ALi b. MUHAMMED ez-ZENCi
BIBLİYOGRAFYA:
Taberi. Tarif] (Ebü '\-Fazll. IX, 412,415,419,
423·435, 622, 636, 640, 642, 645, 647, 652,
663; X, 27, 32; Mes'Odi. f\1ürQcü '?·?eheb (n şr.
Yüsuf Esad Dağır). Beyrut 1965, IV, 155; Faysal es-Samir. Şevretü 'z-ze nc, Bağdad 1954;
Hakkı Dursun Yıldız, isitirniyet ve Türkler, istanbul1976, s. l61-164 ; B. Lewis. TarihteAraplar (tre . Hakkı Dursun Yıldız), istanbu l 1979, s.
1 25-128; A. Popoviç, "Quelques renseigments
inedits concernant Le Maitre des Zang Ali
b . Muharnmad", Arabica, Xlll/2, Leiden 1965,
s. 175-187.
~
1
L
HAKKI DuRSUN
YıLDIZ
ALİ b. MUHASSİN et- TENÜHl
(bk. TENOHI, Ali b. Muhassin).
1
_ı
ALl MUSTAFA EFENDi
Gelibolulu Mustafa Alı
(ö. 1008/ 1600)
L
Tarihçi, şair, çok yönlü ve
zengin sayıda eser vermiş
Osmanlı müellifi.
_ı
2 Muharrem 948 (24/25 Nisan 1541)
gecesi Gelibolu'da doğdu. Medrese tahsili gördükten sonra yazdığı şiirlerle dikkati çekerek ilk eseri Mihr ü M ah ' ı sunduğu Şehzade Selim'e (11. Selim) divan
katibi oldu. Mevki hırsından dolayı ne
şehzade, ne de istanbul'a giderek baş­
vurduğu Kanuni Süleyman onun müderrislik veya kadılık isteğini kabul ettiler.
Şehzade Selim'in lalası Hüseyin Bey ile
aralarının açılması üzerine. Konya'da iken
tanıdığı şehzadenin eski lalası Mustafa
Paşa ' nın daveti ile divan katibi olarak
önce Halep'e, sonra Şam'a gitti ve altı
yıl bu vilayette kaldı. Lala Mustafa Paşa
Yemen serdarlığına tayin edilince onunla Mısır'a geçti. Mustafa Paşa'nın azli
ve muhtemelen yazdığı mektuplar yüzünden teftişe uğraması üzerine Saruhan (Manisa) sancak beyi Şehzade Murad'a (lll. Murad) sığınarak onun aracılı­
ğı ile affedildi. Burada iken, daha önce
yazmış olduğu Mihr ü Veta ve Nadirü 'l -meharib'i şehzadeye sunduğu gibi
Rahatü'n-nüfı1s ' u onun emriyle geniş­
leterek tercüme etti. Daha sonra istanbul'a giderek Heft Meclis'i Sokullu Mehmed Paşa'ya sundu, ancak umduğu zeamet• yerine kendisine Bosna beylerbeyi Perhad Paşa'nın divan katipliği verildi. lll. Murad'ın padişah olması üzerine (ı 574) istanbul'a gitti ve ona bazı
kasidelerle birlikte Zübdetü 't- tevarih 'i
sundu, fakat karşılığında bir memuriyet alamadığı için tekrar Bosna'ya dönmek zorunda kaldı .
414
Lala Mustafa Paşa Gürcistan ve Sirvan Seferi'ne serdar tayin edilince. onu
Hoca Sadeddin Efendi aracılığı ile divan
katipliğine getirtti ( 1578). Bu sefer sıra ­
sında pek çok hadisenin yakın şahidi oldu: bir ara Mustafa Paşa vasıtası ile
defterdarlık isteğinde de bulundu, fakat yine bir netice alamadı: nişancılık
verilmesi hakkında bizzat padişaha müracaatı da kabul edilmedi. Nihayet Halep tirnar defterdarlığına tayin olundu.
