YAŞASIN 1 MAYIS
BİJÎ YEK GULAN
BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLEN HALKLAR BİRLEŞİN
DEVRİMİN ÖN ALMA MOMENTİ OLARAK
1 MAYIS 2014
NE YAPMALI, NEREDEN BAŞLAMALI
1 Mayıs'a olumsuz koşullarda giriyoruz.
Gezi Haziranı dalgası çekildiğinden bu yana devrimci heyecan ve umutlarda büyük bir düşüş yaşanıyor.
Seçimlerdeki çaresizliğin ağırlığı sol siyasal iklime gün güne çökmekte.
Nasıl aşılacağı bilinmez bir moral yitimi var.
Oysa devrimci mücadelenin en birincil koşulu moral üstünlüktür.
Moral üstünlük hayaller âleminde kendi kendini kandırmakla sağlanmaz.
Böyle bir moral düzey gerçekle ilk çarpışmada ruhsal yıkıma dönüşür.
Devrimci moral bilimsel stratejik kavrayışla sağlanır, inisiyatif özgüveniyle işlenir.
Durum kritiktir…
Mücadelenin geldiği aşamanın, altından kalkıp kalkamayacağımız bile belli olmayan –işte Greif direnişi,
işte Rojava devrimi- gündelik görev tekmillerine, ruhsuz ajitasyonlara, lâf ebeliklerine, devrimci
lafazanlıklara artık tahammülü kalmamıştır.
Hayati öncelik çok nettir:
Devrimci mücadelenin gelip dayandığı bugünkü olumsuz nokta, bizi bu noktaya getiren mücadele
sürecinin stratejik eleştirisini ve mücadeleye yeni bir yön ve tarz tayinini önümüze en birincil görev olarak
koymaktadır.
Böyle bir muhasebe sürecine devrimci bir ruhla girebilmek için 1 Mayıs uygun bir momenttir.
Uluslararası burjuvazinin devrimi her tüketme girişimine karşı uluslararası proletaryanın herdaim karşılığı
birlik, dayanışma ve mücadele olmuştur.
1 Mayıs proletaryanın uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü ise, Türkiye devriminin ve
proletaryasının en birincil görevi, dünya devriminin Türkiye sahasındaki koca boşluğu doldurmak ve
mücadeleyi yükseltmektir.
İhtiyacımız olan niyet bildirimi, bürokratik iman tazelemeler değildir.
İhtiyacımız olan, içinde bulunduğumuz somut durumun tespiti, niçin bu duruma düştüğümüz ve bu
durumdan çıkış için gerekli strateji planlarıdır.
Türk ye devr mc hareket ç n ne yapmalı'ya, nereden başlamalı'ya cevaplar bulmak zorundayız.
Yığın devr mc l ğ n yığınların sted ğ kadar devr mc l k sayan reform st ve rev zyon stler n, statükocu
parlamentar stler n, tesl m yetç oportün stler n sözler kend ler ne kalsın.
Bu 1 Mayıs'ın Türkiye devrimcisinin önüne koyduğu en birincil görev, devrim için devrimin iradesini
oluşturmak isteyenlerin kürsüsünü kurmaktır.
xxx
90'ların başından beri Türkiye sol hareketine egemenlik kuran III. dönem oportünizmi, Gezi Haziranını
“bu daha başlangıç” diye nitelerken ideolojik-siyasal hegemonyasını hâlâ sürdürülebileceği hayalleri
içindeydi.
Çünkü statüko solculuğu kuyruğuna takıldığı sosyal demokrasinin iktidar adaylığına güveniyordu.
Seçimler, savaşkan sosyalizmin ideolojik ve siyasal bitişini çoktandır ilan ettiği oportünizmin bütün
hayallerini tüketti.
Oportünist hayallerin tükendiği noktada devrimin zaafları artık daha somut, daha berrak görünüyor.
Gezi Haziranından bugüne kadarki süreçte açığa çıktı ki:
Mücadelenin yakıcı ideolojik/siyasal zaafı; halkın yarın kadar somut devrimci potansiyelini açığa
çıkartacak, öyle ya da böyle açığa çıktığında ise onu devrime yönlendirecek öncülük anlayışındadır.
Mücadelenin yakıcı örgütsel zaafı; öncünün varsayılan ideolojik ve siyasal olgunluğunu düşmana
dayatacak, halka benimsetecek pratik tarzındadır.
Bunlar, bir yanıyla Türkiye devrimci hareketinin tarihi kadar eski zaaflarıdır.
Ama diğer yandan bugün dibinde bulunduğumuz kuyudan göründüğü kadar aşılamaz değillerdir.
Bunlar, oligarşinin şiddeti ve buna oportünizmin sağladığı lojistik sayesinde, çözümünü göremeyecek
kadar kendisinden uzaklaştırıldığımız zaaflardır.
