Efsanenin Nuru
LOKMaN HeKİM
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 1
20.6.2014 10:58:16
TREND YAYINEVİ
Lokman Hekim Efsanenin Nuru
Hatice Üzgül
Yayın No: 016
Editör
Elif Tunç
Sayfa Tasarımı
Burak Arslan
Kapak Tasarımı
Tuğçe Yurtsal
ISBN: 978-9944-342-31-5
Temmuz 2014, Ankara
Copyright ©2014 Hatice Üzgül
Email: [email protected]
Her türlü basım ve yayım hakkı TREND YAYINEVİ’ne aittir
Baskı
Grupçağ Webofset Matbaacılık
İvedik O.S.B 1368 Cd. 1532 Sk. Ada Plaza
No: 67-69, İvedik - Yenimahalle/ANKARA
Tel: 0312 394 3539
Sertifika No: 28534
Trend Yayınevi
Sertifika No:15675
Bayındır 2 Sokak 49/6 Kızılay / ANKARA
Tel: (312) 419 00 15 . Faks: (312) 419 06 42
www.trendyayinevi.com
facebook.com / trendyayinevi
twitter.com / trendyayinevi
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 2
20.6.2014 10:58:16
Efsanenin Nuru
LOKMaN HeKİM
Hatice Üzgül
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 3
20.6.2014 10:58:16
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 4
20.6.2014 10:58:16
Sinan Kürşat Reisoğlu’nun ilhamı ile
kaleme alınmıştır.
En içten teşekkürlerimle…
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 5
20.6.2014 10:58:16
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 6
20.6.2014 10:58:16
Efsanenin Nuru Lokman Hekim
1
Defterden kitaba, kalemden yazana, meçhulden
ilime; tek adım vardır.
Bir melek, biraz ilham… üzerine cesaret… azıcık da
keramet lâzım bana.
Şimdi sessizlik zamanı!
Hayal gücümün değil, hafızamın sesini duymalıyım.
Ta altı bin yıl öncesine gitmek kolay değil. O zamandan
bu zamana gelmek için çok yol yürüdüm. Şimdi dönüp
baktığımda, ne göreyim; geçen seneler maziyle aramda bir
duvar oluşturmuş. Her anı bir öncekini çağrıştırıyor artık.
Kımıl kımıl… Birbirlerini silmeye çalışanlar var hafızamda.
Ama nafile! Sis perdesini aralayıp ötelere bakabiliyorum. Asla,
unutmadım. Ben ölümsüzlüğün pınarından içmiş Camsab’ım.
Nam-ı diğer Lokman Hekim’im… Binlerce kez dünyaya
yeniden gelmiş, binlerce hayat yaşamış ama asla gerçekten
ölmemiş olan kulum ben.
Ben hatırlayacağım, siz okuyacaksınız. Her okuduğunuza
inanmayacaksınız. İyi de yapacaksınız. Çünkü benim asla
yazamayacaklarımı da çıkaracaksınız satırlar arasından.
Ön yargılarınız fırlayacak her köşe başından. Bazen hayal
gücünüz uçamayacak benim ulaştığım yerlere kadar. Kulaktan
dolma bilgiler yetişecek peşinizden, silkeleneceksiniz.
Ayaklarınıza dolanacak kuytularda saklı sabit fikirler,
7
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 7
20.6.2014 10:58:16
Hatice Üzgül
takılmadan geçmeye çalışacaksınız. Belki yanlış anlatacağım,
belki yanlış anlayacaksınız. Benim aktardığımla sizin aklınıza
yatan uyuşmayacak kimi zaman. Çünkü ben ancak ve ancak
cümlelerimi seçebilirim. Kelimelerimi düzenleyebilirim.
En doğru bildiğimi söyleyebilirim. Ama ne yaparsam
yapayım, sizin ne anlayacağınızı belirleyemem. Gücüm yok
araya serpiştireceğiniz fikirleri yok etmeye. Elim ermez,
düşüncelerinizi denetleyebilmeye. Zaten kelimeler de yetmez
gördüklerimi anlatmaya. Kıldan ince kılıçtan keskin bir
köprüyü geçerken kaçınızın elinden tutabilirim ki? O yüzden
iyisi mi, siz inanmayın her okuduğunuza.
