OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
M U Z A F F E R ERDOĞAN
ı
ten sakınmalarmm veya ihmal etmeleri­
nin, bu . sonuncu sahada çahşanlan, ne ka­
Fetih ve F â t i h denilince t s t a n- dar büyük güçlükler içinde bıraktığı mâb u l'u ve 1 s t a n b u 1 denilince de O s- lûmdur. Kısaca işaret ettiğimiz bu güçlük­
m a n i i medeniyeti için bir kıymet olan lerin O s m a n l ı medeniyetinin esas
bahçelerini hatırlamamak imkân haricin­ bünye ve nüvesi içinde parçalanmaz bir
dedir. B u medeniyetin, siyasî ve askerî ta­ unsur olan bahçeleri için de kendisini daha
rihine muvazi bir şekilde olmak üzere muh­ fazla bir şekilde hissettirmekte olduğuna
telif cephelerden, seyir ve tekâmül tarzı şüphe yoktur. Zira bir taraftan elde mevhakkmda şimdiye kadar gerek yurt içinde, cud kaynaklardan tarih bakımmdan bUgi
gerekse yurt dışmda pek çok tetkik mah- edinecek imkâmn kâfi derecede bulunma­
sulleri meydana getirilmiş bulunmaktadır.. yışı, diğer taraftan ise, ortada aid olduk­
B u arada başta camileri olmak üzere dinî, ları devirlerden kalma bahçe nümuneleriaskerî ve sivil mimarisine aid muhtelif nin Önümüzde artık görünemeyişi, bizi,
araştırmaların; merkez, eyalet, bahriye, O s m a n l ı medeniyetinin diğer bölüm­
saray ve sairesi teşkilâtına dair mütenev­ leri için olduğu g^bi bahçeleri için de ilk
vi etüdlerin; spor, musiki, şiir, edebiyat ve bakışta hemen hemen bir çıkmaza doğru
diğer güzel san'atlan ilgilendiren hususla­ sürüklemiş bulunmaktadır. Bütün bu zor­
ra aid karakteristik tavsiflerin yapıldığım luklar karşısında işi yüz üstü bırakmanın
biliyoruz. Herbiri kendi sahasmda büyük iyi neticeler tevlid etmeyeceğine inandıgıbir boşluğu doldurması bakımından bunla, xmz için elde mevcud malzeme, vasıta ve
n mühim bir kıjonet ve emek mahsulü ola­ imkânlardan mümkin mertebe istifadeyle
rak takdir etmemek-imkânsızdır. Fakat bü­ böyle muhteşem bir medeniyetin, ihmali
tün bu gayret ve mesainin mevcudiyetine asla caiz olmayacağı neticesine vardığı­
rağmen mezkûr medeniyetin tam bir kadro mız, bahçecilik sahasındaki vaziyet, mer­
ve hüviyet içinde belirtilmesine engel teş­ hale, faaliyet ve hamlelerini ve bellibaşlı
ve misallerini ilgilUere, kıs­
kil edebilecek daha bazı noktaların bulun­ örnek
men
de
olsa hatırlatarak, tanıtmanm lü­
duğunu da hatırdan çıkarmamak icab
zumuna kanaat getirmiş bulunuyoruz. B u
eder. i ş t e bunlar arasında zengin bir me­
sebebten dolayı da T ü r k
bahçecidenî kültür atmosferi içinde karakteristik
1 i k tarihi için bir başlangıç mahiyetinde
cepheleriyle; enva', eşkâl ve mahiyetleolmak üzere hazırlamaya teşebbüs ettiği­
riyle ve daha buna benzer umumî ve hu­
miz şu küçük ve eksik denememizde tam
susî vasıf ve keyfiyetleriyle hakikî kıymet
bir muvaffakiyete erişmenin imkânsızlı­
ve değeri henüz lâyikiyle bilinemeyen
ğını daha işe koyulurken kaydetmek mec­
Osmanlı
bahçeciliği
şüphesiz
buriyetindeyiz. Zira O r t a a ş y a'daki
en mühimlerinden birisini teşkil eder. E n
eski T ü r k b a h ç e l e r i
için oldu­
esküerinden itibaren hemen bütün O sğu gibi S e l ç u k l u ,
Karamanlı,
m a n i i
müverrihleri kaleme aldıkları
Germiyanlı
ve O s m a n l ı devkroniklerinde, imparatorluğun askerî ve
rindekiler için de bu yolda bizi her ba­
siyasî durum ve seyir tarzına dair gayet
kımdan tatmin edici mevsûk kayıd ve nübol ve zengin sahife ve satırlar tahsis et­ mımelerden şüphesiz şimdüik oldukça
tikleri halde, medenî ahval ve cephesini uzak bulımuyoruz. Hemen bütün tezyinaaydınlatabilecek ışık ve izleri göstermek­
150
M U Z A F F E R ERDOĞAN
tını çiçekten alan ve bunu çeşidli örnekler
halinde taşından toprağma kadar aşıla­
yan bir milletin, onu göğsünde besleyecek
ve kucağmda büyütecek olan bahçelere
ehemmiyyet vermemesi, çok uzak ihtimal­
lerden olsa gerektir. Eski ve yeni bütün
medenî milletlerde görülen ilk ümran ve
terakki merhalesinin bahçe vücuda getir­
mekle başladığmı kabul ettiğimize göre,
T ü r k b a h ç e c i l i ğ i'nin her halde çok
uzak ve eski devirlere kadar uzanıp giden
bir mazisi olması da mantıkan icabeder.
Filhakika savaş meydanlarına çadır ve
karargâhlarının etrafım bahçeye tahvil
eden, ayağmı bastığı toprakta emsalsiz
denecek derecede bir temerküz ve ümranseverlik fikriyle çahşıp uğraştıklarını isbat eyleyen T ü r k kumandanları eksik
değildir. Aynca bahçecilik ve çiçekçilik
sahasmda vaktiyle yetişen T ü r k ve
bilhassa O s m a n l ı
mütehassıslannın
sayıca bolluğu ise, sair milletlerinkileriyle
her bakımdan boy ölçüşebilecek bir du­
rumda olduğu da bir hakikattir. Osmanlı
Türklerinde bahçeciliğin bir fen ve san'at
olarak telâkkisi yeni bir devrin mahsulü
sayılamaz. Bu eskiliğin H. 900 (1495) ta­
rihlerinden daha mütekaddim zamanlara
doğru uzanıp gittiğini gösterecek mahiyet­
te "Tezkire4 şükûfeciyan"',
"Revmkul-ezhâr*', "§ükûfenâme" *, "Mi'yâru'l-ezMr"
"Ferahnâme^ < ve "Garanâ-
' Tezkire-i şükûfeciyan,
aynı zamanda "üetayicü'l-ezMr
ismi ile de ma'rûftur. Müellifi
M u h a m m e d b. A h m e d el-Ü b e y d i
el-H a t i b b e c a mi-i Ş e h r e m i n l'dir.
( A l i E m i r ! Ktb. Tabiiye kısmı, No : 176).
Revnakut-tnihâr
da aynı
zatindir. Bunlardan
ilkinde S a r ı A b d u l l a h E f. adh bir çi­
çekçi zikredllirken Sultan t b r a h i m'in ReIs-i Şükûfeciyan olması
için kendisine verdiği
1051 tarihli berat metni bulımmaMadır. Son tarafmda gÜl, sOnbUI, zerrin ve dlg«r çiçeklere aid
b a ş k a bir bölüm vardır. Kitabım 1110 tarihinde
bitirdiğini hatimesinde kaydetmiştir.
* şak&tmAme
mUelUfl A 11 Ç e 1 e b i'dir.
Mület Kûtüphaneai
(Alî
E m 1 r 1, TaWiye
Kısmı, No : 179). Mukaddimeden sonra eserin!
dört makale üzerine y a z d ı ğ ı m söylemektedir.
K a d ^ e r , lâleler sünbüller ve güller. Risalesini
1078 de yazmıştır.
me"' gibi bir takım tarihî kaynaklara te­
sadüf olunmaktadır. Hicrî 1100 (M. 1689)
yıllarında Şehremini Camidinin hatibi olan
Ü b e y d u l l a h
Efendi vücuda getir­
diği Netâyicü'l-ezhâr
adlı çiçekçi tezkire­
sinde şükûfeperverliğe gayret edip çiçek
ahvaline tam bir vûkuf hasıl ettiğini, za­
manında mevcud olan çiçeklerin kimler vasıtâsiyle husul bulduğunu bize izah etmek­
tedir. Alfebetik bir esas dahilinde çiçekçi­
likle meşgul olan zatların adlarını kitabın­
da sıralamıştır
ki, bunlar
arasında
E b ü s s u u d E f e n d i "ile
İbra­
him Han z â d e
A l i ve
Mehm e d beyler, î m â m
zâde
Mehmed
Ç e l e b i , Yeniçeri efendisi î smail, A n b a r c ı zâde.
Bostan
z â d e Me h me d E f e n d i ,
Pirî
Paşa
zâde
Seyyid
Cemalî
Bey, T e z k i r e c i M e h m e d
Efen­
di, T a c i r M u s t a f a
Çelebi,
Cüce H ü s e y i n Çelebi
ve H a ­
ş a n B e ş e gibi kimseler bulunmakta­
dır. Ü b e y d u l l a h
Efendi'ninbu
eseri, Osraanh bahçeciliğinin mazisi ince­
lenirken başvurulması icab eden tarihî
kaynakların başında g e l i r . K e z a
A v c ı
S u l t a n M e h m e d devrinde yani tak­
riben 1667 yıllarında Şükûfenâme-i
mu-
»M e h m
ezhâr. Millet
TabUye K . No
cud belli başlı
e d T a b i b-l A ş k t,
Mi'yürü-rKütüphanesi, A l i
E m 1 r î,
: 168). (Nisan 1193) e k a d a r mev­
lâleler h a k k ı n d a bilgi v e r i l m i ş t i r .
* C e v a d R ü ş t ü , Ferahnâme,
İkdam,
3 K . evvel 1920 ve No : 8527. B u eseri Ü ç ü n c ü
A h m e d
devri çiçekçilerinden
M e h m e d
A s k 1 telif etmiştir. KarannUerden
bahset­
mektedir.
5 1047 tarihinde
P e h l l v a n u ' l M a ' r u f lâkabıyle t a n ı n a n K e m a l
adlı
bir zat yazmıştır. ( B k : İ k d a m , 8354, 2 A ^ s tos 1917).
• C e v a d R ü ş t ü,Eski bahar
çiçekleri­
miz, İkdam, 28 Temmuz 1917 ( a y n c a B a k : T a bib Me h ra e d A ş k 1, Takvitnü'l-kibdr
min
mi'y&r el-ezMr,
A l i
E m i r 1 Ktb. Tabiiye
kısmı, No : 180).
' C e v a d R ü ş t ü , Tezkire-i
ikdam, 10 Nisan 1922, No : 9004.
Şükûfeciyan,
O S M A N L I D E V R I N D E İ S T A N B U L BAHÇELERt
sawer adlı bir eser • yazan
A l i
Çe­
lebi
ü e Dördüncü M u r a d'ın aynı
zamandahekimbaşıhğmıyapan K a s ı m paşalı Emin Mehmed
Efen­
di, H o c a S a d ü ' d d i n z â d e Sa­
l i h E f e n d i , T o p h a n e l i hattat
Mahmut Çelebi, Dede
Bey,
K o c a M u s t a f a şeyhi H a s a n
Efendi, Sarıyerli Solak zâde
oğlu, F i n d İ k i ı l ı M o l l a
Çele­
bi, Ü s k ü d a r l ı M u h a r r e m Us­
ta,
Ç o r b a c ı oğlu,
Eyüblü
Veli Çelebi,
Hasankaptan
z â d e ve Üçüncü A h m e d devrinde
yaşamış Ü s k ü d a r l ı
Toygarbab a lakabıyla ma'ruf H a m z a
Çeleb i'yi bunlar arasında zikretmek kabildir.
151
ç e l e r i'nin mimarî ve hendesî, hatta cebri
bir tabiat taklidi eseri olmadığım da ka­
bul etmek icabeder. Bu itibarla O s m a n ­
l ı d e v r i b a h ç e s i'ni, Osmanh mi­
marisi gibi sırf millî bir zevk ve duygunım mahsulü olarak düşünmek lâzım ge­
lir. "Süs" ten ziyade "mantık" ve "fayda"
ya ehemmiyet veren bu zevk ve duygu, ya­
rattığı bahçesinde de kendisini göstermiş
ve bu sebeble çiçek kadar yemişe ve ağa­
ca da değer vermiştir. Keza O s m a n l ı
devrinde T ü r k bahçesini, yukarda zik­
rettiğimiz belli başh unsurları gibi; bir
ev veya bir konağm, bir köşk veya bir sa­
rayın en lüzumlu bir bölümü olîirak göz
önünde tutmak lâzım gelir. Aralarmda
yerin vüs'at ve müsaadesine göre değişik
şekillerde tertib ve tarh olunmak gibi, bazı
ayrılıklar bulunmasına rağmen, mahiyet
ve karakter itibariyle birbirine aşağı yu­
karı benzemektedir. Btmdan dolayı ileri­
de i s t a n b u l bahçelerinden misaller
vermeye çalışırken onlan ekseriyetle ebniye kısımlariyle birlikte göz önihıde bu­
lundurarak tetkik etmek zorunda kalaca­
ğız.
T ü r k i y e'de ve bilhassa I s t a n b u l , E d i r n e ve B u r s a gibi daha
bazı büyük şehirlerde eski devirlere aid
.Osmanlı
bahçelerinin
eşkâl,
mürtesemat, müştemilât ve mütenevvi te­
ferruatının mahiyet, . hususiyet ve esas
hatlanm tâyin ve tesbit' etmek çok müşkil bir mesele olarak karşunıza çıkmakta­
dır. Çünki yukarda bir parça temas etti­
ğimiz üzere, bu eski O s m a n l ı
devri
b a h ç e l e r i , ne yazık ki, ortadan kalk­
mış bulunmaktadır. Bunlara biz ancak baş­
ta eski minyatürler olduğu halde divanlar,
tarihler ve bilhassa, evvelce işaret ettiği­
miz, çiçek ve bahçelere dair yazılmış eser,
lerle arşiv vesikalarında tesadüf ediyoruz.
B u gibi müdevvenat bize klâsik devirdeki
O s m a n l ı b a h ç e l e r i'nin evsaf ve hu­
susiyetleri hakkında aşağı joıkan bir fi­
kir verebilmektedir. Bu cümleden olmak
üzere bütün bu bahçelerde
umumiyetle
dört köşe büyük mermer havuzların, göl­
ge veren ve mejrva yetiştiren cesim ağaçla­
rın, sarmaşıklı ve salkımlı
çardaklarm,
sed ve, merdivenlerin, fiskıye ve selsebiUerin, çeşme ve ağzından su akan arslanların, gülistanların, lâîezar ve çemenzârlann
bulunduğu kuvvetle tahmin olunabilir.
Bımdanbaşkjı O s m a n l ı D e v r i b a h -
8 A y n ı aüı t a ş ı y a n ba^ka bir eser daha vardır : Â b d u 1 l a h Ç « 1 e b i
Şükûfename,
(MUlet k ü t ü p h a n e s i ,
AH E m i r i , T a b i î y e kısmı,
No : 181 ve 147).
n
O s m a n l ı devrinde T ü r k b a h ­
ç e l e r i
hakkında yaptığımız bu kısa
medhalden sonra, artık mezkûr müddet
zarfında paytahtı hemen baştan başa kap­
layan, i s t a n b u l bahçelerini bulabUdiğimiz imkân nisbetinde mütalâaya giri­
şebiliriz. F â t i h S u l t a n M e h m e d den itibaren imparatorluğa beş asır bo­
yunca merkezlik yapan bu büyük beldenin
bütün bahçeleri; ne yazık ki, bugün bizce
aynı derecede malûm durumda değildir.
Bu sebebden dolayıdir ki, biz şu küçük
araştırmamızda ancak padişahlara mah­
sus olan H a s b a h ç e l e r i ele almayı
ve bunlar hakkında bulabildiğimiz kayıd
ve tarihî vesikalara daj^narak bir kaç
söz söylemeyi tercih edeceğiz. O s m a n 1 1 devrinde I s t a n b u l'da her ev veya
konakta olduğu gibi padişahlara aid sa­
ray, kasır ve köşklerin de birer bahçesi
olduğu muhakkaktır. Zira gerek O sm a n i i tarihlerinde, gerekse neşr olun­
mamış arşiv vesikalîirında bu gibi mebâni-
152
M U Z A F F E R ERDOĞAN
nin b a h ç e ismi etrafmda zikredildiğine şahid olunmaktadır. Evvelce eşhas
elinde iken sonraları ölüm, terk gibi daha
bir çok sebebler dolayisiyle, padişahlara
intikal eden bahçeler dahi böyle bir vazi­
yeti umumiyetle muhafaza etmiş bulun­
maktadır. Y e n i
S a r a y'daki asıl
H a s b a h ç e hakkmda şimdiye kadar
bir hayli malzeme toplanmasmdan ve neş­
riyat yapılmasmdan dolayı, burada bir ke­
re daha tafsilâta girişmeyi lüzumsuz adde­
diyor ve izahlarımızı daha ziyade O sm a n i i sarayının haricinde olup yine pa­
dişahlara tahsis edilen sair I s t a n b u l
bahçelerine inhisar ettirmeyi faydab gö­
rüyoruz. Bilindi^ üzere î s t a n b u l'da
T o p k a p ı Sarayı'ndaki H a s b a h ç e içindeki binalarm bir çoğu ilim ve
san'at öğretilen birer d a r ü ' l - m e s a i
halinde idi. O vakte göre bir ilim veya
san'at akademisi sayılan bu yere H a sb a h ç e denilirdi. Hatta M i m a r K o ­
c a S i n a n ile M i m a r
Mehmed
A ğ a'mn hep bu h a s b a h ç e'deki ça­
lışma yerierinden feyzalarak yetiştiklerini
biliyoruz. Zatî gelirlerinin bir kısmım ve­
ya şahsî zevklerinin muayyen bir bölümü­
nü temin ve tatmin etmek endişe ve düşün­
cesiyle O s m a n l ı padişahlannm t st a n b u I'un muhtelif yerlerinde bahçe­
ler tesis ve işletmeleri çok eski bir usuldü
ve bu iş Os m a n 11 sarayının mühim
bir rüknü olan bostancılar smıfımn esas
vazifesini teşkil ediyordu. Keza R u m e1 i'de T u n c a ve M e r i ç vadilerinde
E d i r n e
sarayına bağlı geniş sahalar
işgal eden bu cins bahçeler mevcuddu.
Bostancı ocağına ayrılan efrad ya saraym
H a s b a h ç e s i'nde veyahud saray ha­
ricindeki, ileride zikredeceğimiz, diğer
bahçe ve bostanlarda hizmet ederlerdi.
Bunlar dokuz dereceli bir smıf idiler. Bah­
çe ve bostan işleriyle meşgul olan bostan­
cılar, H a s b a h ç e ve hassa bostancıla­
rı olarak iki kısımdı. Birinciler yirmi bö­
lüktü ; ve saraydaki H a s b a h ç e'ye ba­
karlardı. Saray dışındaki bahçe ve bostan­
larda çalışan bostancılar ise
ü s t a d
denitea başlarının nezareti altmda ayn
a y n cemaat halinde idiler. Daha sonraki
tarihlerde hariçteki bahçelere de H a d a -
i k - i hassa
denihniş ise de, a s ı l
Gılman-ı B a ğ ç e - i
hassa
is­
mi verilen bostancıların çalıştıkları mahal
H a s b a h ç e idi. I s t a n b u l bostancıbaşıa her sene idaresi altmdaki bütihı
bu bahçelerdie yetişerek satılan mahsulle­
rin defterini zamanmda padişaha takdim
etmekle mükellefti. Dışarıda sebzelerin
200, çiçeklerin ise, takriben 17 dükkânda
satışa arzedildiği söylenir. Zilhicce 1125
evvelinde hassa bostançıbaşısına hitaben
yazılan bir hükümde», bostancı neferleri­
nin usul ve nizamlarına dair görülen bir
kayıdda, bağçe-i hassa ve sair bahçeler­
deki neferlerin mücerret oldukları, mu­
ayyen kisveleri giymekle mükellef bulunduklan, geceleri mutlaka ocak ve bahçele­
rinde kahp ibadet ve talim ile m e ş g u l ol­
maları icab ettiği tasrih edilmiştir. B u r a ­
da O s m a n İl saray teşkilâtında m ü ­
him mevkileri olan mezkûr ocak mensublannm hususiyet, vazife ve salâhiyetlerini
uzun uzadıya izah etmekten ziyade onların
ele aldığımız müteaddid bahçelerin idare­
sindeki rollerini kısaca belirtnÜ3re çalış­
mış bulunuyoruz. B u münasebetle b ü t ü n
hadaîk-r
h a s s a ' y ı aynı derecede
ilgilendiren bir tarihî kaydı da burada işa­
ret etmek icab eder. Evahir-i c. âhir ta­
rihli olan bu hüküm suretine göre b ü t ü n
h a s b a h ç e'lere dikilen çınar, d i ş b u ­
dak, ıhlamur, karaağaç, çitlenbik, m e ş e ,
defne, ergavan ve ahlat ağaçlarının taze
ve mevzun fidan halinde t z m i t, K a ­
r a m ü r s e l ve Y a l o v a'dan getiril­
diği anlaşılmaktadır."
m
Bir medhal mahiyetinde olarak Osmanh medeniyetinde bahçelerin evsaf ve
hususiyetine işaret ettikten ve bunu m ü t e akıb ise, h a d a i k - ı h a s s a'mn t st a n b u 1 bahçeleri arasmdaki mevki' ve
ehemmiyetine kısaca temas eyledikten
sonra, bir parça da bunların her birisi Üze.
» A h m e d
Refik,
HicH oniMnd
aatr-
ia tstanhta hayait, İstanbul, Devlet m a t b a a s ı ,
1930, S. 45 [aynca batanız : t B m a l J H a k ­
kı
TTzunçarşılı,
ÖsmanU
devtetinin
ray teikü&th Ankara, 1945, S. 487 - 647]
jo Aynı eeer, S. 133.
sa­
O S M A N L I D E V R İ N D E İ S T A N B U L BAHÇELERİ
rinde a y n a y n dunnak icab eder. Böyle
çetin bir işe girişirken, imparatorluğa beş
asır kadar merkezlik yapan
İstanbul
gibi koskoca bir beldenin bütün bahçeleri
için aynı derecede bilgi edinmenin imkânsızUğım söylemeğe hacet yoktur. Bu sebebden dolayıdır ki, bü bölümde tarih kitablariyle arşiv kaynaklarına istinaden ta­
rafımızdan bizzat yapılan araştırma neti­
celerini ön plâna alacağız ve bunun dışında
kalanların ise, ileride bizden sonra yapı­
lacak incelemeler için faydah olur, düşün­
cesiyle sadece isimlerini kaydetmekle ikti­
fa edeceğiz.
Hicrî 991 - 1146 y ı l l a n arasına rast­
layan yirmiye yakın mevacib defterinde
adlarım kaydedilmiş olarak gördüğümüz
Bağçe-i Çiftlik,
Bağçe-i Kir em i d ü k , B a ğ ç e - i
Mandıra-i
î r v a , B a ğ ç e - i M a n d ı r a - i Mi­
r î , B a ğ ç e - i B â b - ı N e v,
Bağ­
çe-i Kapudan Ali Paşa,
Bağ­
çe-i Çiftlik-i Şeyh
Efendi,
B a ğ ç e - i T ı r n a k ç ı H a s a n Pa­
şa, B a g ç e . i A ğ a - i
Darü's-saade, B a ğ ç e - i K a l e n d e r P a ş a ,
B a ğ ç e - i Sazlı Dere,
Bağçe-i
Yusuf Paşa", Bağçe-i
Şah-ı
hubân", B a ğ ç e - i
Uskumru,
Bağçe-i Merre Hüseyin
Pa­
şa, Bağçe-i
Mustafa
Paşa,
B a ğ ç e - i H a r a ç î, B a ğ ç e - i Me­
sih Paşa, B a ğ ç e - i  i ş e
Sul­
tan, B a ğ ç e - i U m u r ,
Bagçe.i
K u z g u n c u k ve B a ğ ç e - i
Fın­
d ı k l ı " nam hadaikm yerleriyle bânileri,
tesisleri, kısımları, mahsulleri ve diğer bel­
li başlı hususiyetleri hakkında bugün için
esaslı bir bilgiye- malik değiliz. A y n c a
bımlara yine İ s t a n b u l bahçeleri se­
risinden olmak üzre T e r s â n e civa-
153
nndaki İ s k e n d e r P a ş a , C e b e c i
karyesindeki M u s t a f a P a ş a , A l ı b e y k D y ü'ndeki M u s t a f a
Paşa
çiftliği,
E y ü b'teki H ti s r e v
B e y ç i f t l i ğ i " , Hazinedar'daki
Ç i f t l i k , L i t r u z'daki F e r h a d
P a ş a ' * , T u b a karyesindeki İ b r a ­
h i m P a ş a , K a r a b â l i kurbündeki
L i m a n - ı
cedid,
T u z l a'daki
Mehmed Ağa çiftliği.
