Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013, p. 37-73, ANKARA-TURKEY
SULTAN II. MURAD İÇİN DİZİLMİŞ İNCİLER: HÂFIZ’IN
NESRÜ’L-LEÂLÎ TERCÜMESİ (LÜ’LÜ’-İ MENDÛD) *
Âdem CEYHAN**
Tuğba AYDOĞAN***
ÖZET
Hz. Ali’ye nisbet edilen 280-290 civarında kısa Arapça sözü elifba
sırasına göre içine alan ve “Nesrü’l-lelâlî”(İnci Saçısı) adını taşıyan
meşhur bir vecize derlemesi vardır. Anılan derlemede İslâm esaslarına
bağlı olarak inanç, ibadet, ahlâk ve adap konularına ait çeşitli düşünce
ve tavsiyelerin dile getirildiği görülür. Tabersî (ö. 548/1154) tarafından
hazırlandığı nakledilen bu derlemenin, Fars edebiyatında çeşitli
tercümeleri bulunduğu gibi, Türk edebiyatı tarihinde 15. asırdan 20.
asra kadar on dört manzum ve mensur tercümesi tesbit edilmiştir.
Nesrü’l-lelâlî’de yer alan vecizeleri Türkçeye nazmen çeviren
şairlerden biri de Hâfız’dır. Hayatı hakkında bilgi elde edilemeyen Hâfız,
“Lü’lü’-i Mendûd” adını koyduğu tercümesini, genç Sultan II. Murad’a
sunmak üzere Hicrî 825/Milâdî 1422 yılında tamamlamıştır. Mütercim,
“İmâm oğlu Kıvâm” adlı bir şairin, sözün gelişinden ve devamından
anlaşıldığına göre, Hz. Ali sözleri konusundaki rubailerini “hayli
mübhem”, yani oldukça kapalı ve anlaşılmaz bulduğu için eserini
meydana getirmiştir. Maksadı, bu güzel sözleri açıklığa kavuşturmak,
başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, padişahın anlayabileceği tarzda
Türkçeye çevirmektir. Şair, Hz. Ali’ye nisbet edilen Arapça özlü sözleri
aruzun “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbına uygun birer beyitle
Türkçeye çevirmiştir. Bu çalışmada önce Hâfız’ın anılan eseri tanıtılarak
şekil ve öz yönünden incelenmiş; sonra bilinen tek yazma
nüshasına dayanılarak sunulmuş ve günümüz Türkçesine çevrilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Hz. Ali, Nesrü’l-lelâlî, vecize, Hâfız, II. Murad,
Kāsım.
*
Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
**
Prof. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü MANĠSA. El-mek:
[email protected]
***
ArĢ. Gör., Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, MANĠSA. El-mek:
[email protected]
38
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
A TRANSLATION OF NESRÜ’L-LELÂLÎ FOR SULTAN MURAD II
HÂFIZ’S LÜ’LÜ’-İ MENDÛD
ABSTRACT
There has been a famous collected work of saying named “Nesrü’llelâlî” (pearl coins) that includes approximately 280-290 Arabic short
sayings in alphabetical order attributed to Caliph Ali (d. 661). In
Turkish literature history from 15th century to 20th century, fourteen
translations of poetic or prose of this collected work have been
ascertained. This collected work is recounted to have been prepared by
Tabersî (d.1154). Hâfız is one of the poets translating sayings in Nesrü’llelâlî into Turkish poetically. Hâfız, about whose life we don’t have
information, completed his translation named “Lü’lü’-i Mendûd” to
present Sultan Murad in 1422. Translator has his work made because
he found Rubais which are about Hz. Ali’s sayings of a poet who is
called Kıvâm who is the son of Imâm indefinite, incomprehensible and
closed, according to context. His aim is to clarify these beautiful
sayings, meaning to say, to translate this into Turkısh in a style which
padishah can understand. Poet translated arabic old sayings which
attributed to Hz. Ali,
into Turkısh in accordance with the shape of
Aruz “mefâîlün mefâîlün feûlün” with each verse. In this study firstly
mentioned work of Hâfız was introduced and analyzed as to form and
substance; then it was presented based on the only known manuscript
print and was translated into today’s Turkish.
Key Words: Caliph Ali, Nesrü’l-lelâlî, saying, Hâfız, Murad II,
Kāsım.
Yazımızın özünde de iĢaret ettiğimiz gibi, Nesrü‟l-leâlî, Hz. Ali‟ye nisbet edilen binlerce
hikmetli söz arasından derlenmiĢ ve elifba sırasına göre dizilmiĢ Arapça bir kitapçıktır. ÇeĢitli
nüshalarına, tercüme veya Ģerhlerine göre vecize sayısı 200 ilâ 300 arasında değiĢen bu derlemenin
Tabersî (ö. 548/1154) tarafından yapıldığı nakledilir. (Muhsin el-Emîn, 1406/1986: I, 539). Bahis
konusu eserin Ġbnü‟s-Savecî (ö. 738/1337), Mes„ûd bin Ahmed bin ġâdî (746/1346‟da sağ), Ġbn
Ebû Cumhûr el-Ahsâî (ö. 904?/1499?), „Ġyânî (AteĢ, 1968, 471-72) gibi edebî Ģahsiyetler eliyle
Farsçaya defalarca nazmen veya nesirle tercüme edildiği bilinmektedir.
Nesrü‟l-leâlî, Türk edebiyatı tarihinde de hayli rağbet görmüĢ; 15-20. asırlar arasında
manzum veya mensur olarak on dört kere dilimize çevrilmiĢtir. Bunlardan çoğu manzum olup üçü
(Mustafa bin ġücâ„, Nesîb Yûsuf Dede ve AkĢehirlizâde Ali Haydar Bey‟in eserleri) mensur Ģerh
mahiyetindedir. Nesrü‟l-leâlî‟nin tesbit edilebilen en eski tercümelerinden biri de 15. asır Osmanlı
Ģairlerinden Hâfız‟ın Sultan II. Murad‟a takdim etmek üzere tamamladığı manzum çeviridir.
Osmanlı tahtında en uzun müddet hüküm sürmüĢ sultanlardan biri olan II. Murad (saltanatı
824-855/1421-1451), babası ve dedeleri gibi, ilim, irfan ve sanat sahiplerine değer veren,
ihsanlarıyla onları destekleyen bir hükümdardı. (Latîfî, 2000: 137-38; Kınalı-zade Hasan Çelebi,
1989: I, 71-74). PadiĢahın bu alâka ve himayesi sayesinde onlarca âlim, Ģair ve yazar, çeĢitli
konularda eserler telif yahut tercüme ederek kendisine sunmuĢtur. (Bu eserlerden bazıları:
Çelebioğlu, 1999: 149-152). Sultan II. Murad‟a ithaf etmek üzere eser meydana getiren edebî
Ģahsiyetlerden biri de –konuya dair önceki yayınlarda adına rastlamadığımız- Hâfız‟dır. Hâfız‟ın
hayatı hakkında Ģuara tezkireleri, eş-Şekā‟iku‟n-nu„mâniye..., Keşfü‟z-zunûn..., tercüme ve zeyilleri,
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
39
Sicill-i Osmânî, Osmanlı Müellifleri gibi gözden geçirdiğimiz belli baĢlı tarihî biyografik,
bibliyografik kaynaklarımızda her hangi bir bilgiye rastlayamadık. Her ne kadar 16 ve 17. asır
Ģuara tezkirelerinde “Hâfız” mahlasını almıĢ bazı Ģairlerden bahsediliyorsa da onların Sultan II.
Murad devrinde yaĢamıĢ ve Lü‟lü‟-i Mendûd adlı bir eser meydana getirmiĢ mütercimden farklı
edebî Ģahsiyetler olduğu anlaĢılmaktadır.
Elimizde bulunan yegâne eseri, Hâfız‟ın Arapça ve Farsça bildiğini, dinî ve edebî bilgilere
vâkıf bir kiĢi olduğunu göstermektedir. ġairin “koruyan, hıfz eden” manasındaki “Hâfız” mahlasını
Kur‟ân‟ı ezberlemiĢ, onun lafız ve manalarını muhafazayı Ģiar edinmiĢ olması dolayısıyla mı,
yoksa Hâfız-ı ġirâzî (ö. 792?/1390?) gibi Ģairlere özendiği için mi aldığı belli değildir.
Hâfız, Nesrü‟l-leâlî‟yi Hicrî 825/ Milâdî 1422 yılında, demek oluyor ki genç hükümdarın
saltanatının ikinci senesinde “Lü‟lü‟-i Mendûd” adı altında çevirerek Sultan II. Murad‟a
sunmuĢtur. Bu bilgileri besmele, Allah‟a hamd, Hz. Peygamber ve ailesine övgülerle söze baĢlayan
Ģairin kendisi veriyor:
“Ve lįkin diñle ey şāh-ı cihān-gįr
 gūş degir
Diledüm sen şaha ben tuĥfe iltem
‘Acāyib bį-behā ben tuĥfe iltem
Bunı göñlümde nā-geh fikr ķıldum
Şeh içün bir risāle źikr ķıldum
Didüm Neŝr-i Leālį’yi idem nažm
Ki her söz Türkice bir beyt ola germ
Ķılayım tercüme ben ol kelāmı
Beyān idüp me‘ānįsin temāmį
‘Aliyyi’bni Ebį Ŧālib kitābın
Yazam her bir suāline cevābın
Ki anuñ adıdur Neŝr-i Leālį
Ĥurūf üzre dimiş ol ‘ilm-i ‘ālį
Ķodum bunda adın Lü’lü’-i Menđūđ
İçi ŧolu leŧāyif dürlü maķśūd” (vr. 104a).
Yukarıdaki beyitlerinden anlaĢıldığına göre, sultana değerli bir hediye götürmeyi dileyen
Ģairin hatırına, ansızın onun için bir kitap yazma fikri gelmiĢ... Bunun üzerine “Hz. Ali‟nin elifba
sırasına göre dizilmiĢ bazı vecizelerini içine alan Nesrü‟l-leâlî‟yi nazmen tercüme edeyim. Bu
eserdeki her bir Arapça sözü, bir beyitle Türkçe‟ye çevireyim; böylece kitabın bütün manalarını
eksiksiz anlatayım; okuyanın her sorusuna cevap yazayım...” demiĢ. ÇalıĢmasının sonucunda inci
gibi güzel ve parlak sözlerle dolu bir eser meydana çıktığından, kitabının adını “Lü‟lü‟-i Mendûd”
koymuĢtur. ġair, tercümesine “dizilmiĢ inci” manasında gelen bu ismi vermekle Nesrü‟l-leâlî‟yi
meydana getiren Arapça güzel sözlerin nesir Ģeklinde, kendi tercümesinin ise Ģiir tarzında
olduğunu, baĢka bir ifadeyle saçılmıĢ incileri toplayıp nazım ipine dizdiğini ima etmektedir. Güzel
ve parlak sözlerin Ģair ve yazarlarımız tarafından benzetildiği Ģeylerden birinin de inci olduğu
malûmdur.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
40
