YDG
24.
Merkezi Kongresi
Central-Congress/
Kongress /Congrès
Yeni Demokratik Gençlik 24. Kongre Siyasi Taslak Yazısı
25. Mücadele Yılımızda, Emperyalist Saldırganlıklara Karşı Gençliğin İsyan Ruhunu Örgütleyelim! 28 Şubat- 01 Mart 2015 11:00h
Haus der Jugend, Deutschherrnufer 12, 60594 Frankfurt
ALMANYA
Sayfa 1 25. Kavga Yılımızda, Emperyalist Saldırganlığa Karşı Gençliğin İsyan Ruhunu Örgütleyelim! 1. Dünyada ve Avrupa’daki Gelişmeler Dünya çapında 2. Emperyalist Paylaşım Savaşından bu yana en kanlı ve çatışmalı dönemleri yaşanıyor. Milyonlarca insan, bu çatışmalı ortamda daha yaşanılır bir dünya için yollara düşüyor. Yaşanan savaşlar, işgaller, yoksulluk ve sömürü insanoğlunu yeni bir sistem arayışlarına itiyor; çatışma, ezen ve ezilen bağlamında derinleşerek ilerliyor. Emperyalist – kapitalist sistem, sermayenin çıkarları için milyonlarca insanı katlediyor, göçertiyor ve sömürüyor. İnsanlığın bir kesimi, bir başka kesimini emperyalistlerin çıkarı için katletmeye devam ediyor. Veriler, gelecek yılların pek de farksız olmayacağını gösteriyor. 21. yüzyıla girilirken arzu edilen barış ve savaşsız bir gelecek ümidinin giderek azaldığı; savaşların, katliam ve talanın giderek arttığı bir dönemden geçiyoruz. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın 100. yılını geride bırakırken, günümüzün öz olarak bir asır öncesinden farklı olmadığına tanık olmaktayız. Bu tanıklık, emperyalist kapitalist sistemin tüm saldırılarına karşı insanlık mücadelesinin sürdüğünü göstermektedir. Feodalizmin iktisadi ve toplumsal kurallarının baskın olmaktan çıktığı zamanlardan bu yana mevcut sistem içinde özel mülkiyet ilişkileri, pazar arayışları, savaşlar, işgaller ve sömürü katmerleşerek akıp gitmektedirler. Lokal savaşların ağırlıkta olduğu günümüz dünyasında büyük güçler arasındaki dalaşma, dünyamızın farklı coğrafyalarına işgaller ve insanlık dramı olarak yansımaktadır. Dünyada iktisadi ilişkilere yön veren, emperyalist kapitalist sistemin devamını sağlayan en önemli oluşum G7 birlikteliğidir. En büyük emperyalist devletlerin oluşturduğu G8’den Rusya, Ukrayna’da yaşanan pazar dalaşı sonrası bu birlikten çıkarılmıştır. Bu gelişme, emperyalistler arası çellişkilerin giderek derinleştiğini göstermektedir. Uzun bir dönem Ukrayna’yı kontrolü altında tutan Rus emperyalizmine karşı, Almanya ve Fransa’nın başını çektiği AB devletlerinin düşük seviyede tuttukları dalaş, belli bir aşamaya gelerek ülkede ikili iktidarın oluşmasına neden oldu. Ukrayna’da yaşanan iç savaş ve ülkenin neredeyse iki kutba bölünme hali, bugün pazar dalaşında Ukrayna pazarına henüz bir sonuca ulaşılmadığını göstermektedir. Öte yandan AB ve ABD emperyalistlerinin bir diğer hedefi de Rus emperyalizmini kuşatma manevrasıdır ki Rusya’nın bu manevraya karşı radikal adımlar atıığına tanık olmaktayız. 2008 yılından sonra derinleşen ekonomik krizin aşılamaması, pazar dalaşında yeterli hakimiyetin sağlanamaması (Ukrayna örneğinde olduğu gibi), emperyalist tekeller ilişkilerinin gerilmesini beraberinde getirmektedir. AB her ne kadar da sert ekonomik yaptırımlardan bahsetse de Rusya ile olan derin ekonomik ilişkilerden kaynaklı bir anlamda zarar da görmektedir. Bu dalaştan karlı çıkan tekeller olabileceği gibi, uygulanan ekonomik yaptırımlardan zarar gören firmalar ve devletler vardır. Örneğin Macaristan ve Slovakya, Rusya’ya uygulanan ambargolardan zararlı çıkarken, Almanya ve Fransa bu yaptırımlardan daha az zarar görmektedirler. Bu durum AB içinde de ciddi çelişkilerin varolduğunu ve bu çelişkilerin de gelecekte derinleşme eğilimini taşıdığını göstermektedir. Özellikle Almanya ve Fransa, AB ortak pazarından nemalanmakta ve birliğin devamını istemektedir. Keza Yunanistan’a dikte edilen tasarruf paketleri ülkede ciddi siyasi krizlerin gelişeceğine işaret etmektedir. Rusya’yı dışlayan G7 ülkelerinin en önemli konuları yine baskı, talan, işgal ve sömürü olmaktadır. Haziran 2015’de Almanya’da toplanacak olan emperyalist güç odağı G7 zirvesinin Ukrayna meselesinin yanı sıra, TTIP anlaşması diğer bir gündem olarak karşımıza çıkmaktadır. ‚Transatlantik Ticaret Ve Yatırım Ortaklığı (TTİP), ABD ve AB arasındaki yatırımları, hizmetleri, ticari ilişkileri ve kamu alımları da dahil olmak üzere bütün siyasi ve iktisadi alış-­‐verişleri bir sistem çerçevesinde yeniden tasarlıyor. Bütün bu alanlarda ”anlaşmalı-­‐karşılıklı serbest erişim hakkının yeniden düzenlenmesi”dir. Ayrıca, genel mülkiyet hakları ve özel olarak da son yıllarda öne çıkan bilgiye dayalı fikri mülkiyet hakları, toplumsal üretim ve burdan elde edilen değerlerin bölüşümü, çevre kuralları ve sosyal sistem alanlarında da çok yeni yasal politik düzenlemeleri de öngörüyor.’ (Ufuk Berdan, Zombi İktisat, Mücadele Gazetesi -­‐ Sayı 237) TTIP antlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte, büyük ekonomik güç olan ABD, AB devletlerine düşük standartlı yaşamı dayatacaktır. Hayatın her alanında temel hakların budanması ile birlikte, Sayfa 2 tekellerin ezilen işçi ve emekçiler üzerindeki siyasi ve fiziki baskılarını arttıracağı, var olan hak gasplarının daha da boyutlanacağı bir dönemin başlaması anlamına gelmektedir. Mevcut sistemin aşırı kâr hırsından dolayı doğa aşırı derecede yıpranmaktadır. Atom ve nükleer santraller, CO2 salınımının sürekli artış göstermesi ve sera gazlarında yükselen oran ile birlikte doğanın sürekli ısınması, beraberinde iklim değişikliklerini getirmektedir. Fukuşima felaketinden sonra dahi Japonya’da atom santrallerinin tekrardan aktive edilmesi gündeme gelmiştir. Avrupa’da gelişen çevre hareketlerinin de siyasal olarak manipüle edilmesiyle birlikte yenilebilir enerji kaynaklarından geriye dönüşler gerçekleşmekte, tekeller çevre katliamlarını arttıran yatırımlara geri dönmektedirler. Özellikle Almanya’da süren tartışmalarda eski model nükleer santrallerin kullanımına devam edilmesi, nükleer atıklar için yeni yerlerin bulunması vb. gibi öneriler topluma kanıksatmaya çalışılmaktadır1. Ekolojik sistemin değişikliğe uğraması en çok sömürge ve yarı sömürge ülkeleri etkilemektedir. Emperyalist politikalar sonucu HES, Hidrolik kırılma yöntemi (Fracking), GDO’lu besin maddeleri vs gibi metodların kullanılması ve değişen çevresel faktörlerin de etkisiyle yeni tipte hastalıklar çıkmakta, var olanlarına karşı korunma durumu zayıflamaktadır. İnsanlığın başbelası olmuş ebola türünden hastalıkların Afrika gibi kıtalarda binlerce insanın ölümüne sebep olması, emperyalist sömürünün sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ucuz maliyetli Fracking (hidrolik kırılma tekniği – Bakınız EK 4) yoluyla gaz ve petrolün çıkarılması, ABD devletini petrol üretiminde bir numaraya yükseltmiştir2. Rusya, Venezüella gibi ülkelerin ihracatları önemli oranda petrol gelirlerine bağlıdır. Petrol fiyatlarında yaşanan düşüş, petrol ihracatına bağımlı ülkeleri ekonomik anlamda zorlarken, doların güçlenmesini sağlamaktadır. Dolar üzerinden alım-­‐satımı gerçekleştiren ülkeler daha fazla borca girmekte, uluslararası ticarette ve ekonominin gidişatında durgunluk anlamında önemli gelişmeler kaydedilmektedir. Önümüzdeki yıllarda, AB’li emperyalistler de çevre katliamına yol açan Fracking metodunun uygulanması için elinden geleni yapacaklardır. 