günlük festival
daily festival
11 Ekim // October 11th 2014
Sayı // Issue 03
ALİN TAŞÇIYAN İLE FESTİVALİN
GEÇMİŞİ, BUGÜNÜ VE YARINI
THE PAST, PRESENT AND FUTURE OF THE
FESTIVAL WITH ALIN TAŞÇIYAN
Röportaj / Interview by
Mutlu Yetkin
---------------------------
“Sadece izleyicinin ve
sinemanın ihtiyaçlarına
odaklanarak, eski yapıyı
yıkmadan restore ederek
bir festival yapma amacı
güdüyoruz.’’
---------------------------
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yenilikçi
yüzü ve doğrultusuna yön veren Komite’de yer
alan, deneyimli film eleştirmeni, FIPRESCI ve
SİYAD Başkanı Alin Taşçıyan, festivalin geçmişi,
bugünü ve yarınına ve Türkiye sinemasının
başarılarına dair sorularımızı yanıtladı.
Altın Portakal, 51. yılında, sizin parçası
olduğunuz ekibin gayretleriyle büyük bir
yenilenme sürecinden geçiyor. Festivalin yeni
doğrultusunu tanımlayan başlıca özellikleri
açıklayabilir misiniz?
Altın Portakal’ın en önemli avantajı da en
büyük sorunu da herkesin sahiplendiği, üzerinde
hak iddia ettiği ve bir parçası olmak istediği
bir festival olması. Herkes Altın Portakal’ı
eğlenceli bir buluşma yeri olarak görüyor ve
profesyonelleşip profesyonelleşmemesine önem
vermiyor. Herkes festival süresince Antalya’da
ağırlanmak, sezonun yeni filmlerini izlemek,
hoşça vakit geçirmek, dedikodu yapmak
istiyor. Sinema için yeni projeler üretilen,
yapıcı eleştiriler yapılan bir platform haline
gelmiyor bir türlü... Benim dahil olduğum
ekip Türkiye’nin bu alandaki en profesyonel
isimlerinden birkaçı. Hiçbir çıkar ve baskı
grubuna ait olmadan; sadece izleyicinin ve
sinemanın ihtiyaçlarına odaklanarak, eski yapıyı
yıkmadan restore ederek bir festival yapma amacı
güdüyoruz.
Altın Portakal’ın “yerelden evrensele” uzanma
amacını düşünürsek, siz, Portakal’ın halk
tarafından sahiplenilmesini, Antalya halkı
için taşıdığı tarihsel değeri en açık nerede
gördünüz/deneyimlediniz?
Yıllar içinde de birkaç kez yazdığım için yine açık
açık ifade edeyim: Antalya halkının sinemayla
ilişkisini zayıf buluyorum. Şöyle hakiki anlamda
sinefil bir kitlesi yok. Çünkü film kültürünü
geliştirecek programlar yapılamadı yarım asır
içinde. Sadece ulusal düzeyde bir yarışma
olarak kalmasının dezavantajı bu... Ben Modern
Zamanlar dergisini çok önemsiyorum öte
yandan. Keşke bu dergi etrafında, festivalin de
desteğiyle bir sinema kulübü kurulsa, eğitsel
çalışmalar yapsa... Ben Altın Portakal’ı sadece
yerli sinema ve starlara ilgi gösteren, korteji
pek önemsenen bir festival olarak kalmamasını
dilerim.
Altın Portakal “geleneği” ve Türk sinemasıyla
bağları sizin için ne ifade ediyor?
Ben geleneğin ulusal yarışmalarla devam
etmesini yararlı buluyorum. Bir yanıyla
Türkiye’deki sinema sektörünün -mümkün
görünmüyor ama- kavgasız gürültüsüz, tatlı
bir rekabet içinde yarışmasını ve Antalya
Film Forum’un geliştirilerek önemli bir
proje geliştirme platformu haline gelmesinin
geleneği koruyacağını sanıyorum. Genç kuşak
sinemacıların bir bölümü zaten birey olarak
kendi yollarını çizmiş ve dünyaya açılmış
durumda. Festival şemsiyesi altında onlara
kılavuzluk etmek ve film üretimini desteklemek,
yönlendirmek, projeleri dünyaya pazarlamak
iki kuşağın buluşmasını sağlayacak. Orta kuşak
deneyimiyle gençler enerjileriyle geleceğe yol
alabilir.
Nostaljiden çekinmeksizin soralım: Eski
Portakal’larda sizi en çok etkileyen neydi? Eski festivallerde beni olumlu anlamda etkileyen
fazla bir şey olduğunu söyleyemem ne yazık
ki... Ben doksanlarda başladım mesleğe. Film
üretimimiz o kadar azdı ki ne çekilse yarışmaya
BAŞKALARI İÇİN KENDİNİ UNUTMAK: YENİ HAYAT
FORGETTING YOURSELF FOR OTHERS: THE NEW LIFE
Organ naklini konu eden Yeni Hayat belgeseliyle Türkiye’de tabulaşmış bir konuya el atan Tuluhan Tekelioğlu’yla film üzerine konuştuk.
We’ve spoken with Tuluhan Tekelioğlu, who steps in “organ transplantation” which is considered as a taboo subject in Turkey with her new documentary “New Life”.
Röportaj / Interview by
Altay Aydemir
Yeni Hayat belgeseliyle Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiniz…
Bugün, Türkiye’de 60 bin kişi organ bekliyor ve bu organ gelmezse
ne yazık ki hayatını kaybedecek. Türkiye’de hayattayken organ
bağışlama oranı yalnızca milyonda 3. Bu yüzden bu filmin
yapılması gerektiğini düşündüm. Filmin kahramanları, hastanedeki
hastalar ve onlara yeni bir hayat veren insanlardı. Yeni Hayat,
başkalarını için kendilerini unutan doktorlar ve hasta yakınlarını
ve insanları anlatıyor. Bunun yanı sıra Türkiye’de ilk kez bir karar
anını çektik. 6 kişi davet edildi ve bu organ sadece bir kişiye
naklediliyor. Bu çok zor bir an ve biz bunu kaydettik. İzleyicinin
tepkisini çok merak ediyorum.
Belgeselin çekimleri sırasında hasta ve dönorların kendileriyle
ve yakınlarıyla olan ilişkileriniz nasıldı?
