───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
I.ÜNİTE
İNSAN HAKLARI
ve
KAMU ÖZGÜRLÜKLERİ
İnsan Hakları…
Bütün insanların, sırf insan olmaları sebebiyle sahip oldukları haklardır. İnsan
hakları evrenseldir, renk, dil, etnik köken ayrımı gözetilmeksizin bütün insanlar
için geçerlidir.
İnsan haklarına dayanan taleplerin muhatabı devlettir. Dünyada ilk defa mutlak
monarşilerin gücünü sınırlama çabasından doğmuştur. Bu mücadele sonucu, yaşama
hakkı, kişi güvenliği, düşünce özgürlüğü gibi kavramlar ortaya çıkmıştır.
Devlet insan haklarının gerçekleşmesi için gerekli olan teşkilatı kurmak ve bu
hakların gerçekleşmesini engelleyen engelleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür.
Özgürlük ve Hak Kavramları…
Özgürlük, herhangi bir kısıtlamaya veya zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve
davranma serbestliğidir. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi
düşüncesine ve iradesine göre karar verebilme durumudur.
1
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Hak ise, hukuk tarafından korunan yani güvence altına alınan kişisel
menfaattir.
Eşitlik Kavramı…
Formel ( biçimsel ) eşitlik, toplumdaki bütün bireylerin haklar bakımından aynı
statüye sahip olduğuna işaret eder. Hukuki ve siyasi eşitlik, biçimsel eşitliğin
belirgin olduğu alanlardır. Maddi eşitlik, insanların maddi imkan ve araçlara sahip
olma eşitliğidir.
Eşitlik, hukuksal eşitlik, siyasal eşitlik ve ekonomik ve sosyal eşitlik olmak üzere
üç çeşittir. Bu sıralama tarihsel gelişime göre yapılmıştır.
Kamu Özgürlükleri, Temel Haklar…
Kamu özgürlükleri, hukuk kurallarıyla düzenlenmiş, dolayısıyla da devlet
tarafından güvenceye bağlanmış özgürlükleri ifade etmektedir.
İnsan hakları ile bağlantılı bir terim olan temel haklar ise , kamu özgürlükleri
gibi devlet tarafından tanınmış insan haklarıdır.
Kişi hak ve özgürlükleri, kamu özgürlükleri ve temel haklara göre daha sınırlı bir
kapsama sahiptir. Kişi hak ve özgürlükleri ile kastedilen, yaşam hakkı, kişi
güvenliği ve özgürlüğü, düşünce özgürlüğü gibi birinci kuşak klasik haklardır.
İnsan haklarını ifade etmek için zaman zaman kullanılan terimlerden birisi de
medeni haklardır
Pozitif Hukuk ve Doğal Hukuk Kavramları…
Pozitif hukuk, devletlerin yetkili organları tarafından çıkarılan kanun, KHK, tüzük,
yönetmelik gibi hukuk kurallarını; mahkemelerce kabul edilen ve uygulanan Örf ve
Adet esaslarını ve mahkeme içtihatlarını kapsar. Doğal Hukuk ise, bağlayıcılığını
devletten almayan, devlet hukukunu aşan, bütün insanlar tarafından bağlayıcılığı
kabul edilen ilkeler olarak tanımlanabilir.
Pozitif hukuk, olan hukuk ise, doğal hukuk olması gereken hukuktur.
2
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Magna Carta’nın Ortaya Çıkışı ve Kapsamı…
İngiltere Krallığı’nın kökeni, 1066 tarihinde, Normanların Britanya’yı işgal
etmeleri ve Anglo-saksonları yenilgiye uğratmalarıyla başlar. Bu zaferi kazanan
Kral I. William, ülkeyi kendisiyle beraber savaşan baron ve şövalyeler arasında
paylaştırmıştır.
Zamanla baronlar krala karşı güç birliği yapmaya başlayınca 1215’te tarihi Magna
Carta Libertatum ortaya çıkmıştır.
63 maddeden oluşan Magna Cartaya göre, Ruhban Sınıfı üyelerinden, Kontlardan
ve Baronlardan oluşan ( Genel Meclis )'ten oluşturulmuş ve bu meclisin onayı
olmadan Kralın;
Vergi toplayamayacağı,
Suç ve cezaların orantılı olması,
Doğru ve güvenilir deliller olmadan kimsenin dava edilemeyeceği,
Yasalara uygun bir karar verilmedikçe, hiç kimsenin tutuklanamayacağı,
Hapse atılamayacağı,
Mal ve mülküne el konulamayacağı,
Sürgüne gönderilemeyeceği kabul edilmiştir.
Magna Carta ile kurulmuş olan ve esas görevi kralın keyfi vergi koymasını
engellemek olan Genel Meclis, daha sonraları İngiltere Parlamentosu’nun temelini
oluşturmuştur.
Tarihsel gelişim içinde, önce rahipler ayrı toplanmaya başlamış, ardından sayıları
artan Lordlar ayrı toplanmak istemiş böylece 1332’ye gelindiğinde İngiltere
Parlamentosu bugünkü şeklini almış, Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası
oluşmuştur.
Magna Carta İngiltere’de hem parlamentonun oluşmasına zemin hazırlamış, hem
de kişi hak ve özgürlüklerinin temelini atmıştır. Müsadere usulünün kaldırılması,
suç ile cezanın orantılı hale getirilmesi, cezaların yasal dayanak olmadan
verilmemesi gibi hususlar bu tezimizi doğrulamaktadır.
Osmanlı’da II. Mahmut devrinde, padişah ile ayanlar arasında yapılan 1808 tarihli
Sened-i İttifak ile Magna Carta arasında bir benzerlik kurulabilir. Sened-i
İttifak Osmanlı’da anayasal gelişmelerin başlangıcını oluşturmuştur. Bu bağlamda
Sened-i İttifak’a Osmanlı Magna Carta’sı da denilebilir.
3
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
İngiltere’de 17. Yüzyıldaki Yasal
Gelişmeler…
İngiltere’de kral ile parlamento arasındaki çekişme bir dizi yasanın ortaya
çıkmasına neden olmuştur. Bunların başında 1628 tarihli Petition Rights
( Haklar Dilekçesi ) gelir.
Parlamento tarafından krala sunulan bu belge, Magna Carta’nın getirmiş olduğu
hakların krala hatırlatılması şeklindedir. Zamanla kralın keyfi vergiler koymaya
başlaması ve karşı çıkanları hapse attırması üzerine böyle bir yola
başvurulmuştur.
Habeas Corpus Yasası…
17. yüzyıl İngiltere’ninin ikinci önemli insan hakları belgesi 1679 tarihli Habeas
Corpus Yasası’dır. 1 Bugün bu ifadeden, göz altına alınan kişinin yargıç önüne
çıkarılma hakkı anlaşılmaktadır. Böylece keyfi gözaltılar engellenmiştir.
1679’dan sonra da İngiltere’de yine aynı isimle yani Habeas Corpus adıyla 1816 ve
1862’de yasalar çıkarılmıştır. Bunlardan sonuncusu, göz altını gerekli kılacak
sebepleri belirleme yetkisini mahkemelere vermiş ve mahkemelerin öneminin
artmasına yardımcı olmuştur.
Bill of Rights…
1869’da kabul edilmiştir. Parlamentonun monarşi karşısındaki üstünlüğünü kesin
olarak belgeleyen bir yasa olmuştur. Bu yasanın belli başlı hükümleri şu şekilde
sıralanabilir:
Parlamento üyelerinin seçimi serbest olacaktır,
Parlamento sık sık toplanacaktır,
Parlamentodaki konuşmalar hiçbir yerde ve mahkemede suçlama konusu
yapılmayacaktır ( yasama sorumsuzluğu ),
Parlamentonun izni olmadan, yasaların yürütülmesinin engellemesi mümkün
değildir,
Parlamentonun onayı olmadan vergi toplanmayacaktır,
Krala dilekçe yazma vatandaşlık haklarındandır,
1
Habeas Corpus, “bedenine sahipsin” anlamındadır.
4
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Not: İngiltere’de Magna Carta ile başlayan, Petition of Rights ve Habeas Corpus
ile devam eden, ve nihayet Bill of Rights’a ulaşan çizgide, esas amaç soyluların ve
burjuvaların krala karşı elini güçlendirmek olsa da, bu gelişmeler vergilendirmede
yasallık, suç ve cezalarda orantılılık, keyfi gözaltı ve yakalama yapılmaması gibi
güvencelerin getirilmesiyle sonuçlanmıştır.
Amerika’da Kolonilerin Doğuşu ve İngiltere ile
İlişkilerin Bozulması…
17. yüzyılın başlarında İngiliz göçmenlerin Amerika kıtasının kuzey doğusuna
yerleşmesiyle başlayan kolonileşme sonucunda 1732 ye gelindiğinde 13 İngiliz
kolonisi ortaya çıkmıştı. İçişlerinde serbest olan, dış işleri bakımından
İngiltere’ye bağlı bulunan bu koloniler, ticaret serbestisi ve doğal kaynaklar
sayesinde kısa sürede büyük bir ekonomik gelişme gösterdiler.
1750’lerden sonra İngiltere kolonileri kendisine rakip olarak görmeye başlamış,
kolonilerin gücünü kırmak için de bir dizi önlem almıştır. Örneğin bazı malların
kolonilerde üretimi yasaklanmış, bazı ürünlerin de sadece İngiltere’den satın
alınması zorunlu hale getirilmiştir. Kolonilerin tepkisi üzerine İngiltere askeri
önlemler de almıştır. Tabi bu durum 1773’te yeni kıtada sosyal ve siyasal bir
patlamaya neden olmuştur. Boston’da yaşayanlar, İngiliz gemilerine saldırarak
gemilerdeki çayları denize dökmüşler ve ayaklanmışlardır. Diğer kolonilerin de
Massachusetts kolonisini desteklemesi üzerine başlayan savaş kolonilerin
zaferiyle sonuçlanmıştır.( 1783 )
Kongre’nin Kuruluşu…
Kopuş sürecine götüren ilk adım, 1774’de ilk Amerikan Kongresi’nin toplanması
olmuştur. Kongre aldığı kararlarda, Kuzey Amerika kolonilerindeki halkın bir
takım haklara sahip olduklarını ve bu hakları başka bir egemen güce terk
etmeyeceklerini açıkladılar.
5
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Bill of Rights…
Amerikan kongresi 1776’da diğer kolonilere çağrı yaparak, her koloninin kendi
anayasasını yapması istemiştir. Bu çağrıya ilk cevap veren de Virginia olmuştur.
Virginia anayasanın başına bir haklar bildirisi eklemiştir. Bill of Rights adını alan
bu bildirinin başlıca hükümleri şunlardır.


