ZÝKÝR
bâð’ýn e×-¬ikr fi’l-Æurßâni’l-kerîm ve’sSünneti’l-mu¹ahhara (Kahire, ts. [Dârü’li‘tisâm]), Muhammed Zekeriyyâ Kandehlevî’nin Fezâil-i Zikr: Zikrin Fazîletleri
(trc. Hayri Demirci, Ýstanbul, ts.), Muhammed b. Ahmed b. Bedevî’nin Fýšhü’×-×ikr
ve’d-du£âß (Beyrut 1412/1992), Mehmet
Yýldýz’ýn Kur’ân-ý Kerîm’de Zikir Kavramý (yüksek lisans tezi, 1995, EÜ Sosyal
Bilimler Enstitüsü), Gündüz Yýldýrým’ýn
Kur’an’da Zikir Kavramý (yüksek lisans
tezi, 1994, EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü)
ve Necdet Tosun’un Zikir ve Tefekkür (Ýstanbul 2010) adlý eserleri kaydedilebilir. Ayrýca tarikat ehli tarafýndan birçok evrâd,
ezkâr ve ahzâb hazýrlanmýþ, kendi yollarýnda uyguladýklarý zikir þeklini anlatan
eserler yazýlmýþtýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Tehânevî, Keþþâf, I, 512-513; Müsned, IV, 124,
159; Serrâc, el-Lüma£, s. 290-291; Kelâbâzî, etTa£arruf, s. 74-76; Ebû Tâlib el-Mekkî, Ɔtü’l-šulûb, Kahire 1310, I, 40-44; Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Ziyâdâtü ¥ašåßiši’t-tefsîr (nþr. G.
Böwering), Beyrut 1986, s. 14; Kuþeyrî, er-Risâle,
II, 464-471; a.mlf., Risâletü tertîbi’s-sülûk (erResâßilü’l-Æuþeyriyye içinde, nþr. Muhammed Hasan), Karaçi 1964, s. 68; Hücvîrî, Keþfü’l-mahcûb (Uludað), s. 547-548; Hâce Abdullah el-Herevî, Menâzilü’s-sâßirîn, Kahire 1910, s. 18; Gazzâlî, ݼyâß (Beyrut), I, 293-303; Necmeddîn-i Kübrâ, Tasavvufî Hayat (trc. Mustafa Kara), Ýstanbul
1980, s. 58-59, 78-80, 126-129, 139-141; Þehâbeddin es-Sühreverdî, £Avârifü’l-ma£ârif (Gazzâlî, ݼyâß [Beyrut], V içinde), s. 70, 125, 221-222;
Ýbn Teymiyye, Kelimü’t-tayyib: Kur’an ve Sünnette Dua ve Zikir (trc. Mehmet Yýlmaz – Ayhan
Kalaycý), Ýstanbul 1986, tür.yer.; Abdürrezzâk elKâþânî, Tasavvuf Sözlüðü (trc. Ekrem Demirli),
Ýstanbul 2004, s. 248-250; Ýbnü’l-Ýmâm, Silâ¼u’lmüßmin fi’d-du£âß ve’×-×ikr (nþr. Muhyiddin Dîb
Müstû), Dýmaþk-Beyrut 1414/1993, s. 51-80; Ýbn
Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn: Kur’anî
Tasavvufun Esaslarý (trc. Ali Ataç v.dðr.), Ýstanbul 1990, II, 331-338; Yâfiî, el-Ýrþâd ve’t-ta¹rîz fî
fa²li ×ikrillâh ve tilâveti kitâbihi’l-£azîz ve fa²li’levliyâßi ve’n-nâsikîn ve’l-fušarâßi ve’l-mesâkîn
(nþr. M. Edîb el-Câdir), Beyrut 1424/2003, s. 168177; Muhammed b. Muhammed es-Sâlihî el-Menbicî, el-Mi½bâ¼ fî e×kâri’l-mesâßi ve’½-½abâ¼ (nþr.