1.1. Kobanê Direnişi Umuda Umut Katıyor 90’lı yıllardan bu yana dizayn edilmeye çalışılan Ortadoğu coğrafyası, son yıllarda önemli gelişmelere tanıklık etti. 1. ve 2. Körfez Savaşı sonrasında Ortadoğu coğrafyasına yön vermeye çalışan ABD ve AB emperyalizmi, Büyük ve Genişletilmiş Ortadoğu Projeleri (BOP ve GOP) ile Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada yeniden şekillendirme operasyonlarını sürdürmektedirler. Önceki yıllarda ortaya çıkan ve geniş bir bölgeyi içine alan Arap halklarının isyanı bastırılmış durumdadır ve gelişen halk hareketinin kazanımları geriletilmiştir. Buna en önemli örnek Mısır’da yaşanan gelişmeleridir. Mübarek iktidarını deviren halk, Müslüman Kardeşler iktidarına da karşı direnmiş, son olarak iktidarı darbe ile devralan Sisi, Müslüman Kardeşler’i tasfiye etmişti. Gelinen aşamada Mübarek’in iktidarının farklı biçimlerde devam etmesi sağlanmış; ayaklanmalar bastırılmış, önderleri hapse atılmıştır. Halkın kendiliğinden gelen tepkisi yönetimleri sarssa da devletlerin niteliğini değiştirememiş, sonraki süreçte emperyalist sisteme tepki duyan kesimler (ki arap gençliği önemli bir kesimi oluşturmaktadır) daha gerici örgütlenmelerde kendilerine yer edinerek, yine emperyalist politikalara malzeme olabilmiştir. (IŞ)İD barbar örgütü bunun en somut örneğidir. Önemli enerji rezervlerine sahip Mezopotamya coğrafyasına hakim olmaya çalışan ABD emperyalizminin tetikçiliğini (Irak Şam)İslam Devleti (DAİŞ) denilen eli kanlı, gerici ve barbar sunni-­‐
islamcı örgüt üstlenmiştir. Esad iktidarını kuşatmak ve bölgede derinleşen sunni-­‐şii çelişkisinden yararlanmak için beslenen ve yönlendirilen (IŞ)İD’in bölge halklarına kan kusturduğu ortadayken, ortaya çıkan bu tablodan en fazla ABD ve AB emperyalistlerinin nemalandığını da süreç göstermiştir. Körfez savaşları sonrasında iktidardan uzaklaştırılan sunni kesimler ile, genel olarak emperyalist sistemden hoşnut olmayan sunni kesimlerin desteği ile IŞİD kısa sürede palazlanarak Ortadoğu halklarının karşısına çıkmıştır. IŞİD, Irak ve Suriye topraklarında azımsanmayacak bir toprak parçasını kontrolü altına almış, ilerleyişi ancak destansı direnişin sürdüğü Kobanê’de durdurulabilmiştir. Açıktan katliamlarını gerçekleştiren (IŞ)İD çetelerine karşı yürütülen destansı direniş, dünya halklarına ve insanlığa daha şimdiden önemli bir mücadele mirası bırakmıştır. 1 (Gorleben’de radiokaktiv ışınların doğal ışınlanmadan 110 kat daha fazla olduğu tespit edildi -­‐ http://www.castor.de/technik/transport/castor/strahlung.htm) 2 2007-­‐2013 Petrol üretiminde artış %45,8 -­‐ S. Engel-­‐ rf-­‐news.de Sayfa 3 ABD ve AB emperyalistlerinin, IŞİD’i durdurmak için oluşturdukları koalisyonlar ve hava saldırıları esasen (IŞ)İD’in durdurulmasında yetersiz kalmıştır. Dünya çapında yükselen dayanışma ile birlikte adım atmaya mecbur kalan ABD ve AB devletleri ile işbirlikçi devletlerinin tüm planları Rojava devriminin boğulması üzerine olmuştur. Oluşturulan Ortadoğu konseptine uymayan Rojava’nın lağvedilmesi politikasında en iştahlı tutumu yine faşist TC devleti göstermiştir. TC devleti, Rojava’da ortaya çıkan kazanımların kendi içinde çöz(e)mediği Kürt ulusal sorununu daha da boyutlandıracağı telaşına girmiş ve Rojava’nın düşmesi için tüm çabasını ortaya koymuştur. Esad’ı devirmek için giriştiği anti Esad koalisyonundan zararlı çıkan TC devleti, Rojava’nın düşürülmesi için attığı adımlardan da zararlı çıkmış ve Kobanê direnişi tüm planları alt üst etmiştir. Faşist TC devleti, bölgede önemli bir aktör haline gelen Kürt ulusal güçlerinin, Barzani eliyle zayıflatılması adımlarında da hedefini tutturamamıştır. Şengal katliamında, Şengal halkını yalnız bırakarak gerçek yüzünü ortaya koyan Barzani, Kürt halkı ve dünya kamuoyu nezdinde teşhir olmuştur. Kürt ulusunun devletleşme sürecinde emperyalistlerce üzerinde durulan kesim Barzani ve güçleridir. Başta Almanya olmak üzere Barzani’ye silah yardımında bulunmaları, emperyalist güçlerin demokratik gelişmelere kayıtsız kaldıklarını, bu gelişmelerden bizzat rahatsızlık duydukları ve Barzani aracılığıyla ulusal demokratik talepleri bastırmayı amaçladıklarını göstermektedir. Mızrak çuvala sığmamaktadır. Uluslaşma modeli, Barzani üzerinden yaratılmaya çalışılmakta iken, Rojava pratiği ve direnişi, emperyalistlerin bu planına çomak sokmaktadır. Kobanê’de ortaya çıkan direniş, kadının mücadeledeki rolünü ortaya koyması, yönetim kademelerine eşbaşkanlık sisteminin getirilmesi, tüm etnik ve mezheplerin yönetimde ifade haklarını elde etmeleri, halk meclislerinin oluşması gibi gelişmeler Kürt tarihi açısından önemli kazanımlar olarak tarihte yerlerini almışlardır. Ulusal demokratik hakların elde edildiği Rojava’da, ulusal devrim süreci yaşanmaktadır. Bir yandan kendi kaderini tayin etme mücadelesi verilirken, diğer yandan kurumsallaşma adımları atılmaya devam edilmektedir. Rojava’da ortaya konan direniş, bölgede ve dünyanın farklı ülkelerindeki gençliği kendisine çekmektedir. Sistemin en vahşileştiği Ortadoğu coğrafyasında, gericiliğe karşı pratik olarak yer almak için gençlik ön saflarda yer almaktadır. Başta Kürt gençliği olmak üzere birçok ülkeden gençler, omuz omuza ve göğüs göğüse bir çarpışmayla Rojava devrimini sahiplenmektedirler. Rojava’da ortaya konan direniş, örgütlü halkın karşısında hiçbir gerici gücün dayanamayacağını göstermiştir. Şengal’de örgütlenme konusunda geç kalan halkın katliama uğraması ile aylardır örgütlü bir şekilde direnerek önemli başarılar elde eden Kobanê halkının savaşı arasında tarihsel önemde bir fark vardır. Örgütlenme konusunda zamanında adımlarını atan, kendi öz mekanizmalarını yaratan ve saldırılara karşı zamınında özsavunma güçlerini oluşturan Kobanê halkı, bedel ödeyerek bedel ödetmesini bilmiş ve (IŞ)İD saldırılarını püskürtebilmiştir. Ne emperyalistlerin hava bombardımanları, ne de Barzani’nin Kobanê’ye yardımları, Kobanê direnişinde belirleyici etkiye sahiptir. Belirleyici etki gücünü yaratan şey kadını, genci ve erkeğiyle tüm Rojava halkının örgütlenmesi, silahlı olarak öz savunma güçlerini zamanında yaratmalarıdır. Haklı silahlı