SAYI
.
www.islamicstate.media
İÇİNDEKİLER
www.islamicstate.media
“Kıvılcım burada; Irak’ta tutuştu ve alevi –Allah’ın
izniyle– haçlı ordularını Dabık’ta yakana kadar artmaya devam edecek.”
Ebu Mus’ab ez Zerkavi
03
06
10
ÖNSÖZ
14
18
32
45
47
58
KIYAMETTEN ÖNCE KÖLELİĞİN YENİDEN CANLANMASI
“ŞÜPHESİZ Kİ RABBİN HER AN GÖZETLEMEKTEDİR”
RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI
İKİ YENİ VİLAYETİN DOĞUŞU
SON HAÇLI SEFERİNDEN YANSIMALAR
DÜŞMANIN SÖZLERİNDE
İNFAZINDAN GÜNLER ÖNCE SOTLOFF’TAN ANNESİNE MESAJ
SERT KONUŞMA
www.islamicstate.media
ÖNSÖZ
Elhamdulillahi Rabbil Âlemin. Salat ve selam
onun Rasulü Muhammed, ailesi ve ashabının
üzerine olsun. Bunun ardından:
Haçlılar İslam Devleti’ne karşı ilerlerken, şu hatırlanmalı ki Müslüman itikadı Allah’a hüsnü zan
beslemek üzerinedir. Allahu teâlâ kudsi hadiste
şöyle dedi: “Ben kulumun bana olan zannının yanındayım; bana dua ettiği zaman da ben onunla
beraberim.” (Müslim)
Bu din, zaferin vaad edildiği dindir; bölünme,
taraftarlık, bid’at ve kişisel görüşlerde gurur
dini ya da biat, imaret ve halifeliğin geçersiz olduğu bir din değildir. Birey, toplum ve ulus düzeyinde, hakikat üzerine beyan edilmiş dindir.
“O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi)
dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü
hidayet ve hak din ile gönderendir.” (Tevbe 33),
“Şahit olarak Allah yeter” (Fetih 28) ayetleriyle
söz verilen dindir.
Bu tutumun tersi, kişinin küfür ve sapıklık arasında sallanmasıdır. Allahu Teâlâ dedi ki; “(İbrahim)
dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” (Hicr 56) Ve yine şöyle dedi:
“Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf’u ve kardeşini arayın.
Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf 87)
Bu tutum, kalplerinde hastalık olanların özelliklerinden biridir, onlar Allahu teâlânın şu sözünde bahsettikleridir; “Hayır, siz Peygamberin ve
mü’minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha
dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde
çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz.”
(Fetih 12)
Bu davranış aynı zamanda cahiliyenin zanlarından biridir. Allahu teâlânın, dinine ve onun takipçilerine yardımından şüphe etme tutumudur.
Bu dinin galip geleceğine dair Allah’ın bize vaadi
var ve bu din ile, ilham alan ve hidayet bulan halife Ömer’in radiyallahu anh, “Cemaatsiz İslam,
imaresiz cemaat, itaatsiz imare yoktur” sözleriyle
tanımladığı İslam kastediliyor. (Sünen ed Derimi)
Rasulullah’ın sallallahu aleyhi vesellem, hadiste
geçtiği şekliyle, kendisi ile geldiği din: “Size Allah’ın bana emretmiş olduğu beş şeyi emrediyorum: Cemaate bağlı kalmak, dinlemek, itaat
etmek, hicret ve cihad. Kim cemaatten bir karış
ayrılırsa tekrar dönünceye kadar boynundan İslam bağını çözmüş olur.” (Sahih: Ahmed ve Tırmizi)
Bu iman ve tutum, devletin kurulması için yolu
açan Ebu Mus’ab Ez Zarkavi’nin (Allah onu kabul etsin) döneminden bu yana İslam Devleti
askerleri ve liderlerini besleyip büyüten unsur
olmuştur. Bu nedenle imamların sözlerinde Allah’ın İslam Devleti’ne desteğiyle ilgili olarak
mutlak bir inanç bulursunuz. Bu konuda bir
hardal tohumu kadar şüpheleri yoktur.
ÖNSÖZ
www.islamicstate.media
Ebu Mus’ab ez Zarkavi (rahimehullah) şöyle demişti: “Münafıklar ve Allah’ın yolunu zorlaştıranlar
sizlere, ‘İstediklerinizden herhangi bir şeyin elde
edileceğini düşünüyor musunuz? Gerçekten İslam
hilafeti olacağını ya da İslam Devleti’nin kurulacağını düşünüyor musunuz? Bu hiçbir zaman olamayacak bir şeydir ve gerçeklikten ziyade hayale daha
yakındır.’ derlerse Allahu teâlânın şu sözünü hatırlayın: “Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar ‘Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı’ diyorlardı; oysa, kim Allah’a güvenirse bilmelidir ki Allah
güçlüdür, hakimdir.” (Enfal 49) Ve onlara deyin ki,
“Allah Müslümanlara, Rasulullah’ın sallallahu aleyhi vesellem söz verdiği gibi, Roma’nın fethini nasip
edecektir” (Mücahitlere önemli tavsiyeler).
Ez Zarkavi aynı zamanda, “Gözlerimiz Kudüs’e çevriliyken burada cihad ediyoruz. Allah’ın bizi nebevi
müjdeler ve ilahi hükümler için anahtarlar yapmasına dair iyi umutlarla, hedefimiz Roma iken burada savaşıyoruz” demişti (Zafer rüzgarları).
Bu tutum daha sonra onun, “Ey Muvahhidler, sizi
müjdeliyoruz, Allah için, Roma’nın zeytin ağaçları
altında olana kadar ve Beyaz Saray denen o iğrenç
evi yıkmadıkça, cihadımızda durmayacağız” diyen
halefi Ebu Hamza el Muhacir (rahimehullah) tarafından miras olarak alındı (Hüküm ancak Allah’ındır).
Bu tavır dağ gibi adam, Ebu Ömer el Bağdadi tarafından da tekrarlandı. O şöyle demişti: “Ey İslam
Devleti’nin askerleri, ey Muhammed’in sallallahu
aleyhi vesellem gençleri… Bugün yeni bir çağın
eşiğindeyiz. Bölgenin, daha doğrusu dünyanın haritası için dönüm noktası. Bugün Batı medeniyeti
denen yalanın sonuna ve İslam’ın yükselişine tanık
oluyoruz. Bu tam da Bush’un askerler önündeki
son konuşmasında uyardığı gibi. O zaman, ‘Bölge,
medeniyetin imha olmakla tehdit edildiği bir hale
dönüşüyor’ derken, şirk ve küfür medeniyeti, faizcilik ve fuhuş ile aşağılama ve boyun eğdirme medeniyetini kastediyordu.
Mezopotamya’daki İslam Devleti askerlerini
kastederek, ‘İspanya’dan Endonezya’ya uzanan
bir hilafeti yeniden kurmak için çalışıyorlar’ demişti. Bu onları, Amerika ve medeniyetine karşıtek Sünni tehdit haline getirmesinden sonraydı.”
(Onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak
kuruyordu.)
Ve dedi ki, “Bu, İslam Devleti’nin mübarek yükselişinden sonra Allah’ın düşmanını –Bush–
‘Çin’den İspanya’ya uzanan bir İslam Devleti
kurmak istiyorlar’ demeye yönlendirdi. Yalancı
olmasına rağmen doğruyu söyledi” (De ki: Hak
geldi, batıl zail oldu).
Ve Allah’ın sözündeki bu kesinlik, Ebu Ömer el
Bağdadi’yi, “İslam Devleti baki kalacaktır” demeye teşvik etti (Yılların hasadı).
.
www.islamicstate.media
Ve ayrıca şu sözlerine: “Sonuçta, Mezopotamya’da İslam Devleti’ne karşı yürütülen bu sert askeri ve medya kampanyasını izleyen her yerdeki
Müslümanlara diyorum ki, Irak’taki cihatla ilgili
ne korkun ne de endişe edin. İyimser olun, şiddet dalgası kırıldı. Doğrusu şehitlerin kafatasları
üzerine inşa edilen, çimentosu iffetlinin kanıyla
karılan bir bina, yerinden oynamayan dağlardan
daha dayanıklı bir hakikat binasıdır ve yıldızlardan daha saygın, yüksek bir yapıdır. Ve O, her
türlü eksik ve noksan sıfattan münezzeh olduğu
için, Kerim, Rahman ve Rahim, onların fedakarlıklarının boşa gitmesine asla izin vermez” (Hayrın hasadı).
kampanyanız olacak. Parçalanıp ve mağlup edilecek, aynı daha önceki tüm haçlı kampanyalarınızın parçalanıp yenildiği gibi. Ancak bu kez,
sonrasında biz size saldıracağız ve siz bize asla
saldırmayacaksınız.
Bu katiyet, son konuşmasında Şeyh Ebu Muhammed el Adnani tarafından da tekrarlandı.
Şöyle diyordu: “(Ey Haçlılar) size söz veriyoruz ki
Allah’ın izniyle bu haçlı kampanyası sizin son
Son olarak; bu kesinlik Dâbık yakınında Romalı Haçlılarla savaşana kadar, İslam Devleti’nden
her mücahidin ve dışarıdaki her destekçisinin
kalbinde titreşmelidir.
Roma’nızı fethedeceğiz, haçlarınızı kıracağız,
kadınlarınızı esir alacağız, yüce Allah’ın izniyle…
Bu, O’nun bize vaadidir; O yücedir ve vaadinden
dönmez. Eğer bizler o zamanları göremezsek,
çocuklarımız ve torunlarımız o zamanlara yetişecek ve oğullarınızı köle pazarlarında köle olarak
satacaklar” (Şüphesiz ki Rabbin hep gözetlemededir).
www.islamicstate.media
AÇIKLAMA
“ŞÜPHESİZ Kİ RABBİN HER AN
GÖZETLEMEKTEDİR”
İslam Devleti Resmi Sözcüsü Şeyh Ebu Muhammed el Adnani
KONUŞMASINDAN BAZI BÖLÜMLER
Amerikan Haçlı seferinin Şam diyarına resmen
yönelmesinden kısa bir süre önce, İslam Devleti’nin resmi sözcüsü Şeyh Ebu Muhammed el
Adnani eş Şami (hafizahullah) Müslümanlara ilham veren, haçlıları dehşete düşüren ve Allah’ın
sözünü hatırlatan çok önemli bir konuşma yaptı.
Elhamdulilllah bu konuşmanın ardından, İslam
Devleti liderlerine bağlılık içinde Müslüman topraklarındaki haçlıların yakalanması ve peşi sıra
infaz edilmeleri, haçlıların kendi topraklarında
öldürülmeleri ve haçlı hava saldırılarına rağmen
Irak ve Şam’da yeni bölgelerin ele geçirilmesi gibi bazı olaylar hemen yaşanmaya başladı.
Aynı zamanda Arap tağutları, sahveler, sözde
cihatçılar ve sahte mücahitler ikiyüzlülüklerini,
münafıklıklarını bir kez daha ortaya koydular, ta
ki hiçbir samimi Müslüman, kalbinde şüphe ile
karanlıkta kalmasın.
Elhamdulillahi Rabbil Alemin. Devam eden bölümler, bu konuşmanın en önemli kısımlarından bazıları.
“Ey İslam Devleti askerleri, Allah’ın izniyle ne de
büyük bir şey başardınız! Mükafatınız Allah katındadır. Allah’a yemin olsun ki O, Nusayriler ve
Rafızilerin sizin ellerinizle öldürülmeleri ile müminlerin kalplerini şifalandırmıştır. O, kafirlerin
ve münafıkların kalplerini size karşı öfke ile doldurdu. Allah tarafından, ne de büyük bir şey başardınız! Sizler kimsiniz? Sizler kimsiniz ey İslam
Devleti’nin askerleri? Nereden geldiniz? Sırrınız
ne? Doğu ve Batı’nın kalpleri neden sizin korkunuz nedeniyle yerinden fırladı?
İSLAM DEVLETİ ASKERLERİ NUSAYRİLERİ AŞAĞILIYOR
www.islamicstate.media
Amerika ve müttefiklerinin göğüs kasları, neden
sizin korkunuzdan titriyor? Savaş uçaklarınız nerede? Savaş gemileriniz nerede? Füzeleriniz
nerede? Kitle imha silahlarınız nerede? Neden
dünya size karşı birleşti? Neden küfür milletleri
size karşı beraber siper kazdı?”
“Öyleyse bil ki –Allah’ın izniyle– bizler ne uçak
sürülerinden, ne balistik füzelerden, ne insansız
uçaklardan, ne uydulardan, ne savaş gemilerinden, ne toplu imha silahlarından korkarız. Yüce
Allah, ““Eğer Allah size yardım ederse sizi hiç
kimse yenemez. Fakat eğer sizi yüzüstü bırakırsa
O’ndan başka size kim yardım edebilir? Müminler sadece Allah’a dayansınlar.” (Ali İmran 160)
demişken onlardan nasıl korkalım? Allahu teala,
“Sakın gevşemeyiniz, karamsarlığa kapılmayınız.
Eğer mümin iseniz üstün gelecek olan taraf sizlersiniz.” (Ali İmran 139) derken, onlardan nasıl
korkarız?”
“Bu nedenle Allah size zafer verecek. Gerçekten
zafer verecek. Vallahi Allah size zafer verecek.
Öyleyse bize iki şeyi garanti edin bizler de sizlere, Allah’ın izniyle, sürekli zafer ve sebatı garanti edelim. Birincisi, kimseye zulmetmeyin ve
zulme sessiz kalarak ya da yetkililere bildirmEyerek, zulümden razı olmayın. İkincisi kibirli ve
gururlu olmayın. Bu sizden sadır olmasından ve
sizin için korktuğumuzdur.”
“Bundan sonra sınav, elenme ve seçilme, bir dönemle diğer dönem arasında gereklidir. Çünkü
sizlerden olmayan, sadece talip olan
bazı insanlar saflarınıza girdi. Bu nedenle bazı
bozulmalar meydana geldi. Bir sınamanın gelmesi, pis olanı atması ve safları temizlemesi
gerekli hale geldi. Allah’dan af ve afiyet dileriz.
Aynı zamanda bazılarımızın ruhlarına gurur ve
kibir girdi. Bu yüzden bazılarımız haddi aşarak,
diğerlerine zulmetti. Bundan dolayı günahlardan
uzaklaşmak gerekli, böylece Rabbinize yönelirsiniz. Allah mücahitleri sevdi ve O’nun için mücahitler arasından bazı şehitler alacak. Allah’dan,
bizi onlardan kılmasını, rezil olanlardan ya da
(dinlerinde) üzüntüye düşenlerden kılmamasını
isteriz.”
“Ey Amerika, ey Amerika’nın müttefikleri ve
ey Haçlılar, bilin ki mesele sizin sandığınızdan
daha tehlikeli ve gözünüzün önüne getirdiğinizden daha büyük. Bugün Devlet, onun askerleri
ve oğullarının köleler değil liderler olduğu yeni
bir çağda olduğumuz konusunda sizleri uyardık.
Onlar, asırlardır yenilgi bilmeyen bir halk. Savaşlarının neticesi, daha savaş başlamadan sonuçlandırılıyor. Onlar Nuh’un döneminden bu yana,
mutlak zafer inancı olmadan bir savaşa hazırlanmadılar. Onların hesabına göre, öldürülmek bir
zaferdir. Sır burada yatıyor. Sizler, hiçbir zaman
yenilemeyecek bir toplulukla savaşıyorsunuz.”
“(Ey Haçlılar) size söz veriyoruz ki Allah’ın izniyle bu haçlı kampanyası sizin son kampanyanız
olacak. Parçalanacak ve mağlup edilecek, aynı
daha önceki tüm haçlı kampanyalarınızın parçalanıp yenildiği gibi. Ancak bu kez, sonrasında
biz size saldıracağız ve siz bize asla saldıramayacaksınız.
AÇIKLAMA
www.islamicstate.media
Roma’nızı fethedeceğiz, haçlarınızı kıracağız, kadınlarınızı esir alacağız, yüce Allah’ın izniyle… Bu,
O’nun bize vaadidir; O yücedir ve vaadinden dönmez. Eğer bizler o zamanları göremezsek, çocuklarımız ve torunlarımız o zamanlara yetişecek ve
oğullarınızı köle pazarlarında köle olarak satacaklar.”
“Öyleyse ey Haçlılar, kuvvetlerinizi harekete geçirin. Güçlerinizi seferber edin, gök gürültüsüyle
kükreyin, kimi isterseniz tehdit edin, entrika kurun, ordularınızı silahlandırın, kendinizi hazırlayın,
vurun, öldürün, mahvedin bizi. Bu işinize yaramayacak. Yenileceksiniz. Bu size fayda sağlamayacak,
öyle ki bizim aziz ve hakim olan Rabbimiz bizlere
zafer ve sizin yenilginizi vaadetti. Ajanlarınız ve
köpeklerinize silahlar ve teçhizat yollayın. Onları en son model ekipmanla donatın. Onlara çok
yollayın, zira yolladıklarınız Allah’ın izniyle, savaş
ganimeti olarak bizim elimize geçecektir. Onu harcayacaksınız ve ardından bu sizin için bir pişmanlık kaynağı olacak, sonrasında da yenileceksiniz.
Zırhlı araçlarınıza, makinalarınıza, silahlarınıza,
ekipmanınıza bakın. Bizim elimizdeler. Allah onları
bize verdi. Sizinle, bunları kullanarak savaşıyoruz.