İzleyici filmde insanlığın cinnet geçirdiği bu dünyada, insanlığın
güzel yüzüyle tanışacak. “Başkaları için kendinizi unutursanız,
o zaman sizi daima hatırlayacaklardır” diyor Dostoyevski. Bunu
hatırlama zamanı gelmedi mi? Çok
bencil bir dünyada yaşıyoruz. Biraz
başkaları için kendimizi unutma
zamanı gelmedi mi? Babaannesinin
verdiği böbrekle canlanan üç
yaşındaki kahramanımız Hasan
Hüseyin Karakuş’un ameliyatına
tanık oldum. Buzlar içinde, donmuş
ve kahverengi bir şekilde gelen
böbrek hastaya nakledilmesiyle
can buluyor, pembeleşiyor… Yeni
Hayat budur.
Peki ya doktorlar, onlarla
iletişiminiz nasıldı? Başta
Prof. Dr. Alper Demirbaş ve
ekibi olmak üzere organ nakli
konusunda çalışmalar yapanlar
nasıl yaklaştı?
Doktorların günlük işleyişini
bozmadan bütün anlarına
tanıklık ettik. Her anımızı onlarla
yaşadığımız için filmi ilk olarak
doktorlara izlettim. Belgeseli çok beğendiler, bazılarından “ne
kadar güzel oynamışlar” gibi yorumlar aldım. Bu film bir belgeselin
ötesinde, bir kurgu planı dahilinde çekildi. Prof. Alper Demirbaş
ve ekibine, filmde bestelerini kullandığımız Fazıl Say ve Ekrem
Ataer’e ve tüm organ nakli dünyasına teşekkür ederim. Bu film
organlarını bağışlayarak yeni hayatların doğmasına imkan verenlere
ithaf edilmiştir.
Sizce Türkiye organ bağışına teşvik ve organ nakli için olanak
sağlama konusunda nasıl bir seviyede? Devlet ve çeşitli STK’lar
tarafından bu konuda yürütülen çalışmaları yeterli buluyor
musunuz?
Sağlık Bakanlığı bu konuda çok iyi çalışıyor. Bir pankreas, bir
karaciğer için gerekirse uçak kaldırıyor. Organın nakledileceği
hastanın belirleneceği liste oldukça etik bir şekilde işliyor.
Amerika’dan sonra organ bağışı konusunda en iyi çalışan
ülkeyiz. Ancak insanları kamu spotlarıyla ve beylik laflarla ikna
edemezsiniz. Ben bunu gördüm ve bu yüzden Yeni Hayat’ı çekme
kararı aldım. Çünkü hayatta aslolan yaşamak ve yaşatmak, biz
öldükten sonra işe yaramayacak organlarımızı bağışlayarak başka
insanlara hediye etmek olmalı. Bir televizyon kanalının Yeni
Hayat’ı hiçbir reklam ve reyting kaygısı olmadan yayınlamasını
içtenlikle istiyorum. Ayrıca filmin gösteriminden sonra izleyicilerin
de interaktif bir şekilde olaya dahil olup, Altın Portakal’a yeni
bir hayat vermek üzere organ bağışı için listeye kaydolabilecekleri
masalar kurulacak.
Belgesel için size ilham veren, benzer işlerle karşılaştınız mı?
Karşılaştım fakat son derece korkutucu buldum. Yeni Hayat
mutlu bir film. Kesinlikle ameliyatın kanlı tarafını göstermedim.
Korkutucu olduğu için iğne bile göstermek istemedim. İnsanlar
burada sadece duyguyu hissedecekler. Bu duyguyla izleyiciye
hitap etmek istiyoruz. Filmde anlatıcı bulunmuyor, Yeni
Hayat’ın anlatıcısı filmdeki olayları yaşayanlardır. Hastalardan
alınır ve gösterilirdi... Acıklı bir durumdu. Bir tek
1999 yarışması film niteliğiyle beni çarpmıştır,
işte o zaman çok umutlandım.
questions about the past, present and future of
the festival as well as the success of the Turkish
cinema.
Orange leaving its old form of a local-industry and
star-based festival where the most important activity
was the traditional parade.
Çok kısaca, Türk yönetmen sinemasının son
yıllardaki uluslararası başarılarının arkasında
sizce ne yatıyor?
Ben bu başarıyı tamamen bireylere mal ediyorum.
Uygun ortam oluştu, Kültür ve Turizm Bakanlığı
destek vermeye başladı, dünyaya daha fazla
entegre olduk ama tek tek yönetmenlerin vizyonu,
yaratıcılığı ve yeteneğidir bence aslolan. Onların
potansiyeli olmasa ne yapılsa boş.
The Golden Orange in its 51st edition is going
through a massive renewal. What are the main
qualities that define the new course and face of
the festival?
The biggest advantage and the biggest problem of
the Golden Orange is that it is a festival which
is claimed by everyone. Everyone regards Golden
Orange as an amusing come-together but few people
care about its level of professionalism. Everybody
wants the guest treatment, everybody wants to watch
the new titles of the season, to spend pleasing time
and to gossip. But this way it is difficult for the
Golden Orange to become a platform that assists
novel projects, that allows exchange of constructive
criticism to nourish creativity. The cadre I am a
part of is composed of some of the most professional
names in Turkey. Free of any tendency to submit to
the demands of any interest group, our sole aim is
to cater to the film lovers, to focus on their needs
and to restore the old magic of the festival without
demolishing it.
The tradition of the Golden Orange and its ties
with the Turkish Cinema, what do these mean
to you?
I find it very important for the tradition to prevail
as a part of national film competitions. Seen from
a certain angle, I believe that the Turkish film
industry indulging in a productive competitive
spirit, free of fights and quarrels (though this does
not seem possible) as well as the development of
the Antalya Film Forum into an important film
platform will result in the preservation of the
tradition. Many of young Turkish filmmakers have
already chosen their paths and ventured into the
international arena. The guidance to be provided
under the roof of the festival and supporting new
film projects, marketing them in the international
arena will make possible the coming together of
two generations. The middle-aged professionals can
depend on their experience and the young people, on
their energy.
Altın Portakal’ın, hem Türkiye sinemasının
ortak yapım deneyimleri ve bağları hem
de Antalya’nın coğrafi konumu dolayısıyla
Türkiye’nin ötesinde geniş bir bölgeye hitap
edebileceğini biliyoruz. Bu bölge sizce nereden
nereye uzanıyor? Bölgesellik, yakın çevredeki
gelişen ve köklü ülke sinemalarıyla bağlar
kurmak Altın Portakal için önemli mi?
