asKesiz
ş
be Le R
m
Tina Zang
Tina Zang
asKesiz
ş
be Le R
m
kırmızı şerifin pençesinde
Alexander von Knorre’nin resimlemeleri ile
İşte Maskesiz Beşler
Henni belki her şeyi anında
anlayan biri olmayabilir ama
kulakları bir yarasanınki
kadar keskindir.
Henni
To m
Tom gözü açık bir
sersemdir ve işleri her
zaman tıkırındadır.
l
Pau
Paul, örümcek gibi 8
bacaklı olmayan herkes
ve her şeyle çok iyi
anlaşabilir.
Arne, Ulli’nin kardeşidir
ve bütün yeni teknolojik
aletlere sahiptir.
A rne
Ulli de Arne’nin kardeşidir.
Ona “ağaç kurdu” veya
“yürüyen alet çantası”
da derler.
U ll
Ringo
Ringo da Maskesiz
Beşler’in piyangosudur.
Kısaca 5+1 de diyebiliriz.
Horuldama işinde tam bir
dünya şampiyonudur.
i
Maskesiz Beşler 2
Kırmızı Şerifin Pençesinde
Tina Zang
Orijinal Adı: Echte Helden - In den Fangen des Roten
Sheriffs
Resimleme: © by Alexander von Knorre
Yayın Yönetmeni:
Editör:
Çeviren:
Redaksiyon:
Kapak Uygulama:
Köksal Şaka
Sibel Erdal
Kemal Dikilikaya
Elif Bıçaklar
Anıl Zorba
ISBN: 978-605-5034-19-1
Yayınevi Sertifika No: 16373
1. Baskı: Mayıs 2014
Baskı: İmak Matbaası
Yenibosna/İstanbul
Tel: 0 212 656 49 97
Matbaa Sertifika No: 12531
PARODİ YAYINLARI
© 2011 arsEdition GmbH, München
Türkçe yayın hakları Kalem Telif Hakları Ajansı aracılığıyla alınmıştır.
Yayınevinden izin alınmadan kısmen ya da tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir
şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.
PARODİ YAYINLARI
Gazeteci Erol Dernek Sk. Kuloğlu Mh. No: 11/7 Beyoğlu / İSTANBUL
Tel: 0212 244 05 77
www.parodiyayinlari.com / [email protected]
İÇİNDEKİLER
Tam isabet
11
Sihirli kale
19
Titreyen Kunduz
32
İmdat çıkışı olmayan dünya
42
Dr. Woll’un karanlık tedavisi
53
Hayvan cennetinde kayıp
67
Pembe tehlike
74
Savaş konseyi
85
İşkence kazığı ve paspas
95
Sihirli tüy
104
Sahnede güç gösterisi
115
Bol şanslar Biberman!
125
Barış, Sevinç, Uçan Yay
133
Tam isabet
Wetzel Ailesi altı kişidir, bu yüzden kahvaltıları
her zaman gürültü patırtı eşliğinde olur. Özellikle
de yaz tatillerinde, herkes uykusunu almış ve neşeliyse. Bu ailede anne ve babaysa öğretmendir. Gerçi
onlar da tatilde ya!
Güneşli bir cuma sabahında, Wetzeller oturmuş
beraberce kahvaltı ediyordu. Ee tabii, bu kahvaltı da diğerlerinden farklı değildi. Laf aramızda, bu
çatlak ailede herkes aynı anda konuşur. Bu yüzden,
o sabah da konuşmalar yine arapsaçına dönmüştü. Hepsi aynı anda son çikolatalı kruvasana hücum
etti. Tereyağının üstüne kim en güzel deseni çizecek diye yarıştılar. Rosso’ya yemekte görgü kurallarını öğretmeye çalıştılar.
Rosso kim mi? Tüylerinin rengi ailenin saç ren11
gine uyan kedileri. Bu kızıl saçlı
aileye de ancak böyle bir kedi
uyardı doğrusu.
Altı yaşındaki Emma,
Rosso’ya dil dökmeye
başlamıştı bile. Emma’ya
patisini verirse Emma
da ona jambonundan
bir parça verecekti.
“Köpekler pati verir, kediler vermez,” dedi Ina.
Bu arada Ina, Emma’nın ablasıdır; on dört yaşındadır ve dört çocuğun en büyüğüdür. “Kedilere hiçbir şey öğretemezsin.”
“Öğretebilirim.” Emma bir eliyle jambon parçasını yukarı kaldırınca, zavallı kedi yetişemedi. Bu
sefer de öbür elini açtı. “Hadi ama, ver şu paticiğini!”