Öyleyse kininizle ölün! (Şüphesiz ki inkâr edenler
mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak
için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise
cehenneme toplanacaklardır. Enfal 36)”
“Irak’tan 4 yıl önce çekildiğinizi iddia ediyorsun
ey Obama. Sizlere yalancı olduğunuzu söylemiştik, öyle ki çekilmediniz, çekildiyseniz de kısa süre
sonra döneceğinizi söylemiştik. İşte! Buradasınız, çekilmediniz. Aksine bazı güçlerinizi vekillerinizin arkasına sakladınız ve kalanını geri çekti-
niz. Güçleriniz, eskiden olduğundan daha büyük
sayılarla dönecek. Döneceksiniz ve vekilleriniz işinize yaramayacak. Ve eğer geri dönemezseniz, Allah’ın izniyle bizler sizin topraklarınıza geleceğiz.”
“Ey Amerikalılar ve ey Avrupalılar, hükümetleriniz ve medyanızın sizi inandırmaya çalıştığı gibi,
İslam Devleti sizlere karşı bir savaş başlatmadı.
Bizlere karşı sınırı aşan sizlersiniz, bu nedenle
kınanmayı hak ediyorsunuz ve büyük bir bedel
ödeyeceksiniz. Ekonomileriniz çöktüğünde bedel ödeyeceksiniz. Oğullarınız bizlerle savaşmaya
gönderildiğinde, sizlere sakat, uzuvlarını kaybetmiş olarak ya da tabut içinde ya da akıl hastası
olarak döndüklerinde bedel ödeyeceksiniz. Herhangi bir yere seyahat etmeye korktuğunuzda
bedel ödemiş olacaksınız. Bunun da ötesinde,
sokaklarınızda yürürken, sağa sola bakınırken,
Müslümanlardan korkarken bedel ödeyeceksiniz.
Yatak odalarınızda bile güvende hissetmeyeceksiniz. Sizin haçlılarınız çöktüğünde, arkasından biz
sizlere kendi topraklarınızda saldırdığımızda bewww.islamicstate.media
del ödeyeceksiniz ve sonrasında asla kimseye
zarar veremeyeceksiniz. Bedel ödeyeceksiniz,
sizler için, size acı verecek olanı hazırladık.”
ne korku salmazken ve onların saldırılarına daha
fazlasıyla karşılık vermezken hayatından nasıl
keyif alacak ve uyuyacaksın?
“Sevgili Müslümanlar, Amerika haçlılarla birlikte Müslümanları kurtarmak için gelmedi. Ya da
iddia ettikleri gibi, ekonomisinin çökmesi pahasına bütün servetini, Şam ve Irak’taki sahve
konseylerini desteklemek ya da merhamet ve
“haricilerin zulmünden” ötürü onlar için korkmaları nedeniyle silahlandırmak ve eğitmek için
harcamadı. “Keşke kavmim bilseydi” ( Yasin 26)
Haçlılar, Allah yolunda savaşan mücahitlerin yardımına koşar mı? Onları haricilerden koruyup
kurtarmak için koşturur mu? ‘Yeterince uzun
yaşa, garip şeyler göreceksin!’ Vay benim kavmime! Ne zaman hatırlayacaklar?”
Öyleyse ey muvahhid her neredeysen, kardeşlerine ve devlete zarar vermeye çalışanları elinden
geldiği kadar engelle. Yapabileceğin en iyi şey
çabalayıp, ister Fransız, ister Amerikalı ya da diğer müttefik ülkelerden olsun, herhangi bir kafiri
öldürmektir.”
“Öyleyse ey Muvahhid neredeysen, bu savaşın
seni pas geçmesine izin verme. Tağutun askerlerini, patronlarını, ordularını vurmalısın. Polislerini, güvenlik güçlerini, istihbarat üyelerini, aynı
zamanda hain ajanlarını vur. Onların yataklarını
imha et. Onları, hayatlarından nefret ettir ve
kendi kendileriyle oyala. Eğer kafir bir Amerikalı
ya da Avrupalı öldürebilirsen –özellikle kindar ve
pis Fransızları– ya da Avustralyalı veya Kanadalı, veyahut da İslam Devleti’ne karşı koalisyona
katılmış herhangi bir ülkenin vatandaşlarından
birini, o zaman Allah’a dayan ve onu ne şekilde
olursa olsun öldür. Kimseye tavsiye ya da karar
için sorma. Sivil ya da asker, o kafiri öldür, çünkü
onlar da aynı şekilde hükmediyorlar.”
“Öyleyse ey Muvahhid… Ey sen, ‘vela ve bera’ya
inanan. Haçlı orduları Müslüman topraklarını
sivil ya da savaşçı ayırt etmeden vururken, sen
Amerikan ya da Fransızın veya onların müttefiklerinden birinin yeryüzünde güven içinde yürümesine izin verecek misin? Üç gün önce, bir
otobüs 9 kadını Şam’dan Irak’a götürürken onları hava saldırısıyla öldürdüler. Müslüman kadınlar ve çocuklar, kafalarının üzerinde gece gündüz
dolaşan savaş uçaklarının gürültüleriyle korkudan titrerken, kafirlerin evlerinde güven içinde
uyumalarına müsaade edecek misin? Kardeşlerine yardım etmezken, haça tapanların kalpleri
“Nihayetinde, Irak, Şam ve başka yerlerde bulunan Kürtlerden Müslüman halklarımıza ve kardeşlerimize mesaj göndermeyi unutmak istemiyoruz. Bizim Kürtlerle savaşımız din ile ilgili bir
savaştır, ırkçı bir savaş değildir.
HAÇLI ‘SİVİLLER’
Bundan Allah’a sığınırız. Biz Kürtlerle Kürt oldukları için savaşmıyoruz. Onların aralarından,
Müslümanlara karşı savaşlarında haçlılar ve yahudilerle müttefik olan kafirleriyle savaşıyoruz.
Müslüman Kürtlere gelince, onlar nerede olurlarsa olsunlar bizim halkımız ve kardeşlerimizdir.
Bizler onların kanını kurtarmak için kendi kanımızı döküyoruz. İslam Devleti’nin saflarında çok
sayıda Müslüman Kürt vardır. Onlar, kendi halklarından kafir olanlarına karşı en sert savaşçılardır.”
MAKALE
www.islamicstate.media
RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI
İbn Recep el Hanbeli
Bu yazı, Allah Rasulunun sallallahu aleyhi vesellem “Benim rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı” hadisinin yorumlanmasıdır. İmam Ahmed
ve diğerlerinin İbn Ömer’den rivayet ettikleri
hadis sahihtir. Yorum İbn Recep el Hanbeli’nin
“Al-Hikam al-Jadīrah bil-Idhā’ah” kitabından alınmıştır.
Bu hadis gösteriyor ki Allah, Rasulunu ne dünya
peşinde koşmaya uğraşmak, ne dünya ve hazinelerini toplamak, ne de sebepleri aramanın peşinde uğraşmak için göndermiştir. Aksine Allah,
Rasulunu kılıçla tevhidine davetçi olarak göndermiştir. Burada kastedilen, onun tevhidi kabul
etmeyen Allah düşmanlarını öldürdüğü, onların
kanlarının akıtılmasını ve varlıklarının alınmasını
meşrulaştırdığı, kadınlarının ve çocuklarının esir
alındığıdır. Dolayısıyla onun rızkı Allah’ın ona,
kendi düşmanlarının mallarından verdiği ganimetlerdir. Bunun nedeni, Allah’ın varlığı ve bolluğu, sadece kendisine itaat ve ibadette Ademoğullarına yardımcı olması için yaratmasıdır. Öyleyse
kim malı Allah’a küfür ve şirkine yardımda kullanırsa Allah, Rasulune ve onun yolundan gidenlere, ona (küfür ve şirk içinde olana) karşı üstünlük
verir, ta ki onlar (Rasul ve takipçileri) küfür ve şirk
içinde olanın elindekine el koyar ve onu Allah’a
ibadet eden, emirlerine boyun eğen, onu tevhid edenler arasından daha layık olanlarına iade
ederler. Bu nedenle onların mallarına fey denir
(kelimenin kök anlamı iade etmek, geri döndürmektir), çünkü mal onu daha çok hak edene geri
döner, yaratılış amacı için kullanılmak üzere iade
edilir.
Kur’an’da neshedilen (uygulaması değil tilaveti
neshedilen) ayetlerden biri şuydu: “Biz malı ancak ibadetin tesisi ve zekatın verilebilmesi için
gönderdik.” Öyleyse Allah’ı birleyenler ve
emirlerine itaat edenler mal varlığını, küfür ve
şirk içinde olanlardan daha fazla hak etmektedir.
Bundan dolayı mallarına el koydular. Allah, Rasulunun rızkını da bu maldan kılmıştır çünkü bu
en temiz rızıktır zira Allahu teala şöyle demiştir;
“Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal
ve temiz olarak yiyin.” (Enfal 69)
Bu, Allah’ın Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve onun ümmetini kendisiyle ayrıcalıklı kıldığı bir meseleydi, onlara savaş ganimetini meşru
kıldı. Ümmetin, fey değil ancak savaşla elde edilen ganimetin meşruluğu konusunda ayrıcalıklı
www.islamicstate.media
kılındığı, savaşmadan elde edilenlerin(fey) bizden
önceki topluluklara da helal ve mübah olduğunu
iddia edenler, Rasulunün rızkını ikincisinden (fey)
kıldığını söyleyenler olmuştur.
Bazı nedenlerle savaş ganimeti diğer kazançtan
daha meşrudur.
Mal, onu hak etmeyenden ele geçtirilmiştir, öyle
ki o, malı Allah’a isyan etmeye yardımda kullanıyor ve başkalarını da kendisine ortak ediyordur.
Öyleyse bu mal, Allah’a itaat, tevhidi uygulamak
ve O’na ibadete davetten başka amaçlarla kullanan kişiden alındığında, bu varlık Allahu teala
açısından, O’na en sevgili ve en temiz mal varlığı
olmaktadır. Ayrıca Allah Rasulu sallallahu aleyhi
vesellem Allah’ın kelimesinin en üstün olması
ve dininin yücelmesinden başka amaçla cihad
etmezdi. Rasul, ganimet için cihad etmedi. Rızık ona, ibadeti ve Allah yolunda cihadı gereğince gelirdi. Bu nedenle zamanının hiçbir kısmını,
sadece rızık aramaya harcamamıştır. Aksine zamanının hepsinde Allah’a ibadet eder, tevhidi
uygular ve O’na karşı ihlaslı olurdu. Allah, böyle
ibadeti boyunca onun rızkını, aramaya niyetlenmeden ya da peşinde koşmaya çabalamadan
kolay kılmıştır. Mürsel bir rivayette (örneğin isnadında sahabeden hiç bahsedilmeden aktarılan)
Allah Rasulunün sallallahu aleyhi vesellem “Ben
rahmet peygamberiyim , ben savaş peygamberiyim. Allah beni cihatla gönderdi, ziraatle göndermedi”
dediği aktarılır. (İbn Sa’d – Tabakât adlı kitabında)
El Begâvî Mu’cem’inde merfu (Allah Rasulune
izafe edilen söz, fiil, takrîr veya sıfat) olarak Allah
Rasulunun sallallahu aleyhi vesellem “Allah beni
hidayet ve hak din ile gönderdi. Beni bir çiftçi ya
da tacir yapmadı ve rızkımı mızrağımın ucunda
kıldı” dediği bir hadis aktardı. Kılıç yerine mızraktan bahsetti, bu nedenle ganimet mallarından
rızık edindiği şeklinde anlaşılmıyor. Aksine onun
rızkı, Allah’ın ona Hayber ve Fadak’tan nasip ettiği fey’den idi.
Fey, kılıçla savaşırken alınan ganimetin aksine,
düşmanın korku içinde kaçarken arkasında bıraktıklarıdır. Bu nedenle mızraktan bahsedilmesi,
daha açık bir şekilde fey kazancına işaret etmektedir. Çünkü mızrak düşman tarafından belirli bir
mesafeden görülür, düşman kaçıyordur; fey’in
kendisiyle alındığı mızrağın gölgesinden kaçıyordur. Rasulullah’ın sallallahu aleyhi vesellem rızkı,
düşmanla kılıçla savaşırken edinilen ganimetten
değil, fey’dendi. Allah en doğrusunu bilir.
MAKALE
Ömer bin Abdulaziz dedi ki; “Allah Muhammed’i
bir rehber olarak gönderdi, bir para toplayıcısı
olarak göndermedi.” Peygamber sallallahu aleyhi vesellem zamanını Allah’a ibadet ve onun
tevhidine davet ile geçirdi, ganimet ve fey olan
bolluklar bunun peşi sıra sonradan kazanıldı.
Bunların ardından koşmak gibi temel bir niyet
yoktu. Bütün bunlardan ötürü, cihadı terk eden
ve kendini para kazanmak ile meşgul eden kişi
kınanmıştır. Allahu tealanın “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye
atmayın (Bakara 195)” sözü, ensarın cihadı terk
etmeye ve mal varlıklarıyla topraklarını genişletmeye karar verdiği benzer bir durum üzerine
inmişti.
Ve Ebu Davud ile diğerleri tarafından aktarılan
bir hadis şöyle; “İyne usulüyle alışverişte bulunur, sığırların peşine düşer, ziraate razı olur ve
cihadı da terkederseniz, Allah size öyle bir zillet
verir ki, dininize tekrar dönmedikçe o zilleti kaldırmaz.” (Sahih İmam Ahmed, Ebu Davud)
Bu nedenle sahabe radiyallahu anhum tarım için
haraç arazisine girmeyi sevmezdi çünkü bu dikkati cihattan uzaklaştırır.
Makhūl dedi ki, “Müslümanlar Şam’a girdiğinde
onlara el Hulah bitkisinden bahsedildi. Bunun
ardından ekim yaptılar. Haber Ömer ibn el Hattab’a radiyallahu anh ulaştı. Ekinler olgunla-
www.islamicstate.media
şınca birisini gönderdi ve onları yaktırdı. Sonrasında onlara, ‘Şüphesiz Allah bu ümmetin rızkını mızraklarının uçlarında kılmıştır. Eğer çiftçilik
yaparlarsa, diğer insanlar gibi olurlar’ dediği bir
mektup gönderdi.”
Ayrıca bir isnadında şöyle der: “Ömer, ‘kim çiftçilik yapar, sığırların peşinden gider, böylesinden
memnun olur ve bunu kabul ederse ona cizye
uygulayacağım’ diye yazdı.”
Ayrıca bir isnadında şöyle der: “Ömer, ‘kim çiftçilik yapar, sığırların peşinden gider, böylesinden
memnun olur ve bunu kabul ederse ona cizye
uygulayacağım’ diye yazdı.”
Onlardan birine, “Ailen için neden çiftlik işletmedin?” diye sorulduğunda, “Vallahi bizler çiftçiler
olarak gelmedik, aksine çiftçileri öldürmek ve
onların ekinlerini yemek için geldik” diye cevap
verdi. (Bu ve öncesindeki rivayet terhib (günaha, sevilmeyen şeylere ve boş uğraşılara karşı
korkutma,sakındırma) babındandır. Zahirine
dayanarak, olduğu gibi alınmamalıdır, zira çiftçilik mübah bir iştir. Ancak iletilen mesaj şudur ki
mümin kişi, cihad ederek, kafir düşmanının ektiklerinden alarak yaşar, düşmanlarının yaptığı
gibi kendi hayatını tarıma adayarak yaşamaz.)
www.islamicstate.media
Öyleyse mümin için en uygun hal, zamanını Allah’a ibadet, Allah yolunda cihad ve O’na kulluğa davet ile geçirmesidir. Dünyayı aramamalıdır.
Fey’den ve diğer varlık kaynaklarından yalnızca
yeteri kadar almalıdır, peygamber de sallallahu
aleyhi vesellem ailesi için bir yıl yetecek yemeği
alırdı. Bunu feyden alır, geri kalanını bölüştürürdü. Bazen ihtiyaç sahibi birini gördüğünde, kendi ailesinin yemeğini verirdi, ailesinin hiçbir şeyi
kalmazdı.
İlimle meşgul olan kişi için de aynı şey geçerlidir,
çünkü bu da cihadın iki türünden biridir, onun
ilme adanmışlığı Allah yolunda cihad ve O’na davet etmek gibidir. Fey ya da vakıf gelirlerinden
alırsa sadece onu cihadında güçlendirecek kadar
almalıdır. İhtiyacından fazlasını almamalıdır.
İmam Ahmed bir kişinin harac gibi Beytü’l – mâl
gelirlerinden, ihtiyacından fazla almaması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Vakıftan para almak konusu ise daha da sıkıdır.
Ve her kim Allah’a karşı görevleriyle meşgul olursa Allah onun rızkını gözetir. Zeyd bin Sabit’ten
nakledilen şu hadiste denildiği gibi; “Kimin derdi
ve gayreti dünya için olursa Allah onun işini aleyhine darmadağın eder, fakirliği gözlerinin önüne
koyar, dünyadan eline geçen miktar ise kaderinde yazılandan fazla olmaz. Kimin de derdi ve
gayreti ahiret için olursa Allah, onun (dağınık)
işini lehinde toplayıp düzeltir, kalbini zenginleştirir, dünya ona kendi isteği dışında gelir.” İmam
Ahmed ve İbn Mace (sahih senetle)
Tirmizi Enes’ten merfu olarak rivayet ettiği hadiste, Allah Rasulunun sallallahu aleyhi vesellem
şöyle dediğini aktarmıştır: “Allah şöyle buyurur:
Ey Ademoğlu! Her durumda kendini bana ibadete ver ki, gönlünü zenginlikle doldurayım,
ihtiyaçlarını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldurur ihtiyaçlarını da gidermem.” Tirmizi, Sıfatu’l-kiyame, 30.
