KINALIZADE HASAN ÇELEBİ
(Hınnavlzade) lakabıyla tanınmıştır. Abdülkadir Efendi'nin bir müddet Fatih Sultan
Mehmed'e hocalıkyaptığı ve onun çokyakını olduğu, daha sonra bir ara kazaskerlikte bulunduğu, ardından Isparta'ya dönerek orada vefat ettiği söylenirse de İb­
rahim Kutluk, Abdülkadir Efendi'nin Kanuni Sultan Süleyman devrinde kadılık ve
kazaskerlik yaptığını bildirerek Fatih 'in
hacası o lamayacağını belirtir(Kınalı zade,
neşredenin girişi,
Ali Efendi, ilk
I, 8).
öğrenimini
Isparta'da
yaptıktan sonra İstanbul'a giderek akrabası Kazasker Kadri Efendi'nin nezaretinde tahsiline devam etti. Mahmud Paşa
Medresesi müderrisi Malul Emir Efendi'den, Davud Paşa Medresesi müderrisi
Sinan Efendi' den, Ali Paşa Medresesi müderrisi Merhaba Efendi'den ders ;;ıldık­
tan sonra Fatih Medresesi'ne girip orada
Kara Salih Efendi'den ve devri n meşhur
alimi Çivizade Muhyiddin Mehmed Efendi'den istifade etti, ardından da ona muId oldu (945/ 1538).
Kınalızade Ali Efendi'nin müderrisliğe
ilk tayini, hacası Çivizade ile EbüssuQd
Efendi'nin aralarının açık olmasından dolayı biraz zaman aldı (Aksoy, MÜİFD, sy
5-6119881. s. 126) 9SO'de (1543) Edirne
Hüsamiye Medresesi'nde görevlendirildikten sonra 953'te (1546) Bursa Hamza
Bey, iki yıl sonra yine Bursa'da Veliyyüddinoğlu Ahmed Paşa, 957'de ( 1550) Kütahya'da Rüstem Paşa, bir yıl sonra İstan­
bul'daki Rüstem Paşa, 960'ta ( 1553) Haseki , üç yıl sonra Sahn-ı Seman, 966 Muharreminde (Ekim 1558) Süleymaniye
Medresesi'ne tayin edildi. Ardından Şam
(970/1562). Kahire (974/1566), Halep (Zilhicce 9741 Haziran ı 567). Bursa, Edirne
(Re ce b 9761 Ocak ı 569) ve İstanbul (978/
ı 570) kadılıklarında bulundu. Son olarak
Abdülkadir Şeyh! Efendi'nin yerine Anadolu kazaskeri oldu (Muharrem 9791 Haziran I 571 ). Uhdesinde Anadolu kazaskerli ği bulunduğu halde ll. Selim'in maiyetinde Edirne meştasında muhtemelen bir
sefer hazırlığı esnasında nikris hastalığı­
nın nüksetmesi neticesinde vefat etti (6
Ramazan 979 1 22 Ocak 1572) Ölümüne,
"Elin Hınnalı zade yudı gör ab-ı hayatın­
dan" ve , "İrtihal eyledi kutb-ı ulema" mıs­
ralarıyla tarih düşürülen Ali Efendi, İstan­
bul yolu üzerindeki Seyyid Celal! Türbesi
civarında Nazır Mezarlığı'na defnedildi.