Ahmed Ferîd Mezîdî), Beyrut 1421/2001, tür.yer.;
Lisânüddin Ýbnü’l-Hatîb, Rav²atü’t-ta£rîf (nþr. Muhammed el-Kettânî), Beyrut 1970, I, 295-307; II,
493-503; Ýsmâil Rusûhî Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Bulak 1256/1840, s. 86-93, 204-205; Hulvî, Lemezât-ý Hulviyye, Süleymaniye Ktp., Hâlet
Efendi, nr. 281, vr. 9a-10a, 13b, 16a-b; Sarý Abdullah Efendi, Semerâtü’l-fuâd, Ýstanbul 1288, s. 127,
138; Ýsmâil Hakký Bursevî, Þerh-i Usûl-i Aþere
(Necmeddîn-i Kübrâ, Tasavvufî Hayat içinde, trc.
Mustafa Kara), Ýstanbul 1980, s. 59; Ýbrâhim Hakký Erzurûmî, Mârifetnâme, Bulak 1251, s. 335347; Ali Kadri, Risâle-i Behâiyye: Tarîkat-ý Nakþýbendiyye Prensipleri (trc. Rahmi Serin), Ýstanbul 1994, s. 10-50; Ahmed Rifat, Mir’âtü’l-makåsýd, Ýstanbul 1293, s. 45-47; Harîrîzâde, Tibyân,
I, vr. 2b-4b; Leknevî, Hediyyetü’l-ebrâr fî süb¼ati’l-e×kâr el-müsemmâ Nüzhetü’l-fikr fî süb¼a-
412
ti’×-×ikr (nþr. Salâh Muhammed Ebü’l-Hâc), Amman 1421/2000, tür.yer.; M. Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-šulûb (nþr. Necmeddin Emîn el-Kürdî), Halep 1411/1991, s. 567-583; Mehmet Ali Ayni, Tasavvuf Târihi, Ýstanbul 1341, s. 197-215; Elmalýlý, Hak Dini, I, 540-543; Mûsâ M. Ali, ¥aš¢šatü’t-tevessül ve’l-vesîle £alâ Šavßi’l-Kitâb ve’sSünne, Beyrut 1405/1985, s. 391-480; Abdülhâlik Pîrzâde, Ehemmiyyetü’l-£ilm ve’×-×ikr fi’lÝslâm ve medâ i¼tiyâcü’l-insân ileyhimâ, Kahire 1414/1993, s. 121-167; Sâlih Uzeyme, Mu½¹ala¼ât Æurßâniyye, Beyrut 1414/1994, s. 178-181;
M. Revvâs Kal‘acî, el-Mevsû£atü’l-fýšhiyyetü’lmüyessere, Beyrut 1421/2000, I, 905-910; Vehbe
ez-Zühaylî, Mevsû£atü’l-fýšhi’l-Ýslâmiyyi’l-mu£â½ýr, Dýmaþk 1427/2007, I, 353-438; Suûd b. Abdülazîz el-Hamd, “el-Ý.râz .an cikrillâh fi’l-Kur,âni’l-Kerîm”, Mecelletü Câmi £ati’l-Ýmâm Mu¼ammed b. Su£ûd el-Ýslâmiyye, sy. 42, Riyad 1424/
2003, s. 85-137; Reþat Öngören, “Osmanlýlar Döneminde Semâ ve Devran Tartýþmalarý”, Tasavvuf, sy. 25, Ýstanbul 2010, s. 123-132; a.mlf.,
“Hatm-i Hâcegân”, DÝA, XVI, 476-477; Pakalýn,
III, 646, 659-661; el-Æåmûsü’l-Ýslâmî, II, 439; L.
Gardet, “Dhikr”, EI 2 (Ýng.), II, 223-227; Süleyman
Uludað, “Zikir”, ÝA, XIII, 561-564; a.mlf., “Nefes”,
DÝA, XXXII, 522; William C. Chittick, “Dhikr”, ER,
IV, 341-344; Gerhard Böwering,“Dekr”, EIr., VII,
229-233; Bahâeddin Haremþâhî, “Cikir”, DMT,
VI, 26-28; M. Rýzâ Ensârî, “Cikr”, a.e., VI, 29-32;
Hasan Seyyid Arab, “Cikr”, a.e., VI, 32-34; Ahmed
Tayyib, “ec-Cikr”, el-Mevsû£atü’l-Ýslâmiyyetü’l£âmme, Kahire 1422/2001, s. 660-661; Earle
Waugh, “Dhikr”, Encyclopedia of Islam and the
Muslim World (ed. R. C. Martin), New York 2004,
I, 179-180; Necdet Tosun, “Nakþibendiyye [Âdâb
ve Erkân]”, DÝA, XXXII, 342-343; Mehmet Boynukalýn, “Tesbih [Fýkýh]”, a.e., XL, 529.
