MÜBERRED
(nşr.
Abdü laz!z el-Meymenl, Kah i re ı 350/
ı 931; nşr. A hmed Muhammed Süleyman
EbO Ra'd, Küveyt 140 9/ı989; nşr. Muhammed Rıdvan ed-Daye, Dımaşk 141 ı;ı 99ı ).
9. Nesebü 'Adnan ve KaJ:ıtan. Araplar'ın
soy bilimine dair en eski eserlerden olup
İbn Hazm'ın el-Ensab'ımn temel kaynaklarındandır (nşr. Abdülazlz el-Meymenl erRackOtl, Kahire ı 354/ ı 936) . 10. Risale ii
a'cazi ebyat tügni ti't-temşil 'an şudu­
rihd. Cahiliye ve ilk islam dönemi şairle­
rine ait olan ve çoğu nahiv şahidi konumunda bulunan seksen dört meşhur beytin son mısralarının (acüz 1a·caz) açıklama­
sıdır (nşr. Abdüsse lam Muhammed H arün , Nevadirü '1-mal].tütat, I, Kah i re ı 371/
ı95ı, s. ı61-17 3). 11. er-Ravza. Müberred'den az önce yaşayan veya onunla çağ­
daş olan muhdes şairlerden seçmelerle
onların bazı haber, hikaye ve anekdotlarına
dairdir. el-Egani'den ljizanetü'l-edeb'e
kadar birçok kitapta kendisinden iktibasların yapıldığı eserin yazma nüshasının Abdülazlz el-Meymenl'nin özel kitaplığında
bulunduğu kaydedilir. Abdülkerlm Hablb
bu iktibasların bir kısmını bir araya getirmiştir ("er-Ravza li'l-Müberred tai5dlm ve
nuşüş", MMMA, XX.XVI/1-2 !Kahire 14i4/
19931. s. 153-202) 1Z. er-Red 'ala Sibeveyhi (Mesa'ilü'L-galat) . i'rab, istişhad ,
amiller, rivayet ve terimlerle ilgili olarak
131 meselede Kitabü Sibeveyhi'ye yöneltilmiş eleştirilerden meydana gelmiş
olup el -Mu~tec;fab'ın girişinde zikredilmiştir (1 , 89 vd.). Ancak müellif, genç
yaşta yazdığı bu eleştirilerin bir kısmın­
dan daha sonra vazgeçmiş ve Slbeveyhi'den özür dilemiştir (İbn Cin ni, I, 206; lll ,
278). Birçok alim bu konuda Müberred'e
eleştiri yazmıştır: Zeccac, er-Red 'ale'lMüberred; İbn Vellad, el-İntişar li-Sibeveyhi mine'l-Müberred (Darü'l-kütübi'lMısriyye, TeymOriyye, nr. 705); İbn Dürüsteveyh, Müna?aratü Sibeveyhi li'l-Müberred; Rummanl, el-ljilat beyne Sibeveyhi ve'l-Müberred; İbn Ebu Bürde
el-Kasrl, Kitab ti'l-intişar li-Sibeveyhi
'ale'l-Müberred ii Kitabi'l-Galat; İbnü'l­
Hac el- işblll. Tel]Jişu Reddi'l-Müberred
'ald Sibeveyhi ve'ntişari İbn Vellad lehu (TUnus Ahmediyye Ktp., nr. 3966; elMethafü'l-Iraki, nr. 778, ı 352) ; Monique
Bernards, "al-Mubarrads Refutation of Slbawayh and the Subsequent Reception of
the Kitab". (Studies in Semitic Languages
and Linguistics, XXlJI , Leiden-New YorkKöln ı 997). 13. ljutbetü Ta~ri' (Musul
Medresetü'l-Hacciyyat Ktp., nr. 56). 14. ez-
Ziyadetü'l-münteze'a min Kitabi Sibeveyhi. Kitabü Sibeveyhi'de eksik açık-
434
!anan yerlerin izahı hakkındadır (Konya
Yusuf Ağa Ktp., nr. 14). Bunlardan başka
gramer, lugat, edebiyat, i'rabü'l-Kur'an,
kıraat, Allah'ın isim ve sıfatları gibi konularda Müberred'e birçok eser nisbet edilmiştir (bk. İbnü'n-Nedlm, s. 59; el-Mukteçlab, neşredenin girişi, I, 54- I 30; Hadlee
el-Hadisi, s. ı47-305; RezzOk Ferec RezzOk, Ill/1 11 394/19741. s. 243-266) .