İbn Mace’nin merfu olarak İbn Mesud’dan
aktardığı hadiste Allah Rasulu sallallahu aleyhi
vesellem şöyle demiştir: “Her kim dertleri tek
bir dert yaparsa (ahireti için) Allahu Teâlâ onun,
dünya ve ahiret işlerinden dert ettiği her şeye
kâfi gelir. Her kim de dertlerini çoğaltırsa (dünya meseleleri için) Allahu Teâlâ onun, dünya
vadilerinden hangi vadide helak olduğuna
aldırmaz.” (Hasen; İbn Ömer ve İbn Mesud’dan
rivayetle)
İsrailiyattan bazı rivayetlerde de Allah’ın, “Ey
dünya, bana hizmet edene sen de hizmet et.
MAKALE
www.islamicstate.media
KIYAMETTEN ÖNCE KÖLELİĞİN
YENİDEN CANLANMASI
Ninova vilayetinde Sincar bölgesinin fethedilmesi üzerine İslam Devleti, Irak ve Şam bölgesinde
çağlar boyunca varlığını sürdüren putperest bir
azınlık olan Yezidi topluluğuyla karşılaştı. Bugüne kadar devam eden varlıkları, Müslümanların
sorgulamaları gereken bir konudur zira, Allah’ın
ayetus seyfi (kılıç ayetini) 1400 yıl önce vahyettiği de göz önüne alındığında, Müslümanlar hesap
gününde bu konuda sorgulanacaklardır. Allahu
Teala şöyle demiştir: “Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, kuşatın ve gelip geçecekleri her saldırı yerinde oturup bekleyin. Fakat bundan sonra tevbe ederler,
namazı kılarlar ve zekatı verirlerse bırakın kendi
yollarına gitsinler. Allah ğafur ve rahimdir” (Tevbe 5)
Yezidilerin bugünkü akidesi tarih boyunca değişmiştir İblis’e tapmayı gerektirir ki Adem’e secde
etmesi emredilen melekler arasında, günahkar
ancak affedilmiş bir melek olduğunu düşünürler! Sadece o Adem’e secde etmeyi reddetmiştir; Allah’a karşı bu kibirli itaatsizliğin, onun en
asil ameli olduğunu düşünürler! Onun insanoğlu
tarafından yanlış anlaşıldığını düşünürler! Onun
iyi ve aydınlanmış olduğunu, Allah’ın hesap gününde binlerce yıl hürmet gözyaşları dökmesin-
den ötürü ilk önce onu açıkça affedeceğini iddia
ederler. Böylece onlar İblis’i dindarlık ve aydınlanmanın sembolik lideri –aslında en büyük tağuttur– haline getirdiler! Hangi haddini bilmez
küfür bundan daha büyük olabilir?
Onların inançları öylesine haktan sapmıştır ki,
haça tapınan Hıristiyanlar bile onları çağlar boyunca şeytana tapanlar ve satanistler olarak
görmüşlerdir. Bu toplulukla karşılaşan, onları
inceleyen ve çalışan Batılılar ile Oryantalistlerin nakillerinde de böyle gelmiştir. Obama’nın
peşmerge ve –Marksist KYP ve Batı’nın inandığı
tağut yasalarına göre bir “terörist organizasyon”
olan Marksist PKK ile ilintili paralı çetelerle– aynı
safta hareket ederken, Irak ve Şam’a müdahalesinin ana sebebini bu şeytana tapanların oluşturduğunu söylemesi son derece ironiktir.
Sincar’ın alınmasından önce, İslam Devletindeki
şeriat öğrencileri, Yezidilere asli müşrik mi yoksa
özünde Müslüman olup sonradan mürted olan
bir topluluk olarak mı muamele edilmesi gerektiğini araştırmakla görevlendirildi. Topluluğa,
fertlerine ve ailelerine uygulanacak İslami kurallar nedeniyle bu gerekliydi.
NİNOVA’DA BİR İSLAM DEVLETİ KONVOYU’NUN GEÇİŞİ
www.islamicstate.media
Kendilerini veya inançlarını tanımlamak için kullanılan Arapça isimlendirmeler yüzünden, bazı
günümüz Müslüman alimleri bunları asli müşrik
değil mürted olarak sınıflandırıyordu. Ancak yapılan daha detaylı araştırmalar neticesinde, bu
topluluğun İslam öncesi cahiliyye döneminden
beri var olduğu, kendilerini çevreleyen Müslüman halklar, onların dilleri ve kültürleriyle “İslamileştikleri” ancak İslam’ı hiçbir zaman kabul
etmedikleri ve uyguladıklarını iddia da etmedikleri anlaşıldı. Bu dinin belirgin kökleri kadim
İran’daki Mecusilikte bulundu, fakat daha sonra
Sabiilik, Yahudilik, Hıristiyanlıktan bazı unsurlarla birlikte yeniden yorumlandı ve sonunda aşırı
Sufizm’in sapkın kelime haznesinde ifade edilir
oldu.
Bu nedenle İslam Devleti, fukahanın çoğunluğunun müşriklere nasıl muamele edileceğine
dair belirttikleri görüşler çerçevesinde bu gruba
muamele etti. Yahudi ve Hıristiyanlardan farklı
olarak, cizye ödenmesi gibi bir durum söz konusu değildi. Ayrıca fukahanın çoğunluğunun,
köleleştirilemeyecekleri, sadece tevbeye çağırılacakları ya da kılıçla karşı karşıya kalacaklarını
söyledikleri mürted kadınlardan farklı olarak,
bunların kadınları köleleştirilebilirdi. (Rafizi, Nusayri, Dürzi ve İsmailiyye gibi mürted gruplara
ait mürted kadınların köleleştirilmesi fukahanın
ihtilaf ettiği bir konudur. Alimlerin büyük çoğunluğu bunların köleleştirilemeyeceğini, sadece
tevbeye çağırılabileceğini söylerken, “Dinini değiştireni öldürün” (Sahih Buhari) hadisini delil
getirirler. Şeyhul İslam İbni Teymiyye ve Hanefiler ise sahabelerin mürted kadınları köle aldıkları Ridde Savaşları’ndaki amellerine dayanarak
mürted kadınların esir alınabileceğini söyler. Bu
görüş delille de desteklenen görüştür. Doğrusunu Allah bilir.) Yakalanmalarının ardından Yezidi
kadınları ve çocukları, beşte biri İslam Devleti
otoritesine devredildikten sonra Şeriat’a uygun
olarak Sincar operasyonlarında yer alan İslam
Devleti savaşçıları arasında pay edildi.
Müşrik ailelerinin böyle geniş çapta köleleştirilmesi, bu şeriat kuralının terkinden sonra muhtemelen bir ilktir. Bilinen diğer tek örnek ise daha
küçük çaplı olmasına rağmen Hıristiyan kadın ve
çocukların Filipinler ve Nijerya’daki mücahitler
tarafından köleleştirilmesidir.
Köleleştirilen Yezidi aileleri, sahabiler (radiyallahu anhum) tarafından müşriklerin satıldığı gibi
şimdi İslam Devleti askerleri tarafından satılmaktadır. Anneyi küçük çocuğundan ayırmamak
gibi birçok iyi bilinen kurala riayet edilmektedir.
Birçok müşrik kadın ve çocuk kendi iradeleriyle
İslam’ı kabul etmiş, şirk karanlığından çıkmalarının ardından açıkça görünen bir samimiyetle
İslam’ı tatbik etmekte yarışmaktadırlar.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle der:
“Allahu Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş
olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut
olur.” (Buhârî Cihad 144) Muhaddisler, buradaki
insanların, İslam’a köle olarak girip cennete giden kişiler olduklarını söylerler.
YEZİDİLER İSLAM’I BENİMSİYOR
Ebu Hureyre (radiyallahu anh) Allah’ın “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Ali
İmran 110) ayetini yorumlarken şöyle der: “Siz
insanlar içinde en iyilerisiniz. İslam’a girene kadar onları boyunlarında zincirlerle getirirsiniz.”
(Sahih el Buhari)
Bu değerlendirmeden sonra ve Melhametul Kubra’ya (kıyametten önceki en büyük savaş -Allah’ın
hükmüyle zamanı ne zaman gelirse) yaklaşırken
kölelikten, kıyamet alametleri ve Melhametul
Kubra’nın ardındaki nedenlerden biri olarak bahsedildiğine dikkat çekmek ilginç olacaktır.
MAKALE
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kıyametin
alametlerinden biri olarak ‘cariyenin efendisini
doğurması’ndan bahseder. Ebu Hureyre’den rivayetle Buhari ve Müslim’de, Ömer’den rivayetle
Müslim’de bildirilir.
www.islamicstate.media
köle kızın çocuğu, kendi sahibi ve efendisiyle
aynı statüye sahiptir.” [Cami-ul Ulum ve-l Hikem]
Ulema bu konuda farklı yorumlar yapmış, bazıları
kendi çağlarında kölelik mevcut ve yaygın olduğu
için bildiğimiz anlamda kölelikten uzaklaşmıştır.
Aşağıdaki bölümler bildiğimiz anlamdaki köleliğin
muhtemel bir yorum olduğuna işaret eden açıklamalardan alınmadır. Cihadın terki ve tağut kanununun yükselişe geçmesinden sonra köleliğin
ortadan kalkması, bu yorumları daha makul hale
getirmektedir.
İbn Receb el Hanbeli bu hadisi açıklarken şunları söyledi: “Ulema bununla ne kastedildiği hususunda ihtilaf etmiştir. Küfür diyarlarının ele
geçirilmesinin yanı sıra köleliğin çoğaldığı, köle
kadınların efendilerini doğuruncaya kadar cariye sayısının arttığı belirtilmiştir. Çünkü efendinin
çocuğu efendiyle aynı statüdedir (babası gibi özgürdür) ve bu nedenle köle kadın bu açıdan efendisini doğurmuştur. […] Ayrıca, ‘cariye efendisini
doğurur’ sözü küfür diyarlarının fethinin ve köle
elde etmenin artmasına, küçük kızın (annesini hatırlamayacak kadar) küçük yaşta küfür diyarından
köle olarak alınması ve İslam diyarında özgür bırakılmasına, ardından annesinin de esir edilmesi ve
kızın annesini satın alarak (annesi olduğu gerçeğini bilmeden) hizmetinde kullanmasına da işaret
etmektedir. Bu durum İslam devrinde gerçekleşmiştir. Bu yorum da daha önceki gibi, kıyamet alametlerinden birinin fetihlerin çoğalması ve küfür
diyarlarından köle getirilmesinin artmasına işaret
eder. […] Köle kızın efendisini doğurması, insanların evlilikten yüz çevirerek cariyelerle yetinmesine de işaret eder. En doğrusunu Allah bilir.” [Fethul Bari]
İbn Receb şöyle eklemiştir: “Bu ayrıca, cariyeler
ve doğuracakları çocukların sayıca artmasına sebep olacak şekilde fetihlerin ve köleleştirmenin
yoğunlaşmasına işaret eder. Kız, efendisinin çocukları da efendisiyle aynı statüye sahipken, efendisine köle konumundadır. Bu, çocuğun efendiyle aynı mertebede bulunmasından ötürüdür;
En Nevevi hadisi açıklarken “Ulemanın çoğunluğu bu hadisin cariyelerin ve onların çocuklarının sayıca çoğalmasını önceden bildirdiği
görüşündedir, çünkü cariyenin çocuğu, kadının efendisiyle aynı statüdedir” demektedir.
[Şerh-ul Sahih Müslim]
İbn Hacer bu görüş üzerine, “Fakat bu yorum
sorgulanmaya muhtaçtır, çünkü köle kızın doğurması bu açıklamanın yapıldığı çağda da
mevcuttu. Ayrıca, çoğunlukla şirk diyarlarının
fethi, ailelerinin köleleştirilmesi ve kadınlarının cariye olarak alınması İslam devrinin başlangıcında da vardı” demektedir. [Feth-ul Bari]
Tekrarlamak gerekirse, köleliğin gerçek manasından uzaklaşanlar böyle düşünüyor zira öyle
görülüyor ki kölelik o çağda zaten mevcut ve
yaygın bir uygulama olduğundan, bunun gerçek köleliğe işaret olduğunu idrak etmekte
zorlandılar. Fakat köleliğin Müslümanlar tarafından terkinden ve son zamanlarda yeniden
ortaya çıkmasından sonra, bu aslına uygun yorumlama çok daha makul hale gelmektedir.
www.islamicstate.media
Tüm bunlara ek olarak, Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği uzun Dabık hadisi üzerine
de tefekkür edilmelidir. Hadiste, Romalılar Dabık
yakınlarında saflarında yerleştikten sonra Müslümanlara “Bizimle bizim aramızdan köle olarak
alınanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım”
der. Müslümanlar, “Hayır, Allah’a yemin olsun,
kardeşlerimizi size bırakmayacağız” diye cevap
verir. Kanlı ve son savaş bu kısa tartışmanın ardından başlar.
Şeytan zayıf kalpli ve zayıf akıllı olanlara şüphesini vahyetmeden önce şu hatırlanmalıdır ki kafirlerin ailelerini köleleştirmek ve kadınlarını cariye yapmak Şeriatin kesin olarak ortaya koyduğu
hallerden biridir.
En Nevevi bu hadisi yorumlarken “İki şekilde rivayet edilmiştir; ‘bizlerden bazılarımızı köleleştirenler’ ve ‘bizim aramızdan köle alınanlar’. El
Meşarik’ta elKadı ‘Bizden köle olarak alınanlar’
çoğunluğun görüşüdür ve doğru olandır der. Ben
derim ki ikisi de doğrudur. Çünkü önce (kafirler
olarak) köleleştirilmişler, daha sonra kafirleri köleleştirmişlerdir. Bu hadise bizim zamanımızda
vardır. Şam ve Mısır’daki İslam ordularının çoğunluğu, daha önceden (kafir olarak) köleleştirilmiş olanlardandır ve bunlar şimdi kafirleri köleleştirmektedirler, elhamdulillah. Onlar bizim
çağımızda, diğerlerini sayısız defalar köleleştirmişlerdir. Tek bir olayda binlerce kafiri esir almışlardır. Bütün hamdler İslam’ı kuvvetlendiren
ve şereflendiren Allah’adır” demektedir. [Şerhul
Sahih Müslim].
Allahu Teala şöyle demiştir: “Müminler gerçekten
felah bulmuştur. Onlar namazlarında hûşû içinde
olanlardır. Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir. Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini
mutlaka) yerine getirenlerdir. Ve onlar ırzlarını koruyanlardır. Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip
olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir. Fakat kim bundan ötesini ararsa,
artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” MU’MİNUN 1-7
Bundan sonra, Şeyh Ebu Muhammed el Adnani eş Şami’nin (hafizahullah) “Ve Allah’ın izniyle
size söz veriyoruz ki bu sefer sizin son kampanyanızdır. Yenilecek ve hezimete uğrayacaksınız,
daha önceki seferlerinizin yenildiği ve hezimete
uğradığı gibi. Fakat bu kez ardından biz saldıracağız ve siz bize asla bir daha saldıramayacaksınız. Roma’nızı fethedeceğiz, haçlarınızı kıracağız, kadınlarınızı köle alacağız, Allah’ın izniyle.
Bu, O’nun bize vaadidir, O yücedir ve vaadinden
dönmez. Biz o zamana erişemezsek, bizim çocuklarımız ve torunlarımız erişecek. Sizin oğullarınızı köle pazarında köle olarak satacaklar (Şüphesiz Rabbin Gözetleyicidir) derken, ilhamını
nereden aldığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Eğer birisi bunu inkar eder ve bununla alay ederse, Kur’an ve peygamberin hadislerini inkar ve
bunlarla alay etmiş olur ki, bu nedenle İslam’dan
çıkar.
Sonuç olarak, bazı günümüz alimleri köleliğin
terk edilmesinin fuhşun artmasına yol açtığından bahsetmiştir. Çünkü bu durumda evliliğe
şer’i olarak alternatif yoktur. Dolayısıyla evliliğe
maddi olarak gücü yetmeyen birisi günaha doğru bir ayartılmayla çevrilmiştir. Ek olarak, evlerinde hizmetçi çalıştıran birçok Müslüman aile,
yasaklanmış olan halvet fitnesiyle karşı karşıya
gelmektedir, sonuçta adam ile hizmetçi arasında
zina işlenmektedir oysa hizmetçi cariye olsaydı
bu ilişki meşru olacaktı. Bu, cihadın terki ve dünyanın peşine düşmenin sonuçlarındandır. Allah
yardımcımızdır.
Allah, dinin başka yönlerinin de, onların ellerinde gerçekleşmesi vesilesiyle İslam Devleti’ni
mübarek kılsın
Elhamdulillali Rabbil Âlemin.
www.islamicstate.media
HABER
İKİ YENİ VİLAYETİN DOĞUŞU
Haçlıların, Müslümanları bölmek ve birliklerini bozmak, topraklarını parçalayarak bölgedeki
kontrollerini sağlamlaştırmak için çizdikleri Suriye/Irak sınırının yıkılmasından sonra Hilafetin
mücahitleri, ulusçuluğa ve onu tanımlayan Skyes-Picot’tan esinlenilmiş sınırlara yeni bir darbe daha indirdi.
İslam Devleti’nin, küfri, ulusalcı sınırların izlerini Müslümanların kalbinden silme çabaları neticesinde, bu ay Fırat Vilayeti’nin kuruluşu ilan
edildi.
