Prof. Dr. Recep Akdur: İ KTİ DAR GÜÇ VE OTORİ TE
Haberler - Recep Akdur
18 Şubat 2014
İktidar, güç ve otorite siyaset alanının en temel üç kavramıdır. Ünlü sosyolog Max Weber (21 Nisan 1864-14
Haziran 1920) iktidarı; “insanları itaat etmeye ve arzu etmedikleri şeyleri yapmaya zorlayabilmek” olarak
tanımlar. İktidarın kaynağı ise güç veya otoritedir. Günümüzde meşru olmayan iktidarlar güce meşru olanlar ise
otoriteye dayanır.
Weber’e göre güç; liderin “ örgüt üyelerinin direnmesine karşın kendi iradesini yerine getirebiliyor
olmasıdır”. Otorite ise; liderin emrinin “örgüt üyelerine itaat görevi yüklüyor olması” halidir. Liderin örgüt
üyelerini kendine inandırarak güven, hâkimiyet, emretme kudreti, yaptırım koyma ve kullanma gücü elde
etmesidir. Otorite meşruluk esasına dayanır ve örgütteki idari aygıt ile ete kemiğe bürünür.
Weber otoriteyi geleneksel otorite, karizmatik otorite ve hukuksal (demokratik) otorite olarak üçe ayırır.
Geleneksel otorite; modernlik öncesi çağa ait olup, patrimonyal ve feodal olmak üzere iki şekli vardır.
Geleneklerin büyük saygı gördüğü, toplumsal düzenin ağır değiştiği toplum ve kurumlarda görülür. Kaynağını
gelenekler ve yerleşik inançlar oluşturur. Liderlik genellikle irsiyet ya da miras yolu ile edinilir ve kutsal
olduklarına inanılır. Burada efendiye bağlı tebaa söz konusudur. Lider bir efendi olarak algılandığı için örgütte
esas olan kanunlar değil efendiye itaattir. Liderin altında çalışanlar resmi görevli değil liderin kişisel
hizmetçileridir. Liderin yönetimi ve uygulamaları keyfi ve kişisel olabilir. Efendinin verdiği emirlerin yerine
getirilmesinin tek koşulu geleneklere ve inançlara uygun olmasıdır.
Karizmatik otorite: Olağanüstü kahramanlığı, üstün yetenekleri veya kutsallığı olduğuna inanılan kişiye dayalı
otoritedir. Liderin otoritesinin kaynağı, çoğu zaman mantıkla araştırılmadan, doğuştan sahip olduğuna inanılan
olağanüstü özelliklerdir. Toplumun meşruluğunu kabul ettiği karizmatik lidere olan bağlılığı tamdır. Bu bağlılık
gelenekler ile karşıtlık oluşturabilir. Karizmatik liderin ortaya çıkmasında toplumsal koşullar önemli bir rol
oynar. Toplumun içine düştüğü kriz ve kargaşa dönemlerinde karizmatik lider, toplumun kendisi tarafından
yaratılır. Karizmatik liderlerde aranan özellikler, o liderin sosyal statü ve mesleki uzmanlık bilgisi ile ilgili
değildir. Toplumun karizmatik liderden beklediği en önemli şey liderin topluma olan bağlılığın derecesidir.
Hukuksal/yasal/ussal/demokratik otorite; kaynağını akıl ve kuralların oluşturduğu bu otorite türü tamamen
yasaların verdiği meşru yetkiye dayanır. Liderler belli kurallara göre iktidara gelir, yetkilerini kanunların verdiği
sınırlar içinde kullanır ve belirli kurallara göre iktidardan uzaklaşırlar. Etkisi yasaların geçerliliğine ve akılcı
oluşuna dayanır. Liderlik makamı mülk değildir satılmaz irsi olarak veya mirasla çocuklara geçmez. İnsanların
bu otorite tipine itaat etmelerinin nedeni kanunların üstünlüğüne olan inançlarıdır.
Yasal-ussal otorite tipinin yönetim (örgüt) aygıtı bürokrasidir. Liderler ve bürokratlara geleneksel otorite
tipinde olduğu gibi tanrısal ve kutsal anlam yüklenmez aksine halkın/örgütün hizmetkarı olarak görülürler.