Bence festivallerin değil ülkelerin bölgesel
konumları önemli. Türkiye zaten coğrafi ve tarihi
bir kesişme noktası. Ben bir festivali sadece
Kafkasya ve Orta Asya, sadece Ortadoğu ve
Balkanlar ya da sadece Akdeniz gibi siyasi bölge
kavramlarıyla birleştirmek için çok geç olduğunu
düşünürüm. Zaten bu tür festivaller var. Onun
yerine Türk sinema sektörünü pekiştirme odaklı
ama izleyiciye de dünya sinemasını getirip onları
seçici sinefiller haline getirecek bir hedef koymayı
yararlı buluyorum.
--------------------------A part of the festival committee who fashioned
the new face and the new direction of the
Golden Orange, seasoned film critic, FIPRESCI
and SIYAD (Turkish Association of Film
Critics) President Alin Taşçıyan answered our
birini bile kaybetseydik belgeseli yayınlamayı
düşünmüyordum. Hastalar iyileştiği için
yayınlama kararı aldık. Hayattayken başkasına
bu fedakarlığı yapan insanlar, benim gözümde
kahramandır. Bu dünyada gizli kahramanlar var
ve onları insanlara göstermek istiyorum.
A brief interview with Tuluhan Tekelioğlu,
the name behind The New Life, a pioneering
documentary that sets to tackle a taboo subject in
Turkey: organ transplantation.
You just broke new ground and realized a
first-ever in Turkey with the documentary New
Life...
Today, 60.000 people are waiting donors for
organ transplantation and if donors are not
found, they will lose their lives. The ratio of
people who make a living donation is 3 in
a million. This is why I made this film. The
protagonists of the film are the patients in the
hospitals and those people who gave them a new
life. The New Life is the story of people, doctors
and patient relatives who forget themselves
for others’ sake. In addition to this, we filmed
the moment of decision, for the first time, in
Turkey. 6 people were invited and the organ will
be transplanted to only one person. This is a
very difficult moment and we filmed it. I’m very
curious to see the audience response.
How did you relate to the donors, patients
and patient relatives when filming the
documentary?
The viewers will behold a beautiful aspect of
being human, in this world reigned by insanity.
Dostoyevsky says “If you forget yourself for
others, others will always remember you”. Isn’t
it time for us to remember this? We are living in
a very selfish world. Isn’t it time for us to forget
ourselves for others. I witnessed the operation of
three year old Hasan Hüseyin Karakuş, returned
to life with the kidneys his grandmother donated.
Considering the festival’s aim to reach from
the local to the universal, where and how
did you feel most the Golden Orange being
claimed by the people of Antalya and the public
appreciation of its historical value?
Let me state it very clearly: the people of Antalya,
I find their relationship with cinema not very
strong. There is no solid crowd of film fans. Because
in the course of fifty years, no specific programs
were launched to cultivate a culture of cinema.
This sources from the disadvantages of remaining
exclusively as a National Film Competition. On the
other hand I think ‘Modern Zamanlar’ magazine
is very important in this regard. I wish there was a
film club and film classes to be offered in association
with the magazine. My goal is to see the Golden
At the expense of delving into nostalgia, let us
ask what has influenced you the most in the old
editions of the Golden Orange.
Unfortunately I doubt that the past editions of the
festival were that inspiring... I started my career in
the 90s. The Turkish cinema back then was so poor
in productivity that any film that came out of the
editing room was picked for screening. It was sad.
Only the 1999 edition had an impact on me, with
regards to the quality of its selection. It inspired
massive hope.
What is the motivating factor behind the
Turkish arthouse cinema’s string of victories in
recent years?
I think it depends solely on individual effort. The
environment was encouraging, Ministry’s support
A frozen, brownish piece of human organ is
vitalized when it is transplanted to the patient, its
colouring changing to pink. This is the New Life.
we will place at the premiere venue at the Golden
Orange, where they can add their names to the
list for organ donation.
How was your communication with the
doctors? How was the attitude of Professor
Alper Demirbaş and the organ transplantation
specialists?
We recorded every moment without intervening
in the doctors’ daily schedules. The first
screening of the film was made for the doctors
as it was them we experienced everything. The
really liked the documentary and some of them
made comments like “great acting!”. This film
goes beyond the confines of a documentary, it
follows a plot. I would like to extend gratitude to
Professor Alper Demirbaş and his staff, to Fazıl
Say and Ekrem Ataer whose compositions we
used in the film and to all people involved in
organ transplantation. This film is dedicated to
people who donate their organs to give birth to
new lives.
Have you ever seen similar, inspiring works?
Yes, I have but I found them very intimidating.
The New Life is a very happy film. I strictly
refrained from showing the bloody side of the
operation. I refrained from even showing a
needle. People will only feel the emotion. We
want the address the audience with this feeling
only. There is no narrator in the film. The
narrators are the people who go through the
experience. If we lost even one single patient, I
would not release the film. All patients recovered
this is why we took the decision to release the
film. In my eyes, the undertakers of this sacrifice
How do you find the level of state’s
involvement and incentives concerning
organ transplants in Turkey? Do you find the
labour undertaken by the state and the NGOs
sufficient?
The Ministry of Health is doing a great job. They
can reserve a plane flight for a donated pancreas
or a liver. The list of candidate recipients is
formed very ethically. We are second only the
US when it comes to organ donations. But you
cannot persuade people to donate their organs
with public spots and grandiose rhetoric. I have
witnessed this and this became my reason for
filming The New Life. Because what matters in
life is to live and let live, to donate the organs
we won’t be using after we die in order to give
life to others. It is my sincere wish to see my film
broadcast by a TV station without any concern
for commercial return or ratings. And I’d like the
viewers to get involved interactively at the desks
was effective, there was an integration going on but
it all depends on the individual vision of directors
and their talent and creativity. If it was not for their
potential, no outer incentive could ensure such a
success.
In the light of both the Turkish cinema’s
co-production experiences and Antalya’s
geographical location, we know the Golden
Orange can address a vast region beyond
Turkish borders. What defines this geography? Is
it important for the Golden Orange to establish
ties with the emerging cinemas and country
cinemas that boast their own traditions?
I think the country’s geographical location is much
more important than the festival’s location. Turkey
is already highlighted for its being situated at a
geographical and historical crossroads. I think
it would be a late, old-fashioned approach to
identify festivals with geo-political terms such as
the Caucasus, Central Asia, the Middle East and
the Balkans or the Mediterranean. These festivals
with exclusive local focus do exist. I think an
approach that highlights consolidating the power of
the Turkish film industry and inspiring people to
become knowledgeable “cinephiles” will yield better
results.
---------------------------
“Our sole aim is to cater to
the film lovers, to focus on
their needs...’’