direnişler konusunda pasifist düşünce akımını geliştiren ve sözgelimi her türlü silahlı mücadeleyi yadsımayı kendilerine görev bilmiş pasifist, küçük burjuva akımların pespaye teorileri, (IŞ)İD saldırıları ve Rojava/Şengal direnişleri sürecinde yeniden yerle bir olmuştur. Haksızlığa karşı gelmede, imha olmaktan ve sömürüye tabi olmaktan kurtulmanın yolunun, Ortadoğu gibi bölgelerde silahlı, örgütlü ve meşru mücadeleden geçtiğini tarih bir kez daha ortaya koymuştur. Gezi/Taksim direnişi sonrasında korkulu süreçler yaşayan TC faşizminin hükümet erki AKP, baskı mekanizmalarını günden güne arttırırken, halk gençliği isyanlarını daha radikal bir şekilde devam ettirmektedir. Gezi/Taksim ayaklanması sürecindeki mücadele hemen hemen tüm Türkiye coğrafyasında ve dünyada yankısını bulmuştu. Sisteme başkaldırı anlamında önemli bir adım olan ayaklanma, faşizme karşı gelişecek sonraki başkaldırıların adeta müjdecisi olmuştur. Kobanê direnişi sürecinde gelişen 6-­‐8 Ekim Kobanê serhıldanlarında ise gençlik daha radikal adımlar atarak faşizme karşı duruşu bir sonraki aşamaya sıçratmıştır. Gezi/Taksim direnişi, sisteme karşı biriken öfkenin adeta bir patlaması durumunda idi. 6-­‐8 Ekim serhıldanları ise daha örgütlü ve sisteme daha radikal bir tavrın simgesi haline gelmiştir. Tüm Türkiye coğrafyasına yayılmasa da mücadelenin tavizsizliği, örgütlülüğü ve radikalliği ile bir anlamda Gezi sonrası sürecin bir üst aşamaya çıkarılması pratiğidir ki ödenen bedel de o oranda daha fazla olmuştur. İleriki süreçlerde ezilen Alevi, Kürt, işçi, öğrenci ve emekçi gençliğin daha fazla mücadele edeceği günler olacaktır. Sayfa 4 1.2. Avrupa’daki Gelişmeler Üzerine! Avrupa’da giderek artan ırkçılık politikaları ile, dışlanan, horlanan ve ‚kara kafalı’ olarak damgalanan göçmen gençliğin sisteme olan öfkesi onu Ortadoğu’da (IŞ)İD saflarına kadar götürebilmektedir. Avrupalı emperyalistler bir yandan mezhepsel çelişkileri kullanarak Ortadoğu’da kendi çıkarlarına göre savaşları derinleştirirken, diğer yandan da göçmen (kökenli) gençleri bu çıkar savaşında kendi politikasına malzeme yapmaktadırlar. Emperyalist politikanın bir diğer etkisi de yerli/göçmen ayrımının derinleşmesinde kendisini göstermektedir. Barbarca insan katleden, kadınlara tecavüz eden (IŞ)İD örgütü üzerinden Avrupa’da islamofobi, ırkçılık ve göçmen düşmanlığı, Avrupa toplumunda derinleştirilmektedir ki PEGİDA gibi Almanya’da yeni tipte ırkçı platformlar oluşmakta ve toplumda geniş etki alanı bulabilmektedirler. PEGİDA tipinde gelişen platformlarda çok sayıda ırkçı ve faşist yapılanma çalışma yürütürken, toplumun orta kesiminin “korkularını“, gençliğin gelecek kaygılarını kendi lehlerine örgütleyerek, göçmen ve mülteci karşıtı bir politika geliştirmektedirler. Toplumun üst kesiminden işçi ve emekçilere doğru enjekte edilen ırkçı ve faşist fikirlerin Almanya’daki temsilcileri NPD, RP, AfD gibi faşist ve ırkçı partilerdir. Avrupa’da yerli/göçmen çelişkisinin derinleştirildiği bir diğer mesele de mültecilik meselesinde yatmaktadır. Emperyalist kapitalist sistemin bir sonucu olarak meydana gelen mültecilik, son yılların en konuşulan konusu haline gelmiştir. Ortadoğu ve Afrika’da süren emperyalist işgaller, açlık, yoksulluk, hastalık ve doğal iklimin değişimi neticesinde, milyonlarca insan yerlerini yurtlarını terk ederek Avrupa, ABD gibi endüstrinin geliştiği ülkelere akın etmektedirler. Dünya çapında 2013 yılı sonu itibariyle 51,2 Milyon insanın göç yollarında olduğu tespit edilmişti. Bu rakam ikinci emperyalist paylaşım savaşından bu yana en yüksek rakamı ifade etmektedir. Sadece 16,7 milyon insan resmi rakamlara göre mülteci konumundadır. 33,3 milyon insan ise ülke içinde göç ettiğinden mülteci statüsüne ulaşamamaktadır. Her 10 mülteciden 9’u sömürge ve yarı sömürge ülkelerde bulunmaktadır. Avrupa’ya son yıllarda akın eden mülteci sayısı 2012 yılında 67000 olarak tespit edilirken bu sayı 2013 ve 2014 yıllarında oldukça artmış durumdadır. Sadece Lampedusa adasında 10binlerce mülteci yaşamını idame etmeye çalışmaktadırlar. On binlerce insan Avrupa karasularında hayatlarını kaybederken, sınır güvenlik birimi FRONTEX üzerinden illegal insan ticareti gün be gün artmaktadır. İnsanlar binlerce dolara aileleri ile birlikte illegal yollardan, Avrupa’ya gelmekte, bir kısmı son parasını da şebekelere vererek adeta ölüm yolculuğuna çıkmaktadır. Avrupa’da kopartılan yaygara ile birlikte ırkçı ve sağcı yapılar, mültecileri hedef tahtasına oturtmaktadırlar. Emperyalist talan ve sömürü sonucu yurtlarından kopartılan mültecilere, Avrupa’da da rahat yüzü gösterilmemektedir. AB devletleri, gelen mültecilerin bir kısmını geri gödermekte ya da toplumda yayılan ırkçılığı körükleyerek mültecilere Avrupa topraklarını dar etmektedirler. Avrupa devletlerinin kabul ettikleri mülteci sayısı sömürge ve yarı sömürge ülkelerinden oldukça geridedir. Bu konuda Pakistan, İran ve Lübnan en fazla mülteci kabul eden ülkeler durumundadır. (Bknz EK 3) Mülteciler içinde önemli bir kesimi gençler oluşturmaktadır. Zorlu yolları aşarak Avrupa topraklarına gelen gençleri buralarda baskı, ırkçı yaklaşımlar ve sınırdışı olma tehlikeleri beklemektedir. Psikolojik travmaların yanı sıra, kendilerine karşı uygulanan ırkçı politikalar ve fiziki şiddet sonucu ölümler dahi yaşanmaktadır. 7 Ocak 2005 tarihinde Dessau’da Alman polisi tarafından katledilen Oury Jalloh, faşist örgüt NSU tarafından katledilen 9 göçmen, 90lı yıllarda yaşanan mülteci kamplarının kundaklanması ve son yılarda yaşanan kundaklamalar bu politikanın en somut halleridir. Yine son süreçte poltik olarak örgütlenen göçmen kurumlarına yönelik faşist saldırılar da artmaktadır. ATİGF’e bağlı Viyana derneğine yönelik olan saldırı bunun son örneğidir. Mültecilerin yaşadıkları dram dolu yaşamları, Avrupa’da mülteci hakları için mülteci örgütlenmeleri geliştirmelerine götürmüştür. Mülteciler, Avrupa’nın insanlık dışı uygulamalarını protesto etmek için son yıllarda önemli mücadele deneyimleri yaşadılar. Bu deneyimler sonucu daha radikal platformlar kurulurken, protesto etkinlikleri giderek daha radikal bir tarz almaktadır. Mültecilik, daha şimdiden Avrupa’nın en yakıcı sorunları arasına girmiş bulunmaktadır. Mülteci olarak Avrupa’ya göç edenlerin haklarını savunmak, mülteci gençlerin sorunlarını paylaşmak ve onlara doğru zeminde örgütlülük imkanı sağlamak, bizlerin görevleri arasında durmaktadır. Dünya çapında genel olarak silahlanmada artış gözlemlenmektedir. Dışarda talanı, işgali ve en adi sömürüyü uygulayan AB emperyalistlerinin içte uyguladıkları politika, hak gaspları, baskı araçlarını geliştirme ve toplumu yeniden dizayn etme politikalarıdır. AB