ÿReþat Öngören
™ MÛSÝKÝ. Bazý tarikatlarda zikir esnasýnda zaman zaman mûsikinin de zikre eþlik ettiði bilinmektedir. Zikirlerini hafî (hafif sesle) yapan tarikatlarda sadece Kur’an
tilâveti, ezan, kamet, salât, tekbir, tesbih
okunmasý sýrasýnda bir ses mûsikisine yer
verilmektedir. Bu tarikatlardan biri Nakþibendiyye ve kollarý, diðeri ise Mevleviyye’dir. Mevleviyye tarikatýnda âyinlerde yoðun biçimde mûsiki icrâsý görülmekteyse
de sabah zikirlerinde ve semâ uygulamasý esnasýnda semâzenlerin hafî zikir yapmasý esastýr. Nakþî tarikatýnýn bazý kollarýnda ise cehrî (yüksek sesle) zikir yapýlýr.
Bunlardan Hâcegân yolunda Mahmûd-ý
Ýncîrfaðnevî ile baþlayan cehrî zikir uygulamasý daha sonra Anadolu dýþýnda Kâsâniyye kolu ile devam etmiþtir. Ýstanbul’a
dýþarýdan gelip yerleþen Nakþibendîliðin
Üsküdar semtindeki Afganîler kolu ile Sultantepe semtindeki Özbekler Tekkesi’nde
Yesevî usulü cehrî zikir (zikr-i erre) yapýlýr,
bu sýrada basit naðmeli ilâhiler okunurdu. Bu zikir usulünde kuûd zikrinin icrâsý
esnasýnda diðer tarikatlarýn uygulamasý-
na yakýn bir usulde salâtüselâm ve kelime-i tevhidi müteakip bir na‘t veya durak okunur, uþþak makamýnda ve hafif
usulünde ism-i celâl zikrine baþlandýðý sýrada zâkirler kasîde-i bürdeyi okumaya
baþlardý. Daha hareketli ilâhilere geçilerek
“hay” zikrinin ardýndan zikri idare eden zatýn “Hay Allah!” nidâsýyla zikre son verilirdi. “Turuk-ý aliyye” ismiyle anýlan ve geliþ
silsilesi bakýmýndan Hz. Ali’ye baðlanan
Bektaþîlik, Kadiriyye, Rifâiyye, Halvetiyye,
Bedeviyye, Sa‘diyye, Þâzeliyye, Bayramiyye’de ve bunlarýn çeþitli kollarýnda cehrî
zikir esastýr. Bu tarikat zikirlerinde tekke
mûsikisi formlarýnýn coþkun biçimde uygulandýðý görülmektedir.