Bütün insanlar doğuştan eşit derecede hür ve bağımsızdır,
Doğuştan sahip olunan bu haklar yaşam, özgürlük, mülkiyet, mutluluk

ve güvenlik haklarıdır.
Bütün güç halkta toplanır ve halktan gelir,

En iyi yönetim, halkın en fazla mutluluğunu ve güvenliğini sağlayan
yönetimdir.
Yasama ve yürütme güçleri, yargı gücünden ayrı ve farklı olmalıdır.

Mecliste çalışacak vekillerin seçimi serbest olmalıdır,

Keyfi arama ve yakalama kararı hukuk dışıdır,

Özgürlük için tehlikeli olacağından barış zamanında daimi ordu
bulundurmak sakıncalıdır,
Askeriye her durumda sivil yönetimin emri altında olmalıdır,


Virginia Haklar Bildirisi ile bütün insanlığa seslenen haklar dile getirilmiştir. Bu
bağlamda bildirinin John Locke’un yaşam-özgürlük-mülkiyet ve baskıya karşı
direnme, şeklindeki doğal haklar formulasyonundan etkilendiği rahatlıkla
söylenebilir. Kuvvetler ayrılığı konusunda da bildirinin Locke ve Manteskiyö’den
etkilendiği söylenebilir.
Kongre bu bildiriden birkaç ay sonra 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi’ni
yayınladı. Bu bildirge ile İngiltere ile her türlü siyasal bağ koparılmıştır.
Fransız Toplumu…
İhtilal öncesinde Fransız toplumu, din adamları, soylular ve avam ( halk ) olmak
üzere üç toplumsal sınıftan oluşuyordu. Özel ayrıcalıklara ve haklara sahip olan
rahipler ancak özel mahkemelerde yargılanabilirlerdi.2
2
Rahiplerin az bir çoğunluğu soylular tabakasından gelmekte olup, büyük bir servetin sahibi
konumunda idiler. Diğer taraftan büyük bir çoğunluğu da halk tabakasından geliyordu ve yoksul
insanlardan oluşuyorlardı.
6
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Soylular üst kademe yöneticilerini ve askeri makamları ele geçirmişlerdi.
Vergiden muaf oldukları gibi, yoksul köylülerin gelirinin büyük bir kısmına
sahiptiler. 3
Sayıları 24 milyonu bulan ve nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan üçüncü tabaka
( Tiers Etat ), burjuvalardan, işçilerden ve köylülerden oluşuyordu. Üçüncü
tabaka hiçbir siyasal hakka sahip değildi.
Fransa’da Amerikan bağımsızlık mücadelesine verilen destek sonucunda zaten
kötü olan ekonomik koşullar daha da kötüleşmişti. Bu durum kralın yeni vergiler
koymak istemesine, bunun için de Etast Generaux’u ( etajenero ) toplamasına
neden oldu.4
Yapılan meclis seçimleri sonucunda 1155 vekilden 578’i üçüncü tabaka
temsilcilerinden oluştu. Mevcut seçim sistemi soyluların çıkarlarına göre
yapıldığından az sayıda olmalarına rağmen çoğunluğu ele geçirdiler. Bunun üzerine
üçüncü tabaka şahıs sistemine göre seçimlerin yapılmasını istediler. Bu sorunun
aşılamaması üzerine, üçüncü tabaka ayrı toplanmaya başlamış ve meclisin adını
U l u s a l
M e c l i s olarak değiştirmiştir.
Meclis daha sonra adını U l u s a l K u r u c u M e c l i s olarak değiştirmiş, bir
anayasa oluşturmak için de anayasa komisyonu kurmuştur. Kral askeri önlemlerle
buna karşılık vermiştir, bu durum Paris halkının ayaklanmasına neden oldu ( 1789 ).
Halkın rejimin simgelerinden olan B a s t i l e Hapishanesini ele geçirmesi ve
isyanın kırsal alanda da yayılmaya başlaması üzerine kral yenilgiyi kabul etmiş ve
orduyu çekmiştir.
Meclis feodal rejimin verdiği ayrıcalıkları kaldırmış, bütün vatandaşların kanun
karşısında eşit olduğunu ilan etmiş 1789’da İnsan ve Vatandaş Hakları Bilgirisi’ni
yayınlamıştır.
3
Fransa’daki soyluların sayısı 350.000 kadar olup, yaklaşık olarak Fransa nüfusunun yüzde 1,5 ini
oluşturuyorlardı.
4
Kralın yeni vergi koyabilmesi için bu meclisin onayına ihtiyacı vardı. Uzun süredir toplanmayan bu
meclis bu hakkı krala tanımak için yeniden toplandı. Bunun için de seçimler yapıldı.
7
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
İnsan Hakları Bildirgesi ( 1789 )
Bütün insanlar, eşit ve özgür doğarlar,
Siyasal örgütlerin amacı insanların sahip oldukları hakları korumaktır,
Özgürlük, başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapabilmektir,
Hiç kimse ulustan kaynaklanmayan bir egemenliği kullanamaz,
Yasa, sadece toplumun zararına olan eylemleri yasaklama hakkına sahiptir,
Yurttaşlar yasaların oluşumuna katkıda bulunmak hakkına sahiptirler,
Yasa, ancak zorunlu olan cezaları koymalıdır,
Her suçlu, suçu ispat edilene kadar masumdur,
Herkes özgürce konuşabilir,
Toplum, kamu görevlilerinin yaptıkları işlerin hesabını sorma hakkına
sahiptir,
Fransa’daki Vatandaşlık Hakları Bildirisi, Amerika’da ilan edilen bildirge ile
paralellik göstermektedir. Her ikisi de John Locke’nin formülünü tekrar etmiştir.
Bildirinin yayınlanmasından sonra 1791’de Fransız Anayasası hazırlanmış ve bu
ilkeler teminat altına alınmıştır.
8
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
II,ÜNİTE
İNSAN HAKLARININ FELFESİ
TEMELLERİ
Lao – Çe…
Çinde Taocu düşüncenin kurucusu olan Lao-Çe insanların doğuştan iyi ve eşit
olduklarını ifade etmiştir. Düşünür kanunların kişisel hayata müdahale anlamına
geldiğini savunmuş ve yasaların reddetmiştir. Ona göre devlet mümkün olduğu
kadar az yasa çıkarmalı ve gerekli olandan fazla vergi de almamalıdır.
Konfüçyüs…
Ülkede siyasal birliği sağlayabilen bir iktidarın adaleti sağlayabileceğini
savunmuştur. Merkezi devlet otoritesini savunan Konfüçyüs görüşü, devletin
bireysel özgürlükleri baskı altına almasına neden olmuştur.
Mo – Ti…
Konfüçyüs’ün öğretisine tepki olarak ortaya çıkmış bir görüştür. Mo-ti merkeze
bireysel ve toplumsal sevgiyi koymuş, sevgi bağlarıyla birbirlerine bağlanabilen
insanların, özgürlüklerini koruyabileceklerini savunmuştur.
Buda
Hindistan’da özgürlük sorunlarıyla ilgili görüşler bu ülkede egemen olan Kast
Sistemi etrafında şekillenmiştir. Toplumu brahmanlar, çalışanlar, düz işçiler,
paryalar ve köleler gibi sınıflara ayıran Kast sistemi Brahmancılık ve Hinduizm
gibi fikirler tarafından savunulmuştur.
9
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Bu ikisinin aksine Budizm Kast Sistemi’ne karşı çıkmıştır. M.Ö. 500’lerde doğmuş
olan ve sonradan B u d a adını almış olan Prens Guatama, açıkça kast
sistemine karşı çıkmış ve bunu davranışlarıyla da göstermiştir.
Evrensel görüşleri olan Budacılık, ırk ayrımcılığına karşı çıkmış bu özelliğinden
dolayı da kısa sürede, Çin, Birmanya, İran ve Asya gibi ülkelerde yayılmıştır.
Eski Yunan’da Polis…
Polis, birkaç şehri ve bu şehirlerin kırsal kesimlerini içine alan siyasal-toplumsal
birliktir. Bu birlikte aynı zamanda, dinsel, askeri ve ekonomik bütünlük de vardır.
Polislerin sahip oldukları askeri güç diğer polisleri hakimiyet altına almaya
yetmediğinden o coğrafyada siyasi bir birlik kurulamamıştır. Yine bütün
polislerde ayrı kutsal değerlere sahip olunması, aynı tanrılara inanılıyor olması,
polislerin bir araya gelmesini imkânsız hale getirmiştir.
M.Ö. V. Yüzyılda görülen P o l i s
toplumu üç gruptan oluşuyordu.
Bunlar:
Yurttaşlar
Yabancılar
Köleler, dir.
Yurttaşlar, polisin yerli halkını oluşturan ve belli haklara sahip olan özgür
kişilerdir. Polislerde kadın hiçbir zaman yurttaş olarak kabul edilmemiştir.
Yurttaş olabilmek için gerekli olan şart silah kullanabilmektir çünkü.
Yabancılar, polislere yerleşmiş olan zanaat ve ticaretle uğraşan insanlardır.
Bunlar polis vatandaşı olarak kabul edilmemişlerdir.
Köleler ise hiçbir siyasi hakkı olmayan sadece üretim aracı olarak görülen
insanlardır.
Eski Yunan demokrasisi köleleri ve kadınları kamusal süreçten dışlayan bir
demokrasidir.
Efes ve Milet gibi şehir devletlerindeki ilk çağ filozofları, toplumsal ve siyasal
sorunlarla uğraşmaktan uzak durmuşlar evrene ilişkin sorulara cevap aramaya
çalışmışlardır. Bu bağlamda İyonyalı filozoflardan T h a l e s , Anaksimandros,
A n a k s i m e n e s evreni tanrılarla değil doğal yasalarla açıklamaya
çalışmışlardır.
10
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Demokritos’a göre ise devlet, insanlara daha iyi yaşam koşulları sağlaması için
insanlar tarafından yapay olarak oluşturulmuştur.
Devletin, özgür bireyler arasındaki bir çeşit karşılıklı anlaşma sonucu ortaya
çıktığını savunan Sofist düşünür, Protagoras’dır.Sofizm’in yoğun etkisi altında
kalan bir diğer düşünür de S o f o k l e s t i r. Sofokles yazılı yasaların da
üzerinde bir doğal yasanın olduğunu savunur. Bu doğal yasanın sınırlarını aşan
otoritelere karşı insanların başkaldırma hakkının olduğunu savunmuştur.
Düşünceleri arasında farklılık olmakla beraber Sokrates, Platon ve Aristoteles
esas olarak devleti yücelten, bireysel özgürlüğü dışlayan ve kişileri polis içinde
eriten bir çizginin temsilcileri olmuşlardır.
Roma Uygarlığında Konu İle İlgili
Düşünsel Birikim
Roma’da vatandaşlık, Antik Yunan’a benzer bir yol izlemiştir. Roma vatandaşı
olanlara uygulanan İ u s C i v i l e yasalarıyla, Romalılara, halk meclislerine
seçme seçilme hakkı ve askerlik gibi görev ve ödevler verilmiştir.
Roma uyruğunda olup da kendilerine vatandaşlık hakkı tanınmayan yabancılara
( P e r e g r i n u s ) vatandaşlara verilen haklar dışında, ticaret hayatının
gerektirdiği işlemleri yapmak ve Romalılarla evlenmek hakları verilmiştir. Bu tür
insanlar İ u s C i v i l e ‘ye değil,
yabancılar hukuku anlamına gelen
İus
5
G e n t i u m ‘a tabi tutulmuştur.
Roma toplumunda yine Polis devletlerinde olduğu gibi toplumun en alt tabakasında,
hiçbir siyasal ve hukuksal hakları olmayan, eşya konumunda sayılan, köleler yer
almıştır.
Cicero…
Roma düşünüşünün en önemli isimlerinden birisidir. Doğal hukuk ilkesinin
savunucularındandır. Bu düşüncesi onu e ş i t l i k
düşüncesine götürmüştür.
Cicero bununla birlikte, insan düşünüşünden ve akıl farklılığından kaynaklanan
eşitsizlikleri de kabul etmiştir.
5
Roma hukukunda görülen bu ikili durum, M. S. 212’de bütün imparatorluk uyruklarına vatandaşlık
hakkının tanınmasıyla sona ermiştir.
11
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Seneca…
Cicero gibi stoacı düşünürlerden birisidir. Kölelere iyi davranılması gerektiğini
savunmakla birlikte kölelik kurumunu da kabul etmektedir.
Batı Avrupa’nın Konuyla İlgili Düşünsel Birikimi…