Top­
ç u 1 a r'daki V a l i d e S u l t a n , R u ­
m e l i ve A n a d o l u caniblerine rast­
layan B o ğ a z k e s e n ,
Çengelköy'deki K ü t e l , K a r a a ğ a ç'taki 1 br a h i m P a ş a , Y e n i k ö ydeki F e ­
r i d u n P a ş a (yahud ağa) ile E y ü b
P a ş a , İ m a m i s k e l e s i'ndeki T at ı m a S u l t a n ile H a t i c e S u l ­
t a n , K â ğ ı d h a n e ' d e k i kasırve K a ­
d ı r g a'daki O s m a n P a ş a
bah­
ç e l e r i'yle İ b r a h i m P a ş a
Sa­
r a y ı ve G a l a t a s a r a y ı
bahçe­
l e r i n i ve keza T a ş l ı k ve K u r u ­
ç e ş m e " kurbündeki
G a z a n f e r
A ğ a , A h m e d P a ş a ve S a m a n d 1 r a'daki K a p u a ğ a s ı
çiftliği,
Kiremidlik
ve G ö k ç e l ü köy­
lerindeki D e f t e r d a r z â d e
İbra-
11 B u bahge E y û b'te idi; 1067 senesi saferinde A c e m
şahı t a r a f ı n d a n suUı ricası ve
baz» nft-makul tekUflerle î s t a n b u l'a
gönderilen î r a n EHçlsl K e I b
A l i
H a n'a
K ö p r ü l ü
M e h m e d P a ş a ,
T u s u f
P a ş a b a h ç e s i n d e ziyafet vermiştir. (Si­
lahtar tarihi, I , 63 - 64).
liSil&hdar
M e h m e d , Tarih, 1, 738
Bunun B y U b'te o l m a s ı kuvvetle muhtemel­
dir.
ı s A y a s
p a ş a
vakfiyesinde F ı nd ı k l ı
B a h ç e s i n i n
F ı n d ı k l ı
de­
resinde olduğu i ş a r e t edilmiştir. B u g ü n t n ö n O
İ l k o k u l u
sahasma rastlayordu. Bundan
başta F I n d 1 k I ı'nın yüksek bir mevkiin­
de bir de şeyhülislâm E b û
S a i d
Efend I bahçesi vardı ( B k : A n t o 1 n O a 1 l a n d . Journal, n, 59).
1* E y û b'te bundan b a ş k a bahçelerin bu­
l u n d u ğ u m u h a k k a k t ı r . Mesela veziri azainlardan
H ü s e y i n
P a ş a'nm
b a h ç e s i
bu
meyanda zikredUebilir. H ü s e y i n
P a ş a'­
n m b i h ç e s l y l e sair enüaklne aid İki tarihî Ve­
sikaya r a s t l a m ı ş
bulunuyoruz ( B k : K y . Ahk.
Bv. E v m . Şr. Df, Mİ. Df. T. 2945, S. 196 ve 197,
B a ş v e k â l e t arşivi).
15 L i t r u z karyesi bugün B a k ı r k öy U'ne
bağlıdır.
Bunun civannda
bulunan
F e r h a d
P a ş a
ç i f t l i ğ i n d e
İse
v a k ı f sularından H a l k a l ı
s u y u n a
aid
bir menbam bulundug:u malûmdur ( B k :
S a d i
N â z ı m
N i r v e n . tstanbuî SvJart, İstanbul,
Halk B a s ı m e v i , 1946, 49).
ı s K u r u ç e ş m e'deki diğer bahçejer
için bakınız : E r e m y a Ç e 1 b b i,
îatatıbul
TaHhi. Hrand D . Andreaayon notu, S. 271 - 272).
154
M U Z A F F E R ERDOĞAN
h i m P a ş a bahçelerine de bir derece­
ye kadar ilâve etmek lâzım gelir." Bultmdtıklan yerlerden başka haklarmda yine
esaslı bir bilgiye sahib olamadığımız diğer
bazı istanbul bahçeleri arasmda ise, B eş i k t a ş ' t a V a l i d e S u l t a n ve
Valide
kethüdası
Mustafa
E f e n d i bahçeleri, Ortaköy'de
Bayram
Paşa
kethüdası
A I i,
M e h m e d P a ş a ve H a l i l P a ş a
b a h ç e l e r i ; G ö k s u'da K ü ç ü k g ö k s u , B a y r a m P a ş a ve S u l ­
tan Bayezid bahçeleri;
tst a V r o z'da M i r i m i r a n
bahçes i'yle M e h m e d P a ş a ,
Yemişçi
H a s a n P a ş a , R e c e b P a ş a ve
N a k k a ş P a ş a b a h ç e l e r i ; Üsküdar'da G a f f u r î E f e n d i , Def­
terdar Paşa, Bayram
Paşa,
S i n a n P a ş a ve M u s a h i b P a ş a
b a h ç e l e r i ; Kuleli'de M u s t a f a
Paşa
bahçesi;
B e y k o z'da
Cây-i Umur Bahçesi; Yenik a p ı'da B â b - ı n e v ve V a l i d e
Sultan bahçeleri; Yedikule'de M e h m e d
Paşa
Bahçesi;
T o p k a p ı'da V a l i d e S u l t a n ve
Hasan Ağa-zâde
bahçeleri ile
H a l i l , F a z l ı ve Ye m i ş ç i H a ­
s a n P a ş a bahçeleri ve nihayet K üç t i k ç e k m e c e ile civarında ise V a l i ­
de S u l t a n " ve M a h m u d P a ş a
bahçeleri,
SafrakÖyü
ve
F l o r y a " B a h ç e l e r i bulunmak1» Mevaclb defterlerinde adlarına rastlama­
dığımız bazı I s t a n b u l
bahçeleri arasın­
da
B e 9 t k t a ş'ta.
R a z a n c ı o ^ l u
b a h ç e s i
ile S t t d l i c e d e k l
Caferâb&d,
Hasan&b&d,
AbdOsseİftm, E b ü s s u u d E f e n d i
ve
Bezir­
g â n b a ş ı
bahçeleri bulunmaktadır. Bundan
başka aym veçhile 1076 senelerinde t s t a nb u Ta
grelen bir N e m ç e
E l ç i s i n e
salonlannda ziyafet verilen ve eğlenceler tertib
edilen Ş a m l z â d e
B a h ç e s i
/SOâhtar
tarihi, I, 385) ile B a h a y i
Efendi
Bah­
ç e s i n i
{Silâhtar Tarihi, 1 392) de zikredile­
bilir.
ı s K ü ç ü k ç e k m e c e
civarında H a rm a n d e r e s i
nam mevkide bulunan B â hç e-i S u l t a n i
hakkında bakmız : (S iİfthtar
M e h m e d , Tarih, 1, 889).
tadır. Tarihî kuyudat ve vesaikta İ s t a n b u 1 bostancıbaşhğma tâbi olarak adları­
na tesadüf etmekte olduğumuz b a a t a ş r a
bahçeleriyle " E d i r n e bostancıbaşlığına
tâbi olarak kaydedilen E d i r n e
bah­
çelerinin tetkikini ise başkalarına bıraka­
cağız. "
Davudpaşa B a h ç e s i :
Havaca sıhhate nâfi bir mevki'de bu­
lunması dolayisiyle I V . R o m a n u s v e
A l e k s i u s K o m n e n u s gibi B iz a n s împaratorlarınca büyük bir r a ğ b e ­
te mazhar olduğu rivayet edilen, D aV u d p a ş a sahrası O s m a n l ı
tari­
hinde de pek büyük hamasî hatıralara cevelângâh olmakla maruftur.
F â t i h
S u l t a n M e h m e d bu havalide satvetini ihya eylediği gibi, R u m e l i
ciı> Mevaclb defterlerinde a d ı n a ( F I o r fn a) gekllnde tesadUf e t t i ğ i m i z bu b a h ç e n i n
F i I o r i na İle bir mOnaaebeti olsa gerektir!
Aynı zamanda
F l u r y a ismi a l t ı n d a onyedinci
asır ikinci y a n s ı n d a mevcud o l d u ^ d a m a l û m ­
dur ( E r e m y a
Ç e l e b i ,
İstanbul
tarihi,
S. 56 ve 57-68). B i r ş a y i a y a g ö r e
F i o r i n a ,
kazasından gelip Ç l f t e b u r g a z
köyüne
yerleşen ve bil&hire bugUnkü F l o r y a
semt­
lerine t a ş a n Rumlar birlikte getirdikleri F l 1 o r i n a k u ş l a n m burada ü r e t i p ç o ğ a l t m ı ş ­
lardı. Her halde bunun üzerinde e s a s l ı b i r ş e ­
kilde ayrıca durmak İcab eder.
2" î s t a n b u 1 b o s t a n c ı b a ş ı l ı g ı n a
tâbi
olmak üzere yine mcvacib defterlerinde Ç at a l'c a, M I h a l i ç , t z n i k m I d,
Amas­
ya, B u r s a ,
Haleb, İ z m i r
bahçele­
rinin İsimleri görülmektedir. B u n l a r a S i 1 i vr I civannda İ b r a h i m
P a ş a
v© C a ­
n ı m z & d o bahçelerini, T e r k o. s c a n i ­
binde H a c ı
Ö m e r
Karyeslndekl
Ç l f tl l k
B a h ç e s i n i
İ z m i t
civarında
N a s u h P a ş a
B a h ç e s i n i
ve bir de
Ç a t a l c a , bahçesi Ue birlikte zikredilen Y a p a g ı c ı
bahçesin^i
i l â v e etmek l â z ı m ­
dır. Ç a t a l c a
ve
Y a p a g ' ı c ı
bahçe­
leri İçin bakınız : Tamirat defteri, Mİ. Df. T .
4763.
21 E d 1 r n e bahçeleri
arasında
M amak,
Ç ö m l e k . C e d l d ,
H ı d ı r l ı k ,
Ç i f 11 i k-t H a c 1 d o g a n. A' k p ı n a r,
i s k e n d e r Ç e l e b i ,
K a r ı ş t ı r a n ,
Sancakdepe, D l m e t o k a
S a r a y ı ,
E d i r n e
S a r a y ı ,
V a l i d e
K a s r ı ,
t m a d A g a , N e h r e y n , t a m a l l e e,
M e s i h
P a ş a
bahçelerini zikredebiliriz.
O S M A N L I D E V R t N D E İ S T A N B U L BAHÇELERİ
155
hetine sefer-i hümayun vulçu' buldukça
O s m a n l ı hükümdarınm hareket meb­
dei olmak üzere, burada çadır kurmaları
usul ittihaz edilmişti. Yani burası R um e 1 1 taraflarına giden ordular için bir
toplanma ve yeniçerilerin bir talim ve as­
kerin yürüyüşe geçmesi için bir başlangıç
mahalli idi. B i r devlete harb ilân olundu­
ğu zaman bu sahada otağlar kurulur ve
tuğlar dikiürdi. R u m e l i , istikametinde
sefere karar verildiği zaman padişah or­
duyu bu sahrada uğurlar ve dönüşünde ise,
yine keza burada karşılardı, n. M a hm u d, R u m e 1 i'den 1 s t a n b u l'a
dönüşleri sırasında burada bir müddet dmlenerek istikbaline gelen devlet ricalini ve
ümerayı, ülema ve meşayihi bu tarihî mev­
kide huzurlarına kabul etmişti. "
le teferrüatmdan olan sarayın müştemilât
ve tertibatını vâzıh bir şekilde tayin ve
tesbit etmek imkânsız bulunmaktadır. F a ­
kat B a ş v e k â l e t A r ş i v i'nde kayıdlı bulunan bir tamirat defterinden bu
hususta bazı ip uçları elde edilebilmekte­
dir. Ezcümle harem dairesiyle has furun
kârhanesi, müteaddid ahır ve samanlık­
lar, matbah, kozbekçi, teberdar odalariyle
sair odalar, cami, su yolları, çeşmeler, ha­
mam ve pavyonlar halinde olmak üzre silâhdar, çukadar, rikâbdar, kapuağası ve
hasodabaşı ağalara tahsis edilen konaklar
kâşilerle kaplı ocaklar bu meyanda zikre­
dilebilir. Rastladığımız tarihî vesikalar
bahis mevzuu olan tamiratın gurre-i Mu­
harrem 1111 den 15 Şa'ban 1111 tarihine
kadar devam etmiş olduğunu göstermiş
bulunmaktadır. Bütün bu tarihî kayıdlarİ k i n c i S u l t a n B a y e z id'in da hassa başmimarlarından H ü s e y i n
sadrâzamı olan D'a v u d P a ş a
bura­ A ğ a ile mirahur-ı evyel kethüdası t fa­
da öamma mensub bir takım mebâni ve r a h i m
A ğ a'mn, defterdar vekili
âbidât inşâ, e t t i r m i ş t i . " Daha sonra ise,
Seyyid Abdülkerim
Efendi'aynı âsûde mahalde bugün izlerine rast- nin, K a p a n î M e h m e d
Efendi
layamadığımız bir takım padişah köşkle- gibi bazı zevatm adları geçtiğine göre bu
riyle bir bahçe ve son zamanlarda ise, bü­ müddet zarfmda mezkûr bahçeyle sarayın
yük bir kışla yapıldığı malûmdur. A v a son sair müştemilâtında vuku bulan tamiratın
derece düşkün olan ve zamanın büyük bir bunların marifet, keşif ve nezaretleri altın­
kısmmi E d i r n e'de geçiren I V . M e h- da yapıldığı kuvvetle tahmin olunabilir.
m e d , t s t a n b u l'da kaldığı zaman ek­ Biz D a v u d p a ş a S a r a y ı ve b a h ­
seriya D a v u d p a ş a'daki bu saray ve ç e s i'nin müteaddid aksamında yapılan
bahçede harem halkı ile kalır ve eğlenirdi. tamirata aid kayıdları birer birer tekrar
Yerine bugünkü askerî kışlanın yapıldığı etmekten " vaz geçerek, ancak bunlardan
tahmin edilen e s k i D a v u d
p a ş a bir kaçını zikretmekle iktifa edeceğiz.
S a r a y ı ve bahçesinin hangi tarihte in­ Bunlardan birisinde tamamen yıkılan bazı
şa ve tesis edildiği ve asıl banisinin zik­ konakların yeniden yapılması için faali­
diğerinde
İ s t a n rettiğimiz D a v u d P a ş a
ile alâka yete geçildiğini,
b
u
1
Kaymakamiyle
şehremininden
mez­
ve münasebetinin olup olmadığı hakkında
kûr
sarayda
bulunan
hasfurun
kârhanebugün kat'i bir ş e y söylemek doğru ol­
masa gerektir. B u bahçenin ve dolayısiy-
H,
« î M e h m e d
Z i y a./sfanbttl ve
224-225 ve HadiUatiVl-Cevami,
I,
Boğaziçi,
298-299.
28 D a v u d
P a ş a
namma nisbet edilen
mevki ve mebaninln b a ş l ı c a l a n şunlardır :Dav u d p a ş a Mahallesi, D a v u d p a ş a Mahkemesi, D a v u d p a ş a İskelesi, D a v u d p a ş a Kışlası, Davudpa­
ş a K a a n , D a v u d p a ş a Mer'ası (sahrasıV Davud­
paşa, s i r ü a n ,
Davudpaşa
Deresi,
Davudpaşa
Mandırası,
Davudpaşa
Rüştiyesi,
Davudpaşa
tmareti, D a v u d p a ş a Ç e ş m e s i , D a v u d p a ş a Med­
resesi, D a v u d p a ş a Türbesi,
D a v u d p a ş a Kabris­
t a n ı ve nihayet D a v u d p a ş a B a h ç e v e ' S a r a y ı .
2t B u vesika metinleri için bakınız : Tami­
rat defteri. Maliye detterlerl tasnifi, TTo. : 3992, S.
301, 303, 299, 315.
25 Vesika metni şöyledir : (D a v u d p aş a 'da Hasahur kurbünde
Sllfthdar Aga ve
ç u k a d a r ve rikâbdar a ğ a ve kapuağası ve has
odabaşı a ğ a n ı n ' konaklan
bUkUUiye hedmolup
ağaysfa-i mezkûran rica etmeleriyle bundan ak­
dem bunların keşfolunması ferman olunup 1'lft.m
o l u n m u ş iken henüz haberi
grelmemekle ta'cll
üzre keşif ve tamirine mübaşeret olunup keşfi
defteri irsâl olunmak
üzre fermtin ohınmağm
emir verildi. 12 Muharrem 1111).
156
M U Z A F F E R ERDOĞAN
siyle diğer funuıiann tamirleri için marifelleriyle görülmesi istendiğini *• ve niha­
yet bir fiçttncttsünde ise, î z n i k Eadısiyle t z n i k'te bulunan kâşicibaşmdan
D a v u d p a ş a S a r a y ı ' n d a yapılma­
sına' karar verilen çini kaplı muhteşem bir
ociak için kâşi taleb edildi^ni
öğrenmiş
bulunuyoruz. Siyakatla yazılmış bir vesika
mietninde ise, 5 Şevval
1078
tarihinde
TersâBe, istavroz, Kandilli,
B e ş i k t a ş ve K â ğ ı d h a n e'de va­
ki' E m i r g û n e o ğ l u
bahçeler i'yle birlikte bahis mevzuu ettiğimiz
D a v u d p a ş a Bahçesi'ndetamirut
yapıldığmı görmekteyiz. Zikrettiğimiz bu
tamir esnasında D a v u d p a ş a B a h r- e s İ'nde şehzade odaları sakf iyle harem
ahin termimleri ve sundurma tamiri için
o zamanki rfiyice göre 682618 kuruş harç
ve sarfedildiğini öğreniyoruz. Mütenevvi
sUtûnlarla levha, badavra, teneke, taban,
tuğla, kiremid, çivi ve sair mUteaddid in­
şaat malzemesiyle çahşan neccar, nakkaş,
ırgat, sıvacı, senktraş ve sair sanatkâr üc­
retlerinin tayin ve takdirinde bostancıbaşı
ı« "A«ltâne-1 Saadat'kaymakamına ve sehreminine hflkilm kl,
D a V u d p a 9 a S a r a y-ı hümâyûnum­
da haafurun kârhanesi tamire muhtaç olup ve
bundan akdem gelen k ^ defterinde haa furun
k&rhanesl tamiri dahil o l m a d ı ^ det^cen&r olun­
dukta sikrolunan k&rhanenin ye furunlarun t8/miri lâaım olduğu haa etmekçibajı i'lftm eyleyöp
kftrhane-1 mesAAr ve furunlan t B t a n 1> u Vda
jıehremini ve mimar marifetiyle gSrttmp gajret
tamiri eizem olan mahalleri olduğu halde mtbmaemken tamir olunmak Özre telhi» olımup ans
olundukta telhis mucibince hOkOm verilmek
ferman-J âU sftdir olmağın emr-i şerif yazılmağB tezkire verildi 12 Safer 1112".
Vesika metni aynen şudur : "Hal& D av U d p a ş a
S a r a y - ı hOmayûnumda müceddeden yaptinlmaaı fermanun olan bir ocak
içttn k&şi tedarOkl iktiza etmeğin hftliya bu ta­
raftan gönderilen ölsttye göre e ^ r mevcud olan
kAjfilerden uydurulmak mümMn olur ise heman
v a r d u ^ saat uydurup l&zım gelen bahası m ü ­
başir rtarifeUyle ashabma verihnek üzre ber.
vacM.mltoare'at İrsftl eylemekte aa'y eyleyeaiz.
Ve eğer hazır olan k&şilerden mOmkin olmaz ise
steri'an K&şi ocaklanna tevzi' ve Uç dört günedeRln'yaptınJup tekmil eyleyesiz deyü t z n 1 k
Kadısı ve t z n i k'te k&şicUMMpya httfiben
emr-I şerif verilmiştir. 2 R , âhir 1111"
M u s t a f a A ğ a ilebaşmimar M u s ­
t a f a A ğ a'mn" re'y ve muvafakatleri
abnmıştır. Tutarları ise, Başmuhasebeden
yazılan bir tezkire ile ve sermimar M u s ­
t a f a A ğ a'mn mühürlü müfredat def­
teri mucibince hizane-i âmireden tediye
edUmiştir."
1116 yılmda m.
S u l t a n
Ah­
in e d'in saltanat devri başlarında belli
.başlı hasbahçelerde ve bu nleyanda D av u d p a ş a S a r a y ı'nda mevcud bulu­
nan mefruşat ve evaninin cümlesinin y a z ı ­
mı emredilmişti. Bunun üzerine işe memur
edüen eski bostancıbaşı A i r A ğ a
ile
bostancılar yazıcısı ve başmuhasebeden t a .
yin edilen bir kâtib marifetiyle tanzim edi­
len bir defterden"" mezkûr sarayın m ü ş ­
temilât ve aksam-ı müteaddidesi hakkın­
da aşağı yukarı bir fikir edinmek kabil
olmaktadır. Ezcümle haremde padişaha
mahsus olmak üzere tahtanı ve fe-^Vtanî
kemerli bir odanm, çiçekliğe nâzır bir k ü ­
çük köşkün, büyük havuza nâzır bir sofa­
nın, küerin, valide sultana aid büyükçe kîlşili bir oijamn, yine valide sultana aid bir
çiçeklik köşkünün, camekânh bir odanın,
valide stdtan matbahlannın, misafir odalaruun, hünkâr ile ağalara aid câmilerin,
kapdan kasnmn, Mehmed P a ş a nam za­
ta aid köşkün, bahçeye, havuza, halvethâne kapusuna nâzır müteaddit tahtla­
rın, dehlizlerin, bahçe dışındaki has " oda
ile hu-ka-i şerif, musahib paşa ve silâhdar
odalannm bulundv^ anlaşılmaktadır,
İskender Çelebi Bahçesi :
K a n u n î S ü l e y m a n devrinde
deftenlârhk vazifesini Öa eden t ş k e nM Bu M u s t a f a
Â. ğ a'mn, t s t a nb u l'da 1071 senesinde y a n g ı n d a n sonra men'olunan kilise ve yahudl evlerinin i n ş a a m a tein
vermesi dolayıaiyle y a k a l a n ı p
öldUrOİaı, S e r
mimarftn-ı hassa M u a t a f a A g a 11« m ü ­
nasebeti aynca tetkik edilmesi gereken b i r m e ­
seledir (Bk : S 11 & lı 4 a r M e h m e d ,
Tarih,
1. 224).
*• Kuyudat Defttti, MtUye defterleri taanifi, No : 4445, S. 74 (Ba^vrtiftlet A r ş i v i ) .
i'UMüfredat Defteri, Uaîiye
defterleri t a s nifl. No : 4763, B, 80-84.
« V S i l & h d a r M e h m e d , ToHfc/C : n
S. 646.• "
O S M A N L I D E V R İ N D E İSTANBUL BAHÇELERİ
157
d e r Ç e 1 e b i'nin namına nisbet edilen emri şerif gönderilmişti. " Bir taraftan
bu bahçe, K a z l ı ç e ş m e ile B a k ı r - muhterik olan baruthanenin boş arsasınin
k ö y ü arasında ve deniz kenarında bu­ bina zira'ı üzere kaç zira' olduğu ve etraf
lunduğu anlaşılmaktadır. Mimar
K o c a ve havalisinde olan emlâk
sahiblerinm
S i n a n tarafından bina ve inşa edildiği kihıler bulunduğu, kârhanenin eksikleri
E v l i y a Ç e l e b i'ce kaydedilen bu bah­ olup olmadığı husüslar Züka'de 1110 da
çe, içerisinde köşkleri ve sair müştemilâtı aynı zatlardan istenmişti.'* Y e d i k U l e
bulunan büyük ve güzel bir mesire mahal­ haricinde inşasına karar verilen bü barut­
liydi.'-'Bilindiği üzre İ s k e n d e r Ç e ­ hanenin keşif defterindeki masraflarda
l e b i , zamanımn zenginlerinden olup görülen fazlalık nazar-ı dikkati celbettidebdebeli ve tantanalı bir hayat sürmek­ ğinden yeniden ihtitiıamla tanzimi isten­
le ün kazanmıştı. Etrafında bir çok köle­ miş ve bunun bina umurunda tam bir vu­
leri, nedimleri ve cariyeleri bulunuyordu. kuf sahibi olan bir mübaşire havalesi uy­
Hatta K a n u n î
devri vezh-lerinden gun görülerek rikâb-ı hümajmn kaymaka­
P e r t e v P a ş a'nın bu köleler arasında mına gerekli emir ve tenbihat verilmişti. '=
bulunduğu söylenir. I V . M u r a d zama­ Başmimar H ü s e y i n A ğ a
memnında Şeyhülislâm olan A h i - z â d e huru üzre yapılan Zilhicce 1111 tarihli ke­
H ü s e y i n Efendi
işte bu bahçede şif-i sanî müfredat defterinde görülen kaöldürülmüştü. Bugün elimizde bu maruf yıdlara göre İ s k e n d e r
Çelebi
bahçenin ilk devirlerdeki eşkâl ve safaha­ bahçesindeki bu baruthanenin inşası sıra­
tını ifade ve aksettirecek resim, kroki ve sında bazı mühim sayılabilecek âlet tatasvirlere tesadüf edemiyoruz. Yalnız mü- mirleriyle bostan küyüsu dolablan gibi
teakıb devirlerdeki durum ve şartlarına bazı müteferri' hususların tamirleri de
dair tarihî vesikalarda bazı yeni bilgilere mümkin olabilmişti.