Her şeyden önce; “En doğrusunu Allah (c.c)* bilir.” diyerek
başlıyorum.
Unutmayın, bildiklerimi değil, sadece hatırladıklarımı
kaleme alıyorum.
Bir kişi için yazıyorum.
Evet, sadece tek bir kişi için…
Ben anlatacağım, o hayal edecek. Ben kaybedeceğim, o
bulacak. Ben dağıtacağım, o toparlayacak. Bu sayfaları okuyup
sırrı çözebilecek tek bir insan var! Hem de sizin aranızda… O
kişi satır satır anlayacak buraya her yazdığımı. Ben konuşmadan
duyacak, aktarmadan anlatacak, ağlamadan gözyaşımı silecek,
cehennem kapılarını kapatacak, cennete ‘buyur’ dedirtecek kişi.
Peki bu kim mi? Allah’ın Muhammed’i (s.a.v.)**; Adem’in (a.s.)***
Havva’sı (r.a.)****; Musa’nın Hızır’ı(k.s.)*****; Mevlana’nın Şemsi…
*c.c.: Celle celaluhu’nun kısaltmasıdır. Allah ismi anıldığı zaman kullanılması gerekmektedir.
“Onun şanı ne yücedir.” demektir. Allah’a özeldir. Ona hürmet için söylenmektedir.
**s.a.v.: Sallallahu aleyhi ve sellem’in kısaltmasıdır. Peygamberimizin ismi anıldığı zaman
kullanılması gerekmektedir. “Ona selat ve selam olsun.” demektir.
***a.s.: Aleyhis selam’ın kısaltmasıdır. Peygamberlerin ismi anıldığı zaman kullanılması
gerekmektedir. “Selam onun üzerine olsun” demektir.
****r.a.: Radiyallahu anh’ın kısaltmasıdır. Sahabeler ve bazı büyük zatların ismi geçtiğinde
kullanılması gerekmektedir. “Allah ondan razı olsun.” demektir.
*****k.s.: Kuddise sirruhu:’nun kısaltmasıdır. Velilerin ismi geçtiğinde kullanılır. “Allah onun
sırrını mukaddes etsin.” demektir.
8
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 8
20.6.2014 10:58:16
Efsanenin Nuru Lokman Hekim
Lokman Hekim’in yoldaşı... Yani, benim sırdaşım, dostum,
aynadaki yansımam, ruhumun farklı bedeni, varlığımın
tamamlayıcısı, sözlerimin kelimeleri, nefesimin havası, içine
düştüğüm kuyuların kurtarıcı ipi, kaderimin ortağı… İşte
ona koskocaman, gizli bir hazine bırakıyorum herkesin gözü
önünde! Fakat, onun vesilesine, bu hazinenin farklı parçaları
size de nasip olacak. Kaderinize ne lazımsa onu alacaksınız bu
satırlardan!
Kimileri insanların kendi kaderlerini kendilerinin
belirlediklerini söylüyor. Bence biz sadece önümüze dikilen
birkaç kapı arasından seçim yapıp oyalanıyoruz! İlk kapı,
muhtemelen iyi insan olmak veya olmamakla ilgili oluyor.
Gerisi yaşadıkça geliyor. Bir sınama sahası gibi hayatlarımız. Bu
sahanın içini istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Fakat çevresi,
kalın duvarlarla örülüdür geçemeyeceğimiz. Evrene kıyasla bu
küçücük alanlarda herkesin kullanabileceği malzemesi farklıdır.
Yaradan kimine pasta yapabileceği şeyler sunar. Kimine
limonatalık malzeme… Kimileri kendine verilen her şeyi
heder eder. Kimisi, limonatanın içine düşmüş olan çekirdeği
bulup eker. Sahip olduğu bir limon ağacı vardır artık o alanının
izin verdiği kadarıyla. Kısacası, önemli olan, elimizdekilerin ne
olduğu değil; bize verilenleri nasıl kullandığımızdır. Kendisine
az verilen kişinin, çok verilenden daha kıymetli olduğu
zamanları da gördüm. Daha neler neler gördüm.