Müberred'in sade bir üslupla ve çoğu
irticalen söylenmiş birçok şiirinin olduğu
kaydedilirse de (EbO Bekir ez-Zübeydl, s.
ı ı 2) biyografi eserlerinde yer alan şiirleri
bazı methiye, gazel ve ihvaniyat parçalarından ibarettir. Kendisini himaye eden
Bağdat Valisi Ubeydullah b . Abdullah b.
Tahir' e methiyesi ve sitem şiiri bunlardandır.
BİBLİYOGRAFYA :
Müberred, el-Mu~teçiab (nşr. M. Abdü lhalik
Uzeyme), Beyrut, ts. (Alemü'l-kütüb) , neşredenin
girişi, I, 5-130; a.mlf .. el-Belaga (nşr. Ramazan
Abdüttevvab), Kahire 1965, neşredenin girişi, s.
5-52; a.mlf., el-Mi1?ekker ve'l-mü'enneş (nşr. Ramazan Abdüttevvab - Selahaddin el-Hadi), Ka hire 1970, neşredenlerin girişi, s. 6-64; a.mlf., elKamil (nşr. M. Ahmed ed-Dali). Beyrut 1406/
1986, 1, 28, 135; ll, 56; lll, 22, 410; ayrıca bk.
neşredenin girişi, 1, 5-23; a.mlf., Me'tte{e~a laf?Uhü ve'i)telefe ma'nahü mine'l-~ur'ani'l-me­
cid (nşr. M. Rıdvan ed-Daye), Dımaşk 1411/199 1,
neşredenin girişi, s. 7-12; a.mlf., et-Te'azi ve'l-
Muhammed ed-Dibad), Beyrut 1412/
1992, neşredenin girişi, s. e-t; İbn Abdürabbih,
el-'İ~dü'l-{erid, VI , 77-78; Ebü'I-Kasım ez-Zeccaci, Mecalisü'l-'ulema' (nşr. Abdüsselam M. Harün), Kahire 1403/1983, s. 84-87,91,94-99,265266; Ebü't-Tayyib ei-Lugavi, Meratibü'n-naf:ıviy­
yin (nşr. F. Krenkow). Beyrut- Paris 1936, s. 97107; Slrafi, Ai)biirü'n-naf:ıviyyine'l-Başriyyin
(n ş r. F. Krenkow), Beyrut 1936, s. 97-107; Ebü Bekir ez-Zübeyöı, Taba~atü'n-naf:ıviyyln ve 'l-lugaviyyin (nşr. M. Ebü'l-Fazl İbrahim), Kahire 1373/
1954, s. 109-120; İbnü 'n-Nedlm , el-Fihrist (Flügel). s. 59; Muafa en-Nehrevanı, el-Celisü'ş-şali­
f:ıu'l-kafi ve'l-enisü'n-naşıf:ıu'ş-şafi (nşr. M. Mürsi el-HGII). Beyrut 1413/1993, I, 161-162; İbn
Cinn1. el-ljaşa'iş (nşr. M. Ali en-Neccar). Beyrut,
ts. (Darü'l-kitabi' I-Arabl), ı , 206; lll, 278; Hatlb,
Tarii)u Bagdad, lll, 380-387; Kemaleddin el-Enbarı. Nüzhetü'l-elibba' (nşr. İbrahim es-Samerral), Zerka (Ürdün) 1405/1985, s. 164-170; Yaküt, Mu'cemü '1-üdebii', XIX, 111-122; İbnü'I-Kıf­
tı, İnbiihü'r-ruvat, lll , 241-253; Yağmurı, Nürü'l~abes el-mui)taşar mine'l-Mu~tebes (nşr. R.