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Hâfız‟ın yukarıda naklettiğimiz ve eserine koyduğu adı bildiren beytini müteakip dikkat
nazarımızı çekici bir beyanı da “Ġmâm oğlu Kıvâm”ın “hayli mübhem”, yani oldukça belirsiz
rubaîlerinden bahsetmesi ve tercümesinde Hz. Ali sözlerini padiĢah için açıklama maksadı
gözettiğini söylemesidir. Sözün geliĢinden ve devamından, Ġmâm oğlu Kıvâm‟ın aynı konuda eser
meydana getirdiği, yani Hz. Ali vecizelerini tercüme etmek üzere rubaîler söylediği
anlaĢılmaktadır:
“İmām oglı Ķıvām üstāźumuz hem
Rubā‘į dimiş illā ħayli mübhem
Şaha temyįz içün tavżįĥ ķıldum
‘Acāyib źikr idüp tesbįĥ ķıldum”
Biz, Hâfız‟ın eserinin baĢ tarafında bahsettiği “Ġmâm oğlu Kıvâm”ın “Kāsım” adlı Ģair
olduğunu tahmin etmekteyiz. Çünkü elimizde “Kāsım” mahlaslı bir Ģairin yine Sultan II. Murad‟a
sunmak üzere tamamladığı manzum bir Nesrü‟l-leâlî tercümesi bulunmaktadır. “Kāsım” bu
eserinde Hz. Ali sözlerini “rubâî” dediği, her biri dört mısradan ibaret nazımlarla Türkçeye
çevirmiĢ ve tercümesini oldukça garip kelimeler kullanarak meydana getirmiĢtir. Onun tercih ettiği
nazım Ģeklini “rubâî” diye anması ve alıĢılmadık kelimelerle dolu dili, çağdaĢı Hâfız‟ın verdiği
bilgilere uygun düĢmektedir. (Kāsım‟ın tercümesi hk. fazla bilgi için Ceyhan, 2006: 132-143).
Ayrıca Kāsım adlı bazı tarihî Ģahsiyetlerin “Kıvâmüddîn” künyesini kullanması da (Mehmed
Süreyyâ, [1315/1897]: 62) Hâfız‟ın bahsettiği Ġmâm oğlu Kıvâm‟ın Nesrü‟l-leâlî‟yi Sultan II.
Murad için nazmen tercüme eden edebî Ģahsiyet olabileceğini düĢündüren delillerden biridir.
Hâfız, iĢte bu sözlerin sultan tarafından anlaĢılmasını sağlamak için, onları açık bir dille
Türkçeye tercüme etmiĢtir. Gerçi bu kırık dökük eser Ģahın Ģanına lâyık değildir, ama sultan ara
sıra okuyup ferahlasın diye meydana getirmiĢtir onu:
“Şaha lāyıķ benüm daħi nem ola
Ķatında var mı hiç nesne kem ola
Degül ol ĥażrete gerçi ki lāyıķ
Şikeste-beste düzdüm bunı bayıķ
Ķıla şāhumuz aĥyānā teferrüc
Bizüm ol mįr-i mevlānā teferrüc” (vr. 104a).
Kitabın yazılıĢ sebebi konusunda bilgi veren mesnevi Ģeklindeki bu beyitlerden sonra,
Sultan II. Murad‟ı öven bir kaside okumaya baĢlıyoruz. 27 beyitten ibaret olan ve sonlarına doğru
Ģairin mahlasını da içine alan bu kasidenin bazı beyitleri Ģöyle:
“Eyā iy şāh sulŧān ibn-i sulŧān
Murād ibn-i Muĥammed nesl-i Orħān (...)
Ĥaķ’uñ sen mažhar-ı luŧfına dālsin
Nitekim ħışmına ķahruñdur iy ħān (...)
Oķınsun ħuŧbe vü sikke aduña
Sen it yoķsullaruña ‘adl ü iĥsān
Devām-ı devletüñ-çün uşda Ĥāfıž
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
41
Oķır dün gün du‘ā tesbįĥ u Ķur’ān (…)
İlāhį şāhumuzı müstedām it
Ki oldıķça bu kevn iy Ĥayy ü Yezdān” (vr.104a-b).
[Ey Ģah, sultan oğlu sultan, Mehmed oğlu Murad, Orhan‟ın soyu! (...) Ey hükümdar, sen
Hakk‟ın lütfuna mazhar olanı gösterirsin. Nitekim onun gazabına da senin kahrın iĢaret eder. (…)
Hutbe senin adına okunsun; para üzerindeki damgada senin adın bulunsun! Ülkendeki yoksullara
adalet ve iyilik et. Senin devletinin, baht ve saadetinin devamı için, iĢte Hâfız, gece gündüz dua ve
tesbih edip Kur‟an okuyor. (...) Ey hayat sahibi Allahım, sen Ģahımızın saltanatını sürekli et!..].
“Devām-ı devletüñ-çün uşda Ĥāfıž
Oķır dün gün du‘ā tesbįĥ u Ķur’ān”
beytinde
geçen
“Hâfız”
adının
Ģairimizin
mahlası
olduğunu
sanıyor;
sözünün tercümesindeki Ģu “Hâfız” isminin de tahminimizi kuvvetlendirip
doğruladığını düĢünüyoruz:
“Günāhuñ biri çoķdur biñ ŝevāb az
Dürūd-ı Ĥāfıž’uñ her sözlerin yaz” (vr. 109a).
Lü‟lü‟-i Mendûd‟un baĢ tarafındaki bu kasideden, eserin sunulduğu sultanın II. Murad
olduğunu öğrendiğimiz gibi, “Hâtime”sinden de hicrî 825 yılının Rebîülevvel ayında (ġubat-Mart
1422 tarihinde), yani anılan hükümdarın saltanatının ikinci senesinde tamamlandığını öğreniyoruz:
“Bi ĥamdi’llāh eyā iy Ĥayy ü Ma‘būd
Ki itmām oldı bu Lü’lü’-i Menđūđ
Devām-ı devletinde pādişāhuñ
Temām itdirdi hem ‘avni İlāhuñ (…)
Velį tārįħ de iy şāh-ı ‘ālem
Rebįü’l-evvel ayındaydı ol dem
Sekiz yüz yigirmi beşdeydi hicret
Ki oldı tercüme bu ħūb āyet
Daħı fetĥinde ol mįr-i Murād’uñ
Ki ĥaķķın virir şimdi ‘adl ü dāduñ
Temām itmüş idük biz bu kitābı
Yazayduķ her suāline cevābı” (vr. 119b).
[Ey hayat sahibi Allahım, sana hamd olsun ki, bu Lü‟lü‟-i Mendûd tamamlandı. Allah‟ın
yardımı, kitabımı padiĢahın devletinin devamında tamamlattı. (…) Fakat ey âlemin Ģahı, telif
tarihine gelince, bu güzel eser, hicretin 825. yılı Rebîülevvel ayında tercüme edildi. Biz bu kitabı,
adalet ve ihsanın hakkını veren Sultan Murad‟ın memleketi alıp idare ettiği zaman tamamlamıĢtık.
Onun her sorusuna cevap yazmıĢ olmayı isteriz].
Lü‟lü‟-i Mendûd‟un “Hâtime” bölümünden sonraki “„Aded-i ebyât 343” kaydı, bize
elimizdeki nüshasının ihtiva ettiği beyit sayısını bildirir. Eserin baĢ tarafındaki besmele, Allah‟a
hamd, Hz. Peygamber‟e naat, telif sebebi ve Sultan II. Murad hakkındaki kaside 51, hâtime kısmı
ise 7 beyitten ibarettir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
42
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Hâfız, Arapça vecizeleri hezec bahrinin “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbını kullanarak
musarra (iki mısraı da kafiyeli beyit) Ģeklinde Türkçe‟ye tercüme etmiĢtir. AnlaĢıldığına göre,
çeĢitli dinî, ahlâkî, siyasî konular hakkında sultana tavsiyelerde bulunmak isteyen Ģair, içi ince
manalı, güzel sözlerle dolu Nesrü‟l-leâlî‟yi maksadına uygun bularak çevirmiĢtir.
Hâfız‟ın bu kitapçığında, o devrin diğer edebî mahsullerinde olduğu gibi, sık sık imale ve
ara sıra da zihaf kusurlarına rastlanır. Yine mütercimin beyitlerinde vezin, kafiye gibi Ģeklî
unsurların zorlamasıyla vecizeleri aslına kelimesi kelimesine bağlı kalarak değil, zaman zaman
haĢivlere, yani fazlalıklara yer vererek çevirdiği görülür. Meselâ, “Nefsin rahatı (insanlardan)
ümidini kesmektedir” mealindeki vecizesi Ģöyle çevrilmiĢtir:
“Bu nefsüñ rāĥatı ĥaķķā birāźer
Bilüñ nevmįźlikdedür i server.” (vr. 105a).
Bu beyitteki “Nefsüñ rāĥatı nevmįźlikdedür” ibaresi dıĢında kalan “bu, ĥaķķā, birāźer,
bilüñ, i server” kelimeleri, vecizenin vezin ve kafiyeye uyması için Ģair tarafından ilâve edilmiĢtir.
Gerçi “akd”, yani mensur bir sözün nazmedilmesi sırasında vezin, kafiye sebebiyle eksiltme ve
ilâveler caiz görülmüĢtür ama mütercim, bu fazlalıklar yerine, vecizenin maksada uygun olarak
anlaĢılmasına temin etmek için,
“Bu nefsün râhatı bî-çâre halkdan
Ümîd kesmekdedür sen Hakk‟a dayan”
gibi bir karĢılık verseydi, bizce, daha isabetli hareket etmiĢ olurdu. Nitekim Nesrü‟l-leâlî‟nin on
beĢinci asırda yapılmıĢ olduğunu tahmin ettiğimiz mensur bir tercümesinde bu vecize, hatalı
anlayıĢı önleyecek bir kelime ilâve edilerek Ģöyle çevrilmiĢtir: “Nefsüñ rāĥatlıġı ħalķdan ümįdin
kesmeklikdedür.” (Ceyhan, 2012: 61). Nesrü‟l-leâlî‟yi daha sonraki zamanlarda tecüme ve Ģerh
edenlerden Alî ġîr Nevâî, Latîfî, Rıhletî, Harîmî, Nesîb Yusuf Dede gibi Ģahsiyetler de bu inceliğe
dikkat etmiĢlerdir.
Büyük Ģairlerimizin bile Ģekil disiplini yüzünden bu gibi kusurları ara sıra iĢledikleri
düĢünülürse, Ġslâm kültürü tesiri altında geliĢen Türk Ģiirinin henüz en yüksek derecesine
eriĢmediği bir devrin edibinin mazur görülmesi kolaylaĢır.
Aslında Nesrü‟l-leâlî‟yi meydana getiren vecizeleri, tercümeyle birlikte Ģerh gibi bir
maksat yoksa, nazm, kıt‟a veya rubaîler yerine, kafiyeli veya kafiyesiz birer beyit hâlinde çevirmek
de mümkündür. ĠĢte Hâfız, çevirisiyle bu imkânı isbat etmiĢtir. Hatta daha da ileri gidilerek bu
vecizelerin bir kısmının, asıllarındaki icazı aksettirebilmek üzere, azade mısralar hâlinde Türkçeye
tercüme edilebileceği de söylenebilir. Zaten Hâfız‟ın bazı beyitlerinde Arapça sözlerin bir mısra
içinde tercüme edildiği, diğer mısraın ise onları kısaca Ģerh etmek üzere veya beyti tamamlamak
için yazıldığı anlaĢılır. Meselâ, “Zenginliği göstermek Ģükürdendir” manasındaki
sözünü Ģairimiz Ģöyle çevirmiĢtir:
“Şükürdendür ġınāyı itmek ižhār
Şükür ķılsañ olasın bāy her bār” (vr. 105a). 
[Zenginliği göstermek Ģükürdendir. ġükredersen, her zaman zengin olursun.]
Vecizenin Türkçe karĢılığının bu beytin ilk mısraı olduğunu, ikinci mısraın ise maksadı
biraz açmak üzere ve nazım Ģekli gereğince yazıldığını görüyoruz. Hâfız‟ın Arapça vecizeleri
Türkçe‟ye nasıl tercüme ettiği konusunda bir fikir verebilmek için eserinden birkaç örnek daha
sunalım:
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
43