Her şey ninemin bana anlattığı Şahmeran Efsanesi ile
başladı.
Hiç unutmuyorum o günü:
“Evvel zamanların… Bambaşka bir âlemin bilge varlığı
yaşarmış bu civarda!” demişti beni uyutmak için geldiği
yatağımın başucunda. “Yarısı insan, yarısı yılanmış. Gövdesi
senin benim gibiymiş de belden aşağısı yılan gibiymiş. Ama
asla diğer yılanlar misali sürünmezmiş. Çünkü dört tane de
ejderha ayağı varmış. Güzelliği güzellik, sırrı sırmış. Seyhan
9
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 9
20.6.2014 10:58:16
Hatice Üzgül
Nehri’nin yakınlarındaki her yılana hükümdarmış. O yüzden
bölgenin yılanları kimseye dokunmazmış. İnsanlara zarar
vermezlermiş.” diye anlatmıştı.
Küçücük bir çocuktum. Babam yoktu. Hasta anneme ve
yaşlı nineme yardım etmek için oduncunun yanında çalışırdım.
Eve elimden geldiğince katkı sağlardım. Sorumluluklarını
bilen biriydim. En büyük eğlencem ninemden böyle efsaneler
dinlemekti. Bir de ormana gidip bal toplamak… Ne günlerdi
o günler! Ah ah… Sıradan bir hayatın, alışılmış zamanlarıydı.
Efsaneleri başkalarından dinlediğim, kendim yaşamadığım
sakin vakitlerdi. Bir gün ben büyüdüm. Bir gün ninem
öldü. Diğer bir gün Şahmeran’la tanıştım. Bambaşka bir
dünyaydı artık ait olduğum. Bir daha asla eskisi gibi sıradan
biri olamadım. Şikâyetçi miyim; hayır! Onu çok sevdim. O
da beni… Dostum, maceram, huzurum, mutluluğum o oldu
benim yıllarca. Bilen bilir. Bambaşka bir efsane yaşadım ben
onunla.
Gün geldi bana öyle bir hediye verdi ki…
O hediyenin ardından ölümsüzlüğe kavuştum. Bütün
bitkilerin dilinden anlar oldum, onlarla konuştum, sırlarını
çözdüm. Bir şifacı olarak diyar diyar gezmeye başladım.
Elimde yılanlara dönüşebilen iki asâ ile birlikte!
Şahmeran Efsanesi’ni dilden dile aktaranlar, peşinden
Lokman Hekim’den de bahsetmeyi ihmâl etmediler. Ama
hiçbiri benim gibi anlatamadı. Anlatamaz da…
10
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 10
20.6.2014 10:58:17
Efsanenin Nuru Lokman Hekim
2
Tırtıl gibi özünü ara ki kelebek gibi uçabilesin.
Başlama noktasına adım attığınız günler vardır. Her şeyi
yeniden ama ilk kez tam olarak gördüğünüz dönemler... Serin
bir bahar rüzgârı gibi eser üzerinize taze fikirler. Eskiyle
arada kocaman bir uçurum vardır artık köprüsüz. Dönüp
bakmak istemezsiniz bile geriye. Sanki geçmişte ne varsa
bambaşka bir suretle ve kusursuz olarak önünüze serilmiştir
çünkü. Şekil değiştirmiştir sancılar ve birer öğretmen edasıyla
salınmaktadırlar tam karşınızda. Hatalarınız, artık tabularınız
olmuştur. İşte o an, mutlu olma zamanıdır. Güneşin doğaya
tomurcuk armağan etmesi gibi… Yüreğinizin ısınmasıyla
filizleniverir goncalar bedeninizde. Cemreler peş peşe düşer;
önce gözlere, sonra dillere, gönüllere ve siz görmezsiniz ama
ruhlara… Cennete uçmuş gibi, düşüverirsiniz yeniden toprağa.
Ruh, bedene katılmıştır. Hevesler, akılla barışmıştır. Heyecanla
sabredersiniz. Bakalım neler getirecek bu yenilikler diye.