---------------------------
are all heroes. There are unknown heroes in this
world and I would like to show them to the
people.
Yeni Hayat belgeseli bugün saat 18:30’da
Aspendos’ta gösteriliyor.
New Life documentary will be screening at
Aspendos as 6:30 pm today.
ambitions yet has no choice but to make low quality
TV films to make a living. Inspired by his own
life and experiences, the director defines his debut
as defying the categories of both mainstream and
festival films. Below you can find the director’s
comments on his film compiled from his recent
interviews.
ULUSLARARASI YARIŞMADA BUGÜN
TODAY ON INTERNATIONAL COMPETITION
Murat Düzgünoğlu on the birth of the idea…
“The story goes back to 8 years ago. I had to direct
cheap, low-quality films inspired by folk songs, for
a TV channel. That was the part of my life which
urged me to write this script. I was surrounded by
confusion in that period, pondering on why I could
not make it, why I could not engage in what I really
want to do. So the film reflects what I went through
in that period. I was inspired by my own life, then
supported it with some outer influences”.
Source: Filmloverss / Nuri Şimşek
What does the film contribute to the recent
picture of the Turkish cinema?
“I think the film harbours a great risk. It has
an attitude that defies mainstream. Considering
Turkish films fit into either of two categories,
mainstream or festival-oriented, Why Can’t Be
Tarkovsky can be thought to transcend boundaries.
And I do believe that this is the very quality that
makes the film interesting. This being in-between
attitude may fail to please everyone. But I do not
have those categories when it comes to cinema. What
matters to me is whether the director has expressed
her/himself or not”.
Source: Filmloverss / Nuri Şimşek
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASINDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL COMPETITION
*Neden Tarkovski Olamıyorum? / Why Cant be Tarkovsky?
16:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır / Q&A with the film crew after the screening
Yönetmen / Director:
Murat Düzgünoğlu
Oyuncular / Cast:
Tansu Biçer, Vuslat Saraçoğlu, Esra
Kızıldoğan, Menderes Samancılar, Recep Yener
2014
Murat Düzgünoğlu, televizyon için çektiği dizi
ve filmlerin ardından ilk uzun metraj sinema
filmi Neden Tarkovski Olamıyorum?’da, sinemaya
dair büyük hayalleri olan ve televizyon için
türkü filmleri çeken yönetmen Bahadır’ın
hikayesini anlatıyor. Düzgünoğlu, kendi
yaşamından da beslenerek oluşturduğu filmini,
festival ve anaakım filmi ayrımının dışında
konumlandırıyor. Yönetmenin yayımlanmış
röportajlarından Neden Tarkovski Olamıyorum?
filmine dair bir derleme karşınızda.
Murat Düzgünoğlu filmin oluşum hikayesini
anlatıyor...
“8 sene öncesine dayanıyor aslında hikaye.
Bir televizyon kanalı için ucuz türkü filmleri
çekiyordum. O süreç aslında beni yazmaya itti.
Neden başaramıyorum, neden istediğim şeyleri
yapamıyorum diye düşündüğüm bir dönemde
yaşadığım kafa karışıklıkları vardı. O dönemdeki
yaşantımdan başlamış bir yapıdaydı. Kendi
hayatımı baz alıp, onun dışında fazlasıyla dış
eklemlerle destekleyerek oluşturduk hikayeyi”.
Kaynak: Filmloverss / Nuri Şimşek
Türkiye Sineması’nın son dönem genel resmi
içinde Neden Tarkovski Olamıyorum?..
“Film bende ciddi bir risk barındırıyor. Ana
akıma pek uymayan bir duruşu var, ülkemizde
filmler de ya ana akım ya da festival odaklı
yapıldığından Neden Tarkovski Olamıyorum?
alıştığımız festival filmlerinden de değil. Ve
kendisini güzel yapan da bu duruşu bence,
yine de bu arada durmuşluk herkesi memnun
etmeyebilir. Ben sinemayı anaakım ve festival
olarak ayırmıyorum.İnsanın kendisini ortaya
koyup koyamadığına bakıyorum”.
Kaynak: Filmloverss / Nuri Şimşek
Sinema ve Tarkovski ilişkisi üzerine...
“Her seferinde şaşkınlıkla farkettiğim bir şey,
sinema hakkında yapılan herhangi bir sohbet
muhakkak Tarkovski’ye geliyor. Bu sadece
Türkiye’de değil, yurt dışında da bizim büyük
ustalar dediğimiz kitle için de geçerli bir şey.
Sanki sinema tarihi Ayna ile beraber ikiye
bölünmüş; öncesi ve sonrası gibi bir algı var.
Tarkovski, sinema sanatında duruşu, cesareti
ve kendiliğindenliğiyle bence çok önemli. Ben
hala Mühürlenmiş Zaman’ı okudukça büyük
şaşkınlıklar yaşıyorum. Bir sürü soru işareti,
bir sürü yetersizlik hissi bırakıyor, bazen de,
‘Ben de böyle düşünüyordum nasıl da çakışıyor’
diyorum. Ya da diyorum ki,ben bu kitabı 18-19
yaşlarında almıştım, o yıllardan beri derinden
bir şey birikiyor da bir süre sonra örtüşüyor
sanırım benimle o. Bu kadar yoğun bir şekilde
etkileyen bir sinemacı. Bütün referanslar oraya
doğru gidiyor. Sinemayı bütün alanlarıyla, bütün
FESTİVALDE BUGÜN
/ WHAT’S ON TODAY
Bugünkü etkinliklere dair notlar
Notes on today’s events
Ödül Sergisi “Gelenekten Geleceğe” açılışı
/From The Tradition to Feature” Award Statuette Exhibition
opening
19:45 - AKM Fuaye
Altın Portakal heykelciğinin seneler içinde büründüğü farklı
tasarımları görme şansını izleyiciye sunan bu sergi, Türkiye
sinemasının yüz, festivalin elli yıllık tarihi içinde gezinmenizi sağlıyor.
An exhibition that offers you a journey into the fifty years history of the
festival by displaying a selection of Golden Orange Award statuettes, each
bearing the mark of a different year and a different design.
departmanlarıyla parça parça ele alıyor. Bunu
teorik olarak da ele alıyor, aynı zamanda bu teori
zaten filmden kaynaklanıyor. Bir eleştirmenin ya
da bir film kuramcısının cümleleri değil, bire bir
kendisini sanat eserinin kendisinde görüyoruz”.
Kaynak: HaberSol Portal / Nergis Arıcı
Festivalin ardından filmin yurt dışı
yolculuğuna dair...
