N
A
S
R
KOM
SUL
2
AR
Korsan Komşular 2
Kılıçlar ve Dönmedolap
Reggie Naus
Orijinal Adı: Zwaarden En Zweefmolens
Resimleme: © 2011 by Mark Janssen
Yayın Yönetmeni:
Editör:
Çeviren:
Redaksiyon:
Kapak Uygulama:
Köksal Şaka
Sibel Erdal
Yüksel Yokolma
Elif Bıçaklar
Anıl Zorba
ISBN: 978-605-5034-20-7
Yayınevi Sertifika No: 16373
1. Baskı: Mayıs 2014
Baskı: İmak Matbaası
Yenibosna/İstanbul
Tel: 0 212 656 49 97
Matbaa Sertifika No: 12531
PARODİ YAYINLARI
© 2011 by Reggie Naus
Bu kitabın Türkçe yayın hakları Lir Telif Hakları Ajansı aracılığıyla
satın alınmıştır.
Yayınevinden izin alınmadan kısmen ya da tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir
şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.
PARODİ YAYINLARI
Gazeteci Erol Dernek Sk. Kuloğlu Mh. No: 11/7 Beyoğlu / İSTANBUL
Tel: 0212 244 05 77
www.parodiyayinlari.com / [email protected]
Reggie Naus
KILIÇLAR
ve
DONMED LAP
Mark Janssen’a ait resimlemeler ile
K
N
A
S
R
R
KOM
A
SUL
p
a
t
i
k
.
2
İÇİNDEKİLER
Kılıç Dövüşü Dersi
9
Hasret Çeken Korsanlar 19
Otoyol Korsanları
31
Korsanlar Parkı
43
Dede Nerede?
60
Korsanlar Kralı Saldırıyor 76
Korsanlar Parkı’nda Savaş 85
Eskitüfek Asla Teslim Olmaz! 94
Kemik Krelis’in Dönüşü
100
Denize mi Dönülecek?
109
8
KILIÇ DÖVÜŞÜ DERSİ
Michiel komşu evin çatısında dikilip Sardunya Sokağı’nı seyre daldı. Bütün evlerin birbirine
benzediği düzenli bir yerdi burası. Özenle hizalanmış sıra sıra evlerin önlerinde çimenlikler ile
çiçek bahçeleri yayılıyordu.
Bütün sokaktaki en acayip ev, şu an üzerinde durduğu evdi. Eski gemilerin parçalarından
yapılmış olan bu evin inşasında çok fazla halat,
merdiven ve köprü vazifesi gören kalaslar kullanılmıştı. Bu tuhaf yapının çevresine ise bir
hendek kazılmıştı. Gözetleme kulesinin üzerinde dalgalanan korsan bayrağı, denizden eserek
Sardunya Sokağı’na ulaşan rüzgârın etkisiyle bir
o yana bir bu yana dalgalanıp duruyordu.
Bu evin sahibi, aniden bir yerlerden çıkıp ge9
lerek bu düzenli semte yerleşmiş olan Eskitüfek
Ailesi’ydi. Aile üyeleri gerçek birer korsandı. Michiel sık sık onların evini ziyaret ederdi, çünkü
Korsanların oğlu Billy onun en iyi arkadaşıydı.
“Hazır mısın?” diye bağırdı birisi gümbür
gümbür bir sesle.
Hemen arkasını dönerek başını tulumba gibi
bir aşağı bir yukarı salladı.
Billy’nin babası olan Kaptan Eskitüfek, terasta dikilmiş onu bekliyordu. Elinde, güneşin ışığı
altında parıldayan kocaman bir kılıç vardı.
Onun arkasında ise Billy, tahta bir fıçının
üzerine oturmuş olanları izliyordu. “Hoppa!
Hadi Michiel!” diye bağırdı.
“Ona bir kılıç ver Billy,” dedi Kaptan Eskitüfek.
Billy başıyla onaylayarak elinde tuttuğu kılıcı
Michiel’e�������������������������������������������
fırlattı. Kılıç gelip Michiel’in
��������������������
ayaklarının dibine saplandı. Ama ne saplanma; tahtaya
çivilenmiş vaziyette sağa sola yaylanıp duruyordu.
“Al ��������������������������������������
şunu����������������������������������
ve kendini koru,” dedi Kaptan Eskitüfek.