Sellheim). Wiesbaden 1384/1964, s. 324-332; İbn
Hallikan. Ve{eyat (Abdülhamld). ll, 441-447; Ahmed Emın, Puf:ıa'l-İslam, Kahire 1351-55/1933 36, 1, 331-338; Ahmed Haseneyn ei-Karenı- Abdülharız FergaiT All, el-Müberred J:ıayatühü ve
aşaruh, Kahire 1971; Ahmet Suphi Furat. al-Mu-
ve Sa'leb (yüksek lisans tezi , 1404). Camiatü'Iİmam Muhammed b. SuGd ei-İslamiyye; M. Ab-
dülhalik Uzeyme, Ebü'l-'Abbiis el-Müberred ve
eşeruha fi 'l·'ulümi 'l-'Arabiyye, Riyad 1405; Tahir Ahmed ei-Mekk1, Dirasat {i meşadiri'l-edeb,
Kahire 1986, s. 216-234; Cum'a MebrGk ei-Avn.
el-Müberred f:ıayatühü ve aşaruhü ve menhecühü min bilali kitabihi'l-Mu~teçiab, Beyrut
1988; Hadlce ei-Had1s1, el-Müberred siretühü ve
mü'ellefatüh, Bağdad 1990, s. 147-305; Muham-
med Nasıf, "Na:(:arat fi'l-edebi'l-15adirn", eş-Şe~a­
fe, LXXX, Kahire 1940, s. 16-19; CXXIII ( 1941).
s. 22-25; CXXXV ( 1941), s. 11-13; M. Kürd Ali,
"eı-Müberred ve kitabühü'l-Kamil", MMLADm.,
XXV (1950), s. 331-443; M. Fazı! b. Aşar, "İ]J.tila­
fü'l-Müberred ma'a Slbeveyhi", a.e., XL/1 (1965),
s. 30-45; Rezzük Ferec RezzCık, "eı-Müberred dirase bibliyografiyye", el-Mevrid, lll/1, Bağdad
1394/ 1974, s. 243-266; Muhammed b. Tavit etTand, "Havle Kitabi't-Te'azl ve'l-merasi li'l-Müberred",·a.e.,lll/4 (1394/ 1974), s. 311-313; İbra­
him ei-Ebyarı, "eı-Karnilli'l-Müberred", Mecelletü 't-türaşi'l-insaniyye, ı , Kahire 1985, s. 3-18;
Mahmud M. et-Ameıctı. "Şeri:ıu Lamiyyeti'l-'Arabi'l-mensüb li'l-Müberred", ljavliyyatü Külliyyeti dari'l·'ulüm, XXIIl, Kahire 1419/ 1998, s. 6798; Nihad M. Çetin, "Müberred", İA, lll, 779-781;
R. Sellheim, "el-Mubarrad", EP (Fr.), VII, 281-284.
fi
MÜBEŞŞİR
L
Camiatü'I-Ezher; Şevki Dayf, el-Medarisü'n-naf:ı­
viyye, Kahire 1979, s. 123-135; Abdurrahman elAcemi, Mesa'ilü'l-i)ilafi'l-me'sür 'ani'l-Müberred
(bk. BEŞIR; TEBŞIR).
_j
MÜBEŞŞİR et-TIRAzi
meriişi(nşr.
barrad Arap Filolojisindeki Yeri Dil ve Edebiyat Hakkındaki Ça lışma ları (doçentlik takdim
tezi , 1971). İÜ Ed. Fak.; Hazım TaM Mec1d, el-Müberred şe~a{etühü ve adiibüh (doktora tezi, 1973),
İsMAiL DuRMUŞ
(..sjl_,ı:.JI~ )
(1896-1977)
L
Türkistanlı alim,
fikir ve mücadele adamı.
_j
27 Receb 1314 (1 Ocak 1897) tarihinde Batı Türkistan'da bugün Kazakistan sı­
nırları içinde kalan Tıraz şehrinde doğdu.
Babası bölgede fıkıh, Arap dili ve Doğu
edebiyatları alanında tanınan Muhammed
Han b. Muhammed Gazi Han el-Hüseynl'dir; annesi son Doğu Türkistan emirlerinden Seyyid Büzürg Han'ın soyundan gelmiştir. İlk öğreniminden sonra orta ve yüksek tahsilini Taşkent'te sürdürdü. Buradaki Ebü'l-Kasım Han ve Buhara'da Buhara
üniversitelerinden mezun olarak (ı 9 ı 7)
Arap edebiyatı, tefsir, fıkıh ve mantık dallarında uzmanlaştı. Sultan ll. Abdülhamid'in Uzakdoğu 'ya gönderdiği tebliğ heyetinde yer alan Şeyh Muhammed el-Asell
eş-Şam'i'den hadis icazeti aldı.