Ata! onu bir yahudi daktorun kasten öldürdüğünü belirtmektedir (Zeyl-i Şekaik,
I, 168). Uzunçarşılı, Ali Efendi'nin ölümüyle ilgili olarak iki ayrı eserinde diğer kaynaklardan tamamen farklı tarih ve yerler
belirtmektedir (Osmanlı Tarihi, ll, 675; İl-
miye Teşkilatı , s. 234). Tayyib Gökbilgin
de kabrinin Lala Şahin Paşa Mezarlığı'nda
bulunduğunu ileri sürmektedir (DİA, X,
428) Kaynaklarda hepsi de alim ve şair
olan Hasan Çelebi (meşhur tezkire sahibi;
ö. 1012/1604), Mehmed Fehmi Efendi (ö
ı 004/1596) ve Hüseyin Fevzi Efendi adlarında oğulları bulunduğu bildirilmektedir
(Kınalı zade, ll, 779-783; Sicill-i Osmanf'de
oğulları olarak iki ayrı isimden daha bahsedilmektedir; b k. lll, 50 ı)
Kaynaklarda Ali Efendi'nin hemen her
mevzuda maiQmat sahibi, bilhassa tefsir,
fıkıh, felsefe. riyaziyyat. belagat ve inşad­
da önde old uğ u belirtilmektedir. Katib
Çelebi onun hakkında, "Gerçekleri araş­
tırıp bulan ulu Türk alimi, dünyaya bir
gelenlerdendir" ifadesini kullanmaktadır
(Mlzanü 'i-hak, s. 19). Ayrıca fazilet sahibi, güzel ahlaklı, kamil bir insan olduğu
kaydedilmektedir. Üç dilde şiir söylemesi
onun Arapça ve Farsça'ya olan vukufunu
gösterir. Şiirleri sanatkarane bulunduğu
kadar ifadesi serbest, lafızları da son derece sağlam ve yerindedir. Öte yandan Ali
Efendi şair Emri'nin etkisiyle muammaya merak sarmış, bu türün edebiyatımı­
za girmesini ve yayılmasını sağlamıştır
(Tarlan, s. 4-5; Ka m, l/4 11332[, s. 364 ). Kaside ve gazel tarzında epeyce şiir yazan
Ali Efendi'nin çok sayıda başka manzumesi de vardır (Aksoy, MÜİFD, sy. 5-6
119881. s. 128-144).
Eserleri. A) Türkçe Eserleri. Ahlak-ı
Alai*. Türkçe yazılmış ahlak kitapları arasında önemli bir yere sahip olan eserin
(Bulak 1248) sadece İstanbul kütüphanelerinde yetmişten fazla nüshası bulunmaktadır. Kaynaklarda Ali Efendi'nin bir
divanı olduğu bildirilmekle beraber yazma nüshası tesbit edilememiştir. Sadettin Nüzhet Ergun da onun divanını görmediğini, şiirlerine çeşitli şiir mecmualarında rastladığını belirtmektedir (Türk
Şairleri, I, 420). Bunların dışındaMünşe ­
at -ı Kınalızade (Süleymaniye Ktp., Esad
Efendi, nr. 3300, 3314),Muammeyat(Nuruosmaniye Ktp., nr. 4289) ve Tarih-i Kı ­
nalızade (Ragıb Paşa Ktp., nr. 984) adlı
eserleri de vardır.
B) Arapça Eserleri. 1. el-Es'af ii aJ:ı­
kami'l-ev]fö.f. İstibdal ve istkarla ilgili
fıkhl hükümlerden bahsetmektedir (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 185;
Hacı Mahmud Efendi, nr. 1076). 2. Risale fi'l-va]ff (Süleymaniye Ktp., Düğüm­
lü Baba, nr. 446/9;Atıf Efendi, Ktp., nr.
1778/6 ). 3.lfaşiye 'ala Envari't-tenzil.
Beyzavl'nin eserinin haşiyesidir (Beyaz ıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr.
81; TSMK, lll. Ahmed, nr. 1541 /4 7). 4. Ta-
ba]fö.tü'l-lfanefiyye. Eserde fakihler
dinde, mezhepte ve meselede müctehid
olmak üzere üç tabakada değerlendiril­
mektedir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4662 ; istanbul Arkeoloji
Müzesi Ktp., nr. 411) Bu eser Ahmed Neyle tarafından yanlışlıkla Taşköprizade'­
ye nisbet edilerekyayımlanmıştır (Musul
1954, 1961 ). S.lfaşiye 'ale'd-Dürer. Molla Hüsrev'in eserinin haşiyesidir (Beyazıt
Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1107,
ı 115). 6.lfaşiye 'ale'l-Keşşaf. Zemahşerl'nin meşhur eserine haşiyedir (Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 3913;
Esad Efendi, nr. 1556/ l ). 7. Kaşide-i Mülemma'. Altmış üç beyitlik bir na't olup
Hasan Aksoy tarafından yayımlanmıştır
(b k. bi bl.). Ali Efendi'nin bunların dışında
da haşiye ve ta'likatları bulunmaktadır
(eserlerinin tamamı ve diğer nüshaları için
ayrıca b k. Aksoy, Kınalızade Ali Çelebi, Hayatı, İlml Edebl Şahsiyeti Arapça Eserlerinin İstanbul Kütüphanelerinde Mevcut
Yazma Nüshaları, s. 8-43; MÜİFD, sy. 5-6
ll987-l988[.s. l29-l30).