Tasavvuf tarihinde zikirleri esnasýnda
mûsikiye yer veren tarikatlar üç gruba ayrýlýr. Bunlar Mevleviyye ve Bektaþiyye tarikatlarýyla Kadiriyye, Rifâiyye, Halvetiyye
ve bunlarýn kollarý olan çeþitli tarikatlardýr. Mevlevî tarikatýnýn zikri olan semâ sýrasýnda okunan, âyin adý verilen ve bestelendiði makamýn ismiyle anýlan mûsiki
eserleri Türk mûsikisinin en sanatkârane
ve uzun süreli bestelerindendir. Bazý Arapça ve Türkçe bölümler dýþýnda sözleri Farsça olan ve çoðunlukla Mevlânâ Celâleddîn-i
Rûmî’nin eserlerinden seçilen bu âyinlerin
icrasý sýrasýnda devr-i veledîde ve semâda
semâzenler hafî olarak Allah ismini zikrederler. Mevlevîler’de, dinî mûsikinin ilâhi
formu çerçevesinde sadece niyaz ilâhisi diye anýlan eser belirli bestesiyle okunur. Zikir esnasýnda mûsikinin uygulandýðý ikinci grup ise Bektaþiyye tarikatýdýr. Bektaþîlik’te cem âyinleri ve ikrar törenleri bu
uygulamanýn yapýldýðý toplantýlardýr. Daha çok halk mûsikisinde kullanýlan baðlama, divan sazý, çöðür gibi mûsiki aletlerinin eþliðinde hikmetli deyiþler, semahlar
ve nefesler okunurken âyine katýlanlar diz
çökmüþ vaziyette baþlarýný hafifçe saða
ve sola çevirerek zikreder, meydanda kadýn ve erkeklerin birlikte halka oluþturup
semah döndüðü coþkun bir âyin icra edilir. Âyine umumiyetle, “Kurbanlar týðlanýp
gülbank çekildi” mýsraýyla baþlayan nefesle girilir. Mevleviyye ve Bektaþiyye tarikatý dýþýnda cehrî zikri uygulayan tarikatlarda zikir ya oturarak (kuûd zikri) ya ayakta (kýyam zikri) ya da ayakta halka þeklinde daireler oluþturarak (devran zikri) yapýlýrdý. Oturarak zikredenlere kuûdî, ayakta zikredenlere kýyâmî, ayakta halka biçiminde zikir yapanlara devrânî denilirdi.
Tarikat zikirleri þeyh, zâkirbaþý (serzâkir), meydancý ve reisler tarafýndan yönetilir, bu kiþilerin uygun gördüðü süre bo-
ZÝL
yunca devam ederdi. Derviþler zikir yaparken zâkirler de zikrin ritmine uygun ilâhiler okurdu. Zikirlerde dinî mûsiki eserlerini zâkirbaþý idare ederdi. Bu ise çok
önemli ve zor bir görevdi. Zâkirbaþý tayin
edilebilmek için binlerce ilâhinin bestesini güfteleriyle birlikte ezberlemiþ olmak,
geniþ bir mûsiki bilgisine, falsosuz ve güzel bir sese, bütün bunlarýn üzerinde idare kabiliyetine sahip olmak gerekirdi. Zâkirbaþý, okuyacaðý ilâhilerin güftelerini içinde bulunan ayýn özelliklerini göz önüne
alarak ona göre seçerdi. Meselâ muharrem ve safer aylarýnda ilâhilerin konusu
Hz. Hüseyin’in þehâdetini tasvir eden þiirlerden ya da bu anlamdaki mersiyelerden
seçilirdi. Rebîülevvel, rebîülâhir aylarýnda
daha çok Hz. Peygamber’i konu alan, onu
öven güfteler üzerine bestelenmiþ ilâhiler okunurdu.
Kuûdî zikir yapan tarikatlarda vakit namazýnýn edasýndan sonra bir kiþi tarafýndan Kur’ân-ý Kerîm tilâvet edilir, ardýndan
hep birlikte okunan “estaðfirullah el-azîm”
sözünün tekrarlandýðý tövbe kýsmýna, bunun ardýndan salavât-ý þerifelerin ve evrâdýn topluca okunduðu kýsma geçilir. Her
tarikatýn kendine mahsus besteli salâtý
olup bazý tarikatlarda “salât-ý kemâliyye”
gibi salâtlar topluca okunur ve kelime-i
tevhidin çeþitli þekillerde beraberce okunduðu bölüme geçilir. Bu bölümde belli bir
ses esas alýnýp kelime-i tevhid tekrarlanmaya baþlar. Bir süre tekrar edildikten
sonra bir üst perdeye geçilir ve okumaya
devam edilir. Kademe kademe yükselip
altý veya yedi perdeye kadar çýkýlýr. Ardýndan ulaþýlan tiz perdeden aþaðýya doðru
yine kademe kademe inilip baþlanan perdeye kadar gelinir. Buna “perde kaldýrma”
ve “perde indirme” adý verilir. Perde kaldýrma ve indirme konusunda zâkirbaþý ne
derece güçlü ise zikir yapan derviþlerin
baþý olan kimsenin de (reis) o güçte olmasý gerekir. Genel âhenk bu þekilde temin
edilir. Reis güçlü olduðunda vücut hareketlerindeki düzenli çevikliði ve coþkunluðu ile herkesi coþturabilir. Kelime-i tevhid
nihayet bulunca bir kiþi tarafýndan na‘t veya durak okunur. Bunlarý okuyacak kimsenin bulunmamasý halinde bir cumhur ilâhisi terennümü ile ism-i celâle baþlanýr.