emperyalistleri, militaristleşme Sayfa 5 politikalarına hız verirken, bu politikanın başını da Alman emperyalizmi çekmektedir. Militarizme olan yatırımlarını arttıran Alman emperyalizminin, savaş endüstrisini geliştirmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim Almanya’nın, silah ihracaatında dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmesi ve bu konuda iç endüstrisini ve yatırımları şekillendirmesi, bizlere önemli veriler sunmaktadır. Almanya’nın toplam ihracaat hacminin %40’ı silah sanayiisinden oluşmaktadır. (Bknz EK 1) Endüstri üretiminin savaş sanayisi üzerinde şekillenmesi ve yatırımların bu sektörde yoğunlaşması, gençliği de bu alanlara doğru kaydırmaktadır. En fazla karın elde edildiği sektörlerden olan askeri sanayiinin her türlü insan ihtiyacı da gençlik içerisinden seçilmektedir. Son yapılan askeri reformlarla birlikte, Alman ordusunun daha çekici hale gelmesi ve ‚sivil’ bir işveren konumuna getirilerek toplumda ‚sıradan işveren’ algısı güçlendirilmek istenmekdir. Gelecekte meslek konusunda sorun yaşayan tüm gençlerin kapısını çaldıkları bir kurum olarak dizayn edilmektedir Alman Ordusu. Savaşlara hazırlanan Almanya için insan kaynağı açısından bulunmaz bir fırsat olmaktadır.3 Emperyalistlerin çok yönlü saldırıları karşısında Avrupa gençliği, daha fazla sokakları doldurur duruma gelmiştir. Dünya çapında sömürüye dikkat çekmek için gelişen Occupy hareketi, Avrupa’da yankısını Blockupy şeklinde bulmuştu. Madrid’de 2011 yılında sokakları işgal eden gençlerin öfkesi bitmiş değildir. Yunanistan’da tüm halkın AB emperyalistlerince dikte edilen reformlara karşı öfkesi devam etmekte, gençlik Alexis’in katledilmesinden bu yana sisteme öfkesini sürdürmektedir. Almanya’da yeni yapılan Avrupa Merkez Bankası şahsında AB troika politikalarına karşı sokak eylemleri devam etmektedir. Farklı biçimler alsa da kentsel dönüşümün yıkıcı etkisi, barınma hakkına yönelik geliştirilen saldırılar, başta Hamburg olmak üzere bir çok şehirde tepkilere neden olmuş, gelişen tepkiler eylemleri daha da radikalleştirmiştir. Mültecilerin, insani yollarla Avrupa’ya gelebilmeleri için iltica ve sığınma hakkının gaspedilmesine karşı ve AB emperyalistlerinin mülteci politikalarının teşhir edilmesi için Avusturya, İtalya, Almanya ve Fransa başta olmak üzere sokak eylemlilikleri örgütlenmekte, mültecilerin özörgütlülükleri oluşturulmaktadır. Mülteciler taleplerini haykırabilmek için binlerce kilometre yol katederek Brüksel’e yürümüş, bir anlamda AB emperyalizminin teşhir edilmesinde önemli bir adım atmışlardır. Başta Almanya olmak üzere, AB içinde geliştirilen militarist politikalara ve devletsel ırkçılığa karşı son yıllarda daha fazla eylemler yapılmaktadır. Estirilen ırkçı politikalara karşı AntiFa eylemlilikleri her geçen gün artmaktadır. Hemen hemen her ülkede geliştirilen faşistleşmeye karşı, AntiFa çalışmaları daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Gezi ve sonrası Türkiye’de gelişen gençlik hareketi, Avrupa’nın diğer ülkelerinde daha fazla hissedilir olmuştur. Gezi isyanı sadece TC faşizmi değil AB egemenleri açısından da dikkate alınacak bir seviyede etki yaratırken, ortaya çıkan dinamiğin Avrupa coğrafyasında gelişecek gençlik hareketlerine daha şimdiden pozitif katkılar sunduğunu söylemek gerekir. Son yıllarda daha da sayamadığımız onlarca pratik, örgütlenme ve politik çalışmalar, Avrupa coğrafyasında her geçen gün mücadelenin yükseltileceğinin işaretini vermektedir. Avrupa gençliğinin adı konulmamış bir isyan durumunda olduğu artık gizlenemez bir gerçekliktir. Gençlik alanında yaşanan bu hareketlenmenin elbette somut bir zemini bulunmaktadır. Gençliğin büyük kesimini oluşturan işçi ve öğrenci gençlik üzerinde geliştirilen hak gaspları, temel hakların budanması, gençliği sisteme karşı bir pozisyon alır duruma getirmiştir. YDG açısından en önemli alanlar olan işçi ve öğrenci gençlik, gelecekte de isyanın merkezleri olmaya devam edeceklerdir. 2.1. İşçi Gençlik ve Yönelimimiz Gelecek korkusuyla bir çıkmazın içerisine giren gençlik, gün geçtikce sistemin üzerinde planlar yaptığı, sömürüyü daha da pervasız bir şekilde sürdürdüğü kesim haline gelmektedir. İşçi gençliğin, meslek eğitimi içerisinde ucuz iş güçü olarak sömürülmesinin yanı sıra, ömür boyu öğrenim projeleriyle sözüm ona teknolojik gelişim sürecine uygun bir eğitimsel bilgiye ulaşılması için, sürekli olarak özel kurs ve eğitim alanlarına para yatırmaları sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra batı Avrupa`da reel ücretler son 10 yılda, yani 2004 ile 2014 yılları arasında sistematik olarak düşerken, hayat pahalılığı ciddi bir boyut almakta ve sosyal kesintiler had safhaya ulaşmış durumdadır. Peki tüm bu süreç işçi ve emekçi gençliği nasıl etkilemektedir ve sonuçları nelerdir? Avrupa genelinde işsizlikten en çok etkilenen kesimin başında gençlik gelmektedir. AB içerisinde genç işsizlik %21,6 dır. Avrupa kıtası genel olarak sayıldığında bu oran %23,5 olmaktadır. Ekim 2014`te 3
imi-­‐online.org, Enformasyon Militarizm, Aralık 2014 Raporu, s. 1 Sayfa 6 yayınlanan istatistiklere baktığımızda Avrupa`da genç işsizliğinin en yüksek olduğu ülke %53,8 ile İspanya’dır. Bu ülkeyi %49,3 ile Yunanistan takip etmektedir. Devamında ise İtalya, Hırvatistan, Kıbrıs, ve Portekiz ise işsiz gençlik sayısının ciddi boyutlara ulaştığı ülkeler sıralamasında yerini bulmaktadır. İspanya ve Yunanistan`da her 2 gençten biri işsiz durumdadır. İtalya ve Hırvatistan`da ise her 4 gençten birisi işsiz duruma gelmiştir. Ekonomistler, genç işsizlerde olan artışın orta Avrupa`ya sıçrayacağını ön görmekte ve bu tarzda açıklamalar daha şimdiden yapılmaktadır. Örnegin 2013 yılından günümüze Fransa`da gençlik içerisinde işsizlik %20`yi geçmiş, %24,3 seviyesine ulaşmıştır. AB içerisindeki ortalama işsizlik oranının % 21,6`nı gençlik oluşturmaktadır.4 (Bknz EK 2) Tüm bu sayılar Avrupa`daki genç nüfusa vurulduğunda meselenin ciddiyeti daha açık şekilde ortaya çıkıyor. 2013 yılında işsiz gençlik sayısı Avrupa`da 4 ile 4,3 Milyon arasında hesaplanırken, bugün bu sayı 5,6 Milyona ulaşmış durumdadır5. Almanya ve Avusturya`da genç işsizlik sayısının, krizden en fazla etkilenen ülkelere göre listenin sonlarında yer alması, bu ülkelerde genç işsizliğin olmadığı anlamına gelmemektedir. Zira genç işsizlik oranı Almanya veya Avusturya`da genel işsizlik sayısına vurulduğunda ise bir hayli yüksektir. Avusturya`da %10 ve Almanya`da %7,7 oranıyla belirlenen sayılar da geçen yıl ile kıyaslandığında iki ülkede de yaklaşık olarak %1 artış görülmektedir (agk-­‐4). 2013 yılı ile 2014 yılları arasında AB`nin gayri milli yurt içi hasılasında (GSMH) kısmi bir büyüme olmuştur. 