Memleketine döndükten sonra komünist yönetime ve dinsizlik akımına karşı
mücadele etti. 1917'de Türkistan Öğren­
cileri Birliği'ni kurdu. Aynı yıl Aleksandr Kerenski'nin geçici hükümeti sırasında Rusya Halkları Yasama Konferansı'na Türkis-
MÜB EŞŞiR et-TIRAZT
tan temsilcisi olarak seçildiyse de Bolşevik­
ler'in iktidarı ele geçirmesi üzerine (Ekim
ı 9 ı 7) konferans toplanamadı . Türkistan'daki Hokand, Hive ve Buhara hanlıkları
1918-1921 yıllarında işgal edilerek altı ayrı
cumhuriyet halinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ne bağlanınca (ı 923) Mübeşşir et-Tırazl, bir taraftan komünistyönetime karşı ülkesinin bağımsızlığı için mücadele verirken bir taraftan da Türkistan
halkının birliği için çalıştı. Semerkant'taki
Ayine, Taşkent'teki Islah ve yayın müdürlüğünü yaptığı lzahu'l-meram adlı
dergilerde yazılar yazdı, imam - hatiplik görevinde bulundu. Bu sırada tutuklanarak
eserleri ve zengin kütüphanesi yakıldı.
1923'te kadılık ve 1924'te Tıraz'da Din İş­
leri reisliği görevlerine getiriidiyse de Sovyet yönetiminin müdahalesi yüzünden bu
görevlerinden ayrılmak zorunda kaldı; kendisi tutuklandığı gibi açtığı okullar da kapatıldı. Mücadelesine devam eden Mübeş­
şir, 1926'da Tıraz'da gizlice kurulan Türkistan Bağımsızlığı Cemiyeti'ne başkan seçildi. Ancak Türkistan halkının kanlı mücadelesi bir sonuç vermeyip Tırazi birkaç
defa tutuklanarak bir defa da sürgüne
gönderilmesinin ardından idama mahkum
edilince Nisan 1930'da Afganistan'a hicret etti. Kral Nadir Şah'tan saygı ve itibar
gördü. Arapça ve dini ilimler müderrisliği
yaptı. Bir süre sonra Afgan vatandaşlığı­
na kabul edilerek hac mevsiminde Suudi
Arabistan'a gönderilen Afgan heyetine
başkan naibi tayin edildi (ı 93 ı )' ertesi yıl
da aynı görevde bulundu. Kabil' e dönünce
kraliyet divanında Telif ve Tercüme Dairesi müdürlüğüne getirildi. Bu vesileyle bütün İslam dünyasında ilim, siyaset ve basın çevreleriyle ilişki kurdu. Mısır ve Irak'taki dergi ve gazetelerde yazıları neşre­
dildi. 1936'da Muhammed İkbal'in davetiyle gittiği Lahor'da İslam birliği üzerine
yaptığı konuşmaları Hindistan'da büyük
yankı uyandırdı. Aynı zamanda Afganistan'a hicret eden yarım milyon Türkistan-
lı
göçmene liderlik yapan Tır azi, ll. Dünya
Afgan yönetiminin de
onayıyla Türkistan'ın bağımsızlığı için Afganistan'dan bir cephe açmak amacıyla
göçmenlerden birlik oluşturmaya çalıştı.
Ancak Almanya'nın yenilgisi ve Sovyetler'in baskısı üzerine Afgan yönetimi Tıra­
zi'yi ve bazı arkadaşlarını tutukladı ( ı 94 3).
1948 yılında serbest bırakıldığında Zahir
Şah kraliyet divanındaki görevine dönmesini istediyse de kabul etmedi.
