasının doğal lideri haline gelirken, Rusya’nın desteği, gerek başta BM
olmak üzere uluslararası arenada gerekse teknolojik ve ekonomik konularda, daima yanında
olmuştur. Buna karşılık, başta Türk cumhuriyetleri olmak üzere İslam dünyasında RF’nun
politikalarını besleyecek önemli çıkışlar yapmıştır. İran’ın ŞİÖ, Ermenistan, Afganistan ve
Türkmenistan ile ilişkilerinde bu durum açıkça görülür. Moskova-Tahran ekseni ve genel
olarak dikey entegrasyonların teşviki, yatak entegrasyonların önlenmesi İran politikalarında
önemli ölçüde uygulanmıştır. İran-Ermenistan işbirliği ile bazı konularda İran-Azerbaycan
ilişkilerinin geliştirilme gayretlerinde bunu görmekteyiz.
Yeni Avrasyacılık, Çin ve Türk Cumhuriyetleri
Atlantikçi güçlere karşı Rusya’nın en somut teşebbüslerinden olan ŞİÖ’nin iki temel
üyesinden biri olan ÇİN hakkında Dugin’in görüşleri oldukça ilginçtir. Yazar, Çin’in aslında
birçok konuda RF’nun çıkarlarına aykırı stratejiler uyguladığını belirterek Atlantikçi cepheye
hizmet ettiğini bununla beraber ŞİÖ’deki işbirliğinin bir taktik politika olduğunu belirtir.
Çin’deki nüfus artışı, ülkeyi “boş topraklar” problemi ile karşı karşıya getirmektedir. Bu
çerçevede, önemli kısmı iskana açılmamış Kazakistan ve Sibirya toprakları Çin için oldukça
cazip olacaktır. Dugin’e göre iki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden
Atlantikçiliğin jeopolitik bir üssü olması ve “sahipsiz alanlar” arayan yüksek nüfus yoğunluğu
olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, Heartland’ı mevzii açıdan tehdit eden bir
konumdadır. Lenaland’ın güneyindeki toprakları elinde tutması nedeniyle, bulduğu yer çok
tehlikelidir.902 Belirtmek gerekir ki, Çin’in geleceğe yönelik Kazakistan’ı iskan tehlikesi
aslında başlamıştır. Burada Dugin’in zikretmediği mesela başta Kırgızistan olmak üzere diğer
900
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.184.
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.185.
902
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.187.
901
721
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Türk cumhuriyetlerinde, yoğun Çinli göçü yerine, ticari ilişkilerin gelişmesi, Çinli şirket ve
çalışanların her geçen gün artmasıyla “sarılaşma”903 çoktan başlamıştır.
Dugin, Çin ve Türkiye’nin RF’nun potansiyel jeopolitik düşmanları olduğunu belirtir.
Irak, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Kore, Vietnam ve Japonya ise potansiyel jeopolitik
müttefikleridir.904 Bu durum iki farklı jeopolitik stratejiye başvurmayı gerektirmektedir.
Düşmanlar örneğinde zarar vermek, müttefikler ile ilgili olarak ise jeopolitik amaçlardaki
müşterekliği ortaya çıkarmak lazımdır. Çin’in kuzey-batısı, siyasal özerkliğin uzun tarihine
sahip kadim bir ülke, Sincan yani Doğu Türkistan’dır. Sözü edilen bölgede Çinliler, doğrudan
güç baskısı ve açıkça kolonileştirme, yerli ahaliyi sömürme, dini ve etnik özerkliğin
savunulması için yapılan tüm girişimleri bastırma vasıtasıyla denetimi sağlamaktadır.