Ýsm-i celâl zikrine baþlandýðýnda genel olarak usul ilâhisi denilen ve tarikatýn pîrini
öven, tarikatýn ana ilkelerinden bahseden
bir ilâhinin okunmasýna geçilir. Bu ilâhinin
okunmaya baþlanmasýyla mûsiki aletleri
zikre eþlik eder. Çeþitli tarikatlarda okunmasý âdet olan usul ilâhilerinden bazýlarý
þunlardýr: Sözleri Yûnus Emre’ye ait uþþak makamýndaki Halvetî Sünbülî usul ilâhisi, “Aþkýn ile âþýklar yansýn yâ Resûlellah”, sözleri Eþrefoðlu Rûmî’ye ait uþþak
makamýndaki Kadirî usul ilâhisi, “Cem‘olmuþ derviþleri pîrim Abdülkadir’in”, sözleri Ümmî Sinan’a ait Dede Ali Þîruganî’nin hüseynî makamýndaki usul ilâhisi,
“Erenlerin sohbeti ele giresi deðil.” Bazý
tarikatlarda kuûd zikri sýrasýnda “ism-i
hayy”a gelindiðinde derviþler dizlerinin üstünde yükselip yarým ayaða kalkma durumuna gelir; böylece zikre devam ederlerdi ki buna “nýsf-ý kýyâm” denilir.
Ýcrasý sýrasýnda bulunulan durum, okunuþ ritmi ve okuyuþ þekillerine göre zikirler kýyam tevhidi, kýyam ism-i celâli, kuûd
kelime-i tevhidi, murabba tevhid, kalbî
ism-i hû, kalbî ism-i hay, perdeli ism-i celâl, düz kelime-i tevhid, aðýr ism-i celâl gibi adlarla anýlýr. Kýyam zikirleri beyyûmî
halaka zikri, demdeme zikri, bedevî topu,
tavaf tevhidi, Halvetî devraný, Vefâ devri
gibi adlar alýrdý. Kýyâmî tekkelerde zikre
evrâd okunarak baþlanýr, zâkirbaþýnýn okuduðu münâcâtý takiben önce kelime-i tevhid zikri, ardýndan ism-i celâl, daha sonra beyyûmî halaka zikri, tavaf tevhidi ve
demdeme zikri yapýlýr, ism-i hûdan sonra
dua ile zikir bitirilir. Çok aðýr bir tempo ile
baþlayan bu zikirler gittikçe süratlenen bir
seyir takip eder. Ayakta halka oluþturularak yapýlan devran zikri kýyam zikrinin
ikinci kýsmýný teþkil eder. Özellikle Halvetiyye, Kadiriyye, Rifâiyye, Sa‘diyye ve bunlarýn kollarý olan bazý tarikatlarda devran
zikri yapýlýrdý. Devran, zikre katýlan devrânî þeyhlerinin en kýdemlisinin idaresinde baþlar, ardýndan diðer kýdemli þeyh idareyi alýrdý. Devran esnasýnda halkanýn ortasýnda bulunan zâkirlerin zikrin gerektirdiði tempoya uygun biçimde okuduklarý ilâhilere devran ilâhileri denir (bk. DEVRAN).
Tekkelerde yapýlan zikirlere ritme yardýmcý olmak amacýyla halîle, mazhar, bendir, kudüm, nevbe gibi vurmalý sazlar ve
ney eþlik eder. Önceleri daha çok vurmalý
sazlarýn kullanýldýðý tekkelerde XIII. yüzyýldan itibaren diðer mûsiki aletlerinin de
zaman zaman kullanýldýðý görülmektedir.
