481
YENİ TÜRK EDEBİYATINDA TEHZİL
ÇORUK, Ali Şükrü
TÜRKİYE/ТУРЦИЯ
ÖZET
Bu çalışmada üslup taklidine dayalı bir mizah tarzı olan tehzil ve onun
yeni Türk edebiyatı dönemindeki seyri ile başlıca temsilcileri üzerinde
durulacaktır. Tehzil Divan şiiri geleneğinde de kullanılmış olmakla beraber
edebiyat gündemine yeni Türk edebiyatı döneminde yerleşir. Basın ve
yayın imkânlarının gelişmesiyle birlikte özellikle Meşrutiyetten sonra bu
tarz şiirlerde büyük bir yoğunluk göze çarpmaktadır. Aynı yoğunluğun
Cumhuriyet döneminde de devam ettiğini söyleyebiliriz.
Anahtar Kelimeler: Hezl, mizah, nükte, Divan Edebiyatı, Yeni Türk
Edebiyatı, Fazıl Ahmet Aykaç.
ABSTRACT
In this paper, I’ll discuss “tehzil” (parodi), a form of literary humor based
on pastiche and also its position in the Modern Turkish Literature together
with its main authors. Although travesty had been used in the tradition
of the Ottoman Poetry, it has been put on the agenda of the literature in
the Modern Turkish Literature period. With the developing circumstances
of the publication, especially after the Turkish constitutional monarchy, it
is evident that there has been an increase in the number of such kind of
poems. And even it may be said that the same rise has kept on in the period
of the Turkish Republic.
Key Words: Parodi, humor, epigram, the Ottoman Poetry, the Modern
Turkish Literature, Fazıl Ahmet Aykaç.
--Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber
kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir. Hezl, divan edebiyatında
gülmece ve alay maksadıyla, edep dairesi içinde yazılmış eserlerin
bütününe denir. Bununla birlikte Divan şairleri, içinde çok nezih hezllerin
yanında, ağır ve müstehcen hicivlerin de bulunduğu hezliyyât mecmuaları
tertip etmekten çekinmemişlerdir. Üslup taklidine dayanan tehzil ise
482
Divan şiirinde bir şairin, bir başka şairin şiirine yine edep dairesinde,
mizah maksadıyla yazdığı nazireye denir. Tehzilin İngiliz edebiyatındaki
karşılığı parodi’dir.
Batı edebiyatlarında kullanılan pastiş ile tehzil taklide dayalı olması
yönüyle birbirine benzemekle beraber aralarında bazı farklar vardır.
Tehzilde ele alınan şiirin vezin ve kafiyesine uyarak mizahî tarzda eser
yazmak mecburîdir. Başka bir ifade ile tehzil, nazirenin mizahî şeklidir.
Pastişte ise şiire bağlı kalarak mizahî eser yazmak mecburiyeti yoktur.
Bizzat şairin kendisi pastişin konusu olabilir. İçinde mizah unsuru
taşımayan pastişler yazılabilir. Ele alınan sanatkârın üslûbu taklit edilerek
ciddî eserler ortaya konulabilir.
Daha çok günlük hâdiseleri, kişileri, içinde bulunulan zamanı tenkit,
iğneleme ve latife etmek maksadıyla yazılan tehzilde nükte esastır. Mizahî
açıdan iyice kemâle ermemiş tehziller makbul sayılmaz. Ancak bu tariflerle
kesin sınırlar çizilmiş, mesele ihata edilmiş değildir. Hezl ve hicivde olduğu
gibi, tariflerinin ayrı olmasına rağmen bazen tehzil ile hezl’in aynı manada
kullanıldığı da görülmüştür. Tahirü’l-Mevlevî, hezl maddesine getirdiği:
“Meşhur bir nazmın vezni ve kafiyesi taklit edilmek suretiyle lâtife yollu
şiir yazmak demektir. Buna tehzil de denilir.” şeklindeki açıklamasıyla
bu iki mefhum arasında bir fark görmediğini belirtmektedir. Kavramın
ihata zorluğu, özellikle ilk dönemlerinde bir arayış ve terminoloji meselesi
yaşayan Yeni Türk edebiyatında verilen örneklerde ise kendisini iyice
göstermektedir. Bu dönemde tehzilin aşağıda temas edeceğimiz gibi üslûp
taklidi temel alınmak kaydıyla halk edebiyatından ve Batı etkisinde gelişen
Türk edebiyatından örnekler ve şahsiyetler etrafında da kullanıldığını
düşünecek olursak devir ve kapsam itibariyle geniş bir alanda faaliyet
imkanı bulduğunu söyleyebiliriz.
