Değerli Hocalarımız,
Gündemde olan yasa tasarısının birçok yönden sakıncalı olduğunu objektif
olarak bakan herkesin göreceği sanıyorum çok açık.
Konuyla ilgili TıpDEK dışında hiçbir kişi veya kurumun kamuya bir
duyuru/görüş vb. bildirmemiş olması gerçekten insanı derinden yaralıyor.
Bu konuda başından itibaren bizleri uyaran, bilgilendiren ve tüm gücüyle
savaşan Muhammet Güven arkadaşımıza sadece bizlerin değil
Türkiye sağlık ve üniversite camiasının da bir teşekkür borcu olduğuna
inanıyorum.
Umarım bu çabalar bazı kişilerin gözlerinin azıcık da olsa açılmasına neden
olur.
Gerek TÜSEB gerekse de Türkiye Sağlık Üniversitesi önerilerinin bazı
kesimleri mutlu etmek, önlerini açmak, yeni güç kaynakları yaratmak gibi
amaçları olduğu belli. Sağlık Bakanlığının bazı alanları yönlendirmek ve gücü
eline almak için ulusal enstitüler kurmayı planladığı çok öncelerden
bilinmekteydi. Nitekim Bakanlığa bağlı bir “Ulusal Kanser Enstitüsü” projesi
gündeme getirilmiş sonra geri çekilmişti. O zaman da bu konuda
üniversitelerin devre dışı bırakılmasının sakıncaları, Bakanlığa bağlı
enstitülerin insangücü kaynağı sağlama, araştırma ve ulusal/uluslar arası
organizasyonlara katılma bakımlarından yetersiz kalacağı, politik etkilere açık
olacağı gibi sakıncalar öne sürülmüştü. Bugün üniversitelerin içine
düşürüldüğü durum ve Bakanlığın artık saklanamayan “heryere hakim olma”
tasavvurları ortaya çıktıktan sonra tasarının bu şekliyle daha da
sakıncalı olduğu kanısındayım. Böyle ulusal enstitülere gerek varsa, bunların
üniversiteler ve diğer kesimlerin de katkı yapabileceği, politik etkilerden
bağımsız, bilimsel özerklik taşıyan kuruluşlar olarak planlanması ve farklı bir
çatı altında belki Başbakanlığa bağlı bir “Ulusal Enstitüler” şeklinde
oluşturulması uygun olabilir kanısındayım.
Türkiye Sağlık Üniversitesi projesi ise her yönüyle dökülüyor. Üniversite
sistemini tümünden yerinden oynatarak “Bakanlığa bağlı üniversite”
kavramını ülkemiz ve dünya üniversiteler sistemi gündemine oturtmak
isteyen kişiler acaba 21. Yüzyılda dünya üniversitelerinin nerelere
yöneldiğini,
üniversite özerkliği, akademik özgürlük, bağımsız üniversite yönetimi
kavramlarını hiç incelediler mi ? Eksiklikleri ve yanlışlarını anladığımız,
eleştirdiğimiz ve düzelmesi için çaba gösterdiğimiz mevcut sistemin yerine
çağdaş üniversite kavramlarını tümüyle göz ardı etmenin ülkemiz
yüksek öğretim sisteminin dünyadaki saygınlığını nasıl etkileyeceğini
biliyorlar mı ? Yoksa gene bize özgü, evrensel normları takmayan,
“biz yaptık oldu” şeklinde sadece güncel sorunları çözmeye yönelik bir oldu
bitti mi planlanıyor ?
Bu konularda görüş veren, çaba sarfeden ve ülkemiz üniversite sisteminin
yücelmesine, çalışanlarımızın Fakültelerimizin ve Türk sağlık sisteminin
başarısına
gönül veren hepinizi candan kutluyorum.
En iyi dileklerimle.