Çünkü;
III. dönem oportünizmi, devrimimizin kuşaktan kuşağa sağladığı birikimin ideolojik inkârının adıdır.
III. dönem oportünizmi, devrimimizin kuşaktan kuşağa yarattığı birikimin siyasal tasfiyesinin adıdır.
Yani ideolojik zaaf 1920'lerden, 60'lardan bu yana kuşaktan kuşağa süren devrimci birikiminin
sentezindeki eksikliktedir.
Bu sentez stratejiktir.
Çünkü devrimizdeki tarihsel zaaf;
merkezinde sanayi proletaryası olan,
ve geri kapitalizmin ulus, inanç, cinsiyet, kültür gibi tamamlanmamış tarihsel süreçlerinin çelişki
birikimiyle yüklü yığınların siyasal varlığının yok kıvamıdır.
Oligarşi, kasetlerle, sızıntılarla kendi tükenmişliğini belgelerken dahi halkın siyasal eyleminin yokluğudur.
Türkiye'nin özgün gerçeği; yığınların ontolojik çokluğuyla siyasal yokluğu arasındaki ters orantının
tarihsel kurulumudur.
Türkiye'nin özgün gerçeği, tarihinin derinliklerinden günümüze uzanıp modern toplum reflekslerini felç
eden kadim kurgularının gücüdür.
“Burası devlete karşı ayaklanma geleneğinin kurulamadığı tarihsel alandır.”
“Burası tarihimizin kara deliğidir.”
Bu, suni dengedir.
Oysa devrim, siyasal alanın ezilen yığının zoruyla doldurulmasıdır.
Bu tarihsel özgünlük ve siyasal gereklilik, Türkiyeli devrimin öncüsünü, yığınların siyasal zoruna yol
açma işleviyle tanımlar.
Bu haliyle Türkiye'de devrim, altından kalkılamamış eski görevlerin yeni aşamadaki bilinç ve eylemidir.
Bakmayın siz oportünizmin yeni ve yenilikçi söylemine. Türkiye devrimci hareketinin bugün geldiği
nokta, oportünizmin bu söyleminin iflasıdır.
Yeni; oportünistlerin Kautsky'den bu yana artık iyice bayatlamış reformist ve revizyonist önermelerini
içine tıktıkları bir Noel baba çuvalı değildir.
Yeni; bizim için “eski”, yani stratejik olanın, tarihsel olanın yeni veriler üzerinden güncellenmesidir.
Devrim için stratejik olanı, tarihsel olanı proletaryanın ve devrimci örgütlenmenin gündeminden düşürmek
ise, yenilikçi oportünizmin II. Enternasyonal'den beri şekillenmiş misyonudur.
xxx
Geçen yıl 1 Mayıs'ta bayraklarımız Taksim'de dalgalanmadı.
Ama,
Geçen Haziran'da direniş komünü Taksim'de bayraklaştı.
Geçen 1 Mayıs'ta Türkiye sol/sosyalist/devrimci hareketinin öncülük halindeki yetmezlik ölçüldü.
Gezi Haziranında yığınların dünyasındaki devrimci potansiyel gözlendi.
Oportünizmin devrimin öncü tarzlarını ideolojik ve siyasal inkârındaki hegemonyası bu potansiyelin
parlamentarist hayaller uğruna etkisizleşmesine neden oldu.
Seçimler bu potansiyelin yeniden kendi derin yatağına çekildiğini gösteriyor.
Oportünizmin 90'ların başından bu yana gün güne yükselttiği kitle kuyrukçuluğu bayrağı seçimlerden
sonra kitle inançsızlığına sıçradı.
Devrimimizdeki halk gerçeğinin sorgulanması önemli bir ideolojik/siyasal eşiktir.
Şimdi mücadelemizin önündeki en büyük tehlike oportünizmin halka inançsızlığı yaygınlaştırması,
teslimiyeti, mücadelesizliği derinleştirmesidir.
Biz tarihimizde andığımız 1 Mayıs'ları, Tariş direnişlerini, 15-16 Haziran'ları bu halk ve sınıf gerçeğiyle
yaşadık.
Gelecekte de zaferi bu halk ve sınıf gerçeğiyle yaşayacağız.
90'lardan bugüne, devrim tarihimizin III. dönemine tekabül eden oportünist hegemonyal dönemde
yitirdiğimiz, devrimci öncü gerçekliğidir. Devrimci öncünün stratejik gerekliliği ideolojik ve siyasal
tasfiyeye uğramıştır. Tarihimizdeki yığın eylemi düzeyini önce yakalamak sonra aşmak için devrimde
devrimci öncünün gerekirliği yeniden ideolojik ve siyasal olarak kurulmalıdır.
Devrim tarihimizin 60'lardan 90'lara kadar süren ikinci dönemi, devrimci öncü tarzların varlığına karşın 12
Mart ve 12 Eylül gibi iki büyük yenilgiyi içerir.