Ancak Mustafa Paşa'nın azli üzerine. bir
müddet Trabzon'a gönderilen zahirenin
ambarlanmasına ve nakline nezaret etmek zorunda kaldı. Bu görevinden sonra
Halep'e gitti ve uzun süre burada bulundu. 1581'de Halep ve civarının askeriyle
Van hududu muhafazası ile görevlendirildL Ancak gözü daima yüksekte idi ve
devamlı olarak halinden şikayet ediyor.
nişancılık yahut Mısır'da bir sancak beyliği istiyordu. istanbul'a gelip Nusretname ile Camiu'l- buhur adlı eserlerini
sunarak muradına erişmeyi beklerken
Halep'teki görevinden de alındı (1583)
ve iki yıl açıkta kaldı. 1585 yılı baharın­
da Tebriz Seferi'ne çıkan Özdemiroğlu
Osman Paşa tarafından Erzurum hazine defterdarlığına tayin edildi. Altı ay
sonra Bağdat mal defterdarlığına naklolundu ise de kısa zamanda aziedilerek istanbul'a geldi ve uzun müddet yine açıkta kaldı. 1589'da Sivas defterdar-
Nusretnilme'de Ali' nin Serdar Lala Mustafa Pasa ile Konya
Mevlevihanesi'ni ziya retini tasvir eden bir minyatür
(Nusrelntlme, TSMK, Hazine, nr. 1365, vr. 36• )
lığına getirildi, ancak bu görev kısa bir
süre sonra başkasına verildi. Temmuz
1592'de yeniçeri katibi, Ekim 1S92'de
defter emini, Ocak 1595'te tekrar yeniçeri katibi oldu. Yeni padişah lll. Mehmed'den. telifine başladığı Künhü'l-ahbclr için bol kitap bulacağını umduğu
Mısır defterdarlığına tayinini istedi. Fakat haremin nüfuzlu ağaları buna engel
olduklarından Amasya sancak beyliği ve
Rum defterdarlığı ile yetinmek zorunda
kaldı. Çok geçmeden yanındaki kapıku­
lunun halka eziyeti sebebiyle Rum defterdarlığından alındığı gibi (Eylül ı 595),
Amasya sancak beyliğinden de Kayseri'ye nakledildL Bu arada Şam beylerbeyiliğine tayin olundu, fakat görevine baş­
layamadı . Son olarak Cidde sancak beyliğine tayin edildi ve 1600 senesi başla­
rında Cidde'ye giderek, son eseri Mevaidü'n-nefais'i padişahtan Mısır beylerbeyiliğini isternek üzere Mekke'de tamamladı. Muhtemelen 1600 yılında Cidde sancak beyi iken öldü.
Resmi hizmetlerinde pek fazla dikkati çekmeyen Ali, yoğun edebi faaliyeti
ve bilhassa tarihçiliği ile büyük bir şöh­
ret kazanmıştır. Çoğu bir mevki elde
etmek için yazılmış irili ufaklı mensur
ve manzum altmışa yakın eserin sahibi
olduğu anlaşı l makta ise de isimleri kendisi tarafından verilen bazı kitapların
nüshaları ele geçmemiştir.
Tarihle İlgili Eserleri. Yazılış yılı bakımın­
dan ilk tarih kitabı olan Nadirü'l -meMrib (telifi : ı 567-1569). Şehzade Selim
ile Bayezid arasındaki Konya Savaşı'nı
(1559) ve Selim'in cülOsuna kadarki olayları anlatır. Daha ziyade Farsça şiirlerle
bezediği ve edebi kudretini göstermek
için pek ağdalı bir dille yazmış olduğu
eserin müellif nüshası Kahire'de Darü'lkütübi'l-Kavmiyye'dedir (Mecami' Türki.