Şahmeran’ın hediyeleri de benim için mucizevî ve büyük bir
başlangıç hazırladı. Sınavlarını başarıyla geçmiş bir çocuğun
karne kabulü gibi, alıverdim bana ne verildiyse. Her insana
nasip olmayacak melekelerle donatıldım. Gönül gözüm, gönül
sözüm, gönül dostlarım oldu. Bambaşka âlemlerle dünyada
buluştum. Bir kerametti artık yaşadığım. Allah’ın sevgili
kuluydum. İşte böylece ilk kez yollara düştüm. Çünkü artık
asla durmayacak bir yolcuydum.
“Lokmannnnn”
“Bakın Lokman geliyor!”
“Selam Lokman!”
11
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 11
20.6.2014 10:58:17
Hatice Üzgül
Çiçeklerin çok geveze olduğunu kim tahmin edebilirdi?
Üstelik geçtiğim her yerde bitkiler bana Camsab yerine,
Lokman diye hitap ediyorlardı. Anlam veremiyordum. Sürekli
konuşuyorlardı. Bense o dönemler Lokman ne demek, onu bile
bilmiyordum. Kulağımda çınlayan sesleri nasıl susturacağımı
henüz öğrenememiştim. Tek tek, basa basa adım atıyordum.
Çimenler benim için artık çok daha canlı varlıklar haline
gelmişlerdi. Canlarını yakmaktan çekiniyordum. Asâlarımı bile
yere dayayamıyordum. Oysa attığım her adım, onların sadece
kıkırdamalarına neden oluyordu.
“Lokman benim üzerime bastı! Gördün mü?”
“Benim de, benim de!”
“Ayakları bana da değdi. Kih kih kih…”
Çiçeklerden birini elime alıp yarası var mı diye bakasım
gelmeden biraz dinlenmeye karar verdim. Bir ağacın gölgesine
uzanacaktım. Etrafa şöyle bir bakıp en kudretli ağacı gözüme
kestirdim. Gölgesine yerleşip oturdum. Ulu ağaçtan bir ses
geldi, diğer sesleri bastıran:
“Herkes sussun! Lokman Hazretleri dinlenecek!”
Birden çıt çıkmaz oldu. Büyük bir kalabalıktı çevremdeki,
dağıldı sanki. Kuşların kanat sesleri, rüzgârın huzur veren
hafif uğultusu, bulutların bebek elleri gibi yumuk yumuk
görüntüsünün altında yapayalnızdım tekrar.
‘Ağaç gibi emir vermeyi ben de öğrenmeliyim!’ dedim kendi
kendime. Yaslandım gövdesine. Ayaklarımı uzattım önüme.
Bir elma düşüverdi yanıma.
“Teşekkür ederim.” deyip yemeye başladım.
Supsulu, çok lezzetli bir elmaydı. En iyi meyvesini seçip
sunmuştu ağaç, belliydi. Bitkiler için, onlarla konuşabilen bir
insanın çok önemli olduğu ortadaydı. Bunu fark etmek kolaydı
da özümsemek tecrübe gerektirecekti. Bazı melekelerimle yeni
yeni tanışan ben, üzerimdeki şaşkınlığı bir türlü atamıyordum.
İşe öncelikle kendime zaman vermekle başlayacaktım. Gün
12
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 12
20.6.2014 10:58:17
Efsanenin Nuru Lokman Hekim
geçtikçe oturacaktı her şey içimde. Zaten artık ölümsüz
olduğuma göre, acele etmenin, telaşa kapılmanın hiç anlamı
yoktu. Emeklemeden yürümeye geçmemeliydim. Ne de olsa
sağlıklı bacakları olan herkes gün gelir koşar; kanatları olan
her canlı uçardı. Yaradan, bana bu yetenekleri verdiğine göre,
destek de verecekti hiç şüphesiz. Vakti gelince kendimi ve
yapabileceklerimi tamamen çözeceğime inanıyordum.