Mezkûr bahçede
rastladığımızı kısaca söylemeliyiz. Bu yapılan bu baruthane binası için gerekli
cümleden olmak 'üzre hadaik-ı hassadan para acaba nereden te'min edilmişti? 24
olduğu tasrih edilen bu bahçede H . 1110 Zilhicce 1111 tarihli bir kayddan öğrendi­
senesinde müceddeden bir baruthane kâr- ğimize göre, bu mebaliğin bir kısmı M ahânesi inşasına karar verildiği görülmek­ r a ş hazinesinden, bir kısmı hazine-i
tedir. B u münasebetle yapılan ilk keşifte âmireden ve bir kısmı ise, G ü m ü ş h abazı noktaların unutulduğu görülmüş ta­ n e mukataası emvalinden tedarik ve hamamlanması için M a h m u d
Çayuş
marifetiyle tekrar keşfine lüzum hasıl
" Tamirat defteri^ Maliye defterleri tasnifi
olmuştu. B u suretle yapılacak masraf ye­
No
:
3992, S. 266 (Başvekâlet Arşivi).
kûnu yirmidokuz yük altı bin sekiz yüz
31
A y n ı defter, S. 267..
kırkbir akçeye baliğ olmuş ve evvelkinden
Vesika metni aynen şudur : " İ s t a ntakriben 97339 akçe kadar bir fazlalık
göstermişti. Lâkin bu sırada kış gelmesiy­ b u l'da Y e d i k u 1 e haricinde olup Barutha­
le, soğuklar başlamış ve bu yüzden tamira- ne bina olunmak üzere ferman olunan İ s k e n ­
der
Ç e l e b i
B a h ç e s i'nin lüzumu olan
ta devam edilememiştir. Sadece yukarı­ binâfii içün keşif ve tahmin olunup irs&l olunan
da adını zikrettiğimiz M a h m u d Ç a ­ defterde masrufu ziyade gösterilmekle tekrar
v u ş binaya başlama vakti gelinceye ka­ ihtimam ile keşif ve defter olunmak üzre rik&b-ı
dar harçlarının ve sair âletlerinin hazır­ h ü m a y u n terafmdan mutemedaleyh mübaşir
lanması ve t s t a n b u I'dan nakli lüzum­ gönderilmek tasmim olunduğa U h r i r olunmakla
tekrar bina umurunda vukuf-ı tamı olup blr.mulu bulunan bazı kereste ve mühimmatın temed ve m ü s t a k i m mübaşir -tayin ve kemal-i
tedarikine karar verilmişti. B u hususta ihtimam İle keşif ve defter eylemek Üzr6 sipariş
İ s t a n b u l
kaymakanuyle defterdar ve te'kid olunmak içün emr-1 şerif tahrir dumnak
vekiline de 14 C. âhir 1110 tarihli birer babmda telhis olunup mucibdnce ferman aAdır ol­
m a ğ ı n rik&b kaimmakamma
Zilka'de 1110.
aâ E V 1 i > a
260, 481.
Ç e l e b i
Seyahatnâfne,
X,
emir verildi. 28
ı> Tamirat defteri. Maliye deftertert taanifl,
3992, 267.
M U Z A F F E R ERDOĞAN
158
vale olunmuştu^' ve tutan da takriben
17000 esed! kuruşa baliğ oluyordu.
Şimdiye kadar söylediklerimize ilâve
olmak üzre 10 Muharrem 1112 tarihli di­
ğer bir kayıddan İ s k e n d e r Ç e l e b i
bahçesindeki su yolunun da tamirine te­
şebbüs edildiğini gorüyranız. B u suyolunun
mezkûr bahçeye daha evvelce isal edildi­
ği ve aşağı yukan yakuunda bulunan D e m i r k a p u B a h ç e s i civarmdaki
teraziden itil»ren tamir keşfi yapıldığı
tahmin olunabilir. B u esnada bina nâzınmn yine adım yukanda kaydettiğimiz
M a h m u d Ç a v u ş olduğu ve su nâzınnm O s m a n adh bulunduğu anlaşılmaktada-.« H. 1116 yıünda m. A hm e d'in fermaniyle İ s k e n d e r
Çe­
l e b i B a h ç e s i ' n d e eski boştançıbaşı
A l i A ğ a ile bostancılar yazıcısmdan
ve bir başmuhasebe kâtibinden müteşek­
kil bir heyete mefruşat ve evani tahriri
yaptırılmıştı. Bu yazımı muhtevi bulunan
bir müfredat defterinde
İskender
Ç e l e b i b a h ç e s i'ne tâbi' ohnak tizre
bir F i o r i n a B a h ç e s i'ne de te­
mas edilmektedir. F i o r i n a
Bahçes i'nde bu esnada eşyaya müteallik bir şey
bulunmadığı da bihnünasebe zikredilmiş­
tir. İ s k e n d e r Ç e l e b i
Bahçesi
mefruşatı meyanmda ise seraser yasdık1ar, pamuklu minderleı', U ş a k
halı
it Aym defter, 3982, 266.
3ü B u vesika metni aynen şöyledir : "Hadaik-ı hassadan t s k e n d e r Ç e l e b i b a ğ çe-i hümayıınunda mUceddeden
binası ferman
buyurulsn Baruthane için bagce-i mezbure k a ­
dimden câri olan su yollan varup keşfolundukta
civarında olan D e m i r k a p u
B a h ç e s i
Inırtıande vftki' teraziden bahçeye gelince kOnk
ve baca ile harab yollan tamiri içQn kesif def­
teri mucibince yabuz 138.500 sag akçeye olmak
Uzre zikrolunan mahallerin su yoUan tamir ve
termim olunup ve on seneyedek eğer tamiri dahi
iktiza eder ise kendim tamir eylemek şartiyle
meblaf-ı merkumu bina nftzın tayin buyurulan
M a h m u d Ç a v u ş
A g a yeniden tama­
men karz«y]edlgi su nftzın O s m a n
A g a.
memhur
temessük v e r m e ğ i n
Basmuhasebede
hıfzoluna deyü ferman-ı gerif şâdır olmagm hıfzolunmustur. 10 Mulıart«m 1112.
» Müfredat defteri, MaSiye defterleri tasni­
fi, No : 4763, S. 36 (Başvekâlet Arşivi).
ve seccadeleri, ibriklerle sahan ve leğenler
ve muhtelif bakır evani kaydedilmiştir.
İskender Çelebi
b a h ç e s i'nde
görülen baruthane inşası ve su yolu tami­
rinden başka 1833 yıhnda Y e d i k u 1 e'deki E r m e n i H a s t a h a n e s i'nin
bir şubesi olarak bir veba hastahanesi in­
şa edildiğine şahid olunmaktadır. B u inşa­
ata aid olup O s m a n l ı
hükümdarı
n. M a h m u d tarafmdan verilmiş olan
1249 (M. 1833) tarihli bir fermanda mez­
kûr hastahane arsasınm Y e d i k u 1 e
K a p ı s ı haricinde hadaik-ı sultaniyeden İ s k e n d e r Ç e l e b i arazisi de­
mekle maruf mahal olduğu tasrih edil­
miştir, S u r p A g o p
Manastırı
adını taşıyan ve içinde küçük bir kilise
bulunan bu bina, bilâhire yetimhane ola­
rak kullanıhıuş, bugün ise yerine bir fab­
rika yapılmıştır.
Hanun! Deresi Bahçesi :
B a ş v e k â l e t A r ş i v i ' n d e mevcud mevacib defterlerinden İ s t a n b u l ' daki Has bahçelere aid çıkanhnış müteaddid kayıdlarda bir de B a ğ ç e - i V âd i - i H a r a m î'nin adı geçmektedir.
Aynı Arşivdeki maliye defterleri tetkik
edüirken rastladığımız m ü t e m m i m malû­
mata göre hadaik-i hassadan olan bu bah­
çenin K ü ç ü k ç e k m e c e
ile B ü y ü k ç e k m e c e arasmda bulunduğu an­
laşılmaktadır. E n eskisi 991 tarihine isa­
bet eden bir mevacib defterinde admm zikredilişine bakılırsa onun
O s m a n l ı
padişahlarından HI. M u r a d zamanın­
da mamur bir durumda bulunduğu ve bir
ihtimale göre de müşarünileyh tarafından
bina ve inşa edüdiği bir dereceye kadar
söylenebUir. Hadail^-ı hassadan olduğu ta­
rihî vesaikta kayde(kilmiş bulunan bu bah­
çenin aksam ve teferrüat-ı mütenevviası
hakkında ve bilhassa asıl bahçe k ı s m i y l e
bunım tarhlan, ağaçlan, çiçekleri, usta ve
bahçıvanlan hakkında şimdilik bir ş e y
söylemek imkânına malik olamıyoruz. F a ­
kat maliyeden müdevver bulunan def« » E r e m y a
Ç e l e b i ,
fetanbul
Tarihi,
( K r a n d D. A n d r e a s y a n ' n m notların­
dan), S. 202-203.
O S M A N L I D E V R İ N D E İSTANBUL, BAHÇELERİ
terleri incelerken rastladığumz bir kaç
hüküm sureti ve tamir ve termimine aid
hazine tezkiresi kaydı, bizi, mezkûr bah­
çenin ebniye kısmı hakkında oldukça ten­
vir etmiş sayılabilir. Bütün bu tarihî ve­
sikalarda bir dere içinde bulunduğu teslim
edilen mezkûr B a ğ ç e - i
Vâdi-i
H a r a m î'nin tahta perdeleri içerisinde
bazı ebniyeleri muhtevi olduğunu " ve bu
ebniyelerin, zamanla harabiye yüz tutma­
sı dolayisiyle, tamiri cihetine gidildiğini
ve buna İ s t a n b u l kaymakamı olan
vezirin memur edildiğini söylemeliyiz. B u
tarihlerde 1 s t a n b u l'da hassa başraimarmın
H ü s e y i n
A ğ a olduğu
muhakkak olduğuna göre, münhedim olan
bu mahallerin vaz-ı kadimî üzre ve esaah
bir şekilde keşfiyle tamirinin mezkûr san',
atkâr tarafından veya onun memur ettiği
bir mimarî halifesi yönünden icra kılın­
dığı tahmin olunabilir. " Siyakat harf ve
rakamlariyle yazılmış bir hazine tezkire­
sine göre mezkûr tamirata nezaret etmesi
emredilen
İ s t a n b u l
kaymakamı
Yusuf
P a ş a maiyetinde defterdar
vekili ve baş mimar olduğu halde bizzat
mahalline gitmiş ve icab eden hususları
I' Kuyud-t ahkûm-ı
berevat ve evamir-i şe­
rife defteri. Maliye defterleri tasnifi, 2945, S.
249, B a ş v e k â l e t Arşivi.
159
tetkik eylemişti. Yapılan incelemeler sonunda K ü ç ü k ç e k m e c e
Ue.Büy ü k ç e k m e c e aramızda vaki H a r am î d e r e s i civannda bulunan bağçe-i
hümayûnım h a r « n odalariyle şadirvanh
ve alt kat odaları, divanhanesi, hamamı,
kasr-ı hümayımu ve sair mahalleri tamir
ve termime muhtaç görülmüş ve keşfi y a ­
pılarak Hassa baş mimarı E 1 - h a c
H ü s e y i n
A ğ a'mn" defteriyle fer­
man ve telhisler mucibince hazine-i âmireden muayyen bir mikdarda meblağm bu
işe tahsisi uygun görülmüştü.
İstanb u 1 kaymakamı ile defterdar vekiline
yazılan 17 Receb 1114 tarihli bir hüküm
sureti bu yoldaki mesaiyi bir parça daha
aydınlatmakta olduğu muhakkaktır."
K ü ç ü k ve B ü y ü k ç e k
1er arasmda vaki bir dere içinde
ğu tarihî kayıdlara göre isbat
bu bahçeyle saray ebniyesinin
mece'bulımduettiğimiz
müteakıb
*^ Receb 1114 tarihinde b a ş m i m a r olarak
vazife g ö r e n E l - h a c
H ü s e y i n
A ğ a
bundan b a ş k a daha bazı tamirat işlerini ve me­
s e l â A t m e y d a n ı'nda vaki mir-1 meh­
terhane-! âmirenin zamanla bozulan kurşun puşidelerine aid tamir keşfini yaptığını biliyoruz.
( B k : Tamirai defteri, 3992, S. 525).
" Kuytid-ı
ahkâm ve berevat
ve
evavür-i
•lerife defteri. Mahiye defterleri tasnifi, No : 2945,
S. 292. B u h ü k ü m sureti metni aynen şöyledir :
<a B a ş v e k â l e t A ı ^ i v i n d e bulunan bir tami­
Asitane kaimmakamma ve defterdar veki­
rat defterinde dahi tekrar edilen (No : 3992, S.
line h ü k ü m ki,
482) 10 c. âhir 1114 tarihli bu hOkOm
sureti
K ü ç ü k ç e k m e c e
ile
B ü y ü k ­
methini aynen veriyoruz :
ç e k m e c e mabeyninde vaki'
A r a m î
Asitane kaimm a k a m ı n a ve defterdar vekili­
D e r e s i
demekle maruf mahalde vaki' bagne ve mimar a ğ a y a h ü k ü m k i ,
çe-i h ü m a y u n u n tamir ve termimi
lâzım olan
mahalleri keşif ve tahmin olunmak üzre bundan
Âsitane-1 saadetime karlb
K ü ç ü k ç e k ­
akdem sâdır olan emr-i âlişanım mucibince keşf
m e c e ile Ç e k m e c e - i
k e b i r beynin­
ü tahmin idüp gönderdiğiniz müfredat defterin­
de v a k i A r a m î
D e r e s i
vadisinde olan
de tahrir olan mevazi' 3439 kuruş Ue olacağın
hadika-i hümayvınun tahta perdeleri denmunda
i'lâm olunmuş. Zikrolunan keşif defterinde tah­
olan b€uı ebnlyesi m ü r u r - î eyyam ile harabe m ü ş rir olunan, mahaUerin tecdid ve tamiri gereği
rif olup tamir ve termimi m ü h i m ve muktazi
gibi metin ve istihkâm üzre 2800 kuruş ile bleyolmakla
sen k i vezir-i müşarün-Ileyhsin
işbu
yihalin y a p t ı n l u p
bir kusur ve küsuru kalma­
emr-i ş e r i f i m v a r d ı ğ ı gibi kendin binefsihi mamak ş a r t i y l e meWAğ-ı mezbur berveclul naldd
hall-i mezbure varup hassa m i m a r ve sair ehl-i
irsal olunmakla bu babda kendiniz binefsihi dik­
vukuf muhamminler ile gerek havalisi etrafına
kat ve keşif defterinde tahrir olan mahallerin­
vaz*! l&zun gelen t a h t a perdeleri ve gerek de­
den bir mahal hariç kalmayup cümlesi vaz-ı ka­
nmunda olup m ü n h e d i m olan mahalleri
yine
dimî ûzre m e b l a g - ı mezbur Ue bina ve tamir ve
kemafil-evvel v a z - ı k a d i m î üzre ve k e m â l - i mebundan ziyade a k ç e sarfolunup itlaf ve izaat-ı
t â n e t ve i s t i h k â m üzre tamir ve termim olun­
miriden begayet ictinab eyleyüp bir g ü n evvel
mak için iktizasma g ö r e k e ş i f ve tahmin ve ne
tamir ve i t m a m ı n a bezl-I İhtimam eylemeniz bamikdalr masraf ile o l a c a ğ ı n defter ettirüp müf­
bmda f e r m a n ı m olmuştur. E m r - i şerif yazılmak
redat üzre keşif defterin rlkâb-ı h ü m a y ı m a iriçün tezkire verildi. 17 Receb 1114,
s â l eyleyetfiz. 10 C . evvel 1114.
M U Z A F F E R ERDOĞAN
160
1 1 hükümdarınm yüksek çardak köşkü
önünde bir havuza çıplak kızları yüzdür­
mek üzre suya daldırttığı ve onların şuhane kahkahalariyle neş'elendiği mevcut r i ­
vayetler arasında bulunmaktadır.
Keza
H. 1116 yılında m . S u l t a n A h m e d ' in fermaniyle bostancıbaşı riyasetinde te­
şekkül eden bir hey'ete yaptınlan bir tah­
rirden V i d o s B a h ç e s i'nin bazı m ü .
teferri' unsurlarını eksik bir şekilde is­
tihraç edebilmekteyiz. Ezcümle burada bir
has oda ile tahtanı kemerli bir odanın mevcud olduğunu görüyoruz. Tahrir edilen
Vidos Bahsesi :
evani ve mefruşat ise F a t ı m a
Sult
a
n'a
ihsan
kılınmakla
başmuhasebeden
î s t a n b u l'da bulunan padişah bahçelermden birisi de L i t r o s köyü ya­ kaydı terkin olunduğuna dair tanzim edi­
kınında bulunan V i d o s
B a h ç e s i len defterde bir şerh görülmektedir. " Si­
idi. Bugünkü idarî teşkilâta göre B a- linen bu mefruşat eşyası arasında çeşidi i
k 1 r k ö y ü İlcesine bağh bulunan L i t- ibrik, leğen, gülâbdan, tepsi, bardak, askı,
r o s Köyünün eski bir Ermeni müellifi tas, sedefkârî ayna, seccade, perde, puşiolan E r e m y a Ç e 1 e b i'ye göre onye- de, yasdık, halı, minder, keçe ve sairenin
dinci asır içerisinde K â ğ ı d h â n e'ye isimlerine tesadüf edilmektedir.
bağh olduğu anlaşılmaktadır. Bu bahçenin
Siyavuş Paşa Bahçesi :
D a v u d p a ş a kurbündeki
Vidos
C a m i'ini namına mensub saray ile birlik­
Aşağı yukarı kırk dönümlük bir sa­
te inşa ettiren I I . S u l t a n O s m a n
ha ile bir köşkü, ahırlarla matbahlar, ha­
tarafından bina edildiği tahmin olunmak­
mamlar, müstahdemin odaları ve su mah­
tadır. " Onyedinci asır müelliflerinden
zenlerinden teşekkül ettiğini zan ve tah­
olan müşarünileyhin ifadelerine bakılırsa
min ettiğimiz S i y a v u ş P a ş a B a h ­
mezkûr asırda O s m a n l ı padişahları­
ç e s i hakkında bugün için daha fazla
nın diğer hasbahçelerde olduğu gibi bu­
tatmin edici bilgilere malik değiliz. Ancak
raya da harem halkıyle eğlenmeye geldi­
B a ş v e k â l e t A r ş i v i'nde mevcud
ği kabul edilebilir. Filhakika kış mevsim­
müteaddid mevacib defterlerinde î s t a nlerinde O s m a n l ı padişahmca bu bah­
b u l'da bulunan hasbahçeler arasında
çe civar ve havalisinde büyük av müsaba­
bunun da adı sık sık geçmekte ve üstad
kaları tertib ve icra edilirdi. Hatta on gün­
ve sair müstahdemlerinin isimleriyle aded
lük bir mesafeden getirilen, sahayı dört
ve yevmiyeleri kaydedilmiş bulunmakta­
tarafından kuşatıp av hayvanlarmı sopa
dır. Su ile dolu genişçe bir havuz ortasın­
ve kılıçlarla içeriye doğru kovaladıkları
da harabe yüz tutmuş bir kasırdan başka
ve padişahın ise, kuş ve tavşan avlamak
teferrüat ve müştemilâtı
kalma5^n bu
üzre atlaslara bürünmüş köpekleriyle bu
bahçenin halen B a k ı r k ö y ü'ndeki
sahanın içinde at koşturduğu görülürdü.
Akıl hastahanesi arkasındaki vasi bir sa­
Hakkındaki bilgilerimiz bize bu has hayı işgal etmeşkte olduğuAu söylemeliyiz.
b^tiçeı^in, totiba^ ye taksimatı Ve diğer Kuruluş yıhnı kal'i olarak bilemediğimiz
hıuBÛsat ye .jfeferrüafmi hiakkıyle belirt- bu bahçe ve sarayın I H . S u l t a n M umektenv ne de olsa, uzak bulunmaktadır. r a d'a üç defa sadrâzamhk yapan meşAncak avlanmak ve bilhassa eğlenip va­
kit geçirmek üzre buraya gelen O s m a n • l ü E r e m y a Ç e l e b ijstanbul
tarihi,
devirlere aid ahval ve dıırumunu pek iyi
bilmiyoruz. Yalmz 93 harbi esnasmda
Y e d i k u I e havalisine kadar bu çev­
renin bir hayli tahribe uğradığı hatıra ge­
tirilirse önemli addedebileceğimiz bu O sm a n i i medeniyet eserinin bütün aksam
ve teferrüatiyle ve bilhassa o şöhretli ko­
ru, ağaç ve tezyini ımsur ve kıymetleriyle
birlikte ortadan kalktığı söylenebilir. İle­
ride zuhur edecek yeni tarihî vesikalar
belki bu mühim ve önemli noktayı aydınla­
tabilecektir.
S. 34-35.
H a f 1z
vami, 1, 299.
H ü s e y i n ,
Hadikatü'l-Ce-
« Müfredat defteri. Maliye defterleri
fi, No : 4763, S. 34-35.
tasni­
O S M A N L I D E V R İ N D E ÎSTANBUI^ BAHÇELERİ
hur S i y a v u ş P a ş a " taraf ından Mi­
mar K o c a S i n a n'a inşa ettirildiğini
fezkiretü'l-Bünyan
dan öğreniyoruz. ^»
Müşarünileyhin mazuliyet yıl ve günleri­
ni hep bu sakin ve tenha bahçe ve köşkte
geçirdiği rivayet edilir. S i 1 â h d a r
F ı n d ı k l ı l ı M e h m e d A ğ a'nm
ifadesine göre 1087 Muharremi sonların­
da E d i r n e'den yola çıkıp haftasında
1 s t a n b u l'a gelen A v c ı
Sultan
Mehmed İ s t a n b u l
kaymakamı
vezir O s m a n P a ş a ile sekbanbaşı
H a c ı Z ü l f i k a r A ğ a ve sair mevali, müderrisin, sâdât, meşayih ve esnaf-ı
şehir taraflarından zikrettiğimiz bu bah­
çede karşılandığı gibi^" H . 1102 senesin­
de 1 s t a n b u l'a gelen Tatar elçisine de
bir hatt-ı şerifle keza bu kasır ve bahçe
ihsan edilmişti,
B i r arahk
S u l t a n
A b d ü l m e c i d zamanında barutçubaşıile L e o n E f e n d i
âilesine arma­
ğan edilip B a r u t ç u b a ş ı
ç i f t i iğ i adiyle Birinci Cihan Harbine kadar
gelmiş
ve nihayet barutçubaşmın kâtibi
S e r g i s'ten Millî Emlâk Müdürlüğüne
intikal etmiştir. Daha sonra ise, burayı
Maliye Vekilliği B a k ı r k ö y ü
Kay­
makamlığı köy fidanlığına terketmiştir.
mimar K o c a S i n a n A ğ a tarafın­
dan inşa edildiğini bildirmektedü-. " Bu
bahçenin adından başka kurulduğu mahal
ile evsaf ve hususiyetlerine, müştemilât
ve aksamı sairesine dair bilgilerimiz bu­
gün için pek fazla sayılamaz. Yalnız
H a l k a l ı köyü civarında İ s t a n b u l ' un eski menba' sularının nebean mahalli
olduğu malûmdur. ^' Buralardan zuhur
eden H a l k a l ı s u l a r ı'nı İ s t a n ta u l'un 34 rakımını aşan yüksek mmtakalarına isâle etmek mümkin olmaktaydi. Bu itibarla H a l k a l ı
S a r a y ı
ile B a h ç e s i'nin de her halde yüksek
ve havadar bir mıntakada kurulduğu tah­
min olunabilir.