Michiel korkudan titreyerek kılıcı tahtadan
söküp çıkardı ve Kaptan’a baktı. Karşısındaki,
10
kendisinin en az iki katı büyüklüğünde, devasa
bir adamdı.
“Tırsmıyorsun, değil mi?” diye seslendi Billy
oturduğu yerden. “Ama galiba dizlerin titriyor!”
“Tabii ki hayır!” diye yanıtladı Michiel. “Hava
çok soğuk da ondan...”
Aslında Michiel birazcık değil, acayip tırsmıştı. Ama bu kendi kabahatiydi. Çünkü hiç okula
gitmeyen ve babasından her gün kılıç dersleri
alan Billy’yi kıskanmıştı. Sırf bu yüzden Kaptan
Eskitüfek’ten kendisine de dövüş dersleri vermesini istedi.
Kaptan Eskitüfek bunu kabul etmişti, ama
şimdi Michiel durumun beklediğinden biraz
daha korkutucu olduğunu görüyordu.
Kaptan’ın elindeki kılıç yakından bakıldığında çok büyük ve keskin görünüyordu. Oysa Billy’e verilen kılıç ondan çok daha küçüktü. Elbette böyle koca bir kılıcı havada tutmak onun
boyunu biraz aşıyordu ama yine de Michiel bu
durumu adil bulmadı.
“İyi dinle beni,” dedi Kaptan. “Billy’nin bir
arkadaşına daha önce bu dersi vermiştim. Ama
ah, talihsiz çocuk… Şimdi tahta bir bacak ve
11
göz bandı kullanıyor.”
Michiel sapsarı kesilerek kenara çekildi.
“Gerçekten mi?”
Billy ve Kaptan Eskitüfek aynı anda kahkahaya boğuldular.
“Hem de ne şaka ama,” diye mırıldandı Michiel kendi kendine.
“Şimdi üzerine atlayıp kılıcımı sallayacağım,”
dedi Kaptan. “Kaburgalarını hedefleyeceğim.”
“Acıtmayacak mı?” diye sordu Michiel titrek
bir sesle. Korkudan her an altına kaçırabilirdi.
“Yalnızca saplandığı zaman,” diye cevap verdi
Kaptan, omuzlarını silkerek. Ardından kılıcını
sağa sola sallayarak kaslarını ısıtmaya başladı.
Aniden esen sert rüzgâr Michiel’in yüzünü
yaladı. Bunun etkisiyle savrularak çatının
kenarına sürüklendi.
�������������������������������������
Hemen altta kendi evlerini gördü. Telaşla geriye doğru adımlayıp çatının
kenarından mümkün olduğunca uzaklaştı. Yüreği korkudan kudurmuş gibi çarpıyordu. “Neden
çatıda dövüşüyoruz?” diye sordu.
“Bu, dersin bir parçası,” diye cevap verdi
Kaptan. “Kılıç dövüşü yaparken adımlarına dikkat etmelisin. Dövüşürken muz kabuğuna ya da
12
kesik bir burna bastığı için kayıp öbür dünyayı
boylayan o kadar çok korsan tanıyorum ki.”
“Peki, ya ben de aşağıya düşersem?..” diye
sordu Michiel. Geçen her saniye bu ders konusundaki isteği biraz daha azalıyordu.
“O zaman bir sonraki dersin vakti gelmiş demektir,” diye yanıtladı Kaptan Eskitüfek. Çatının kenarına giderek aşağıdaki suyla dolu hendeği işaret etti. Hendeğin içinde gri yüzgeç ağır
ağır dolanıyordu.
“Köpek balıklarını evcilleştirme dersi yani.”
Kaptan tekrar yerine dönerek elindeki kılıcı
ileriye doğru yöneltti. “Şimdi...”
“Fırla Michiel!” diye bağırdı Billy. “Şu yaşlı
denizaygırına gününü göster!”
Michiel titreyen elleriyle kılıcını havaya kaldırdı. Elindeki bu şey, bir çocuk kılıcı olmasına
rağmen yine de ağırdı.
“Yaşlı denizaygırı, ha?” diye kükredi Kaptan.
“Ben ha? Size yaşlanmadığımı göstereceğim
şimdi!”
Michiel, korkudan iki kat açılmış gözlerle
Kaptan Eskitüfek’in kılıcını gelişigüzel
sallamasını izledi. Kılıç havada öyle seri
13
hareketler yapıyordu ki bu hareketlerin takip
edilebilmesi bile neredeyse imkânsızdı. Kaptan
gürleyerek Michiel’in üzerine atıldı.