Sincan’ın Rusya’ya ilhakı düşüncesi. Rus çarları zamanında Sibriya’nın benimsenmesi projesi
çerçevesinde mevcut idi. Bu düşünceye yeniden dönmek icap eder. Sincan’dan güneye KunLun ve Tibet uzanmaktadır. Burada da Rusya açısından benzeri durumlar sözkonusudur.905
Sincan ve Tibet olmaksızın Çin’in Kazakistan ve Batı Sibirya’ya potansiyel jeopolitik
müdahalesi imkansız hale gelmektedir. Moğolistan’ın Sincan ve Tibet’le münasebetlerini, Çin
aleyhine etkinleştirmek gerekir. Tibet-Sincan-Moğolistan-Mançurya hep birlikte Rusya’nın
güvenlik kuşağını oluşturmaktadır.906
Öte yandan, Tacikistan’ın bir kısmı olan Dağlık Badahşan, Çin (Doğu Türkistan) ile
birlikte hemen hemen bir noktada buluşan Pakistan ve Hindistan’dan hiç de uzak olmayan bir
mevkide bulunuyor. Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin Müslüman
olduğunu da hatırlayalım. Bütün bu sayılan nedenlerden dolayı, Badahşan’ın dinsel özgürlüğü
ve stratejik konumu, bu bölgede kesişen mühim jeopolitik problemlerin, özellikle PakistanHindistan savaşları, Çin’de potansiyel Uygur İslam ayrılıkçılığı, Tibet’te ulusal kurtuluş
mücadelesi, Pencab’ın az daha güneyindeki Sih hareketi vs., çözümüne Heartland’ın faal
şekilde katılmasına imkan vermektedir. Dugin’e göre Asya’nın bu kritik kavşağındaki tüm
ipler Tacikistan’da, daha net belirtmek gerekirse, Badahşan’da bir araya gelmektedir. İdeolojik
alanda en ufak etno-kültürel ve kültürel-dilsel nüansları dikkate almak son derece
mühimdir. Askeri-stratejik sahada ise katı ve alternatifsiz bir merkeziyetçilik için
çalışmak icap eder. Siyasal anlamda İran’ın Amerikan karşıtlığı ve Hindistan’ın katı
‘tarafsızlığı’, Avrasyacı stratejinin başarısı için ciddi gerekçeler oluşturmaktadır. Gerisi,
Moskova’nın ve geniş bağlamda Rusya-Avrasya’nın jeopolitik iradesine bağlıdır.907
Dugin’in Çin’e karşı özellikle RF sınırındaki özerk yönetimlerle ilgili stratejilerinde
henüz somut bir uygulama göze çarpmamaktadır. En azından bir Türk cumhuriyeti olarak
Doğu Türkistan’daki baskı giderek arttığı halde, Moskova’nın bu bölgede Çin etkisini azaltıp
RF’nun nüfuz bölgesi haline getirme yönünde somut bir proje bilinmemektedir. 2008 Pekin
olimpiyatları öncesinde Tibet konusunda Çin’e karşı gelişen hareketlerde ve Tibet’te yaşanan
olaylarda RF’unun bir etkisi de bilinmemektedir. Dolayısıyla, Çin hakkında önerilen stratejiler
903
Çinli nüfusun şehirlerde, çarşıda, pazarda her geçen gün daha çok görülmesi anlamında P. Henze “sarılaşma
(yellowization)” deyimini kullanmaktadır, “Boundaries and Ethnic Groups in Central Asia and the Caucasus, Cause of Conflict
and Change?”, 1996, unpublished study.
904
Eserin yazıldığı 1990’larda Irak ve Aftanistan’a ABD müdahalesi gerçekleşmemişti.
905
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.188.
906
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.190.
907
Dugin, Rus Jeopolitiği, s.185-186.
722
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
zamana yayılarak bugün için “ortak düşman” Atlantikçi Blok’a karşı işbirliği ön planda
tutulmakta, Rusya karşıtı cephe genişletilmemektedir.