Divan edebiyatında tehzilin ne ölçüde ve kimler tarafından kullanıldığına
dair elimizde net bir bilgi yoktur. Bu konuda kesin bir hükme varmamakla
beraber, Klasik şiirde estetik açıdan ağırlığın aşk gibi ciddi bir konuya
verilmesi, bunun zıddı olan mizahın, alayın ve hicvin daha geri planda
ve bambaşka bir mecrada seyretmesi, eslâfa saygı, yine mizah ve hicvin
şifahî niteliğinin ağır basması göz önüne alındığında eski şiirimizde tehzile
mesafeli yaklaşılmış olabileceğini söyleyebiliriz.
Bilindiği üzere 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan
yenileşme hareketlerinin bir sonucu olarak batı etkisinde gelişen Türk
edebiyatı ilk örneklerini vermeye başlar. Divan edebiyatının idealist
tarafının aksine realist, akılcı ve sosyal fayda yönü ağır basan bu yeni
483
edebiyat anlayışı Namık Kemal’in acımasız tenkitlerini de arkasına alarak
Divan edebiyatına öldürücü darbeyi vurur. Toplumun ve devletin batı
etkisinde bir çehre kazanmasıyla beraber artık yeni bir edebiyatın tesisi
gündemdedir. Zevkte ve estetikte eskiyi göz ardı eden bu yeni edebiyat
anlayışında eski hâliyle Divan edebiyatına yer yoktur. Talihin garip bir
cilvesidir ki özellikle Meşrutiyetten sonra onun yeniden gündeme gelmesi
mizah ve hicvin yeni bir ifade tarzı, üslup arayışları neticesinde olmuştur.
Artık klâsik şiirimiz mizahın bir malzemesidir ve büyük ölçüde mizah ve
hiciv şairlerinin yazdığı tehzillerle gündemi işgal etmiştir. Şüphesiz hayatın
her alanında görülen yeninin karşısında eskinin bir anlamda komik kalması
keyfiyetinin de bunda önemli bir rolü olduğu düşünülebilir. Divan şiirinin
neşv ü nema bulduğu hayatı yaşamamış olanlar nezdinde konuşma dilinden
uzak, mübalağalarla dolu, hayale dayalı, hepsinden önemlisi büyük ölçüde
ömrünü tamamlamış eski şiir tarzı artık komik gelmeye başlayacaktır.
Tehzil tarzının II. Meşrutiyet’ten sonra yaygınlık kazanmasının sebebi
nedir sorusunun karşılığı bu dönemin genel özellikleri düşünüldüğünde
kolayca verilebilir. Bilindiği gibi Türk tarihi açısından önemli bir
kilometre taşı sayılan ve Tanzimatın ileri bir adımı sayılan II. Meşrutiyetin
ilanı, sosyal ve siyasî hayatımızda etkisi günümüzde de hissedilen
önemli değişimlerin başlangıç noktasıdır. Basında sansürün kaldırılması
neticesinde neşriyat sahasında gözlenen artış, sosyal hayatımızdaki
hızlı değişimler, görüşleri taban tabana zıt siyasî partilerin kurulması,
cemiyet faaliyetlerinin artması, Meclisin açılması, buna paralel olarak
parti çekişmeleri, kısa ömürlü hükûmetler, avantajlarla dezavantajların,
şaşkınlığın, geleceğe dair ümitlerin ve ümitsizliğin bir arada yaşandığı
karışık bir dönemin belli başlı özellikleridir. Özellikle fikir ve kanaatlerini
serbestçe dile getirme noktasında sansürün kaldırılması, dünyaya tenkidî
bir gözle bakan mizah şairlerine ve yazarlarına önemli bir serbestlik temin
etmiştir. Meşrutiyet’in ilk yıllarında çıkan gazeteler ve mecmualar arasında
Cem, Kalem, Karagöz ve Eşref gibi kamuoyunun yakından takip ettiği
mizah gazeteleri de vardır. Hayal ve “Diyojen” gibi Tanzimat döneminde
çıkanların aksine bu mecmualar Meşrutiyet’in başlarında oldukça hür bir
yayın faaliyeti sürdürürler. Ayrıca “Tanin” gibi günlük büyük gazeteler,
sütunlarında mizahî yazı ve şiirlere yer vermeye başlamışlardır. Ancak bu
serbestlik uzun sürmemiş 31 Mart hadisesi, arkasından Mahmud Şevket
Paşa’nın öldürülmesi, İttihat ve Terakki’nin baskılı yönetimi neticesinde
muhaliflerin İstanbul’dan uzaklaştırılması “kanun dairesinde” kullanılan
bu hürriyete Abdülhamit dönemini aratacak şekilde darbe vurmuş, bu
darbeden mizah gazeteleri de paylarını almışlardır. Sanatkârlar için
484
önemli bir malzeme olan siyasetin -bir dereceye kadar toplumun- mizah
ve hiciv karşısındaki mesafeli tutumu her dönem olduğu gibi bugün için
de geçerlidir. Bu durumun karşılıklı sorumluluk duygusu ve anlayış içinde
hareket edilerek aşılabileceği ise bir gerçektir.