Halkab Bahçesi :
E n eskisi Hicrî 994 tarihine tekabül
etmek üzre tetkik edebildiğimiz muhtelif
mevacib defterlerinde adına rastladığımız
1 s t a n b u l'daki hadaik-ı hassadan biri­
si de H a l k a l ı b a h ç e s i idi. E v1 i y a Ç e l e b i bu bahçenin K a n u n î
Sultan S ü l e y m a n
zamanında
« Bilindifi üzre aslen H ı r v a t olan
Siya­
vuş P a ş a
İkinci
S e l i m'in en k ü ç ü k
kızı F a t ı m a
S u l t a n'ın kocasıydı. S a layda terbiye g ö r e r e k mirahurlukta, silahdarhkta, yeniçeri a ğ a l ı ğ ı n d a ve R u m e l i
Beylerbeğliginde
bulunmuştu. Üçüncü
sadaretinden
soma 1010 da vefat e t m i ş ve ölümünden evvel
•nşa ettirdiği E y ü b'deki
türbesine gömül­
müştür.
S a i,
Tczkiretü'l-Biiuyau.
'-' SiUıhdar
Tarihi,
1,
^1 SilühcUır
Tarihi,
1, S. 546.
İstanbul
dan), s. 98.
abideleri
651.
(Yedigün
161
neşriyatın­
Üçüncü
Mu r a d zamanında hadaik-ı hassadan olduğu tasrih edilen
H a l k a l ı B a h ç e s i etrafında bazı
kimselerin doğan ve tazı üe ava çıktıkları
görülürdü. Bu hal Osmanlı hükümdannca
iyi karşılanmamış ve men'i cihetine gidil­
mişti. Hatta bu maksadla
H a l k a l ı
S a r a y ı B a h ç e s i ustasına bir dc
emir gönderilmişti.
S e 1 â n i k î M u s-
Hcyahatnümc,
1, 480.
- ' N â z ı mjstanbul
vihiyoH
§chrcman(tiıır
evkaftan
devralan sular,
İstanbul, Şehremaneti
matbaası, 1341, S. 16.
Bu vesika metnini aynen veriyoruz :
Has.sa-i h ü m a y u n u m bagçelerinden
H a l ­
k a l ı
S a r a y ı 'nın b a f ç e s i ustasına hüküm
ki : Hâlâ mezkûr sarayın etrafında bazı kiınesneler doğan ve tazı ile şikâr edüp taaddi eyle­
dikleri ilâm olundu, tmdi
S i l i v r i
ve
E d i r n e k a p u s u'ndan İ s k e n d e r
Çe­
l e b i
B a ğ ç e s i'ne varınca ol etraf koru­
nup asla bir ferde şikâr etmeğe emrim yoktur.
Buy urdum k i hUkm-i şerifim vancak bu babda
onat mukayyed olup zikıx>lunan mahalle varınca
m e z k û r saray etrafında minba'd hilâf-ı emr-1 şe­
rif bir ferde doğan ve tazı ile asla şikâr ettirm e y ü p itmek isteyenleri men'ü def Idüp memmı' olmayup hilâf-ı
emi-i şerif şikâr idenlcıin
doğanların ve t a z ı l a n n ellerinden alup dergâ!ı-ı
m u a l l â m a getüresin ki ferman-ı
hUmayunutua
mugayir iş idenler tcdib oluna. Zikrolunan bagç e l e ı i n ustalarına
dahi cmr-i şerifim göndeıilmiştir. Her biriniz onat tedai-ük idüp mukayyed
olup eğer yeniçeri ve bölük halkı ve sipah taifesi
ve gayridir, asla kimesneye ferman-ı hUmajıınuma mugayir iş ettirmeyesin
(Dogancıbaşıya
hidmet eden kapucuya verilmiştir). 25 Şevval 987.
11
MUlZAFPER ERDOĞAN
162
t a f a E f e n d i'nin ifadelerine göre, »•
Ü ç ü n c ü M u r a d H a l k a l ı Sa­
r a y ı'nda sık sık kaldığı olurdu. Nitekim
A c e m Şahı T a h m a s b Han'm
sefiri T o k m a k H a n , 1 9 Ş e w a l 9 8 2
tarihinde î s t a n b u l'a geldiği sırada
avdan dönmüş ve bu bahçede hir müddet
için kalmayı tercih etmişti.
Tersâne Bahçesi :
H a s k ö y'de
KasımpaşaS ü d 1 i c e asfaltı üzerinde bulunduğu
tarihî vesaik ve eserlere göre istihraç edi­
len T e r s â n e B a h ç e s i'nin bulun­
duğu sahayı i'mar ve iskân eden ilk O sm a n l ı hükümdarı F â t i h S u l t a n
M e h m e d olmuştur. O s m a n l ı sa­
rayının hadaik-ı hassası başmda yer alan
T e r s â n e B a h ç e s i'hde bir tersane
kasrı yapıhmş ve turfanda sebzelerle iyi
cinsten limon, turunç, ağaçkavunu, nar,
üzüm, şeftali ve kayısı gibi en iyi cinsler­
den çeşidli meyvalar yetiştirihnişti. Onyedinci asırda burayı gördüğünü söyleyen
bir Ermeni müellifinin ifadesine göre mev­
cud konağmm azablara ve hareme tahsis
edildiğini ve bahçesinin ise rengârenk çi­
çeklerle süslendiğini, sanavber ağaçları­
nın bu yeşillik üzerinde adeta bir kubbe
teşkil eylediğini öğrenmiş oluyoruz,"
E v l i y a Ç e l e b i ise, F â t i h Meh­
m e d tarafından şenlenduibnesi içm müteaddid emirler verildiği tahakkuk etmek­
te olan bu bölgede bir çok hamam ve ka­
sırlar, müteaddid hücreler, sofalar, havuz
ve şadırvanlar yapıldığını, oniki bine ya­
kın satrancımsı servi ağacı ' dikildiğini
kaydetmiş bulunmaktadır." Daha sonra­
ları A y n a l ı k a v a k B a h ç e s i adımalmışolan T e r s â n e B a h ç e s i ' n d e
diğer hasbahçelerin bir çoğunda olduğu
gibi birer has ahur vardı.
Osmanlı
hükümdarları deniz yoliyle buraya gelir­
ler, ahırlarda bulunan atlara binerek
O k m e y d a n ı'na çıkarlar ve cirit ve
" S e l â n i k î
Mustafa,
TarUı,
S. 141.
s î E r e m y a Ç e l e b i , Istanbul Tarihi,
36.
es E V 1 i y a Ç e l e b i , Seyahatnûme, 1,
414-416,
çevgân oynarlardı. D ö r d ü n c ü M u r a d zamamnda T e r s â n e B a h ç e s i'nin bostancı ocağına bağh ustasiyle jrüze yakm bostancı kalfası mevcud idi. T a ­
rihî kuyudat ve vesaikte
T e r s â n e
K a s r ı'mn F â t i h M e h m e d dev­
rindeki şekil ve durumu hakkında esash
bir bilgi mevcud olmadığı halde onun
A y n a l ı k a v a k k a s r ı ünvanıuı
alıncaya kadar bir çok yer ve şekil tahavvüllerine uğradığı görülmektedir. Bilindi­
ği üzre fetihten sonra gelişmesine devam
eden Osmanlı Devleti Tersânesini de bu­
na müvazi olarak inkişaf ettirmek zorunda
kalmış ve bu hal T e r s â n e
Bahçe
ve K a s r 1 üzerinde de tesirini göster­
mişti. Sık sık zuhur eden yangınlar ise
bu hususta mühim roller oynamıştı. Bos­
tancılar zümresinden dolayisiyle hizmette
hazır bulunduğunu söyleyen
Silâhdar Mehmed A ğ a , T e r s â n e
B a h ç e ve K a s r ı'nda 1088 Muhar­
remi ortalarında vuku bulan bir yangına
temas ettikten sonra
D ö r d ü n c ü
M e h m e d tarafından bilâhire tamirine
ferman sâdır olduğunu beyan etmekte­
dir.
O s m a n l ı padişahlarından bazı.
"Evasıtı Muharrem 1088 de sabaha karib
Tersane B a g ç e s i
hareminde horanda
odalannm birinin ocağmdan a t e ş isabet idUp
içinde olan kirişe ve badehu t a v a n ı n a y a p ı ş u p
karaa^lar su göndermekle âni vahldde bütün
odayı ihata ve etrafında olanlara dahi sirayet
idicek içindeki cariyeler ancak birer başlaıiyle
padişahm olduğu camlı büyük köşke firar anda
dahi karar idemeyüp âkıbet deryaya nâzır ka­
fesli köşke kaçtılar. 01 gece bir azim tufan ol­
makla şule-i ateş bir yerden müşahede olumnayup ancak anda hazır bulunan 200 mikdar halvetci bostancılar ile bostancıbaşı R u m
Sa­
l i h A ğ- a ve ocaklannm baş çavuşu U z u n
A 1 i yetişüp ve zUlüflü baltacılar, kedeller ve
aşçılar iri kazanlar ile deryadan su t a ş ı y u p dört
taraftan kuşadup balta uşurdular. E s k i bina ol­
makla iade itmeyUp gittikçe ateş iştial
bulup
camlı büyük köşke yapışmağa on zira' mikdan
kaldığı mahalden baş çavuş kesdirüp altı kalın
duvar çıkmakla ateş teşkin oldu. Ve ilâ müşkül
olurdu. Müelllf-i hakir zümre-i
bostaniyandan
olduğumuz hasebiyle hidmette hazır ve ol virate^ hevelnak-i İbretnümaya nâzır İdim. Tar£if-ı
padişahiden azim lûtfa mazhar olduk. V e müceddeden tamirine ferman sadır olup
Karaağaç
S ah ç es «'«e ve bir aydan sonra Ü s k ü ­
d a r S a r a y ı'na naki u t ^ r i f buyurdular.
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
lan, ezcümle I . A h m e d , i b r a h i m ,
IV. M e h m e d, I I I . A h m e d , I I I .
g e i i m bu T e r s a n e B a h ç e ve
k a s r ı'yİ6 yakından alâkadar oldukları
muhakkaktır. Evail-i Muharrem 1088 ta­
rihinde
E d i r n e'den
sayd ü şikâr
ederek debdebe ve tantanayla
İstanb u l'a gelen A v c u M e h m e d doğ­
ruca T e r s a n e K a s ı r ve B a h ­
ç e s i'ne inmeyi tercih eylemişti'". Keza
H. 1090 senesi içinde I s t a n b u l'a ge­
lişinde İ s t a n b u l esnafının G a 1 at a'da toplanarak önünden fevc fevc ge­
çişlerini mezkûr bahçe hariminde bulu­
nan K a f e s l i
K ö şk'ten
seyreylemişti''. Hatta Ş a h i n adlı bir mahir
canbazm 1091 Muharremi başında T e r ­
s a n e B a h ç e s i yakınında bulunan
Ş a h k u 1 u İskelesi ile F e n e r k ap u s u kulesine denizaşırı kurduğu ipler
üzerinde yaptığı hünerleri hep 'bu bahçe­
nin köşkünden temaşa etmişti''^ Zamanın­
da T e r s a n e B a h ç e s i n d'e vu­
ku bulan bir tamir faaliyeti ise azmsamamak gerekir. 5 Şevval 1078 tarihinde
Davudpaşa, Kandilli
İstavr u z , B e ş i k t a ş ve K â ğ ı d h a n e'de vaki' E m i r g û n e o ğ l u
Bah­
ç e l e r i 'nde yapılan bu tamirde T e r ­
s a n e B a h ç e s i'nde V a l i d e S u l ­
t a n , hazine, kiler ve ağa odalariyle ba­
zı hamamların sakfiarı ve müteaddid kı­
sımları tamir ve termim edilmiş ve mas­
raf olarak ta takriben 161148 akçe kadar
bir meblâğ harcanmıştı
Müteakıb de­
virlerde dahi az çok devam ettiğine şahid olduğumuz başka bir tamirde ise,
Tersâne K a s r ı
kurbünde vaki
tersâne-i âmire gözleri ardındaki kurşun­
ları, kasnn önünde bulunan duvarlar ye­
niden yapılmak üzre keşif ve Sermimaran-ı hassa H ü s e y i n
Ağa'nm def•^eri mucibince lüzumlu para hazineden
alınmak suretiyle tesviye edilmişti" 25
Silâhdar
tarihi,
1, 660.
Aynı eser, 1, 728.
" Keza, 1, 730.
"•'^ Kuynddt
Tamirat
S. 312.
defteri,
defteri,
Maliye D. T. 4445, 74.
Maliye defterleri tasnifi,
163
S. 1111 Bundan bir yıl sonra
Ü s k üd a r B a h ç es i'nden buraya vuku'
bulan bir göç sırasında yeni bir tamirin
yapıldığına şahid olunmaktadır ''•. Niha­
yet K a r a d e n i z
sahillerinde bulunan
kadılarla iskele zabitlerine yazılan bir hü­
küm suretinden anlaşıldığma göre T e rs â n e B a h ç e s i'nde yapılacak bir
tamir için lüzumlu kerestenin tedarikinde
sıkıntı duyulmağa başlandığını ve bunu
Tophaneli A h m e d R e i s i n çekleve
sefinesiyle o havaliden ebniye-i hüma­
yuna mahsus iyi cins keresteden bir mikdarmın temini suretiyle giderildiğini gö­
rüyoruz '••. T e r s â n e
K a s ı r ve
B a h ç e s i'nin asıl ehemmiyet kazan­
ması I I I . A h m e d devrinde olmuştur.
Selâmlığıyle maiyeti erkânının oturacak
yerleri olmadığını gören padişah, burada
1139 (M. 1726) da yeni ilâveler yaptır­
mıştı. Böylelikle havaca son derece lâ­
tif olan bu bahçenin mevcud hadaik-i has­
sa arasında bir pırlanta haline geldiği bi­
le söylenir''. İşte I I I . A h m e d
tara­
fından geliştirilen bu
T p r p â n e
B a h ç e ve K a s r ı ; I I I . S e l i m
ve I I . M a h m u d zamanlarında daha
ziyade tadilâta uğramış bulımmaktadır.
K ı r ı m'ın R u s y a'ya ilhakı ve Ş ah i n g i r a y'ın hanlığa iclâsı da bu bah­
çedeki kasırda imzalanmıştı.
Karaağaç Bahçesi :
Şimal rüzgârları sayesinde iktisab et­
tiği emsalsiz letafet ile padişahlar üzerin­
de büyük bir rağbet ve tesir uyandıran
«5
A y m defter, 3992, S. 336.
<•<•' Vesika metni aynen şöyledir : "Bu defa
tamiri fermanım olan ters&ne-i ânıirem bağgesine iktiza eden ecnas kerestenin
keresteciler­
den mubayaasında üsret olmaktan nâ§i Topha­
neli A h m e d
R e i s'in çekleve sefinesiyle
ancak
ebniye-i hümayunum
içün iktiza eden
ecnas kerestenin Bahr-1 Siyah câniblnde vaki' is­
kelelerden Asitane-i saadetim
tarafma nakline
mUmaneat olunmamak içün emrim sudurunu divan-ı âlişanım hacegânmdan olup halâ şehremi­
ni olan M e h m e d
aızuhaliyle i.slid'a eyleıiiiğl ecilden vechl meşruh üzre amel olunmak ba­
bında fermanm sâdır olmuştur. Evail-1 Ş. 1167
MiUiimme defteri, No : 156, S. 165".
« • Ç e l e b i z â d e
A s ı m , Tarih,
S. 427.
MUZAFFER ERDOĞAN
164
İ s t a n b u l bahçelerinden birisi de
S ü d 1 i c e'deki K a r a a ğ a ç B a h ­
ç e s i idi. D e f t e r d a r z â d e î b r a h i m P a ş a'nm daha evvelce mülkü
iken mevki ve manzarasmm letafetiyle IV.
M u r a d üzerinde tesir bırakmış, onun
sık sık ziyaret ettiği yerlerden birisi ol­
muştu. O, binlerce erbab-ı teferrücün ka­
yıklarla K â ğ 1 d h a n e'ye koşuştukla­
rını buradan seyrederdi. Hatta onun bura­
da 1083 (M.1672) tarihinde bir kaaır bina
ettiğini biliyoruz.
Deniz kenarında
K a r a a ğ a ç K o r u s u'yla çevrildiği
zikredilen bir saray, bu bahçenin belli baş­
lı kısımlarını teşkil ediyordu." Elimizde
mevcud bulunan tarihî kayıdlara göre
K a r a a ğ a ç B a h ç e s i'nde ilk mev­
zii tamire 1112 tarihinde başlandığı tah­
min olunabilir. Bu tamir mezkûr bahçenin
harem kısmında yıkıhnası dolayisiyle fer­
man ile tamiri emrolunan bir duvann
11428 kuruş ile yapılmıştır. ">
K a r a a ğ a ç B a h ç e ve Y a i ı s 1 asıl büyük rağbet ve ilgiyi III. A hm e d devrinde idrak etmiştir. Muhtelif
bölümlerinde 1116 tarihinden 1120 yılına
kadar muhtelif fasılalarla yapılan tamir
ve termim faaliyeti bunun bir hakikat ol­
duğunu göstermektedir. B a ş v e k â l e t
A r ş i v i'nde bulunan bir tamirat ve in­
şaat defterinde görüldüğüne göre " takri­
ben 1116 senesinde vuku' bulan bir ta-
«s E v l i y a
409 - 410.
Çelebi
Seyahatname, 1,
6» Şeyhülisim E b ü s s ü u d
Efendi'nin bahçesinin ' K a r a a ğ a ç
Y a l ı s ı'na
muttasıl olduğu, çam agaçlariyle ve bülbüllerle
süslü bir hadika-i ferahfeza bulunduğu ve meş­
hur tefsirini bu lâtif ve zarif bahçede telif ettiği
söylenir.
S ü d 1 i c e iskelesinin
Kara­
a ğ a ç tarafında ve sahilde bulunan S o k u l lu M e h m c d P a ş a y a
aid olup bllahU
j-e yanan yalı ile meyve ve çiçeklerle dolu bah­
çesi de burada bulunuyordu. Bundan başka
K a r a a ğ a ç
B a h ç e s i'ne bitişik bir de
Koca
Y u s u f
Efendi bahçe ve yalısı var­
dı.
'» Tamirat de/teri, MaUye defterleri tasnifi,
3992, S, 339.
" Maliye defterleri tasnifi, No : 1655, S. 2-3.
miratta bahçe-i hümayunun bazı mahal,
leri tamir ve termim ve bazı mahalleri igç
yeniden bina buyurulması ferman olun­
muştur. Bunun üzerine muhtelif ecnas ve
eb'adda kerestelerle enser (demir çivi),
boya, kurşun ve levazımat-ı saire mubayaa
edilmiştir. Ezcümle haremde ve dışarısın­
dan ağa odalarına, iskelelere ve bahçenin
parmakhklanna kestane, ıhlamur, gürgen,
çınar gibi cinslerde levhalar, çubuklar, di­
rekler, topaçlar, taban ve tavan tahtalai ı
ve saire kullanılmıştır. Enser olarak iso,
dokuz kalem ecnas demir çivi alınmış vo
bahaları ödenmiştir. Harem ile taşra ağa
odalarındaki kapı, pencere, çam çerçivelere kuUablı halkalar, maymuncuklar, buğlular, kuUablar, kabaralar gibi mütenevvi
çilingir mühimmatı mübayaa edilmiştir.
Yine aynı mahallerde doğrama pencere
kanatlariyle kapılar, çerçeveler, trabzan1ar ve saire vaz'olunmuştur. Boya olarak
sülüğen tutkal, çamsakızı, rugan, zırnıh
ve lâhûrî kül ve siyah renkli boyalar isti'mal edilmiştir. Haremde hünkâr ile dev.
letlû efendinin divanhanelerine muhtelif
ecnasta perdeler yaptırılmıştır. Harem­
deki hamam ve çeşmelere lüleler konul­
muştur. Bu esnada çalışan dülger, nakkaş,
hamamcı, taşçı, sıvacı ve saireye de üc­
retleri tediye edilmiştir. Bütün bu masra­
fın tutarı olarak 12400 kuruş harcandığı
görülmektedir. Yine takriben H. 1116 ta­
rihlerine doğru mezkûr bahçede vuku' bu­
lan bir tamirat sırasında saraya gelen su
yollariyle harem ve dışarıdaki dolablann
kurşun, beziryağı, taşkireci, künk, boru,
pamuk, kenevir, tuğla, horasan, çubuk,
levha, çivi, zift, kireç, tulum, çuka, kirpas
gibi mühimmatı bahaları verilerek müba­
yaa olunmuş ve bunların amele ve ustala­
rına ücretleri tediye edilmiştir ki, bu meb­
lağ aşağı yukarı 14773,5 kuruş kadar tut­
maktadır. Keza aynı tarihlerde mezkûi'
bahçede hünkârın odasından hamamına
kadar yeniden bir dehliz bina olunmuş ve
bu inşaat sırasında ıhlamur taban tahtalariyle levhalar, çiviler, sülüğen, tutkal,
yağlar ve muhtelif renklerde boyalar kul­
lanılmıştır. Bundan başka kiremid ve alÇi
isti'mal edilmiş, kafesler yapılmış, muhte­
lif ecnasta mefruşat malzemesi de ele alın-
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
^ ş t ı r . F a z l a olarak 2 Ziltıicce 1116 dan
22 Zilhicce 1116 ya kadar K a r a a ğ a ç
B a h ç e s i'nde Darü's-saade ağası ma­
rifetiyle yeniden şehnişinli oda ve bu oda­
ya munsab oda ve havale perdeleri ve tah­
ta perde ve ağalar kapusu önünde taş mus­
luklar ve üzerine sundurma ve etrafına
tahta perde ve musluğa cereyan eden
su yolları inşa edildiği görülmektedir. Bu
esnada ise, muhtelif ağaçlardan levhalar­
la çiviler, çilingir ve doğramacı mühimma­
tı kullanılmış ve sülüğen, aşıboyası, tut­
kal, zcncefre, ruganı zift, mermer ve saire
ile çeşidli renklerde boyalar, küçüklü bü­
yüklü camlar, keten, kenevir, pamuk, mer­
mer, horasan, künk, tuğla vc saire isti'mal
e d i l m i ş t i r . A y n ı veçhile
Karaağaç
B a h ç e s i tarafında vaki ağaçlar için­
de vaki çeşmenin Dar'üssaade ağası ma­
rifetiyle 22 Zilhicce 1116 da tamir gördü­
ğüne şahid olmaktayız. Bu tamir sırasın­
da ise, yeniden künklerle taşkemerler ve
kaldırımlar yapılmıştır. Kullanılan mal­
zeme ile taşçı, suyolcu, kayık ve hamaliye
masrafı olarak ise, cem'an 6108 kuruş
sarfolunmuştur.
Yine zikrettiğimiz bu
defterden öğrendiğimize göre 6 Muharrem
1118 tarihinde K a r a a ğ a ç
Bahçes i'nde devletlû sultanın yalı tarafında va­
ki fevkani odasına munsab olmak üzere ve
ağalara ayrı ayrı olarak camekâniyle, külhaniyle ve suyollariyle yeniden kârgir bi­
rer hamam yaptırılmıştır. " Keza ajmı se­
nenin safer ayı sonlarına doğru (22 Safer
1118) K a r a a ğ a ç
B a h ç e s i'nde
hünkâr odasına munsab bir hazine odasmm yeniden bina olduğunu görüyoruz.
Bundan başka 22 Şevval 1118 ilâ 4 Safer
1119 tarihleri arasında
K a r a a ğ a ç
B a h ç o s i'nde haremde yeniden bir ta­
mirat faaliyeti r^öze çarpmaktadır. Bu es­
nada yeniden bina olunan kameriyelerle
tahta perdelere, iki aded hazine odasına,
•îârgir hamama, limonluğa, su dolabı çarhlanna ve sair iktiza eden mahallerin ta"-• Tamirat • inşaat defteri.
"•"asnifi, No : 165.5, S. 4.
Aynı defter, S.
Keza, S. 7.
Keza, S. 8 - 9 .
" Keza, S. 10
165
mirat ve termimatma muhtelif inşaat mal­
zemesi harç ve sarfolunmuştur." 10 Zil­
kade 1118 ile 4 Safer 1119 tarihleri ara­
sında ise K a r a a ğ a ç
bahçesi,
kurbünde biı- hasahurun tamir ve termimine çalışıldığı görülmektedir. Bu hasahırdan başka baltacılara, kahvecilere,
helvacılara, aşçılara, kozbekçilere tamir
ettirilen bir de kiremithane görülmekte­
dir.