Fırat Vilayeti Albu Kemal şehri ve kırsalı ile El
Qa’im ve civarını kapsıyor. Yeni vilayetin kutlanması; Müslümanların kalbini sevinçle doldurmak ve dahası kafirler ile münafıkları kızdırmak
için vilayetin ilanından sonra askeri geçit töreni
düzenlendi.
edip iyileştirmek konusunda Genel Hizmetler
Komitesi bir girişim yürütmeye başladı.
Fırat vilayetinin ilan edilmesinden sadece günler sonra, İslam Devleti Irak’ta yeni bir vilayetin
kurulduğunu açıkladı: Felluce vilayeti. Son on
yılda Amerikan güçlerine karşı sert direnişiyle
ünlenen efsanevi Felluce şehrini kapsıyor. Felluce vilayeti, İslam Devleti’nin aslanları ile haçlıların Safevi köpekleri arasındaki sık ve yoğun
çatışmalara tanıklık etmeye devam ediyor. Daha
son günlerde mücahitler Saklaviyye’deki Şüheda
bölgesini temizleyip, aşağılayıcı bir yenilgiyle Safevi ordusunu bölgeden atmayı başardı.
Allah, İslam Devleti’ni güçlendirmeyi ve onun zaferleri vasıtasıyla Müslümanlara sevinç vermeyi
sürdürsün.
Vilayetin kurulmasına, bölgenin güçlendirilmesi
ve Müslümanların güvenliği ile selametinin sağlanması için Mücahitlerin varlığının desteklendiği bir girişim eşlik etti. Buna ek olarak, elektrik
sağlanması, tarım alanlarında sulama ağlarının
kurulması, yolların ve otoyolların temizliği ile tamiri gibi projelerle bölgenin altyapısını tamir
FIRAT VİLAYETİNİN İLANINDAN SONRA BİR KONVOY GEÇİT TÖRENİ YAPIYOR
www.islamicstate.media
FIRAT
VİLAYETİ
YENİ VİLAYETİN MÜSLÜMANLARINI KORUMAK İÇİN KURULAN KONTROL NOKTASI
YENİ VİLAYETTE İSLAMİ POLİS
YENİ VİLAYETTE PAZAR
HABER
www.islamicstate.media
FELLUCE
VİLAYETİ
SAKLAVİYYE’NİN ŞÜHEDA BÖLGESİNDE SAFEVİLERE KARŞI OPERASYON
SAKLAVİYYE’NİN ŞÜHEDA BÖLGESİNDE SAFEVİLERE KARŞI OPERASYON
SAKLAVİYYE’NİN ŞÜHEDA BÖLGESİNDE SAFEVİLERE KARŞI OPERASYON
www.islamicstate.media
ENSAR EL İSLAM
İSLAM DEVLETİ’NE BİAT ETTİ
Tüm hamdler Allah’a, salat ve selam O’nun
Rasûlune, ailesine, ashabına ve onunla birlik
olanlara olsun. Bundan sonra;
Mübarek İslam Hilafeti’nin ilan edilmesinden
sonra Müslümanlar ardı ardına güzel haberler
duydular. Son iyi haberlerden birisi ‘Irak Ensar
el İslam’ grubunun liderleri ve askerleriyle birlikte İslam Devleti’ne biat etmesiydi. Biat 29
Şevval’de gerçekleşti, buna sancaklarının feshedilmesi, bütün askerlerinin, silahlarının, olanaklarının İslam Devleti’nin kullanımına girmesi eşlik etti.
Bu biat İslam Devleti’nin büyük bir düşman
kitlesiyle karşı karşıya kaldığı bir zamanda geldi ve hatların çizildiği, iman ve küfür kamplarının iyice belirginleştiği gerçeğini vurguluyor.
Bu, sonuç olarak, peygamberin (s.a.s.) söylediği gibi imandan hiçbir eser bulunmayan küfür
milletine ve münafıklıktan eser bulunmayan
iman kampının belirginleşmesine öncü olacak.
Çitlerde oturmaya yer olmayacak, bütün taraflar bu ikisinin arasında seçim yapmak zorunda
kalacak. Ensar el İslam’ın askerleri seçimlerini
yaptılar ve böyle yaparak, mücahitlerin saflarını birleştirmenin hatırına, kendilerini bütün
dünyanın düşmanlığı ve nefretiyle karşı karşıya
bıraktılar. Bunu onların samimiyetinin bir işareti olarak görüyoruz ve onlar için hüküm verecek olan Allah’tır. Allah’tan onları hak üzerine
sabit kılmasını istiyoruz.
ENSAR EL İSLAM BİAT İÇİN KARDEŞLERİYLE BULUŞUYOR
Aşağıdaki satırlar Ensar el İslam’ın son resmi
bildirisinden bir bölümdür.
KARDEŞLER RESMİ BİATIN ARDINDAN KUCAKLAŞIYOR
HABER
www.islamicstate.media
Bu biat, İslam Devleti’nin şeyhleri ile
yapılan bir dizi buluşmanın ve toplantının ardından gelmiştir, bu toplantılarda
bizler için, İslam Devleti’nin misyonunun meşruluğunu şer’i ve akli delillerle
açıklığa kavuşturdular. Bu toplantılardan sonuncusu 29 Şevval’de yapıldı,
burada bizler hem bireysel hem de grup
olarak bağlılık sözü verdik. Bunun öncesinde, İslam Devleti’nin bölgedeki ağırlığını kavrayacak çok sayıda enstitü ile
bir devlet olarak sahada varlığının bulunduğu bizlere açık oldu. Bu, haçlıları
yenen, Safevilerin gücünü kıran, mürted sahveleri temizleyen ve sekülarist
Kürtlerin yüzlerini çamura sürten devlettir. Bu, İslam topraklarını genişleten,
Müslüman toprakları arasındaki yapay
sınırları yıkan, mahkumların zincirlerini
kırıp, aslanları serbest bırakan devlettir. Bu, Allah’ın kanunlarını uygulamaya
koyan, hadleri uygulayan, çeşitli idari
ofisler açan ve zulüm görenlere adalet
getiren devlettir. Bu, emniyet ve güvenliği yayan, öksüz ve yetimlerle ihtiyaç
sahiplerinin sorumluluğunu yüklenen
devlettir. Bunların hepsine ve daha fazlasına kendi gözlerimizle şahit olduk ve
kendi ellerimizle hissettik, öyleyse Allah
onları en iyileriyle mükafatlandırsın.
www.islamicstate.media
ASKERİ
OPERASYONLAR
Amerikan, Nusayri ve Safevi hava bombardımanına tutulmasına rağmen İslam
Devleti, pek çok cephede yaptığı operasyonlarla sahada askeri kazanımlar elde
etmeyi sürdürüyor.
Rakka Eyaleti’nde Tabaka askeri havaalanının İslam Devleti’nin eliyle özgürleştirilmesinin ardından üste bulunan
Nusayri askerleri kendilerini mücahitlerin saldırılarından kaçarken buldular
ve ardından yakınlardaki el Acravi diye
bilinen bir köyü kendilerine kale edindiler. Allah’ın izniyle mücahitler köyü özgürleştirmek için operasyon düzenledi
ve çok sayıda rejim askerini öldürmeyi
başardı.
TABKA
ASKERİ HAVA ÜSSÜ
NUSAYRİ ASKERLERİ TABKA HAVA ÜSSÜNDEN KAÇIYOR
NUSAYRİ ASKERLER ÖLÜMLERİNE YÜRÜTÜLDÜ
El Cenub Eyaleti’nde İslam Devleti mücahitleri Duvaylibah Gazvesi adıyla bir
operasyon düzenledi. Burada da bazı
Safevi karargahlarına saldırarak, çok sayıda Safevi’yi öldürdüler, araçlarını ve
silahlarını ganimet olarak aldılar.
OPERASYON GANİMETLERİNDEN BİR UÇAK
HABER
www.islamicstate.media
CENUB
VİLAYETİ
YUSUFİYYE’DE SAFEVİ BİR ASKERİ ÜSSE SALDIRI
www.islamicstate.media
EBU ABDULLAH EL CEZREVİ SAFEVİ BİR ASKERİ ÜSSÜNE ŞEHADET OPERASYONU DÜZENLİYOR
İSLAM DEVLETİ ASKERLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEN PKK MÜRTEDLERİ
Geçen ay İslam Devleti mücahitleri el Baraka
vilayetinin kuzeyinde Ceze’a’da PKK askerlerine
saldırılar düzenledi. 100’den fazla PKK’lı mürtedi öldürmeyi başardılar. Bu saldırının peşi sıra,
Carablus, Sirrin, Tel Abyad ve Ayn el İslam (önceki Ayn el Arab) gibi çok sayıda bölgeden şimşek
gibi ilerlemeler geldi. Amerika ve koalisyonunun
hava bombardımanı ilerlemeyi durdurmakta başarısız oldu ve yoğun füze saldırılarının yanı sıra
mücahitlerle çetin şehir savaşında sıkışmaları
üzerine PKK / YPG mürtedleri, İslam Devleti şehri özgürleştirmek üzereyken Türkiye’ye destek
için yalvaracak kadar zayıflatıldı.
Şam diyarında İslam Devleti’nin PKK mürtedlerine yönelik acımasız saldırısı, son zamanlarda
Kerkük vilayetinin Dakuk bölgesindeki Peşmergelere yönelik başarılı bir saldırıyla kutlandı. Bu
saldırıda onlarca asker öldürüldü.
Bunlar, artan düşman listesine rağmen İslam
Devleti’nin Irak ve Şam’da son haftalarda düzenlediği operasyonlar ve çok sayıda kazandığı
zaferden sadece birkaç örnek. Bütün hamdler,
düşmanlarını Hilafetin mücahitleri eliyle rezil
eden Allah’adır.
İSLAM DEVLETİ ASKERLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEN PKK MÜRTEDLERİ
HABER
www.islamicstate.media
AYN EL İSLAM
PKK HEDEFLERİNE BOMBARDIMAN
PKK HEDEFLERİ VURULDU
KÖYLERDE PKK SAVAŞÇILARI ARANIYOR
www.islamicstate.media
DAKUK’TA İSLAM DEVLETİ ASKERLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEN PEŞMERGE MÜRTEDLERİ
İSLAM DEVLETİ’NE
AÇILAN PENCERE
AŞAĞIDAKİ KÖPRÜ TÜMÜYLE TAMİR EDİLDİ
Birçok cephede, çok sayıda düşmanla şiddetlenen savaşın ortasında İslam Devleti’nde hayat devam ediyor.
Allah’ın askerleri bir köyü, kasabayı ya da şehri, sadece halkını yüzüstü bırakmak ve onların ihtiyaçlarını
görmezden gelmek için özgürleştirmiyor.
Allah Rasulu (s.a.s.) askeri bir sefer için Medine şehrinden ayrılırken, Müslüman ailelerin işleriyle ilgilenmek üzere şehirde kalacak bir vekil tayin ederdi.
Yokluğunda geride bıraktığı halk ile ilgilenilmesini
sağlamak Peygamberin (s.a.s.) sünneti olduğu üzere,
mücahitlerin amaçlarını sarsmak üzere yürütülen bu
acımasız haçlı kampanyası ve çetin savaşın ortasında,
Müslümanların ihtiyaçlarının mümkün olduğu kadar
karşılanmasını sağlamak Hilafetin de uygulaması haline gelmiştir.
EL HAYR’DA KÖPRÜ TALİMATI
www.islamicstate.media
HABER
İslam Devleti’nin askerleri cihad topraklarına Allah’a verdikleri sözü yerine getirmek, O’nun rızası
için canlarını verip kanlarını akıtmak için geldiler.
Şehadet arayışı içinde küfür ve onun pek çok yüzüyle savaşta yer almak için istekliler. Ancak şimdi,
Allah’ın samimi askerlerinden bir kısmının, Müslümanların dinî ve dünyevî işleriyle ilgilenmelerini
sağlamadan bir devletin kurulamayacağı ve sürdürülemeyeceğini anladılar. Sonrasında idari pozisyonlara adamlar yerleştirerek, Müslümanların
günlük hayatlarında kullandıkları çok sayıda kurum
oluşturulması, bunları desteklemek ve varlıklarını
sürdürmelerini sağlamak için yola koyuldular.
RAKKA ŞEHRİNDE ELEKTRİK TAMİRATI
SOKAK TEMİZLEME HİZMETLERİ
NİNOVA’DA ÇOCUKLARA KANSER TEDAVİSİ
www.islamicstate.media
NİNOVA’DA YAŞLILAR İÇİN BAKIM EVİ
NİNOVA’DA ÇOCUKLAR İÇİN KANSER TEDAVİSİ
MÜSLÜMANLAR
İÇİN HİZMETLER
SOKAK TEMİZLEME HİZMETLERİ
www.islamicstate.media
HİKMET
GANİMET VE
NİYET
Bir a’râbî Hz. Muhammed (s.a.s)’in huzuruna gelerek: “Ya Rasulallah! Bir adam
ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü
riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?” diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir: Kim
Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her
şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o
Allah yolundadır”
(Müslim, İmare)
www.islamicstate.media
Abdullah b. Amr (r.a.), “Rasulullah (s.a.)
şöyle buyurdu” demiştir: “Allah yolunda savaşıp da ganimet elde eden (her)
savaşçı, ahiret sevablarının üçte ikisini peşin olarak (dünyada) almış olurlar.
Kendileri için (ahirete sadece) üçte bir
(nisbetinde sevap) kalır. Eğer herhangi
bir ganimet elde edemeden dönerlerse (ahirette) sevabları tam olarak verilir.”
(Müslim, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel)
www.islamicstate.media
ANA KONU
SON HAÇLI
SEFERİNDEN YANSIMALAR
GİRİŞ
Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allah’adır.
Salat ve selam onun rasulu Muhammed’e, onun
ailesi ve ashabının üzerine olsun. Ve sonra:
Tarih, Allah’ın ilahi hükmü gereği tekerrür ediyor. Bu Allah’ın yaratışındaki sünnetidir.
“(Bu,) Daha önceden gelip geçenler hakkında
(uygulanan) Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.” Ahzab 62
“(Bu,) Allah’ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.” Fetih 23
O’nun ilahi hükmünden kaçış yoktur. Olmak zorunda ve elbette olacak.
Sahabe ve Tabi’in’in elleriyle Arabistan, İran
(Pers) ve Hindistan’da müşriklerin çöküşünden
bu yana cihadın çoğunluğu haça tapan Romalılara karşıydı ve Müslümanlar ile haçlıların savaşında Şam önemli bir rol oynadı. Mesih İsa (a.s.)
tarafından tağut haçları kırılıncaya kadar da durum bu olacak.
Bu son haçlı saldırısı devam ederken ve haçlı
ihanetinin takip ettiği kısa duraksamanın öncesinde bazı meseleleri aksettirmekte fayda var.
Allah’ın bizi, anlayış sahibi olmayan kör, sağır ve
dilsizlerden değil, öngörülü insanlardan kılmasını dileriz.
www.islamicstate.media
ROMALI HAÇLILARLA İLGİLİ ÖNGÖRÜLER
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Rasulullah
(s.a.s.) buyurdular ki: “Rumlar, A’mak ve
Dâbık nam mahallere inmedikçe kıyamet
kopmaz. Onlara karşı Medine’den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır.
Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf
düzen alınca, Rumlar: “Bizden esir edilenlerle
aramızdan çekilin de onları öldürelim!” derler. Müslümanlar da: “Hayır! Vallahi sizinle,
kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz” derler.
Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb
eder. Bunlardan üçte biri yenilgiye uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez.
Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer
olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul’u da fethederler. (Fetihten sonra)
bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle
bir nida atar:
“Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi
aldı!”
Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam’a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar
savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbn
Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah’ın
düşmanı, Hz. İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda
erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa,
(kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür;
öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir.”
(Müslim, Fiten)
Bunun üzerine Rumlar antlaşmayı bozacak ve karışıklıklar olacak. Rumlar sizinle savaşmak için toplanacaklar.
Her sancak altında on bin kişi olduğu halde seksen sancak altında size gelecekler!”
Avf bin Malik (r.a.) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.):
‘Beni Esfer ile sizin aranızda barış antlaşması olacaktır!
Sonra onlar antlaşmayı bozacaklar! Her bayrağın altında
on iki bin kişilik kuvvet olduğu halde seksen sancak altında size savaşmak için gelecekler!’ buyurdu.” (İbni Mace
– Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel de benzer lafızlarla
aktarmıştır.)
Yine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:
“Sizler, Rumlarla güvenilir bir sulh yapacaksınız! Siz ve onlar arkanızdaki bir düşmanla
savaşacaksınız! Sonra zafer kazanıp, ganimet
elde ederek tepeleri çok olan bir bölgeye geleceksiniz. Rumlardan bir adam ayağa kalkaYuseyr b. Cabir dedi ki: Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr
cak, haçı kaldırarak:
esmişti. Derken: ‘Yâ Abdullah bin Me-sud! Kıya−Haç kazandı diyecek. Müslümanlardan bir met saati geldi’ demekten başka bir konuşma ve
hali olmayan bir adam çıka geldi.
adam ona doğru gidecek ve onu öldürecek!