Savaşı sırasında
Sovyet yönetiminin kendisini öldürmeye yönelik faaliyetleri üzerine Tırazi 1949'da Pakistan'a geçti ve ailesini Peşaver'e
bırakıp Mısır'a gitti, daha sonra da ailesini
yanına getirtti (Şubat ı 950). Mısır'da siyasi mülteci olarak saygı gördü ve kendisine maaş bağlandı. Türkistan'ın bağım­
sızlığı mücadelesini Kahire'de de sürdüren Tırazl, Türkistan Birliği Cemiyeti'ni kurdu. Arkadaşlarıyla birlikte Arapça Şavtu
Türkistan ve Çağatayca Türkistan adlı iki
dergi çıkardı. Abdülkerlm el-Hattabl ve
Alla! el-Fas! gibi Kuzey Afrikalı liderlerin
de yer aldığı Cemaatü'l-kifah li-tahrlri'ş­
şuObi'I-İslamiyye'nin idare meclisine Türkistan temsilcisi olarak katıldı. Bu vesileyle Türkistan'ın bağımsızlığı için Birleşmiş
Milletler ve diğer bazı uluslararası kuruluş­
lar nezdinde girişimlerde bulundu. 1951'de Afgan Edebiyat Akademisi şeref üyeliğine, ayrıca Da'iretü'l-Ma'arii'in (Aryana) yayın kuruluna üye seçildi ve bu ansiklopedinin "İslam" maddesini yazdı. 1960'1ı
yılların başlarından itibaren Mısır'ın izlediği siyaset doğrultusunda siyasi faaliyetlerden uzak durarak telif ve tebliğle meş­
gul oldu, birçok dergi ve gazetede yazı
yazdı. 21 Şubat 1977'de Kahire'de vefat
etti ve ömer b. Farız Mezarlığı'nda defnedildi.
Türkçe yanında Farsça ve Arapça da bilen Tırazi bu üç dilin edebiyat ve kültürüne, İslami ilimiere vakıf çok yönlü bir şah­
siyettir. Ona göre çağımızda müslüman
toplumların karşılaştığı problemierin halli ancak İslam'ın temel esaslarına bağlan­
ma ve İslam birliğini teminle mümkündür.
Yaşadığı bütün ülkelerde bu temel düşün­
ceyi dile getirmiştir. Türkistan'da Cedldciler'le Kadlmciler'in arasını bulmaya çalış­
tığı gibi Mısır'da Ehl-i sünnet ile Şla arasındaki ayrılıkların giderilmesi yönünde
çaba göstermiş, Mekke'de Rabıtatü'l-ale­
mi'I-İslaml kurulduğunda çalışmalarını
desteklemiştir. Sömürgeciliğe karşı
Mübeşsir
et-Tırazi
mücadele veren bütün müslüman toplumların
yanında yer almış, Filistin meselesini müslümanların ortak davası olarak savunmuş­
tur. Oğlu Nasrullah Mübeşşir et- Tırazi de
özellikle Mısır Milli Kütüphanesi'ndeki Türkçe ve Farsça eserlerle ilgili olarak hazırla­
dığı kataloglarla tanınmıştır.