nr. 2). Yine edebi hüner göstermek üzere yazdığı Heft Meclis de Kanuni'nin Sigetvar Seferi ve ölümü ile ll. Selim'in cülQsunu anlatmaktadır. Bu küçyk risale
yayımlanmıştır (İstanbul 1316): Bosna
beylerbeyi Perhad Paşa'nın arzusuna
uyarak Adudüddin el-fcf'nin İşraku't-te­
vari.[1.'ini Zübdetü 't- tevarih adıyla genişletip tercüme etmiştir. Eser peygamberler. sahabe, mezhep imamları ve muhaddislerden bahseder. Lala Mustafa Paşa'nın divan katibi olarak hazır bulunduğu Gürcistan ve Sirvan Seferi ile Kars
Kalesi inşaatı sırasında serdar adına
yazdığı mektuplar ve bu devreye ait hadiselerin tasvirini Nusretname adlı eserinde toplamıştır. Öğrenci ve katipiere
ALl MUSTAFA EFENDi
inşa sanatını öğretmek üzere sade bir
dille kaleme aldığını belirttiği bu eserin
tezhipli ve minyatürlü bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir
(Hazine, nr. 1365). Nusretname'nin zeyli
mahiyetinde olup Lala Mustafa Paşa'nın
yerine serdar olan Koca Sinan Paşa'nın
1580'de Tiflis'i takviye için yaptığı Gürcistan Seteri'ni tasvir eden Fursatname 'yi ise yeni serdarın emriyle yazmış­
tır (bu eserin Berlin Devlet Ktp. nüshası
için b k. M. Götz, IV, 214- 218). llL Mehmed'in sünnet düğününü ( 1582) nazmen
tasvir eden Cami u '1- buhur der Mecalis-i Sur adlı eserini Halep defterdarlığı
sırasında, yazı tarihi ile meşhur hattat.
nakkaş, mücellit ve hat sanatından bahseden Meniikıb-ı Hünerverlin* ı ise Bağ­
dat defterdan iken (Nisan 1587) kaleme almıştır. Muhtemelen Hoca Sadeddin Efendi'ye sunulmak üzere hazırla­
nan bu ikinci eser. İbnülemin Mahmud
Kemal İnal tarafından Aifnin biyografı­
sine dair geniş bir incelemeyle birlikte
neşredilmiştir (İstanbul 1926). Dünyanın
ve mah!Okatın yaratılışına dair efsane
ve hurafeleri ise Mir'atü 'l-avalim'de
toplamıştır. Katip Çelebi tarafından şid­
detle tenkit edilen bu eser, başı ve sonu eksik olarak yayımlanmıştır (İstanbul
1287). İlk Sivas defterdarlığından aziinden sonra Niksar'da bulunurken ele geçirdiği. Tokat dizdan Arif Ali'nin, İbn
Ala'nın ağır bir dille kaleme aldığı eserini ilavelerle nazmettiği Danişmend Gazi'nin gazalarma ait menkıbevi kitabını.
Mirkatü'l-cihdd adıyla ve süslü bir üs!Opla yeniden yazmıştır.
Aifnin en önemli ve hacimli eseri Kün-
ding to the Leiden Manuscript, istanbul
1987) Ali. ilk Osmanlı tarihçilerinden Aşık­
paşazade, Ruhi ve Neşrfyi ismen belirtir. İdris ve Kemalpaşazade'nin Osmanlı
tarihi yazmaya memur edilişini kaydederek Kanuni devri müverrihlerinden Koca
(Celalzade Mustafa) ve Küçük Nişancı'yı
(Ramazanzade Mehmed) ehemmiyetle işa­
ret eder. Ayrıca Hoca Sadeddin Efendi'nin Türkçe tarih telifinde selefierinden
üstün olduğunu belirterek muasır şeh­
namecilerden Lokman ve Nutkfyi şid­
detle tenkit, Talikizade'yi ise takdir eder.