K a r a a ğ a ç
S a r a y ı ve
B a h ç e s i'nde 1119 yılı içinde ise, baş­
lanılan tamirata devam edildiği muhak­
kaktır. Şöyle ki, haremde yeniden hazine­
dar ağaya odalarla hamam, nöbethane, ve
tahta perde yapılmıştır. Ayrıca kazıklar
tecdid edilmiş, tahta kaplaması yapılmış
ve yeniden çıkma ile bazı mahallerin teb­
dil ve tağyiri tamamlanmıştır. Bu esnada
kullanılan çeşitli inşaat malzemesiyle ame­
le ve sanatkârlara ücret olarak toptan
285781 kuruş ödendiği görülmektedir. Aynı bahçe ile Y u s u f
Ef e n d i Bah­
ç e s i'nde ve kiremithanede 26 Muharrem
1119 a kadar yapılan muhtelif tamirat
faaliyeti manzur-ı hümayun olduktan son­
ra, yeniden mezkûr bahçelerde inşaat faa­
liyetlerine şahid olunmaktadır. Ezcümle
K a r a a ğ a ç B a h ç e s i'nin harem kıs­
mındaki kasra nakışlı ve bez perdeler teda­
rik edilmiş, iki aded çeşmeye borularla ka­
ba ve mutena hasırlar döşenmiş ve deniz
kenarındaki iskelelere babalariyle trabzanlar ilâve edilmiştir.'" Bundan başka 14
Safer - 15 R. evvel 1119 tarihleri arasın­
da mezkûr bahçede harem ağalariyle bal­
tacılara, aşçılara ve hasahırlıya ayrı ayrı
çeşmeler yapılmıştır. Bu çeşmelerin ara­
sına döşenilen künkler ile çeşme ayakları
deniz kenarına verilmiştir. "> Keza aynı
bahçede Valide Sultanın yeni odasına ve
köşküne Şa'ban 1119 içerisinde döşenmek
üzrc perde, yastık, boğası, çuha, bez, min­
der, atlas gibi muhtelif eşya bulunan mef­
ruşat malzemesi mübayaa edilmiş ve bedel
olarak toptan 401248 kuınış tediye edilmiş­
tir. "
Maliye defteıleı i
Keza,
Keza,
• o Keza,
f Keza,
^> Keza,
S. 22.
S. 23.
26-27.
S. 28.
S. 33 - 34.
166
MUZAFFER ERDOĞAN
K a r a a ğ a ç B a h ç e ve S a-,
r a y ı'nda enderon agalaruun da yahlan
olduğu anlaşıhnaktadır. Filhakika 3 Zil­
kade 1119 ilâ 5 R. âhir 1120 tarihleri ara­
sında bu yah ile hünkâr odasında, kasr-ı
hümayımda, hasoda ve sair mahallerde
yeniden inşaat hareketleri vuku' bulmuş
ve bu esnada mütenevvi ecnasta kereste
ile mismar, çilingir mal^mesi, bo}ralar
ve sair eşya kullamlnuştır. İşçi ve usta
ücretleriyle bu-likte cem'an 1520809 ku­
ruş sarfedilmiştir. Keza mahall-i mezbur^
da hünkâr odası ile hırka-i şerif odasma
ve misafir odalanna Uşak hahlan, astar­
lar, kilimler, basurlar mübayaa ve ferşe
dihniş ve bedel olarak ta 1592231 kuruş
harcamnıştır. »». 6 B. Ahir 1120 tarihinde
K a r a a ğ a ç B a h ç e s i'nde hırka-i
şerif odasma ahnan acem keçesiyle diki­
len sair kapı perdeleri ve bez pencere per­
deleri bedeli olarak ise, toptan 25680 ku­
ruş ödendiğini görüyoruz»». Bütün bun­
lardan başka hadika-i hassadan K a r a ­
a ğ a ç B a h ç e s i verasmdaki mmtakamn ağaçlandmhnası düşünülmüş ve
î z m i t'ten kereste emini vasıtasiyle
ıhlamur, karaağaç, meşe, dişbudak, gür­
gen, çmar ve saire gibi ağaç fidanlarmm
82 Keaa, S. 86 - 37.
8> Keza, S. 42.
Si Evahlr-l Şevval 1188 tarihli olaA bu hü­
küm aynen şudur : "Hassa bostancıbasıya ve
t z n i k m i d'de kereste eminine hfUrthn W,
HadJka-i hassadan K a r a a ğ a ç bahçe-1 hü­
mayunumun verasmda vaki" damea4 cebele envs-ı ejcar g a ı s ve terbiye İle ihzarına Irade-l
aliyem teallûk eylediği cihetten omundan Mfayet mikdan agac fidan tedarflk ve mahall-i
mezkûre gan ohnmak içfln seri'an naU tt İrsali
fetnaıum «ı«wW* imdi İcab eden bohalaılyle
Ucret-i nakliyeleri yedinden verihsdc ve heıUri
mukaddem İhraç ve irsâl olunduğu veçbüe İki­
şer ve üçer yılhk olup garsolundukta terbiye ve
liema kabul edisr ıhlamur ve karaağaç ve mlşe ve dişbudak ve gürgen ve cmar ve sair bun­
lara mUşabUı ağaçların fidanı oUnak üzere t zn i km i d ve ol havaliden yatauz beş Wn aded
ag&c fldam tedarOk ve mübayaa ve t z n 1 km 1 d kayıklarına vaz' ve ceste ceste boetancıbaşı mumaileyhe irs&l ve teslim ohmnp hin-i tek­
milinde bahaJariyle Ucret-1 nakliyeleri tarafmdan veribnek için fidanlann ecnas tasrlhlyle def­
ter ve defterinin der-i devletmedanma İreal ey­
lemen babmda.)
göndmlmesi istenmişti »•. Bütün bunlar­
dan başka Başvekâlet Arşivi'nde K ar a a ğ a ç S a r a y ı üe K â g ı d h a n e K a s ı r l a r ı'nın Hassa b a ş mlman H a f ı z İ b r a h i m
tarafın­
dan tasdik edUmiş, 13 C. evvel 1190 ta­
rihli tamirleri keşfini havi bir tarihî ve­
sikaya daha rastlanılmaktadır
K a r a a ğ a ç S a r a y ı ve B a h ­
ç e s i Ü ç ü n c ü S e l i m zamanına
gelinceye kadar padişahların bahar ve
güz mevsimlerinde buraya göçetmeleri
dolayisiyle hemen hemen mamur denile­
bilecek haldeydi. Fakat bu tarihten son­
ra itibardan düşmesi yüzünden harabe
jniz tutmuştu. Sultan M a h m u d
Kâğ ı d h a n e'nin tecdidine karar verdi­
ğinde lüzumlu inşaat malzemesinin mühim
bir kısmı buradan tedarik edilmişti. Niha­
yet 1242 Muharreminde Asakir-i Mangure-i Mubammediye için bina olunan k ı ş ­
lalara, duvarlarının bakiyelerinden müte­
şekkil bulunan mütebaki taşlar da ahnarak yeri boş bir arsa haline gelmişti
Koca Yumf Efendi Baheeri :
Karaağaç B a h ç e s i
bitişi­
ğinde
Şeyhülislâm
E b û s s u u d
E f e n d i'nin çam ağaçlariyle süslü ve
bülbüllerle dolu bahçesüiden ve
Sokull u M e h m e d P a ş a'ya aid olup
meyva ağaçlan ve çiçek saksı ve tarhlarîyle müzeyyen hadikasmdan başka yakımnda bir de K o c a Y u s u f
Yalıs ı'yle B a h ç e s i'nin bulunduğunu g ö ­
rüyoruz. Bu K o c a Y u s u f
Efend i hakkında bugün için tatmin edici bir
bilgimiz yoktur. Ancak Başvekâlet Arşi­
vi'nde rastladığımız bir tamirat - inşaat
s s C e v d e t - Saray T . Mo : 5645. K ar a a ğ a ç B a h g e s l'yle ilgili otanak ü z r e
mezkûr bahge civarında eski humbarahane m a ­
halline inşa olunan has ahır ile cebehaneler ye­
rinde has matbah ve nöbet ahırl&n y a p ı l d ı ğ ı m
söylemeUyIz. Bunu 12 Safer 1149 tarihU olup
baasambaan M u s t a f a ' n ı n i m z a s u u b a v i b u ­
lunan bir keşifbâmeden öğreniyoruz : Cevdet,
Saray Tasnifi, No : 3603.
«8Hüseynl-i A y v a s a r a y i ,
dikam-Oewme, 1, 802 - 308.
Ha'
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
defterinde^' yahşiyle bahçesine aid bazı
jmar faaliyetlerine rastladığımızı söyle­
meliyiz. Mezkûr defterden öğrendiğimize
göre darü's-saade ağası marifetiyle 17
Zilkade - 23 Zilhicce 1116 tarihleri ara­
sında verilen bir ferman mucibince K oca Y u s u f E f e n d i
Y a l i s ı'nda
bir tamir yapılmıştır. Bu esnada yalının
odalariyle hamamları, duvarları ve sair ik­
tiza eden mahalleri gereği gibi tamir edil­
miş ve muhtelif cins kerestelerle çeşitli
mevad ve malzeme kullanılmıştır. Ayrıca
beccarlar ile nakkaş, camcı, suyolcu, ha­
mamcı, sıvacı ve sair sanatkârlar çalış­
mıştır. Bundan başka zikrettiğimiz bu
bahçede deniz kenarında 12 Zilkade 1118 26 Muharrem 1119 tarihleri arasında bir
kasr-ı hümâyûn bina olunmuş ve kilerliye,
seferliye, teberdarana üç aded koğuş odasiyle tetîmmatı bina olunmuştur. İlâve
olarak da bu sırada hırka-i şerif odasiyle
oda-i has ve hazineli odası meremmatı ic­
ra edilmiştir. Ayınca hazineli odasına ye­
niden kenifeler ilâve ile sair mahallerin­
de muktazi bazı tamirler de unutulma­
mıştır.
K a r a a ğ a ç
B a h ç e s i'yle
'Yusuf
E f e n d i B a h ç e s i'ndeki
ve kiremithanede 26 Muharrem 1119 a
kadar yapılan tamirat faaliyeti manzur-ı
hümayun olduktan sonra yeniden mezkûr
bahçede inşaî faaliyetlere rastlanılmak­
tadır. Ezcümle Y u s u f
E f e n d i
B a h ç e s i'nde 9 Safer 1190 dan itibaren
kasra mutena ve kaba hasırlar döşenmiş,
tarafeyne çiçeklik olmak üzre çakıl ve
tuğla tarhlar yapılmış ve deniz kenarında
iskeleler ve kazıklar mahallinden çıkarılıp
geriye çekilmiş ve keza deniz kenarında
babalarla parmaklıklar ve payanda ve
demirler ve kilerliye sundurmah ve iki
kemerli ocaklar eklenmiş, hazineli oda
büyültülerek önüne tahta perde vc sefer­
di odasına tahta döşeme ile diğer odalara
raflar ilâve edilmiştir. Rikâb ağalariylc
haseki ağaya ve kapıcılara lüzumlu mih
tarda diğer odalar bina ile sair önemli
yoricr tamir olunmuştur. Yine K a r aMaliye Defterleri
S - 7, 24 - 25 ve 26 - 28.
Tasnifi, No
: 1655,
S.
167
a ğ a ç B a h ç e s i'yle birlikte olmak
üzre 14 Safer - 15 R. evvel 1119 tarihleri
arasında Y u s u f
Efendi
Yalıs ı'nda enderun ağalan için yeniden bir
kârgir kemer çeşme bina edilmiş ve sakıflariyle suyolları, kurşunlar ve kurşun
borular döşenmiştir. Maalesef X V I . asır­
dan itibaren tetkik ettiğimiz mevacib def­
terlerinde hasbahçeler arasında ismine
rastlayamadığımız
Koca
Y u s u f
Efendi
B a h ç e s i ile yalısının ba­
nisi gibi tesisi tarihi ve âkibeti de mevcud meçhullerimiz meyanında kaydedil­
mesi icab eder.
Beşiktaş BtOıçesİ :
Evliya Çelebi Beşiktaş'ta bulunan bahçe ve mesirelerden bah­
sederken B e ş i k t a ş B a h ç e s i'nin
II. B a y e z i d zamamnda paşa yalısı
olduğunu, sonra padişahlara geçtiğini ve
böylelikle bir bağ-ı İrem haline geldiğini,
kat kat kaalarla ve şahnişinlerle süslen­
diğini, fakat o kadar vasi' olmadığını söy­
ler " Filhakika D o l m a b a h ç e'den
az ileride K ü ç ü k A r a b
Iskesis i yakınında bulunduğunu tahmin etti­
ğimiz bu bahçe mahallinin n. B a y ez i d devrinde K a p d a n P a ş a Y a ­
l ı s ı
olarak tanınırken bilâhire C ağ a l o ğ l u Y a l ı s ı adını almış ve bu­
nu müteakiben padişahlara intikal ede­
rek Osmanlı sarayının hasbahçeleri ara­
şma girmişti. Bu bahçenin asıl bahçe kıs­
mı hakkında bugün için esaslı bir bilgiye
malik olamadığımız halde sahil saray
kısmı hakkında tarihî vesikalarda ve Os­
manlı tarihlerinde bazı dağınık kayıdlara
rastlamak kabil olmaktadır. Ezcümle bu
sahilsarayda doğan Osmanlı padişahların­
dan I. A h m e d'in burada yedi kub­
beli bir köşk yaptırdığını, fakat kendisine
bunun sefasını sürmek bir türlü nasib ol­
madığını biliyoruz. Bundan başka Onyedinci asn- başlarında burada çıkanlan
lâtif bir suyun fiskıycli ve şadırvanlı ha­
vuzlara döküldüğü de mevcud bilgilerimiz
arasında sayılması icabeder
IV. M e hScıjalıatnâmc,
w E r e m y a
S. 43.
Cild 1, S. 448-449.
Ç e l e b i , İstanbul
Tarihi,
MUZAFFER ERDOĞAN
168
m e d devrinde (1071 R. evveli) yukar­
da adını zikrettiğimiz C a ğ a 1 o 1 1 «
nam mirî, sarayın denize nâzır kârgir
harem duvarı ve üzerinde olan kurşun ör­
tülü köşkten gayri bilcümle harem dairesi
temelinden yıktırılmış, aixUnda olan yol­
dan ve saraya mülhak olan bostandan bir
hayli yer alınmak suretiyle yeni bir saray
yaptırılmıştı. Bundan başka hasoda önün­
de deniz kenarmda taş kemerler üzerine
oturtulmuş bir kasrın binasına beşinci ve­
zir K a r a i b r a h i m P a ş a ne­
zaretinde başlanılarak, takriben onaltı ay­
da tamamlanmıştı. Keza harabe yüz tu­
tan hazine, kiler ve zülüflü baltacı daire­
leri de yeniden tamir olunmuştu. Bu es­
nada başgösteren susuzluk ise, D o 1m a b a h ç e üstünde ve eski zindan yakznmda inşa edilen iki büyük mahzen vasıtasiyle G a l a t a s a r a y'dan ahzedilmişti. Ayrıca buradaki bostanlık dahi
cirid meydanlığı için temizlendikten son­
ra Receb ayı ortalarında Osmanlı hüküm­
darım Ü s k ü d a r B a h ç e s i'nden
buraya göç ettirmek kabil olmuştu. "
Tarihî vesikalardan öğrendiğimize göre
IV. S u l t a n
Mehmed
devrinde
Bağçe-i Hassa'dan olan B e ş i k t a ş
B a h ç e s i'nde bu tamir faaliyetine
yine devam edilmekte idi. 5 Şevval 1078
tarihli siyakatla yazılmış bir tarihî kay­
da göre D a v u d p a ş a , T e r s a n e ,
K a n d i l l i , i s t a v r o z , ve K â ğ ı t h a n c'de vaki
Emirgûneoğlu
B a h ç e l e r i ile birlikte B e ş i k t a ş
B a h ç e s i'nde dahi bir tamire lüzum
görülmüş ve bostancıbaşı
Mu s t a f a
vc Başmimar M u s t a f a Ağalar ma­
rifetiyle burada kârgir duvarlarla bos­
tancı odaları vc mescid tamir edildiği gi­
bi, matbah ile sair yerin sakıflan 200740
kuruş sarfiyle termim olunmuştur»' î st a n b u 1 Kadısı ile Baş defterdar kay­
makamına ve kadısına,
Midilli,
H a 1 e b kadılarına ve Y a v a cizyedarı H a s a n ile R u m e l i kıbtiyan nâzın S i y a v u ş'a, koyunemini
••"> Smiıdar
Tarihi, 1, 732.
»1 Kuyudat detteri, Maliye defterleri tasnifi,
No : 4445. S. 74.
A h m e d'e, D i v r i k i cizyedarına ya­
zılan müteaddid emr-i şerifler, bize, bunu
ifade ve aksettirmiş bulunmaktadır. Bu
arada Y a v a cizyesi malinden dört yük
akçenin tedariki ile bina mübaşiıine tes­
limi için i s t a n b u l Kadısına ve momalik-i mahrusa de Y a v a cizyesi
cem'ine memur olan H a s a n'a
Ru.
m e 1 i kıbtiyan cizyesi malinden üç yük
akçenin aynı veçhile bina mübaşirine tes­
limi için nâzjr olan S i y a v u ş'a » - koyun mukataası malinden iki yük akçe içi»
koyuneminincMidilli
mukataası
malinden iki yük akçe için mezkûr mukataa eminine
D i v r i k i cizyesiykmukataası malinden keza iki yük akçe­
nin serian temini için onları üzerine alan
şahsa ^ ve nihayet H a 1 e b Gümrüğü
mukataası malinden beş yük akçenin da­
hi H a 1 e b kadısiyle H a 1 e b muhassılı I b r a h i m'e hükümler yazıl­
mıştı"'. Yine bu cümleden olmak üzrc
A v c ı M e h m e d devrinde (1091 yılı)
B e ş i k t a ş B a h ç e s i bina-yı hü93 Kuyud-ı Beravat ve Ahkâm-ı ş i k â y e t def­
teri, Maliye defterleri tasnifi, No : S774, S. 198.
»» Aym defter, S. 198.
»« Keza. S. 199.
Keza, S : 199.
»6 Keza, S. 200.
9» Biz yazılan bu emr-i geriflere bir örnek
olmak Uzre ancak bir tanesinin tam metnini vcı-ecefiz : H a 1 e b
Kadısına ve H a 1 e b
Muhassılı t b r a h i m'e hüküm ki, H&lâ mahrûse-i İ s t a n b u l
kurbünde olan bahçe-i
hassadan tamiri femianım olan Beglktaş B a h ç e ­
si İçin, sen ki muhassıl-ı emvalsin, uhdende olan
H a 1 e b gümi-üg-ü mukataasmm 1075 .senesi
malinden beş yük akçe tayin olmakla meblâğ-1
mezbunı emr-i şerifim vardığı gibi tedarik idüp
ve kiseleyüp ve mUhUrleyUp irsâl olunan mübaşire virüp mutemedaleyh
âdemlerinle bervech-i
tacil ftsiUne-i saadetime irsâl ve bina mübaşi­
rine teslim ittUrüp ve temessUk a l d ı n p hüccet
ittüı-esln deyü fermamm olmuştur.
Büyürdüm
ki hükm-i şerifimle vardıkta amel idüp dahi k a f a
tehir ve tevckkuf eylemeyüp meblâg-ı mezbunı
emrim vardığı g:ibi tedaıUk idüp ve kiseleyüp
mUbaşir-i mezbur ve mutemedaleyh âdemlerinle
gayet sür'at ve isU'cal İle mahruse-l
İ s t a n b u l-a iı-sâl ve mübaşirine teslim Ittürüp ve tcmessük aldump ve hüccet Ittürüp alup hıfzeylcyesln ki hin-1 muhasebede ibraz oluna. 7 Rama­
zan 1075.
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
mayunun sermimaran-ı hassa
İ s m a i l
ğ a marifetiyle başka bir tamirine da­
ha rastlanılmaktadır. Buna aid varidat,
ihracat, iicarat ve mesarifatı saire hisabları ise şehremini olan Elhac
M u s a
Efendi
marifetiyle tanzim edilmiş­
tir". II- M u ş t a f a devrinde B eş i k t a ş B a h ç e s i kasrında vuku'
bulan diğer bir tamir sırasında çini kap­
lama ameliyesine tcvcscül edilmiş ve bu­
nun için lüzumlu kâşilerin örneğine uy­
gun olarak imali ve irsali hususunda 1 zn i k kadısıyle İ z n i k'tcki kâşicibaşıya hitaben emir verilmişti "•' 1116 sene­
sinde III. Ah m ed'in saltanata cülûsu
başlannda 1 s t a n b u l'daki hadaik-i
hassada ve bu meyanda
B e ş i k t a ş
Y a 1 1 s ı'nda mevcud olan mefruşat ve
evaninin tadadı ferman olunmuş ve bu işe
eski bostancıbaşı A l i A ğ a ile bos­
tancılar yazıcısı ve baş muhasebeden bir
itâtib memur kılınmıştı. Bu hey'etin yap­
tığı eşya tahririni havi müfredat defte­
ri "", bize, o tarihlerde
B e ş i k t a ş
Y a 1 1 s ı'nm müştemilât ve teferrüat-ı
mütemmimesi hakkında da bir fikir vere­
bilir. Ezcümle leb-i deryada bir kasr-ı
hümayunile bunun yakınında bir kış oda­
sının, tahtanî bir divanhanenin, ca­
mekânlı bir odanın, hasodanın, bir kur­
şunlu kasrın, padişaha mahsus kâşili bir
oda ile yine kâşili ve bahçeye r.âzır bir
odanın, tavam çinili soğuk ve sıcak camekânların, havuz kenarında ayakh bir tah­
tın, havuz ile denize nâzır camlı birer kastcmca-i muhasebe defteri.
leri tasnifi, No : 770.
Maliye
defter­
7 Şa'ban 1111 tarihli olan bu cmr-i şerifte
Söyle denilmektedir : B e ş i k t a ş Bahçesinde olan
kasr-ı hümajıınumun noksan olan kişileri irsâl
olunan nümımcye göre yapıUıp
iı-s&l olunmak
Uzre fermanmı
olup henüz iısâl ohınmamakla
mu^addima f e m a n olunan k&şiler ve bu defa
saray-i cedid-i âmiremde olan mahallerin dahi
iktiza eden 200 aded kâşileın gönderilen nümu"^ye göle bir gün evvel ve bir saat mukaddem
numuneden bir mahallinde mugayiri olma'"ak üzre yapturup bervech-i mUsareat irs&l eyfmniz babında f e ı m a n ı m olmuştur. İznik K a '*>na vc çiniclbaşıya hitaben emir verilmiştir.
Müfredat defteri,
Maliye defterleri tasNo : 4763, S. 13-15.
169
nn, atik kâşili bir odanın, valide sultan
ile haseki sultan, kethüda kadın ve darü's-saade ağası odalarının ve haremdeki
bir cami'in adları kaydedilmiş bulunmak­
tadır. I I I . A h m e d'in ölümü üzerine
B e ş i k t a ş S a r a y ı'nda yarıda ka­
lan genişleme faaliyetine, eskidenberi
mevcud olduğu kuvvetle muhtemel olan
çinili köşk hariç olmak üzre, Birinci Mahmud devam etmişti. Kısmen 1766 yılında
vuku' bulan şiddetli bir zelzele ile vc kısmnn müteakıb devirlerdeki bazı mühim
sayılabilecek lodos fırtmalariylc hasara
uğradığına şahid olduğumuz
Beşik­
t a ş
S a r a y ı İtalyan seyyahı F r .
G e m e 1 1 i'nin ifadesine göre Boğaz sa­
hilinde bazı ahşab daireleri havi olduğu­
nu, büyült bir bahçe ile servi ormanı için­
de bulunduğunu kabul etmek gerekir
Has bahçeleri ve kasr-ı hümayunları bü­
yük bir gayret vc zevkle onarıp süsleyen
I.
Ma h m u d'dan sonra bilhassa I I I .