2009`da, yani krizin en fazla hissedildiği yılda ekonomik büyümede ciddi bir düşüş yaşanmış ve – % 4,5 ile son 30 yılın en ciddi ekonomik buhranı yaşanmıştır. 2014’de ise bu oran + %0,2 ile ciddi bir gelişim göstermemiştir. Yanliz 2008 öncesi bu oranın + % 3 – 4`lerde olduğu düşünülürse durum daha iyi anlaşılmaktadır6. Burdan hareketle anlatmak istediğimiz şudur ki; kriz ile birlikte sermaye yeniden toparlanma ve genişleme politikalarında başarıya ulaşmak ve kârına daha fazla kâr katmak için genç kitlelerin emeğini daha fazla sömürmektedir. Sistem, yaratılan bu genç işsizler ordusunu kendi emperyalist çıkarlarına kurban etmeye çalışmaktadır. Emperyalist –kapitalist devletler militarist kurum ve kuruluşlarıyla gençliği emperyalist savaşlar için kullanmaya çalışmakta ve bu durumdan işsiz gençler daha fazla etkilenmektedirler. Avrupa Birliği genelinde taşeronlaştırma politikasının bir sonucu olarak kiralık işçilik sayısı 10 milyona ulaşmış durumdadır. Örneğin Almanya ve Avusturya, çalışma saatlerinin en fazla olduğu ülkeler arasındadır. Bunun yanı sıra kiralık işçilerin sayısının Avusturya`da 2014 yılında 81.000 kişiye ulaşmış olması tüm çalışanların sayısına oranlandığında ciddi derecededir7. Yine Almanya´da 2012 yılında kiralık işçilerin sayısı 877600`dir. Almanya ve Avusturya´da yapılan sosyal araştırmalar kiralık işçi olanların ezici çoğunluğunun göçmen kökenli olduğunu göstermektedir. Yine Almanya’da 2013 yılı itibariyle belli zamanlarda kiralanan işçiler (Almanca; Zeitarbeiter) ezici çoğunluğunu 35 yaş altı kesim oluşturmaktadır. Yine 25 yaş altı gençlerin oranı % 35,3’tür8. (Bknz EK 2) İşçi gençliğin ezici çoğunluğu henüz sisteme karşı örgütlenmeden uzak bir pozisyondadır. Bunu özellikle Avrupa`da kriz ve sistem karşıtı kitle hareketlerindeki katılımda görebilmekteyiz. Eğitimdeki kısıtlama ve özelleştirme politikalarında öğrenci gençliğin sokaklara çıkması hem nitel ve hem de nicel düzeyde, işçi gençliğin kapitalist sistemin iş alanındaki sömürü politikalarına karşı çıkmasından daha ileri bir durum teşkil etmektedir. Bu bilimsel ve sosyal temelde anlaşılır bir durum iken, işçi gençliğin sisteme karşı mücadele alanlarında olmayacağı anlamına gelmemektedir. Politikleşme ve militanlaşma sosyal pratikteki önemli tarihi evreler üzerinden çok hızlı gelişebilmektedir. Tarihin kendisi bunun bir çok örneğini göstermiştir. Batı Avrupa`da işyeri ve sendikal alanda örgütlenme düzeyi henüz zayıftır. Bunun Avrupa`nın merkez ülkelerinde sınıf mücadelesinin düzeyi ile de bağı vardır. Özellikle işçi/emekçiler, işçi sınıfının tarihsel olarak geçmişte kurduğu sendikalara bugün güvenmemektedir. Sendika konfederasyonlarının ve çatı örgütlenmelerinin işçi ve emekçilerin çıkarlarını savunmak yerine kapitalist politikalarla uyuşan ve sınıf işbirlikçisi uzlaşma politikalarıyla, işçi sınıfının kazanılmış haklarının bir bir tasfiye olmasına sebep olan yaklaşımları önemli bir düzeyde işçi ve emekçiler tarafından da görülmektedir. Avrupa genelinde sendikalaşma sayısı düşüktür. Finlandiya, İsveç ve Danimarka`nın dışında sendikalara üyelik sayısı fazlasıyla düşüktür. Avusturya´da bu sayı %28 iken, Almanya´da %18, Fransa`da ise sadece %8 dir. Zira Fransa`da bir kaç tane Konfederasyon http://de.statista.com/statistik/daten/studie/74795/umfrage/jugendarbeitslosigkeit-­‐in-­‐europa/ http://de.statista.com/themen/2266/arbeitsmarkt-­‐in-­‐eu-­‐und-­‐euro-­‐zone/ 6 Kaynak: de.Statista.com 7 Paul Pant (Taşeron Ticareti -­‐ http://fm4.orf.at/stories/1713433/) 8 Frankfurter Allgemeine Zeitung Gazetesi ve http://de.statista.com/infografik/2459/anteile-­‐der-­‐beschaeftigungsverhaeltnisse-­‐in-­‐der-­‐zeitarbeit-­‐
im-­‐vergleich-­‐zu-­‐allen-­‐anderen-­‐sektoren/ 4
5
Sayfa 7 çatısının olmasının da bu sayıda bir etkisinin olmasının yanı sıra, son 20 yılda sendikalaşma sayısında Avrupa`da en düşük seviye yaşanmaktadır.9 Genel olarak işçi sınıfında sendikalarda örgütlülük seviyesi yeterli düzeyde değildir. Genç işçilerin örgütlülük, işyeri temsilcisliği, iş kollarında örgütlenme noktalarında da geri bir pozisyonda durduğunu görmek gerekir. Gelişen şartlara oranla artan saldırı furyasının en önemli ayağını örgütsüzlük ve hak alma bilincinde yaşanan gerilik oluşturmaktadır. Genç işçiler, genel olarak daha düşük standartlarda daha fazla çalışmalarına rağmen, örgütlenme meselelerinde geri durmakta, politikaya ilgi duymamaktadırlar. İşçi sınıfının onyıllarca kanı ve canı pahasına kazandığı sendikalaşma ve hak almak için aktif mücadele meselelerinde de ciddi anlamda bir politik çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Örgütlülük noktasında geri duran genç işçiler özgüven sorunu yaşamaktadır. 2.1. İşçi gençlik içerisindeki yönelimimiz ne olmalıdır? İşçi gençliğin politikleştirilmesi meselesi, gençliğin örgütlü mevzilerde konumlanmasıyla birebir alakalıdır. Zira anti-­‐emperyalist, anti-­‐faşist ve enternasyonalist bakış açısıyla, sistemin bu eksendeki teşhirini bütün alanlarda yapmak bizlerin görevidir. Bu temelde, örneğin gençlik sendikası içerisinde örgütlenme bağlamında ne kadar adım atıyoruz? İşyeri çalışması içerisinde sendikalaşma çalışması yapıyor muyuz? Ya da sendika kollarının gençlik yönetimlerinde yer almak için bir yönelime sahip miyiz? YDG içerisindeki işçi gençliğin ülkelerde ve yerel alanlarda bu bağlamda adım atması, özgün politika ve çalışmalar içerisinde olması gerekmektedir. Bölge alt toplantılarında ve ülke kurultaylarında bu temelde mutlaka bir araştırma ve konumlanma içerisine girilmelidir. Avusturya`da, KOMintern çalışması önemli bir çalışma alanı olarak önümüzde durmaktadır. Bu alandaki deneyimler YDG`nin örgütlü bünyesine aktarılmalı, olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla yeni dersler çıkarılmalı ve Avusturya alanında YDG`li genç işçiler mutlaka sınıf içerisindeki çalışmalarda konumlanmalıdırlar. Esnek ve ağır çalışma, taşeronlaştırma ve kiralık işçilik, ücret politikası, meslek eğitimi alan gençlerin ekonomik hakları, neo-­‐liberal ekonomik anlaşmaların teşhiri vs. gibi konular bağlamında emperyalist kapitalist sistemin teşhiri yapılmalıdır. Dışımızdaki yerli, devrimci ve demokratik kurumlarla ve yine ilerici, anti-­‐kapitalist niteliği olan sendikal fraksiyon ve örgütlenmelerle ortak çalışmaların örgütlenebilmesi için çaba harcanmalıdır. Belirttiğimiz bu noktalarda işçi gençliğe ulaşmak için, gençliğin sorunlarıyla yakından ilgilenmek gerekmektedir. Örneğin, YDG`li genç işçiler iş yerlerinde politik bir yönelim içerisinde olabilmek için başta bu temelde örgütlenebilme noktasında bir araya gelmelidirler. Bir alanda birden fazla işçi YDG´li varsa, işçi toplantıları örgütlenmeli, iş yeri ve sendikal çalışma ekseninde bir iki alanda özel yoğunlaşma ve hedefler belirlenmelidir. Bu temeldeki pratiklerimiz mutlaka yazılı hale getirilmeli, YDG`nin bütün bünyesine aktarılmalıdır. Pratik alanda yaratılan değerler ve dersler, politik bir DKÖ olan YDG’yi daha ileri bir konuma getirecek ve dolayısıyla bu ilerleme de işçi sınıfı içindeki çalışmalarımıza daha nitelikli bir katkı sunacaktır. 