II. Meşrutiyet’le birlikte gazete ve mecmua yoluyla toplumsal bir nitelik
kazanan mizah ve hicvin konu yelpazesi de epeyce genişlemiştir. Gündelik
olaylar, siyasal çekişmeler, basın yayın hayatı, şehir meseleleri, tabiat
hadiseleri, edebiyat ve sanat hayatı, savaşlar gibi pek çok konunun mizah
penceresinden nasıl ele alındığını bu dönemde yazılmış tehzillerden takip
etmek mümkündür. Aynı durum geçmişte büyük ustalar tarafından vücuda
getirilmiş Divan şiiri örneklerinin temel alındığı tehziller için de geçerlidir.
Divan edebiyatı ürünlerinin mizah ve hiciv vadisinde bir eğlence ve tenkit
unsuru olarak kullanılması, asıl gaye farklı olmakla beraber âdeta ona
yeni bir yorum getirilmesi, halk ve okuyucu kitleleri tarafından büyük bir
beğeni ile karşılanmış bu sahada pek çok başarılı sanatkar ortaya çıkmıştır.
Ayrıca aşağıda örneklerini sunacağımız gibi taklide dayalı bu mizah tekniği
sadece Divan edebiyatı ürünleriyle sınırlı kalmamış, halk edebiyatı ve batı
etkisinde yazılmış eserlere doğru bir genişleme göstermiştir. Hatta bazen
eserin değil de yazarın üslubunun taklit edildiği örnekler yazılmıştır. Bu
durum sadece Meşrutiyetle sınırlı kalmamış, Mütareke, Cumhuriyet’in
ilk yılları, tek parti dönemi, çok partili hayata geçiş dönemlerinde devam
etmiştir. Hatta sayıları az da olsa, günümüzde de varlığını devam ettirdiğini
müşahede etmekteyiz. Ancak şunu da belirtmeliyiz ki tehzil tarzı tek bir
vadide ve mahdut örnekler içinde kalmamış, usta sanatkârlar elinde çeşitli
dönemlerde konu ve kapsamını genişleterek dinamik bir yapı kazanmıştır.
Biz bildiri konumuz münasebetiyle yaptığımız araştırmalar neticesinde
Yeni Türk edebiyatında tehzil tarzının kullanımı ile ilgili olarak ortaya
çıkardığımız sonuçları şöyle sıralayabiliriz.
1. Meşrutiyet döneminde Divan şiiri örnekleriyle tehzil yazanlar
yaptıklarının edebiyatta bir geriye dönüş hareketi, irtica olmadığını
özellikle vurgulamak ihtiyacı duyarlar. Mizahta yeni bir yol ve üslup arayışı
neticesinde bu yola baş vurduklarının altını özellikle çizerler. Bu tarzın Yeni
Türk edebiyatındaki kurucusu ve en önemli temsilcisi sayabileceğimiz Fazıl
Ahmet Aykaç bu şairlerden biridir. Tehzillerini topladığı Divançe-i Fazıl der
Vasf-ı Efazıl adlı eserinin önsözünde “Neşrettiğim bu nazımlar sebebiyle
edebiyatta irtica taraftarı olduğum zannedilmesin. Ben bu yazılarla eski
şairlerimizin tarz-ı tahayyül ve beyanından muktebes humoristik (mizahî)
bir eser yapmak istedim.” diyerek eski şiire yönelmesindeki maksadın
mizah olduğunu açıklar.