Tapduk Emre’nin dergâhýnda rebap, þeþtar, çenk gibi mûsiki aletlerinin varlýðý Yûnus Emre’nin þiirlerinden öðrenilmektedir. Mevlevî âyinlerinde önem verilen ney,
kudüm ve rebabýn yaný sýra son dönemlerde Türk mûsikisi sazlarýnýn hemen hepsi, Bektaþî âyinlerinde ise daha çok baðlama ailesi kullanýlmýþtýr. Ancak muhar-
rem ayýndaki zikirlerde tekkelerde Hz. Hüseyin ve Kerbelâ þehidlerine hürmeten hiç
saz çalýnmamýþtýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Târihi (Ýstanbul
1341), Ýstanbul 2002, s. 226-228; Sadeddin Nüzhet Ergun, Türk Musikisi Antolojisi, Ýstanbul
1942-43, I, 8-11, 123; II, 481, 666, 670; Abdülbâki Gölpýnarlý, Mevlevî Âdâb ve Erkâný, Ýstanbul
1963, s. 124; Necdet Tosun, Bahâeddîn Nakþbend: Hayatý, Görüþleri, Tarîkatý, Ýstanbul 2002,
s. 301-302; Mehmet Cemal Öztürk, Cerrâhîlik,
Ýstanbul 2004, s. 106, 242; Halil Bedi Yönetken,
“Kýyamî Zikirler ve Türk Dinî Rakýslarý”, TFA,
sy. 156 (1962), s. 2775-2777; Cemâleddin Server
Revnakoðlu, “Yûnus’un Bestelenmiþ Ýlâhîleri Nerede ve Nasýl Okunurdu?”, TY, Yunus Emre özel
sayýsý: V/319 (1966), s. 128-139; a.mlf., “Tekke Musikisinde Nevbe Çýkarma Merasimi”, Tarih Konuþuyor, sy. 50, Ýstanbul 1968, s. 36123616; Halil Can, “Dinî Türk Musikisi Antolojisi”,
MM, sy. 217 (1966), s. 14; a.mlf., “Dinî Türk Musikisi Lügatý”, a.e., sy. 220 (1966), s. 121; a.mlf.,
“Tasavvuf / Tarikatlar Musikisi” (röportaj: Etem
Ruhi Üngör), a.e., sy. 295 (1974), s. 14-22; a.mlf.,
“Dinî Mûsikî”, a.e., sy. 308 (1975), s. 25-26; sy.
316 (1976), s. 19; Nuri Özcan, “Bektaþî Mûsikisi”,
DÝA, V, 371-372.
ÿMehmet Nuri Uygun
–
—
ZÝKR
( ?@=‫) א‬
Kur’ân-ý Kerîm’in isimlerinden biri
˜
(bk. KUR’AN).
™
–
—
ZÝKREVEYH el-KIRMITÎ
( À?A‫
א‬B?@ )
Zikreveyh b. Mihreveyh el-Kýrmýtî
(ö. 294/907)
Abbâsîler döneminde
Irak ve Suriye’deki
isyanlarý düzenleyen Karmatî dâîsi
˜
(bk. KARMATÎLER).
–
™
—
ZÝL
˜
Bir mûsiki aleti.
™
Mûsiki literatüründe, birbirine çarpmak
suretiyle ses çýkarmak için parmaklara veya defin kasnaðýndaki deliklere takýlan madenî pullarýn ve birbirine çarparak çalýnan
iki yuvarlak metal plaktan meydana gelen
bir usul vurma (ritim) aletinin adý olarak
kullanýlmaktadýr. Arapça’daki sanc/sýnc kelimesi zilin her çeþidinin adý olduðu gibi on
üç-kýrk telli, harp benzeri bir çalgýya da
isim olmuþtur. Eskiden beri görülen “sanc,
sanj, çenk, çeng” kelimeleri, telaffuz benzerlikleri dolayýsýyla hem zil hem de telli
413
Download

412 ZİKİR ™ MÛSİKİ. Bazı tarikatlarda zikir esna