Halil NİMETOĞLU / Emekli Vali
Bir Anı,
BİR PROJE
T
arihini tam olarak hatırlayamıyorum. Sanırım 2006
yılındaydı. Düzce depremi
sonrasında Kaynaşlı ilçemizde yapılan bir okulun açılış töreniydi. Davetliler arasında emekli
valilerden çok değerli bir ağabeyimiz de bulunuyordu.
Burada adını vermeyi gerekli bulmuyorum. Törende ona da konuşma olanağını zevkle verdik. Güzel
100
idarecinin sesi / Mayıs - Haziran
şeyler anlattı. Törenden sonra
okulun bir sınıfında baş başa kalıp,
geçmişe ve geleceğe dair kısaca
sohbet ettik.
Bu arada alçak bir sesle; ‘’Sizin
Akçakoca ilçenizde Kızılay’a ait bir
huzur evi var, acaba orada eşimle
birlikte kalma olanağımız var mı?’’
diye sordu. Bir an durdum, gözümün önünde yaşama ve mesleğimize dair pek çok şey canlandı.
Ağabeyimiz; maddi durumu iyi
olan, çocuklarını çok iyi yetiştirmiş
birisiydi. Özel yaşamının geriye kalan yıllarını çok rahat ve huzurlu
geçirebilirdi. Bu bakımdan, huzurevinde kalmaya neden dolayı karar
verdiğini sordum.
Yaşamın içinde kalmak, insanlarla
beraber olmak, sağlık hizmetlerine daha iyi ve çabuk ulaşabilmek o
çatı altında da gerekirse, meslek ve
O arada küçülen aile yapısının sonunun geldiğini, artık çocuklardan
ve diğer yakınlardan fazla bir şey
beklenemeyeceğini de ifade etmeye çalıştı.
Çok haklıydı. Değerlendirmelerine
katılmamak mümkün değildi. Kendisine; çok iyi bir kuruluş olan Huzurevimizde yer arayışına girdim.
Fakat sonradan vazgeçtiler.
Ne yazıktır ki; bir-kaç yıl
sonra da çok değerli ağabeyimiz rahmete kavuştu.
edinip, çalışma ve sosyal yaşam
içinde, inanılmaz derecede zorluklarla karşı karşıya kaldıkları bir
ortamda hiç kimse, başta çocukları olmak üzere aile bireylerinden
geçmişteki gibi davranış beklememektedir.
Söylediklerime bir şey daha ekleyeceğim Türkiye İstatistik Kurumu
(TÜİK) dünya Nüfus Günü dolayısıyla (2010-2050) yıllarını kapsayan “Türkiye Demokrafik Yapısı ve
Geleceği” istatistikleri geçenlerde
açıklandı. Buna göre; 2050’li yılına
Bu anlattıklarımın da etkisiyle, kısa zamanda kafamda ve gönlümde bir proje oluştu. “MÜLKİ İDARE
AMİRLERİ HUZUREVİ”
Bu düşüncemi çeşitli ortamlarda dile getirdim.
Özellikle son 3-4 yıl içinde
yapılan Türk İdareciler Derneği ve Türk İdareciler Vakfı
Genel Kurul Toplantılarında
söz alarak, bunun üzerinde
durdum. Bana sözle destek
verenler oldu. Beni eleştirenleri
de gördüm. “Bir zamanlar, Devlete
Mülki İdare Amiri olarak hizmet etmiş olanların Huzurevinde kalması
yakışık kalır mı?” diye…
Eleştirilerin hiç birinin, rahmetli
ağabeyimizin değerlendirmeleriyle
ülkemiz veya dünya gerçekleri karşısında geçerli olmadığını rahatlıkla
ifade etmem gerekir.
Küçülen dünya da insanların en
uzak yerleri bile kendilerine yurt
gelindiğinde Türkiye “yaşlılar ülkesi”ne dönüşecek. Doğurganlık hızı
1,8’e düşecek, 2050’de nüfusumuz
94 milyon olacak, yaşam süresi 79
yıla çıkacak.
Görüldüğü gibi tüm ülkesel ve küresel gelişimler ve bunlara dayalı
nesnel değerlendirmeler her geçen gün insanın yalnızlığı ve yaşlılığında bu yalnızlığın yaratacağı
zorlukları giderecek proje ve çözüm arayışlarıyla bizi karşı karşıya
bırakmaktadır.
Bu bakımdan; gelin hep beraber
tüm meslektaşlar olarak bu proje etrafında birleşelim, gerekliliği
üzerinde de yaşanan gerçekler
karşısında daha fazla durmayalım
bence.
Mülki İdare Amirleri olarak görev
yaptığımız yerlerde çok değişik projeler ürettik. Amacımız, mesleğin de
bir gereği olarak, yöre insanlarının
gereksinimlerini karşılamak, bunlara
hizmet etmekti.