“Bir filmin dünya çapında festivallerde nasıl
öne çıktığını inanın ben de anlamış değilim. Bir
yandan biliyorum, çok iyi bir filmin önünde
hiçbir şey duramaz. Ama bu bizim filmimiz için
geçerli mi bilmiyorum. Filmin eksikliklerinden,
zaaflarından konuşulabilir ama bir yandan da
şunu biliyorum; A grubu bir festivale 5000
– 6000 film başvuruyor, bunun içinden 200
film seçiyorlar. 6000 filmi beş altı kişi seçiyor
ve bu filmlerin tamamının da izlenmesinin zor
olduğunu biliyorum. Telefonla konuşurlarken
filmi dvdden hızlı hızlı seyrettiklerini, ismine
veya afişine bakarak tercih edilen işler de
olduğunu biliyorum.Yanlış anlaşılmasın,
festivallere katılan filmlerin bir kulis aracılığıyla
seçildiğini söylemiyorum. Çok iyi bir film
yaptıysanız hiçbir bağlantıya ihtiyaç kalmaz”.
Kaynak: Filmloverss / Nuri Şimşek
-----------------------In his first theatrical feature Why Can’t Be
Tarkovsky?, Murat Düzgünoğlu narrates the story
of young filmmaker Bahadır, who harbours grand
On Cinema and Tarkovsky
“One thing I noticed during almost every
conversation about cinema is, much to my
astonishment, people never fail to mention his
name. This does not apply to Turkey only but is a
valid observation also for conversations that include
grand masters of cinema, abroad. It is as if there
is a perception that the history of cinema is split
into two periods, before and after Tarkovsky’s The
Mirror. I believe that Tarkovsky’s attitude, his
courage and his spontaneity have always been very
influential in the domain of cinema. I still find
myself in awe when reading Sculpting In Time. It
leaves me dabbling with question marks, struggling
with a sense of insufficiency and sometimes a
feeling of thinking alike. Or I would say that I
had bought the book when I was 18-19 years old,
subsequent readings have instilled the same spirit
in me, this is why I find my ideas resonate with his.
He is such a great influence. All references point
him. He has discussed cinema in all its aspects, all
its departments, all its facets. He does this both
theoretically while sourcing his theory from nowhere
other than his films. His words do not belong to a
film critic or a film theoretician, they rather embody
the piece of art itself ”.
*Macaristan’da köpek sahiplerine yönelik çıkartılan yeni bir yasal düzenlemeye karşı köpeği
Hagen’i kurtarmak için mücadele veren 13 yaşındaki Lili’nin öyküsünü anlatıyor.
*Yönetmenin 6. uzun metrajlı filmi olan Beyaz Tanrı, usta Macar yönetmen Miklós
Jancsó’ya adanmış.
*Filmde köpek gözünden gösterilen sahnelerdeki dinamik kamera kullanımı dikkat çekiyor.
*2014 Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış / Un Certain Regard ödülünün yanı
sıra iki köpek oyuncu Luke ve Body, En İyi Köpek Oyuncu Altın Palmiye / Palme Dog
ödüllerini kazandı.
*Film, Macaristan’ın bu yılki Oscar adayı.
*Fransa Alpleri’nde kayak tatiline giden iki çocuklu İsveçli bir ailenin öğle yemeğindeyken
çığ felaketiyle karşılaşmalarından sonra aile üyelerinin üzerindeki yıkıcı sonuçlarını
gösteriyor.
*Modern aile, erkeğe biçilen rol, burjuvazi gibi kavramları irdeleyen film, şık bir gerilim
yaratıyor.
*Konu itibariyle akıllara Haneke’yi getiren film, iç güdüler üzerine düşünüyor.
*Turist, İsveçli yönetmenin dördüncü filmi.
*2014 Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış / Un Certain Regard Jüri Özel ödülünü
kazandı.
*White God is the story of Lili, a 13 year old Hungarian girl who struggles to save her dog
Hagen from the affects of a new law addressing dog owners in Hungary.
*The sixth feature of the filmmaker, White God is dedicated to the virtuoso Hungarian
director Miklós Jancsó.
*White God grabs attention with its technical mojo in utilizing the cam dynamically when
presenting a dogs-eye view.
* The film has won the Un Certain Regard Award at 2014 Cannes as well as a Palme Dog, a
dog-only Palme d’Or for its two canine performers Luke and Body.
* It is Hungary’s 2014 entry for the Best Foreign Film Oscar run.
*Force Majeure recounts the devastating results of a trip-ending-in-disaster as a Swedish family
with two kids embark on a skiing trip in the French Alps and faces an avalanche.
*The film brews a thrilling story tackling the concepts of gender roles and bourgeoisie.
*Reminding Haneke’s investigations story-wise, the film contemplates on instincts.
*Force Majeure is the fourth film by Swedish filmmaker Östlund.
*It is the winner of the Un Certain Regard Special Jury Prize at 2014 Cannes.
Yönetmen / Director: Ruben Östlund
İsveç / Sweden
18:00 – Migros AVM 5
ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI’NDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL SHORT FILM COMPETITION
On the International Festival Run
“I really have hard times understanding how a
film stands out at international festivals. I know
that nothing can stop a really good picture. On the
other hand, I do not know if international festivals
will like ours. An A level festival receives about
5000-6000 submissions and they elect 200 films out
of them. The pre-selection jury is composed of five
or six people and they elect out of a pool of about
6000 submissions. I know it is not easy to watch
and review all these submitted titles. I know they
fast-forward the DVDs when talking on the phone
or that some films are picked based on their posters
or their titles. Do not get me wrong. I do not suggest
that there is a closed inner circle or lobbying. If you
have a really good film, nothing can stop it”.
Source: Filmloverss / Nuri Şimşek
Yarınki etkinliklere dair notlar / Notes on tomorrow’s events
cinema. 100 films. 100 illustrations. 20 artists.
---------------------------------
/ 100 Years Of Turkish Cinema Through 100 Illustrations
– Bant Mag. exhibition opening
MasterClass: Ellen Burstyn
11:00 – Akdeniz Üniversitesi Olbia Sergi Salonu
---------------------------------
Bant Mag.’ın çalıştığı isim yapmış ve yükselmekte olan 20
sanatçının, Türkiye sinemasının klasiklerinden yeni dönem
bağımsız örneklerine uzanan film seçkisi için hazırladığı
100 illüstrasyondan oluşuyor.