S e l i m yaz aylarını, kendisinin de bazı
tesis ve ilâveler jraparak bü3mlttüğü bu sahilsarayda geçirdiğini biliyoruz. I I I . S e1 i m'i takib eden IV. M u s t a f a dev1 inde ise B e ş i k t a ş
S a r a y ı'nın
bazı aksamında tamir yapılması için 28
R. âhır 1223 ve 18 Şa'ban 1223 tarihlerin­
de hassa baş mimarı
M e h m e d
E m i n
Efendi ile kalfalara gerekli
emir ve direktifler verildiği gibi '"• ayrıca
B e ş i k t a ş
S a r a y ı'mn tamirine
memur edilen Y u s u f A g â h Efendi'nin talebine binaen 27 Şevval 1223 te
tamir edilecek yerlerin B a ş m i m a r
E f e n d i
tarafından keşfi ile tahmin
edilen masrafların müfredatı çıkarılmış­
tı
Nihayet I I . M a h m u d devrinde
yapılan bazı ufak tefek tadillerden ve ye­
ni bazı binaların ilâvesinden sonra Sultan
Abdülmecid
devrinde D o l m a b a h ç e S a r a y ı'nın inşasıylc B eş i k t a ş
sahilsarayı ve dolayısiylc
B e ş i k t a ş B a h ç e s i ortadan kalk­
mıştı.
101 A voyage
round the World P. 70.
lot Cevdet: Saray
(BaşvckS-let Arşivi).
Tasnifi,
İ4Zİ ve 3420
1"-' Keza, No : 3538 (Başvekâlet Arşivi).
MUZAFFER ERDOĞAN
170
Dolmabahse :
En eskisi 991 tarihine tekabül etmek
üzre ayrı ayrı tetkik etmek fırsatını bula­
bildiğimiz yirmiye yakın mevacib defte­
rinde böyle bir bahçe adiyle sair durum
ve ahvaline dair tek bir kayda rastlanılmamaktadır. Onyedinci asır Ermeni müel­
liflerinden E r e m y a Ç e l e b i ' i n ifa­
desine göre körfeze müşabih beylik bir bostanlık olan eski yerini, Osmanlı padişah­
larından I. A h m e d , N a s u h P a ş a ' ,
nm zamanında doldurtmuştu.
Bilindiği
üzere donanma sefere çıkarken kapdanpa.
şalar burada bir kaç gün ikamet ve husu­
siyle resmî ziyafetlerini icra eylerlerdi.
Bu sebebten bu körfezin dolması münasib
görülmüştü. Bunun için de yakınındaki
dağ denize ilka ve B e ş i k t a ş B a h ­
ç e s i'yle Ka b a t a ş'daki K a r a b â I i
B a h ç e l e r i arası doldurularak hasbahçeler meyanına sokulmuştu.
E v1 i y a Ç e l e b i ise D o 1 m a b a h ç e'nin eskiden küçük servili bir bağ olup dol­
durma işinin Osmanlı padişahlarından
G e n ç O s m a n ' m fermaniyle vuku'
bulduğunu kaydetmekte ayrıca onyedinci
asırda servilerle kuşatılmış bir bahçe olan
D o l m a b a h ç e'de II. S e l i m'in bir
köşkü ile havuzundan başka bir şey kal­
madığını ilâve eylemektedir. IV. Me hmed ile I. M a h m u d ve n. M ahm u d ise, bu civarda bazı köşk ve ebniye
inşa ettirmişlerdi.
Karabâli Bahçesi :
Hicrî 991, 994,1011, 1036,1038, 1052,
1055,1063 ve 1066 tarihlerine tekabül eden
mevacib defterinde
ismine B a ğ ç e - i
B â l i - i S i y a h şeklinde ve 1079,1088,
1130,1137 ve 1146 senelerine aid olanlarda
ise, B a ğ ç e - i K a r a b â l i olarak
kaydedildiğini gördüğümüz İ s t a n b u l
hasbahçelerinden birisi de bu K a r a b âlot İstanbul tarihi, S. 43.
»05 H a f ı z H ü s e y i n ,
vami', I I , 89.
Hadikatn'l-Cc-
'f« Sryahatnâme,
CİM 1, S. 447 - 448.
'or Başvekâlet
Arjivl, Maliye D. T. No :
0559, 6342, 6677, 6602, 6580, 6605, 6766, 6707,
6570, 6610, 6556, 6558, 6286, 6703.
l i b a h ç e a i ' y d i . Bunun eskiden I s t a n b u l'un bağlık ve bahçelik bir bölgesi ola.
rak tanınan F ı n d ı k 1 ı'ya bağlı K a ­
b a t a ş ' t a olduğu tahmin olunmaktadır.
Bilindiği üzre müteferrika zümresinden
olan K a r a B â l i Z i h n i
Çelebi
bilâhire arpaemini ve müteakiben matbahemini olmuş ve K a n u n î
S
1 e y m a n devri sonlarından I I I . M
r a d devri ortalarına kadar muhtelif
mansib ve hizmetlerde bulunmuştu. Niha.
yet 992 yılında III. M e h m e d'in sünnet
düğününde Sûr-ı hümayun emini olmuş ve
bir az sonra vefat etmişti.
Bektaşi tarikati müntesiplerinden olduğunu tahmin
ettiğimiz müşarünileyh, K a n u n î S ül e y m a n ' a B e ş i k t a ş'taki S ü 1 c ym a n i y e c a m i ' i'ni yaptırtmaya mu­
vaffak olduğu gibi civarındaki S ü 1 e ym a n i y e M a h a l l c s i'ni de te'sis
ettirebilmişti. Bundan başka yine aynı veç­
hile namına nisbet edildiğini yukarda kı­
saca işaret ettiğimiz K a r a
Bâli
B a h ç e s i'ni de kurdurtmak imkânını
bulabilmişti.
Bugün için bu hasbahçe hakkında da­
ha fazla bir bilgiye malik değiliz. Ancak
Hicrî 1116 yılında HI. S u l t a n
A hm e d'in fermam üzerine I s t a n b u I'da
mevcud bulunan belli başlı hasbahçelei de
eski bostancıbaşı A l i A ğ a ile bostan­
cılar yazıcısı ve bir de başmuhasebeden
memur edilen bir kâtibden müteşekkil bir
hey'et marifetiyle bir eşya tadadı yapıl­
mıştı. Bu sayım esnasında K a r a b â l i
B a h ç e s i'nin eşyası da aşağı yukarı tesbıt edilmiş bulunuyordu. Mezkûr bahçe­
nin müştemilât ve teferrüatı sairesi meyanmda bir cirit meydanı kasrı ile bir yeni
köşk adlan geçmektedir. Bu kasır ile köş­
kün mefruşatı arasında ise
Bursa
yastıklarının, S e l a n i k
keçelerinin
puşide, çuka ve minder-i sürahların,
Uşak
hahlanmn adları görülmekte­
dir.»"
J o s M e h m e d S ü r e y y a , SiciTl-i Osmani, II, 5.
JwTayylb GökblIg-in,
Bo^aziç'
maddesi, tslâm Ansiklopedisi, S. 675.
no Müfredat defteri, Maliye defterleri tasni­
fi, No ; 4763, S. 16.
OSMANLI DEVRİNDE İSTAJIBUL BAHÇELERİ
171
Üsküdar Bahçesi :
Ü s k ü d a r S a r a y ı'nın ebniye kıs­
En eskisi 991 tarihli olmak üzre incele- mında muhteşem ve süslü odalar bulun­
jneye fırsat ve imkân bulabildiğimiz yir­ duğu halde bahçe kısmında böyle bir ihti­
miye yakın muhtelif tarihli mevacib def­ şam ve müzeyyenata lüzum görülmemişti.
terinde adının kaydedildiğini gördüğümüz Şehrin hemen her tarafında görülen servi
BağÇe-i Üsküdar,
İ s t a n b u l ' - ve çam ağaçlarından başka burada göze
da bulunan hasbahçelerin şüphesiz en bü­ çarpacak yeşillik yok gibiydi. Bu bahçe­
yük, en eski ve en mühimlerinden birisi ol­ nin en bariz özellikleri arasında çiçek
sa gerektir. H a r e m'le
S a l a c a k tarhlariylc diğer belli başh süs ağaçları­
arasında bulunduğu hemen hemen kabul nın bulunmayışı, fazla mikdarda Fcbzc ye­
edilen bu bahçe ve sarayın
K a n u n î tiştirilmeye ehemmivet verildiğini ve bil­
Sultan S ü l e y m a n
tarafından hassa saray kadınları için yapılmış kapalı
M i m a r K o c a S i n a n'a bina etti­ 2:eçidîeri havi bulunduğunu söylemek icarildiği söylenir.
Ermeni müelliflerinden beder.
K a v a k s a r a y 1 olarak ta ad­
Eremya
Ç e l e b i onyedinci asır
landırılan
Ü s k ü d a r Sarayı
ebÜ s k ü d a r'ını bize anlatırken S a r ıt a ş iskelesinde A y a z m a ,
T a ş l i - niyesinin müştemilât ve teferrüat-ı saim a n ı'nda Ay ş e S u l t a n ve niha­ rcsi hakkında yeni addedilebilecek bilgile­
yet S a l a c a k sahillerinde ise, F a- ri Başvekâlet Arşivi'nde rastladığımız bir
öğrenmedej^z
11 m a S u l t a n bahçelerinden kısaca müfredat defterinden
ITI.
A
h
m
e
d
devri
bidayetine
aid olan
bahsettikten sonra Ü s k ü d a r
Bah­
ç e s i'ne temas etmektedir.
Ona göre bu bu defterden çıkarılan neticelere göre,
bahçenin ağaçları umumiyetle dairevî şe­ sair bahçelerde olduğu gibi burada da bir
mefruşat ve evani sayımına lüzum hasıl
kilde dikilmiş olup köşkün etrafında geril­
olmuştu. 1116 jnlında sâdır olan bir fer­
miş tutulan bir tülü andırmakta idi.
man üzerine eski bostancıbaşı
A I i
A
ğ
a'nm
riyasetinde
teşkil
edilen
bir
H a r e m ile S a l a c a k arasın­
da bulunan Ü s k ü d a r
sahilleri, bil­ hey'et bu işi başarmış ve defterini tanzim
Ü s k ü d a r
hassa Osmanlı devrinde padişahların rağ­ eylemişti. İşte buradan
S
a
r
a
y
ı'nda
kâşili
bir
M e h m c d
betini kazanmış ve adeta kendileri için
P a ş a
K a s r ı'nın, deryaya nâzır ve
yazlık birer sayfiye haline gelmişti. Böy­
d^niz kenarında bulunan münhedim ka­
le bir ihtiyacı ilk olarak duyan da, zan­
sırların, haremde hasodanın, büyük şadırnedildiğine göre, K a n u n î
Sultan
vanlı, dehlizli ve direkli bir divanhanenin,
S ü l e y m a n olmuştu. Bu maksadla o
camekânlı hamamın, bir R e v a n K ö ş mezkûr mahalde 1555 yılında bir yazlık
k ü'nün, bir bülbül kasrının,
S u l t a n
sarayın temellerini atmış ve tamamlaA h m e d K a s r ı'nın, valide sultana
nuştı. III. M u r a d ise onun yaptırdığı
a''d bir kış odasının, dehlizli bir soba oda­
bu sarayı esaslı bir şekilde onarıp yeni
sının, denize karşı cinli bir şahnişin oda­
yeni ilâvelerle genişletmiş ve büyültmüşsının, valide sultana aid kâşili bir oda ile
tü. Daha sonraları ise I V .
M u r a d
efendilere, hurendelere ve darü's-saadc
Bagdad
K ö ş k ü'nün inşasından
ağasına mahsus müteaddid odaların, ka­
evvel ü s k ü d a r'm bu lâtif mevki­
fesli bir köşk ile bunun yakınında bir ha­
inde, E r e m y a
Ç e l e b i'inin zik­ vuzun, bahçe kenarında bir hasodanın
rettiği veçhile, yeni bir köşk daha yaptır­ bv.innduğunu Öğrenmek kabil olmaktadır.
mıştı. Diğer hasbahçelerde olduğu gibi
burası da ebniye ve bahçe kısımlarından
Onyedinci asırdan sonra önemini ya­
teşekkül • etmekteydi. Söylendiğine göre vaş yavaş kaybetmeğe başlayan bu saray,
1794 tarihinde I I I . Sc 1 i m tarafından
N i y a z i A h n ı c d : İstanbul
lurihi, Kunm, 2/1/1935.
tstunbul tartlıi, S. 54.
SemtlcII - Maliye defterleri
tasnifi, No
17-23 (Başvekâlet Arşivi).
: 1763, S.
172
MUZAFFER ERDOĞAN
İstihracına ne de olsa imkân vermiyor.
Ancak siyakat harf ve rakamlariyle ya.
zılmış 13 Zilkade 1110 tarihli bir kısa ta­
rihî kayıd, bize, Ü s k ü d a r'da vaki'
bu A y a z m a B a h ç e s i'nin havasıum
Ayazma Bah^eed :
müferrah olması dolayisiyle F a t ı m a
Ü s k ü d a r'da tarihî D a m a 1 i s S u l t a n'm bir müddet için burada ika­
b u r n u gibi hakim bir noktada III. met arzusunu izhar ettiğini, fakat tamire
M u s t a f a tarafmdan inşa ettirilen ihtiyacı bulunması dolayisiyle keşfi cihe­
A y a z m a C a m i'i ile bu camiin av­ tine gidildiğini göstermektedir :
lusunda bulunan A y a z m a çeşmesi­
J#i,j <ı.jbl öy\cJ»
ü^J
ı - i ^ c S İ _r
nin yerinde daha evvelce bir A y a z m a
sarayı bahçesinin bulunduğu anlaşılmak­
»ij, ^ji-j^y
* ^ 3 ' J\^^^\
tadır. T o p k a p ı S a r a y ı M ü z e ­
s i A r ş i v i n'dc kayıdlı bulunan bir
tarihî vesika'", bize, yıkılan
Ayaz­
m a S a r a y ı B a h ç e s i'nin Ş er e f - â b a d S a h i l S a r a y ı adı ve­
rilen meşhur kasrın arkasında bulundu­ Siyakatla muharrer bu kaydın alt tarafın­
ûunu ^ gösteriyor. Bu saray ile bahçenin da görülen bir divanî şerh ise, bu tarihî
kimin tarafından yaptırıldığını ve bu iti­ vakıaja bize bir parça daha genişleterek
barla banisinin kim olduğunu bugün kat'i açıklamaktadır. "' Yine bu cümleden ol­
olarak bilmeyoruz. Yalnız Başvekâlet Ar- mak üzre mezkûr bahçeyi yakından ilgişivi'ndc kayıdlı bulunan 1130-1146 ta­ lendiren başka bir kayıd ise, I I I . S u l ­
rihleri arasına tekabül eden dört muhte­ t a n A h m e d zamanına aid bulunmak­
lif mevacib defterinde
I s t a n b u l tadır, t s t a n b u l'da bulunan muhtelif
hasbahçelerinin isimleri kaydedilirken hasbahçelerde mevcud olan mefruşat ve
"Ayazma şöhretli Rüstem Paşa Bağçesi" evaninin hey'eti mecmuasının defter edil­
diye bir ifade g e ç m e k t e d i r B u n a göre mesi ferman olunması üzerine eski bostan,
mezkûr bahçenin aslen Hirvat olan K a- cıbaşı A l i A ğ a ile emrindeki iki ki­
n u n î'nin damadı ve meşhur sadrazamı şinin 1116 senesinde hadaik-ı hassadan
R ü s t e m P a ş a ile bir ilgisi olabile­ Ü s k ü d a r'da bulunan bu A y a z m a
ceği hatıra gelebilir. Daha evvelki tarih­ B a h ç e s i'nde bir tahrir yapmışlardı,
lere tekabül eden ve meselâ 1036 tarihli tştc bu yazım faaliyeti, bize mezkûr bah­
bulunan mevacib defterlerinde"" ise sa­ çenin bazı bilinmeyen aksam ve müştemidece B a ğ ç e - i R ü s t e m
P a ş a lât-ı sairesini kısaca tanıttırmaktadır.
kaydedilmiş bulunmakta ve A y a z m a
tabiriyle münasebetine aid tek bir işaret
n" Metni bir tamirat defterinde (Maliye D.
T. No : 3992, S : 282) kayıtlı olan bu vesika
ve iz görülememektedir.
yıktırılmış, binasının mermerleri kısmen
T o p k a p ı S a r a y ı'na nakledilmiş
ve kısmen S e l i m i y e K ı ş l a s ı'nm
inşasında isti'mal edilmiştir.
A y a z m a B a h ç e s i'nin bulundu­
ğu mahal ile banisi hakkındaki düşünce­
lerimizi böyle ihtimali bir şekilde kaydet­
tikten sonra onun diğer ilgili umûr ve hu­
suslarını belirtmek icab eder. Fakat eli­
mizde mcvcud tarihî kayıdlar, bize, bu
yolda tam ve esaslı sayılabilecek bilgiler
1 " Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, No : 5466.
"•• Maliye defterleri tasnifi, No : 6555, 6558,
G2S6 ve 6703. .
no Aynı tasnif, No : 8602.
aynen şudur : (Bag'çe-i mezburun havası mü­
ferrah olduğundan F a l ı m a Sultan tashih m\ırad edince bir kaç gün meksetmek üzere taraf­
larından ilâm olunmakla lâkin b a f ç e - i mezbur
bazı mertebe tamir ve teı-mlme
m u h t a ç oUıp
tamir ve İktiza eden mühimmat meaarif-i şehre­
mini tarafmdan görülüp havale olunmak üzre
keşif ve tahmin ve lüzûmu mertebe ke9folunmal<
içün ferman-ı âlî ve bir kaç gün ikâmeti içün
oldukça lüzum» mertebe tamir olunmak üzre
forman-ı şerif sâdır olmağm emir verildi (Tarilıi yoktur. Fakat 13 Zilkftdc 1110 olniBM a^leb-i
ihtimaldir).
"S Müfredat defteri, Maliye defterleri
nifi, No : 4763, S. 23 - 24.
tas­
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
fj a r e m'de denize nâzır taht ile şadır­
van yanında diğer iki tahtın, valide sultanilc padişaha mahsus üç sofalı odaların ve
divanhanelerin, valide sultan kilerinin ve
yanındaki çilehanelerle hamamların, muh­
telif tahtların, merdiven ve sairenin bulun­
masını bu arada zikredebiliriz. Mevcud eş­
ya tadad edilirken bütün bu bölümlerin veIcncc-i sürahlarla, minder-i ebyazlarla, sa­
rı çiçekli kadifelerle, A c e m
U ş a k
hahlariyle, zemini sarı çiçekli
B u r s a
yastıklariyle, sadef işi çiçekliklerle, kadife
iskemlelerle, aynalı ycipazelelerle, müte­
nevvi ecnasta atlaslarla, kemha yastık­
larla, puşide ve çuka-i sürahlarla bezendiğini ve kilerin ise fağfurî kâselerle ve mertebani, m.aşraba, ibrik, güğüm, leğen ve
tepsilerle malâmal olduğunu gösteriyor.
riyali' Paşa Balıçesi :
173
1 c y m a n tarafından G e v h e r S u l ­
tan
adlı yeğeniyle evlendirilmişti. Ondört yıl içinde altmıştan fazla adayı zabtetmekle Osmanlı tarihinde şöhret kazan­
mıştır.
Haydarpaşa Bahçesi :
K a d ı k ö y ü'nün şimal tarafındaki
büyük semt ile bunun hemen ittisalindeki
i b r a h i m
A ğ a çayın umumiyetle
H a y d a r p a ş a
namiyle maruftur.
III. M u r a d devrine aid 991 H. tarihli
bir mevacib defterinde î s t a n b u l'da
bulunan padişah bahçeleri zikredilirken
burada bir B a ğ ç e - i
Haydarpaşa
nm bulunduğu görülmektedir.
Bizans
devrinde imparator mevkilerinden olduğu
ve aziz patriklerin toplandıkları K o st a n t i n S a r a y ı'nın da burada bulun-"
duğunu söylemeliyiz. '-' Bilindiği üzre akağalardan olan H a d ı m
Haydar
P a ş a sarayda terbiye gördükten sonra
kapuağalığıyle bekâm olmuş, vezaretle
kubbenişin kılınmış 960 (M. 1553) ta­
rihinde üçüncü vezir iken infisal ederek
H e r s e k ' sancağından emekliye ayrıl­
mış ve nihayet 16 C. ev\'el 971 de vefat
eylemiştir. Maarif ashabından kerim bir
zat olup i s t a n b u l'da cami, hamam
ve medrese inşa ettirmiştir. Elimizde 1146
tarihine kadar gelmekte olan onbeşe yakın
mevacib defterinde zikredilen Ba ğ ç c - i
H a y d a r p a ş a'ların bu zate âidiyeti
kuvvetle muhtemeldir. Her ne kadar mer­
hum Ş e m s ü d d i n S a m i B e y ta­
rafından S e l i m i y e kurbünde H a y ­
darpaşa
K ı ş l a s ı banisi olarak
gösterilen I I I . S e l i m
devri vüzerasından aynı isimde bir zata daha temas
ediliyorsa da bunu ihtiyatla ve şüphe ile
karşılamak doğru bir hareket olur. '- '
Başvekâlet Arşivi'nde kayıdlı bulunan
III. M u r a d devrine aid 991 H. tarihli
eski bir mevacib defterinde
Pi y a 1 e
P a s a'ya atf ü isnad edilen bir bahçe-i
hassanın mevcudiyetini öğrenmekteyiz.
A v c u M e h m e d devrine aid 1063 H.
tai'ihli başka bir mevacib defterinde dahi
isminin zikredildiğinc göre, onun bu tarih­
lerde bostancıbaşı emir ve idaresi altında
hal-i faaliyette olduğu söylenebilir. Elimiz­
de bu bahçeye dair tatmin edici bir vesi­
ka bulunmadığından şimdilik hakkında
daha fazla bir şey beyan edemeyeceğiz.
Ancak A y v a n s a r a y l ı
H a f ı z
H ü s e y i n Efendi'nin bildiz'diğine gö­
re hadaik-ı hassa meyamna idhal edilen
bu bahçenin K a s ı m p a ş a'da olmadığı­
nı kabul etmek icab eder. Zira o Ü s k üd a r'da T u n u s b a ğ ı demekle maruf
bağçe-i müzeyyenin K a p u d a n P iy a 1 e P a ş a'ya nisbet edildiğini meş­
hur bir eserinde kaydetmiş bulunmakta­
H a y d a r p a s a'ya atf ü isnad edi­
dır.
Aslen Hırvat olan P i y a 1 e P a- len bu bahçenin evsaf, hususiyet, tertibat,
Ş a enderundan kapucubaşılıkla çirağ ol­ müştemilât ve teferrüat-ı sairesi hakkın­
duktan sonra kapudanlığa yükselmiş, î s- da elimizde bugün esaslı bir kayıd maalcP a n y a sahillerinde kazandığı başarı­
lara mükâfat beylerbeylikle
Cezayir
i-" Maliye
defterleri tasnifi,
No : 6559,
eyaleti verilmiş, C e r b e adasını fet­
( B a ş v e k â l e t Arşivi).
hinden soni-a K a n u n î S u l t a n S ü '-'1 E r e m y a Ç e 1 e b i,İstanbul
tarihi,
S. .54.
HadikaiüV-Gevami',
11, S. 27.
1=2 Kamusu'l-ÂWm,
S, 2002.
174
MUZAFFER ERDOĞAN
mayacak şekilde bir alâka ve rağbete mazhar olduğu muhakkak olan F e n e r
B a h ç e'nin, en eskisi 991 H . tarihine te­
kabül etmekte olan muhtelif tarihli mevacib defterlerinde B a ğ ç e - i
Fener
ismiyle kayıdh bir bahçeye malik olduğunu
görüyoruz. Aynı zamanda çevresi dahilinde bir Osmanh sarayını dahi ihtiva eden
bu bahçenin kimin tarafından te'sis edildiğini bugünkü bilgilerimize göre tayin ve
tesbit etmek imkânına malik olamıyoruz.