“Dilerseñ dostlıķ kim ola muĥkem

Bilüñ ĥürmetdedür ĥürmet ķıluñ hem” (vr. 106a).
[Dostluğun sağlam olmasını isterseniz, bunun saygıda olduğunu bilin ve (dostunuza)
hürmet edin.]

“Kişinüñ śan‘atıdur kenz ü genci
Ki ġayrından ŧalebdür zecr ü renci” (vr. 107b).
[Ġnsanın hazinesi, sanatıdır. Sıkıntı ve zahmeti ise baĢkasından dilemektir.]

“Selāmetlıġı insānuñ i server
Dilin śaķınduġından durur ekŝer” (vr. 110b).
[Ey reis, insanın selâmeti, çoğu zaman dilini (yalan, gıybet, iftira, alay gibi kötü fiillerden)
sakınmasındadır.]
Ġki beytine dayanarak mahlasının “Hâfız” olduğunu tahmin ettiğimiz Lü‟lü‟-i Mendûd
sahibinin tanıttığımız bu eseri hakkında -görebildiğimiz kadarıyla- daha önce bir inceleme yapılmıĢ
değildir. Hâfız‟ın tercümesi, Nesrü‟l-leâlî‟yi meydana getiren vecizeleri Türkçeye çevirmek
niyetiyle kendisininkinden evvel yazılmıĢ “hayli mübhem”, yani çokça kapalı rubaîleri
“tavzîh”(açıklama) maksadı taĢıması bakımından da dikkat çekmektedir. Sonuç olarak denebilir ki,
Ģair, Hz. Ali‟ye nisbet edilen bazı bilgece sözleri Türkçeye tercüme ederek Sultan II. Murad‟a dinî
ve ahlâkî konularda çeĢitli telkin ve tavsiyelerde bulunmuĢtur. Biz 15. asır yadigârı olan, çağımızda
da her iki manasıyla edebî değer taĢıdığını düĢündüğümüz bu eseri, yeni harflere ve günümüz
Türkçesine çevirerek zamanımız okuyucusunun istifadesine sunduk.
Nüsha tavsifi:
Hâfız‟ın Nesrü‟l-leâlî tercümesinin tesbit edebildiğimiz yegâne yazma nüshası, Yapı Kredi
Sermet Çifter Kütüphanesi 786 numarada kayıtlıdır. Lü‟lü‟-i Mendûd, çeĢitli metinleri ihtiva eden
bir mecmuanın 103b-119b sayfaları arasında bulunmaktadır. Sonundaki kayıttan anlaĢıldığına göre
Hicrî 1032/ Milâdî 1623 yılında istinsah edilen eserde “Harfü‟l-elif, harfü‟l-bâ” gibi bap baĢları ve
Arapça vecizeler kırmızı yazılmıĢtır. Metnin harekeli oluĢu, denebilir ki, devrin telâffuz
hususiyetlerini tesbite imkân vermektedir.
(vr. 114a)(vr. 113b)
(vr.118a)  (vr.115b) (vr.114b) 
gibi bazı sözlerin Arapça asılları kaydedildiği hâlde Türkçe tercümesi yapılmamıĢtır. (Nüsha tavsifi
için ayrıca bk. Dağlı v.dğr. 2001: 313).
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
44
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Hâfız, Lü’lü’-i Mendûd
(vr. 103b) Bi’smi’llāhi’r-raĥmāni’r-raĥįm