ANA KONU
Abdullah b. Mesud dayanmakta iken bu söz
üzerine hemen oturdu ve: “Miras taksim olunmadıkça ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet
kopmaz” dedi. Sonra elini Şam tarafına kaldırarak işaret etti ve: “Pek çok düşman Müslüman
halk ile savaşmak için ordu ve silah toplarlar,
Müslümanlar da onlarla savaşmak için ordu
ve silah toplarlar” dedi. Ravi: Ben Abdullah’a
bu sözünle Rumları mı kastediyorsun, diye sordum. Abdullah: “Evet” dedi. İşte bu savaş sırasında büyük bir saldırma ve ona karşı koyma
olur. Şöyle ki: Müslümanlar, ölüm kalım savaşı
yapacak ve ancak galip olarak dönecek olan bir
fedâiler birliği gece oluncaya kadar düşmanla
savaşırlar. Neticede düşman ordusu da, İslam
ordusu da geri dönerler. İki ordudan hiç biri galip değildir. Halbuki iki tarafın öncü fedaileri yok
olup gitmişlerdir. Sonra Müslümanlar yine en
önde ölüm kalım savaşı yapacak ve ancak galip
olarak geri dönecek olan öncü fedâiler birliğini
çıkarırlar. Gece oluncaya kadar hepsi savaşırlar.
Gece olunca düşman ordusu da, İslâm ordusu
da geri çekilirler. Her iki tarafın fedâi birlikleri
yok olduğu halde iki ordudan hiç biri galip değildir. Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım savaşı
yapacak ve ancak galip olarak geri dönebilecek
olan bir öncü fedâiler birliği çıkarırlar. Ordular
akşam oluncaya kadar savaşırlar. Akşam olunca
düşman ordusu da Müslüman ordusu da geri
çekilir. Fedâiler birliği yok olduğu halde onlardan hiç biri galip değildir. Artık dördüncü gün
olduğu zaman Müslümanların tamamı onların
üzerine hücuma geçer. Bunun sonucunda Allah,
düşmanı yenilgiye uğratır. Öyle büyük bir savaş
olur ki ya böyle bir savaş olmamıştır veya olmaz
denilir. Hatta bir kuş o çarpışan ordu fertlerinin
yanlarından uçar da bir türlü onları geride bırakamaz, nihayet ölü olarak yere düşer. Öyle ki
bir baba yüz tane olan oğullarının hepsini savaşa yollarda sonunda onlardan bir tek adamdan
başka kimsenin kalmadığını görür. Artık sonunda hangi ganimetle sevinilir? Veya hangi miras
aralarında bölüşülüp taksim edilir? Onlar bu hal
üzere bulundukları bir sırada birden bire bir
tellal onların yanına gelir ve: Deccal’in, onların aileleri ve vatanlarında kendilerinin yerine
geçtiğini ilan eder. Bunun üzerine İslam ordu-
www.islamicstate.media
ları önlerindekileri olduğu gibi terk ederler ve
kendi vatanlarına doğru yönelirler. On tane süvâriyi öncü olarak ordunun önünde yola çıkarırlar. Rasulullah (s.a.s.): “Ben öncü süvârilerin
isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının
renklerini de kesin olarak bilmekteyim. Onlar
o zamandaki yeryüzü üzerinde bulunan süvârilerin en hayırlılarıdır – veya: O zamandaki yer
üzerinde bulunan en hayırlı süvârilerdir” buyurmuştur.” Müslim, Fiten (18/24-25-Nevevî Şerhi)
Bu hadisler Müslümanların Hıristiyan Rumlarla (Romalılar) savaşta olacağını gösteriyor. Rum
sözcüğü ile, peygamberin (s.a.s.) Arapça dilinde
Hıristiyan Avrupalılar ile Şam’ın sahabe tarafından fethedilmesi öncesinde orada bulunan kokolonilerine işaret. Bu savaşta, bir anlaşma ya da
ateşkes uyarınca bir duraksama olacak. Bu sürede Müslümanlar ve Rumlar ortak bir düşmanla
savaşacak. Ortak bir düşmanla savaşacakları gerçeği, aralarına bir çeşit askeri işbirliği yapmalarını gerekli kılmıyor, bazı hadis alimleri, “Ya da bu,
‘sen kendi düşmanınla kendin savaşırsın, onlar
(aynı) düşmanlarıyla kendileri savaşır’ anlamına gelir” diyor. (Haşiyat es Sindi ‘alâ Sunen İbn
Mace)
www.islamicstate.media
Bu, müşriklerden yardım istemeyeceğini buyuran peygamberin (s.a.s.) uygulamalarına daha
yakın.
Bir başka sözle, peygamber (s.a.s.) “Müşrikten
yardım istemeyiz” (İmam Ahmed ve İbn Hibban)
buyurmuştur. Aynı zamanda, “Biz müşriklere
karşı müşriklerin yardımını istemeyiz” de buyurmuştur. (Hasen, İmam Ahmed, el Hâkim ve başka kaynaklardan)
Ardından Rumlar haçı yükselterek ve bir Müslümanı öldürerek ihanet edeceklerdir.
Bu, Müslümanlar ile Rumlar arasındaki savaşın
devam etmesine yol açacak. Kendilerinden bazılarını esir alanlar ya da kendilerinden daha
önce esir alınan ve ar dından İslam’ı kabul eden
bazılarına ulaşmak ve onlarla savaşmak isteyecekler. Bu köleleştirme, ateşkesin imzalanmasından önce ya da ihanetten sonra olacak, en doğrusunu Allah bilir. Bu olaylar son, büyük ve en
kanlı savaş olan el Melhametul Kübra’ya zemin
hazırlayacak. Bu savaş Müslümanlar ve Rumlar
arasında Deccal’ın ortaya çıkması ve Mesih’in
inişinden önce olacak. Bu savaş Hıristiyan Rumların dönemini sona erdiriyor, zira Müslümanlar
ardından İstanbul’a ve sonrasında Roma’ya ilerleyecekler. Bu iki şehri fethetmek ve buralarda
Hilafet bayrağını yükseltmek için.
İSLAM DEVLETİ KURUCULARINDAN
‘KIYAMETİN ALAMETLERİ’ ÜZERİNE
Kesin inanç ve Allah’a besledikleri hüsnü zanna,
fiten ve melahim fıkhına, tevhid ve cihadı yaşamalarına binaen, İslam Devleti kurucuları Ebu Mus’ab
el Zerkavi, Ebu Hamza el Muhacir ve Ebu Ömer el
Bağdadi’nin –Allah onları kabul etsin– sözleri…
Onlar Irak’taki mücahitlerin çabalarının –ne zaman meydana gelirse gelsin– olayları Melhame’ye
doğru yönlendireceğini biliyorlardı.
Şeyh Ebu Mus’ab el Zerkavi (r.a.) : “Kıvılcım burada; Irak’ta tutuştu ve alevi –Allah’ın izniyle– haçlı
ordularını Dabık’ta yakana kadar artmaya devam
edecek”. [Nerede Yiğitler?]
Ebu Hamza el Muhacir (r.a.) da şöyle demiştir:
“Sizlere gelince ey Tevhid’in savaşçıları, gecenin
yalnızları, ormanın aslanları, Allah bizim ve Müslümanların namına sizleri en iyilerle mükafatlandırsın. Savaşı ve onun adamlarını gördüğüm için,
vallahi şahitlik ederim, vallahi şahitlik ederim ki iki
büyük nehrin topraklarındaki (Irak) ümmetimiz,
en iyi oğullarını ve en samimi asil olanlarını bizlere
hediye etmekte cimrilik etmedi.
İlk öncülük eden Müslümanlar (sahabe) dışında gözlerim onlar gibisini görmedi, onlar gibisini
duymadım. Onların sözlerinde en doğrucu kişiler
olduklarına, adamların en sağlamları olduklarına
ve Allah’a itaatte en güçlüleri olduklarına şahitlik
ederim. –Allah biliyor ki– Allah’ın kulu Mehdi’ye
(a.s.) sancağı devredecek olan ordu olduğumuz konusunda tek bir an bile şüphe etmiyorum. Eğer ilkimiz öldürülürse, sonuncumuz
sancağı ona devredecektir.” (Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar!”
Ebu Ömer el Bağdadi (r.a.) ise şunları söylemiştir: “Irak cihadı, güçlü zamanlarının ardından biraz zayıflayan cihadi bölgelere yeniden
hayat getirmiştir. Aynı zamanda Yahudi devletine saldırmak ve Beytül Makdis’i geri almak
için yolu da hazırlamıştır. Mehdi (a.s.), Kabe’nin örtüsünü tutarken, ona yardım için giden Iraklı grupların önünde duruyor gibiyim.”
(Yılların Hasadı)
ANA KONU
Bu feraset ve derin din anlayışı, Ebu Ömer el
Bağdadi’nin şu sözlerinde değindiği gibidir: “Ey
İslam ümmeti, İslam Devleti’ni ilan ettiğimizde,
bunun hicret ve cihad devleti olduğunu söylediğimizde, Allah’a, ardından da insanlara karşı yalan söylüyor değildik. Yanlış hayallerden de bahsetmiyorduk, aksine Allah’ın lütfuyla, bu cihatta
Allah’ın sünnetini anlamak konusunda daha kabiliyetliyiz. Bu anlayış, muhacirler ve ensar arasından çıkan mücahitlerin kanlarından onların
karakterleri ve metodolojilerine kendi gözlerimizle tanık olduktan sonra elde edilmiştir. (Yılların Hasadı)
Bu sözler, onları söyleyenlerin kanlarında yazılmıştır, Allah onları kabul etsin.
Bu tür kesin inanç, çoğu insanın kavraması için
zordur, tıpkı Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye’nin (r.a.)
Tatarlara karşı savaşındaki kat’iyetini ve ferasetini anlamanın Müslümanlar için zor olması gibi.
Kur’an, Sünnet ve Selef’in eserlerinden uzak olan
kalpler, maddeciliğe olan bağlılıkları, felsefe ve
halef ile mutezilenin bidatları nedeniyle böyle
bir feraseti gülünç bulur. İbn Kayyim (r.a.), hocası
Şeyhul İslam İbni Teymiyye’nin ferasetinden bahsederken, “Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye’nin ferasetinden kaynaklanan şaşırtıcı şeylere tanık
oldum Allah ona rahmet etsin. Şahit olmadığım
ise daha da büyük. Eğer birisi onun ferasetinin
örneklerini toplamaya kalksa kalın bir cilt gerektirirdi” diyor.
www.islamicstate.media
“Arkadaşlarını Tatarların Şam’a gireceği Müslüman ordularının yenileceği, Şam’ın büyük bir
katliam ya da çok sayıda köleleştirmeye tanık
olmayacağı, ordunun susuzluğunun ve rağbetinin servete, mala olduğu konusunda 699 yılında uyardı. Bu Tatarların ilerlemeye karar vermesinden önceydi.”
“Ardından Tatarlar Şam’a kastederek ilerlerken,
Tatarların başına felaket ve yenilginin geleceği,
zafer ve galibiyetin Müslümanlar için olacağı
konusunda halkı ve liderleri 702 yılında bilgilendirdi. Bu konu hakkında 70 kere yemin etti.
Ona “inşaAllah” demesi söylendi, o da “kesinlik
ile inşaAllah, tereddüt ile değil” diye cevap verdi. Onu bunu söylerken işittim. ‘Beni şüpheler
ile rahatsız edip dururlarken, bunu yapmamalarını söyledim ve Allahu Teala’nın levhi mahfuzda, Tatarların bu kez yenileceğini ve zaferin
İslam ordularının olacağını yazdığını söyledim.
Ve bazı liderler ile askerlerin, düşmanla karşılaşmak için ayrılmadan önce, emin olarak zaferin tatlılığının peşinde koşmalarını sağladım’
dedi.” (Eğer günümüzde birisi Allah’ın vaadiyle
ilgili bu şekilde kesinlik içeren ifadeler kullansaydı, ilmin cahil davacıları onu şiddetli bir sapıklık ve dalalet ile suçlardı.)
“Ve onun cesur feraseti bu iki savaş boyunca
sağnak gibiydi.”
“İdamı için Mısır topraklarına çağırılırken ve her
şey onun aleyhine dönmüşken arkadaşları ona
veda etmek için toplandı. Ona, “Seni öldürme
planları yaptıklarıyla ilgili çok sayıda haber var”
dediler. İbn Teymiyye de, “Vallahi bunu asla başaramayacaklar” dedi. Sonra, “Hapse mi atılacaksın?” diye sordular. “Evet ve mahpusluğum
uzun sürecek. Sonra hapisten çıkacağım ve insanların önünde Sünneti konuşacağım” dediğini işittim.”
“Jaşinkir kalaplı düşmanı krallık tasladığında
Şeyhu’l İslam bilgilendirildi ve ona, “Şimdi sana
karşı tuzağında başarılı olacak” dediler. Ardından Allah’a şükür secdesi yaptı ve sec dede
uzun kaldı.
www.islamicstate.media
Ona, “bu secdenin sebebi ne” diye sordular. O
da “Bu, onun alçalmasının başlangıcı. Güçten
uzaklaşması da şimdi başlıyor. Onun meselesinin
sonu yakın” dedi. “Ne zaman olacak bu?” diye
sordular. İbn Teymiyye, “Onun devleti yenilene
kadar askerlerin atları kazıklara bağlanmayacak”
cevabını verdi. Olay tam da onun dediği gibi
oldu. Bunu ondan duydum (…)”
“Ve bana belirgin tarihler vermeden gelecekte
olabilecek büyük olaylardan bahsetti.
Bunlardan bazılarının geçtiğini gördüm, geri kalanını bekliyorum. Onun kıdemli arkadaşlarının
nelere tanık olduğuna gelince, bu benim şahit
olduklarımdan çok daha fazladır. En doğrusunu
Allah bilir.” (Medaricus Salikin)
Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye’nin bu sözlerini okuduktan sonra, Allah’ın vaadi ve peygamberinin
(s.a.s.) öngörüleriyle ilgili olarak mücahitlerin
liderliğinin inançları ve katiyetlerini duyan hiç
kimse şok olmamalıdır.
ŞEYH ADNANİ’NİN HAÇLILARLA İLGİLİ SÖZLERİ
Şeyh Ebu Muhammed el Adnani eş Şami (hafizahullah) haçlılarla ilgili şunları söyledi: “Ey İslam
Devleti’nin askerleri, haçlıların son seferi için hazır olun. Evet Allah’ın dilemesiyle, bu son olacak.
Sonrasında Allah’ın izniyle onlara saldıracağız ve
onlar bize saldırmayacak.” (Şüphesiz Rabbin Gözetleyicidir)
Ve ekledi: “Ve sizlere söz veriyoruz (haçlılar) Allah’ın izniyle bu seferiniz son seferiniz olacak.
Yenilecek ve hezimete uğratılacak, daha önceki
seferlerinizin yenildiği ve hezimete uğratıldığı
gibi, ancak bu kez biz arkasından size saldıracağız, siz bize asla saldırmayacaksınız. Roma’nızı
fethedeceğiz, haçınızı kıracağız, kadınlarınızı esir
alacağız Yüce Allah’ın izniyle. Bu O’nun bize vaadidir, O yücedir ve vaadinden dönmez. Eğer bizler o zamanlara yetişmezsek, bizim çocuklarımız
ve torunlarımız yetişecek ve oğullarınızı köleler
olarak köle pazarlarında satacaklar.” (Şüphesiz
Rabbin Gözetleyicidir)
Ve yine şöyle dedi: “Bu nedenle Allah size (İslam Devleti askerlerine) zafer verecek. Gerçekten Allah size zafer verecek. Vallahi Allah size
zafer verecek. Öyleyse bizlere iki şeyi garanti
edin, bizler de size Allah’ın izniyle devamlı zafer
ve sağlamlığı garanti edelim. Birincisi, kimseye
zulmetmeyin ve susarak ya da konuyu yetkililere bildirmeyerek zulümden razı olmayın. İkincisi
kendini beğenmiş ve kibirli olmayın. Bu sizden
ve sizler için korktuğumuzdur.” (Şüphesiz Rabbin
Gözetleyicidir)
Ve yine, “Ey Allahım, bunu onların son haçlı saldırısı yap ki biz onlara saldıralım onlar bize saldırmasın” dedi. (Şüphesiz Rabbin Gözetleyicidir)
Adnani, eğer mücahitler sadece Allah’a dayanarak, ona verdikleri vaade sıkıca tutunursa, bu
zayıf, acınacak ve başarısız haçlı seferinin, son
ateşkes ve haçlı ihanetini de kapsayacak, olayları
Melhametul Kubra’ya götürecek son haçlı seferi
olacağını, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ifade ediyor.
“ROMA’NIZI FETHEDECEĞİZ”
ANA KONU
www.islamicstate.media
HAÇLI SEFERİ İRAN VE RUSYA’YA HİZMET EDİYOR
Yüzyıllardır Batı ile savaşta olan iki güç – Rusya
ve Perslerin garip ittifakı, kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçeklik. Onların eski savaşlarıyla
ilgili olarak Allahu Teala şöyle vahyetti: “Rumlar
en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş,
eninde sonunda Allah’a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah’ın yardımına
sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir. (Bu)
Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden asla dönmez.
Ama insanların çoğu (bunu) bilmezler.” Rum 2-6
Ve Batı ile Persler ve Rusya arasında yüzyıllarca
süren çatışmanın ardından, görüyoruz ki iki Batılı lider –Bush ve Obama- Ortadoğu’da İran ve
Rusya’nın etkisini artırmak için ellerinden geleni
yapmakta kararlılar.