Romanın yıkılışından başlayarak Rönesans’a kadar devam eden dönemde, yani
Ortaçağ’da Avrupa feodalite ile yönetilmektedir. Bu devirde merkezi krallıklar
henüz kurulmamıştır. Hıristiyanlık dini, Papalık ve ona bağlı olan kiliselerle
düşünce hayatına yön vermektedir.
Marsilius Avrupa’da Kilisenin siyasal hayatta oynamak istediği role karşı çıkmış,
kilisenin devlete bağımlı olması gerektiğini iddia etmiştir. Marsilius’a göre bütün
kamu otoriteleri, seçimle belirlenmeli ve yasalara bağlı olmalıdır. Kamu otoritesi
de devlet adına, ama herkesin yararı için çalışmalıdır.
Ortaçağ’ın sonlarına doğru, Batı’nın siyasal düşüncesi giderek kilise ile devleti
birbirinden ayıran bir çizgiye doğru, yani laikliğe doğru kaymaya başlamıştır.
İslam Kültüründe Konuyla İlgili Düşünsel Birikim…
Batıda düşünce özgürlüğünün olmadığı, kilisenin baskısı ve kontrolünün bulunduğu
dönemde İslam dünyasında bunun aksine bir durum vardır. İslam düşünürleri Eski
Yunan düşünürlerinin eserleriyle yakından ilgilenerek yeni düşünce sentezlerine
varmaya başlamıştır. Avrupalı, Rönesans’ın oluşumuna katkı sağlayan Eski Yunan
devrine ait eserleri İslam dünyası aracılığıyla öğrenmiştir.
İbn-i Rüşd…
Aristoteles’in eserleri üzerinde yaptığı yorumlar Avrupalı düşünürleri etkilemiştir.
Tarih üzerinde çalışmış, tarihin kişisel kahramanlıklardan zaferlerden ve
yenilgilerden ibaret olmadığını ifade etmiş, toplumsal olayları açıklamaya yarayan
bir bilim dalı olarak tarih etmiştir.
Farabi…
Var olan toplumsal düzenleri incelemiş, var olan toplumsal düzenlerle olması
gerektiğini düşündüğü toplumsal düzenleri karşılaştırarak tahlil etmiş; adalete,
barışa, evrenselliğe vurgu yaparak bunların önemine işaret etmiştir.
12
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
El-Maverdi ise, devlet başkanı konumundaki Halife’nin adalete uygun hareket
etmemesi durumunda görevinden uzaklaştırılması gerektiğini savunmuştur.
İbn-i Sina…
Halifenin vatandaşların rızasıyla göreve getirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Bireylerin razı olmadığı bir iktidarın meşru olmadığını söylemiş, bireylerin böyle
bir iktidara karşı direnme ve onu alaşağı etme hakkının bulunduğunu savunmuştur.
Yeniçağ’da İnsan Hakları…
Bu çağdaki düşünürler doğrudan insan haklarına ilişkin düşünceleri ortaya
atmışlardır. Tarihsel sıraya göre bunlardan ilki JeanBodin’dir. Bodin mezhep
savaşlarının yaşandığı Fransa’da bu kavgaların önüne ancak merkezi bir yönetimle
geçilebileceğini söylemiştir. Düşünür bu iktidar için egemenlik kuramını kurmuştur.
Bu kurama göre;
Egemenlik mutlaktır,
Süreklidir,
Devredilemez
Ve bölünemez…
Bununla birlikte B o d i n otoriteye bazı sınırlamalar da getirmiştir. Bu
sınırlamalardan birisi otoritenin doğal-tanrısal yasalarla hareket etmesi
gerektiğidir. Bu yasalar yazılı olmayan ancak insanların vicdanlarında yer alan
yasalardır. Doğal yasalar, uyrukların ö z g ü r l ü k , m ü l k i y e t ,
g ü v e n l i k , b a r ı ş gibi haklarını savunur. Bodin’e göre, Pozitif hukuk
dediğimiz yazılı yasalar bu yasalara uymak zorundadır.
İkinci sınırlama ise temel yasalar sınırlamasıdır. Buna göre egemen, halefiyet
yasasına aykırı hareket etmeyecektir.6
Üçüncü sınırlama ekonomik niteliklidir. Buna göre de egemen yani devlet otoritesi,
kişisel mülkiyete dokunmayacak, keyfi vergiler alamayacaktır.
6
Halefiyet yasası, tahta geçiş sırasını düzenleyen yasadır.
13
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Thomas Hobbes…
Hobbes, T o p l u m S ö z l e ş m e s i, fikrini ortaya atmıştır. Hobbes güçlü bir
iktidarın yokluğunda ortaya çıkacak sorunlara dikkati çekmiş ve insanların
hayatta kalabilmeleri için güç kullanma yetkilerini üçüncü bir kişiye, yani devlete
devretmeleri gerektiğini söylemiştir. Burada da görüldüğü gibi Hobbes, devleti
güvenliği sağlamakla görevli, insan ürünü bir yapı olarak kurgulamıştır.
John Locke…
Siyasal liberalizmin öncü kuramcısıdır ( 1632-1704 ). Locke özgürlüklerin militan
bir savunucusu olmuştur. Ona göre bireyler devlete sadece cezalandırma
yetkilerini devretmişlerdir. Dolayısıyla devlet, kişilerin yaşam, özgürlük ve
mülkiyet haklarına dokunmayacaktır. Dokunması durumunda da halk, yönetime
isyan hakkını kullanacaktır. Locke’ın kuramına göre kişiler bireyler haklarını
yönetime başkaldırmak yoluyla ve kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle koruyacaklardır.
Jan Jacques Rousseau…
Ruso da görüşlerini ortaya koyarken, tabiat hali ve toplum sözleşmesi kuramlarına
başvurmuştur. Devleti, bireylerin iradeleriyle oluşturulan ve vatandaşlarına eşit
hak ve yükümlülükler veren bir bütünlük olarak tanımlamıştır.
Ruso, halkı sadece yasaları yapan değil, karar alma sürecine katılan bir aktör
olarak kabul etmektedir. Yine ona göre egemenliğin kaynağı halktır. Halk hem
yasalara boyun eğmekte hem de yasaları kendisi yapmaktadır.
Rousseau çoğunluğun hakkını savunmuş, azınlığın her zaman çoğunluğun kararına
katılması gerektiğini söylemiştir. Hatta bu karara uymayanların sürgün ve ölüm
cezalarıyla da cezalandırılabileceğini belirtmiştir.
14
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Yakınçağ’da Sosyal Haklar Fikrinin
Öncü Düşünürleri…
Sosyalizmin ilk dönem düşünürlerinden olan Saint Simon’a göre, toplumun temeli
emektir, toplum emek ürünüdür. Bu nedenle de toplumu emekçiler yani çalışan
sınıf yönetmelidir.
Robert Owen, zenginliği işçilerin yarattığını bu nedenle de zenginliğin onların
hakkı olduğunu savunur. Bizzat kendisi fabrikasında savunduğu fikirleri uygulamış,
kriz dönemlerinde dahi işçilerine düzenli ücret ödemiş, onlar için kreşler açmıştır.
Radikal bir sosyalizim yorumu geliştiren Karl Marx ve Frederich Engels
kapitalizme köklü eleştireler getirmiş ve sosyal haklar düşüncesini savunmuştur.
15
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
III,ÜNİTE
TÜRKİYE’DE İNSAN HAKLARI ve KAMU ÖZGÜRLÜKLERİ
82 ANAYASASININ ÖNGÖNDÜĞÜ TEMEL HAK
Ve ÖZGÜRLÜKLER
82 Anayasası birey hakları ile toplumun çıkarlarının çatışması halinde toplum
çıkarlarının öncelik sahibi olduğunu çeşitli şekillerde dile getirmiştir. Bu bağlamda
Anayasa, bireysel özgürlükleri devlet otoritesi lehine sınırlandırmıştır.
Anayasa insan haklarının sınırlarını üç madde ile düzenlemiştir.
Bunlar:
Temel hak ve özgürlüklerin olağan dönemde sınırlandırılması,
Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının yasaklanması,
Ve olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıdır.
Olağan Dönemlerde Temel Hak ve Özgürlüklerin
Sınırlandırılması
Olağan dönemlerde yapılan sınırlama 82 Anayasasının 13. Maddesinde
düzenlenmiştir. Buna göre, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın,
ancak anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak kanunla
sınırlandırılabilir.
Sınırlandırma demokratik toplum düzenine ve laik cumhuriyetin gereklerine aykırı
olamaz.
İnanç özgürlüğü anayasamızın 24 maddesiyle teminat altına alınmıştır. Buna göre
herkes istediği dine inanma ve istediği inanca sahip olma hakkına sahip olduğu gibi,
hiçbir dine ve inanca sahip olmama hakkına da sahiptir.
16
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
İbadet özgürlüğü ise kişilerin inandıkları ve üyesi oldukları dinin gerektirdiği
ibadetleri, ayin ve törenleri serbestçe yapabilmeleri anlamına gelmektedir. Ve
elbette ki ibadet özgürlüğünün kötüye kullanılması da yasaklanmıştır. İnanç
özgürlüğü kişilerin iç dünyası ile ilgili iken, ibadet özgürlüğü bireyin iç dünyasının
sınırlarını aşan, kamusal hayatta görünür olan kısmıdır.
Laiklik ilkesinin gereği olarak devletler resmi dine sahip olamazlar. Bir devlet
herhangi bir dini ve bu dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetecek davranışlar
sergilememelidir. Bu bir din lehine diğerlerinin de aleyhine olduğundan laiklik
ilkesi ile bağdaşmaz.
Sınırlama, Ölçülülük İlkesine Aykırı Olmamalıdır…
Ölçülülük ilkesi 82 Anayasası’nın ilk halinde yer almıyordu, bu ilke anayasaya
2001’de yapılan değişiklikle ilave edilmiştir.
Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmaması…
Anayasa bu konuda; “hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik
Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz,”
ifadesini kullanmıştır.
Anayasadaki bu düzenleme, temel hak ve özgürlüklerin objektif sınırlarını dile
getirmekten başka bir şey değildir. Gerçekte bütün hak ve özgürlüklerin sınırları
anayasalarla gösterilmese bile, hak ve özgürlükler objektif sınırlara sahiptirler.
Bir hakkın ve özgürlüğün objektif sınırı başkasının hakkına ve özgürlüğüne
dokunduğu yerdir.
Olağanüstü Hallerde Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının
Durdurulması…
Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir. Bu bağlamda, savaş
durumlarında meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve
manevi bütünlüğüne dokunulamaz. Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamaz. Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez. Ve yine hiç kimse suçluluğu
ispat edilene kadar suçlu sayılamaz.
Bununla birlikte olağanüstü hallerde bile temel hak ve hürriyetlerin
durdurulmasının sınırları vardır. Bu sınırları dört başlık altında toplayabiliriz:
17
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Durdurma eylemi olağanüstü hallerde sınırlı kalmalıdır,
Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemelidir,
Ölçülülük ilkesine uyulmalıdır
Cekirdek alan olarak tanımlanan bazı özgürlükler ihlal edilmemelidir,
( örneğin olağanüstü hal bahane edilerek işkence yapılamaz.)
Olağanüstü hallerde ve durumlarda temel hak ve özgürlüklerin durdurulması için
yasa çıkarılmasına gerek yoktur. Egemen otorite bunun için Kanun Hükmünde
Kararname çıkarmak suretiyle sınırlama getirebilir. Bu kanunname Olağanüstü Hal
Kanun Hükmünde Kararnamesi adını alır.
1982 Anayasasına Göre İnsan Haklarının Sınıflandırılması…
82 Anayasasına göre Temel Hak ve Ödevler kısmı dört bölümden oluşmaktadır.
Bunlar :