Sonuç
Aleksandr Dugin, Sovyet sonrası Rusya politikalarının önemli isimlerinden biridir. Aynı
zamanda bir siyasi partinin, Avrasya Partisi’nin genel başkanlığını yaptığı halde, 1990’ların
ortalarından günümüze, aktif politikaları etkileyen ve yönlendiren fikirleri, siyasi gücünün çok
daha fazla ötesine geçmiştir. Rus Jeopolitiği’ni Avrasyacı konsept ile anlamlandırarak, 21.
Yüzyıl başında Rusya’nın ekonomik, teknolojik ve bunlara bağlı olarak siyasi zafiyetini
gidermeye çalışmıştır. Bu anlamda Çarlık ve Sovyet dönemi coğrafyasında yeniden Rus
nüfuzu kurmanın felsefi altyapısını oluşturma yolunda mesafe kat etmiştir.
Gerek Bağımsız Devletler Topluluğu gerekse Şanghay İşbirliği Örgütü gibi Rusya’nın
uluslararası örgütsel ilişkilerini, Avrasyacı bir çerçevede yönlendirmeye çalışan Dugin, Orta
Asya’daki Türk cumhuriyetleri ile Kafkas cumhuriyetleri konusunda Moskova’nın çıkarları
açısından dikkate değer önerilerde bulunmuştur. Türkiye ise bu önerilerin önemli ölçüde
merkezinde, yani hedefinde bulunmaktadır. Dugin’in 1997’de Moskova’da ilk baskısından
sonra birçok dile çevrilen, yeni baskıları yapılan ve Türkiye’de “Rus Jeopolitiği: Avrasyacı
Yaklaşım” adıyla yayınlanan kitabındaki görüşleri esas alınarak bunların Putin iktidarında ne
derece uygulandığı burada özetlendi.
Dugin’in bu eserinden sonra aynı konuda birçok kitabı ve makaleleri yayınlanmış,
önemli konularda görüşlerini daha gerçekçi hale getirdiği izlenmiştir. Bununla beraber, bölge
ve dünya gerçeklerini ikinci plana iterek, çalkantılı bir dönem Rusyasında, 1990’larda, “orta
yol” siyasi düşünürü durumundaki Dugin’in Türk cumhuriyetleri ile ilgili bu eserindeki
görüşlerini ve bunların ne derece uygulanabildiğini birçok sebepten dolayı bağımsız bir konu
olarak ele alınması gerekmektedir. Dugin’in, Yeni Avrasyacılık adıyla ortaya attığı görüşler,
RF’nun eski tecrübeleri dikkate alarak Avrasya’da jeopolitik bakımdan hakim güç olması
gerektiğini, (buna gayet yerinde olarak Avrasya’nın “Av-Rusyalaşması” deyimi
kullanılmaktadır)908 aksi takdirde RF diye bir devlet kalmayacağı şeklinde özetlenebilir.
Avrupa ve Asya’da ABD ve müttefiklerini etkisiz hale getirmeyi hedefleyen bu politikanın,
gerek halen RF sınırlarında bulunan Türk kökenli birimler konusunda gerekse SSCB’nin
dağılmasıyla bağımsızlığını kazanmış olan Türk cumhuriyetleri ile ilgili boyutları
bulunmaktadır.
Genel olarak Türkiye’den uzaklaştırma, aralarında kültür, din, mezhep, dil, boy
farklılığı gibi unsurları tahrik ederek her türlü işbirliğini, yakınlaşmayı, nihayet entegrasyonu
önleme, bunun yerine Moskova’ya ve “güvenilir anti-Atlantikçi” olarak İran’a yaklaştırma
stratejisi öngörülmektedir. ABD veya NATO ile ilişkileri geliştiren ülke ve bölgelerin
istikrarsızlaştırılması, hatta devletlerin toprak bütünlüğünün parçalanması gibi projeler de
açıkça zikredilmektedir. 1990’larda medya, siyaset ve akademik camiada hızla popülerleşen
Dugin, 2000’lerde fikirlerini “Avrasyaclık Hareketi”ne dönüştürmüş ve Putin’in desteğini
almıştır. Putin’in konuyla ilgili politikalarını olduğu gibi Dugin’den aldığını iddia etmek bugün
908
Fevzi, Uslubaş, Kaos İmparatorluğu, s.412.