Eserleri. Mübeşşir et-Tırazl'nin, Nimet
Hakim'in Muhammed İJQhi Peygamber
midir? adlı eserine reddiye olarak Çağa­
tayTürkçesi'yle yazdığı Kur'an ve Nübüvvet dışındaki çalışmaları Farsça ve Arapça
olup başlıcaları şunlardır (bir listesi için
bk. el-Kitabü't-Te?karl, s. 69-73). A) Farsça. 1. Yadgar-ı Zindan ya Ayine-i CiMn. Kabil'de tutuklu bulunduğu sırada
yazdığı yaklaşık 4000 beyitten oluşan bir
mesnevidir. Kendisinin ve Türkistanlı mücahidlerin hapis hayatı, İslam dünyasının
durumu ve Sovyet tehlikesiyle ilgili gözlem ve görüşlerini dile getirdiği eser, İmam
Zeynelabidln hakkındaki İcmalü'l-keJQm
fi sireti'I-İmam 'Ali b. Hüseyin b. 'Ali
adlı Farsça eseriyle birlikte yayımlanmış­
tır (Kahire 1406/1986; ayrıca bk. el-Kitabü 't-Te?kMf, s. 126-152). Z. 'Askeriyyet
der İsJQm (Kah i re 1406/ 1986) el-Cündiyye fi'l-İslam adıyla Arapça'ya tercüme
etmiştir. 3.lfu~ü~-ı Zen der İsJQm (Kahire 1409/1 988). Müellif bu eserini bazı ilavelerle el-Mer'e ve l;.u~ü~uha fi'l-İslam
adıyla Arapça'ya çevirmiştir (Kahire ı 977;
İskenderiye ı 983, ı 987) . 4. Şerab Menı1ş
(Kahire 1409/ 1988). Bu çalışmasını da İy­
yake ve'l-l]amr ismiyle Arapça'ya tercüme etmiştir. Bu dört kitabın Farsça neşirleri müellifın el yazması nüshasının tıp­
kıbasımıdır. 5. Dürretü't-tican fi medl;.i'ssuJtan. Afgan Kralı Nadir Şah'ın methine
dair Arapça bir kaside olup Afganistan'a
hicretini anlattığı mukaddimesiyle krala
nasihatlerini ihtiva eden sondaki Teıki­
rü'l-l;.ükkôm adlı risale Farsça' dır. Bu mukaddime ve risale de Arapça'ya çevrilerek
birlikte yayımlanmıştır (Kah i re ı 987).
B) Arapça. el-İsJQm ed - dinü'l-fıtriy­
yü'l-ebedi (1-1 1, Kahire 1972 , 1976; iskenderiye 1983, 1987; Mekke 1392; Beyrut
I 984); en-Nebıe fi's-sireti'n-nebeviyye
(1, Kah i re 1968; l-ll, İskenderiye I 984); elA}]JQ~ fi'l-İslam (Kah i re I 987); Keşfü'l-li­
şam 'an Rubô'iyyô.ti'l-Ijayyam (Kahire
I 960, I 967, I 985, I 987; müellif bu eserinde, Ömer Hayyam'a nisbet edilen ve islam
esaslarıyla bağdaşmayan ruballerin ona
ait o lm adığını ispata ça lışmı ştır) ; el-Erba'ı1ne't-Tıraziyye (Kahire ı 975; Allah
için sevgi ve kardeşliğe dair kırk hadi s ihtiva eder); lfalatü'l-müslimin ii Rı1siya
(Kahire 1952); İle 'l-Cündiyye eyyühe'l'Arab (Kah i re I 960; Filistin davasıyla ilgilidir); Mu~tetafat eşeriyye (Kahire I 960) ;
Şallı1 'ale'n-nebi (Kahire I 962); Şavmu
ramazan (Kahire 1975) .
435
MÜBESSiR et- TIRAZi
BİBLİYOGRAFYA :
Nasrullah Mübeşşir et-Tırazl, "Ta'rif bi'l-'Allame et-Tırazi" , el-Kitabü 't-Te?karr li-nedueti 'l'Allame Ebi'n-Naşr Mübeşşrr et-Tırazr li'd-dirasati'ş-Şar~iyyeti'l-İslamiyye, Kahire 1987, s. 1573; Abdünnaim M. Hasaneyn, "el-'Allame et-rı­
razi da'iyetü'l-vai).deti'l-islarniyye", a.e., s. 7983; Ahmed el-HUli, "Cevle fi fikri'l-'Allame et-Tlrazi", a.e., s. 115-125; Abdullah Mübeşşir et-Tı­
razi, "SemaJ:ıatü'l-'Allame et-Tırazi ve'l-ittiJ:ıa­
dü'l-islami", a.e., s. 157-174; M. Hayr Ramazan
Yusuf, Tetimmetü'l-A'lam, Beyrut 1418/1998, ll,
34-36, 319; Nizik Abaza- M. Riyad el-Malih, itmamü'l-A'lam, Beyrut 1999, s. 217; Enver elCündi, A'lamü'l-~arni'r-rabi' 'aşer el-hicn, Kahire, ts . (Mektebetü'l-EnclQ el-Mı s riyye), l, 237243; Mustafa Fayda, "eı-Zikra'l-'aşire li-vefil.ti'l'Allame Mübeşşir et-Tırazi el-I:Iüseyni", AÜİFD,
XXVlll (1987) , s. 187-214; ihsan Sabri Çebi, "Prof.