Çü bi’smi’llāhı ķable’l-ĥamd ķıldum
Ĥaķ’uñ ‘avniyle söze ķaśd ķıldum
Şükürler eyledüm ol bir ü bāra
Ki śayķal ola dildeki ġubāra
Ĥaķ’uñ źikri göñüllere cilādur
Ki śāfį itmege pāsdan śafādur
Ne dil vaśf ide evśāfın[ı] Ĥaķķ’uñ
Yaĥūd her dürlü elŧāfın[ı] Ĥaķķ’uñ
Anı ĥamd ü ŝenā itmege lāyıķ
Girü oldur özin ol bildi bayıķ
Nitekim buyurupdur Ħˇoca ‘Aŧŧār
O bir beytinde kim raĥm itdi Ġaffār


Mediĥler enbiyānuñ serverine
Na‘atler evliyānuñ serverine
Resūle āline bį-ĥad du‘ālar
Cihān durduķca hem bį-ĥad ŝenālar
[Nesr sahibi dedi ki: “Bu, efendimiz, müminlerin emîri Alî bin Ebî Tâlib‟in (Allah ondan
razı olsun) sözlerinden, elifba harfleri sırasına göre Nesrü‟l-leâlî (Ġnci Saçısı) kitabıdır.” Lü‟lü‟-i
Mendûd (DizilmiĢ Ġnci) sahibi diyor ki: Hamdden önce “bismillâh” dedim; Allah‟ın yardımıyla söz
söylemeye niyet ettim. O bir Tanrı‟ya Ģükürler ettim ki, gönüldeki kedere cilâcı olsun. Cenab-ı
Hakk‟ı hatırlamak ve anmak, gönüllere cilâdır; kalpleri pastan, kederden temizleyecek olan safâdır.
Allah‟ın sıfatlarını yahut her türlü lütuflarını hangi dil anlatabilir ki?.. Onu övmeye lâyık olan, yine
O‟dur; zatını ancak kendisi gerçekten bilir. Nitekim Hoca Attâr (Allah ona rahmet eylesin) bir
beytinde Ģöyle buyurmuĢtur: “Sen bütün âlemden müstağnisin (kâinattaki hiç bir Ģeye muhtaç
değilsin). Sözün kısa olması gerekir, (doğrusunu) Allah daha iyi bilir…” Peygamberlerin reisine,
evliyanın büyüğüne övgüler!.. Hz. Muhammed ve ailesine, sülâlesine sonsuz dualar, dünya
durdukça sınırsız senalar!]
Ve lįkin diñle iy şāh-ı cihān-gįr
gūş degir
Diledüm sen şaha ben tuĥfe iltem
‘Acāyib bį-behā ben tuĥfe iltem
Bunı göñlümde nāgeh fikr ķıldum
Şeh içün bir risāle źikr ķıldum
Didüm Neŝr-i Leālį’yi idem nažm
Ki her söz Türkice bir beyt ola germ
Ķılayım tercüme ben ol kelāmı
Beyān idüp me‘ānįsin temāmį
‘Aliyyi’bni Ebį Ŧālib kitābın
Yazam her bir su’āline cevābın
Ki anuñ adıdur Neŝr-i Leālį
Ĥurūf üzre dimiş ol ‘ilmi ‘ālį
(vr. 104a)
Ķodum ben de adın Lü’lü’-i Menđūd İçi ŧolu leŧāyif dürlü maķśūd
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
İmām oġlı Ķıvām üstāźumuz hem
Rubā‘į dimiş illā ħayli mübhem
Şaha temyįz içün tavżįĥ ķıldum
‘Acāyib źikr edib tesbįĥ ķıldum
Şaha lāyıķ benüm daħı nem ola
Ķatında var mı hįç nesne kem ola
Degül ol ĥażrete gerçi ki lāyıķ
Şikeste beste düzdüm bunı bayıķ
Ķıla şāhumuz aĥyānā teferrüc
Bizüm ol mįr-i mevlānā teferrüc
Anuñ bigi bu gün bir źāt-ı pāke
Anuñ bigi bu dem āyāt-ı pāke
Dilerem medĥ idem bir ķaç ebyāt
Şehüñ şānında āyāt ola ġāyāt
45
[Fakat ey dünyayı tutan sultan, dinle. Bana bir göz at, kulak ver: Ben, sen Ģaha bir hediye
götürmek istedim; acayip, baha biçilmez bir hediye... Bunu ansızın gönlümde düĢündüm; aklıma
sultan için bir kitapçık yazma fikri geldi. Dedim ki “Nesrü‟l-leâlî‟yi nazmedeyim. Bu eserdeki her
bir Arapça sözü, bir beyitle Türkçe‟ye çevireyim. Bütün manalarını eksiksiz anlatarak o sözleri
çevireyim. Alî bin Ebî Tâlib‟in kitabını yazayım; okuyanın her sorusuna cevap vereyim....”
Bahsettiğim kitapçığın adı, Nesrü‟l-leâlî‟dir. O ilmi yüksek olan zat, bu sözleri harflerin sırasına
söylemiĢ. Ben de eserimin adını „Lü‟lü‟-i Mendûd‟ koydum. Ġçi ince manalı, güzel sözlerle, çeĢitli
manalarla doludur. Ġmam oğlu Kıvâm üstadımız da (Hz. Ali‟nin sözlerini tercüme etmek niyetiyle)
rubaîler söylemiĢ ama bunlar oldukça müphem, anlaĢılması güç manzumelerdir. Ben, sultan
tarafından seçilip ayırt edilsin diye bu sözleri açıkladım.
ġaĢılacak Ģeyleri söyleyip tesbih ettim. Benim sultana lâyık baĢka neyim olabilir ki?!. Onun
katında eksik olan hiç bir Ģey var mı?!. Gerçi o hazrete lâyık değildir ama bunu Ģüphesiz kırık
dökük bir Ģekilde meydana getirdim. Sultanımız, bizim efendimiz olan o reis, zaman zaman okuyup
ferahlasın. Bugün onun gibi mübarek bir zatı, Ģu zamanda onun gibi temiz alâmetleri olan bir
sultanı birkaç beyitle medh etmek isterim. Bunlar padiĢahın Ģanı konusunda son derece iĢaretler
olsun!]