BİBLİYOGRAFYA :
Ali Mustafa, Künhü'l-ahbar, İÜ Ktp., TY, nr.
5959, vr. 405b-406b; Kınalızade. Tezkire, ll,
652-691, 779-783; ayrıca b k. neşredenin girişi,
ı, 8; Atai. Zeyl-i Şekaik, ı, 165-168; Katib Çelebi, fl1izanü'l-hak {f ihtiyari'l-ehak(nşr. Orhan
Şaik Gökyay), İstanbul1972, s. 19; Sicill-i Osmanf, lll, 501; Sadeddin Nüzhet Ergun, Türk Şair­
leri, İstanbul 1936, 1, 414-420; Ali Ni had Tarlan,
Divan Edebiyatında fl1uamma, İstanbul 1936,
s. 4-5; Mehmet Ali Ayni, Türk Ahlakçı/an, İstan­
bul 1939, s. 81-87; Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi,
ll , 675-677; a.mlf., ilmiye Teşkilatı, s. 234; Hasan Aksoy, Kınalızade Ali Çelebi: Hayatı İlmf
Edebf Şahsiyet! Arapça Eserlerinin İstanbul
Kütüphanelerinde Mevcut Yazma Nüshaları
(lisans tezi, 1976). iü Ed. Fak.; a.mlf., "Kınalıza­
de Ali Çelebi ve Mülemma· Na'tı", f\1ÜİFD, sy.
5-6 ( 1988), s. 125-133; a.mlf.. "Kınalızade Ali
Çelebi", TDEA, V, 304-305; Ayşe Sıdıka Oktay,
Kınalızade Ali Efendi ve Ahlak-ı Alaf (doktora
tezi, 1996), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Ferid
Kam, "Kınalızade Ali Çelebi", DEFf\1, 1/4 ( 1332).
s. 357 -379; Abdülhak Adnan Adıvar, "Kınalıza­
de Ali Efendi", İA, VI, 709-711; Mehmed Çavuşoğlu, "l}inalizade", EJ2 (ing.), V, 115-116; M.
Tayyib Gökbilgin, "Edirne", a.e., X, 428.
!il
1
HASAN AKSOY
KINALizADE HASAN ÇELEBİ
(ö. 1012/1604)
Tezkiretü' ş-şuara
Osmanlı
L
adlı eseriyle
müellifi, şair.
1
tanınan
_j
953'te (1546) Bursa'da doğdu. Babası
Alai'nin yazarı, Osmanlı şair ve
devlet adamı Kınalızade Ali Efendi'dir. Büyük dedesi Abdülkadir Hamldl sakalına
Ahlak-ı
417
KINALIZADE HASAN ÇELEBi
kına yaktığından dolayı soyundan gelen
aile de bu adla anılmıştır. Devrinin yüksek
kültür ve ilim muhiti içinde yetişen Hasan Çelebi iyi bir öğrenim görerek Ebüssuud Efendi'den mülazım oldu (9731156566). Ardından Bursa'da Veliyyüddinoğlu
Ahmed Paşa (976/1568-69). Edirne'de Çuhacı Hacı (97911571) ve iki yıl sonra istanbul'da Eski İbrahim Paşa medreselerinde müderrislik yaptı. iki yıllık bir mazuliyetin ardından Kasım Paşa (983/ 1575). bir
yıl sonra Yeni Ali Paşa. ardından Bursa'da
Sultaniye (988/1580) , iki yıl sonra Sahn - ı
Sernan'dan birine , 993'te (1585) Yavuz
Selim medreselerine ve bir yıl sonra da
Süleymaniye'deki "ikinci medrese"ye müderris oldu. Müderrisliklerinin' ardından
Halep (999/1591). Kah i re (ı 00 3/1594-95).
bir yıl sonra Edirne, arkasından tekrar
Kahire (ı 006/ 1597-98). bir yıl sonra Bursa.
ardından Eyüp(l009/ 1600-1601) , ikiyıl
sonra da Eski Zağra kadılıklarında bulundu. Mısır'da arpalık olarak verilen Reşld
kasabasına yerleşti. Bir müddet sonra
aynı yerde vefat etti ( 12 Şevval ı O12 1 14
Mart 1604) ve oraya defnedildi. Edebiyata
olan ilgisi yanında fıkıh. kelam ve tefsir
sahalarında da zamanının alimleri arasın­
da sayılan Hasan Çelebi şairliğinden çok
nesirdeki ustalığı ile meşhur olmuştur.