Film, art and music magazine Bant Mag. collaborates with
the festival to launch an exhibition dedicated to Turkish
Turist / Force Majeure
Yönetmen / Director: Kornél Mundruczó
Orijnal isim / Original title: Fehér Isten
Macaristan / Hungary
14:00 – Migros AVM 5
Source: HaberSol Portal / Nergis Arıcı
FESTİVALDE YARIN / WHAT’S ON TOMORROW
100 İllüstrasyonla Türkiye Sineması’nın 100. Yılı
– Bant Mag. sergisi açılışı
Beyaz Tanrı / White God
14:30 – Perge
100. Yıl Kitap Lansmanı: Sinemada Bir Asır
/ Book Launch: A Hundred Years In Turkish Cinema
20:00 – AKM
İlerideki Kavşak / Further Intersection
Öğretmen / The Teacher
*Otuzlu yaşlarındaki başarısız yazarın bir otostopçuyla geçirdiği tedirgin edici yolculuğu
anlatıyor.
*Deniz Artagan ve Çağla Artagan Erdoğan’ın birlikte çektiği kısa film yönetmenlerin ilk
ortak projesi.
*Deniz Artagan ağırlıkla sanat yönetmeni olarak pek çok kısa filmde görev almış.
*Çağla Artagan Erdoğan’ın ise yönetmenliğini yaptığı iki kısa film daha var.
*İlerideki Kavşak, ilk kez 3. Atıf Yılmaz Film Festivali’nde seyirci karşısına çıktı.
*12 yıldır atanmayı bekleyen ve hayat karşısında yalnız kalmış öğretmen Baki’nin
hikâyesini anlatıyor.
*Filmde İstanbul başrolde.
*Filmde 31. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan Sanem
Öge de oynuyor.
*Film prömiyerini Antalya Film Festivali’nde yapıyor.
*Eğitimini Anadolu Üniversitesi’nde tammalayan yönetmen kısa filmlerinin yanında
reklam filmleri de çekiyor.
Yönetmen / Director: Deniz Artagan - Çağla Artagan Erdoğan
11:30 – Migros AVM 2
*The story of an unsuccessful writer in his 30s, the hitchhiker whom he picked and their
unnerving journey.
*The debut collective project of both directors, Deniz Artagan and Çağla Artagan Erdoğan.
*Deniz Artagan is credited as the art director of several shorts.
*Çağla Artagan Erdoğan has made two shorts prior to Further Intersection.
*The film has premiered as a part of 3rd Atıf Yılmaz Film Festival.
Yönetmen / Director: Baran Gündüzalp
11:30 – Migros AVM 2
*It is the story of Baki, a fresh teacher who has been waiting for his assignment that never
comes.
*The lead role in the story is played by Istanbul.
*The film also casts Sanem Öge, winner of the Best Actress Award at 31st Istanbul Film
Festival.
*The Golden Orange screening will be the premiere of the film.
*An Ankara University alumnus, the director shoots commercials as well as shorts.
BUGÜN NE İZLESEM / WHICH FILMS TO SEE TODAY
Yarışma dışı gösterimlere dair bilgiler ve notlar / Notes on out of competition titles
Dünya Sinemalarından / Panorama
Kızkardeşler / The Quispe Girls
Yönetmen / Director: Sebastián Sepúlveda
11:15 - Migros AVM 5
Neden izlemeliyim? Yapımcılığını 2008
tarihli Tony Manero ve 2012 tarihli No’nun
yönetmeni olan Pablo Larrain’in üstlendiği
bu ilk film, 1974’te Şili’de yaşanmış bir olaya
dayanıyor. Dağlarda çobanlık yaparak geçinen
üç kızkardeşin hikayesinin anlatıldığı filmin
yönetmeni Sebastian Sepulveda. Film, Venedik
Film Festivali’nden En İyi Görüntü ödülünün de
sahibi.
Why a good pick? Produced by Pablo Larrain, the
director of 2008’s Tony Manero and 2012’s No,
The Quispe Girls is based on a true story set in
Chile in 1974. Directed by Sebastian Sepulveda,
the film narrates the story of three sisters who live
on the mountains as shepherdesses. The film won the
Best Photography Award at Venice.
Düşmanın Yolu / Two Men In Town
Yönetmen / Director: Rachid Bouchareb
14:30 - Migros AVM 6
Neden izlemeliyim? Forest Whitaker, Harvey
Keitel ve bu sene festivalden Yaşam Boyu Başarı
Ödülü de alan Ellen Burstyn’in yer aldığı
Düşmanın Yolu, Berlin Film Festivali’nde yarıştı.
Film, 1973 yapımı José Giovanni’nin yazıp
yönettiği Deux Hommes dans la Ville filminin
yeniden yapımı. Filmde sürükleyici bir intikam
hikayesi anlatılıyor.
Why a good pick? Casting Harvey Keitel and
Forest Whitaker opposite this year’s Golden
Orange Lifetime Achievement Award Recipient
Ellen Burstyn, Two Men In Town has vied at
Berlinale this year. Delivering a captivating story
of vengeance, the film is the remake of 1973’s José
Giovanni drama Deux Hommes dans la Ville.
Tirisia / La Trisia
Yönetmen / Director: Jorge Perez Solano
19:15 – Migros AVM 6
Neden izlemeliyim? Jorge Pérez Solano’nun
ikinci filmi olan bu Meksika yapımı film, uzak
bir köyde aynı adamdan hamile kalan iki kadının
zorlu hikayesini anlatıyor. Son dönem Meksika
filmlerinde sıkça işlenen aile, işsizlik gibi temaları
yarı-mitolojik bir dokunuşla ele alan filmin baş
karakterleri La Tirisia adını verdikleri bir ruh
hastalığına karşı mücadele ediyorlar.
Why a good pick? Mexican La Tirisia is the tragic
story of two women living in an isolated village who
got pregnant from the same man. The film treats a
string of issues including family and unemployment,
common themes in many Mexican films, through
a semi-mythological lens and its main protagonists
suffer from a “disease of the spirit” called La Tirisia.
Mülteci / Refugiado
Yönetmen / Director: Diego Lerman
19:15 – Migros AVM 6
Neden izlemeliyim? İlk olarak Cannes Film
Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü
bölümünde izleyiciyle buluşan Mülteci, yedi
yaşındaki bir çocuğun aile içi şiddetle tanışmasını
konu alıyor. Hamile annesiyle birlikte evlerinden
kaçmak zorunda kalan ikili oyuncu olarak filmin
gerilim ve merak unsurlarını başarıyla sırtlıyorlar.