Michiel hemen kenara kaçıp kılıcını bıraktı.
Yere düşen kılıç çatının kenarından sekerek cup
diye hendeğin içinde gözlerden kayboldu.
“Olamaz!” diye bağırdı Billy. “Benim kılıcım!”
“Şey... yemek zamanı!” dedi Michiel. “Sanırım annemin sesini duydum. Beni yemeğe çağırıyor.”
Kaptan Eskitüfek şaşkınlıkla baktı. “Yemek
mi? Hayır delikanlı, saat daha dört!”
“Ama galiba yine de annem beni çağırdı,”
dedi Michiel��������������������������������������
hızlı hızlı.�������������������������
Bir yandan, ������������
����������
atıdan aşağıya sarkan halat merdivene yürüyordu. Yüzü
kıpkırmızı olmuştu.
“Peki, öyleyse,” diye söylendi Kaptan hayal
kırıklığına uğramış bir edayla. “Yarın yeni bir
ders istiyor musun?”
Michiel bacaklarını çatının kenarından sarkıtarak merdivenden aşağıya doğru inmeye başladı. “Ben... şey... sanırım yarın çok işim olacak.”
Billy’nin gülerek kendisine baktığını gördü.
14
Aşağıya inerken resmen eli ayağına dolaşmıştı.
“Her şeye rağmen çıkmadan önce bir bardak
limonata iç!” diye bağırdı Kaptan çatıdan.
“Tamam,” dedi Michiel. Ne de olsa limonata içmek kılıç dövüşü kadar tehlikeli olamazdı.
Ama yine de Eskitüfek Ailesi’nde neyin ne olacağı hiç belli olmazdı.
Biraz sonra Michiel ve Billy, Korsanların oturma odasındaydı. Billy düşen kılıcını hendekten
çıkarıp almıştı. Anne Eskitüfek, büyük bardaklarda birer ev limonatası hazırlayıp onlara ikram
etti.
Michiel bu odada oturmayı seviyordu. Görmeye değer o kadar çok şey vardı ki! Kalaslardan
yapılmış olan duvarlar, ünlü deniz korsanlarına
ait silah ve resimlerle süslenmişti. Tavanda bir
balık ağı asılıydı. Etrafta, dağınık hâlde yerleştirilmiş fıçılar ve hatta bir de top vardı. Köşede
duran cam teknenin içerisindeyse Korsanların
ev hayvanı olan ahtapot Fred yaşıyordu. Hayvan
dokunaçlarını sürekli teknenin kenarlarından
sarkıtarak, çevreyi yoklayıp yiyecek bir şeyler
arıyordu. Kaptan Eskitüfek’in söylediğine göre
Fred’in favori yiyeceği kediydi.
15
Billy masanın üzerindeki bir tabak fıstığı alarak tek tek Fred’e atmaya koyuldu. Ahtapot,
fıstıkları havada büyük bir beceriyle yakalıyordu.
“İyi olmadı, ha?” diyerek kıkır kıkır güldü
Billy.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu Michiel.
“Şu kılıç dövüşü,” dedi Billy, “eğer böyle
giderse hep sahte bir korsan olarak kalacaksın.”
Michiel yeniden kızardı. Limonatasından çabucak bir yudum aldı.
Kaptan Eskitüfek’in tam bu esnada odaya girmesi iyi bir tesadüf olmuştu. “Bırrrr!” diye bir
ses çıkardı. “Ne ayaz ama! Şömineyi yaksam iyi
olacak. Biri bana söylesin, ne zaman yaz mevsimi gelecek buraya?”
“Ama...” dedi Michiel, “...zaten yaz mevsimindeyiz!”
Kaptan olduğu yerde donakaldı. Michiel’e
şaşkın gözlerle bakıyordu. “Ne diyorsun sen?”
Kederli bir yüz ifadesiyle başını salladı. “Kahretsin, ne de çok özlüyorum o sıcak adaları. O kadar sıcaktı ki her gün çatıdan serçeler düşerdi.”
“Bir tane bile serçe yoktu oralarda,” dedi Bayan Eskitüfek mutfaktan seslenerek.
16
Download

Kitabı Oku - Parodi Yayınevi