O yüzden uzun zamandır kavuşamadığım sessizliğin tadını
çıkararak, etrafımı incelemeye koyuldum. Karşımdaki ovaların
sırtında dağlar yükseliyordu. Dağların karları, yazmayı bekleyen
yeni açılmış beyaz bir kalem ucu gibi duruyordu. Kelebekler
o gece öleceklerinden habersiz, dans ediyorlardı havada. Son
günlerine gelmiş güzelliklerinin tadını çıkarıyor, kozadan
çıkmış yeni kanatlarıyla tırtıl olmaktan kurtulan bedenlerini
özgürlükle tanıştırıyorlardı.
“Yarından itibaren yaşamasalar ne çıkar! Bir kuştan daha
naif uçmayı öğrenmişler işte.” dedim içimden.
Yorgunluk ve temiz havanın etkisiyle içim geçmiş olmalı.
Gözlerim kapanmış. Ruhum bedenimi geçici olarak terk etmiş.
Rüyalar âlemine önemli bir seyahate çıkmışım. Uyuduğumun
farkında bile değildim. Hem mekânda hem de zamanda
yolculuk yaparken, her şey canlıydı çünkü. O anlar hâlâ bir
yerlerde yaşanıyordu sanki.
Annemin gençliğini gördüm. Güğümlere su dolduruyordu
pınardan. Öylesine güzel, öylesine nazik, öylesine hayat
doluydu ki… Benim tanıdığım hüzünlü annemden çok
farklıydı. Dönüp birine baktı. Yanına yakışıklı bir adam
yaklaşıyordu. Genç annem toparlandı. Güğümünü omzuna
alıp salınarak geçip gidecekti ki adam onu durdurdu. Bir
şey verdi. Bir çiçekti. Kızarıverdi annem, genç kız annem.
Mahcup oldu. Koşarak uzaklaştı oradan. Ceylan gibi seke seke
gidiyordu omzundaki ağırlığın altında.
Kararıp açıldı gözümün önü. Bir düğünün içinde buldum
13
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 13
20.6.2014 10:58:17
Hatice Üzgül
kendimi. Annem ve o adam evleniyordu. O zaman anladım.
Adama yaklaştım, dikkatlice baktım. Aynı bana benziyordu.
Keskin siyah gözler, cam gibi ışıldayan bakışlarla doluydu.
Biçimli dudaklar, inci gibi dişleri ardında gizlemeye çalışıyordu.
Elmacık kemikleri belirgindi. Gülünce dudakları sanki bir
perde gibi açıldı. Yanağında benimkine benzer bir gamze
oluştu. Esmer tenliydi. Biçimli vücutlu… Halaya katılasım
geldi. Babamı ilk kez görüyordum. İlk olarak o an anlamıştım
rüyada olduğumu. Koşup kucaklasam, elini tutup öpsem, beni
fark eder miydi? Bir aynaya bakar gibi baktım ona. Ninemi aradı
gözlerim, buldu da… Ah ninem! Onu da ne kadar özlemiştim.
O hiç değişmemişti sanki. O zamanlar nasılsa, bana efsane
anlatırken de o kadar dinç miydi hakikaten? Kutlamak lazımdı
o anı. Gelinle ve damatla birlikte coşmak gerekirdi. Kendimi
gösterebilsem, sevinçlerine sevinç katabilirdim belki. O nasıl
bir gülümsemeydi annemin yüzündeki? Hele babam…
Hiç bilmiyorlardı gelecekte onları neyin beklediğini. O an
bilmesinlerdi zaten. Anın tadını çıkarmalılardı. Durup aile
geçmişimi düşündüm rüyanın içinde bile. Ninem anlatmıştı,
yıllarca bu çift çok mutlu olacaktı. Ta ki annem hamile kalana
kadar! İlk çocuklarıyla birlikte, ardından gelen toplam dört
oğulları da ölü doğunca… Off off! Neyse dönüp bakmak
doğru değildi hiçbir acıya! Hele babamın benim doğduğum
gün ölmesini hatırlamasam da olurdu. O sırada oradaydım ya,
geçmişte. Bu büyük bir lütuf olsa gerekti. Doya doya seyrettim
o günü. Birden hoop, başka bir zamana kaydım.
‘Annem hamile, bana mı acaba?’ diye düşündüm.