Ali. bunlardan başka. nüshaları henüz
bilinmeyen - Şihabfnin manzum Yemen
Fetihname 'si, Yetim Ali Çelebi'nin Lüccetü '1- ebrar'ı, Yusuf Sinaneddin'in Risale-i Babiyye'si gibi - eserleri, biyografı için Şaka 'i~u·n-nu 'maniyye ile
şuara tezkirelerini, kendi eserlerini kullanır. zaman zaman da görüp duyduklarını ilave eder. Yer yer sübjektif ve tarafgir hükümlerine rağmen bazı isabetli
tenkidi düşüncelere de yer vermesi eserin kıymetini arttırmıştır. Künhü '1- ahbdr'ın hilkatten İstanbul'un fethine kadar olan kısmı, rükün tertibine uyulmaksızın beş cilt halinde yayımlanmıştır (İs­
tanbul 1277 -1285) . Yazmaları muhtelif
parçalar halinde çeşitli kütüphanelerde
bulunmaktadır. Sonu itibariyle tam olan
nüshaları. Nuruosmaniye (nr 3409). Top-
Nusretnil.me'den Ali'nin Lala Mustaf a Paşa 'yı ziyaret indeki ziyafeti gösteren minyatür lv•. 34'1
kapı Sarayı Müzesi (lll Ahmed , nr. 3083 )
ve Süleymaniye (Halet Efendi, nr. 598) kütüphanelerindedir. Safer 1007'de (Eylül
1598) ise bu eserin hulasası mahiyetinde. çeşitli devletlerin terakki ve inhitat
sebeplerinden bahseden eseri. Fusulü'lhal ve'l-akd ve usı11ü'l-harc ve'n -nakd'i
Arapça ve Farsça inşaya. seeili nesre iltifat etmeyen oldukça sade bir dille kaleme almıştır. Müellifınin ölümünden
sonra meşhur olan. otuz iki fasıl ile bir
zeyil ve hatimeden ibaret eserin sadece
üç faslı yayımlanmıştır (bk. ibnülemin. s.
62). Aifnin tarihe dair eserlerinin sonuncusu Hdlatü'l-Kahire mine'l-adati'zzahire olup Rebiülewel 1008'de (Eylül
1599) yazılmıştır. Mısır'ın eski ve yeni tarihinden. ülkeye hakim olan sülalelerden
ve yazılış tarihine kadar hizmette bulunan Osmanlı valilerinden bahseden eser
neşredilmiştir (A Tietze, Mustafa 'Ali's
DeseripUan o{Cairo of 1599, Wien 1975).
Aifnin diğer eserleri arasında ahlak.
siyaset ve adaba dair olanlar önemli yer
tutar. Zilkade 989'da (Ara lık 1581) Halep'te yazdığı Nushatü's-selô.tin, hükümdarlar için gerekli vasıf ve şartları belirten bir siyasetname olup A. Tietze ta-
rafından neşredilmiştir (Mustafa 'Alf's
Counsel for Sultans of 1581 , 1-11 , Wien
1979, 1982) Mehô.sinü'l-adab da siyasetname niteliğinde bir eserdir. llL Murad'ın arzusu üzerine 995'te ( 1587) İs­
tanbul'da devrinin muaşeret. ahlak ve
adetlerini belirten ve metni M. Şeker tarafından yayımlanan ("'A1i'nin Kavaidü'1mecalis'i- Tahlil denemesi ve metin neş­
ri" DÜiFD, İzmir 1989, V, 288-3 33) Kavdidü'l- mecalis'i kaleme almış, bu eseri
hü'l-ahblir'ıdır. Ali, 1000-1008 (1591-
hayatının sonlarına doğru genişleterek
1599) yılları arasında oldukça sade fakat edebi bir dille yazdığı bu eseri. "rükün" adını verdiği dört bölüme ayırmış­
tır. İlk rükünde kainatın yaratılışından.
dağlar. den izler, sular ve iklimlerden:
ikinci rükünde peygamberler ve İslami
Arap tarihinden bahseder. Üçüncü rükün Türk ve Moğol tarihlerine ayrılmış­
tır. Hacim itibariyle diğer üç rükünden
daha geniş olan dördüncü rükün ise
başlangıcından Safer 1OOS'e (Ekim 1596)
kadarki Osmanlı tarihi ile devlet adamları. alim ve şairlerinin biyografılerini içine alır. Eserin başında zikrettiği 130 kitap -Mir'atü'l-memalik ve eş - Şe~a 'iku'n-nu 'maniyye gibi bir ikisi hariç- ilk
üç bölümün kaynağı olup dördüncü rüknün, tam metni Leiden Üniversitesi Kütüphanesi nüshasında bulunan önsözünde (Jan Schmidt tarafından neşri : Mustafa
tamamlamıştır.