Genel hükümler,



Kişinin hak ve ödevleri,
Sosyal ve ekonomik hak ve ödevler,
Siyasi haklar ve ödevlerdir.
Georg Jellinek’e Göre Temel Hak
ve Özgürlükler…


Negatif statü hakları,
Pozitif statü hakları,

Aktif statü hakları…
Negatif Statü Hakları söz konusu olduğunda devletin karışmama ve dokunmama
durumu söz konusudur. Yani devlet bu haklar söz konusu olduğunda hareketsiz
kalır ve kişiler özgürlüklerini diledikleri gibi kullanırlar. Örneğin düşünce
özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, yerleşme ve seyahat özgürlüğü bu tür
haklardandır.
Pozitif Statü Hakları söz konusu olduğunda da devletin bir eylemde bulunması
beklenir. Devlet bir şeyler yapmak durumundadır. Örneğin çalışmak isteyen
vatandaşlara iş imkanı sağlamak gibi.
Pozitif statü hakları için, i s t e m e
de kullanılır.
h a k l a r ı veya sosyal haklar terimleri
18
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Aktif Statü Hakları, vatandaşlara siyasi karar alma süreçlerine çeşitli oranlarda
katılma olanağı sağlayan haklardır. Bunlara, siyasi parti kurma, oy hakkı, seçme,
seçilme hakları, dilekçe hakkı gibi haklar örnek olarak verilebilir.
Temel hak ve özgürlüklerin, Jellinek ayrımından farklı olarak, özgürlüklerin
ortaya çıkış tarihleri esas alınarak sınıflandırılması da söz konusudur. Bu
yöntemle yapılan sınıflandırmaya göre, haklar;
Birinci Kuşak Haklar
İkinci Kuşak Haklar
Üçüncü Kuşak Haklar, olmak üzere üçe ayrılır.
Birinci Kuşak Haklar…Devlete karışmama ve dokunmama hakkı veren negatif
statü haklarıdır.
İkinci Kuşak Hakları, Pozitif statü haklarıdır. Üçüncü kuşak haklar ise Aktif
Statü hakları olarak düşünülebilir.
Kişi Hakları…
Kişi Dokunulmazlığı…
Anayasa tarafından teminat altına alınan haklardandır. Kişilerin vücut
bütünlüğüne dokunulması, kişinin rızası olmadan bilimsel deneylere tabi tutulması
yasaklanmıştır. Yaşama hakkı olarak tanımlanabilen bu hakkın bazı istisnaları
vardır, bunlar:



Meşru müdafaa durumu
Yakalama ve tutuklama kararının yerine getirilmesi
Bir tutuklu ve hükümlünün kaçmasının önlenmesi,


Bir ayaklanma ve isyanın bastırılması hali
Sıkıyönetim ve olağanüstü haller
19
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Zorla Çalıştırma Yasağı…
Anayasaya göre hiç kimse zorla çalıştırılamaz, kimseye angarya hizmeti verilemez.
Ancak bazı durumlar bu zorla çalıştırma yasağının kapsamı dışındadır. Bu
durumlar;

Şekli kanunlarla belirlenen tutukluluk ve hükümlülük süreleri içindeki
çalıştırmalar,
Olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenen hizmetler,

Vatandaşlık ödeve niteliğindeki bedeni ve fikri çalıştırmalar…

Kişi Hürriyeti ve Güvenliği…
Bu madde kişilerin kolluk kuvvetleri tarafından, tutuklanma, gözaltına alınma
işlemlerini düzenler. Bir suç işlediği şüphesiyle yakalanan kişi en geç 48 saat
içerisinde hakim karşısına çıkarılır.
Özel Hayatın Gizliliği ve
Dokunulmazlığı…
Kişilerin konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlükleri ve özel eşyalarının
aranamaması anayasa tarafından teminat altına alınmıştır. Ancak, gecikmesinde
sakınca görülen bazı hallerde, yasa ile yetkili kılınmış bir makamın yazılı emri ile
bu konularda da müdahale yapılabilir.
Yukarıda sayılan bu özgürlükler şu durumların ortaya çıkması halinde
sınırlandırılabilir:


Milli güvenlik
Kamu düzeni



Suç işlenmesinin önlenmesi,
Genel sağlığın korunması
Genel ahlakın korunması
Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü…
Din ve Vicdan Hürriyeti…
Düşünce ve İfade Özgürlüğü…
Bilim ve Sanat Özgürlüğü…
Basın Özgürlüğü…
Toplantı Hak ve Özgürlükleri…
20
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Anayasamızda iki bu alanda iki özgürlükten bahsedilmektedir. Bunlar, Toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve dernek kurma özgürlüğüdür. Bu bağlamda
herkes önceden izan almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkına sahiptir.
Gösteri ve toplantı özgürlüğü gibi dernek kurma özgürlüğü de önceden izin almaya
tabi değildir.
Bu iki hak sadece;
 Milli güvenlik,
 Kamu düzeni,
 Suç işlenmesinin önlenmesi,
 Genel sağlığın korunması
 Genel ahlakın korunması
 Ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, amaçlarıyla
sınırlandırılabilir.
Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler…
Olumlu Edim Gerektiren Haklar
 Ailenin korunması ve çocuk hakları,
 Toprak mülkiyeti,
 Eğitim ve öğretim hakkı,
 İş ve çalışma hayatına ilişkin düzenlemeler,
 Sosyal güvenlik hakkı,
Olumsuz Edim Gerektiren Haklar
Sosyal haklar çerçevesinde az sayıda negatif statü hakları vardır. Bunlardan ilki
çalışma özgürlüğü, diğeri de özel teşebbüs kurma özgürlüğüdür. Bunlardan çalışma
özgürlüğü, herkesin istediği bir alanda devletin müdahalesi olmadan çalışabilme
özgürlüğü; diğeri de sendika kurma hakkıdır. Ayrıca grev ve lokavt hakları
negatif statü haklarındandır.
21
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Siyasi Haklar ve Ödevler
Türk Vatandaşlığı...
Anayasamıza göre Türkiye’de siyasi hak sahibi olabilmenin ön şartı Türk vatandaşı
olmaktır. Buna göre, Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türk vatandaşı olarak
kabul edilir. Ayrıca anayasamız, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan
herkes Türk’tür demek suretiyle, sonradan vatandaşlığa da izin verilmiştir.
Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakları…
Türk vatandaşları bu haklarını oy kullanmak suretiyle yerine getirirler. Oy
kullanabilme de bazı şartlara bağlanmıştır. Yaş şartı bunlardan birisidir.
Anayasamızda oy kullanmayı engelleyen durumlar sıralanmıştır.
Buna göre;

18 yaşını doldurmayanlar,


Silah altındaki er ve erbaşlar,
Askeri öğrenciler,

Taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç, ceza infaz kurumlarında
bulunan hükümlüler, oy kullanamazlar.
Seçilme hakkı da T.C. vatandaşlarına tanınmış bir haktır. Ancak seçilebilmek için
de bazı şartlara ihtiyaç vardır.
Buna göre:



25 yaşını doldurmuş olmak,
En az ilkokul mezunu olmak,
Askerlik hizmetini yapmış bulunmak,


Taksirli suçlar hariç, toplam 1 yıldan fazla hüküm giymemiş olmak,
Ağır hapis cezasına çarptırılmamış olmak,


Yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymemiş olmak,
Kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma
suçlarını işlememek,

Terör eylemlerine katılmamış olmak, gerekir…
22
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Bazı görevlilerin ise milletvekili seçilebilmeleri için görevlerinden çekilmeleri
gerekir. Bu görevliler şöylece sıralanabilir:

Hakimler ve savcılar,



Yüksek yargı organı mensupları,
YÖK öğretim elemanları,
YÖK üyeleri,


Kamu kurum ve kuruluşlarındaki memur statüsündeki görevliler,
Silahlı kuvvetler mensupları…
Siyasi Parti Özgürlükleri…
Anayasamıza göre Türkiye’de siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar.
Bununla birlikte siyasi partiler bazı sınırlamalara da tabidirler. Örneğin,
partilerin tüzük ve programları;
Devletin bağımsızlığına,
Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,
İnsan haklarına,
Eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine,
Milli egemenliğe,
Demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine, aykırı olamaz.
Partilerin Kapatılması…
Bir siyasi partinin kapatılabilmesi için yukarıda sayılan fiillerin işlendiği bir odak
haline gelmiş olması gerekir. Bu durumu tespit eden makam ise Anayasa
Mahkemesi’dir.7
1982 Anayasası’na Göre İnsan Haklarının Korunması Yolları…
TBMM’ye başvuru yoluyla,
İdari başvuru yoluyla,
Kamu Denetçisine başvuru yoluyla,
Yargısal Başvuru Yoluyla,
7
1982 Anayasası döneminde, günümüze kadar toplam yirmi tane siyasi parti kapatılmıştır.
23
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
TBMM’ye Başvuru Yoluyla Hakların Korunması…
Dilekçe hakkı olarak da tanımlanabilir. Anayasamızın 74. Maddesine göre
vatandaşlar ve Türkiye’de ikamet etmekte olan yabancılara8 yetkili makamlara ve
TBMM’ye yazı ile başvuru hakkına sahiptirler.
İdari Başvuru…
Temel hak ve özgürlüklerinin ihlâl edildiğini düşünen bireyler, yürütme organına
başvurabilirler. Bu usûl idari başvuru yolu olarak kabul edilmektedir.
Kamu Denetçisine Başvuru…
(Ombudsman ) Yani Kamu Denetçisi, halkın şikayeti üzerine inceleme yapabilen bir
görevlidir. Ombudsmanın vereceği karar bağlayıcı olmayıp tavsiye niteliğindedir.
Kamu denetçileri idarenin işleyişi ile ilgili şikayetleri inceler.
Yargısal Başvuru…
Temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında en etkili yol, yargısal başvuru
yoludur. Bu yol vatandaşlara anayasal hak olarak tanınmıştır. Dolayısıyla anayasal
haklarının ihlâl edildiğini düşünen bütün vatandaşlar, tüm idari ve yargısal yolları
tükettikten sonra, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyabilirler.
Bireysel başvuru yolunu kullanabilmek için, davanın konusunun kişinin hak ve
özgürlükleriyle ilgili olması gerekir, bu bağlamda, Kanun, içtüzük, tüzük ve
yönetmelik gibi konularda bireysel başvuru yapılamaz.
8
tabii karşılıklılık gözetilmesi şartıyla, yani o yabancının ülkesinde Türk vatandaşlarına aynı hakkın
verilmiş olması şartıyla
24
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
IV,ÜNİTE
ULUSLARARASI DÜZEYDE İNSAN HAKLARININ
KORUNMASI.
Birleşmiş Milletlerin Kuruluşu…
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Woodrow Wilson’un ilkeleri doğrultusunda
kurulan Milletler Cemiyeti, II. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla fiilen sona ermiş oldu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise, 1945’te kabul edilen B i r l e ş m i ş
Milletler örgütü, milletler cemiyetinin yerini almıştır. Bu cemiyet 1948’de İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilan ederek insan haklarını güvence altına almayı
hedeflemiştir.
İnsan Hakları Komisyonu’nun Kuruluşu…
1946’da 9 üye ile kurulan komisyon öncelikli görev olarak İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi’ni hazırlamıştır. Bu bildirge 1948’de Birleşmiş Milletler Cemiyeti
tarafından ilan edilmiştir.
Zamanla dünyada insan haklarının en büyük savunucusu haline gelen Birleşmiş
Milletler 1947-1957 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde, insan haklarının ihlali
konusunda 65.000 civarında başvuruya muhatap olmuştur.
25
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
1503 Usulünün Ortaya Çıkışı…
İnsan hakları komisyonu kendisine yapılan başvurulara, bu konularda yetkisinin
olmadığını söyleyerek cevap vermiştir. Ancak, 1965’den sonra Birleşmiş Milletler
tutumunu değiştirmeye başlamıştır. Bunda üye sayısı hızla artan Afrika ve Asya
kökenli üyelerin katkısı büyük olmuştur.
Ekonomik ve Sosyal Konsey 1970’de 1503 sayılı kararla İnsan Hakları
Komisyonu’nu, büyük insan hakları ihlallerinin süreklilik gösterdiği durumları
teşhir etmek üzere yetkilendirmiştir. Bu mekanizma bu tarihten itibaren karar
sayısı olan 1503 Usulü adıyla anılır olmuştur.
1503 usulü her başvuruyu kabul etmemiştir. Sadece, süreklilik gösteren büyük
insan hakları ihlallerine yönelik başvuruları kabul etmiştir.
İnsan Hakları Komisyonu, kendisine intikal eden konuyla ilgili şu yolları takip
edebilir:
Olayı değerlendirmekten vazgeçebilir,
Konunun 1235 usulüne göre ele alınmasına karar verebilir,
İlgili devletin rızasını alarak, dostane çözüm sağlayacak geçici (ad hoc) bir
komite oluşturabilir,
İlgili devletten daha fazla bilgi almak için bağımsız bir uzman atanmasını
isteyebilir.
1235 Usulü…
Ekonomik ve sosyal konsey 1967 tarih ve 1235 sayılı kararı ile, İnsan Hakları
Komisyonuna, büyük çapta insan hakları ihlallerini araştırma yetkisini vermiştir.
1235 usulü, 1503 usulünün aksine aleni şekilde yapılmaktadır. İşlemler gizli
yürütülmemektedir. Doğrudan ilgili ülkeye bir raportör gönderilmekte ve konu ile
ilgili geniş araştırma yapılmaktadır.
1235 usulünün işletildiği ilk örnek, 1973’te Şili’de gerçekleşen hükümet darbesi
sonrasındaki büyük çaplı insan hakları ihlalleri araştırmalarıdır. İnsan Hakları
Komisyonu, 1975’de bölgeye geçici ( ad hoc ) bir çalışma grubunun gönderilmesini
istemiş, Şili hükümetinin engellemeleri yüzünden ilk ziyaret 1978’de
gerçekleşebilmiştir.
26
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
1235 ve 1503 usullerinin her ikisi de inceleme yapılan devletler üzerinde yaptırım
gücüne sahip değildir. Her iki yöntemde ilgili konu uluslararası arenaya taşınmak
suretiyle, ihlalin yaşandığı devlet üzerinde manevi bir baskı oluşturulmaya
çalışılmıştır.
İnsan Hakları Konseyi…
BM Genel kurulu 2006’da İnsan Hakları Konseyini kurmuştur. Bu konsey 2007’de
aldığı bir kararla, 1235 ve 1503 usullerini sürdürmeye karar vermiştir. Bu konsey
ayrıca yeni bir denetim mekanizması da yaratmıştır. Bu mekanizma Evrensel
Dönemsel Değerlendirme mekanizmasıdır.
Evrensel Dönemsel Mekanizmaya göre, BM’ye üye olan devletler, dörder yıllık
aralıklarla gönderecekleri raporlarla, ülkelerindeki insan hakları ile ilgili
gelişmeleri ve iyileştirmeleri rapor edeceklerdir.
Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi…
Şu hakları tanımıştır:
Halkların kaderlerini tayin hakkı,
Yaşam hakkı,
İşkence ve kötü muamele yasağı,
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı,
Seyahat ve oturacağı yeri seçme hakkı,
Yabancıların keyfi biçimde sınır dışı edilememesi,
Adli yargılanma hakkı,
Suç ve cezaların geriye yürümemesi,
Özel yaşam hakkı,
Çocuk hakları,
Azınlık hakları,
Örgütlenme özgürlüğü,
Bilgi edinme hakkı
Evlenme ve aile kurma hakkı…
27
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Birleşmiş Milletler’in
Diğer Sözleşme Temelli Denetim Organları
Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar komitesi ( ESKHUS )
Irk ayrımcılığının kaldırılması komitesi,
Kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması komitesi
İşkenceye karşı komite
İşkencenin önlenmesi alt komitesi
Çocuk hakları komitesi
Göçmen işçiler komitesi
Engelli kişilerin hakları komitesi
Zorla kaybettirilmeye dair komite
28
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
V. ÜNİTE
İNSAN HAKLARININ KORUNMASINA YÖNELİK
BÖLGESEL SİSTEMLER
İnsan haklarının korunmasıyla ilgili olarak dünyada bir çok kıtada bölgesel
sistemler kurulmuştur. Bu ünitemizde Amerika, Afrika ve Avrupa kıtasında bu
amaçla yapılan sözleşmelerden ve öngörülen denetim sistemlerinden bahsedeceğiz.
Bunlardan Amerika kıtasında kurulan sisteme İnter-Amerikan insan hakları
sistemi adı verilir. Bu sistem başlıca iki belgeye dayanır. Bunlar, Amerikan
Devletleri Örgütü Temel Kurucu Şartı ve Amerikan İnsan Hakları
Sözleşmeleridir.
Buna paralel olarak Afrika'da Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, Avrupa
kıtasında da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda sistemler
oluşturulmuştur.
Amerika
Amerikan Devletleri Örgütü ( ADÖ ) 35 egemen devletin oluşturduğu bir
hükümetler arası bir kuruluştur.9
Bu sistem 1948'de oluşturuldu. İki önemli belgeye dayanır. Bunlardan ilki Bogota
Şartı da denilen ADÖ Temel Kurucu Şartı ve ikincisi de Amerikan İnsan Hakları
Sözleşmesidir.
9
ADÖ ÜYELERİ : Antiqua ve Babuda, Arjantin, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Breziyla,
Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik, Donimik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador,
Grenada, Guatemala, Guyana, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay,
Peru, St. Kitts ve Nevis, St. Lucia, St. Vincent ve Grenadin, Surinam, Tirinidad ve Tabago,
Birleşik Devletler, Uruguay ve Venezuelladır.
29
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Bogota Şartı'nın Kurduğu Sistem
1948 yılında Kolombiya'nın B o g o t a şehrinde imzaya açılan bu sistem 1951
yılında yürürlüğe girmiştir.
1948 Şartı, insan haklarına birçok gönderme yapmıştır. Daha sonra Birleşmiş
Milletler örgütünün de kabul ettiği insan haklarını ve ödevlerini sıralamıştır. Bu
bağlamda :