Projelerimizin hepsi birer evlat gibi,
övünç ve güç kaynaklarımızdı. Bunlarla “insanımızı yaşatmayı” amaçlıyorduk. Görevimizin ve devlet adamlığı
anlayışımızın özü ve ruhu da
bunu mu? gerektiriyordu,
“hep yaşatmak” , “başkası
için yaşamak”, “kendimiz
için yaşamayı fazla düşünmemek”…
Geçmişte; “hep yaşatmak
için bir ömür vermiş” olan
kimselerin, ihtiyaç duydukları yaşam olanaklarını sağlayarak özellikle emeklilik
yıllarını huzur içinde yaşamalarına yardımcı olmak,
kadirbilirliğin kaçınılmaz bir
gereğidir.
Ömürlerini ülke ve ulusuna adayarak mülki idare amirliği görevini
yürütmüş olanların tüm kişisel ve
görevsel özellikleri düşünülerek,
huzurla yaşamalarını sürdürecekleri yapı ve ortamların da klasik bir
sosyal tesis olmamasını düşünmeliyiz.
Emekli olan bu kişilerden, sosyal
sorumluluk anlayışıyla yararlanma-
w w w. t i d . we b . t r
101
ANI
yaşam birikimlerini yine çevresine
çeşitli yollarla yansıtmak isteğinde
bulunduğu gibi değerlendirmeler
yaptı.
boyu karşılıksız tesisten yararlanması sağlanabilir. Bu uygulamanın
da bağış yapılmasını özendireceği
tartışmasızdır.
Ankara’nın yakınındaki ilçelerde
(Gölbaşı, Çubuk, Polatlı, Bala gibi)
arazi arayışına girmeliyiz. Hem maliyeti düşük olur, hem de bunun bir
bölümünü firmalara “kat karşılığı”
gibi bir uygulama olarak verebiliriz.
yı düşünüp, çok özgün ve dinamik
bir yapı ve oluşumu gözetmeliyiz.
Vakfı” ve “Vilayetler Hizmet Birliği”
ile de işbirliği yapılabilir.
Adı çok önemli değil. “Huzurevi”
yerine “Sosyal Tesis”, “Yaşam Evi”
gibi adlar bulunabilir. Projenin içereceği unsurlar ve sözünü ettiğimiz
gibi, bir yapıda olması çok önemli.
Kaynak konusunda temel güvencemiz meslektaşlarımız ve hizmet
alanlarımızda bulunan başta yerel
yönetimler olmak üzere resmi ve
özel kuruluşların yasal çerçevelerde sağlayacakları katkılardır.
Çok geniş bir arazi üzerinde; resim
atölyesi, spor birimi, açık ve kapalı
yürüyüş-koşu pistleri, çok amaçlı
salonu, sağlık birimi, açık ve kapalı
yüzme havuzu gibi unsurları olacak
yapının açık alanında ayrıca çok sayıda üretim ve hobi bahçeleri oluşturulmalı…
Böyle kapsamlı bir projenin ele alınıp, işe başlama vuruşunu kim yapacak, kaynak nasıl sağlanacak?
Çok kolay; gözümüzde büyütmeyelim. Yıllarını devlet yönetiminde ne
zorlukları ve ne imkânsızlıkları aşarak başarılar sağlamış mülki idare
amirleri için hiçbir şey zor değildir.
Projeyi ülkemizin en güçlü ve en
saygın kamuya yararlı derneklerinden olan “Türk İdareciler Derneği”
öncelikle üstlenip, “Türk İdareciler
102
idarecinin sesi / Mayıs - Haziran
Duyarlı meslektaşlarımızın bağışları
çok değer ve anlam ifade edecektir.
Bu arada yardım yapanın, belli ölçülere uyularak, tesisin birimlerine
(oda, salon vs) adı verilebilir. Ömür
Bu yazı kapsamında ifade etmemem ne derece uygun olur bilemiyorum. Beni hoş görün. Projeye
ilk bağışı; bir aylık emekli maaşımı
(şimdi 5 bin TL) projenin resmiyet
kazanıp, bankada hesap açıldığında, küçük bir katkı olarak yapmak
istiyorum.
Projeye dönük tüm ayrıntıların burada dile getirilmesi çok zor. Bunun
gerekliliğine inanarak benimsenmesi önemli, arkası nasıl olsa gelir…
Yazıma ve sözlerime; Wolfgang Von
GOETH’nin; “Neyi yapabiliyorsan,
ya da yapabileceğini hayal ediyorsan BAŞLA, CESARETTE DEHA, GÜÇ
ve BÜYÜ vardır.” Der;
Download

Bir Anı, - Türk İdareciler Derneği