'J..Lf's Künhü 'l-ahbar and its Preface accor-
Ali. Mevaidü 'n- nefô.is
adlı bu sonuncu
eserinde umduğu mevkilere gelemeyişin
verdiği kırgınlıkla devlet teşkilatının bozukluğunu . çeşitli sınıfların adet ve yaşayışlarını acı bir dille tenkit etmiştir.
Eser. açık mübalağalarına rağmen. XVI.
yüzyıl Osmanlı sosyal hayatını aksettiren benzeri az bulunur kıymetli kaynaklardan biridir (tıpkıbasım, istanbul 1956).
Hi1yetü'r-rical'de ise veliler. Melamiler
ve hadisçilerden bahseder. llL Murad'a
sunduğu Nevadirü'l-hikem 'de kendince
nadir ve orUinat bilgiler toplamıştır (tahl ili
için bk. C. Fleischer, Wiener Zeitschrift {ür
ii kavaidi'l- mecalis
die Ku nde des Morgen/andes: Festschrift
Andreas Tietze, LXXVI , 103-109). Ayrıca
Tuhfetü's-sulehô. ve İmam Gazzalfnin
Eyyühe'l-veled adlı risalesinin tercümesi de bu gruba girer. Zübdetü'l- evrad
ise bazı duaları içine alır. Ali. padişah ve-
415
ALl MUSTAFA EFENDi
ya nüfuzlu kimseleri öven bazı risaleler
de yazmıştır. lll. Murad'ın faziletinden
bahseden Camiu'1-kemdldt, Şehzade Osman'ın doğumunun eşref saate rastladığını nücum ilmine göre inceleyen Feraidü '1- viiade bunların belli başlılarını
teşkil eder.
Aynı zamanda hattatlığı da olan Aif,
geniş
kültürü ve edebf kudreti dolayı ­
pek çok eser verm i ş olmasına rağ­
men mevki ve servet hırsı, kibir ve gururu, kimseyi beğenmemedeki ifratı yüzünden devrinde sevilmemiş ve istekleri geri çevrilmiştir. Bu da onu çevresine
karşı küskün ve mütecaviz yapmıştır.
Mevki için ölçüsüz dalkavukluklara baş­
vurmuş, menfaat bekleyip göklere çı­
kardığı bir kimseyi -isteğini yerine getirmed i ği için- düşkünlüğünde ağır bir dille yerrnekten çekinmemiştir. Bütün bu
ruhf çalkantılar arasında verdiği hükümleri kontrol güç ise de özellikle tarihle
ilgili eserleri, XVI. yüzyıl Osmanlı Devleti
tarihi için emsalsiz ve zengin malzeme
ihtiva eden kaynaklarımızdandır.
sıyla
BİBLİYOGRAFYA :
BA. MD, nr. 73·74; Ali, Künhü 'l·ahbar, Nuru·
osmaniye Ktp., nr. 3409, vr. 270b; Selaniki,
Tarih, iü Ktp., TV, nr. 6027, vr. 126b vd. , 171 •,
176• ; Keş{ü 'z.zunan, ll, 1269; Sursalı Mehmed
Tahir, Müuerrihfn·i Osmaniyyeden Atr ve Ka·
tib Çelebi'nin Terceme-i Halleri, Selanik 1322;
Osmanlı Müellifler~ lll, 85 vd.; İbnülemin, Me·
nakıb·ı Hünerveran !Alil. Mukaddime, s. 3·132;
Hammer (Ata Bey), VII , 249, 287 vd. ; Nihai Atsız , Atr Bibliyogra{yası, İstanbul 1968; M. Götz,
Türkische Handschri{ten, Wiesbaden 1379, IV,
214·218; Babinger (Üçok), s. 141·148; C. H.