Yaşama hakkı,


Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,
Hukuk önünde eşitlik hakkı

Konut ve seyahat özgürlüğü



adil yargılanma hakkı
keyfi tutmaya karşı korunma hakkı
Sığınma ve vatandaşlık hakkı
gibi haklardan ve :
Oy verme,
Yasalara saygılı olma
Topluma ve ulusa hizmet etme
vergi verme
çalışma
gibi ödevlerden bahsetmiştir.
Bogota Şartının, üye devletlerin vatandaşları haklarının korunmasını, İnterAmerikan Hakları Komisyonu ve İnter-Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi eliyle
yerine getirir.
Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi
1969'da imzaya açılmış ve 25 devletin onayı ile 1978'de yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmeye taraf devletler içinde Trinidad ve Tabago önce sözleşmeyi imzalamış
artından da sözleşmeden çekilmiştir. A.B.D ise sözleşmeyi imzalamış fakat senato
tarafından henüz onaylanmadığı için ABD'de yürürlüğe girmemiştir.10
10
AİH Sözleşmesi Üyeleri şunlardır : 25 devletten oluşur... Arjantin, Barbados, Bolivya, Brezilya,
Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Donimik, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Grenada,
Guatemala, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Surinam,
Uruguay ve Venezuella.
30
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
İnter-Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesinin
Koruduğu Haklar

hukuki kişilik hakkı



yaşama hakkı
insani muamele hakkı
köleliğin yasaklanması


kişisel özgürlük hakkı
ceza normunun geriye yürümezliği


yargı hatası halinde tazminat hakkı
özel yaşama saygı hakkı

din ve vicdan hürriyeti


düşünce ve ifade özgürlüğü
cevap hakkı



toplanma özgürlüğü
örgütlenme hakkı
aile hayatına saygı hakkı



isim sahibi olma hakkı
çocuk hakları
vatandaşlık hakkı


mülkiyet hakkı
seyahat ve oturma özgürlüğü



yönetime katılma hakkı
hukuk önünde eşitlik hakkı
hukuki korunma hakkı
Komisyonun Görevleri
İnter - Amerikan İnsan Hakları Komisyonu, sözleşmeden kaynaklanan bazı
yetkilere sahiptir. Bunların başında, bireysel ve devletsel başvuruları kabul etmek
gelir. Bu bağlamda sadece hakları ihlal edilen kişi veya kişiler değil, hakların ihlal
edildiğini düşünen kişiler de komisyona başvuru yapabilirler. Ayrıca üye devletler
birbirleri aleyhinde başvurularda bulunabilirler.
31
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Komisyona yapılacak başvuruların kabul edilebilmesi için ;
İç hukuk yolları tüketilmeli
Başvuru, hukuktaki son kararın mağdura tebliğ edilmesinden itibaren 6
( altı ) ay içerisinde yapılmalı,
Başvuru, açıkça hukuki dayanaktan yoksun olmamalıdır.
Komisyona yapılan başvurularda çekişmeli yargılama yapılmaktadır. Bu amaçla
komisyon, ilgili devlete başvuru yapmakta ve görüş almaktadır. Dostane çözüm
yolu denendikten sonra, tarafların uzlaşması sağlanamazsa komisyon hazırladığı
raporu ilgili devlete vermekte ve üç ay içinde işlem yapmasını beklemektedir.
Komisyonun kararlarının yasal etkileri konusunda sözleşmede bir hüküm yoktur.
Genellikle kararların hukuki bağlayıcılığının olmadığı kabul edilir. Tavsiye niteliği
taşıdığı söylenebilir.
İnter - Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi
Sözleşmeye taraf olan devletler aynı zamanda yargı yetkisini de tanımış olmazlar.
Devletlerin ayrıca Mahkeme'nin yargı yetkisini tanıdıklarını beyan etmeleri
gerekir. Bu bağlamda, Arjantin, Barbados, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta
Rika, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras,
Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Surinam, Uruguay ve Venezüella
mahkemenin yargı yetkisini tanımışlardır.
Taraf devletlerin ve komisyonun mahkemeye başvurma hakkı sözleşme tarafından
belirlenmiş, kişilerin bireysel başvuru yapmalarına izin verilmemiştir. Mahkeme
yaptığı incelemeler sonucunda hakkın ihlal edildiğine kanaat getirirse tazminat
kararı verebilmektedir.
Amerikan sözleşmesi, önemli insan hakları sözleşmeleri arasında, insan haklarının
korunması için tedbir alma yetkisini açıkça mahkemeye tanıyan tek sözleşmedir.
Afrika
Afrika Şartı diye de bilinen Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 1981 yılında
kabul edilmiş ve 1986 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu şarta Banjul Şartı da
denir. Bu şart doğrultusunda oluşturulan komisyonun merkezi Gambia'nın Banjul
şehrindedir.
32
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Afrika şartı, bir çok bakımdan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Amerikan
İnsan Hakları sözleşmelerinden farklıdır. Bu farkları dört başlık altında toplamak
mümkündür:
Afrika şartı sadece hakları ön görmekle yetinmemiş, ödevleri de
sıralamıştır.
Afrika şartı sadece bireysel hakları tanımakla yetinmemiş, halkların
haklarını da öngörmüştür.
Afrika şartı, medeni ve siyahi haklara ek olarak, ekonomik, kültürel ve
sosyal hakları da güvence altına almıştır
Şart, taraf devletlere, şartta güvence altına alınan haklara oldukça geniş
kısıtlama yetkisi vermiştir.
Afrika şartı birçok bireysel hakkı da güvence altına almıştır, bu hakların
önemlileri ise şunlardır ;
Her birey yasa önünde eşittir
Her insan, yaşamına ve kişi bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkına sahiptir
Hiç kimse özgürlük hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz
Adil yargılanma hakkı öngörülmüştür
Her birey görüşlerini, hukuk çerçevesinde ifade etmek ve yayma hakkına
sahiptir
Her birey hukuka uygun olarak serbestçe örgütlenme hakkına sahiptir.
İnsan Haklarının Avrupa Kıtasında
Korunma Sistemi
Avrupa Konseyi aşağı yukarı bütün Avrupa'yı kapsayan bir insan hakları koruma
sistemi oluşturmuştur. 10 kurucu devlet tarafından kurulan konseyin kuruluş
amacı, insan haklarının korunması ve geliştirilmesidir.
Londra'da 1949'da kurulan Avrupa Konseyine ( AK ) ülkemizin katıldığı tarih aynı
yılın Ağustos ayıdır. Halihazırda ise bu konseyin 47 üyesi bulunmaktadır.
AK'nin kabul ettiği en önemli belge 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesidir.
33
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
İnsan Hakları Komiserliği
Bu komiserlik 1999'da kuruldu. Yasal bir yaptırımı olmayan komiserlik, insan
haklarını korumak ve bu alanda yaşanan ihlâlleri engellemek için devletlere bilgi
verir ve gerektiğinde tavsiyelerde bulunur.
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı
Avrupa Komisyonu ( ECRİ )
Kuruluş amacı, adından da anlaşılacağı gibi ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle mücadeledir.
1993 yılında Viyana'da devlet ve hükümet başkanları zirvesinde bir fikir olarak
ortaya atılmış, ardından 1997'de ( Strazburg )'daki ikinci zirvede
oluşturulmuştur.
ECRİ, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ( Yahudi düşmanlığı ) ve hoşgörüsüzlük ile
mücadele etmeyi amaçlar. Kuruluşu herhangi bir uluslararası sözleşmeye
dayanmaz.
Avrupa İşkenceyi ve Aşağılayıcı Muameleyi
Önleme Komitesi ( CPT )
Bu komite, komiteye üye olan devletlerin her birinden 1 kişiyle temsil
edilmektedir. Bu komiteye seçilen üyelerin yüksek ahlaki değerlere sahip,
bağımsız ve tarafsız alan çalışması yapabilecek vasıftaki kişiler olmasına özen
gösterilmiştir.
CPT'nin polis gözetimi altında tutulan kişiler için savunduğu prensipler
( güvenceler ) şunlardır:

Özgürlüğünden mahrum edilen her kişi arzu ettiği taktirde derhal üçüncü
bir kişiyi tutukluluk halinden haberdar etme hakkına sahiptir,

Bu kişinin hemen bir avukata erişme hakkı bulunur,

Kişi derhal bir doktora, arzu ettiği taktirde kendi istediği bir doktora
erişebilir.
Avrupa Sosyal Şartı
Bu belge özellikle sosyal hakları güvence altına almakta ve taraf devletlerin bu
haklara saygıyı sağlamak amacıyla bir denetim sistemini öngörmektedir. Türkiye
bu şartı 1961'de imzalamış, 1989 tarihinde de onaylamıştır.
34
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Şartın Güvenceye Aldığı Haklar


Konut hakkı
Sağlık hakkı



Eğitim hakkı
Çalışmaya ilişkin haklar
Hukuki ve sosyal koruma hakkı


Kişilerin dolaşımına ilişkin haklar
Ayrımcılık Yasağı
35
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
VI. ÜNİTE
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile
Güvence Altına Alınan Haklar
ve Özgürlükler
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Roma'da Avrupa Konseyi'ne üye devletler
tarafından imzalanmış ve 1953'te yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmeyi kabul eden devletlerin ilk hedefi, İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi'nin açıkladığı hakların etkin şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Taraf
devletlerin ikinci hedefi, sözleşmeye taraf devletler arasında sık bir işbirliği
ortamını kurmaktır.
Sözleşmeyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden ayıran en önemli özellik,
Sözleşme'nin insan haklarını tanımakla yetinmemesi, hakların korunması için bir
denetim sistemi kurmasıdır.
Yargı Yetkisi ve Türkiye
Türkiye, II.Dünya Savaşı'ndan sonra 1954'te uygun bulma kanunu ile sözleşmeyi
onaylamış, 1990 tarihinden itibaren de AİHM ( Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi )'nin yargı yetkisini tanımıştır.
36
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Devletlerin Sözleşme'deki İhlallerden
Sorumlu Tutulabilmesi İçin Gerekli Şartlar
- Bir devleti bir hak ihlalinden sorumlu tutabilmek için öncelikle sözleşmenin o
devlet tarafından imzalanmış olması gerekir,
- Eylemin ilgili devletin kamu makamları tarafından ülke sınırlarının dışında
yapılması durumunda dahi ülke sorumlu tutulabilmektedir.11 ( Yetki Alanı )
- Devletin yetki alanı gereği, ülkenin sınırları içinde meydana gelebilecek bir
insan hakları ihlalinde o kişinin ülke vatandaşı olma şartı aranmaz.12
Sözleşmenin Koruduğu Haklar
o Yaşama hakkı
o İşkence ve insanlık dışı muamele yasağı
o Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı
o Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
o Adil yargılanma hakkı
o Suç ve cezalarda kanunilik hakkı
o Din ve vicdan hürriyeti
o İfade özgürlüğü
o Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü
o Evlenme ve aile kurma hakkı
o Ayrımcılık yasağı
o Mülkiyet hakkı
o Eğitim hakkı
o Serbest seçim hakkı
Burada ülkenin yetki alanı tanımlanmıştır, bu alanın ülkenin sınırlarının dışı olabileceği
belirtilmiştir. Bu bağlamda kamu gücünü kullanarak ülke sınırları dışında yapılan eylemlerden dolayı
ülke sorumlu tutulabilmektedir. Örneğin KKTC'de meydana gelebilecek bir insan hakları ihlalinde
Türkiye'nin sorumlu olması gibi...
12
Neticede hakları ihlal edilen kişinin o ülkenin vatandaşı olması, veya sözleşmeye taraf bir
ülkenin vatandaşı olması, hatta taraf olmayan bir devletin vatandaşı olması ve hatta vatansız bir
kişi olması durumunda bile devlet insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulur.
11
37
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Öldürmeme Yükümlülüğü
Devlet görevlilerinin gözaltı ve cezaevi gibi kontrolleri altındaki yerlerde şiddet
kullanarak bireyin ölümüne sebebiyet vermeleri durumunda sorumlu oldukları
karine olarak kabul edilmiştir. Gözaltı halinde kayıt etme de öldürmeme
yükümlülüğünün ihlâlidir. Ancak bazı durumlarda öldürme bu maddeye aykırı
olarak kabul edilmez.
Bu haller şunlardır:
o bir kimsenin hukuka aykırı şiddetle kendisi savunması hali,
o hukuka uygun olarak tutulan kimsenin kaçması hali,
o ayaklanma veya isyanın hukuka uygun olarak bastırılması hali...
Devlet güçleri bir kimsenin yaşama hakkını korumak için silah kullanmışsa ve silah
kullanma durumu orantılı ise, bu durumda meydana gelen ölümlerden devlet
sorumlu değildir.
Devletin Soruşturma Yükümlülüğü
Bir kimse şüpheli koşullarda ölmüş ise veya güvenlik güçleri tarafından öldürülmüş
ise, devlet bu ölümün gerçek sebebini ortaya çıkarmalıdır. Bu ölümden sorumlu
tutulması gereken kişi veya kişiler varsa bunu saptamalı ve o kişileri de
cezalandırmalıdır.
Soruşturma Yükümlülüğünün İlkeleri
Soruşturma;
o Şikayet beklenmeden kendiliğinden başlamalıdır,
o yapacak kişiler olayla ilgili olmayan kişiler olmalıdır,
o sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasına yeterli olmalıdır
o hemen başlamalı ve makul bir hızla yapılmalıdır,
o sonuçları kamusal denetime açık olmalıdır
o sonunda suçlu bulunmuşsa, cezasız bırakılmamalıdır.
38
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Adil Yargılanma Hakkının Unsurları
Usul yönünden adil yargılanma, tarafların mahkeme önünde eşit muamele gördüğü
ve görüşlerinin dinlendiği çelişmeli yargılamadır. Adil yargılamanın en önemli
unsurlarından birisi ( Silahların Eşitliği ) ilkesidir. Bu ilke, taraflardan her
ikisine kendisini savunması için eşit fırsatların verilmesi olarak tanımlanabilir.
Asgari Sanık Hakları
Sanığa kendisine yöneltilen suçlamanın sebebi en kısa sürede ve anladığı
dilden bildirilmelidir,
Savunması için sanığa yeteri kadar zaman ve kolaylık verilmelidir,
Sanığa kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımıyla
savunma hakkı verilmelidir,
Sanık mahkemede kullanılan dili anlamıyorsa, kendisine ücretsiz
yararlanacağı bir tercüman verilmelidir.
Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi
AİH Sözleşmesinin 7. maddesi bu konuyu düzenlemektedir. Buna göre "hiç kimse
işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç kabul edilmeyen bir
fiilden dolayı suçlu bulunamaz". Ayrıca, "hiç kimseye suçu işlediği kanunda bu suç
için belirtilen cezadan daha ağır bir ceza verilemez".
Aleyhte olan cezalar geriye doğru yürütülemezken, kişinin lehine olan durumlar
geriye doğru yürütülebilmektedir. Buna hukukun üstünlüğü ilkesi denir. Ancak,
buna insanlık aleyhine işlenen suçlar dahil değildir.13
İfade Özgürlüğünün Sınırlandırılması
İfade özgürlüğü sadece şiddet çağrısı içeren ifadeler, nefret söylemi niteliğinde
olan ifadeler ve nihayet insanlık aleyhine işlenmiş suçları inkâr eden ifadeleri
korumaz. Bu tarz ifadeler dışında bütün ifadeler korumadan yararlanır.
13
İnsanlık aleyhine işlenen suçların zamanaşımına uğramaması kuralı ilk defa 8 Ağustos 1945'te
Nuremberg uluslararası mahkemesinde kabul edilmiştir.
39
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
VII. ÜNİTE
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ile Öngörülen Koruma Sistemi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( AİHM )
Bu mahkeme İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1959 yılında kurulmuştur.
Günümüzde 800 milyondan fazla insanın yaşadığı 47 ülkede insan haklarının
korunması için temel kurum niteliğindedir. Temel amacı, dünya savaşı sonrasında
Avrupa coğrafyasında yeni bir savaşın çıkmasını engelleyecek insan hakları
merkezli bir koruma sistemi oluşturmaktır.
Süreçte ilk önce 1948'de Birleşmiş Milletler Cemiyeti kurulmuş, ardından
1949'da on devletin katılımıyla Avrupa Konseyi oluşturulmuş14 ve nihayet 1950'de
Roma'da AİH Sözleşmesi kabul edilmiştir.15
AİHM oluşturulmadan önce, mahkeme koruma sistemi üç organdan oluşuyordu,
Bunlar;
1 ) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
2) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
3) Bakanlar Komitesi
14
AVRUPA KONSEYİ'ni oluşturan bu on ( 10 ) devlet, Fransa, İtalya, Belçika, İrlanda, Hollanda,
İngiltere, Norveç, İsveç, Danimarka ve Lüksemburg'dur.
15
Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi ise 1953 yılıdır.
40
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Bunlardan ilki, yani Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, davalar mahkeme önüne
gelmeden önce davaları inceleyip filtraj görevini yerine getiriyordu. 1998
tarihinde bu organ ile Mahkeme'nin birleşmesi sağlandı ve bütün başvurular
AİHM'de görülmeye başlandı.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan haklar sadece birinci
kuşak haklardır. Birinci kuşak haklar, her kişi için vazgeçilemeyecek nitelikte olan
haklardır.
Mahkeme bireysel başvuru yolunu kabul etmiştir. Elbette bu durum, kapsama
alanındaki 800 milyondan fazla insanın her konuda direkt mahkemeye
başvurabileceği anlamına gelmez. Öncelikli olarak kişilerin ( iç hukuk yollarını )
tüketmeleri beklenir. İç hukuk yollarının tamamen tüketilmesinden ve kesin
kararın verilmesinden itibaren altı ( 6 ) ay içerisinde mahkemeye bireysel başvuru
yapılabilir.
Yerindelik İlkesi
Soruna en yakın birimin sorunu çözmekle yetkili olması anlamına gelir. Bu
bağlamda mahkemeye yapılan başvurularda öncelikle sözleşmeye taraf olan
ülkenin sorumluluklarını yerine getirip getirmediğine bakılır. Bu yerine
getirilmezse mahkeme konuyu ele alarak görüşür.
Mahkemenin Yapısı
AİH Mahkemesinde sözleşmeye taraf devletlerin sayısı kadar yargıç bulunur.
Hali hazırda 47 yargıç görev yapmaktadır. Bu yargıçlar, sözleşmeye taraf olan
devletlerin sunacakları üç kişilik liste içinden Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi tarafından 9 yıllığına seçilirler.
Her ülkenin yargıcı ilke olarak o ülke ile ilgili davaların görüşmelerine katılır. O
ülkenin yargı sistemini en iyi bu yargıcın bildiği düşünüldüğünden böyle bir
uygulamaya gidilmiştir.
Mahkemeler tek yargıçlı, üç yargıçlı, 7 yargıçlı ve 17 yargıçlı olabilmektedir. Bir
ülkenin yargıcı tek yargıçlı mahkemelere bakamaz. 7 yargıcın oluşturduğu Daire
ve 17 yargıcın oluşturduğu Büyük Dairede görev alabilirler.
41
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Mahkemenin Giderleri ve Bütçesi
AİH Mahkemesinin giderleri, Avrupa Konseyi tarafından karşılanır. Mahkemenin
bütçesi, üye devletlerin nüfuslarının ve Gayri Safi Milli Hasılanın ( GSMH )
hesaba katılmasıyla hesaplanan baremlere göre finanse edilir.
Mahkeme Nasıl Çalışır
Mahkeme;
o Tek yargıç düzeni
o 3 yargıç düzeni ( Komite )
o 7 yargıç düzeni ( Daire )
o 17 yargıç düzeni, ( Büyük Daire ) ile çalışır.
Tek Yargıç Düzeni ( Filtraj Sistemi )
Açıkça kabul edilemez nitelikte olan başvurular tek yargıçlı düzende görülür. Bu
yargıç düzeni aslında başvuruların elendiği, filtre edildiği bir yargı düzenidir.
kararlarına karşı itiraz edilemez.
Bir Başvurunun Kabul Edilebilmesi İçin
Şu Şartlar Gereklidir