723
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
için henüz mümkün değildir. Ancak “Jeopolitiğin Esasları” kitabında önerilen hususlarla
2000’li yılların politikalarının önemli ölçüde örtüştüğü görülmektedir.
Türk cumhuriyetlerinin aralarındaki ilişkilerin çeşitli konularda, genellikle suni
anlaşmazlıklar yüzünden asgaride kalması, RF’nun etkili olduğu uluslararası örgütlenmelerin
bu cumhuriyetleri kapsayarak genişlemesi ve derinleşmesi, ABD’nin 11 Eylül sonrası
kazanımları dahil bölgede sürekli güç kaybetmesi, Türkiye’nin etkinliği beklentilerin aksine
pek görülmemesi fakat İran’la ilişkilerin sürekli geliştirilmesi bu cümledendir. Kafkasya’da
İran-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesi ve ABD yanlısı ülkelerin parçalanması, Dugin’in
deyimiyle destabilize edilmesi, istikrarsızlaştırılması da önemli ölçüde uygulanmaktadır.
Azerbaycan’da 15 yıldır Ermeni işgalinin devam etmesi, fiilen Gürcistan’dan kopmuş olan
Abhazya ve Güney Osetya’da son yaşananlar bütünüyle Dugin’in önerdiği politikalardır.
KAYNAKLAR
Bacık, Gökhan, Modern Uluslararası Sistem, Köken, Genişleme, Nedensellik, İstanbul,
Kaknüs Yayınları, 1997.
Dugin, Aleksandr, “Manifest of the Eurasist movement”,
http://www.evrazia.info/modules.php?name=News&file=article&sid=454, 2008-07-12.
Dugin, Aleksandr, Moskova Ankara Ekseni: Avrasya Hareketinin Temel Görüşleri,
çeviren: Leonid Bahrevski, Kaynak Yayınları; İstanbul, 2008.
Dugin, Aleksandr, Moskova Ankara Ekseni: Avrasya Hareketinin Temel Görüşleri,
Çeviren: Leonid Bahrevski, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2008.
Dugin, Aleksandr, Rus Jeopolitiği, Avrasyacı Yaklaşım, terc.: Vügar İmanov, 4. Basım,
İstanbul, Küre Yayınları, 2005.
Erol, Mehmet S., “Küresel Güç Mücadelesinde Avrasya”, Stratejik Analiz, Nisan 2005.
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3131, 2008-07-20.
http://en.wikipedia.org/wiki/Aleksandr_Dugin, 2008-08-03.
http://www.panrus.com/books/details.php?bookID=12303&langID=1, 2008-08-03.
Henze, Paul, “Boundaries and Ethnic Groups in Central Asia and the Caucasus, Cause of
Conflict and Change?”, 1996, unpublished study.
http://kitap.antoloji.com/moskova-ankara-ekseni-avrasya-hareketinin-temel-goruslerikitabi, 2008-08-03.
Solzhenitsyn, Alexander, Rebuilding Russia: Reflections and Tentative Proposals,
(Alexis Kilmoff, Translator), Farrar, Straus and Giroux, 1991.
Uslubaş, Fevzi, “Washington’un Şer Üçgeni, Rusya ve Türkiye”, Jeopolitik, Ocak 2008,
ss. 23-31.
Uslubaş, Fevzi, Kaos İmparatorluğu ve Türkiye, Afganistan ve Irak’tan Sonra Sıra
İran’da mı?, İstanbul, Kum Saati Yayınları, 2007.
Yalçınkaya, Alaeddin, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler, Etnik Düğümden Küresel
Kördüğüme, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006.
Download

indirmek için tıklayınız