Bush’un gaflarıyla ilgili olarak Şeyh Ebu Hamza
el Muhacir, “Halkı tarafından itaat edilen aptala
hatırlatmak isterim ki, eski Pers imparatorluğunun ihtişamını kısa zamanda canlandırabildi. Bu
nedenle Gorbaçov’un birliği (SSCB) için uğursuz
olmasından daha fazlasıyla, kendi ülkesi için
uğursuz olmuştur. Persliler için çetin bir engel
olmasından sonra Bush Afganistan’da Pers (İran)
etkisinin yayılmasına olanak vermiştir. Irak’la
destekledi ve onlar sularından bir yudum içmeyi
hayal bile edemezlerken Bush onlara Irak’ın hazinelerini açtı. Ve şimdi petrolünü emiyor, hazinelerini yağmalıyor, insanlarını köleleştiriyorlar.
Üçüncü olarak onun Rafızi Nusayri zalim hükümdarını, - Suriye’ye yönelik bir ambargo yoluyla
yüzlerce, belki binlerce İranlıya ülkesini açıp, onların kendilerini Suriye’de milletleştirmeleri, bu
kişilerin Hıristiyan karşıtı, ‘Nasrallah’ adlı Nasrullat’ın ajanları olmaları konusunda panikletti.
Nasrullat o zaman Rumların askeri makinesinin
(İsrail ordusu) zirvesine karşı sözde zaferle ortaya çıkmıştı. (Tağut Beşşar ve Bush zamanında
Suriye’ye uygulanan ambargodan bahsediyor Ambargo Beşşar ve arkadaşlarına gerçek manada bir zarar vermemiş, sadece Şam
Müslümanları zarar görmüştür. Allah Nusayrilerin çöküşünü İslam Devleti’nin elinden kılsın.)
www.islamicstate.media
Böylece eski Pers imparatorluğu tamamlandı ve
Maveraünnehir’den İran’a genişledi ve ardından
Irak yoluyla – Pers’in eski imparatorluk başkenti
Medain bölgesi Şam’da (Suriye, Lübnan, Filistin)
son buldu. Öyleyse Mecusi Perslerin, tek bir kurşun sıkmadan ya da tek bir askerlerini kurban
vermeden kadim ihtişamlarını canlandıran bu
aptala –Bush karşılık vereceğini düşünüyor musunuz? Ve Rumlardan mantıklı olanlarının, Perslerin köleleri olduklarını, kendilerine ücret ödenmeyen paralı askerleri haline geldiklerini idrak
edebileceklerini düşünüyor musunuz? (Hüküm
ancak Allah’a aittir)
kolay idare edilebilir bir konu olduğunu düşünüyorum.” (NPR röportajı)
Bazı Amerikalılar ve Batılılar, eski düşmanları
İran ve onun müttefikleri hakkında sözler söylediler – muhtemelen Peygamber’in (s.a.s.) kastettiği ortak düşman. Yahudi haçlı, ABD’nin eski
dışişleri bakanı ve ulusan güvenlik danışmanı
Henry Kissinger, NPR’den Scott Simon’un yorulmadığı üzere, “Dünyayı öfkelendiren tüm krizler
arasında ABD, İran üzerindeki odağını kaybetmemelidir” demiştir.
CIA’in Usame Bin Ladin’i yakalama timine başkanlık eden Michael Scheuer şunları söylüyor:
Henry Kissinger aynı zamanda, “Bağdat üzerinden Tahran’dan Beyrut’a bir Şii hattı oluştu. Bu
İran’a, bu kez Şii etiketi altında eski Pers İmparatorluğu’nu yeniden kurma fırsatı veriyor. Jeostratejik bakış açısından, İran’ı IŞİD’den daha
büyük bir tehlike olarak görüyorum. IŞİD çok
saldırgan bir ideolojiye sahip maceracılar grubu.
Ancak jeostratejik ve kalıcı bir gerçeklik olmadan
önce daha fazla fetihler yapmak zorundalar. IŞİD
ile savaşın, İran’la karşı karşıya gelmekten daha
Onun İslam Devleti’ni küçümsemesi, gücün silah
ve teknolojiye dayalı olduğuna dayanan materyalist bir analizden kaynaklanıyor. Oysa gerçek
gücün, kişiyi Rabbinden başkasından kaynaklı
korkularından özgürleştiren, ona Rabbinin desteğini kazandıran tevhid inancından kaynaklandığını unutuyor. Bu nedenle İran hiçbir zaman
IŞİD’den daha büyük bir tehlike olmayacak, Batı
İslam Devleti ile, Müslümanlara karşı tüm saldırılarını durduracağı bir ateşkese gidene kadar.
“Şimdilik, her halukarda akıllılığın başı, Irak ve
Suriye’de ne olduğuna bakmak ve açıkça görmek.
İki yerde de, pek çok ABD yönetiminin, Amerika’nın düşmanı olarak gördüğü insanların hepsi
birbirini öldürüyor. Suriye’de Esad rejimi, İran
ve Lübnan Hizbullahı, dünyanın her tarafından
gelen Sünni mücahitleri ve onların destekçileri
ile yerel müttefiklerini öldürüyor. Buna karşılık
Suriye’deki Sünni İslamcılar Esed’in askerlerini,
İran Devrim Muhafızlarını ve Hizbullah savaşçılarını öldürüyor. Bu Amerika için mükemmel bir
durum, bütün düşmanlarımız bize bir sent ya da
bir cana mâl olmadan birbirlerini öldürüyor.”
“Irak’ta da aynı şekilde muhteşem bir olgunun
yaşandığını görüyoruz. Çok uluslu Sünni mücahitler ve Saddam’ın eski ordu personeli Maliki’nin diktatör rejimi, onun Şii ordu güçleri ve
ANA KONU
İranlı ordu destekçileriyle savaşıyor ve onları öldürüyor. Ve Suriye’de olduğu gibi Maliki ve
onun çetesi bizim Sünni İslamcı düşmanlarımızı
öldürüyor. Irak’ta ayrıca enfes bir bonusun ortaya çıkma ihtimali var. Eğer Amerika olayın dışında kalırsa, Irak’ta yenilenen savaş, Müslüman
düşmanlarımızın iki partili politikacı elitlerimiz
tarafından tanımlandığı üzere uzun dönem ve
benzeri yaşanmamış bir şekilde birbirlerini öldürmeye başladıkları ve yine bize hiçbir cana ve
dolarlara mâl olmayacak yaygın bir Şii – Sünni
sivil savaşını tetikleyebilir.”
“Öyleyse hem derin bir nefes alalım hem de
Yarbay Peters’ın tavsiyesini dinleyerek arkamıza
yaslanalım, Suriye ve Irak’ta neler olup bittiğini
sakince ve kenardan izleyelim. Hiçbir taraf için
sevinme, hiç kimsenin yardım çağrısına yanıt
verme – özellikle de sevgili İsraillerini 2003’te
Irak’ın işgaliyle batırdıklarını bilen, neredeyse
çıldırmış Neoconlara- Maliki’nin Şii zorbalığını
yeniden inşa etmesi için, Obama’nın İran ile işbirliği yapmaması ve bu nedenle tüm Sünni dünyasının sonsuz düşmanlığını kazanmaması için
dua et.”
“Şimdi ne yapmalı? İlk önce tümüyle Irak’ın dışında kal. Yeniden işgal etmek daha çok Amerikan parasına ve canlara mâl olacak ve petrol
fiyatları çok daha hızlı artacak. Bu aynı zamanda
sadece Amerika’nın petrol zengini Müslüman
bir ülkeyi yeniden işgal ettiği anlamına gelmekle
kalmıyor, Sünni-Şii din savaşına, Sünnilerin büyük çoğunluğunun şiddetle nefret ettiği Şiilerin
yanında katılarak müdahale etmek anlamına geliyor.”
www.islamicstate.media
tekleniyor. İranlı Şii milisler hali hazırda Bağdat’ı
savunmak için savaşıyor. Irak rejimi ve onun İranlı kurucusu, Suriye’deki Esed rejiminin en büyük
müttefikleri oldular. Ebu Fadl el Abbas tugayında
çarpışmaları için savaşçı yolladılar. Esed rejimi
Şam vilayetlerinden bazılarında İslam Devleti’ne
yönelik hava saldırılarını durdurdu, muhtemelen kendileri adına ABD’nin yaptığı saldırılardan
menfaat sağlamak onlar için daha ucuza geliyor,
hem de Esed rejiminin finansal olarak çöktüğü
ve hedefleri iyi bir şekilde vuramadığı için (durdurdu). Aynı zamanda kimyasal silahları Batı’dan
“saklamayı” başardı ve onları hiçbir engelleyen
güç olmadan kullandı. Hizbullah Irak ve Suriye’de Müslümanlara karşı savaşmak için gerillalar yolladı. Yemen’deki Husiler –İran’ın müttefikleri başkent Sanaa’yı ele geçirdi.
En önemlisi Rusya –Çin’in olduğu kadar İran’ın
da en büyük müttefiki iddialara göre Batı tarafından sahip çıkılan Ukrayna’ya girdi. Rusya Şam
Müslümanlarına karşı Esed rejimini silahlandırmaya devam ediyor. Nükleer kapasiteleriyle bir
kez daha övündüler. Ve hala Obama Fars hilalini
ve bölgede Rus etkisini kuvvetlendirmekte ısrar
ediyor. Görünen o ki Amerikalı liderler, Yahudi
devletine olan sevgilerinden ötürü kör olmuşlar,
bu aşkla, Batı çıkarlarına sadece zarar veren şeyleri yapıyorlar.
Sözleri, Amerika sevinç içinde izlerken, daha çok
Müslümanın Rafizilerin ellerinde öldürülmeleri
için bir umut taşıyor. Buna rağmen üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçeği de ifade ediyor ki
o da şu: “Amerika neden iki düşmanı arasındaki
bir savaşla canını sıksın ve sadece düşmanlarından birinin işine yarayacak şekilde, neden onlar
dan herhangi birinin yanında yer alsın?”
Obama şimdi Irak rejimini güçlendiriyor, Irak
rejimi kimsenin inkar edemeyeceği bir şekilde
İran istihbaratı, ordusu ve finansmanı ile deswww.islamicstate.media
ETKİSİZ PROXY (VEKİL) SAVAŞLARI VE HAVA SALDIRILARI
Zayıflığının ve korkaklığının zirvesinde olan Amerika halkına, İslam Devleti’ne karşı kara savaşına
girmeyeceği, aksine bölgedeki mürted vekillerine bel bağlayacağı konusunda garanti verdi. Peki
teklifler götürülen bu vekiller kimler?
ÖZGÜR SURİYE ORDUSU
PKK
PKK Marksist, milliyetçi bir Kürt organizasyondur. Kurucuları olan Öcalan, Nusayri uygulamaları olan bir aileden gelmektedir. Grubu, bağımsız, Marksist bir Kürt devleti kurulması çağrısıyla
kurmuştur. Grup, PKK’nın Şam’daki uzantısı olan
PYD’yi kurdu. PYD, Esed rejimi ile birlikte hareket ederek, Kürt bölgelerinde yerel komiteler
oluşturdu. Kürt şebbiha komiteleri, Nusayrileri
protesto eden ve Esed aleyhine konuşan Müslüman Kürtleri hedef almak için görevlendirilmişti. PKK Avrupa’daki narkotik kaçakçılığının
en büyük organizasyonlarından biridir. Haçlılar – ABD, Avrupa ve Türk kuklaları- tarafından
terörist organizasyon olarak görülmektedir. Bu
‘komünist’, ‘terörist’ ve Esed rejimi destekçileri
–çok sayıda çürük kadın ‘savaşçıdan’ oluşmakta
ABD’nin Şam’daki hava saldırılarıyla desteklenmektedir. Hava saldırılarına ve PKK gerillalarının
Türkiye’deki uzun savaş tecrübelerine rağmen,
Allah’ın kudreti ve dilemesiyle İslam Devleti
PKK’yı çok sayıdaki kalesinden sürmüştür.
ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) Türkiye’de üslenmiş
kuvvetsiz merkezi liderliği ile, birbirlerine gevşek
bağlarla bağlı yüzeysel bir gruptur. ÖSO’nun çöküşü ve El Selul ile Katar tarafından desteklenen
sözde İslamcılar olan İslami Cephe’nin yükselişine kadar, savaş alanında Esed rejimine karşı büyük bir başarıları olmamıştır. ÖSO küfri bir ideoloji olan demokrasi için savaştığını iddia etse de,
bu ‘ordu’ için hırsızlık ve tütünden başka ideoloji
yoktur. Bu nedenle savaşçıları sürekli bağlılıklarını, ÖSO’dan Zevahiri’ye, oradan PKK’ya değiştiriyorlar – Rakka’daki Cebhet Suvar olayındaki gibi.
Ayrıca sürekli Batı’dan ve mürted donörlerden
aldıkları silahları, silah tüccarlarına yok pahasına
sattılar. İslam Devleti bu silahların çoğunu, dikkat çekici ucuz fiyatlara satın aldılar. Son olarak
bu ordu hala mücahitlerle savaşmak için haçlılar
tarafından eğitilmemiştir.
PEŞMERGE
Peşmerge uzun dönem Marksist Kürdistan Vatansever Birliği’nden etkilenmiştir, ta ki Barzani
tümüyle kontrolü ele geçirip bu milislere daha
fazla cazip gelene kadar. Barzani yönetiminde,
Kürdistan savaş ruhunun en büyük katiline dönüşmüştür - arzular ve dünyalıklar toprağı. Geçmişin peşmergelerinden farklı olarak, şimdiki sa
vaşçıları hiçbir inançları olmayan, kıt maaşlarını
ANA KONU
www.islamicstate.media
mediğinden emin olmak için onlara vekalet eden
savaşçıların süzgeçten geçirilmesi gerektiğini
söylüyor. Bu güçlerin eğitiminin tamamlanması
1 yılı alacak. Öyleyse o zamana kadar başarısız
hava saldırıları haçlıların tek savaş aracı. Scheuer’e göre, hava saldırılarının tek başına bir savaşın sonunu belirlemekte başarılı olduğu zamanlar, sadece Hiroşima ve Nagasaki saldırıları idi!
Aslında Amerika bir kez daha bataklığa saplandı.
bekleyen korkak paralı askerlerdir. Bu nedenle
İslam Devleti onları Ninova vilayetinden kolayca
uzaklaştırmıştır.
Geriye kalanlar ise başarısız Irak Uyanış Konseyleri, hala kurulması ve eğitilmeleri beklenen
Irak Ulusal Muhafızları ile ölmekte olan ‘İslam’
Cephesi. Bu disiplinsiz savaşçıların, her gün Suriye sahve liderliklerinden hayal kırıklığına uğrayanlar arasından yüzlerce pişman gönüllünün
aralarına katıldığı İslam Devleti askerlerini dışarı
atacakları sanılıyor.
Yani korkak haçlılar gerçek bir ordusuz bırakıldı,
bir yandan Esed rejiminin Şam Müslümanlarını
bombalamasına ara verdiren hava saldırılarına
bel bağlamaya zorlandı. Ve şimdiye kadar bu saldırılar ne kadar etkili oldu? İslam Devleti Batı’nın
tahmin edemeyeceği şekilde Aynul İslam, Anbar Vilayeti ve Bağdat’a doğru genişledi. Aynul
İslam, İslam Devleti’nin başlıca odağıydı çünkü
PKK’nın, saf seküler ideolojisi ve savaş tecrübeleri nedeniyle haçlı savaşının bu evresinde haçlıların ana müttefiki olması kararlaştırıldı ki onlar, Yahudi devletini gelecekteki Kürt devletinin
müttefiki görüyorlar.
CIA bölgede her gün büyüyen sayılarıyla 31.500
İslam Devleti savaşçısı olduğunu iddia ederken,
haçlı general Dempsey, Amerika’nın bölgeyi İsam Devleti’nden almak için en az 15 bin savaşçıya ihtiyacı olduğunu iddia ediyor. Savunma
bakanı Hagel, ABD tarafından gönderilen silahların ve yardımların düşmanlarının eline geç-
TARİH TEKERRÜR ETTİ
17 Ekim 2001’de George W. Bush, “Bu haçlı savaşı; teröre karşı savaş zaman alacak. Amerikan
halkı sabırlı olmalı” demişti.
Barack Obama, 9 Ağustos 2014’te, İslam Devleti’ne karşı haçlı savaşının uzun dönemli bir proje
olacağını söyleyerek selefinin ardından gitti.
Ancak Obama Irak savaşının aptalca olduğunu
ilan edip kendi başkanlığını, selefinin bıraktığı
yerden Irak savaşını sonlandırma sözüyle başlatarak, hiç asker göndermeyeceği vaadi verip
ardından asker göndererek daha ikiyüzlü olduğunu ortaya koydu. Ardından Irak ve Şam’da
Müslüman erkekler, kadınlar ve çocukların ölümüne yol açacak hava saldırılarının emrini verdi.
Foley, Sotloff, Haines ve Henning’in öldürülmelerinin adaletsiz olduğunu öne sürerken, kendi
ordusuna bombalama hakkı veriyordu. Bütün
bunları, ikiyüzlü Nobel barış ödülünü aldıktan
sonra başardı.
Ve Bush’un aksine Obama’nın yönetimi, savaşın ne olduğu ve nasıl kazanılması konusunda
bölünmüş durumda. Savaşta olup olmadıklarını
bile bilmiyorlar! Yine de hepsi –Bush dahil Allahu Teala’nın onları tarif ettiği gibiler: “Onlar,
iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında
olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar.
Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen
bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.” Haşr 14
www.islamicstate.media
SOLGUNLAŞAN GRİ BÖLGE
Medya cephesinde bu haçlı saldırısının başlamasından bu yana, sözümona cihadi ideologlar
ve sözde mücahitler kendilerini ne İslam Devleti ne de sahvelerden yana olmayan bir konuma
sokmaya çalıştılar… Bu tutumları mürted medya
ve Arap tağutların din adamlarına yaradı. Uydu
kanallarını ve Ali Selul ile Katar’daki saray alimlerini taklit eder bir edayla, İslam Devleti’ne ‘daiş’
ve ‘tanzim ed devle’ diyerek Nusayriler ve seküler muhalefeti bile örnek aldılar. Önde gelen
‘cihad ideologlarından’ biri, ‘Devle Cemaati’nin
‘tekfir ve aşırılıklarıyla’ mücadele etmenin yollarından bahseden bir fetva verdi, öyle ki bu açıklama Obama, Chuck Hagel, Dempsey ve ABD
Dışişleri Bakanlığı’nın ifadeleriyle örtüşüyordu.
Tavsiyeleri, İslam Devleti’ne maddi ve insani
kaynakların ulaşımını engellemek ve ABD’nin
‘Müslüman’ din adamlarının yapması gerektiğini
söylediği gibi, dînî olarak meşruiyetini bozmaya
yönelik başlıklar da içeriyordu. Ve hala kendisiyle sevenleri, tarafsız olduklarını iddia ediyorlar!
Yahudiler ve Hıristiyanların Müslümanlarla onların dini için savaştığı ve dini için onunla daha
çok savaşılan kişinin Peygamber’in (s.a.s) yoluna
daha yakın olduğunu ifade eden Kur’an ayetlerini okumamış gibidirler. “Onların dinlerine uymadıkça Yahudiler ve Hıristiyanlar senden memnun
olmazlar. De ki: ‘Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir.’ Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan Allah’tan sana ne bir koruyucu
ne de bir yardımcı bulabilirsin.” Bakara 120 “Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.
Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette
de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada
devamlı kalırlar.” Bakara 217
Şeyh Enver el Evlaki’nin (r.a.) sözlerini yorumlamak gerekirse, eğer bir kişi hakka tabi olanları
bilmek isterse, düşman oklarının nereye yöneldiğine baksın. Hepsi olmasa da çoğu İslam Devleti’ne, liderlerine, askerlerine ve vatandaşlarına
çevrilmiştir.
İslam Devleti’ne karşı başlatılan bu haçlı savaşı, bu Hilafet’in menhecinin doğruluğuna dair
Allah’tan en büyük delildir.
Şu an bunun aksini söyleyen kimse, ölüm kendisine apansız gelmeden önce imanını gözden
geçirmelidir, öyle ki o kişi, bir ayağı haçlıların
siperinde, öbür ayağı münafıkların siperinde
olduğu halde ayakta dururken, gri bölgede olduğunu iddia ediyordur. Mücahitler gri bölge
bilmezler. Yalancı Bush’un doğru olarak söylediği gibi, “Ya bizimle berabersiniz, ya da teröristlerle.”
Şeyh Usame Bin Ladin (rahimehullah) şöyle
demişti; “Öyleyse bugün dünya iki kampa ayrılmıştır. Bush, ‘ya bizimle berabersiniz ya da
teröristlerle’ derken doğruyu söylemişti. Demek ki ya haçlılarla berabersiniz ya da İslam
ile. Bugün Bush ön cephede, büyük bir haç taşıyor ve yürüyor. Yüce Allah’a yemin ederim ki
Bush’un planının arkasından gidenler Muhammed’in (s.a.s.) dininden çıkmıştır. Bu hüküm
Allah’ın kitabında ve peygamberinin (s.a.s.)
sünnetindeki en açık hükümlerdendir. Daha
önce de bahsettiğim gibi alimler bunu söylediler. Bunun kanıtı Allah subhanehu ve Teala’nın
müminlere hitap ettiği şu ayettir: “Ey iman
edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost
edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar
(birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları
ANA KONU
dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” Maide 51.
İlim ehli, her kim kafirlerle aynı safta bulunursa
onun dinden çıktığını söylemişlerdir. En büyük
ittifak biçimi, beyanatlar, mızraklar ve konuşmalarla yapılandır. Öyleyse haçlı seferinde Bush’un
arkasında yürüyenler Allah Subhanehu Teala’ya
ve Peygamberine olan imanını kaybetmiştir. (…)
Öyleyse Müslümanlara diyorum ki Yahudiler ve
Hıristiyanlarla aynı safta olmak konusunda çok
ama çok ihtiyatlı olun, her kim bir kelimeyle kayarsa, Allah’tan korksun, imanını tazelesin ve
yaptığından tövbe etsin. (…) Onları tek bir kelimeyle desteklemiş olsa bile. Onları tek kelimeyle destekleyen küfre düşer – büyük küfür, la havle vela kuvvete illa billah” (Röportaj – 4 Şaban
1422 hicri)
Gri bölgede olduklarını iddia edenlerden bazıları, medyadaki daimi ribatlarına, Ali Selûl ve Katar’ın askeri siperlerine ve mahkumlarını koşul-
www.islamicstate.media
EY MÜSLÜMAN
DEVLETİNİ DESTEKLEMEK İÇİN
ACELE ET
İslam Devleti’ne yönelik haçlı savaşının bu aşamasında, ittifakta yer alan her devlette, özellikle
ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya ve Almanya’da
saldırılar düzenlenmesi önemli. Haçlı vatandaşları nerede bulunabilirlerse hedef alınmalılar.
Müvahhid analiz paralizinden (çok fazla seçenek,
senaryo olması sonucu karar vermekte zorlanma)
etkilenmemeli ve bu nedenle, vesveselerine ve
mükemmelliyetçiliğine kapılarak –mükemmelliyetçiliği onu hiçbir zaman başarısızlığa uğramayacak bir operasyona iter, bu da ancak teorik olarak
kağıt üzerinde olur – bütün operasyonları terk etmemeli. Sadece tek bir ölü kafirin adı amel defterinde yazılı olsa bile Rabbine kavuşacağından hoşnut olmalı. Peygamberin (s.a.s.) dediği gibi, “Kafir
ile onu öldüren ebediyen cehennemde bir araya
gelmez.” Sahih Müslim
Her Müslüman evinden çıkmalı, bir haçlı bulmalı
ve onu öldürmelidir. Bu saldırının, liderlerine itaat eden destekçilere atfedilmesi önemli! Bu anonim şekilde kolayca yapılabilir. Aksi takdirde haçlı
medyası bu tür saldırıları sıradan cinayetler gibi
gösteriyor.
suz olarak serbest bırakmak yoluyla haçlılara taviz vermelerine (bu, ABD istihbarat elemanları
tarafından, kendileri ile İslam Devleti’nin ‘aşırılığı’ arasına mesafe koyma girişimi olarak değerlendirilmişti) rağmen haçlılar tarafından hayal
kırıklığına uğratıldılar.
Samimi olan bir kişi anlayacaktır ki, İslam Devleti’ne karşı yürütülen haçlı savaşında gri bölge
yoktur. Dünya iki kampa ayrılmıştır, biri iman
ehli, diğeri küfür ehli, hepsi de son ‘melhame’nin
hazırlığı içindedir.
Bir saldırı planlanırken ve uygulanırken gizlilik
esas alınmalı. Ne kadar az kişi müdahil olur ve
öncesinde ne kadar az müzakere yapılırsa, problemsiz olarak saldırının gerçekleştirilmesi daha
muhtemel olur. Başka kişileri de olaya dahil ederek, komplike materyaller satın alarak ve kalbi zayıf insanlarla iletişim kurarak, saldırılar iyice karmaşık hale sokulmamalı. “Allah’a güven ve haçlıyı
bıçakla” bütün İslam Devleti destekçilerinin savaş
nidası olmalı.
Nihayetinde Allah’ın Müslümanlarla beraber olduğunu ve onları Allah düşmanlarına terk etmeyeceğini unutma. Ve İslam Devleti, bayrağı Roma
üzerinde dalgalanana kadar kalacaktır.
www.islamicstate.media
DÜŞMANIN
SÖZLERİNDE
16 Eylül 2014 Salı günü,
Amerikan haçlısı ve Savunma Bakanı Chuck Hagel, ABD
Senatosu Silahlı Hizmetler
Komitesi’nde, İslam Devleti’ne karşı Obama önderliğindeki haçlıları savunurken
şunları söyledi:
DÜŞMANIN SÖZLERİNDE
www.islamicstate.media
“IŞİD Orta Doğu’daki bütün ülkeler, Avrupalı müttefiklerimiz ve Amerika’ya karşı büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Son birkaç ayda, savaşçıları Batı ve Kuzey Irak’ta ilerleyen, Sünni ve Şii Müslümanlar, Kürt Iraklılar ve dini
azınlıklar dahil binlerce masum sivili katleden IŞİD’in
barbarlığını dünya yakından gördü. IŞİD’in iki Amerikalı
gazeteciyi öldürmesi Amerikan halkını çok öfkelendirdi
ve IŞİD’in ideoloji ve taktiklerinin bozukluğunu dünyaya açık etti. Hafta sonunda IŞİD’in bir İngiliz vatandaşını
öldürdüğünü gördük. IŞİD şu anda, kasabalar ve şehirleri kapsayan, Suriye’nin doğusu, Batı ve Kuzey Irak’ın
çok büyük alanını kontrol ediyor.
İslam Devleti Suriye’deki sivil savaşı istismar ederek ve
Irak’ta mezhep savaşıyla büyük güç kazandı. İki ülkede
de bölgeler ele geçirdi, önemli kaynaklar ve gelişmiş silahlar elde etti. IŞİD, terörist, isyancı ve konvansiyonel
askeri taktiklerin sert bir birleşimini uyguladı.
IŞİD, global profilini yükseltmek için teknoloji ve sosyal medyayı kullanmada ve binlerce savaşçıyı çekmede çok başarılı oldu. Hedefi, global aşırılık hareketinin
öncüsü olmak ve Orta Doğu’da aşırılıkçı İslam Hilafeti
kurmak. Kendisini Usame Bin Ladin’in mirasının haklı
varisi olarak görüyor.
IŞİD Irak’taki Amerikan vatandaşlarına ve Orta Doğu’daki çıkarlarımıza açıkça doğrudan tehdit oluştururken, Avrupalılar dahil binlerce yabancı savaşçının ve
100’den fazla Amerikalının Suriye’ye gittiğini biliyoruz.
Kendilerine göreceli olarak hareket etme özgürlüğü veren pasaportlarıyla bu savaşçılar, Amerika ile Avrupa’ya
karşı planlama, koordinasyon ve saldırı düzenleme konusunda IŞİD’in güvenli cennetinden faydalanabilirler.
İstihbarat çevrelerinin ABD topraklarına karşı belirli bir
saldırı planı henüz tespit etmemelerine rağmen, IŞİD’in
global arzuları var. Ve Başkan Obama’nın açıkça ortaya
koyduğu gibi, IŞİD liderleri Amerika’yı ve müttefiklerimizi tehdit etti. Eğer kontrolsüz bırakılırsa, doğrudan
vatanımızı ve müttefiklerimizi tehdit edecek.”
www.islamicstate.media
İNFAZINDAN GÜNLER ÖNCE
SOTLOFF’TAN ANNESİNE MESAJ
Aşağıda, infazından sadece günler önce Steven Sotloff tarafından annesine yollanan
mesajı okuyacaksınız. Tekrarlamak gerekirse,
Sotloff’un öldürülmesi ABD kibrinin ve ihlallerinin sonucudur ki, seçtikleri, onayladıkları,
oyları ve vergileriyle destekledikleri hükümet
tarafından temsil edildikleri için bundan bütün Amerikan halkı sorumludur.
Steven Sotloff olayı, Batı gazeteciliği ve insani yardım çalışmalarını temiz, saf göstermeye çalışanlara doğrudan bir reddiyedir, çünkü
bu adam bir Yahudi’ydi ve Yahudi devletinin
vatandaşıydı. Haçlı medyaları TIME, National
Interest, Foreign Policy, Christian Science Monitor ve Long War Journal’a yaptığı işlerin yanı
sıra iki Yahudi yayın organı Jerusalem Report
ve Jerusalem Post için de serbest olarak çalışıyordu. Tağutun hatırı için İslam’a karşı savaş,
askeri ve istihbari uğraş kadar bir de medya
savaşıdır. İnfazından önce Yahudi kimliğini gizlemek için onlarca uzmanın görevlendirilmesi
şaşılacak bir şey değil. Bu istihbarat operasyonu Yahudi devleti ve medyasıyla işbirliği içinde
yapıldı.
YAHUDİ MEDYASININ HABERLERİNDE GÖRÜLEN SOTLOFF’UN İSRAİL PASAPORTU
ÖZEL
www.islamicstate.media
ANNEME
Çok zamanım yok ve muhtemelen bu fırsatı bir daha
yakalayamayacağım, o nedenle doğrudan konuya girmek istiyorum.
Halife’ye beni öldürmemesi için yalvardığın son videon, onlara açık bir şekilde ulaştı. Ancak bu beni kurtarmak için yeterli değil. Irak’taki hava bombardımanının
durdurulduğu yönünde bilgilendirilsem de –Tanrı’ya
şükür şu an bu bana nefes almak için bir ara sağlasa
da bunun yeterli olmayacağına inanıyorum anne çünkü Obama’nın Suriye üzerinde İslam Devleti hava sahasında insansız casus uçaklar uçurma yönündeki son
kararı, beni esir alanları daha da kızdırıyor, öfkelendiriyor. Bu açıkça, ABD hükümetinin İslam Devleti’nin işlerine karışmasından kaynaklanıyor. Gazeteci olmama
gelince, bunu biliyorlar. Bunu onlara defalarca tekrarladım ama hep söyledikleri gibi, ABD hava saldırıları silahlı olanlarla olmayanları ayırt ediyor mu? Aynı şekilde, etmiyor. Benim hayatımı bağışlaması için Halife’ye
yalvarmanın ikimize de yardımı olmayacak, zira konu
Obama’nın gelecek kararına bağlı. Sen ve dünyanın,
son videoda acı içinde gördüğünüz gibi, hayatım Obama’nın gelecek kararına bağlı.
Anne lütfen Obama’nın beni öldürmesine izin verme.
Onun cinayetle paçayı kurtarmasına izin verme. Bizim
hükümetimizin anlamadığı ne? İslam Devleti’nin iç ve
dış işlerine karışmayın. Kendi savaşlarını yapmaları için
onları rahat bırakın.
Anne, senin de görüştüğünden emin olduğum, daha
önceki hücre arkadaşlarımın aileleri gibi, halâ hayatımı kurtarabilirsin. Hükümetimize, bu insanların işlerine karışmamaları için baskı yap. Obama yönetiminin
hareketleri nispetinde, bu benden son aldığın mesaj
olabilir. Lütfen bunun böyle olmasına izin verme. Benim için savaş.
Seni seviyorum.
(Mesajın sonu)
www.islamicstate.media
GAZETECİ OLMAMA GELİNCE, BUNU BİLİYORLAR. BUNU ONLARA
DEFALARCA TEKRARLADIM AMA HEP SÖYLEDİKLERİ GİBİ,
ABD HAVA SALDIRILARI SİLAHLI OLANLARLA OLMAYANLARI
AYIRT EDİYOR MU? AYNI ŞEKİLDE, ETMİYOR.
14/15 Eylül Pazar gece yarısı, haçlılar İslam Devleti askerlerinin ailelerini (kadın ve çocuklar) el
Barakah vilayetinden Ninova’ya taşıyan araç kafilesini izlemeye aldı. Kadınlar ve çocuklar, ABD
savaş uçakları ve insansız uçakların kafileyi takip
ettiğini farkedince Sincar yakınlarında araçlardan indi. Ardından yakınlardaki evlerde saklandılar. Yakınlardaki araçlardan bazıları vurulunca
kadınlar korktular ve evlerden birinden kaçtılar.
Sonrasında haçlı jetleri tarafından vuruldular.
Haçlılar bu tür hareketleri, ‘ikincil hasarlar’ kılıfı
altında kendileri için hak görüyorlar, diğerlerini
ise ‘terörizm’ iddiasıyla kınıyorlar. Dokuz kadın
ve 5 çocuk bu ihlalde hayatını kaybetti. Allah’a
yemin olsun ki kanları unutulmayacak.
Aşağıdakiler, 14/15 Eylül günü, Amerika’nın kendi çıkarlarını korumak iddiasıyla katlettiği Müslüman ailelerin fotoğrafları.
ÖZEL
www.islamicstate.media
www.islamicstate.media
AMERİKAN SAVUNMA BAKANLIĞININ SALDIRIYLA İLGİLİ AÇIKLAMASI
ABD Ordusu Hava Saldırısı IŞİD’i Vurdu
TAMPA, Fla, 16 Eylül- ABD ordusu güçleri, 14 Eylül günü ve dün saldırı ve savaş uçaklarının düzenlediği iki hava saldırısıyla, Sincar yakınlarındaki ve Bağdat’ın güneybatısındaki Irak güvenlik güçlerine
destek kapsamında, Irak ve Şam İslam Devleti teröristlerini vurmaya devam etmiştir.
ABD Centcom yetkilileri, Bağdat’ın güneybatısındaki saldırının ABD’nin yayılan çabaları kapsamda
–Obama’nın 10 Eylül’deki konuşmasında ‘kendi insanlarımızı ve insani misyonları korumanın ötesinde, Irak güçleri saldırırken IŞİD hedeflerini vurmak’ ifadeleriyle altını çizdiği üzere– bir ilk olduğunu
söyledi.
Saldırılar toplamda Sincar yakınındaki 6 IŞİD aracını ve Bağdat’ın güneybatısında, Irak güvenlik güçlerine saldıran bir IŞİD savaşçı noktasını tahrip etti. Bütün uçaklar güvenli bir şekilde saldırı alanlarını
terk etti.