Şevket Ruacan
KOMİSYONDAKİ KANUN TASARISI İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER Sağlık Bakanlığının araştırma yapılması amacıyla enstitüler açmasının, bu enstitüleri bir başkanlık altında toplamasının yanlış olduğunu düşünmüyorum. Bu uygulamanın başka bakanlıklarda örnekleri var; Fıstık Araştırma Enstitüsü, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü gibi. Endişelerim bu enstitülerin atıl kalabileceği yönündedir. Arkasında üniversite olmayan bir yapının itici veya çekici güçten mahrum olabileceği şeklinde düşüncelerim var. Bu yapının üniversiteye dönüşeceğini de düşünmüyorum, çünkü bu yapı daha çok strateji geliştirmeye, ürün üretmeye ve patent almaya yönelik bir yapı gibi duruyor. Lisans veya lisansüstü bir eğitim planlaması yok gibi görünüyor. Zaten üniversiteye dönüşürse yanlış olur, hedeften şaşılmış olunur. Eğitim ve araştırma Hastanelerinin uzmanlık eğitimi vermesinin anayasaya aykırı olduğu ile ilgili söylemlerimiz uzun zamandan beri vardı. Bu eğitim ve araştırma hastanelerinin eğitim verme fonksiyonunun üniversite tarafından üstlenilmesi, bu amaçla eğitim araştırma hastanelerinin üniversitelere bağlanması, bazı hastaneleri bağlamak amacıyla üniversite açılması fikrini de yanlış bulmuyorum. Ancak Üniversitenin bir vakıf tarafından açılması daha uygun olur. Vakıf başkanı ve dolayısıyla mütevelli heyeti başkanı Sağlık Bakanı olabilir. Üniversitelerde rektörlerin Ar‐Ge vakıflarının başkanı olmaları gibi bu üniversitenin bağlı olacağı vakfın başkanı Sağlık bakanlığı olabilir. Üniversitenin direk bakanlığa bağlı olması üniversitenin siyasileşmesi açısından risk oluşturabilir. İl dışındaki hastanelerin bu üniversiteye bağlanması da fiziksel açıdan işleyişi zorlaştırabilir. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimi ile yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitiminin ortak eğitim ve uygulama alanları çok fazladır, eğitim programları en az %40 oranında örtüşmektedir. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ana dal uzmanlık eğitimi sırasında yoğun bakım dışında eğitim aldıkları sürede de yoğun bakım eğitimi sırasında öğrenecekleri bilgilerin ve kazanacakları becerilerin büyük bir kısmını elde etmektedirler. Non‐invazif ve invazif monitorizasyon, her türlü damar yolu açılması girişimi, santral kateterizasyon, invazif arter kateterizasyonu ve sürekli kan basıncı takibi, her türlü sıvı tedavisi, hava yolu kontrolü, non‐invazif ve invazif ventilasyon, organ yetmezliği olan hastanın peroperatif takibi ve tedavisi, kan ve kan ürünleri transfüzyonu, renal replasman tedavisi, ECMO, nörolojik hastalıkların perioperatif takip ve tedavisi, epilepsi atağına ilk müdahale, astım krizine ilk müdahale, resüsitasyon, kardiyak iskemi ve MI hastalarına ilk müdahale, her türlü yandaş hastalığı olan hastaya anestezi verilmesi ile birlikte peroperatif dönemde takip ve tedavisi, her türlü hastanın derlenme ünitesinde (yoğun bakım ünitesi değil) takip ve tedavisi, bu hastalara ve ameliyathane dışında girişim uygulanan hastalara sedo‐analjezi uygulanması , acil peruktan trakeostomi açılması, peroperatif dönemde organ (akciğer, karaciğer, böbrek, nörolojik fonksiyonlar, kardiyak fonksiyonlar v.s.) takibi her anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanının ana dal eğitimi sırasında öğrendiği konulardır. Bu ve diğer yoğun bakım uzmanlığı eğitimi sırasında öğrenilmesi gereken bazı bilgi ve becerileri kazanmış anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanının diğer ana dallar ile aynı sürede eğitim almaya zorlanmaları hakkaniyetli ve adil bir yaklaşım değildir. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları yan dal eğitimleri sırasında 2 yılda yeterli yan dal eğitimi alabilirler. Bu hakkın anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarına verilmesi devletin güvenilirliğine halel getirmez, tam tersine devlete olan güveni artırır. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının anadal eğitimleri sırasındaki yoğun bakım eğitimleri de göz önüne alındığında (nöbetler de dahil edildiğinde 6 ay ile bir yıl kadarlık bir süre yoğun bakımlarda geçmektedir) Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının yoğun bakım yan dal sürelerinin 2 yıl olmasına karar verilmesi çok doğru olacaktır. Uzun süredir yoğun bakımlarda çalışmakta olup yoğun bakım bilgi ve tecrübesi çok fazla olmasına rağmen kongrelerde görev alamamış veya kendisine görev verilmemiş olması, yoğun bakım ile ilgili yayın yapamamış olması nedeniyle çok sayıda anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanının yanı sıra yine çok sayıda diğer ana dal uzmanları da yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi alamamışlardır. Hem bu mağduriyetin giderilmesi hem de ihtiyacı karşılama açısından diğer ana dal uzmanları da dâhil olmak üzere bir kez daha şartları daha hafif ancak bilgi çıtası yüksek bir sınav ile yoğun bakım yan dal uzmanı olabilmek için bir hak daha verilmesi iyi olacaktır. Bu haktan yararlanacak uzman sayısının 400 civarında olacağını düşünüyorum. Bu sayı çözüme katkıda bulunacaktır. Prof. Dr. Hasan Koçoğlu Abant İzzet Baysal Ün. Tıp Fak Dekanı Değerli Hocalarım,
Sayın Koçoğlu hocamızın TUSEB ve diğer konulara ilişkin değerlendirmelerini okudum. Değerli hocama konuya ilişkin çoğunluktan farklı bir bakış açısı getirdiği ve düşüncelerini paylaştığı için teşekkür ederim. Ancak fikirlerine katılmadığımı da ifade etmek isterim. Gizli‐açık amacı ne olursa olsun, bu tasarı ile getirilmek istenen tüm değişiklikler Anayasa’ya aykırıdır. Son dönemde bu ve benzeri alanlarda yapılan, Anayasa’ya aykırılığı daha başlangıçta apaçık belli olan ve sonuçta iptal edilen veya değiştirilen, bu yüzden de Türkiye’de Akademi ve sağlık ortamını tam bir karmaşaya dönüştüren diğer teşebbüsler gibi, bu planlama da Anayasa Mahkemesi’nden dönecektir.