Emretme gücüne sahip insanlar bulundukları konuma yasalarla düzenlenen kurallara göre atanır. Atandıkları
makamlar geçicidir ve o makamlara sahip olamazlar. Ussal kurallar çerçevesinde davrandıkları sürece meşru
sayılırlar. Bu otorite tipinde insanlar aslında liderlere değil kurallara itaat etmiş olur. Sonuç olarak yasal-ussal
otorite tipi gücünü ve meşruiyetini kanunların üstünlüğünden almaktadır.
Yukarıda verilen tanımlardan çıkarılacağı üzere; gelişmiş toplumlarda iktidarlar kaynağını hukuksal/ yasal/
ussal/ demokratik otoriteden alır. Gelişmekte olan ülkelerde ise her üç otorite tipine de rastlanır. Ancak
karizmatik otorite sıklıkla ortaya çıkmadığından siyasal rekabet geleneksel otorite ile yasal – ussal otorite
arasında yaşanır. Toplumun geleneksel/muhafazakâr kesimleri kendine uygun bir otorite yaratıp ona biat
ederken, toplumun gelişkin ve liberal kesimleri ise yasal-ussal- demokratik otorite etrafında toparlanmaya
çalışır.
Geleneksel kesimler biat ettikleri otoritenin emirleri doğrultusunda ve kütlesel bütünlük içinde hareket
ederken, yasal-ussal otorite kültürünün henüz tam oluşmadığı kitleler örgütün partinin ve liderin yasal süreçler
sonunda aldığı kararlara uymamayı demokrasi sanır. Bu durum siyasal rekabette geleneksel kesimlere avantaj
sağlarken demokratik kesimlere dezavantaj ve iktidara gelmesinin önünde bir engel oluşturur. Çünkü yasal
süreçler tamamlanmış ve partinin kurulları adaylarını belirlemiş olmasına karşın, bu sonuçlara uymamak
demokrasi sanılır. Türkiye’de kendini solda tanımlayan insanların kendi partisine ya da genel hatları ile kendi
çizgisine uyan partilere oy vermemek için daima bir mazereti olmuş ve bunu hep demokrasi adına yaptıklarını
söylemişlerdir.
Paralel yapının her iki yakasından da kurtulmanın tek yolu yasal/ussal otoriteye itaat etmektir. Yasal-ussal
otorite iki taraflı bir etkileşimdir. Liderlerin bu otoriteye uygun davranması önemlidir, aynı şekilde örgüt
üyelerinin de bu otoritenin kararlarına uyması bir o kadar önemlidir. Önce parti içi iktidar sonra da ülkede
iktidar olabilmek tarafların örgütün yasal-ussal otoritesinin kararlarına uymasına bağlıdır. Tersine lider ve
kurulların aldığı kararlara uymayıp, otoriteyi zaafa uğratıp arkasından da liderin ya da partinin yeterinde
önderlik yapamadığını söylemek, demokratik otorite ve örgütün iyi özümsenmediği Türkiye gibi gelişmekte olan
ülkelere özgüdür.
Mart 2014’de yerel seçimler var, CHP ve MHP mevcut seçim sistemine uygun yollarla belediye başkan adaylarını
belirlediler. Bu adaylardan bazılarının isabeti tartışılabilir. Ancak yasal otoriteler kararını vermiş ve tartışmalar
geride kalmıştır. Cumhuriyetin yaşaması ve tekrar demokrasi gelmesini isteyen herkes, her şeyden önce kendi
partilerinin lider ve adaylarını geleneksel parti karşısında bir dezavantaja çevirmemek için azami dikkat
göstermelidir. Örgütlerinin belirlediği aday yörenin en şanslısı ise seçimi kazanması için elinden geleni
yapmalıdır. Zaman oy vermemek için sıralanan her türlü mazeretin unutulması gereken zamandır.
Atatürk ve Cumhuriyette birleşen tüm parti ve seçmenler kendi partilerinin belirlediği adayın kazanma şansı
daha az ise hiç tereddüt etmeden seçimi kazanma şansı en yüksek olan diğer Atatürkçü ve Cumhuriyetçi adayda
birleşmelidir. Geleneksel otorite karşısında seçimi kazanabilmenin tek yolu buradan geçmektedir. Aksi takdirde
kumpasçılar demokratik kesimlerin otorite tanımazlıklarının kendilerine yarattığı avantajı bir kez daha
kullanacaklardır.
İLK KURŞUN
Download

Prof. Dr. Recep Akdur: İKTİDAR GÜÇ VE OTORİTE