2.2. Öğrenci Gençlik ve Yönelimimiz Yaşadığımız coğrafyada öğrenimini sürdüren -­‐özellikle de üniversite veya yüksek okul okuyan gençler, sistemin birçok noktadan yaptığı saldırıların kıskacı altındadır. Birçok noktadan değineceğimiz öğrenci gençliğin sorunlarını değerlendirdiğimizde, bu alandaki çalışmalarımıza ciddi anlamda yönelmemiz gerektiği açığa çıkmaktadır. Son süreçte eğitim alanında yaşanan gelişmeleri, egemenlerin; sürekli kâr hırsı, “kendine genç yaratma”, eğitimi elit kesimin olanaklarına uygun olarak sunma ve esasta eğitimi sermayenin çıkarlarına göre şekillendirme politikaları olarak görmek gerekiyor. a. Üniversite Har(a)çları artıyor, Yardımlar Azalıyor! İlk olarak eğitim alanındaki ekonomik saldırılara değinmek gerekirse; harçların arttırılması, eğitime devlet tarafından ayrılan bütçelerin kesintilere uğratılması, burs ve öğrenci yurtlarının azaltılması esas olarak öğrenci gençliğin yakıcı gündemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Barınma yeri ve asgari düzeyde ihtiyaçlarını karşılayamayan bir öğrencinin gündemini esas olarak bu sorunlar oluşturmaktadır. Örneğin Fransa’da devlet tarafından eğitime ayrılan bütçede 44 Milyon Euro kesinti gündeme gelirken, İngiltere’de bu rakam 13,3 milyar sterlin olarak söylenmektedir. Almanya 2013 yılı eğitim harcamaları 9
http://de.worker-­‐participation.eu/Nationale-­‐Arbeitsbeziehungen/Quer-­‐durch-­‐Europa/Gewerkschaften Sayfa 8 toplam bütçenin % 5,1’ine tekabül etmektedir10. Fransa’da öğrenci gençliğin 6 ay boyunca süren protesto ve eylemlikleri sonucunda, düşünülen kesinti yasa tasarısı geri çekilmiştir. İngiltere’de ise her konuda birbirine “muhalefet” olan siyasi partiler, bu türden bir kesinti noktasında fikir birliğine varmış bulunmaktadır. Bu kesintiler gündemdeyken öğrenci har(a)çlarının da arttırılması bu süreçte öğrenci gençliğin nasıl bir cendereye alındığını göstermektedir. Avrupa’nın bazı ülkelerinde(örneğin Almanya’nın bazı bölgelerinde) harç sistemi olmamasına rağmen, öğrencilerden “araç-­‐gereç ihtiyacı” adı altında önemli ücretler alınmaktadır. Öğrenci gençliğin eylemlikleriyle kaldırttığı harçlar, başka isimler altında öğrencilerden alınmaktadır. Bu noktadan hareketle, alınan ücretlerin isminin “harç” olup olmaması bir önem arz etmemektedir. Esas yöneleceğimiz nokta da her ne isim altında olursa olsun öğrencilerden alınan har(a)çların kaldırılması noktasında talebimizin olmasıdır. Eğitim ve öğrenim karşılığında alınan maddi mebla, eğitimin/öğrenimin metalaştırılmasının somut kanıtı durumundadır. Bu noktada yükseltilecek şiar; Eğitim meta değildir, bir insan hakkıdır ve parasız olmalıdır! b. Egemenlerin Kâr Hırsı: Kendine Genç Yarat! Bologna Projesi ile somut adımları atılan sistemin üniversiteleri “kendine genç yaratma” (bir başka deyimle sermayenin ihtiyacına göre genç yaratma) fabrikaları olarak görmesi bugün geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde, üniversitelerin vakıf üniversitelerine dönüştürülmesi, yani özelleştirilmesi, üniversitelerin sermayedarlığını büyük bankaların yapması, egemenlerin eğitim alanına hangi çıkarlarıyla yaklaştığını göstermektedir. Bologna projesi ile yürürlüğe sokulan Bachelor ve Master diplomasının arkasındaki neden; o dönem mevcut olan eğitim sisteminin, öğrencileri iş gücü pazarına yeterli bir şekilde ve hızda hazırlamadığındandır. Bu sistemin gelmesiyle birlikte üniversiteler bilim insanlarından ziyade sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eleman yetiştirmeye başlamışlardır. Bu sistemle birlikte eğitimin müfredatı sermaye tarafından belirlenmekte, öğrenciler en iyi dereceyi almak için çılgınca bir yarış içerisine sokulmaktadır. Yılda binlerce üniversite mezunu, işsizler ordusuna katılmakta veya en ucuz işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Lisans eğitimi (Bachelors degree) ile mezun olan bir öğrenci, mezun olduğu bölümde yeterli bilgiye sahip olmamakta, mezun olduktan sonra dahi çeşitli kurslara giderek bilgi ve becerilerinin arttırılması istenmektedir. Bir anlamıyla da esnek çalışma dayatılmaktadır. Söz konusu kurslara katılanlar kursun ardından açılan mesleki yeterlilik sınavlarına girerek alacakları sertifika ile mesleklerini yapmaları dayatılmaktadır. Bununla bir yandan emekçi hareketliliği sağlanarak emekçilerin kendi içlerindeki rekabetin artması ve ücretlerin düşürülmesi amaçlanırken öte yandansa sermayeye geniş bir çalışma alanı açılmaktadır. Açılan kurslar ve akşam okulları ile buralara gitmeye mecbur bırakılan öğrencilere ve emekçilere yeni masraflar çıkarılmakta bu alanda sektörleşme geliştirilmektedir. c. Göçmen Öğrencilerin Sorunları: Eşit Haklar, Eşit Eğitim! Yine göçmen, yabancı öğrencilerin bu sorunlarla birlikte gündemimize almamız gereken çok ciddi sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların başında oturum hakkı ve çalışma izni gelmektedir. Çeşitli ülkelerden, Avrupa ülkelerine gelerek okumak isteyen birçok genç, üniversiteye kayıt yaptırmış olsa dahi oturum ve çalışma izni noktasında ciddi sorunlar yaşamaktadır. Devletler, üniversiteye kaydolmuş yabancı bir öğrenciye oturum vermezken, aynı öğrenci devlet üniversitesine kaydolabilmektedir. Fakat ardından bu öğrencinin sınırdışı edilmesi gündeme gelirken, yine ihtiyaçlarını karşılamak için geçici bir süre de olsa çalışmak isteyen bir öğrenci, çalışma izni olmadığından kaynaklı kaçak çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Birçok ülkede yabancı öğrencilere burs vb. yardımlar yapılmazken, örneğin Fransa’da bir göçmen öğrencinin burs alabilmesi için, ailesiyle beraber en az iki sene o ülkede oturumlu bir şekilde yaşamış olması gerekmektedir. Göçmen bir gençlik örgütü olarak, bu gündem etrafında önemli bir araştırma ve bilgi edinme pratiğine girmemiz bir elzemdir. Yine birçok ülkede gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilecek olan ve genel anlamıyla “Eşit Haklar, Eşit Eğitim!” talepli göçmen, yabancı öğrenci eylemliklerini örgütlememiz ve bu talebi sahiplenmemiz gerekmektedir. Yine geliştirilen ırkçı-­‐faşist politikalara dalgakıran oluşturma yolunda yerli ve göçmen öğrenci gençliğin ortaklaşacağı zemini hazırlama ve geliştirme mücadelesini verecek kurumun başında YDG gelmelidir. 10