Özetle;
Devletin görevi araştırmayı teşvik etmek olmalıdır. Doğrudan Bakanlığa bağlı bir kurumda özgürce araştırma yapabilmesi mümkün değildir. Eğitim ve araştırma hastanelerinde uzmanlık eğitimi verilmesi Anayasa’ya aykırıdır. Ancak bunun çözüm yolu Anayasa’ya aykırı yeni bir kurum ihdas etmek olmamalıdır.
Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları için yoğun bakım yan dal uzmanlık süresinin 2 yıla indirilmesi eşitlik ilkesine aykırıdır, zira ana dal ve yan dal eğitim müfredatları ve çıktıları birbirinden farklıdır ve salt deneyimin fazla olması o alandaki eğitimin tamamlandığı anlamına gelmemektedir. Saygılarımla,
Dr. Şehsuvar Ertürk
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Sayın Koçoğlu hocanın değerlendirmesindeki TÜSEB ile ilgili görüşlerine katılmak mümkün değil. Belirtmiş olduğu enstitülerle, tasarı ile yapılmak isteneni aynı kategoride değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum.
Tıpta uzmanlık eğitiminin tıp fakülteleri tarafından verilmesi gerektiği fikrinin gerekçeleri herkesçe malumdur. Muhammet hocanın bugün göndermiş olduğu değerlendirmede konu, mevcut geçerli mevzuat yönünden, çok iyi irdelenmiştir.
Tasarının anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarının yoğun bakım yan dal uzmanlığı ile ilgili maddelerinde alt komisyonda yapılan değişikliğe rağmen adalet ve eşitlik ilkesi ve ilgili mevzuata uygunluk sağlanmış değildir.
Ayrıca Koçoğlu hocamın değerlendirmesinde yukarıda söz konusu ettiğim üç konuda, yanlış anlamadımsa, kendisinin de tereddütleri olduğunu görüyorum.
Yasa tasarısında planlandığı şekliyle bir üniversite ve tıp fakültesi kurulması bilimsel ve çağdaş üniversite anlayışı ile bağdaşmadığı gibi akademik hayatın ve unvanların yıpratılmasına neden olacaktır. Koçoğlu hocam kurulacak üniversitenin bir vakıf üniversitesi şeklinde olabileceğini önermektedir. Yasa tasarısının alt komisyonda kabul edilen metninin 36 ncı maddesinde zikredilenler (Üniversite, sağlık hizmeti sunmak veya sağlık uygulama ve araştırma faaliyeti yürütmek amacıyla herhangi bir uygulama ve araştırma merkezi veya birimi açamaz. Bu faaliyetleri ülke genelinde Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 9 uncu maddesi kapsamında birlikte kullanım protokolleri yaparak yerine getirir. Üniversitenin birlikte kullanım protokolü imzaladığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri, öğretim üyesi kadrolarının tahsisi ve kullanımı bakımından Üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi olarak kabul edilir. Üniversitenin Tıp Fakültesine tahsis edilecek öğretim üyesi kadroları, temel bilimler hariç olmak üzere, birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanesinin eğitim birimleri dikkate alınarak, Rektörün önerisi üzerine Mütevelli Heyeti tarafından il bazında belirlenir ve öğretim üyesi atamaları bu kadrolara yapılır. Öğretim üyesi norm kadro sayısı, Rektörün önerisi üzerine Mütevelli Heyeti tarafından tespit edilir) göz önüne alındığında, Koçoğlu hocanın önerisi tüm Türkiye’yi kapsayan ve onlarca hastanenin akademik ve sağlık hizmeti anlamında bir vakıf üniversitesi tıp fakültesine tahsis edilmesi anlamını taşır. Kanaatimce yapılmak istenen ile bir vakıf üniversitesi fikrini bağdaştırmak mümkün değildir. Ayrıca ülkemizde yeteri kadar vakıf üniversitesi vardır.
Saygılarımla.
Dr. Ahmet İLVAN
Mersin Ü. Tıp F. Dekanı 
Download

Kişisel Görüşler