Rosso bir sıçrayışta jambonu Emma’nın elinden
kapıp mideye indirmeye başlamıştı bile. Onun bu
12
hareketinden ödü patlayan Emma’ysa korkudan
pat diye süt şişesini devirdi. Annesi alışkın bir
hareketle süt şişesini
yakalarken, Ina kız kardeşine, “Gördün mü?”
diye sordu. Bu arada
Rosso, Emma’nın sandalyesi altında afiyetle jambonun kalan kırıntılarını süpürüyordu.
Uzun lafın kısası, bugünün diğerlerinden pek bir
farkı yoktu.
Sadece Ulli bugün biraz dalgındı o kadar. Ekmeğine önce reçeli, sonra tereyağını sürdü. Tabii
bunun bir sebebi vardı. Bodruma inip yaptığı yayı
denemek için sabırsızlanıyordu. Ne de olsa bugün
onu ilk defa kullanacaktı. Işık hızıyla ekmeğini yalayıp yuttu. Parmaklarındaki son reçel kalıntılarını
da yaladıktan sonra, “Kalkabilir miyim?” diye sordu heyecanla.
“Tabii,” dedi babası gülümseyerek. “Yayını ben
de çok merak ediyorum.”
Yayı daha kimseye göstermemişti Ulli. Çünkü
yaptığı şeyleri ancak bitirdikten sonra göstermeyi
severdi de ondan.
13
Arne de masadan fırladı. “Video kameramı almaya gidiyorum. Bu olayı videoya çekmem lazım.”
Bu arada Arne, Ulli’den iki yaş büyüktür.
“Olay mı?” Ina kaşlarını kaldırdı. “Ok ve yay,
çocuk oyuncağından başka bir şey değil ki.”
Ulli’nin ablasıyla tartışmaya hiç niyeti yoktu sabah sabah. Bodruma inen merdivenin fayansla kaplı basamaklarını koşarak inip ışık hızıyla
kendi dünyasına girdi. Sadece kendisine ait olan atölyesine. Burası, içi tutkal ve reçine kokan, gerçek bir marangoz atölyesi gibiydi.
Yay, gerçek bir şaheser olmuştu. Ulli
hemen onu çalışma
tezgâhından aldı.
Dün taktığı ok yuvasının olup olmadığını kontrol
etti. Bomba gibi
sağlam olmuştu.
Yay pürüzsüzdü
ve parıldıyordu. Çünkü Ulli
onu güzelce
zımparalamış ve cilalamıştı. “Çocuk oyuncağıymış,
hadi ordan! Usta işi bu,” diye söylendi kendi kendine.
Ulli’nin arkasından tık diye bir ses geldi. Arne
video çekmeye başlamıştı ve şu an, içinde dört ok
bulunan okluğun videosunu çekiyordu.
“Daha fazla ok yapmalısın,” dedi Arne, “hem
böylece devamlı hedef tahtasına gidip ok toplamana da gerek kalmaz.”
“Anlaşılan sen ok yapmanın ne kadar yorucu bir
iş olduğunu bilmiyorsun.” Ulli yayı tezgâhın üstüne
koyup okluktan bir ok kaptı. “Hiç eğri olmayan,
dümdüz fındık dalları buldum, günlerce kurumalarını bekledim, sonra kabuklarını soydum, cilaladım
ve…”
Arne, “Burada belgesel film mi çekiyoruz?” diye
sordu kamerayı indirirken.
Ulli omuzlarını silkti, okunu yerine koydu ve dikkatlice ipi yaya takıp germeye koyuldu. Yayın ipini
keten sicimi sararak yapmıştı. Okluğu omzuna takıp yayını eline aldı. Merdivenden yukarı çıkarken
kendini resmen bir Kızılderili şefi gibi hissediyordu. Yayın tamamını kendisi yapmıştı ve bundan da
gurur duyuyordu.
Teras kapısından bahçeye çıktı. Annesi rahat
15
bir sandalyede yerini almıştı bile. Babası bahçenin
sonuna hedef tahtasını yerleştiriyordu. “Burası iyi
mi?”
“Hayır,” diye yanıtladı Ulli. “Oradan güneş gözümü alır.”
Bu isyanın üzerine babası hedef tahtasını çalılara
doğru taşıdı. “Böyle nasıl?”
Emma, kum sandığında sarı bir plastik kabın içine kum doldururken, annesi onun olduğu yeri işaret
etti. “Ama şimdi de Emma, nişan hattında kaldı.”
“O zaman kısa bir süre oyun oynamayı bıraksın,” dedi Ulli.
16
Download

Kitabı Oku - Parodi Yayınevi