Dr. Nasrullah Mübeşşir et-Tırazi" , Türk Dünya·
sı Dil ve Edebiyat Dergisi, sy. 6, Ankara 1998,
J:;i;J
s. 891-901.
IJllll!l
AHMETÖZEL
MÜBEYYİZA
(~f)
Il. (VIII.) yüzyılda
Maveraünnehir bölgesinde ortaya çıkıp
beyaz elbise giydikleri için
bu isimle anılan
ve yaratıklarla Allah arasında
benzerlik kuran aşırı fırka
L
(bk. MÜŞEBBİHE).
_j
MÜBHEM
(~f)
İsnadında veya metninde
adı açıkça
L
bir ravinin
zikredilmeyen
hadis.
bulunduğu
_j
Sözlükte "gizli ve kapalı olmak" anlamın­
daki ibhiim masdanndan türeyen mübhem kelimesi hadis terimi olarak senedinde veya metninde adı açıkça belirtilmeksizin "recül, imrae, şeyh, fülan, a(J, uht,
zevc, zevce, amm, amme, ibnü fülan, fülan, ba'<;lu'n-nas. sika" gibi cins isimleriyle
işaret edilen şahıs veya böyle bir şahsın
bulunduğu hadis için kullanılır. Bu isirolerin en çok belirsizlik ifade edenleri "recül"
ve "imrae" olup bir hadiste kişilerin açık
adları yerine bu tür kelimelerin kullanıl­
masına da "ibham" denir. Mübhem kavramı hadis ilminde "müfesser cerhin karşıtı" anlamında "mü b hem cerh", belli bir
şahsa verilen icazetin aksine "mübhem
şahsa verilen icazet" (Ka dt iyaz, s. ı o ı)
manasında da kullanılmaktadır.
Mübhemlik, ravinin hadis aldığı hocası­
belirtmemesi şeklinde isnadda bulunabileceği gibi hadisin metninnın adını açıkça
436
de geçen bir kimse de olabilir. Mesela Amr
b. Mürre'nin "an recül an Cübeyr b. Mut'im an ebih" senediyle naklettiği hadis (Ebu
DavGd, "Şaliit", ı 20) mübhemü'l-isnad hadise; İbn Abbas'tan rivayet edilen, "Adamın biri: Ya Resülellah! Her yıl haccetmek
gerekir mi?" hadis de (Müsned, ı, 301)
mübhemü'l-metn hadise örnektir. Hadisin
sıhhatini ilgilendiren mübhemlik. mübhem
ravinin güvenilir olup olmadığının tesbit
edilernemesi yüzünden isnaddaki mübhemliktir. Dolayısıyla mübhem ravi, kimliğinin bilinemernesi açısından mechQlü'layn ravi gibidir. Metindeki mübhemlik ise
hadisin aniaşılmasıyla ilgili olup sıhhatiyle
ilgili değildir.
Hadisteki mübhemlik, genellikle ravinin
bilmemesinden kaynaklanınakla birlikte bildiği halde ihtisar etmesinden, adını söylemeye gerek duymamasından, adında şüphe etmesinden, kişiyi
yüceitme veya aşağılama düşüncesinden,
zayıf bir ravi ya da kötü bir kimse olduğu­
nun anlaşılması endişesinden meydana
gelebilir. Ayrıca metinde takti' yapmak veya eğitim amacıyla öğrenciyi mübhem şah­
sı araştırmaya yöneltmek gibi sebepler de
buna yol açabilir.
hocasının adını
Bir hadisteki mübhem şahsın belirlenmesi hadisin türünü, dolayısıyla hükmünü
bilmek ve metnini doğru anlamak için son
derece önemlidir. Bu da aynı hadisin baş­
ka rivayetlerinden yahut siyer ve megazl
alimlerinin açıklamalarından ya da mübhem şahsa isnad edilen olayın hangi şah­
sa isnad edildiğini gösteren başka bir rivayetten anlaşılabilir. Ancak bu durumda
aynı olayın birden fazla kimse hakkında
tekerrür edebileceği ihtimalini dikkate almak gerekir.
isnadında mübhem ravi bulunan hadisin hükmü, hadisin türüyle ve ravinin hocasını ibham ederken kullandığı ifade ile
yakından ilgilidir. Hadis alimlerinin çoğu
ve bazı fıkıhçılar, mübhem hadisi isnadın­
da adı açıklanmamış (mechiilü'l-ayn) ravi
bulunan muttasıl hadis sayarken (Alat, s.