485
2. Bu vadide en fazla kullanılan Divan edebiyatı nazım türleri gazel
ve kasidedir. Sosyal olaylar, siyaset, gündelik hadiseler için genellikle
gazeller, şahıslara şaka yoluyla takılmak, iğnelemek ve tenkit etmek
için kasideler tercih edilmiştir. Kasidelerde klasik örneklerinde olduğu
gibi abartılı bir övgü söz konusudur. Ancak bu övgünün arkasında ince
bir alayın, istihzanın varlığı ilk bakışta hissedilir. Çünkü kasideyi yazan
bir mizah şairidir, üstelik divan şiirinin gündemden düştüğü bir dönemde
bunları yazmaktadır.
3. Şiirleri en fazla tehzil edilen Divan şairleri Fuzûlî, Nef’î ve Nedim’dir.
Seçilen eserler bu şairlerin Divan edebiyatında kendilerine has orijinal
yönlerini vurgulayan örneklerdir. Fuzûlî’nin şiirlerindeki aşk acısı ve
sevgiliden uzak kalmanın hüznü, Nef’î’nin kasidelerinde övgü konusunda
gösterdiği ustalık, Nedim’in şen şakrak hâli ve dünya nimetleri karşısındaki
coşkulu tavrı mizah şairlerine tehzil yazmada ve malzeme bulmada büyük
kolaylıklar sağlamıştır.
4. Meşrutiyet sonrasında yazılan tehzillerde Fazıl Ahmet, Halil Nihat ve
Hüseyin Suat gibi şairlerin bazıları kendilerini Nef’î’ye benzetme yoluna
giderler. Eserlerine “Teşâür-i Nef’îyane”, “Nef’î Gibi”, “Nef’î’ye Uyarak”
tarzında başlıklar koyarlar. Bu yolla bir bakıma Nef’î’nin izinde ve onun 20.
yüzyıldaki talebeleri olduklarını hissettirmeye çalışırlar. Ancak tarz olarak
hicivlerinde ağır küfürler içeren kelimeleri kullanmaktan çekinmeyen
Nef’î’den ayrıdırlar. Nef’î’nin Divan edebiyatında sözünü sakınmadan
söyleyen bir şahsiyet olması, bu yönüyle anılması gerçeğinden hareketle,
divan şiirlerinden yararlanarak tehzil yazan şairler onun adını kullanmakla
üslup farklı da olsa aynı eleştirel bakış açısına sahip olduklarını vurgulamaya
çalışırlar. Bu noktada şairin yaptığı işin mizah olmakla beraber arka planda
eleştiri amacının olduğunu da unutmamak gerekir.
5. Bazı tehzillerde kimin hangi şiirinin tehzil edildiği açık bir şekilde
belirtilirken, bazen bu konuda hiçbir bilgi ve ipucu verilmemektedir. Bu
ise araştırmacının işini zorlaştırmaktadır.
6. Yine bazı tehzillerde asıl eserden konuya mutabık mısra ve beyit
tazminleri yapıldığı görülmektedir.
7. Bazı tehzillerde kavram olarak tehzilden farklı olmakla beraber
“Hezl”, Hezl ü Mizah”, “Lâtife”, “Şahsiyyat” hatta “Nazire” gibi başlıklar
kullanılmaktadır. Bu ise şairlerin tehzil ile yukarıda adı geçen kavramlar
arasında fark görmediğinin göstergesidir. (Fazıl Ahmet Aykaç, Halil Nihat
Boztepe)
486
8. Tehzilde nükte ve incelik esas olmakla beraber bazen bu çerçevenin
dışına çıkılarak kaba saba küfürlü ifadelerin yer aldığı hakaret-amiz
örnekler de yazıldığı görülmektedir. Ancak bunların sayısı azdır. (Şair
Eşref ve Hüseyin Kami’nin bazı şiirlerinde bunu görmek mümkündür.)
9. Bir esere bağlı kalmadan şairlerin üslûp özelliklerinin komik bir
şekilde taklit edildiği tehziller de yazılmıştır. Bu tarz tehziller “Onlar
Gibi”, “Onların Ağzıyla”, gibi başlıklarla verilmektedir.