Babam ona bir şey gösteriyordu. Bu, bir defterdi!
“Bu kara kaplı çok önemli Arla’m! Bana bir şey olursa bunu
oğlumuza ver! Oldu mu?” dedi.
Birlikte evimizin bir köşesine yerleştirdiler o defteri.
‘Annemin asla açtırmadığı sandıkta demek ki o defter
varmış. Ah zamansız ölen annem ah!’ diye iç geçirdim. Bana
14
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 14
20.6.2014 10:58:17
Efsanenin Nuru Lokman Hekim
veremeden babamın mirasını, göçüp gitmişti işte! Ne yazık…
Gerçek şu ki, ailemle ilgili çözemediğim birçok gizem, cevap
veremediğim birçok soru vardı. Babasını bile tanımayan,
hakkında pek fazla bir şey bilmeyen biriydim.
Rüya belki orada bitmeliydi, bitmedi. Birden kendimi daha
önce hiç görmediğim bir dağın tepesinde buldum.
“Kendinden başka ilah olmayan Yaradan’ın izniyle!” dedi
bir ses.
Ürktüm.
“Sen bizim hediyemizsin! Yolunu beklediğimiz yolcusun!”
diye devam etti.
Çevreme bakındım. Bir kepezin aslında ayak basılamayacak
kadar dar ucunda duruyordum. Dört bir yanım uçurumdu.
Daha fazla bir şey fark edemedim. Rüzgâr savurup uçurdu
beni, yeniden bedenime düştüm. Üşüdüm. Güneş gölgeyle yer
değiştirmiş, ışıkları bir yorgan gibi üzerime düşmüştü. Ama
ben titriyordum.
Gözümü açtım. İlk sözüm;
“Defter!” oldu.
15
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 15
20.6.2014 10:58:17
Hatice Üzgül
3
En büyük silahımız, dayanaklarımızdır.
Herkes arkasında kıymetli hazine sandıkları bıraka bıraka
yürür. Çünkü sanırız ki hayallerimizi kovalarken sahip
olduklarımız da peşimizden gelecek. Oysa çok çetin bir
alışveriş vardır ortada. Gençliği verir, yaşlılığı alırız. Özgürlüğü
bırakır, evlilik kurarız. Çocuk sahibi olur, çocuksu ruhumuzu
kurban ederiz. Kimisi ise hayatta değişik ne gördüyse acilen
biriktirme peşine düşer. Bu sefer de hırsları uğruna, huzurlarını
terk ettiklerini fark etmezler. Üstelik hayat bazen taksit taksit
el koymaz bizden alacaklarına. O yüzden her şey zamanında
yaşanmalıdır. Geride bir sandık bırakacaksak, içindeki hazineyi
doya doya seyretmek gerekir. Aklımızın kalmayacağı şeylerden
vazgeçmeliyiz. Terk etmek zorunda olduklarımızı kabullenerek
yürümeliyiz.
Ben geride neyi bıraktığımı bilemeden terk etmişim
köyümü. Şahmeran’la yaşananlardan sonra, kimseyle
karşılaşmak istemediğim için sessizce kaçmışım oradan.
Evet, bir kaçışmış benim yolculuk adını verdiğim. Dönüp
bakmamışım bile veda etmediklerime, doğup büyüdüğüm
evime… Oysa annemin çeyiz sandığını açmaya gücüm
olsaymış, orada buluverecekmişim mirasımı. Babamdan
bir iz, ondan bir parça, zihnimdeki bazı soruların cevabı…
Kim bilir neden bırakmıştı onu bana? İçinde ne yazıyordu
acaba? Ömrümce merak ettiğim babam, yıllar sonra bir rüya
ile girmişti hayatıma. Daha önemlisi, bir şey bırakmıştı bana
kendinden. Onun dokunduğu kara kaplı o defter! Birden onu
elime almak, hayatımdaki en büyük amaçlarımdan biri oldu.
16
lokman_hekim_ilk_16_sayfa_timu.indd 16
20.6.2014 10:58:17
Download

Kitabın ilk 16 sayfasını okumak için tıklayınız.