www.bildungsmedien.de/presse/.../bildungszahl_militaerausgaben.pdf Sayfa 9 d. Liseler, Meslek Okulları: Gelecek Kaygısı, Seviye Grupları, Ucuz İş Gücü ve Militarizm! Egemenlerin saldırıları, her ne kadar üniversiteler üzerinde gözle görülür bir şekilde artsa da, esasen sistemin gençliğe yönelik planları, çıkarları üniversite öncesinden başlıyor. Egemenler tarafından tabiri caizse “artık üzerinde plan yapılacak yaşa gelen” bir genç, sistemin sömürü cenderesinde meslek okullarında ya bedavaya ya da çok az bir ücrete “ucuz iş gücü” olarak çalıştırılıp ‘boğularak’; liselerde seviye gruplarına göre dağılımı yapıldıktan sonra tamamen yapıcılıktan uzak, yıkıcı olan bir “rekabet” duygusuna mahkûm bırakılarak üniversiteye hazırlanıyor(!). Bu bunalım ve baskıdan dolayı ciddi anlamda sorunlar yaşayan gençlere, liselere gelen asker ve polislerin reklamları ve ‘ince vaatleriyle’ militarist duygular içinde “yeni bir yaşam” sunuluyor. Potansiyelimizin önemli bir bölümünü oluşturan ve gündemleri günden güne yakıcı hale gelen lise ve meslek okulu öğrencilerinin sorunları noktasında özgün çalışmalar ve örgütlülükler yaratmak, varolanları geliştirmek önümüzdeki dönem hedeflerimizden olacaktır. Okullarda gençliğin demokratik eğitim hakkını savunmak, sermayenin eğitim hakkımızı gasp etmesine yönelik girişimlerini teşhir eden tüm pratiklerin, platformların bizzat kurucusu olmak durumundayız. Öğrenci YDG’lilerin öğrenci temsilciliklerinde ve sendikalarında yer alma hedefleri olmalı ve buralarda öğrenciler kendi taleplei ekseninde örgütlülüğe kanalize edilirken, sistem teşhiri yapılmalıdr. Son yıllarda yapılan tartışma, öğrenci gençliğin (özellikle üniversite öğrencileri) politikaya olan ilgisinde bir zayıflama olduğu üzerine yürütülmektedir. Özellikle Alman basınında yapılan tartışma da üniversite gençliğinin sadece 3’de1’inin politikaya ilgi gösterdiği söylenmektedir. Apolitikleşme zemini giderek gelişmekte, alternatif mücadele alanları aynı derecede gelişme kaydedememektedir. Bologna süreci sonrası sosyal yaşamdan uzaklaştırılan üniversite gençliği, turbo sistemi ile kısa dönemde bitirme dayatılan lise öğrenci gençliğinin politikadan koparılma zemini güçlendirilmiştir. Öğrenci gençlik bırakalım parasız, demokratik bir eğitim modelini talep etmesi, var olan sorunlar bağlamında dahi sorgulama pratiğinden uzak durmaktadır. Son 5 yıllık dönem örgütsüzlüğün öğrenciler içerisinde daha da arttığı bir dönem olmuştur. Öğrencilerin dünya çapında harekete geçtikleri 2006-­‐2009 yılları arasındaki dönemle kıyaslandığında, sürecin daha hareketsiz olduğu görülecektir. Ancak her durgun dönemin ardından, daha yüksek seviyede bir hareketliliğin olacağını bizler tarihimizden biliyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda öğrenci gençlik içerisinde varolan temel haklarımıza yönelik saldırılara karşı gelişecek mücadeleden uzak olmamak için, o mücadelenin öncülerinden olmak için şimdiden çalışmalarımızı hızlandırmak zorundayız. Öğrenci gençlik içerisinde politik seviyenin artması, gençliğin kendi sorunları bağlamında mücadeleye atılması ile gelişecektir ve bunda YDG gibi politik kurumlar anahtar rolü oynamaktadırlar. 3. 25. Kavga Yılımızda Enternasyonalist YDG’ye Olan İhtiyaç Çeyrek asırlık bir mücadele deneyimini geride bırakan Yeni Demokratik Gençlik’in, Avrupa gençlik mücadelesine azımsanmayacak bir katkısı olduğu açıktır. Türkiyeli göçmen gençliğin özörgütlenmesi bağlamında ortaya çıkan YDG, sonraki yıllarda ele aldığı konular bağlamında, yerli gençlik üzerinde de hatırı sayılır politik bir etki bırakmıştır. Başta G8 (G7), WTO ve NATO zirvelerine karşı geliştirdiği karşı duruş sayesinde enternasyonal anlamda gelişen anti emperyalist mücadelenin bir parçası olmuştur. Avrupa’da ortaya çıkan ırkçı ve faşist yapılanmalara ve politikalara karşı en ön saflarda yer alarak, yerli örgütlenmelerden de öte militan bir pratik duruş sergilemiştir. Göçmenlikten kaynaklanan sorunlara müdahil olan ve bu uğurda ortaya çıkan YDG; zamanla ortak sorunlar etrafından politikalar oluşturmuş, en önemli örgütlenme alanları olarak işçi ve öğrenci gençlik noktasında hatırı sayılır adımlar atmıştır. Başta Bologna Projesi olmak üzere eğitim alanında gelişen metalaştırma konusunda pratik adımlar atarak, kimi alanlarda gelişen eğitim grevlerinin örgütleyicisi konumuna gelmiştir. YDG dünya çapında gelişen anti emperyalist, anti faşist ve enternasyonalist gençlik kurumları ile ilişkiler geliştirmiş, mücadeleyi enternasyonal düzeyde büyütmek için ILPS sürecinde ciddi deneyimler kazanmıştır. Son olarak yaşanan Gezi/Taksim ayaklanmasında ve Kobanê direnişinde, direnişlerin sesi olmasını bilmiş, bu uğurda ciddi pratik eylemler gerçekleştirmiştir. YDG çeyrek asırlık tecrübesi ile dünya çapında son yıllarda gelişen gençlik mücadelesinin Avrupa’daki sesi olmasının yanı sıra, Avrupa’da gelişen gençlik hareketlerinin enternasyonalist yüzü durumundadır. Avrupa gençlik hareketlerinin en önemli yetmezliği enternasyonalizm alanında yaşanmaktadır. Gençlik sorunlarına yönelik örgütlenme çağrısı yapan yığınlarca gençlik kurumu Sayfa 10 bulunmaktadır. Bunların çoğunun emperyalizm konusunda saf tutmamaları, anti emperyalist bir gençlik örgütünü zorunlu kılmaktadır. Sorunların ana kaynağının emperyalizm olduğunun gençlik içerisinde propagandasının yapılması, ileri gençliği antiemperyalist saflarda örgütleyebilmenin yegane aracı olarak o nitelikte bir örgüte bugün dünden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Sorunları salt anti-­‐emperyalist bir bakışla ele almak, ve örgütlemek yeterli değildir. Anti emperyalist vurgusunu tamamlayan şey, o örgütün enternasyonalist düşünce yapısına sahip olmasıdır. Emperyalist politikalara karşı çıkan her genç, anti-­‐emperyalist kurumlarda örgütlenmeyebilir. Anti-­‐emperyalist kurumlarla aynı paralelde, faşistlerin de taleplerinin olabileceğini hayat bize göstermiştir. Faşist yapılanmalarla, bizleri ayıran en önemli halka enternasyonalizmdir. Talepleri vurgularken, politikamızı oluştururken ve örgütsel kimliğe bürünürken enternasyonalist kimliğimizi öne çıkarmak bizler açısından hayati önemdedir. Bu kimlikle hareket edildiğinde eurocentrik anlayışlara karşı da ciddi anlamda karşı duruş sergilenmiş olacaktır. YDG gibi göçmen kurumların enternasyonalist bakış açısına sahip olmaları, gençlik hareketini enternasyonal anlamda yükseltme hedefine sahip olmaları ve dayanışmayı enternasyonal alana taşımaları; ırkçılığa, faşizme ve eurocentrik anlayışlara vurulabilecek en önemli darbedir. Bu anlamıylad dahi bakıldığında, yerli-­‐göçmen gençlik arasınd ayrı ve özgül sorunlar bağlamında yaratılacak diyalektik bağ çerçevesinde dahi bakıldığında YDG’nin ne derece önemli bir misyona sahip olduğu ortaya çıkacaktır. Sınıf mücadelesinin en dinamik kesimi olan gençliğin içinde göçmen gençliğin mücadele potansiyeli oldukça yüksektir. Tesadüf değildir ki sınıf mücadelesinin geri konumda olduğu bir coğrafyada göçmen gençliğin örgütlenme potansiyeli yüksektir. İki kültür arasında kalan, geleceği karartılan, ırkçı ve faşizan horlanmalara, dıştalanmalara maruz bırakılan, eğitim hakkı gaspından en fazla zarar gören ve kötü süreçlerde günah keçisi ilan edilen göçmen gençlik, doğru bir tarda örgütlenmediğinde, yozlaşma ve gerici kurumlarda örgütlenmeleri kaçınılmaz olmaktadır. Bugün Avrupa coğrafyasında yozlaşan ve (IŞ)İD saflarına katılan binlerce genç mevcuttur. Dolayısıyla Avrupa sürdürülecek bir anti-­‐