10. Yukarıda da temas edildiği gibi bu dönemde sadece Divan şiirinden
değil, Halk edebiyatından ve Batılı nazım şekillerinden örnekler de tehzil
edilmiştir. Örnek seçiminde ve tehzilin faaliyet alanında son dönemleri de
içine alan bir genişleme söz konusudur. Karacaoğlan, Köroğlu, Bayburtlu
Zihni, Aşık Veysel halk edebiyatından, Namık Kemal, Tevfik Fikret,
Süleyman Nazif, Yahya Kemal, Rıza Tevfik, Mehmet Emin Yurdakul,
Orhan Veli eserleri ve üslupları yoluyla tehzil yazılan şahsiyetlerden
bazılarıdır.
11. Sadece manzum eserler değil mensur eserler de tehzile tabi
tutulmuştur. Naima, Evliya Çelebi, Namık Kemal, Cenap Şahabettin,
Süleyman Nazif eserleri tehzil edilen başta gelen şahsiyetlerdir.
12. Azerbaycanlı şair Sabir örneğinde olduğu gibi Anadolu dışından
Türk şairlerin de, bizim edebiyatımıza ait şiirleri (Namık Kemal’in Vatan
Şarkısı) temel alarak tehzil yazdıklarını görmek mümkündür.
Konu hakkında temel fikir vermek amacıyla sıraladığımız bu
maddeleri çoğaltmak elbette mümkündür. Süreli yayınlar temelinde tehzil
konusuyla ilgili olarak yapılacak geniş bir araştırma bu tarzın yeni Türk
edebiyatında nasıl kullanıldığını bütün yönleriyle ortaya koyacaktır. Bu
noktada gündelik kaygılardan hareketle yazılmış ve çoğu gazete ve dergi
sayfalarında kalmış olan bu şiir ve nesirleri tespit etmenin, ortaya çıkacak
malzemeyi değerlendirmenin çok uzun bir süreye ihtiyacı olduğunu
söylemek durumundayız.
Türk edebiyatının yeni Türk edebiyatı döneminde eser vermiş tehzil
ustaları arasında şiir sahasında ilk sırada Fazıl Ahmet Aykaç gelmektedir.
Meşrutiyetin hemen başlarında yazmaya başladığı küfürden uzak, latife
yüklü tehzillerle üslup taklitçiliğindeki ustalığını herkese kabul ettiren
ve olumlu eleştiriler alan Fazıl Ahmet bu yönüyle devrine damgasını
vurmuştur. Fazıl Ahmet’ten önce birkaç tehziliyle Şair Eşref’i anmak
gerekecektir. Ancak müstehcen ifadeler yüzünden bunlar tehzilden çok
hiciv dairesinde değerlendirilmelidir. Hüseyin Kâmi, Refik Halit Karay,
487
Halil Nihat Boztepe, Abdülbaki Fevzi Uluboy Meşrutiyet ve Mütareke
dönemlerinin diğer tehzil ustalarıdır. Cumhuriyet döneminde Hüseyin
Suat Yalçın, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel,
Hüseyin Rıfat Işıl, Necdet Rüştü Efe, İbrahim Alaaddin Gövsa, Ümit Yaşar
Oğuzcan önde gelen tehzil yazarladır.
Son olarak bu tarzın günümüzde de devam ettiğini görmenin ayrıca
sevindirici olduğunu söylemek mümkündür. Hilmi Yavuz’un İrfan
Külyutmaz, Ahmet Turan Alkan’ın Recai Gülabdan müstearlarıyla son
dönem Osmanlı Türkçesi konuşma dilini takliden yazdıkları yazılar, Dilaver
Cebeci’nin Evliya Çelebi’yi takliden günümüz olaylarını yorumladığı
Seyranname, Cem Dilçin’in Fuzûlî’nin Leyla vü Mecnun mesnevisini esas
alarak yazdığı Mecnunname bu alanda kalem oynatmak isteyenlere örnek
olacak başarılı çalışmalardır.
Tehzil örnekleri
Fazıl Ahmet, Nef’î’nin;
Edrine şehri mi bu yâ gülşen-i Me’vâ mıdır
Anda kasr-ı padişâhî cennet-i A’lâ mıdır
matlaıyla başlayan kasidesi için yazdığı tehzilde 1910’lu yılların
İstanbul’u üzerinde durur. Nef’î kasidesinde Edirne şehrinin güzelliklerinden
bahsederken, Fazıl Ahmet dikkatini İstanbul’un meselelerine çevirir:
Bu Stanbul şehri mi yâ bir büyük tarla mıdır
Anda halkın kârı dâim boş yere kavga mıdır
Var mıdır tozla çamurla dolmamış hiç bir sokak
Yoksa bir yağmur yağınca hepsi nehr-âsâ mıdır
...............