Bu saldırılar, ABD personeli ve tesislerini korumak, insani çabaları desteklemek ve IŞİD teröristlerine
karşı Irak güçlerine yardım etmek yetkisi altında düzenlendi.
ABD Merkez Komutanlığı, Irak genelinde toplam 162 hava saldırısı düzenledi.
“Sotloff, -Amerika’nın Sotloff’un infazından sonra 15
Eylül’de öldürdüğü Müslüman aileler gibi- Amerikan
hava saldırıları tarafından Irak’ta çok sayıda Müslümanın katledilmesine misilleme olarak öldürüldü.”
ÖZEL
www.islamicstate.media
SERT KONUŞMA
VİDEOLARIMIN ARDINDAKİ GERÇEK HİKAYE
Beni şimdiden affedin ama bu makalede kendimden bahsettiğim çok sayıda nokta var. Kendi hakkımda konuşmayı sevmiyorum, kendini
beğenmiş gibi görünüyor, ancak İslam Devleti
tarafından çekilen videoların yayınlanmasından
sonra gazeteciler tarafından analiz edilen benim
sesim ve kelimelerim. Olaylara derinlik katmak
için kendi hikayemden de bazı bölümler anlatmalıyım.
Süratle bir işi yapıp, ardından yeni göreve geçiyorlar.
Beyniniz son iki yıl içinde temel hayatta kalma güdüsünden başka hiç bir şey üzerine çalışmayınca
ve ardından aniden dünya medyasının önüne,
sahnenin merkezine konunca bu sisteme bir ‘şok’
gibi oluyor. Hiçbir şey, hiçbir şey, kablam! Yeniden
çalışır durumdasın. Önceleri haberler için çalışmaya alışıktım, haber olmaya değil. Ve bu çok değişik! Söylediğiniz her söz inceleniyor, özellikle eğer
benim durumumdaysanız. Bu nedenle filmlerdeki
içeriği ve bazen söylediklerimi neden söylediğimi
gerçekten anlamak için sahnelerin arkasındaki
hikâyeyi de değerlendirmelisiniz.
Yapılan gözlemlerden biri, videoların senaryodan ibaret olduğu ve muhtemelen içeriğiyle ilgili
bir seçeneğim olmadığı yönünde. Bu doğru değil. Mücahitler başlıklarla ilgili fikir veriyor, ben
metni yazıyorum, yapılması gerekebilecek
değişiklikler için onlara veriyorum, ardından
videolar çekiliyor. Her şey çok hızlı – ilk 8 video Bir zamanlar bir arkadaşın bana söylediği gibi, ben
sadece 12 gün içinde yazıldı, onaylandı ve çe- hiçbir yere gitmeyen bir kimseyim. Sadece, yerde
kildi ama mücahitler böyle.
şilte olan karanlık odadaki bir adamım. Temiz ve
www.islamicstate.media
konforlu; benim konumumdaki bir adam için yeterli. İngiltere ve Amerika’nın, bizi esir alanlarla,
serbest bırakılmamız için koşulları tartışmama
kararı almalarının ardından, oda arkadaşlarımdan dördü mümkün olan en duygusal yolla şimdiden infaz edildi. Ve şimdi, bir şeyler çok hızlı
ve radikal şekilde değişmedikçe, ben sıramı bekliyorum.
Böyle bir çevre beyni değişmeye zorluyor. Bazen her günün üstesinden gelebilmek için içimde çok dayanıklı, sert olmak zorunda kaldım.
2012 yılının Kasım ayında James Foley ve beni
ilk esir alan Şeyh, “bunun üstesinden gelebilmek
için taş gibi bir kalbe ihtiyacın var” demişti. Ve
haklıydı. Çok sakin, toleranslı kalmaya ve durumumu kabullenmeye çalışıyorum. Müslümanlar
buna “Allah’ın kaderi” diyor, önceden her şeyi
karara bağlayan Allah’ın dilemesi. İçinde bulunduğum her rahatlık için ve bana gelen her tabak
yemek için müteşekkirim.
Kolay bir yol olmadı, bazılarımız için inişli çıkışlı
bir yoldu. Onlarca Avrupalı esirle kalabalık içine konduğumuzda, biz Amerikalılar ve İngilizler
geride kalırken, onların evlerine ve sevdiklerine
gittiklerini izlemek zorunda kaldık. Bu yutması
acı bir haptı, ancak peşinden gelenle hiçbir şey
mukayese edilemezdi. Şimdi ben, James, Steven Sotloff, David Haines ve Alan Henning kapıdan çıkarken izlemek zorunda kaldım, 18 Ağustos’tan bu yana iki haftada bir, hiçbir zaman geri
dönmemek üzere, öldürüleceklerini bilerek,
ölümlerine giderken…
Ve şimdi gittiler, yüzleri, ölümleri bütün dünyanın manşetlerinde, dört aptalca politika kurbanı.
Bu bir adama ne yapar? Yıllarca acıya, karanlığa
ve üzüntüye katlandıktan sonra, diğer herkes evlerine gitmişken her şeyin böyle korkunç bir şekilde bittiğini görmek, ‘hükümetleri politikaları
gereği müzakere etmeyeceği için, aileleriyle bile
onların kurtarılmaları için seçenekleri tartışmazlarken’- sıradan insanların, aile erkeklerinin, şefkatli babaların öldürüldüklerini görmek. Bunun
nasıl hissettirdiğini anlamaya başlıyor
musunuz? Bu kaçınılmaz olarak, gelişi güzel
alınmış bir kişi değildi. Olay, yıllardır kayıp
olan, modern tarihin en yüksek profilli rehine
krizine konu olan bireylerdi. Onlarca tanıkları
vardı, evlerine gidip geride kalanların hayatta
olduklarına ve yardım edilebileceklerine dair
tanıklık ettiler. Mücahitlerin bile, ülkelerimizin bizi nasıl da bu kadar kolay ölüme terk ettiklerine gerçekten şaşırdıklarına inanıyorum.
Bu kadar yolu, bir ayağımızı diğerinin önüne
koyarak, durum zorlu olunca diğerimize destek olarak, her gün birlikte dua ederek geldik.
Olaylar kötüleştiğinde bunu ‘Ölüm Kuşağı’
olarak adlandırırdık, Everest’e tırmananların
26 bin feet’ten sonraki alanda zirveye yaklaşırken yüzleştikleri gibi, her adım bir acıyken,
devam etmeye çok az kuvvetleri kalmışken…
Uluslarımızın, bizim serbest bırakılmamız için
müzakereler yapacağına dair umudumuzu hiç
kaybetmedik.
Ancak bu kadar zaman, kaderimizi ilgilendiren kararın, Washington ve Whitehall tarafından aylar öncesinde zaten alınmış olduğunu
hiç bilmiyorduk. Bizlerle birlikte hapishanede
kendilerini de kilitlenmiş hisseden aileleri
mize hükümetlerin, yapabilecek hiçbir şey
olmadığını söylediklerini de bilmiyorduk.
Yapabileceklerini yapmaları için ailelerin
ÖZEL
kendi başlarına terk edildiklerini, yetkili adamların ise sadece kollarını bağlayarak üzüntülerini
ilettiklerini bilmiyorduk.
Bu bir adama ne yapar? Böylesine büyük bir
adaletsizlikte seni derinden üzer. Bu kesin. Bütün gerçeklere vakıf değilim ve ön yargılıyım. Ancak nasıl olur da ülkenin başkanı oturur ve bizim
ölümümüzü seyreder, ardından NATO üyelerini,
kendi esir vatandaşlarını evlerine döndürdükleri için onları eleştirir, bu son derece acımasızca
görünüyor. Kendi ülkenin vatandaşlarının, dünya
medyası önünde öldürülüşlerini görmek istememek ne zamandan beri zayıflık oldu?
Amerika daha önce terörist gruplar tarafından
esir tutulanlar için fidye ödedi ve mahkum takası yaptı. Daha bu yıl Afganistan’da Bowe Bergdahl, Guantanamo’da tutuklu bulunan en az 5
üst düzey mahkum karşılığında serbest bırakıldı.
İngiltere de esirler için fidye ödedi ve bilinen terör gruplarıyla esir takası yaptı. Kosova Kurtuluş
Ordusu ile gizli kapaklı esir takası anlaşması yapılırken – sanırım bu 1994 yılındaydı– Terry Waite, 1991 yılında 5 milyon dolar fidye karşılığında
evine geldi. Ama bizler değil.
Her nasılsa bütün güvenlik ağlarını, bütün politika değişikliklerini geçtik ve kesinlikle son zamanların en kötü rehine felaketi olacak bir zeminde
kendimizi bulduk. Evet Amerika bizi ‘kurtarmaya’ çalıştı ancak sanki Hollywood aksiyon filmiymiş gibi, çok sayıda başka hayatları tehlikeye atıp
ve gizli helikopterler içinde Ninja komandoları
göndererek milyonlarca doları harcamak yerine,
ilk etapta esir takası için seçenekleri tartışmak
daha güvenli ve akıllıca olmaz mıydı? Eğer hiçbir koşulda anlaşılamasaydı bile, İslam Devleti
ile müzakere etmeye değerdi. Müzakerelerden
nasıl bir zarar gelebilirdi ki? Neden böylesine
‘gözden çıkarılabilir’ olarak algılandığımızı hiçbir
zaman anlamayacağım, ancak şu anda bu gerçekten fark etmiyor.
Arkadaşlarının öldürüldükleri şekilde ölmelerini izlemek, bunu önlemek için politik düzeyde yapılabilecek çok şey olduğu görüldüğünde, son derece zor oldu. En sert darbelerin,
www.islamicstate.media
dışardan değil, hapishane duvarlarının içinden
gelmesini beklerdim ve bu beni gerçekten ikiye
böldü. İngiltere küçük bir ülke, bir zamanlar bir
şeyler ifade eden eski gelenekleri olan bir ada
ulusu. Şimdi? Bilmiyorum. Böylesine uç bir noktaya gelmeden, bildiğinizi sandığınız şeylerden
şüphe etmeye başlamıyorsunuz.
Burada hapishanede, iki yıl boyunca tam bir
boşluk içinde yaşadık. Dış dünyayla ilgili hiç bir
şey bilmiyordum. Kendisiyle meşgul olduğum
malzemenin en karmaşık kısmı, ara sıra bir işlenmiş et kavanozunu açmaktı, şimdi iWatch denen
bir şey var. Sonra bu videolar üzerinde çalışmaya
başladık ve araştırma sürecinin bir parçası olarak, Irak ve Suriye’deki yaklaşan savaş ve bizim
özel durumumuzla ilgili internetten indirilen
haberleri okumama izin veriliyordu. Daha çok
okudukça, daha derinden kesiyordu. Bizim durumumuzla ilgisi olan ailelere desteğin olmadığını
okumaktan ötürü öylesine mahvolmuştum ki,
konuyla ilgili sesimin duyulmasını istedim. Diana Foley gazetecilere, “Kendi kendimize bununla ilgili bir yol bulmak zorunda kaldık” diyordu.
Obama’nın 10 Eylül’de halka hitaben yaptığı ko- AÇIKL
nuşmayı izlerken, savaş çanlarını çalmak için arkadaşlarımın isimlerinin kullanılış şeklinden dehşete düşmüştüm, sanki halkı askeri operasyonu
desteklemeye teşvik etmek için kullanılıyorlardı. Steven’ın annesinin, hükümetin kendisiyle
herhangi bir şeyi tartışmayı reddetmesinden
sonra, oğlunu bırakmaları için İslam Devleti’ne
yalvardığı bir yayını gördüm ve Diane Foley’in
nasıl da, fidye parası toplamaya çalıştığı için ‘terörizmi desteklemek’ suçuyla yargılanabileceği
tehditleri aldığını okudum. Başkana yardım için
yalvaran mektuplar yollayan annelerin yazdıkları
mailleri okudum, bizimle takası istenen Müslüman mahkûmlardan birinin ailesiyle doğrudan
iletişime geçip, yapabilecekleri bir şey olup olmadığını sorduklarını gördüm. Başarısız kurtarma operasyonunu, yaşama şansımızın ne kadar
az görüldüğünü, öyle ki bu operasyonun en iyi
seçenek sanıldığını öğrendim. Bir sözcü, “İstihbarat biraz eskiydi ama sallayamazdık” dedi.
Bizim ve ailelerimizin canları sanki beyzbol oyunu gibiydi. Ve işte mesele: Eğer ülkelerimiz müwww.islamicstate.media
cahitlerle konuşsaydı, yaşam şanslarımız hiç de
az olmazdı. Bunları öğrenmem karşısında duyduğum acı ve öfke tarifsizdi. İnancımızı üzerine
bina ettiğimiz her şey bir ilüzyondu.
Videolar bu şartlar altında çekildi ve gördüklerime karşı konuşmak için kendi sesimi kullandım.
Öğrendiğim karşısında afallamış, derinden yaralanmış ve son derece saf olduğumu fark etmiştim. Hepimiz de öyleydik. Önemli kişiler olmadığımızı biliyordum, hiçbir şekilde özel değildik.
Kendimizi gerçekten kötü bir noktada bulduk ve
umutsuzca yardıma muhtaçtık ancak bütün Avrupalı liderler kendi esirlerinin dönüşünü sağlayacak müzakereleri yaparken, dünyanın en etkili
iki ülkesi için bizlerin nasıl ‘rahatsız edici’ kişiler
olarak algılandığımızı idrak edemedim. Müzakere etmemeyi seçen politikacılarımız bizlerin
öldürüleceğini biliyor olmalıydı. Eğer kurtarma
operasyonu işe yaramasaydı –her zaman en
sona bırakılan seçenektir– o zaman tamamdı. En
iyisi teker teker kafalarımız kesilseydi, ardından
esir tutanlarla konuşulurdu. Eğer politika buysa,
LAMA bu delilik.
Diğerlerine hala hayattayken, öğrendiklerimi
hiçbir zaman anlatmadım. Küçük hücreme taşındım ve kalmayı seçtim, böylece onlarla herhangi
bir şekilde konuşamadım. Duvarların yakın sınırlarının beynimin çok uzaklara gitmesini engellediğini anlıyorum, yalnızlığımda kendimi kontrol
altında tutuyorum. Galiba diğerlerinin bilmemesi daha iyiydi. Böylesine bir ızdırap ayini onları
korku ve kızgınlıkla doldururdu.
Mücahitler bana nazikçe diğerlerine vermedikleri bir ‘ses’ verdiler. Bu ayrıcalığı neden hak ettiğimi bilmiyorum ancak bu sesi şunu söylemek
için kullanmak istiyorum:
Lütfen bu ölümlerin gecenin karanlığında sessizce solmasına izin vermeyin. Göründüğünden
daha fazlası var. Halkın 2014 yılında, vatandaşlarının kafalarının peş peşe kesilmesini görmek
gibi bir istekleri yok, öyleyse neden bunun olmasına izin veriliyor? İslam Devleti bir gerillalar ya
da gangsterler çetesi değil. 32 bin savaşçıları,
tankları, füze sistemleri, mahkemeleri, polis güçleri var ve Irak’ın en büyük ikinci şehrini kontrol
ediyorlar. Kesinlikle her politikacı tarafından, yeterince büyük ve yeterince ciddi olarak dikkate
alınmalılar.
Sevgili karım, medyadaki arkadaşlarım ve aileme; Politik liderlerimiz bunun böyle olmasının
gerekmediğini bilsinler. Eğer işleri değiştirmek
isterlerse, bizim politik liderlerimizin gücü var.
Şimdilik hala hayattayım ama yakın gelecekte
herhangi bir noktada mücahitlerin elbette sabrı
tükenecek. Sadece hükümetimize konuşmalarını söyleyin. Hepsi bu. Diğerlerinin yaptığı gibi bir
kanal açın ve İslam Devleti’yle müzakere edin.
Eğer hiçbir şey üzerinde anlaşılamazsa, o zaman
tamam, ama diyalog başlatmak politikaya gölge
düşüremez.
Ölüm beni korkutmuyor; onun kanatları altında
uzun zaman yaşadım. Ama eğer bu benim son
durağım olacaksa, bunun adil bir savaş olduğunu, içi boş bir teslim olmadığını bilerek, onunla
doğrudan yüzleşmek istiyorum.
www.islamicstate.media
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
‘Siz, Rumlarla emin bir şekilde barış yaparsınız! Siz ve Rumlar arkanızdaki bir düşmanla beraberce
savaşırsınız. Korktuğunuzdan emin olur, fetheder ve zafer kazanırsınız. Sonra yığma tepeleri bulunan
bir yere gelirsiniz. Sonra Hıristiyanlardan bir adam; “Bugün haç galip geldi” der. Müslümanlardan bir
adamsa “Allah galip geldi” der. Aralarında tartışma olur. Sonra Müslüman, haçlarına saldırır ki onlar
onlardan uzak değildir, haçı atar. Hıristiyan da ayaklanıp haçlarını kıranın üzerine saldırır ve onu öldürür. Allahu Teala bu Müslüman gruba şehadet lütfeder. Sonra Hıristiyan, kendi liderlerine ‘biz Araplara
karşı sana yeteriz’ der. İhanet ederler (anlaşmayı bozarlar) ve büyük savaş için toplanırlar. Bunun
üzerine Rumlar antlaşmayı bozar ve Müslümanlarla savaşmak için toplanırlar! Her sancak altında on
iki bin kişi olduğu halde seksen sancak altında size gelirler!
(Hakim Müstedrek’inde, İmam Ahmed de Müsned’inde rivayet etmiştir.)
www.islamicstate.media
Download

önsöz - Islamic State Media