Molla Hüsrev'in ed-Dürerve'l-gurer'i ne hilşiye yazdığı bildirilen Hasan Çelebi'nin bir d ivanı bulunmamakta, şiirlerine
çeşitli mecmualarda rastlanmaktadır.
As ı l şöhretini ise Te zkiretü'ş-şuara'sı ile
elde etmiştir. Kınalızade Hasan Çelebi
Tezkiresi olarak da anılan eser. Anadolu
sahası Türk tezkirecili ği nin beşinci örneği
olup ele aldığ ı şair sayısı bakımından ikinci sırada yer alır. Müellifin lll. Murad zamanında 994'te (1586) tamamladığı ve
hacası Sadeddin Efendi'ye (Hoca Sadeddin) ithaf ettiği tezkirede nüshalara göre
farklılıklar olmakla birlikte 600 civarında
şair ve altı padişah ele alınmıştır (Kınalı­
zade, n eş redenin girişi, 1, 19). Başta zamanın padişahı lll. Murad ile Hoca Sadeddin'in anlatı ldığı eser üç ana bölümden
meydana gelmektedir. Birinci bölüm şair
padişahlara (ll. Murad, Fatih Sultan Mehmed, Il. Bayezid , I. Selim, Kanuni Sultan
Süleyman ve ll. Selim). ikinci bölüm şeh ­
zadelere (Sultan Korkut, Sultan Cem, Sultan Mu sta fa , Sultan Mehmed ve Sultan
Bayezid) ayrılmış . üçüncü bölümde şair­
ler alfabetik olarak sıralanmıştır.
Hasan Çelebi tezkiresinde ağdalı bir dil
ve bu şekilde inşadaki kabiliyetini gösterme imkanı bulmuştur. Dilinin
sadeliğinden dolayı Latlfi'yi eleştiren Hakullanmış
418
san Çelebi, Aşık Çelebi'ye göre daha isabetli görüşler belirtmiş. şairleri anlatırken
onların sanattaki seviyelerine uygun bir
üslup kullanmayı başarmıştır. Çok geniş
bir kültür çevresinde yetişmiş olmasın­
dan dolayı bilhassa kendi zamanında yaşayan şairler hakkında başka yerlerde bul unamayacak değerli bilgiler vermiştir.
Yakınları hakkında tarafsız kalamayan
Hasan Çelebi bilhassa babası Ali Çelebi'yi
aşırı derecede övmüş , kardeşlerini de
aynı şekilde ele almıştır. Edebiyat tarihi
araştırmacılarının önemli kaynaklarından
biri olan Tezkiretü'ş-şuara döneminde
çokça tanınmış ve yayılmıştır. Sadece istanbul kütüphanelerinde altmış civarın­
da yazma nüshası bulunan eser İbrahim
Kutluk tarafından edisyon kritiği yapıla­
rak iki cilt halinde yayımlanm ı ştır (Ankara 1978).
BİBLİYOGRAFYA :
Latifi. Tezkire, s. 131 ; Ali Mustafa, Künhü 'l·
ahba.r, iü Ktp., TY, nr. 5959, vr. 474'; Künhü 'l·
ahbar'ın Tezkire Kısmı(h az. Mustafa ise n) . An ·
kara 1994, s. 313; Kınalızade, Tezkire, neşrede·
nin girişi, 1, 7-34; Atili. Zey l·i Şekaik, ll, 491 ;
Riyazi. Riytızü'ş-şuara, Nuruosmaniye Ktp., nr.
3724, vr. 54'; Rıza, Tezkire, Süleymaniye Ktp.,
Aşir Efe ndi , nr. 243, vr. 15'; Gibb, HOP, lll, 199;
Agah Sı rrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi, An·
kara 1973 , s. 280; Cahit Baltacı. XV-XVI. Asır·
la rd a Osman l ı Medrese/eri, istanbul 1976 , s.
524; a.mlf .. "Hasan Çelebi, Kınalızade" , TDEA ,
IV, 130-131; Theodor Menzel. " Kınalızade", iA,
VI, 711 ; Mehmed Çavuşoğlu . "15ina lizade" , EP
(in g.). V, 116.
Iii
MUSTAFA
İSEN
KIN IK
Selçuklu
L
hanedanının mensup olduğu
Oğuz boyu.