Fransız gezginlerinden G r e I o t, onyedinci asırda bu bahçeyi görmüş ve bize
nakkındaki müşahedelerini
aksettirmiştir. Ona göre padişaha mahsus olan Fener
Köşkü, gayet mımtazam ve o nisbette lâ­
tif ve şh-in bir bahçenin içinde bulunuyor­
du. Bahçede müteaddid düzgün yollar, ih­
timam ve zevkle vücuda getirilmiş çiçek
tarhları vardı. Diğer padişah bahçelerin­
de ağaç ve çiçek tanzim ve tertiblerinde
görülen düzensizliklere bm-ada pek rast­
Fener Bahçesi :
lanılmıyordu. Yine aynı seyyahm ifadesi­
Osmanlı devrinde eski şöhretini aratne bakılırsa, yukanda zikrettiğimiz köş­
kün de sultanlariyle birlikte ara sıra bu
Iir. M 11 r a d'ın Babü's-saade ağası çekiçi yere uğramaktan
zevk duyan I I .
idi. Hicri 988 te ölmUş ve namına mensub ça­
S ü l e y m a n tarafmdan inşa edildiği­
yır civanna grömUImüştUr. (SiciU-i 0»mani, 1, 95).
ni kabul etmek icab eder. B u köşk; hemen
ı=< î a t a n b u 1 kalmmakamına ve Ü shemen bütün diğer köşkler gibi bir murabk U d a r kadısına hUkUm ki,
baî
plan üzerine kurulmuş bir takım gale­
Bilfi'il BabU's-saadetim ağası olan
Mah­
m u d A ğ a dime UlUwehu likftb-ı hümayu­ rilerden müteşekkil olup müteaddid sütun­
numa arz-ı hal sımup taht-ı nezaretinde Ü s- ları havi bulunuyordu. Büyük bir sofa ork U d a r'da vaki' İ b r a h i m
A ğ a tek- tasmda oymalı mermer parmaklıklarla
ye.si evkafından İ b r a h i m
A ğ a çayın
çevrUmiş müzeyyen ve muhteşem bir di­
demekle manıf çayırı beher sene mirahur-ı ev­
van mevcuttu. Türk üslûbunda çeşidi! mef­
vel tarafından zabtolunmakla vakf-ı şerife ziya­
de zaaf tan olup 1 s t a n b u l'da meks ü ruşat eşyasiyle müzeyyen bulunan bu muhümayunum oldukça mu'tad olan kesim Ue mi­ rabbaî divan müteaddid fiskıyelerden su­
rahur-ı
mumaileyh
tarafmdan zabt
ancak yunu alan civanndaki havuz ile ruhları ok­
E d i r n e
ve sair mahallerfe olundukça zikşamakta ve zihinlere bir zindelik bağışla­
ı-olunan çayın taraf-ı vakftan zabtolunup miramakta
idi.
hur tarafından ve taraf-ı ahirden kimesne mü­
sef mevcud değildir. Bu sebebden mezkûr
noktaları hakkiyle belirtmek imkânsızlı­
ğı ile karşılaşıyoruz. Ancak Üs k ü d a r
ile H a y d a r p a ş a semti arasmda
vaki, i b r a h i m A ğ a " " ç a y ı r ı ' n ı
yakından alâkadar eden mühim bir hük­
me, mevzuumuzu ilgilendireceği mülâhazasiyJe, burada bir parça olsun, temas etmek
yerinde olur kanaatindeyiz. "* 4 C. evvel
1114 tarihli olan bu vesikadan mezkûr
semtler arasında olup darü's-saade ağası
M a h m u d A ğ a'mn nezareti altında
bulunan bu çayıra o tarihlerde mirahur-ı
evvel tarafmdan mahsul zabtı yolunda bir
müdahele yapıldığı anlaşılmaktadır. Ü sk ü d a r'da vaki İ b r a h i m A ğ a
T e k y e s i evkafının zarar görmemesi
içinnâzırbulunan M a h m u d , t s t a n b u I Kaymakamiyle Ü s k ü d a r Ka­
dısından bunun men'ini istemiştir.
dahele eylememek ricasın istldâyı inayet etme­
ğin defterhane-i amiremde evkaf
defterlerine
müracaat olundukta K o c a e l i Sancağında
Ü s k ü d a r
Nahiyesinde (Zaviye-i İbrahim
A ğ a der nezd-l Üsküdar) hasıl-ı çayır senede 10
bin akçe ma' mahsuiat-ı saire 19050 akçe ile
mukayyed bulunmağın arz-ı hal mucibince mü­
dahele olunmaya deyü hatt-ı hümayun-i ş e v k e t makrun mucibince amel olunmak babında ferman-ı ailşamm Sâdır olmuştur'. Vech-i meşrûh
üzre şürutlyle Maliyeden emr-i şerif yazılmak
içün tezkire verildi. 4 C. ahir 1114 (Kuyud-ı ah­
kâm ve evamir-l şerife defteri. Maliye defterleri
tasnifi, No : 2945, S. 225).
Hicrî 1116 yihnda I I I . A h m e d'in
fermanı üzerine eski bostancıbaşı A 1 i
A ğ a ile bostancılar yazıcısı ve bir başrauhasebe kâtibinden müteşekkil hey'ete
buradaki eşya tahrir ettirilmişti. B u ara­
da biz bahçenin o tarihlerdeki müştemilâtı
hakkında bazı yeni sayılabilecek ip uçları
elde edebiliyoruz. Bu cümleden olmak üz125 G r e 1 o t. Relation ııovveîlc
ge de Constantinople, 546-47.
d'nn voya­
OSMANLı D E V R I N D E I S T A N B U L B A H Ç E L E R I
re mezkûr bahçede bir şadırvan kasriyle
j^ş aded tahtın ve şadırvan yakınındaki
bir oda ile haseki sultan odasının, cihannümanın, ve derya üzerindeki kasır ile buradaki üç tahtın ve küçük köşkün zikredildiği görülmektedir. H a y d a r p a ş a
B a h ç e s i'nin ise mezkûr tarihlerde önemini kaybederek F e n e r B a h ç e s i'ne
jjağh olduğu tahmin olunabilir. Zira burası, F e n e r B a h ç e s i'nin teferrüatı
meyanmda kaydedilmektedir.
Ayvansaraylı H a f ı z H ü s e y i n
Efendi
P e n e r B a h ç e s i'ni anlatırken bize
nıezkûr mahallin bir halvet yeri olduğunu
ve muhtasarca bir sarayı muhtevi bulunduğunu söylemektedir. " ' I . M a h m u d
devrine kadar revnakını kaybetmediğini
tahmin ettiğimiz F e n e r B a h ç e s i ,
bu andan itibaren itibardan düşmeye başlamış ve Fransız gezgini G r e 1 o t tarafından bir intizam numunesi olarak gösterilen ebniyesi ile tarhları artık yavaş yavaş harabeye doğru teveccüh etmişti.
Hü ş e y i n E f e n d i'nin ifadelerine bakıhrsa zamanında cbniyesinden iki havuz
ile iki sofa kalmıştı. Fakat buna rağmen
yine müstakil bir ustası ve müteaddid neferleri mevcuddu. Bunlaı-a mahsus kışla ve
mescid yine duruyordu. Hatta gemilere
geceleri işaret veren kandilli feneri de berdevamdı. Nihayet D a 1 1 a w a y'a göre
onsekizinci asır sonlarında mezkûr köşk
ile bahçenin terkedilmiş olduğunu kabul
etmek icab e
d
e
r
.
v
e
tstavruz Bahçesi :
istanbul
semtleri
arasında
B e y l e r b e y i ile K u z g u n c u k
havalisinde kâin I s t a v r u z'un da büyük bir yeri olduğunu söylemek lâzımdır,
Onyedinci asırdaki 1 s t a n b u l'un ahval ve durumuna aid bir tarih yazan E r oıeni müverrihi E r e m y a Ç e l e b i ,
Ç ^ ı ı g e l k ö y ü'nden sonra buraya temas
ederken t s t a v r u z'un o tarihlerde koMüfredat defteri, Maliye defterleri tasNo : 4763, S. 16-17 (Başvekâlet Arşivi).
Ha<iikatü'l-Cevami',
U, 249 - 250.
• E r e m y a Ç e l e b i : İstanbul
Tam. H
" • ' ' a n d D. A n d r e a s y a n
notu,
8. 303•304.
175
nağı, bahçesi ve mescidiyle büyük bir Türk
köyü olduğunu bildirmektedir.
Yine aynı zatın ifadesine bakıhrsa köyün bir az
ötesinde II. S e l i m'in kızı ve P i y a 1 e
P a ş a'nın karısı G e v h e r S u 11 a n'a
aid güzel bir köşk mevcuttu. Yukarısında
ise, mezkûr tarihlerde bahçeler, bostanlar
ve bağlar ortasında Rumlara mahsus, suyu tatlı bir ayazma bulunuyordu. Büyük
K o n s t a n t i n'in diktirttiği bir haçtan
dolayı böyle bir ünvan aldığı rivayet olunan I s t a v r u z'da I V . M u r a d'ın
bir sarayı olduğu, fakat bunu HI. M u st a f a'nın bilâhire yıktırttığı söylenir,
1079, 1088 ve 1146 Hicrî tarihlerine aid
üç aded mevacib d e f t e r i n d e I s t a n b u 1 hasbahçeleriyle bunların müstahdem ve mensubini kayıd ve zikredilirken
burada bir B a ğ ç e - i I s t a v r u z'a
temas edildiği gibi 1052 ve 1055 tarihlerine tekabül eden diğer iki mevacib defterinde de
aynı mahalde bir B a ğ ç e - i
M i r i m i r a n'a, bir B a ğ ç e - i M e hmed
Pa ş a'ya ve bir B a ğ ç e - i
R e c e b P a s a'ya da işaret olunmaktadır. Keza 1063, 1066 ve 1079 tarihli olan
başka mevacib defterlerinde
ise, burada bir B a ğ ç e - i Y e m i ş ç i H a s a n
P a ş a'nın ve bir B a ğ ç e - i N a k k a ş p a s a'nın isimlerine rastlanılmaktadır,
Bütün bu kayıdlar bize
î s t a v r u z
semtinin Osmanlı Türkleri zaman ve idaresinde canlı bir i'mar ve kalkınma hamle
faaliyetine ve böylelikle medenî bir ya?^yı?
hayat seviyesine eriştiğini gös­
termektedir.
F ı n d ı k l ı l ı Mchmed Ağa
Ş e h z â d e A h m c d'in talim törenini
anlatırken Î s t a v r u z B a h ç e s i'ne
de kısaca temas etmiştir. Ona göre 2 Receb 1090 tarihine rastlayan çarşanba günü
î s t a v r u z B a h ç e s i S a r a y ı'nın
ardında bulunan meydana yüksek otağlar
kurulmuş, devrin belli başlı ekâbir ve rii-^ İstanbul
tarihi, S. 38.
Maliye defterleri
tasnifi. No
G703 (Başvekâlet Arçivi).
1 0 Aynı tasnif, No : 6605 ve 6716.
K.ıKeza, No : 6707, 6570, 6610.
: 6610 ve
176
MUZAFFER ERDOĞAN
cali davetli oldukları halde burada hazır
bulunmuşlardı. Ş e h z a d e
Ahmed
ise mezkûr bahçenin darü's-saade kapı­
sından binbir çeşit ikram ve i'zazla alınarak
otağdaki padişahın huzuruna getirilmişti.
S e y y i d F e y z u l l a h E f e n d i ho­
ca olarak talimine memur edilmiş ve Şeyh-i
sultanî V a n î M e h m e d
Efendi
de gerekli duasını icra etmişti.
1 st a v r u z B a h ç e s i'ni ilgilendiren di­
ğer bir yeni kayıd da İÜ. A h m e d dev­
rine aid bulunmaktadır : Hicrî 1116 sene­
sinde hadaik-ı hassadan bulunan 1 s t a vr u z B a h ç e s i'nde mevcut mefruşat
ve evaninin cümlesi tahrir olunması fer­
man olunmuştu. Eski bostancıbaşı A 1 i
A ğ a riyasetinde teşekkül eden üç kişilik
bir hey'et marifetiyle yapılan yazım neti­
celerinden mezkûr bahçeyle ebniycnin ak­
sam ve müştemilâtı hakkında bazı meçhul
kalmış hususlar tebellür edebilmektedir.
Ezcümle I s t a v r u z B a h ç e s i'nin
III. S u l t a n A h m e d devri bidaye­
tinde havuza nâzır selsebilli, kâşili ve kub­
beli odaları, kubbeli oda yanında bir çilhanesi, camekânlı hamamı, havuza nâzır
şadırvanlı köşkü, denize nâzır büyük kub­
beli bir valide sultan odasını, haseki sul­
tanın altlı ve üstlü odalarını, efendilerle
Afife, Bahri ve kethüda kadınlara mah­
sus odaları, Okumuşkadın odasını, fıstık­
lar altında bir kasr-ı hümayunu, şikâr kal)isını, leb-i deryada bir çorbacı köşkünü,
asmalık ve şadırvan tahtlarını ihtiva et­
tiğini görüyoruz. Mezkûr sarayın bütün
aksam ve müştemilâtı ise, envai çeşidde
kadifelerle, minderlerle, atlas yasdıklarla,
A c e m ve U ş a k halılariyle, S e 1 ân i k keçeleriyle, kalemkârî, hatayı ve
hindî yorganlarla ve müteaddid endam
asmalariyle bezendiğini söylemeliyiz.
>« s i 1 a h d a r M e h m e d
A g- a,
Tarih, I, 729. Hassa başmlman
M u s t a f a
A g a nezaretinde 1079 Şevvalinde İ s t a vV II •/. B a h ç e s i'nde bir tamir işine girişil­
miş ve bu esnada harem duvarlariyle sakıfları,
iıamam ve odalar tecdid
edilmiştir. (Kuyudat
defteri, Maliye defterleri tasnifi, 4445, S. 74).
Müfredat defteri, Maliye defterleri tas­
nifi No : 4763, S. 25 - 28.
Kule Bahçesi :
Hicrî 991, ile 1146 tarihleri arasına
tekabül etmek üzere incelemek imkânun
bulabildiğimiz onbeşten fazla mevacib def.
terinde adımn ekseriyetle B a ğ ç e - i
K u l e ve nadiren de B a ğ g e - i K u l 1 e şeklinde kaydedildiği görülmekte olan
bu bahçenin K a n u n î
Süleyman
tarafından ve hatta daha ileri giderek ba­
bası I. S e l i m yönünden tesis edildiği
söylenir. Bugün Ç e n g e 1 k ö y'le V an i k ö y arasında K u l e l i denilen yer­
de bulunan K u l e B a h ç e s i , K a ­
n u n î S u l t a n S ü l e y m a n tara­
fından i'mar edilmiş ve burada yüksekçe
bir de saray binası yapılmıştı. E v 1 i y a
Ç e l e b i , bu sarajan her katında f iskıyelerle müteaddit hücrelerin bulunduğunu
zikrettikten sonra I . S e l i m tarafından
K a n u n î S ü l e y m a n'ın burada öldü­
rülmesi teşebbüsüne aid bir menkıbeyi
nakletmektedir. Bu menkıbede
Yavuz
S u l t a n S e l i m oğlunu her hangi bir
sebeb dolayisiyle öldürtmeye karar verdi­
ği, fakat bostancıbaşı tarafından bu bağçede saklanması hasebiyle kurtulduğu hi­
kâye edilmektedir. Yine rivayet edildiği,
ne göre K a n u n î S ü l e y m a n genç­
liğinde bu bahçe ile fazla ilgilenmiş ve
kendi eliyle buraya bir takım servi ağaç­
ları bile dikmişti. Bu bahçenin her çeşid
meyveleri ve bilhassa inciri çok iyi cinsdendi. Daha sonraları bostancıbaşı oda­
ları olduğu söylenen K u l e
Bahçesi
S a r a y ı'nın taşlan IH. A h m e d dev­
rinde Sadrazam N e v ş e h i r l i İ b r a ­
h i m P a ş a tarafından K â ğ ı d h an e'ye nakledilmiş ve orada S a a d âb â d saray ve kasırlarının inşasında isti'mal e d i l m i ş t i . B u n a rağmen K a n u n î
S ü l e y m a n tarafından vaktiyle yap­
tırılan K u l e B a h ç e s i S a r a y ı'­
nın temelleriyle suyollarına aid bakiyeler
onsekizinci asır sonlarında yine harab bir
halde olarak kendisini aşağı yukarı gös­
teriyordu. İstanbullu bir mevlevi şairi olan
F e n n î M e h m e d D e d e vücuda
8e}/ah<itu6me, I . 468.
î n c 1 c i y a n, Bizans
198.
sayfiyeleri,
OSMANLı D E V R I N D E ISTANBUL
getirmiş olduğu manzum bir sahilnâmede
bu bahçeyi K u l e l i B a ğ ç e s i
diye
kaydetmiştir.
Bu bahçe hakkında mevacib defterlerinden başka diğer arşiv kay­
naklarında tatmin edici kayıdlara pek rastlanümamaktadır. Hicrî 1216 tarihlerine
aid bir vesika metninden öğrendiğimize
göre mezkûr tarihlerde K u l e B a hç e s i'nde eskiden olduğu gibi bir bostan­
cı teşkilâtı mevcud olduğu söylenebilir.
Filhakika hadaik-ı hassadan olan bu bah­
çede bostancılara aid bir kıt'a yangın tu­
lumbasının hortum, sandık ve demir aksamiyle birlikte tamiri kej^iyeti, bize, bu­
nu açıkça göstermektedir. ''•
Kandilli Bahçesi :
En eskisi H. 991 tarihine isabet eden
muhtelif tarihli mevacib defterlerinde zik­
redilen has bahçeler arasında bir de
B a ğ ç e - i K a n d i l adı geçmektedir.
Bu bahçeyi E v l i y a Ç e l e b i'nin ifa­
desine göre '^^ Osmanlı padişahlarından
m. S u l t a n M u r a d
yaptırmıştı.
Bir kaya üzerine müteaddid sedler kurdurtmuş, lâleler ve sünbüUerle slisletm iş­
ti. Zaman zaman kayalar üzerinde vücuda
getirilen müteaddid kasırların ilâvesiyle
de mezkûr bahçe büyütülmüştür. Yine ayj-is H a f I z
vami' I I , S. 253.
H ü s e y i n ,
Hadikatü'l-Cc-
Çok girift ve çetrefil bir divanî yazısiyle
yanlan b\ı vesikayı (Kuyudat defteri, Maliye D.
T. 6604, S. 11) buraya aynen dercediyorvız :
Hada'ik-ı hassadan Kule Bahçesinde vaki' bostanlyan ocağı neferatı
yedlerlnde mevcud bir
kıt'a çifte harik tulumbasmm ytiz kulaç iki aded
hortumlan ve sandık ve timur âletleri mürur-ı
eyyam ile fena-pezlr olup isti'mal salâhiyeti o!madıgından yeniden tecdide m u h t a ç oldugru beyanlyle ocak tulumbacıbaşısı marifetiyle tecdidi
hususunu izzetlü Bostancıbaşı t s m a i 1 A ğ a
ba-arz'ı-hal inha etmekle tulumba-i mezkûr bun<lan akdem 1194 senesi bostaniyan hassa o c a f ı
tıüumbacıbaşısı marifetiyle
tecdid olunup me»arifi içUn 94300 akçe verilmiş olduğu ba§muhasebeden derkenar olunmakla ma-hortum tulum''»cı merkum marifetiyle tecdid olımup sabık-ı
"»esarifini
tecavüz etmemek
ve badet-tekmil
müfredat defterini takdim eylemek üzıe mUba**«ti içün başmuhasebeden yedine suret JUsı
Mbında feman sâdır olmuştur. 9 R. evvel 1216.
Seyahatname,
I , 467.
BAHÇELERI
177
nı müellife göre bu hasbahçenin cenubun­
da I V . M e h m e d tarafından V a n î
M e h m e d E f e n d i'ye ihsan edilen
P a p a s k o r u s u bulunuyordu. 5 Şev­
val 1078 tarihli siyakat harf ve rakamlariyle yazılmış bir hazine tezkiresinden öğ­
rendiğimize göre D a V u d p a .ş a, 1 stavruz, B e ş i k t a ş
bahçeleriyle
K â ğ 1 d h a n e'deki E m i r g û n e o ğ 1 u
bahçelerinde tamirat yapılırken
K a n d i l l i B a h ç e s i'nde de harcm-i
hümayun sakıflanyle mescidin ve babü'ssaade ağalarına mahsus olan odaların has­
sa başmimarı M u s t a f a A ğ a müf­
redat defteri mucibince termimi yapılmış­
tır.
Hicrî 1116 senesinde ı ı ı . A h m e d
tarafından muhtelif hasbahçelerde ve bu
meyanda K a n d i l l i B a h ç e s i'nde
mevcud olan mefruşat vc evaninin cümlesi
defter olunması ferman olunmuş ve bunun
sabık bostancıbaşı A l i A ğ a ile bos­
tancılar yazıcısı ve baş muhasebeden ta­
yin olunan kâtib marifetiyle tahriri yapıl­
mıştı.
İcra edilen bu yazımda hadaik-ı
hümayundan K a n d i l l i B a h ç e s i'­
nin bazı aksam ve teferrüatı hakkında bil­
gi edinmek kabil
olmaktadır. Ezcümle
derya üzerinde fevkani kurşunlu kasrıylc
civarındaki kubbe odası, kafesli kasrı, tahtanî şadırvanlı kasrı, Valide sultan odası,
Bülbül köşkü, C a f e r p a ş a
kasrı,
Saydhanc odası, Yalı kasrı, ve bostancılar
mescidi gibi kısımlar bulunduğu anlaşıl­
maktadır. Bütün bu oda ve kasırlarda mev­
cud eşya ve evani kaydedilirken ise.
B u r s a yastıkları, U ş a k ve A c e m
halıları, S e l a n i k keçeleri, atlas min­
derler, sedef işi kürsiler, seraser ve kem­
ha perdelerin bulunuşu, bize, o tarihlerde
mezkûr bahçe ebniyesindeki mefruşat hu­
susu hakkında bir fikir verebilir. Nihayet
ııL M u r a d
tarafından inşa edilen
ve halefleri zamanında tekmU olunan bu
bahçede müteaddid köşklerin ı . M a hm u d zamanında ortadan kaldırıldığı ve
böylelikle K a n d i l l i
K ö y ü'ne aid
iî9 Kuyudat
No : 4445, S. 74.
defteri. Maliye
defterleri T.
"» Müfredat
defteri. Maliye defterleri T.
No : 4763, S 29 - .30.
178
MUZAFFER ERDOĞAN
ev ve sair binaların kurulmaya ve zamanla
artmaya başladığı rivayet edilmektedir.
Göksu Bahçesi :
î s t a n b u l'daki hasbahçeleri gözden
geçirirken B a ğ ç e - i G ö k s u'nun da
zikri icab eder. E n eski mevacib defterle­
rinde bile adı geçmekte olan bu bahçenin
hangi tarihte ve kimin tarafından te'sis
edildiğini bugün için iyi bilmiyoruz. Bu­
nun H. 1036 tarihli mevacib defterlerinden
itibaren adı zikredilen G ö k s u'daki
(Bağçe-i Sultan Bayezid) olamıyacağmı
zannediyoruz. Çünkü bu tarihten itibaren
tertib edilen müteakıb mevacib defterlerin­
de her ikisinin de adları ayrı ayrı kaydolunduğu görübnektedir. Yerinin bugün
G ö k s u ç a y ı r ı demekle maruf ma­
hal olduğu söylenebilir. Osmanh padişah,
lanndan IV. M u r a d'm çok hoşuna gi­
den bu çayırda eski devirlerde sık servi
ağaçları vardı ve burada bir de güzel bah­
çe tanzim edilmişti. I. M a h m u d zamamnda Sadrazâm D i v i t t a r E m i n
M e h m e d P a ş a tarafmdan da bir
saray yaptırılmış ve bu saray m. S e l i m
ile A b d t i l a z i z devirlerinde tecdid
edilmişti.
Çubukla Bahçesi :
Kızılcık ağaçlan ve çeşidli meyve ve
sebzeleriyle şöhret kazanan Ç u b u k l u
B a h ç e s i'nin Osmanoğullan devrinde
kimin tarafmdan tesis edildiğini bugün
iyi bilmiyoruz. Padişahlarca diğer bazı
bahçeler gibi burası dahi aynı zamanda av
mahalli olarak intihab edihnişti. Başvekâ­
let Arşivi'nde 991 tarihinden başlamak üzre tetkik edebildiğimiz tarihçe başka baş­
ka olan çeşidli mevacib defterlerinde
B a ğ ç e - i Ç u b u k l u olarak adının
geçtiğine bakıhrsa onun her halde IH.
M u r a d'a nial edilmesi ve yahud daha
mütekaddim bir devreye teşmil olunması
gerekir. Y a v u z
Se 1 i m tarafından
inşa ettirildiği de söylenmekte ise de bu­
nu şimdilik kayd-ı ihtiyatî ile kabul etmek
yerinde olur,
Bostancıbaşı ile bostancı"1 O s m a n N u r i
E t i , Ainlar
bo­
yunca Boğaziçi, Tarih Dünyast, No : 28 - 29.
larm nezaret ve mürakebesi altmda meyva
ve sebze yetiştirmekle tamnan Ç u b u k ­
l u B a h ç e s i , sarayın bu yoldaki ihti­
yaçlarını karşıladığı gibi aynca mahsulle­
rinin halka satılışı hasebiyle padişahlar
için en mühim bir gelir kaynağı idi. B oğ a z i ç i H a l i ç ve
Marmara
kıyı ve çevrelerindeki diğer bir çok hasbahçeler gibi Ç u b u k l u B a h ç e s i'­
nin de sebze ve meyve yetiştiren ve mah­
sulâtını satmak suretiyle gelir temin eden
bostanından başka istirahat ve ikametgâh
olarak ayrıca bir de ebniye ve yahud sa­
ray kısmı bulunduğunu tahmin ediyoruz.