Why a good pick? Having premiered as a part
of Cannes’ Director’s Fortnight, Refugiado is the
story of a seven year old child’s first experience with
domestic violence. the performers who play the child
and the pregnant mother who have to flee their
home, embody the entire thrill and suspense of the
film successfully.
İnsan Sermayesi / Human Capital
Yönetmen / Director: Paolo Virzi
17:00 – Migros AVM 2
Neden izlemeliyim? İtalya’da gişe rekoru kıran
“İnsan Sermayesi” aynı zamanda İtalya’daki
neredeyse bütün ödülleri de topladı. Paolo
Vırzi’nin yönettiği film bir trafik kazası
sonrasında yolları kesişen iki aileyi üç farklı
başlık ve bakış açısı ile inceliyor. Film Amerikalı
yazar Stephan Amidon’un aynı isimli kitabından
uyarlandı.
Why a good pick? A spectacular box office triumph
in Italy, Human Capital has garnered almost all the
awards in film festivals in Italy. Directed by Paolo
Virzi, the film narrates the story of two families
whose paths cross after a traffic accident from three
different angles and points of view. Human Capital
is the silver screen adaptation of American author
Stephan Amideon’s same-titled novel.
Öğrenci Düşmanı / Class Enemy
Yönetmen / Director: Rok Bicek
12:30 – Markantalya
Neden izlemeliyim? Daha önce kısa filmleri
olan Slovenyalı yönetmen Rok Bicek’in ilk uzun
metrajlı filmi “Öğrenci Düşmanı”, yönetmenin
lisede yaşadığı gerçek olaylardan besleniyor. Sınıfa
yeni gelen katı öğretmenle sorun yaşayan sınıftan,
öğrencilerden birinin intihar etmesiyle tırmanan
gerilimi anlatan film pek çok festivalden ödülle
ayrıldı.
Why a good pick? Feature debut of Slovenian
director Rok Bicek, who is known for his previous
shorts, Class Enemy is based on true experiences
Bicek went through when in high school. Narrating
the story of the conflict between a class and the new,
rigid and disciplinarian teacher which escalates
when a pupil commits suicide, the film has returned
with several awards.
Ustaların Gözünden / Through The
Master’s Lens
Bire Bir / One On One
Yönetmen / Director: Kim Ki Duk
21:00 – Migros AVM 5
Neden izlemeliyim? Türkiye’de de ciddi bir
takipçisi bulunan Güney Koreli usta yönetmen
Kim Ki Duk, bu son filmi ile tüyler ürperten
bir intikam draması sunuyor. Vahşice öldürülen
liseli bir kızın ardından cinayet zanlılarına
yönelen film, ilk defa Venedik Film Festivali’nin
açılış gecesinde seyirciyle buluştu. Why a
good pick? Kim Ki Duk, Korean director who
has a vast following in Turkey delivers a chilling
revenge drama in his most recent film One on
One. Following the story of the perpetrators of the
gruesome murder of a high school girl, the film had
greeted the audiences for the first time at Venice
Film Festival.
this year, Frank is centred around an interesting
music band. But more interesting than the band
is the vocalist Frank, incarnated by Michael
Fassbender, who travels around with a huge mask
on his head. Even though the viewers cannot get
a single glimpse of his face, Michael Fassbender
has received praise for his performance. Maggie
Gyllenhaal is cast opposite Fassbender.
Ulusal Uzun Metraj Film
Yarışma Dışı / National Out Of
Competition
Rimolar ve Zimolar-Kasabada Barış /
Rimo and Zimo-Peace in Town
Yönetmen / Director: Nermin Er - İsmet
Kurtuluş
13:00 - Aspendos
Neden izlemeliyim? Nermin Er ve İsmet
Kurtuluş’un projelendirip yönettikleri Rimolar
ve Zimolar – Kasabada Barış, Türkiye’nin ilk
kukla filmi olma iddiasında. Yekta Kopan, Janset
Paçal, Ezgi Mola gibi isimlerin sesleriyle katkıda
bulundukları film, birbirinden uzakta duran iki
kasabanın kaderlerinin değiştiği olaylar zincirini
anlatıyor.
Why a good pick? Written and directed by Nermin
Er and İsmet Kurtuluş, Rimo and Zimo-Peace in
Town is the first puppet-animation film of Turkey.
Featuring celebrity voices such as Yekta Kopan,
Janset Paçal and Ezgi Mola, the film tells the story
of a chain reaction of events that change the fates of
two distant towns.
ACTING SECRETS WITH LISA
LOVEN KONGSLI
İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un son filmi Turist’in başrol
oyuncusu Lisa Loven Kongsli, oyunculuk kariyerine dair 5 sırrı
bizimle paylaştı.
1. New York’ta tiyatro okurken beni yetiştiren akıl hocam Robert Castle’dan alıntı
yaparak başlamak isterim: “Karakterin davranışlarını spontane ve bilinçsizce
yapacak kadar sıkı çalıştığımız zaman, mümkün olduğuna inandığımızdan çok
daha yaratıcı olabiliriz. Çünkü bu, hayal gücü itkisini zihinsel olmaktan çıkartıp
bilinçdışından kaynaklanan, deneyimsel bir şekle sokar. Bu noktada, aktörün
performansı zirveye çıkabilir.” İşte bu, bir oyuncu olarak her gün başarmaya
çalıştığım şey.
2. Oyuna girmeden önce enstrümanınızı iyice ısıtmanın gücünü küçümsemeyin!
Stres yaşadığım ya da boğazımda bir yumru hissettiğim yer an bunu ağız dolusu
bir çığlık atarak aşıyorum! Sonra akort edilmesi gereken ne varsa, zihinsel ya da
fiziksel, bunları akort etmeye geçiyorum. Aaaaaaahhhhhhhhhh!!!
Başka Sinema’dan: Büyürken /
Growing Up by Başka Sinema
3. Karakterimi oynarken nefes almayı hatırladığım sürece hayatta kalmak biraz
daha kolay oluyor!
Frank
Yönetmen / Director: Lenny Abrahamson
19:30 – Migros AVM 2
Neden izlemeliyim? Prömiyerini Sundance
Film Festivali’nde yapan Frank, ilginç bir müzik
grubu etrafında şekilleniyor. Gruptan daha da
ilginç olan ve kafasında kocaman bir maskeyle
dolaşan solist Frank’i ise Michael Fassbender
canlandırıyor. Yüzünü hiç görmediğimiz
Fassbender, buna rağmen oyunculuğyla yine övgü
toplayabildi. Fassbender’e Maggie Gyllenhaal da
eşlik ediyor.