emperyalist, anti-­‐faşist ve enternasyonalist bir gençlik hareketi ile Kobanê, Şengal, Gezi/Taksim direnişleri arasında önemli diyalektik bir bağ vardır. Saflarımıza çekemediğimiz her gencin, Kobanê’de (IŞ)İD saflarında dünya gericiliğine hizmet edeceği gerçekliği tüm çıplaklığıyla önümüzde durmaktadır. Bu durum bizlere daha fazla bir misyon biçmektedir. YDG, içinden geçilen süreçte misyonunu tamamlayan değil, aksine misyonu artan bir gençlik örgütü haline gelmiştir. Enternasyonalist ve militan ruhla işgallere, talana, açlığa/yoksulluğa, militarizme, faşizme, ırkçılığa, doğa, kadın ve LGBT katliamlarına karşı; kısacası emperyalist tüm politikalara karşı duracak anti-­‐
faşist, anti-­‐emperyalist bir göçmen gençlik örgütünün varlığı Avrupa’daki göçmen gençlik için ciddi bir alternatif olacaktır. Aynı zamanda Avrupa’da gençlik mücadelesinin gelişimine hizmet edecek, enternasyonal anlamda dünya gençlik hareketinin Avrupa’daki sesi olmaya devam edecektir. YDG olarak bugün bir çok alanda ve platformlarda yer alınmakta ve bilinmektedir ki yürütülen mücadelede politik olarak net duruş sağlandıkça ve pratikte ısrar edildikçe, ezilen genç kitleler geleceğe daha umutlu bakacaklardır. Gelecek, onu yeniden inşa umudu ile anın mücadelesine militan bir ruhla sarılan genç aktivistlerin omuzları üzerinde yükselmeye devam ediyor. Eski, her yeni kazanım karşısında çaresizce tarihin arşivlerinde yerini almaya devam ediyor. Vur eskiye yıkılsın, omuz ver yeniye yeşersin! Ocak 2015 YDG 23. Merkezi Yönetim Kurulu Sayfa 11 EK 1: Dünya Çapında ki Askeri Harcamaların bilançosu Dünya çapında ki Askeri harcamalarda 1999-­‐2013 yılı verileri 1999 yılı askeri harcamaları dünya çapında 1.078 Milyar dolar 2000 yılı askeri harcamaları dünya çapında 1.119 Milyar dolar 2005 yılı askeri harcamaları dünya çapında 1.416 Milyar dolar 2010 yılı askeri harcamaları dünya çapında 1.732 Milyar dolar 2013 yılı askeri harcamaları dünya çapında 1.739 Milyar dolar Kaynak: http://de.statista.com/statistik/daten/studie/36397/umfrage/entwicklung-­‐der-­‐weltweiten-­‐militaerausgaben/ Tabela 1: Nisan 2014 yılı askeri harcamalarda ilk 10 ülke dağılımı (Milyar dolar olarak) Kaynak: Stockholm International Peace Research Institute – SIPRI Tabela 2:2013 yılı askeri harcamaların ülkelere göre dağılımı (Milyar dolar olarak) Kaynak: Statista.com/de Sayfa 12 ALMANYA Tabela 3: 2012 Almanya Askeri Sanayi İhracaatının (Export) Ülkelere göre dağılımı (Milyon Euro olarak) Kaynak: GKKE: Silahlanma raporu 2013, Berlin, Ocak 2014, s. 37’den alıntılayan Militaristleşme Enformasyon Bürosu (imi-­‐
online.de) Aralık 2014 Raporu Tabela 4: Almanya Silah ihracaatının yıllara ve yapıldığı bölgelere göre dağılımı (Milyon Euro olarak)* 2009 2010 2011 2012 2013 Ortadoğu 939,5 583,9 953,7 1.602,8 1.521,7 Kuzey Afrika 102,5 40,8 231,8 294,7 838,4 İki coğrafyanın 1.042.1 624,7 1.185,6 1.897,6 2.360,1 toplamı Almanya Toplam 5.043,4 4.754,1 5.414,5 4.704,9 5.845,6 Silah İhracaatı Tüm İhracaatta ki 20,7 13,1 21,9 40,3 40,4 payı (%) Kaynak: GKKE: Silahlanma raporu 2013, Berlin, Ocak 2014, s. 83. *Veriler Alman Hükümetine aittir. Sayfa 13 Tabela 5: Almanya ve İsveç’in askeri ve eğitim harcamalarının karşılaştırılması (2013) Sayfa 14 EK 2: İşçi Gençlik İstatistiği Tabela 1: Avrupa Birliği Üye Ülkeleri Genç İşsizlik Oranları (Ekim 2014) Kaynak: http://de.statista.com/statistik/daten/studie/74795/umfrage/jugendarbeitslosigkeit-­‐in-­‐europa/ Sayfa 15 Tabela 2 : İşsiz gençlik (18-­‐24 yaş arası) rakamlarının ükekelere ve yıllara göre dağılımı (EUROSTAT online) Tabela 3: Zamanlı kiralık işçiler (Zeitarbeiter) genelde genç ve erkeklerden oluşuyor (Kırmızı sütun) http://de.statista.com/infografik/2459/anteile-­‐der-­‐beschaeftigungsverhaeltnisse-­‐in-­‐der-­‐zeitarbeit-­‐im-­‐
vergleich-­‐zu-­‐allen-­‐anderen-­‐sektoren/ Sayfa 16 EK 3: Mültecilik Dünya çapında 51.2 Milyon insanın mülteci durumunda olduğu belirtilmektedir. Kaynak: Birleşmiş Milletler Global veriler – BM Mültecilik Yardımı
Mülteci sayısının ülkelere göre dağılımı
en fazla 7 göç veren ülke
Afganistan - 2,5 Milyon
Suriye - 2,4 Milyon
Somali - 1,1 Milyon
Sudan - 649.300
Demokratik Kongo - 499.500
Myanmar - 479.600
Irak - 401.400
En fazla göç alan ilk 5 ülke
Pakistan - 1,6 Milyon
İran - 857.400
Lübnan - 856.500
Ürdün - 641.900
Türkiye - 609.900
En fazla yerlerinden edilen mülteci sayısına sahip ülkeler
Suriye - 6,5 Milyon
Kolumbiya - 5,3 Milyon
Demokratik Kongo - 2,9 Milyon
Sudan - 1,8 Milyon
Somali - 1,1 Milyon
Irak - 954.100
*Tüm rakamlar 2013 sonuna kadar geçerlidir
Sayfa 17 Tabela 1: Mülteci sayısının geldiği ülkelere göre dağılımı Kaynak: UNHCR, Midyear Trends 2013, Grafik Pro Asyl,/ *data-­‐unhcr.org / Mart 2014 Resim 1: Mültecilerin bulundukları ülkelere göre dağılımı Kaynak: UNHCR, Midyear Trends 2013, Grafik Pro Asyl Sayfa 18 Tabela 2: İltica talep edilen 10 ülke sıralaması (2012 ve 2013) Kaynak: Birleşmiş Milletler Mültecilik Dairesi, Mart 2014 Tabela 3: Avrupa’da İltica Başvuruları (Ocak-­‐Temmuz 2014) Kaynak: Die Welt Gazetesi (http://www.welt.de/politik/deutschland/article133304311/Deutschland-­‐ist-­‐das-­‐
Fluechtlingsheim-­‐Europas.html) Sayfa 19 EK 4: Doğa Katliamları, Fracking Resim 1 : Fracking (Hidrolik kırılma yöntemi) Tabela 1: Fracking yöntemi ile Petrol ve Gas çıkarılan bölgelere yakın çıkan hastalıkların uzaklıklara göre dağılımı (Veriler % hesabına göre-­‐Pennsylvania/USA) ABD/Pennsylvania’da Gas ve Petrol çıkarılan bölgelerde çeşitli hastalıkların oranına ilişkin epidemiyolojik sonuçlarıdır. ABD anket araştırmasına göre (Environmental Health Perspectives (2014; doi:
10.1289/ehp.1307732)) cilt ve solunum hastalıklarının oranı, fracking yapılan bölgeye olan
uzaklıkla orantılı bir şekilde artmaktadır.
Kaynak: (http://www.gegen-gasbohren.de/2014/09/16/epidemiologische-statistik-macht-fracking-krank/)
Sayfa 20 
Download

türkçe - Yeni Demokratik Gençlik