Eyā iy şāh-ı sulŧān ibn-i sulŧān
Murād ibn-i Muĥammed nesl-i Orħan
Cihān-baħş u cihān-bāy [ü] cihān-baħtCihān-gįr ü be-naķd-i aśl-ı ‘Oŝmān
Senüñ rūşen żamįrüñden i şāha
Münevver şems ü encüm māh-ı tābān
Ĥaķ’uñ sen mažhar-ı luŧfına dālsin Nitekim ħışmına ķahruñdur iy ħān
Delįl uş Ĥaķķ’uñ ol śun‘ına źātuñ Yiter bu ĥüccet ile ħalķa burhān
Dir isem cismüñe rūĥ-ı mücerred
Beyān-ı1 vāķı‘įdür ten mi yā cān
Bir aġaçdur boyuñ öñinde Ŧūbā
Nedür ķarġu yaħūź serv-i ħırāmān
Gül-i śad-berg ħaddüñden utanur
Gül-i sūrį ħacildür der-gülistān
Dişüñ lü’lü’-i menđūdın işidüb
Śadefde su olur lü’lü’-i ‘ummān
O şehlā gözlerüñ-çün mest nergis
Ħarāb u bį-ħoź olmış ķana ġalŧān
Ħıŧāy iline beñlerüñ daġılmış
Ki yaġmā sala ber-Hind ü Ħorāsān
(vr. 104b)
1
Bu kelime aslî metinde “beyânı” Ģeklindedir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
46
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Dem uralı o zülfüñ ġāliyeden
Ħoten ilinde müşg oldı perįşān
Göñül cān omaç olsa dañ mı iy şāh Ķaşuñ yayıyla atsa tįri müjgān
İdemez ĥüsnünüñ āyātını nesħ
Muĥaķķaķ olalı bu ħaŧŧ-ı reyĥān
Yaraşdur dir dapuñ bu tāc ü taħtı
Duralı śubĥ u şām ķarşuña dįvān
Saña mįrāŝ-ı mįrį salŧanat hem
Didi sırrum Muĥammed şāh sulŧān
Sikender-baħtsın hem Ħađr-devlet
Senüñdür mühr ü bu mülk-i Süleymān
Çü ķabż u basŧ ‘adlüñ žulmi sürdi
Emįn oldı fitenden devr ü devrān
‘Adū her ķanda varsa ķahr olsun
Sinüb öñüñce kaçsun hā girįzān
Sitambul u Fulāġ u Engürūźe
Ġuzāt itsün buyur anlara tālān
Ħarāc uş devletüñde cem‘ olsun
Virilsün her ŧarafından firāvān
Oķınsun ħuŧbe vü sikke aduña
Sen it yoķsullarıña ‘adl ü iĥsān
Devām-ı devletüñ-çün uşda Ĥāfıž
Oķır dün gün du‘ā tesbįĥ u Ķur’ān
İlāhį sākin olduġınca yerler
İlāhį döndügünce çarħ-ı gerdān
Nice kim vaĥş u ŧayr ola cihānda
Nice kim ola bu ins ile bu cān
Nice kim ‘āşıķ u ma‘şūķ ola ‘aşķ
Nice kim yay u ķış ola bahārān
İlāhį şāhumuzı müstedām it
Ki olduķça bu kevn iy Ĥayy ü Yezdān
[Büyük Sultan, Osman oğlu Orhan oğlu Murad oğlu Bayezid oğlu Mehmed oğlu
Murad’ın (Allah onun ülkesini kalıcı ve devletini ebedî eylesin) ÖvgüsüEy Ģah, sultan oğlu sultan, Mehmed oğlu Murad, Orhan‟ın soyu!.. Dünyayı bağıĢlayan,
dünya nimetleri yönünden zengin, dünyanın bahtı, Osman Bey soyunun servetiyle cihanı tutan! Ey
Ģah, senin parlak kalbinden dolayı güneĢ, yıldızlar ve parlayan ay aydınlanmıĢtır. Ey hükümdar, sen
Hakk‟ın lütfuna mazhar olanı gösterirsin. Nitekim onun gazabına da senin kahrın iĢaret eder.
Allah‟ın sanatına iĢte senin zatın delildir. Bu, insanlara delil ve isbat olarak kâfi gelir. Senin
bedenine “Sırf ruh!..” desem, gerçek olanı anlatmıĢ olurum. Bu ten mi, yoksa can mı?!. KamıĢ
veya salınan servi nedir ki?! Senin boyunun önünde Tuba bir ağaçtır... Katmerli gül, senin
yanağından utanır. Gül yağı çıkarılan Edirne gülü, gül bahçesinde (senin yüzünün güzelliğinden
ötürü) utanmıĢtır. Büyük denizin incisi, senin inci gibi dizilmiĢ diĢini duyup sedef içinde su olur!
Nergiz, o çok güzel elâ gözlerin için mest olmuĢtur; yıkılmıĢ, kendinden geçmiĢ, kana
yuvarlanmıĢtır. Benlerin Hind ve Horasan üstüne yağma salmak için Çin iline dağılmıĢ. Saçın
güzel kokudan bahsedeli, Hoten ilinde misk periĢan oldu. Ey Ģah, kaĢının yayıyla kirpiklerin ok
atsa, gönül ve can hedef olsa ĢaĢılır mı? Bu reyhan yazısı muhakkak (sülüs yazısı gibi) olalı,
güzelliğinin iĢaretlerini bozamaz. Sabah ve akĢam, senin kapında divan duralı, makamın “bu tacı
tahtı yaraĢtır” der. Ayrıca sultanlık sana devlete ait mirastır. Baban Sultan Mehmed (senin için
benim yerimi alacak) “benzerim”2 dedi. Ġskender bahtlı, Hızır devletlisin; mühür ve bu Süleyman
ülkesi senindir. “Kabz” (sıkıntı)dan sonraki “bast” (ferahlık) hâli gibi senin adaletin zulmü sürdü,
giderdi. Devir ve zaman fitnelerden emin oldu. DüĢman her nerede varsa, kahrolsun; senin önünde
mağlûp olup kaçsın! Emret, gaziler Ġstanbul‟u, Eflak‟i ve Engürüs‟ü talan etsinler! Her tarafından
“Çocuk babasının benzeridir” manasına gelen    sözüne iĢaret ediliyor. Sagānî, ZerkeĢî gibi hadis âlimleri bu
cümlenin hadis değil, mevzu (uydurma) olduğunu belirtirler. (Ġsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, 1418/1997, c. 2, 451).
2
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
47
çok fazla haraç verilsin ve devletinde toplansın. Hutbe senin adına okunsun; para üzerindeki
damgada senin namın bulunsun! Ülkendeki yoksullara adalet ve iyilik et! Senin devletinin, baht ve
saadetinin devamı için, iĢte Hâfız, gece gündüz dua ve tesbih edip Kur‟an okuyor... Allahım, yerler
durduğu, dönen gök döndüğü, dünyada yabani hayvan, kuĢ, insan, cin, seven ve sevilen, yaz, kıĢ ve
baharlar, kısacası bu varlık âlemi olduğu müddetçe, ey hayat sahibi Allahım, sen Ģahımızın
saltanatını sürekli eyle!..]
Ĥarfü’l-elif




Kişi įmānı andından bilinür
‘Alį sözi buña uş naś bulınur
[Ġnsanın imanı yemininden bilinir. Hz. Ali‟nin sözü, iĢte buna kesin delil
olarak bulunur.]



Senüñ ķardaşuñ oldur iy dil-efrūz
Ki şiddetde senüñle ola her rūz
[Ey gönül aydınlatıcı (dost), senin kardeĢin, zorluk zamanında her gün seninle olandır.]
(vr. 105a)

Şükürdendür ġınāyı itmek ižhār
Şükür ķılsañ olasın bay her bār
[Zenginliği göstermek, Ģükürdendir. ġükredersen, her zaman zengin olursun.]




Edeb yegdür kişiye altunından
Ĥayāsuza ne ķılur altun andan
[Edep, insana altınından daha iyidir. Hayâsız kiĢiye altın, terbiye yönünden ne yapar ki?!.]




Kişi borcın ödemek dįndendür
Ķatı zaĥmet yarın borcındandur
[Ġnsanın borcunu ödemesi, dinin emirlerindendir. (Ödemediği) borcundan dolayı yarın (ahirette)
çok zahmet çekecektir...]




Edeble oġlıñı ķızuñı iy yār
‘Acāyib menfa‘atler anlara var
[Ey dost, oğlunu, kızını terbiye et! Terbiye sayesinde onlara ĢaĢılacak kadar faydalar var...]



Yavuzlıķ idene sen eyle iĥsān
Basar yavuzlıġı iĥsān i insān
[Kötülük edene sen iyilik et! Ey insan, iyilik kötülüğe galip gelir.]



Bu şimdiki zamān ķardaşları hep
K’‘uyūbuñuñ odur cāsūsı iy eb
[Ey baba, bu Ģimdiki zaman kardeĢleri, hep senin kusurlarının casusudur (gizlice araĢtırıcısıdır).]





Bu nefsüñ rāĥatı ĥaķķā birāźer
Bilüñ nevmįźlikdedür i server
[KardeĢ, ey reis, gerçekten bilin ki, bu ruhun rahatı (insanların elindeki Ģeylerden)
ümitsizliktedir.]

Kişi ger gizlese zaĥmetlerini
Anuñ ġāyet bilüñ mürvetlerini
[Eğer insan çektiği zahmetleri gizlese, onun yiğitlik ve insanlığının son
derecede olduğunu bilin…]
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
48
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Ĥarfü’l-bā’


3
Budur ilerüde gecenlerüñ işi
Ataya anaya ‘izzet i kişi
[Ey değerli insan, geçmiĢ büyüklerin iĢi, anne-babaya saygı göstermek ve onları ağırlamaktır.]

Śabırdan śoñra nefsüñi žaferle
Sevindürgil anı sen bu žaferle
[Sabrettikten sonra kendini baĢarıyla (müjdele,) sevindir.]
(vr. 105b)

Zekātuñ vir dilerseñ arta mālüñ
Ki arta ħıśmuñ u ķavmüñ ‘ıyālüñ
[Malının, akrabanın, kavminin, çoluk çocuğunun artmasını dilersen, zekâtını ver!]