_j
Kaşgarlı Mahmud Oğuz boyları listesinde ilk sırada yer verdiği. damgasını gösterdiği Kınıklar'ı çağının sultanlarının boyu olarak belirtir (Drvanü lugati't- Türk, l,
55) . Fahreddin MübarekŞah'ın Tdri{ı ' in­
deki (s. 47) Türk toplulukları listesinde ise
Kımklar'ın adı hareketenmiş şekilde yer
alır. Reşldüddin Fazlullah'ın eserindeki
tam ve ayrıntılı liste, aynı zamanda Oğuz
boylarının İslamiyet' ten önce Yavkuylar
devrinde sahip oldukları siyasi ve içtimal
mevkilerine göre tertip edilmiş görünüyor. Bu listede Kın ık boyuna listenin sonunda yirmi dördüncü sırada yer verilmiş , İgdir, Büğdüz ve Yıva boylarıyla birlikte Deniz Han'ın oğulları arasında gösterilmiştir. Ayrıca burada Kımk'ın "her
yerde yüce" manasını taşıdığı. ülüşünün
" aşığlu " (koyun un but k ı s mı) ve onkunu-
nun çakır
kuşu olduğu kaydedilmiş,
dam( Cami'u 't-tevarfi].,
ı. 43) . Eserin Türkler'in tarihi kısmında
ise Kımklar ne yabgu (yavku) çıkaran boylar arasında ne de yabguların beyleri arasında görülmektedir. Halbuki Selçuk'un
ve babas ı Dukak' ın Oğuz yabgusunun subaşısı (kum a ndanı) olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Gazneli Mahmud. ülkesine
yaptığı akıniarta kendisini rahatsız eden
Karahanlı Hükümdan Ali Tegin'i cezalandırmak için 1OZS'te Maveraünnehir'e girgasının şekli verilmiştir
diğinde Kımklar'ın kalabalık çadırlarını
görünce asıl tehlikenin Selçuk'un oğlu
Arslan Yabgu'dan geleceğini anlamıştı.
Kınıklar ,
Selçuklu Devleti'nin kuruluve büyük bir imparatorluk halini
almasında kurucuların kendi boylarından
olmasından dolayı önemli roller oynamış­
lar ve bunun için ülkenin her tarafina dağılmışlardı . XVI. yüzyıla ait Osmanlı tahrir defterlerinde Kınıklar ' a ait seksen bir
yer ad ı tesbit edilmiştir. Bu da Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelmesinde Kayı, Avşar ve diğer birkaç boy ile birlikte K.ı ­
nık boyunun da birinci derecede tesirli olduğunu ortaya koymaktadır. Kınıkyer adlarından dokuzar köy Ankara ile Kütahya'da, sekiz köy Sivas. altı köy Hudavendigar (Bursa ili) ve Konya, beşer köy Çankırı
ile Karahisarısahib, dörder köy de Malatya ve Kastamonu sancaklarında bulunmaktayd ı. Bu köylerin bulunduğu bazı yöreler. Kımklar'ın nüfus olarak en çok hangi merkeziere yerleştikl erini de göstermektedir.
Seyhun boylarında kalmış olan bir baş­
ka Kınık kolu ise M oğal istilası üzerine Bozak ve Üçok boylarının büyük kollarından
teşekkül eden bir Türkmen kümesi içinde Anadolu'ya geldi: daha sonra Moğol­
lar'ın Anadolu'ya da ayak basmaları üzerine bu Türkmen kümesi Suriye'ye göç
etti. Yüregir. K.ınık. Bayındır ve Satur'dan
meydana gelmiş olan Üçoklar, Memlükler'in ya nın da Çukurova'nın fethine katıl­
dılar. Fetih sonrasında Kımklar Ceyhan ır­
mağın dan Nur dağlarına kadar uzanan
geniş topraklarda yurt tuttular. Bunlar.
Adana ve Misis yöresinde yerleşmiş olan
Yüregirler gibi üçoklar'ın en güçlü oymaklarından biri sayılıyordu . Yine bu Kınık­
lar'dan kuvvetli bir kol Çukurova'ya göç
etmeyerek Suriye'de kalmıştı.
1370'lerde Kımklar'ın başında Ebubekir adlı bir bey bulunuyordu . İdaresinde
10.000 atlı olduğu söylenen Ebubekir
1375 yılında Ermeni kr alının oturduğu
Sls'i (Koza n) kuşattı . K.ınık Beyi Sls'i almak
üzere iken Ermeniler şehri Memlük.ler'e
şunda
Download

TDV DIA - İslam Ansiklopedisi