Bir ufak rahmet düşünce en küçük meydan bile
Kabil-i tayîn değil hiç göl mü ya deryâ mıdır
Yazlı kışlı evlerin giryân olur hep damları
Fark olunmaz hiç biri kalbur mudur me’vâ mıdır
Dehr içinde var mıdır hiç bir ikinci Aksaray
Var ise ger tarhı böyle dilkeş ü ra’nâ mıdır
Bir temiz yer gösterin hem dîdeme hem söyleyin
Bu şehirde şehremîni zümrüd-i anka mıdır
Orhan Seyfi Orhon’un Fuzûlî’nin meşhur Su Kasidesi için yazdığı
tehzilden beyitler:
488
Saçma Ey Terkos gölünden tozlanan yollara su
Kim bu denlü tozlanan yollara kılmaz çare su
Âb-ı lütfun çeşme-i vaslında ancak katredir
Çıkmıyor bir türlü zira istenen miktare su
Kimseler bilmez hakikî menbaın mahiyetin
Gerçi birçok ism alıp gelmektedir bâzâre su
Rahmet-i ilhama daim muntazır Yahya Kemal
Bâğbân-ı tab’ı vermez yılda bir eş’âre su
………
Tamtakır bak cümle sarnıçlar susuz kalmış Ada
Vermemek caiz midir hiç böyle gülzare su
……
Halkı sîrâb eyleyen ihsân-ı bî-pâyanıdır
Katre yokken çeşmelerden fışkırır hemvâre su
…….
Bir benim yalnız susuz kalmış bu bezm-i nûşda
Yardan su istesem mutlak sunar ağyâre su
İçmemiştir neylesin şampanya ya şerbet değil
Sâki-i bahtın elinden Seyfi-i bîçâre su
Azeri Şairi Sabir’in Namık Kemal’in Vatan Şarkısı’nı tehzil ettiği şiiri:
Amalimiz efkarımız ifna-yı vetendir
Kin ü garez ü hırs bize ruh-ı bedendir
Efal yoh ancah işimiz laf-ı dehendir
Dünyada esaretle bütün kam alırız biz
Kafkazlılarız yol keseriz nam alırız biz
Akrep gibi neşter gücü var dırnağımızda
İslam susuz olsa su yoh bardağımızda
Her künçde min tülkü yatıp çardağımızda
Min hile kurup rütbe vü ikram alırız biz
Kafkazlılarız yol keseriz nam alırız biz
……….
Biz hoşlanmanık dersi ki min mektep açılsın
Ger min de mearif sözü dünyaya saçılsın
489
Mektepte ne hörmet ki, o samanak açılsın
Meyhanede votka vurarık kam alırız biz
Kafkazlılarız mest olarız nam alırız biz
Avrupalı öz milletin ehya eder etsin
Şan u şeref-i kavmini âlâ eder etsin
İnsanlık adın dehrde ibka eder etsin
Gafletde yatup ad batırıp nam alırız biz
Başa yumuruk zolladırız kam alırız biz
Dilaver Cebeci’nin Evliya Çelebi’nin üslubunu taklit ederek yazdığı
Seyranname’den bir parça:
Bâziçe-i Garibe-i Fevtbol
Bu fevt bol bir Frenk baziçesi olup yigirmi iki nefer ademlerün
onbirerden iki bölük olup temam birbuçuk saat top dinülen bir küreyi ve
birbirini tepüklemeleründen ibarettür. Bu bölüklerden her birine dakım
dirler. Mezkur topun çevresi bir arşun, sıkleti azami bir okkanun sülüsü
kadardur. Dibagat edilmiş öküz derisünden birkaç parçanun birbirine
dikilmesünden meydana gelir. Derunu heva ile dolu olub arza uruldukta
sıçrayup balaya çıkar. Âdem başı cesametünde bir küredir.
Balada zikredülen iki bölük âdemler diz kapağı ile göbek aresinde
donlar giyinüb üstlerine gayet ince vurma dinülen bir gömlek telebbüs
eylerler. Her iki bölüğün donları vü vurmaları ayru renkte olur. Bu iki
bölük Atmeydanı vüsatinde üstad-ı yevm tesmiye olunan bir ulu sahada
oynarlar. Sahanın her iki ucunda dikili iki direk olub bunlara kala dirler.
Download

ÇORUK, Ali Şükrü-YENİ TÜRK EDEBİYATINDA TEHZİL