Bu dünyāyı satup sen āhiret al
Dilersen ola assı ħoş ola ĥāl
[Eğer kazanç ve hâlinin hoĢ olmasını dilersen, sen bu dünyayı satıp ahireti al!..]

Ger aġlarsañ Ĥaķ’uñ sen ķorķusından Göze nūr ola olmaz ķorķu senden
[Eğer sen Allah korkusundan ağlarsan, gözüne nur olur; o zaman senden korku olmaz.]

Śabāĥın deñle dur kim tā sa‘ādet
Yaķın ola saña budur rivāyet
[Sabahleyin (erken) kalk ki, mutlu olasın. Rivayet böyledir.]

Kişinüñ ķarnı bilüñ düşmenidür
Dilegin virmeñ aña kim denįdür
[Bilin ki, insanın karnı düĢmanıdır. Ona (her) istediğini vermeyin; çünkü aĢağıdır.]

Ki pençşenbihle4 ayne irtesin bil
Bereketdür mübārek her işi ķıl5
[Bil ki, perĢembe ve cumartesi günleri berekettir. Her hayırlı, uğurlu iĢi yap!]

Ki ‘ömrüñ bereketi6 ĥüsn-i ‘ameldür Dimezvem saña kim ŧūl-i emeldür
[Ömrün bereketi, amel güzelliğidir. Sana demem ki bitmeyen istektir...]

Kim insānuñ belāsı iy birāźer
Dilindendür bil anı iy dilāver
[Ey kardeĢ, insanın belâsı dilindendir; ey yiğit, onu bil.]

Gel itme eylügüñ minnetle bāŧıl
‘Alį sözi budur diñle i ‘āķıl
[Gel, ettiğin iyiliği baĢa kakmakla boĢa çıkarma (iptal etme)! Ey akıllı kiĢi, dinle, bu Hz. Ali‟nin
sözüdür.]

Güler yüzlülik iy şāh-ı cihāngįr
Ki ŝābit bir ‘aŧādur ħūb tevfįr
[Ey dünyayı ele geçiren hükümdar! Güler yüzlülük sabit bir iyiliktir; onu güzelce artır!]
3
Bu mısrada vezin aksamaktadır. „ilerüde‟ kelimesi „ilerü‟ Ģeklinde okunursa, fazla hece giderilmiĢ olur.
Bu kelime aslî metinde “pençĢenbih ile” Ģeklinde yazılmıĢtır. Vezin aksaklığını gidermek için böyle düzelttik.
5
Arap harfli aslî metinde bu 2. mısraın baĢında bulunan ve aruz kalıbının aksamasına sebep olan “Ki”nin sehven
yazıldığı anlaĢılıyor. Müstensih yanlıĢı olduğunu düĢünerek bunu yazmadık.
6
“bereketi” kelimesi “ber‟keti” Ģeklinde okunursa vezin aksaklığı giderilmiĢ olur.
4
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
49
Ĥarfü’t-tā’
(vr. 106a)

Tevekkül ķıl Ĥaķ’a Ĥaķ saña yiter
Tevekkülsüz kişi yoķlıķda biter7
[Allah‟a tevekkül et; O sana yeter. Tevekkülsüz kiĢi yoklukta biter (kaybolup gider).]

Yaramaz işlere kim itse te’ħįr
Sa‘ādetdendürür bilgil anı dir
[(Hz. Ali) “Kim kötü iĢleri geriye atar, bırakırsa, bil ki, o bahtiyarlıktandır...” der.]

Tedārük eyle ‘ömrüñ āħirinde
Ne fevt oldıysa anuñ evvelinde
[Ömrünün baĢında ne (vazife, iyilik, ibadet) geçip gittiyse, sonunda onu ele geçir!]

Bilüñ įmān ża‘afındandurur hem
Namāza kāhel olmaķlıķ i atam
[Ey babam, bilin ki, namaz kılma konusunda tembellik etmek, iman zayıflığındandır.]

Hemįşe ħayr ile fāl eylegil sen
Ki ol ħayra iresin śaġ u esen
[Sen her zaman (iĢleri) iyiye yor ki, sağ salim olarak o hayra eresin.]

Dilerseñ dostlıķ kim ola muĥkem Bilüñ ĥürmetdedür ĥürmet ķıluñ hem
[Dostluğun sağlam olmasını isterseniz, bunun saygıda olduğunu bilin ve
(dostunuza) hürmet edin.]

Yaramaz işi görmezlen çü ġāfil
Dilersin olasın ĥürmetlü ‘āķıl
[Ġtibarlı ve akıllı olmak istersen, yaramaz iĢi habersiz gibi görmezden gel!..]

Bereketdür ŧa‘ām üzre ger eller8
Ki üşüp yiseler kim anı eller
[Eğer yemek üzerinde eller üĢüĢüp yeseler, bu berekettir. Ona kim dokunur ki?..]

Günāhı terk itmekde žarįf ol
Günāhı etmemeklikde ‘arįf ol
[Günahı terk etmede zarif (zeki ve ince) ol; günah iĢlememekle tanın.]

Tevāżū‘ eylemek kişiye iy yār
‘Azįz ider anı bil şöyle her bār
[Ey dost, alçak gönüllü olmak, insanı aziz (değerli ve itibarlı) eder. Bunu her zaman böyle bil!]
Ĥarfü’ŝ-ŝā’
(vr. 106b)

Helāk ider kişiyi üç nemerse
Hevā vü buħl ü ‘ucb itse kimerse
[Ġnsanı üç Ģey helâk eder: Nefsin (kötü) isteği, cimrilik ve kendini beğenip ameline güvenmek...]
 
Ki įmānuñ şehā ŝülŝi ĥayādur
Ki ŝülŝi ‘aķl ü hem ŝülŝi seħādur
[Ey sultan, imanın üçte biri hayâ, üçte biri akıl, üçte biri cömertliktir.]
7
8
Bu kelime Arap harfli metinde “biter” Ģeklinde yazılmıĢtır. Bunun aslının “yiter” olması da mümkün görünmektedir.
Aslî metinde bu mısraın baĢında fazladan yazılmıĢ bir “Ki” var.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
50
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN

Gedilir dįn eger ‘ālimler ölse
Anuñ dutman yirin ‘ālemler ölse
[Eğer âlimler ölse, din yapısında gedik açılır. Siz onun yerini âlemlerin ölümüyle bir tutmayın9...]

Bügemez hįç nesne ĥırś10 gedügin
Evet illā ki ŧopraķla i miskįn
[Hırsın gediğini hiç bir şey kapatamaz; ey zavallı, ancak toprak kapatır...]

Selāmet donı eskimez müdāmį
Anı gey kim bulasın sen nižāmı
[Sağlık elbisesi hiç bir zaman eskimez. Sen onu giy ki nizamı bulasın.]

Saña iĥsān idene sen ŝenā ķıl
Ki gökçek ‘özr ile dürlü du‘ā ķıl
[Sana iyilik edene sen övgüde bulun; güzel bir özürle türlü dualar et.]

Ŝebāt-ı memleket hem ‘adl iledür
Şehinşāha bu iş Ĥaķ fażl iledür
[Memleketin yerinde durması, adaletledir. Bu iĢ büyük hükümdara Allah‟ın lutfuyladır…]

Ŝevāb-ı āħıret yegdür cihānuñ
Ķamu ni„metlerinden bu zamānuñ
[Ahiret mükâfatı, dünyanın ve bu zamanın bütün nimetlerinden daha iyidir.]

Ġıdāyiledürür nefsüñ ŝebātı
Ġınāyiledürür rūĥuñ ĥayātı
[Nefsin ayakta durması (yaşaması) gıda iledir; ruhun hayatı ise gönül zenginliği (veya güzel,
ahenkli sesler) iledir.]

‘Aŧā idene sen eyle ŝenālar
Ki artura Çalab saña ‘aŧālar
[Ġhsan edene sen övgüde bulun ki, Allah sana ihsanını artırsın.]
Ĥarfü’l-cįm
(vr. 107a)

Varından virene cömerd dirler
Baħįl olana ħod nā-merd dirler
[Mevcut malından verene “cömert” derler; cimri olana “namert” derler.]

Ki dervįşüñ bilüñ cehdi çoġ olur
Zi miskįn ol ki cehd ile yoġ olur
[Bilin ki, fakirin çalıĢması çok olur. ÇalıĢmayla yok olan ne zavallıdır!]

Bilüñ bāŧılda cevelān bir sā‘at
Ki ĥaķ cevlānı tā yevme’l-ķıyāmet
[Bilin ki, batılın dolaĢması bir saattir; doğrunun dolaĢması Kıyamet gününe kadar...]