96) bir kısım hadisçilerle fıkıh ve usul alimlerinin çoğu, mübhem raviyi dikkate almayarak münkatı' ve mu'dal hadisi de kapsayan anlamıyla mürsel hadis olarak değerlendirmiştir. Fakat her iki durumda da
böyle bir hadis dini delil kabul edilmemiş­
tir. isnadında mübhem ravinin sahabi olduğu anlaşılan bir hadis sahabe nesli adil
sayıldığı için makbuldür. Seneddeki mübhem ravinin sahabi olmaması onun kimlik veya kişilik bakımından meçhul kalma-
sı
demektir. Bu durumda meçhul ravi ile
ilgili kurallar geçerli olur; yaygın görüşe
göre ravinin mübhemliği ortadan kalkıp rivayete ehil olduğu anlaşılmadıkça rivayeti
kabul edilmez.
isnadı mübhem olan hadisin hükmü konusunda tartışılan hı,ısuslardan biri de ibhamda kullanılan ifadelerdir. Hadis ve fı­
kıh usulcülerinin çoğuna göre kendisi adi
olan bir ravinin, "Bana sika biri rivayet etti" veya, "Bence müttehem olmayan biri
bana haber verdi" gibi ifadelerle birinden
rivayette bulunması o raviyi ta'dll anlamı­
na gelmez. Çünkü ona göre sika olan bir
ravi başkasına göre mecrQh olabilir. Ancak
EbQ Hanife mürsel hadisle ihticac deliline
dayanarak, "Bana sika olan biri rivayet etti" diyen ravinin sika olmasının hadis aldığı
hocasını ta'd'il anlamına geldiği görüşünü
benimser. Bir diğer görüşe göre EbQ Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed b. Hanbel gibi imamların. yalnızca mezheplerine muvafakat eden müntesipleri için mübhem
şeyhi tevsik ederek ondan rivayette bulunmaları ta'dll anlamına gelir. İmamü'J-Ha­
remeyn el-Cüveynl ve Rafil gibi usulcülerle
bir kısım muhakkik alimierin benimsediği bu görüşü bazı kayıtlarla sınırlandıran­
lar da olmuştur. Buna göre böyle bir kimsenin rivayetinin ta'dll anlamına gelebilmesi için adil olanlar dışında kimseden rivayette bulunmaması veya, "Adını zikretmeksizin kendisinden size hadis rivayet
ettiğim herkes adildir" demesi şarttır. Metindeki mübhemlik ise sıhhat şartlarını taşıdığı sürece hadisin delil olmasına engel
teşkil etmez.
Mübhem kavramı ilk dönem hadis usulü kaynaklarında mürsel ve meçhul gibi
konularla birlikte ele alınırken daha sonraki deviriere ait usul kitaplarında genellikle "mübhemat" başlığı altında incelenmiştir. Kökleri Hz. Peygamber dönemine
kadar uzanan mübhem isirolerin tesbiti
çabaları, sahabe devrinden itibaren hadislerdeki mübhem şahısların açıklamasına
dair çalışmalarla önem kazanmıştır. Abdullah b. Abbas'ın bir ayet-i kerlmede geçen "Allah'a ve resulüne hicret etmek niyetiyle evinden çıkan kimse" (en-Nisa 4/
100) ifadesinde geçen "kimse" sözüyle kimin kasdedildiğini öğreninceye kadar on
dört yıl uğraşması, "Eğer sizin ikiniz Allah'a yönelirse" (et-Tahrlm 66/ 4) ayetinde
geçen iki kadının kimliğini uzun müddet
sonra Hz. Ömer'den öğrenmesi bu ilmi
gayretin sahabe devrindeki ilk örneklerinden dir. Tabiln dönemi alimlerinden İbn
Cüreyc, kendisinden sonra bu alanda ya-
Download

TDV DIA - İslam Ansiklopedisi