Why a good pick? Having premiered at Sundance
LISA LOVEN KONGSLI’YLE
OYUNCULUK SIRLARI
Açılış Filmi / Opening Film
Mısır Adası / Corn Island
Yönetmen / Director: George Ovashvili
21.00 - Aspendos
4. Asla bir sahnenin sonuna odaklanmayın. Asıl önemli olan uyanık ve merak dolu
kalmaktır. Birlikte oynadığınız oyunculara daima çok ama çok dikkat etmeyi de
unutmayın.
5. Her hayat deneyimi oyunculuk alanında işinize yarayacaktır. ---------------------------------------------Actor Lisa Loven Kongsli who stars in Swedish director Ruben Östlund’s Force
Majeure revealed her top 5 acting secrets for us:
1. I want to start by quoting my mentor, Robert Castle from my theatre studies in
NYC: “When we have trained to the point where the character’s behaviour becomes
spontaneous and unconscious, we can become more creative than we ever thought
possible, because the imaginative impulse will be unconscious and experiential rather
than merely mental. At this point the actor’s performance can take flight.” This is my
absolute aim as an actor every day.
2. Never underestimate the power of a thorough heating of your instrument before
entering the play. Every time I meet a tension, or I come along a knop in my self, I
scream it out with a big sound! Then I move along tuning all there is to tune, both
physically and mentally. Aaaaaaahhhhhhhhhh!!!
3. If I remember to breathe while playing, it’s a bit easier to stay alive!
4. Never focus on the destination of a scene. The challenge is to stay awake and curious.
Never forget to pay a heck of a good attention to your co-actors, all the time.
5. Every experience in life is useful in the field of acting.
TÜRKİYE SİNEMASINDA 40’LAR
40s IN THE TURKISH CINEMA
*73 yeni film çekildi.
*Oya Ensev ve Sadri Alışık gibi oyuncular tiyatrodan sinemaya katılan isimler arasındaydı.
*Faruk Kenç’in Yılmaz Ali adlı ilk polisiyle film denemesinde oynayan Suavi Tedü’yle birlikte ilk “jön
tipi” ortaya çıktı.
*Çekoslovakya asıllı yönetmen Adolf Körner, önümüzdeki dönemlerde defalarca yeniden çekilecek olan
ve melodramatik yapısıyla beğeni toplayan Sürtük filmini çekti.
*Faruk Kenç’in şirketi İstanbul Film de dahil olmak üzere birçok yeni film şirketi kuruldu.
*1949’da Lütfi Ömer Akad’ın çektiği ilk film Vurun Kahpeye, tarihin en gerçekçi Kurtuluş Savaşı
filmlerinden biri oldu ve yeni bir anlayışın önünü açtı.
*Yönetmenliği ve senaryo yazarlığı Aydın Arakon tarafından yapılan ilk korku filmi Çığlık çekildi.
*Bağımsız yapımcıları bir araya getirmek amacıyla Yerli Film Yapanlar Cemiyeti kuruldu.
*1948 yılında Türkiye sinemasının ilk resmi yarışması düzenlendi ve en iyi film ödülünü Şakir
Sırmalı’nın Unutulan Sır’ı aldı.
--------------------------------------------------*73 new productions saw the light of the day.
*Performers such as Oya Ensev and Sadri Alışık, known for their theatre plays, joined the ranks of
cinema actors.
*Faruk Kenç’s Yılmaz Ali, the first detective film, gave birth to the first “Handsome Young Lead”
character, incarnated by Suavi Tedü.
*Czech director Adolf Körner filmed the original version of Sürtük (Slut), the famous melodrama whose
remakes will be made in later years.
*Several new companies emerged, including Faruk Kenç’s Istanbul Film.
*1949’s Lütfi Ö. Akad film Vurun Kahpeye (Strike the Whore) broke new ground presenting an
impressively realistic picture of the Turkish War of Independece.
*Aydın Arakon wrote and directed the first Turkish horror film Çığlık (The Scream).
* Domestic Filmmakers Association was founded to gather independent producers.
*The first official competition of the Turkish Cinema was realized in 1948. The Best Film Award went
to Şakir Sırmalı’s Unutulan Sır (Forgotten Secret).
Kapak
İllüstrasyonu /
Cover Illustration:
Muhsin Bey /
Mr. Muhsin
İllüstrator /
Illustrator:
Mark Hale
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
The Mayor Of Antalya Metropolitan Municipality
Festival Başkanı
Festival President
Menderes Türel 1984 İzmir
doğumlu. 2003
yılında Anadolu
Üniversitesi Baskı Sanatları bölümünde lisans
eğitimine başladı. 2004’te aynı okulda Grafik
Bölümünde yandal eğitimine başladı. 2006’da
Erasmus Programı ile Accademia di Belle
Arti di Palermo’da gravür eğitimine devam
etti. 2008 yılında bir değişim programı ile
San Diego State University’de Linol baskıya
yoğunlaştı. 2009’da Prague Academy of
Architecture and Design’da illüstrasyon ve
animasyon üzerine yüksek lisans eğitimine
başladı. 2012’den beri İstanbul’da resim,
illüstrasyon ve grafik tasarım ile uğraşıyor.
Festival Direktör Yardımcısı
Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş
Born in 1984, İzmir, Mark Hale started his
education in 2003 at Anadolu University,
Department of Print Art, where he also studied
graphics. In 2006, he studied engraving at
Accademia di Belle Arti di Palermo. In 2008 he
started studying Linol print at San Diego State
University. Mark Hale also did a master degree
at Prague Academy of Architecture and Design
on illustration and animation. Hale lives and
Works in Istanbul since 2012.
Festival Direktörü
Festival Director
Elif Dağdeviren
*Bu yayın Bant Mag. tarafından 51. Uluslararası
Antalya Altın Portakal Film Festivali için
hazırlanmıştır. Koordinasyon / Coordination: Zeynep Ocak
Yazı İşleri / Writers : Mustafa Doğulu,
Altay Aydemir, Mertcan Ayhan
Çeviri / Translation: Mutlu Yetkin
Tashih / Proofreading: Nihan Katipoğlu
ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnşaat
Tic. Ltd. Şti.
Meltem Mh. Sakıp Sabancı Bulv. Atatürk Kültür
Parkı İçi AKM No:7 Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : +90 (242) 248 90 22
Fax : +90 (242) 243 92 82
E-Mail : [email protected]
www.anset.com.tr
Download

Günlük Festival / Sayı 3 - Altın Portakal Film Festivali