Sözüñ yigi odur az [u] öz ola
Ne söylerse kelām içre düz ola
[Sözün iyisi, az ve öz olanıdır. Ayrıca, söz içinde ne söylerse doğru olmalıdır.]

9
Hadis olarak rivayet edilen ve “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür” manasına gelen özlü söze iĢaret edildiği söylenebilir.
Bu kelime aslî metinde “hırsuŋ” Ģeklinde yazılmıĢtır. Aruz kalıbını göz önünde bulundurarak böyle tamir ettik.
10
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
51
Saña lāyıķ kişi idin muśāĥib
Ki ĥāli ĥālüñe ola münāsib
[Sana lâyık kiĢiyi arkadaĢ edin ki, hâli hâline uygun olsun.]

Oturıcı oluñ dervįşler ile
Ki arta şükrüñüz hem ol eŝerle
[Fakirlerle oturun ki, o tesirle Ģükrünüz artsın.]

Muśāĥib yegregidür key ġanįmet
Ki andan ĥāśıl ola saña rāĥat
[ArkadaĢın iyisi, büyük ganimettir. Çünkü sana ondan rahat gelir.]

‘Ulā olan odur kim yoķ fenāsı
Ki Ĥaķ’dan ġayrınuñ yoķdur beķāsı
[Ölümlü olmayan, varlığı son bulmayan, yücedir. Demek oluyor ki, Allah‟tan baĢkasının bekası
yoktur.]

Seħā çoķ ķıl aza eyle ķanā‘at
Bu işlerin saña ider śanā‘at
[Çok cömertlik et, aza kanaat eyle! Bu iĢlerin sana fayda verir.]

Kişinüñ ĥilm iledürür cemāli
Nitekim ‘ilm ile bulur kemāli
[KiĢinin güzelliği, yumuĢak huylulukladır; nitekim o olgunluğu da ilimle elde eder.]
(vr. 107b)
Yaramaz yoldaşı şeyŧān bilgil
Iraġ olmaķ gerek andan bilgil
[Kötü arkadaĢı Ģeytan bil! Ondan uzak durmak gerektiğini de bil!]
Ĥarfü’l-ĥā’

Mu‘āvindür kişiye ĥilm bilüñ
Ne kim Ĥayder dediyse anı ķıluñ
[YumuĢak huyluluk insana yardımcıdır, bunu bilin. Hz. Ali ne dediyse, onu yapın!]
  
Erenlerüñ ħoşā zeyn edebdür
Nitekim ‘avretüñ altun gümüşdür11
[Nasıl kadının zineti altın, gümüĢse, erkeklerin hoĢa giden süsü de edep, terbiyedir.]

Ĥayāsı perdesidür ādemįnüñ
Ulu sermāyesidür ādemįnüñ
[Hayâ, insanın perdesi ve büyük sermayesidir.]

Ŧa‘āmuñ türşisinden ŧatludurur
Kelāmuñ türşi pek leźźetlüdürür
[Sözün ekĢisi, çok lezzetlidir ve yemeğin ekĢisinden daha tatlıdır.12]

Oġul ķız sūzısı yaķar cigerler
Olaruñ fürķati doġrar cigerler
11
Bu kelime “gümüĢ dür” Ģeklinde de okunabilir.
Bu Arapça söz, hatalı yazıldığından hatalı çevrilmiĢtir. Anılan cümle, Nesrü‟l-leâlî‟nin diğer tercüme ve Ģerhlerinde
Ģeklinde kaydedilmiĢ; “Yemeğin ekĢisi, sözün ekĢisinden daha iyidir” manasında
çevrilmiĢtir. 
13
Bu sözün kenarında “Çocuklarımız ciğerlerimizdir” mealindeki hadis (Ġsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, 1418/1997, c.
1, 307), “Hz. Peygamber dedi” Arapça takdimiyle yazılmıĢtır.
12
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
52
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
[Oğul, kız acısı ciğerleri yakar; onlardan ayrılık ciğerler doğrar.]

Ġanįmetdür bilüñ bu ĥüsn-i ħulķı
Anuñla rāżı idüñ cümle ħalķı
[Bu huy güzelliğini ganimet bilin; onunla bütün insanları razı edin.]


Helāk ider kişiyi tįzligi hem
Soñ ucı ķazanur ġuśśa vü ġam14
[KiĢiyi öfkesi helâk eder; insan onun sonunda üzüntü ve keder kazanır.]


Ĥarām oldı vefā bį-aśla bayıķ
Cefā durur anuñ cānına lāyıķ
[Doğrusu vefa soysuza haram olmuĢtur. Onun canına lâyık olan, eziyettir.]


Kişinüñ śan‘atıdur kenz ü genci
Ki ġayrından ŧalebdür zecr ü renci
[Ġnsanın hazinesi, sanatıdır. Sıkıntı ve zahmeti ise baĢkasından dilemektir.]
(vr. 108a)
Ĥarfü’l-ħā


Çalab’dan ķorķ u ġayrından emįn ol
Bu ħalķuñ ortasında ħoş emįn ol
[Allah‟tan kork ve baĢkasından emin ol! Ġnsanlar arasında hoĢ ve güvenli ol!]

[]
Hevāña uyma tā rāĥat olasın
Muħālif ol aña ni‘met bulasın
[Nefsinin (gayr-ı meĢru) isteğine uyma ki rahat olasın; ona muhalefet et ki, nimet bulasın...]

Seni ħayra delālet eyleyen yār
Odur yārüñ yegi olmaz ol aġyār
[Seni hayra sevk eden arkadaĢ, arkadaĢın iyisidir; o baĢkaları gibi olmaz.]



Śatan dįnin[i] dünyāya i dervįş
Ķalur nevmįź baśar anı teşvįş
[Ey fakir, dinini dünyaya satan kimse ümitsiz kalır; onu keder, tasa basar...]


Kişinüñ ‘aķlına oldur delįli
Ki kimdür yāri anuñ hem-sebįli
[KiĢinin arkadaĢ ve yoldaĢı onun aklını(n derece ve mahiyetini) gösterir.]


Ĥaķ’uñ ķorķusı göñlüñ rūşen ider
Yerüñ hem ravżayile gülşen ider
[Allah korkusu, senin gönlünü aydınlatır; ayrıca yerini bahçe ve güllüğe çevirir.]


Şu göñül kim boş ola yegdür andan
Ki kįse dola vü andan vü bundan
[Gönlün (masivadan, kötü huy ve duygulardan) boĢ olması, kesenin onunla bununla dolu
olmasından daha iyidir.]
14
Bu mısrada aruz kalıbı aksıyor. “gam”dan sonra üzüntü, keder manasındaki “hemm” ilâve edilirse, aksaklık giderilmiĢ
olur.
15
Bu sözün kenarında “hâ‟ib: nevmîd olucı” açıklaması ve “Alçak dünya (menfaati) için dinini satan, zarara ziyana
uğramıĢ ve alıĢ-veriĢte aldanmıĢtır” manasındaki Farsça beyit vardır.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)

53

Nedendür saña bilgil yār-ı ħāliś
Ki gökçek ‘ahddendür yār-i muħliś
[Sana halis dostun neden olduğunu bil: Samimi dost, güzel söz vermedendir.]

Saña yeg ‘avret ol kim yār olandur
Oġul ķız dāyimā hem doġurandur
[Senin için iyi kadın, sana yâr olan ve çok oğul, kız doğurandır.]

Odur mālüñ yegi kim Ĥaķ yolında
Ki ħarc ola degül aĥmaķ yolında
[Malın iyisi, Hak yolunda harcanandır, ahmak yolunda harcanan değil!..]
(vr. 108b)
Ĥarfü’d-dāl

‘Alį eydür budur göñlüñ devāsı
Ķażāya hem rıżādurur revāsı
[Hz. Ali der ki: “Gönlün ilâcı ve uygun iĢi, Allah‟ın takdirine razı olmaktır.”]

Ŧama‘dadur bilüñ bu nefs renci
Ki ĥırśı terk iden bulur o genci
[Bilin ki, bu nefsin zahmeti, açgözlülüktendir. Hırsı terk eden, o hazineyi16 bulur.]
 
Kişinüñ ‘aķlına ķavli delįli
Nitekim aślına fi‘li delįli
[Ġnsanın aslının delili iĢi olduğu gibi, aklının delili sözüdür.]

‘Alį eydür ki şāźįlıķ devāmı
Budur kim göresin yāri müdāmį
[Hz. Ali der ki: “Sevincin devamı, her zaman dostları görmektir.”]