Çünkü Ermeni müelliflerinden 1 n c i c iy a n onsekizinci asır î s t a n b u l'unu
tasvir ederken Ç u b u k l u
Bahçes i'ne dahi temas etmekte ve bu zikretti­
ğimiz saray kısmının o tarihlerde yıkılmış
bir halde bulunduğunu söylemektedir. •
tncirll Bahçesi :
E v l i y a Ç e l e b i'nin S u l t a ­
n i y e B a h ç e s i cenubuna ve Ç ubuklu Bahçesi'ne
bitişik olarak
gösterdiği î n c i r 1 i k ö y ü'nde "» bir
B a ğ ç e - i î n c i r l ü'nün bulunduğunu
H. 1036 tarihli bir mevacib defterinde
kaydedilmiş olarak görüyoruz. Onyedinci
asırda bağlık bahçelik olduğunu tahmin
ettiğimiz bu köyde K a n u n î
Süley­
m a n devrinde bir köşk bile yapıldığı söy­
lenir. Rivayete göre bu köşkün duvarları
gayet zarif çinilerle süslü idi. Pençerelerin kapaklarında İ r a n taklidi açık renk,
zarif resimler yapılmıştı. Etrafı mermer,
granit, somaki direklerle tezyin edilmiş,
duvarları ise bir çok ebyat ile bezenmişti.
Padişaha mahsus olan bir yatak odası dö­
şeme ve ipek takımlariyle burada mutena
bir yer işgal ediyordu. Bahçesi ise, rengâ­
renk çiçeklerle ve kokulu ağaçlarla dol­
durulmuştu.
Başvekâlet Arşivi'nde mah-
D.
'i' Bizans sayfiyeleri, S. 212 ( H r a n d
A n d r e a s y a n'm tetkiklerine göre).
J« aeyakattıâme,
C : I , S. 465.
m Maliye defterleri tasnifi, No : 6602 (BaşvekAtet Arşivi).
1" O s m a n N u r i
E t i , AsırZor bo­
yunca Boğaziçi, Tarih Dünyast, No : 28 - 29.
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
fuz bulunan mevacib defterlerinde 1090 ta­
rihinden itibaren artık böyle bir hasbahçe'nin adına raatlanılmamaktadır.
Sultaniye Bahçesi :
Tarafımızdan bizzat tetkikine imkân
hasıl olabilen ve en eskisi Hicrî 991 tarihi­
ne tekabül eden müteaddid tarihli mevacib
defterlerinde hep B a ğ ç e - i S u l t a ­
n i y e olarak kaydedilen bu bahçenin;
K a n u n î S ü l e y m a n tarafından ve
bir rivayete göre de H . B a y e z i d ta­
rafından te'sis ve ihya edildiği söylenir.
Kuruluşu anmdan itibaren bağçe-i hassa'1ar arasında mühim bir mevki' kazandığı
ve bu halini uzun müddet muhafaza etti­
ği muhakkak olan bu bahçe, B e y k o z ' d a
S u l t a n i y e adiyle anılan H a n ç e r 1 i s u 11 a n mahallinde idi. Adı geçen
H a n ç e r l i s u l t an'ın K a n u n î'nin
kadmlarmdan biri olduğu rivayet edilir.
Burası da vaktiyle D o l m a b a h ç e'nin
yeri gibi sığ bataklıklı bir körfez iken
K a n u n î S ü l e y m a n tarafından dol­
durulmuş ve sahildeki düzlükle birleştiri­
lerek ağaçların dikilmesi ve çiçek tarhlannm tanzim edilmesiyle güzel bir bahçe
vücuda getirilmiş ve hatta bir de köşk yap­
tırılmıştı. E v l i y a Ç e l e b i'nin ifa­
delerine bakılırsa mezkûr bahçe ortasın­
da inşa edilen bu köşkün H L Mu r a d
zamanında Ö z d e m i r o ğ l u O s m a n
P a ş a tarafmdan bina edildiğini kabul
etmek lâzım gelir. Bu kasır; onun T e br i z ve Ş i r v a n cihetlerinden gani­
met olarak alıp duvarları baştan başa hay­
van tasvirleriyle münakkaş olarak getirdi­
ği bir sarayın enkaz-ı metrûkesi ve malzeine-i inşaiyesiyle vücuda getirihnişti.
Kanunî Sultan
Süleyman'a
atfettiği bu köşkün denizin içine gömülü
sütunlarının B a c c h u s Ma'bedine âiâiyetini ileri süren
Antoin
Galland ; köşkün iç ve dış taraflarında çok
Süzel ve nadide çinilerin, pencerelerin üze­
rinde İ r a n üslûbu üzre mutena şekil­
lerin, içerisinde K a n u n î
Süley^ a n'a âid dibadan i'mal edilmiş yatak
SeyahaUmvıe,
I , 465.
A. G a 1 1 a n d, Journal,
TL, P. 141 - 142.
179
Örtülerinin ve mermer, granit ve somaki
sütunlara istinad ettirilmiş bir galerinin
bulunduğunu
kaydetmektedir. Köşkün
bahçesi ise, zirveleri semalara yükselen
serviler ve mis gibi kokulu nâdir ağaçlar­
la kaplanmıştı.
Tokad Bahçesi :
Fetihten sonra Türklerin eliyle i'mar
olunan B o ğ a z i ç i'nde ilk vücuda geti­
rilen İ s t a n b u l bahçesi, B e y k o z ' da koru yanındaki T o k a d
bahçesi
idi, F â t i h
Sultan
Mehmed
tarafından tesis edildiği muhakkak olan
bu bahçenin adına mevacib. defterlerinde
tesadüf edemiyoruz. Buna mukabil en es­
kilerinden itibaren onların hemen kâffesinde bir B a ğ ç e - i B e y k o z u'dan bah­
sedildiği
görülmektedir. Bunun; Tokad
bahçesi ile bir alâka ve münasebeti olabi­
leceği hatıra gehnektedir. F â t i h S u 1t a n M e h m e d o tarihlerde çok sık
bir ormanlık olan bu havalide avlamrken
M a h m u d P a ş a'nm T o k a d'ı fet­
hettiğini öğrenmiş ve sevincinden hemen
oraya böyle bir isimde bir bahçe ve saray
inşasını e m r e t m i ş t i r , B e y k o z'da
A k b a b a'nın alt tarafında olup bir köşk
ile büyük bir havuzu, güzel bir şadırvanı,
müferrah bir hamamı ve müteaddid kaaları ihtiva eden bu bahçeden K a n u n î
S ü 1 e y m a n'm da çok haz ettiği rivayet
edilir. Keza IV. M u r a d'da aynı veçhile
buradan hoşlanır, çemenzarında cirid oy­
nar ve civarında sayd'ü şikâr ederdi. Onyedinci asırda 1 s t a n b u l'a gelen ve
Fransız elçisiyle birlikte bu bahçeyi ge­
zen A n t o i n G a 11 a n d, içerisindeki
köşk hakkında intiba'larını kısaca naklet­
mektedir. ' T a r i h î vesikalarda T o k a d
B a h ç e s i'nin aksam ve müştemilât-ı sairesine dair sarih kayıdlara rastlanılmaE V 1 i y a Ç e l e b i , Seyahatname, I.
494 ( A y n c a Bk : C. R ü ş t ü
Eski
zamanda
Türk bahçeleri, İkdam, 13 Temmuz 191G ve No :
6976). Buna mukabil T o k a t kelimesinin te­
peler arasmda münhat arazi ve ya hayvanların
sığınacağı yer mânasına olmak Uzre agıl demek
oldugü da söylenir.
no A n t o i n
132- 133.
G a 1 1 a n d'
Journal, I I ,
180
MUZAFFER ERDOĞAN
bir aralık B e y k o z koruluğuna ve m ü .
teaddid orman, bahçe, arazi ve emlâkin
sahibi olarak tamnan meşhur Ermeni zen­
gini A b r a h a m P a ş a'mn mülkleri
meyanına dahil olmuştur. A b r a h a m
P a ş a , heyet-i umumiyesi takriben 105
dönüm kadar tutan buraya bir beyaz sa­
ray ile bir takım köşler, kuşhaneler, hayvan
parkları ve iki de muazzam havuz yaptır­
mıştı. Ayrıca hariç iklimlerin ağaç, çiçek
ve kuşlarından çeşidli nümuneler getirt­
miş, kanaryaların ve papağanların en na­
dide cinslerini toplamıştı. Ayrıca o tarih­
lerde İmparatorluk topraklarında bulun­
mayan bir takım meyva ağaçları da yetiş­
Büyttkdere Bahçesi :
tirilmişti. Oldukça büyük bir göl halinde
Başvekâlet Arşivi'nde kayıdlı bulu­ bulunan havzun kıyılarına sun'i sazlıklar
nan muhtelif tarihli mevacib defterlerin­ yapılmıştı. Osmanlı padişahlarından A bde V a d i - i B ü z ü r k olarak kayde­ d ü 1 a z i z'in de ilgisini fa;îlasiyle celbeden
dilen B ü y ü k d e r e ' d e b i r b a ğ ç e - i h a s s a - bu bahçenin halka açılan bir bölümünün ga­
mn mevcud olduğu muhakkaktır. E v l i ­ zino haline getirildiği de söylenmektedir.
y a Ç e l e b i büyük bir koru ile kuşa­ Bunu takib eden devirlerde altımş dönüme
tılmış olan bu bahçenin II. S e l i m'in yakın bir bölümde ise, bir kereste hali ya­
bir teferrücgâKı olduğunu ve yüksek ka­ pılmaya teşebbüs edilmişti. Daha sonraları
vak, servi, söğüd ve diğer ağaçlarla göl­ ise kırk dönüme yakın bir kısmı hangar
gelendiğini kaydetmektedir.
B ü y ü k - yapılmak üzre bir İtalyan şirketine satıl­
d e r e'nin nihayetinde bulunan ve E r e m- mıştı. Nihayet 1930 yılında B ü y ü k d ey a Ç e 1 e b i'nin i f a d e s i y l e a ğ a ç l a r ı n r e'deki bu Osmanlı haabahçesi I s t a n toplulugımdan dolayı K ı r k a ğ a ç de­ b u 1 Valiliği emriyle bir mejrva fidanlığı
nilen bu lâtif mevkide padişahlar ava çı­ haline getirihniştir. Bugün B ü y ü k d ekarlar ve yerli ve yabancı zenginler civa­ re Bahçe Kültürleri İstasyonu adiyle ma­
rında gezinti yaparlardı. Bir cilve ve eğ­ ruf olan bu lâtif ve nev'i şahsına münha­
lence yeri olarak tasvir edilen bu mahal, sır mahal, üçyüz dönümlük geniş bir faa­
Osmanlı Türkleri zamanında büjrük bir liyet sahasını kaplamış bulunmaktadır.'"
i'mar hamlesine şahid olmuş ve Bü y ü kE m i l e n e Bahçesi :
d e r e'nin her cihetçe gelişmesini intaç
etmiştir. I. A b d ü l h a m i d'in ilk sal­
E m i r g û n e H a n hâkimi bulun­
tanat yıllarında sahilden buraya kadar duğu R e v a n K a l e s i'yle çevresinde
uzanan bir araba yolımun yapılması, zik­ otuz yıl kadar icra-yı hükümetten sonra
rettiğimiz bu inkişafın en basit bir teza­ ölmüştü. Bu aebebden İ r a n Şahı R ehüründen başka bir şey değildir.
V a n kalesini babasının hizmetlerine kar­
maktadır. Buna mukabil m. S u 1 t a n
A h m e d devrinde î s t a n b u l'daki
diğer hasbahçelerde yapıldığı gibi burada
da eski bostancıbaşı A l i A ğ a rijrasetinde bir eşya ta'dad ve yazımı yapıldığı
görülmektedir. Bu tahrir sonunda bahçe­
nin ebniye kısmında pamuk minderlerin,
yorgan, yasdık, ibrik, iskemle ve sairenin
mevcud olduğu anlaşılmaktadır.' '" Uzun
müddet yüzüstü bırakıldığını gören I.
M a h m u d burayı esash bir şekilde ta­
mir etirmiş ve rivayete göre H ü m â y un â b â d olarak tevsim eylemişti'""
(1749).
İmparatorluğun dağılma devirlerine
kadar bir çok istihaleler geçirdikten sonra
1-.0 Müfredat defterî, Maliye defterleri tasni­
fi, No : 4763, S. 30.
ı-'i N 1 y a z i A h m e d, i s t a n b 11 l
s e m t l e r i tarihi. Kurun, 19/1/1935.
ScyahatuAme, I, 259 ve 481,
' « a E r e m y a Ç e l e b i , htanbul Tarihi,
S. 47.
şılık olmak üzre E m i r g û n e
oğlu
T a h m a s b K u l u H a n ' a mukataa
olarak tahsis eylemişti. IV. S u l t a n
M u r a d , R e v a n kalesini kuşattığı
zaman burada hâkim olaı^lfr-bj[r^nuncu
zat bulımuyordu (1636)./l^f^ksaranm il^
zamanlarında K a p t / n H ü s e y i A
P a ş a ile H a 1 e b Beylerbe^isi olan
15» Tarih Haeitıeai
mecintia/gı, Sayı : iT- .<, /
OSMANLI DEVRİNDE İSTANBUL BAHÇELERİ
j ^ h m e d P a ş a'nm kolları mezkûr ka­
leyi toplarla döndükleri esnada E m i rgûne o ğ l u
Tahmasb
Kulu
H a n'a aid saray tahribe uğramış ve yıkıl­
mıştı. Bu elim hadiseden hayli zarar gören
ve bir râfizî olan E m i r g û n e
oğlu
ile gayet temkinli ve tedbirli bir sünnî olan
Kethüdası M u r a d A ğ a
IV. M ur a d'a kalenin anahtarlarını teslim etmek
zorunda kalmışlardı. Osmanlı hükümdarı
huzurunda.yeri öpen ve kusurlarını afvettirmek isteyen E m i r g û n e o ğ l u'nu
vczarct payesiylc taltif etmiş, murassa
sorguç ile kılınç ve hançer vermiş ve ay­
rıca üç tane de hil'at giydirmişti. Kezalik
lâkab olarak Y u s u f P a ş a ünvanını
münasib görmüştü. Y u s u f P a ş a bu
hadiseden az sonra kalenin meydandaki
ve gizli bulunan hemen bütün anahtarla­
rını padişaha teslim ile içerisindeki çok
kıymetli ve eşsb. hazinelerin İ s t a n b u l'a gönderilmesini de temin etmişti.
Valilikle H a 1 e b'e gönderilen Y u s u f
P a ş a , ef'al ve hareketiyle bura halkını
memnun edememiş ve iki ay sonra oradan
ayrılarak R e v a n fethinden dönmekte
olan IV. M u r a d'a 1 z m i t'te mülâki
olmuştu. Böylece 1 s t a n b u l'a getiri­
len Y u s u f
P a ş a'ya Osmanlı hüküm­
darı B o ğ a z'ın en güzel mevkiinde bulu­
nan 1 s t i n y e'deki F e r i d u n
Pa­
ş a B a h ç e s i'yle
A h ı r k a p ı'daki
mükellef bir sarayı ve K â ğ ı d h a n e'de­
ki bir mesire yerini hibe eylemişti. Bu su­
retle musahibler meyanına dahil olan Y us u f P a ş a'ya S u l t a n
Murad
tarafından F e r i d u n
Paşa
Bah­
ç e s i'nde bir sahilsaray yaptınirmş ve
bundan dolayı da buraya E m i r g û n e
adı verilmişti. İV. M u r a d'ın ölümüyle
tali'i sönen E m i r g û n e o ğ l u . S u l ­
t a n İ b r a h i m tarafından idam edil­
miş, K â ğ ı d h a n e'deki kasrı padişah
adına zabtolunmuş ve yukarıda bahis mev­
zuu ettiğimiz B o ğ a z i ç i'ndeki sahilsa-
E m I r g û n e-z â. d e H a I e b va''Ujine gönderildiği sırada M ıı ı a d Kethü^^ys. da mirimlranlık İle T r a b 1 u s ş a m
«yaleli ihsan olunmuş, fakat bir müddet sonra
'<*am edilmiştir.
181
rayı ise eski Şeyhülislâm M i r z a M u s ­
t a f a E f e n d i'ye temlik edilmişti. Bu­
nun da ölümünden sonra mezkûr sahilhane sırasiyle M e h m e d E m i n S a lim Efendi'ye, V a s s a f
Abdullah
Efendi'ye ve nihayet M e h m e d E s a d
Efendi'ye intikal eylemişti. Bu sonuncu za­
tın ölümünden sonra ise mezkûr sahilsaray
mahlûle kalmış ve I. Ab d ü 1 h a m i d'in
fermanı üzre burası zemin mukataasiyle
köy haline inkılâb etmiş ve cami, çeşme ve
saire inşasiylc i'mar edilmiştir. I I I . S eI i m devrinde ise imar faaliyetine daha
fazla devam olunmuştur.
Beb«'k Bahçesi :
Ayvansaraylı H a f ı z
Hüseyin
E f e n d i'nin ifadesine göre
Fâtih
S u l t a n M e h m e d , bugün B e b e k
ünvaniyle tanıdığımız mahalle zabıta işle­
rine bakmak üzere B e b e k
Çelebi
ismiyle birisini bölükbaşı tayin eylemişti.
Böylece şöhretini bu nam ile o zamandanberi muhafaza etmekte olan bu semt bir
de B a ğ ç e - i B e b e k Ç e l e b i mev'
Başvekâlet Aı-şivi'nde bizzat tetkik etti­
ğimiz yirmiye yakm mevaclb defterinde İlk ola­
rak B a t ç e-i Feridun P a ş a geçmekte ve ayrıca
bunun Y e n i k ö y kurbUnde olduğu tasrih
edilmektedir. B u bahçenin adına 1063, 1079 ve
1087 tarihli mevaclb defterlerinde de aynı veç­
hile tesadüf edilmektedir. 1090 tarihli diğer bir
mevacib defterinde ise B a ğ ç e - i
F e r i d u n
A ğ a
şeklinde kaydedilmiş bulunmaktadır. 1087
ve 1090 tarihli iki aded mevaclb defterinde faz­
la olarak Y e n i k ö y kurbUnde B a ğ ç e - i
E y ü p
P a ş a
bahsolunmaktadır. Burada
mühim bir noktayı
bilhassa işaret etmek İcab
eder : 1052 tarihli bir mevaclb defterinde bu iki­
sinin isimleri görülmemekle, sadece
Bağçe-i
E m i r g ü n e z f t d e'den bahsolunmaktadır.
Buna mukabil 1055 - 1090
(arJhleri arasındakilerde ise B a ğ ç e - i
F e r i d u n
P a ş a
ve B a ğ ç e - i
E m i r g û n e z & d e ayrı
a y n olarak zikredilmiştir. Bvından E nı i r g ûnezftde
B a h ç e s i'nin
F e r i d u n
P a ş a
B a h ç e s i'nden farklı bir hadika ol­
duğu ve K a ğ 1 d h â, n e'dc
mesire yerinin
kasdedildiği hatıra gelebilir. (Bk :
E v l i y a
Ç e l e b i ,
Scyahatnâmc,
I , 484 ve Kuyudat
defteri Maliye defterleri T. No : 4445, S. 74).
milli,
' • • H a f ı z
H ü s e y i n ,
11, 134 - 136.
!5» Aynı eser, U,
124.
riadikatü'l-Cc-
182
MUZAFFER ERDOĞAN
cuddu. Başvekâlet Arşivi'nde mahfuz olup
m. M u r a d ve hatta 11. S e l i m ve
K a n u n î S ü l e y m a n devirlerine aid
en eski mevacib defterlerinde admm zikredildiğine şahid olduğumuz bu bahçenin te­
sis tarihiyle müessisine dair şimdilik kat'i
bir şey söylemek doğru olmasa gerektir.
E v l i y a Ç e l e b i'nin verdiği malûmata
nazaran "° padişahlara mahsus olan B e ­
b e k B a h ç e s i n'de onyedinci asırda
I. S e 1 i m'in bir kasrı mevcud bulunu­
yordu. Fakat bahçesi büyük servi ağaçla­
rını muhtevi olmasına rağmen o kadar mâ­
mur değildi. Buradan geçilince sâfî sanovber ağaçlariyle dolu olan D e l i H ü s e ­
y i n P a ş a B a h ç e s i'ne gidilirdi.
Deniz kenarında uzun bir sahayı işgal et­
mekte olan bu bahçe, daha sonraki devir­
lerde yüzüstü bırakılmış ve içerisindeki
kasır kısmen harab olmuştu. İÜ. A hm e d devrinde sadrazâm olan N e v ş e ­
hirli Damad İbrahim
Paşa
burayı i'mara teşebbüs ederek yakınındaki
basmacılar kârhanesini yıktırmış ve H as a n H a l i f e B a h ç e ve K o n a ğ ı'na kadar olan sahayı içerisine alarak
H ü m â y u n â b â d ' ı yaptırmıştı (1725).
Ayrıca bir hamam ile bir cami'i ve bazı
dükkânları da buna ilâve etmek suretiyle
o havalinin daha ziyade şereflenmesine
sebeb olmuştu.
Hasan Halife Bahçesi :
Hicrî 1052, 1055, 1063, 1066, 1079 ve
1088 yıllarına aid müteaddid mevacib def­
terlerinde
adını ve müstahdemin ve
mensubininin isimlerini öğrenmeye mu­
vaffak olduğumuz H a s a n H a l i f e
B a h ç e s i de İ s t a n b u l H a s b a h ç e l e r i meyanmda kaydedilmesi icabeder. Onyedinci asırda yaşamış bir Ermeni
müverrihinin ifadesine göre bu hasbahçe
A k ı n t ı b u r n u'nu geçtikten sonra de'••^ Scytthatmhııc!, X, 452.
"•" Başvekâlet Arşivi. Maliye defteri tasni­
fi No : 6605, 6716, 6707, 6570 ve 6610.
niz kenarında bulunuyordu.
Aynı asır
müelliflerinden E v l i y a Ç e l e b i ise
IV. M u r a d devrinde kul taifesi ayak­
lanarak Yeniçeri Ağası H a s a n H a l i f e'yi öldürdüklerini, bunun üzerine bah­
çesinin mirîye intikal ettiğini ve mezkûr
bahçenin asıl bânisinin H a s a n H a l i f e olduğunu s ö y l e m e k t e d i r . B i l i n d i ğ i
veçhile enderunlu olan H a s a n H a l i f e tefeyyüz ile musahibliğe yükselmiş
ve son derece teveccühe mazhar olmuştu.
1602 (H.1041) de Yeniçeri Ağası iken bir
ay sonra H a f ı z P a ş a şehadetinde
eşkıyanın talebiyle öldürülmüştü.
Hicrî
1116 yılında III. A h m e d'in fermanı üze­
rine eski bostancıbaşı A l i A ğ a riya­
setinde teşekkül eden bir hey'et, diğer hasbahçelerde olduğu gibi, hadaik-i hassadan
H a s a n H a l i f e Yalısında dahi mev­
cud mefruşat ve evaniyi tahrir eylemişti.
Vücuda getirilen müfredat defterinde
mezkûr yahnin teferrüat ve aksam-ı müteaddidesi hakkında bazı tamamlayıcı bil­
giler elde edilmesi kabil olmaktadır. E z ­
cümle mezkûr yalıda denize nâzır kubbeli
bir odanın, dışarda bir divanhanenin, mabeyn odasının, haremde denize nâzır bir
oda ile müteaddid sofa ve odaların bulun­
duğu anlaşılmaktadır. Ta'dad edilen eşya­
dan bazıları defterde görülen meşruhata
göre H a s a n H a l i f e Yalısı'ndan
alınıp A 1 i b e y K ö y ü'nde vaki' bağçc-i hümayun'a naklolunduğu gibi ajTica
mezkûr yalıdaki eşya kabil-i isti'mal ol­
maması dolayisiyle mahallinden ihraç
olunması yolunda hassa bostancıbaşısı
H a c ı A h m e d A ğ a tarafından 8 C.
evvel 1121 tarihli birarz-ıhal verilmiştir.
ı s i E r e m y a Ç e l e b ijstanbitl
S. 45.
ı«» Sej/ahaindme, I , 462.
Tarihi,
l O ' M e h m e d S ü r e y y ti,SiciU-i Osmaiti, n, 132- 133 H . B a y e z 1 d'in bina emi•1 olan H a s a n H a l i f e
İçin bakınız :
8icaii-i Osmani, 11, 119).
ISI Müfi-edat defteri, Maliyo defterleri Tas­
nifi, No : 4763, S. 16 (Başvekâlet Ai^flvl).
Download

osmanlı devrinde istanbul bahçeleri