Fleischer, Bureaucrat and Inte/leetual in the
Ottoman Empire, the Histarian Mustafa 'Ali
(1541·1600), Princeton 1986; a.mlf., "Muştafa
'Ali' s Curious Bits of Wisdom", WZKM, LXXVI
{ 1986), s. 103·1 09; Mustafa isen. Gelibolulu
Mustafa Atr, Ankara 1988; M. Cavid Baysun,
"Müverrih Ali'nin Mevaidü'n-nefil.i.s f1 kavaidi'l-mecalis'i Hakkında", TO, ı /2 11950),
s. 389·400; R. Walsh, "Müverrih Ali'nin Bir
İstidanamesi" , TM, XIII {1958), s. 130·140;
A. Tietze. "Muştafa 'Ali of Gallipoli's Prose
Style", Ar. Ott., V 11973), s. 297·319; a.mlf.,
"Mustafa 'Ali on Luxury and the Status
Symbols of Ottoman Gentelmen", Studia
Turco logica Memoriae Alexii Bombaci Oicata,
Napali 1982, s. 577·590 ; K. Süssheim, "Ali",
iA, ı, 304·306; a.mlf. - R. Mantran, "'Ali", E/ 2
{İng.). ı , 380·381.
i
BEKİR KüTÜKOGLU
Edebi Yönü. Çeşitli sahalardaki geniş
kültürünü aksettiren eserlerinin zenginliği ve bunlardaki görüşlerinin hususiyet ve farklılığı ile XVI. yüzyılın en dikkate değer kalem sahiplerinden biri olan
Aifnin tarihçiliği yanında, şair ve bir nesir üstadı olarak ağır basan edebiyatçı
tarafı da vardır. Kendisini önce şiir ve
416
edebiyat sahasında tanıtmış olduğu gibi ömrünün sonuna kadar da bu yoldaki faaliyetlerini sürdürmüştür. Divanlar
dolduran şiirleri dışında, değişik konularda manzum eserler ortaya koyduktan başka nesirle olan yazılarının aralarına büyüklü küçüklü manzum parçalar katmaktan geri kalmamış, mensur
eserlerine ayrıca zamanının anlayışına
göre edebf bir kisve vermeye dikkat et-
Aif, Künhü'1-ahbôr'da 1005 ( 1597) yılı­
na ait bir liste verirken sayısını elli olarak
gösterdiği eserlerinden otuzunun kitap,
yirmisinden fazlasının da risale olduğu­
nu söylemek suretiyle konuya açıklık getirir. Terkib ve terciibend, kaside yollu
uzunca bazı manzumelerine hususi birer ad koymaktan hoşlanan Aif'nin böyle
yazılarından müstakil bir eser gibi bah-
miştir.
Şairliği. Hayatının sonuna kadar şiir
vadisinde kalem yürütmüş olmasına karşılık "asırlarca süren" şöhreti nesir sahasındaki eserlerinden gelen Aır dördü
Türkçe, biri Farsça beş divan sahibi olmak gibi çok verimli bir şair hüviyeti
gösterirse de bu şiir zenginliği kendisine çağdaşı Bakf, Nev'f gibi şa irl er safın­
da bir yer temin etmemiştir. Aır. divan
şiirinin estetik disiplinine onun büyük
temsilcileri derecesinde bağlı kalmaya rak oldukça serbest. tabiiliğe ve yaşa­
nan hayata daha yaklaşan bir yol tutmuştur. Divan şiirinin mazmun lannı zaman zaman alışılmış olanın dışına çıka­
rıp beklenmeyen şekiliere döken üstübu, çözük ifadesi ile Aif devrinde yadır­
ganmıştır. Çok rahat ve ifade tekniği
kuwetli bir şiir söyleme kabiliyeti gösteren Aif'nin orijinal ve farklı tarafı da
ası l buradadır. Divan şiiri onda, esas geleneğinin hep etrafında döndüğü aşk
dışında ferdf hayatın başka hadise ve
meselelerine de açılmıştır. Aır sadece aşk
konusunda kalmayarak uğradığı haksızlıkları, kendinden esirgenen vazife ve
makamlara u l aşamayışı, azillerle bir köşeye atılıp unutuluşu gibi hayat arıza­
larını, yükselme ihtirasının doğurduğu
duyguları, devamlı ve gittikçe artan bir
ölçüde şiire getirmiştir. Divanındakiler­
den başka, mensur eserlerindeki manzum parçalarda da siyaset, ahlak ve tarih sahasındaki kitaplarında ifadesini
bulan sosyal görüş ve tenkitlere şiirini
tahsis eden Aif, bu konuda sayısı mühim bir yekün tutan bu manzumeleriyle
divan edebiyatının sosyal muhtevası en
fazla ve kuwetli bir şairi olarak belirir.