başvuru konusu sözleşmede güvence altına alınan bir hak ile ilgili olmalıdır.

ihlali yaptığı iddia edilen devlet sözleşmeye taraf devlet olmalıdır,

hakkında başvuru yapılan ihlal, ilgili ülke mahkemeye yargılama yetkisi
verdikten sonra meydana gelmiş olmalıdır.

iddia edilen ihlal başvuru yapılan ülkenin topraklarında meydana gelmiş
olmalıdır

başvuran önemli bir zarara uğramış olmalıdır

iç hukuk yolları tüketilmiş olmalıdır

başvuru, iç hukuktaki son karardan itibaren 6 ay içinde yapılmalıdır
Daire Davaları
Mahkemenin 5 adet dairesi vardır. Dairelerin oluşumunda coğrafi dağılım ve
hukuk sistemleri dikkate alınır. Daireler, yaşama hakkı ile ilgili davalardan, ifade
özgürlüğüne ilişkin davalara kadar geniş bir yelpaze altında sunulan başvuruları
inceler.
42
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Büyük Daire Davaları
Eğer bir başvuruda genel nitelikte ciddi bir sorun varsa bu davalar 17 yargıçtan
oluşan Mahkeme'nin Büyük Dairesi tarafından incelenir. Bireyler bu daireye
doğrudan başvuramazlar.
Mahkeme Önündeki Usul
Sözleşmede iki tip başvurudan bahsedilir. Bunlar bireysel başvuru ve
devletlerarası başvurudur. Bu bağlamda kişisel başvuru, özel ve tüzel kişiler
tarafından yapılır. Belediyeler gibi yerel yönetimlerin veya kamu kurumlarının
mahkemeye başvuru hakları yoktur.
Bir devlet, başka bir sözleşmeye taraf devlete karşı başvuru yapabilir. Buna da
devletlerarası başvuru denir.
Mahkeme önündeki yargılama çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesine
göre yürütülür. Çekişmeli yargıda, bir tarafın sahip olduğu ve mahkemeye sunduğu
bütün kanıt ve bilgilerle ilgili diğer tarafın bilgi edinme ve görüş açıklama hakkına
sahip olması söz konusudur. Silahların eşitliği ilkesi ise bir tarafın diğer taraf
karşısında zayıf bir duruma düşürülmediği koşullar altında davasını sunabilmesi
fırsatının verilmesidir.
Duruşmalar Nerede Yapılır
Duruşmalar Strazburg'da bulunan İnsan Hakları Mahkemesi binasında yapılır.
Duruşmalar aksine bir karar alınmadıkça kamuya açık bir ortamda yapılır. Basın
veya halk kamuya açık bu duruşmalara katılabilir.
Mahkeme, öncelikli olarak dostane çözüm yoluna başvururlar. Uzlaşmaya
varılamaması durumunda ise dava esastan görülmeye başlanır.
Yargılamanın ne kadar süreceğini önceden kestirmek mümkün değildir. Genellikle
bir davanın üç yıl içinde bitirilmesine çalışılır.
Bir Başvurunun Yol Haritası
Sözleşme ile güvence altına alınmış olan bir hakkı ihlal edilen herkes, ülkesindeki
iç hukuk yollarını tükettikten sonra ve konu ile ilgili son kararın verilmesinden
itibaren 6 ay içerisinde mahkemeye başvurabilir.
Başvurunun konusu eğer bir yerleşik içtihat konusu ise bu başvuru Komite
tarafından; yok eğer dava konusu daha önce hiç incelenmemiş bir konu ise bu
taktirde de Daire tarafından görülür.
43
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Mahkeme, bir devleti mahkum ettiğinde yani başvuranın haklı olduğuna karar
vermesi durumunda, genellikle bu kişiye adil bir tazminat ödenmesini kararlaştırır.
Bakanlar Komitesi de bu paranın başvurucuya ödenip ödenmediğini denetler.
44
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
VIII. ÜNİTE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
ve Türkiye
AİHS 1954 yılından itibaren Türk hukuk düzeninin ayrılmaz bir parçası haline
gelmiştir. Bu tarihten günümüze kadar geçen süre içinde Türkiye defalarca insan
haklarını ihlalden dolayı mahkum edilmiştir.
Türkiye 1954'ten beri 470 defa mahkum olmuştur. Bu özelliği bakımından
Rusya'nın ardından ikinci sırayı almıştır.
45
───────────────── www.ufomer.com ──────────────────
Download

www.ufomer.com