III. dönem Oportünizmi bu yenilgilerin kitle ve kadro bilinci üzerinde yarattığı tahribat üzerinde yükseldi.
Ama bugün artık oportünist üçüncü dönemin de bir o kadar uzun tarihi var. Devrimde öncünün inkârıyla
vardığı nokta, mücadeleyi ruhsal olarak çöküntüye uğratmak, her yenilgide yeniden başlayacak
dinamikleri kurutmak oldu.
Ancak bizim oportünizme itirazımız sonuçlar üzerinden değildir. Bu sonuçlar oportünist tez ve tarzların
iflasının belgelenmesi adına anılmalıdır.
Bizim oportünizme karşı ideolojik ve siyasal tavrımız II. dönem devrimciliğinin yenilgisini demagojik
kalıplarla mahkûm etmesidir. II. dönem devrimciliğinin yenilgisi, devrimci öncülük tarzlarının gereği
değil, öncünün kendini devrimin yerine koyması nedeniyledir.
Tarih ve teoride tek başına öncünün devrim yapabileceği yazmaz.
II. dönem devriminin yenilgisi Türkiye'nin özgün halk/sınıf gerçeğine soldan bakışın sonucudur.
III. dönem oportünizminin iflası, Türkiye'nin özgün halk/sınıf gerçeğine sağdan bakışın sonucudur.
Ama açıktır ki, III. dönem oportünizminin mücadeleyi getirdiği yer, statükonun labirentleri içinde
kaybolmaktır.
Ve gene açıktır ki, Türkiye devrimi zafere, mücadeleyi statüko dışında şekillendirdikleri için, II. dönem
devrimciliğinin geçtiği yollardan geçerek, ancak onların yanlışlarına düşmeden ilerleyerek ulaşacaktır.
Öncü bir devrimci öznedir.
Ancak devrimin öznesi olmadığını, olamayacağını bilecektir.
Bu, tar h b l nc gereğ d r.
Tarih sınıflar üzerinden yürür.
Türkiyeli öncü, sınıfın suni dengeyle baskılandırılmış devrimciliğini açığa çıkarmak üzere sınıf
devrimciliği yapacaktır.
xxx
Geçen yıl oligarşi Taksim'de 1 Mayıs kutlamalarını yasaklamıştı.
Zorladık ama başaramadık.
2009'da da Taksim işçi sınıfına ve devrime yasaktı.
27 Nisan Bostancı direnişinin öncülüğünde alanı zapt edebilmiştik.
2010'da yasak kalktı.
Ama sonra?
O zamandan bu yana, oligarşi ve oportünist dayanışma devrimci atılganlığın karşısında başarılı oldu ve
sonuç olarak sınıf mücadelesinde moral üstünlük oligarşinin eline geçti.
Şimdi Taksim, salt devrimci 1 Mayıs'ların alanı olduğu için değil, aynı zamanda Gezi Haziranı'nın da
yuvası olduğu için emekçi sınıflara, devrim ve demokrasi güçlerine yasaklandı.
1 Mayıs hazırlıklarının düşük performansından gözleyebiliyoruz; belli ki, bu yıl da zorlanacağız.
Türkiye solunun CHP kuyrukçuluğu,
Kürt muhalefetinin AKP umutçuluğu,
halklarımızı iğreti bir sınıfın iğreti bir diktatörünün tahakkümü altında kıvranmaya mahkûm etti, ediyor.
Diktatöre ve onu var eden bütün egemenliklere karşı bu 1 Mayıs emekçi halklarımızın “makus tarih”inde
kırılma sürecinin başlangıcı kılınmalıdır.
Mücadelede bir değişimi gerektiren her türlü zorunluk mevcut.
Ya sosyalizm ya da iğrenç bir kölelik...
Ya devrimci mücadele ya da sefil bir itaat...
Ya özgürleşmenin taze nefesi ya da çürümenin tiksindirici kokusu…
Önümüzdeki siyasal ve sosyal tercihler bu keskinlikteki ikilemler halinde diziliyor.
Ara yerlerde eyleşme kapıları artık oportun zm n suratına b le kapalı.
Bundan böyle b z m ç n görev zorunlukların zorlamasını yapacak devr mc raden n oluşturulmasındadır.
Görülür acil girişimler Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin iki partili sivil siyaset örgütlenmesini ve
Kürt özgürlükçülüğünün siyasal zor ayarına eşdeğer tarzları metropollerde de kurumlaştırmaktır.
Bunlar için toplum tarihsel zaafımızla hesaplaşacak “elbirliği” tarzlarını birleşik kongre, konferans
düzenekleri içinde oluşturmaktır.
Sonrası sonra gelecektir.
Devr mc Cephe
www.devr mc cephe.org
Download

Yaşasın 1 Mayıs Broşür