Kendi ferdf sıkıntı ve şikayetlerinden
hareketle zamanının devlet idaresi yanında müesseseler ve cemiyet düzenindeki bozulmayı dile getiren bu şiirleri
Aif'ye çöküş çağının habercisi bir sosyal
şair olmak hüviyetini kazandırır. Kırk
yaşına doğru şiirinde devir ve cemiyetle
ilgili karamsar duygu ve görüşler daha
artan bir şekilde kendini hissettirmeye
başlar. Bu. bazan 989 ( 1581 -82) sırala­
rında yazıldığı sanılan "Hulasatü'l-ahval
der letafet-i mevaiz-i Sahfhü'l-hal" adlı
Gelibolu'dan on altı yaşında geldiği İs­
tanbul'da hemşehrisi ve hacası müderris şair Sürürf ile Hayaif gibi devrin önde
gelen üstatlarından edebf terbiye alan
genç Mustafa, o yaşlarda önce Çeşmf
mahlası ile şiir yazmaya başlamış, az
sonra ise bütün hayatına hakim olan
yükselme ihtirası ve kendini herkesten
üstün görme duygusuna uygun düşen
Aif mahlasında karar kılarak bütün eserlerini bu ad ile vermiştir.
Henüz yirmi iki yaşında iken, daha iki
yıl önce kendisine divan katipliği kapı sı­
nı açan Mihr ü Mah ile birlikte Enisü'1kulı1b ve Mihr ü Vefd gibi üç edebf eserin sahibi bulunan Aır. aşk macerası konularından . hikayelerden uzaklaşmaya
başlayarak sanatını Tuhfetü '1-uşşdk'tan
bu yana tarihe, sosyal muhteva ve kültür ağırlıklı konulara yöneltir.
Şiiri her türlü duygu ve düşüncelerini
ifadeye uygun bir zemin olarak gören
Aif, ardarda divanlar teşkil edecek kadar yeni manzumeler yazmaya devam
ederken bir yandan. değişik sahalarda
sayısı yıldan yıla artan eserlerini meydana koyar. Konu dairesi halka halka
genişleyen bu eserlerin zaman zaman
isimleri ve bilhassa sayıları ile dökümünü yapmaktan hoşlanan Aif, memuriyet
ve mevki elde etmek dileği ile hükümdar ve yüksek makam sahiplerine sunduğu manzume, eser ve mektuplarında
dirayetinin ve memlekete olan hizmetlerinin bir senedi olmak üzere eserlerinin
sayısına işaret etmektedir. Hele bunlar
içinde Nushatü's-seldtl'n'in hemen bütünü ile dördüncü bölümü adeta eserlerinin devretere göre ayrılmış bir tarihçesidir. Yaşı kırkı bulduğunda on yediye varmış olan eserlerinin sayısı 1001
( 1593) yılına ait dökümünde yirmi sekize. 1006'da ( 1598) eliiye yükselir. Adlarını vermedikleri veya daha sonra yazdıklan ile bu altmışa varır. Cilt diye bahsettiği bu eserler arasında Gül-i Sadberk, Kırk Hadis Tercümesi, Sublıa­
tü'l-indbe adlı terkibibendi gibi hacmi
beş on yapraktan öteye geçmeyenierin
de bulunduğunu unutmamak gerekir.
sedilmiştir.
Download

TDV DIA - İslam Ansiklopedisi