Sa‘ādetsüz kişiye devlet irse
Erenlere17 ‘aceb mi āfet irse
[Hayırsız, uğursuz kiĢiye devlet (nimet, makam-mevki) erdiğinde değerli insanlara felâket
gelse, ĢaĢılır mı?!.]

Baħįlüñ altunı bilgil ki ŧaşdur
Velį cömerd elinden ol beleşdür
[Bil ki, cimrinin altını taĢtır; ancak o cömerdin elinden beleĢtir.]

Kişinüñ dostıdur dįni bilüñ
Özüñüzi ķavį dįn üzre ķıluñ
[Dini, kiĢinin dostudur; bunu bilin ve kendinizi kuvvetli din (Ġslâm) üzere bulundurun.]

Ki begler18 devleti hem ‘adl iledür
Şehenşāha bu iş Ĥaķ fażl iledür
[Beylerin, hükümdarların devleti (nimet ve saadeti) adaletledir. Büyük hükümdara bu iĢ Allah‟ın
lutfuyladır.]
16
Tahminimize göre, bu mısrada “o genci” kelimeleriyle “Kanaat tükenmez bir hazinedir” Ġsmâil b. Muhammed elAclûnî, 1418/1997, c. 2, 133-134) manasındaki hadise iĢaret ediliyor.
17
Bu kelime, yazma nüshada “azanlara” Ģeklindedir. Vecizenin Arapça aslı göz önüne alındığında onun “erenlere”
Ģeklinde okunması gerektiği anlaĢılır.
18
Bu kelime yazma nüshada “yegler” Ģeklindedir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
54
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN

Cefā idene sen eyle müdarā
Ki tā senden ħacįl ola i yārā
[Ey dost, sana eziyet edene sen dostça davran ki, (o ezacı kimse) senden utansın.]

Śoñuñ maĥmūd ola ger diler iseñ
Hemįşe ħışmuñı yudġıl er iseñ
[Eğer sonunun övülmüĢ olmasını istersen ve erkeksen, her zaman öfkeni tut!]
(vr. 109a)
Ĥarfü’ź-źāl

Aña meşġūl olmaķlıķ durur hem
Ki bir şeyi idesen dāyimā źemm
[Sen bir Ģeyi daima kötülersen, bu, onunla meĢgul olmaktandır.]

Ķoġıl azġunları sen azġun ile
Ne işüñ var senüñ pes azġun ile
[Bırak azgınları azgınlığıyla! Senin azgınla ne iĢin var?!.]

Günāhuñ biri çoķdur biñ ŝevāb az
Dürūd-ı Ĥāfıž’uñ her sözlerin yaz
[Bir günah çoktur, bin sevap az... Hâfız‟ın duasını, selâmını, her sözünü yaz.]

Dudaķlaruñ yaķar źevķ-ı selāŧįn
‘Aceb muĥriķdurur bu sūz i miskįn
[Sultanların nimetlerini tatmak, senin dudaklarını yakar. Ey zavallı yoksul, bu yakma çok acayip
yakıcıdır!..]

İderseñ źikr ger sen evliyāyı
İne raĥmet bulasın sen nevāyı
[Eğer sen Allah dostlarını anarsan, rahmet iner; mutluluğu bulursun.]

Ŧama‘dadur kişinüñ ħˇārlıġı
Ŧama‘ kes kim bulasın varlıġı
[KiĢinin horluğu, itibarsızlığı aç gözlülüktedir. Aç gözlü olma ki varlığı bulasın.]

Źelįl ü ħor olduġuñ cihānda
Ĥaķ’uñ ķatında ‘izzet durur anda
[Dünyada düĢkün ve itibarsız olman, ahirette Cenab-ı Hakk‟ın huzurunda yüceliktir.]

Ulu sermāyedür dilde feśāĥat
Ki mālüñ başıdurur ol belāġat
[Dilin açık, güzel ve düzgün konuĢması, insanın büyük sermayesidir. Çünkü o hâlin gereğine
uygun, güzel söz söyleme hüneri, her çeĢit lüzumlu Ģeyin baĢıdır.]

Ölüm añmaķ göñüli rūşen ider
Yerin ravżayla rıđvān gülşen ider
[Ölümü anmak kalbi aydınlatır; yerini bahçeyle memnunluk ve güllüğe çevirir.]

Yigitlik añması ĥasretdürür key
Ķocalıķda iken fürķatdurur key
[Gençliği anmak çok hasrettir, hayıflanmaya sebep olur. O yaĢlılıkta büyük bir ayrılıktır…]
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
55
(vr. 109b)
Ĥarfü’r-rā’

Ki görmeklik ĥabįbin nūr göze
Ķatı ķuvvetdürür hem söze söze
[Sevgiliyi görmek, gözü aydınlatır. Ayrıca söze çok kuvvet verir.]

Ri‘āyet eyle atañı be-ġāyet
Ki oġluñ da seni ide ri‘āyet
[Babana son derece hürmet et, saygı göster ki, oğlun da seni gözetsin, saysın...]
 
Ki dirlik giñligi emn ü emānda
Budur varlıķ zemįn ile zamānda
[Dirliğin geniĢliği emniyettedir; zeminle zamanda varlık iĢte budur.]

Bu ‘ilmüñ ķadri ‘ālį mertebetdür
Ki ‘ālim ‘ālem içre ħoş śıfatdur
[Bu ilmin değeri, yüce bir derecedir; “âlim” herkes içinde hoĢ bir sıfattır.]

Seni rızķuñ ŧaleb ķılur i ‘āķıl
Yüri var rāĥat oluban oturġıl
[Ey akıllı kiĢi, rızkın seni ister; yürü git, rahat olarak otur!..]

Ölümüñ elçisi ŧoġmaķlıġıñdur
Ĥaķ elçisine inanmaķlıķuñdur
[Ölümün elçisi doğmandır; Allah‟ın elçisine inanmandır...]

Ĥadįŝi sen rivāyet eyleseñ ger
Ki nisbet it Resūl’e dir o Ĥayder
[Hz. Ali, “Sen eğer hadisi rivayet edersen, Hz. Peygamber‟e nisbet et” der.]

Ki teklįfi (?) bu nefsüñ key ta‘abdur
Anuñ ef‘āli dāyim bü’l-‘acebdür
[Bu nefsin ağır ve gevĢek olması, çok yorgunluk ve zahmettir. Onun iĢleri her zaman çok ĢaĢılacak
Ģeydir.]

Ri‘āyet it Ĥaķ’ı şol dem i ŧālib
Ki nefsüñ saña oldıġında ġālib
[Ey talip, nefsin sana baskın çıktığı zaman, sen Hakk‟ı (doğruyu, adaleti) gözet.]

Cihānda yoldaşından bilinür er
Delįli ‘aķlınuñ oldur i server
[Ġnsan, dünyada yoldaĢından bilinir. Ey reis, kiĢinin aklını(n derecesini, mahiyetini) gösteren iĢaret
odur.]
(vr. 110a)
Ĥarfü’z-zāy

Kişiyi vezn ķıl mįzāniyile
Şunuñ kim vezni yoķ mįzān ile
[Ġnsanları ölçüleriye tart. Ölçüsü olmayanı da tart!]

Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
56
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Eyüler zaĥmeti raĥmetdürür bil
Ki śāliĥler iñen ni‘metdürür bil
[Ġyilerin zahmeti rahmettir, bil. Çünkü salihler (insanlar için) çok büyük nimettir.]

Uludur ‘āķıluñ cürm ü günāhı
Gerekdür kim ķıla ol her gün āhı
[Akıllının suçu ve günahı büyüktür. Onun her gün ah etmesi (günahları için üzülüp Allah‟tan
bağıĢlanma dilemesi) gerekir.]

Geñezirekdürür ‘ilmüñ zevāli
Bu ‘ālimler ölüminden mevālį
[Ġlmin yok olması, âlimlerin, din bilginlerinin ölümünden daha kolaydır.]

Ziyāret it kişiyi sen şu miķdār
Saña ikrām itdigünce iy yār
[Ey dost, sen bir kiĢiyi sana ikram ettiği kadar ziyaret et!]

Ki zühd-i ‘āmmįnüñdür đalālet
İşi cāhillerüñ her bār bid‘at
[Cahil insanların sofuluğu, sapıklıktır. Cahillerin iĢi her zaman bidattır (dinde sonradan çıkarılan
inanç fiil ve âdettir).]

Ziyāret ider olsa yār yārı
Olur tāze muĥabbet bārı arı
[Dost, dostu ziyaret etse, sevgi meyvesi yenilenir; temiz olur.]

Cihān zāviyesi dolu belādur
Ki miĥnetle muśįbetle ‘anādur
[Dünyanın her köĢesi belâ, musibet, zahmet ve sıkıntıyla doludur…]

Ziyāret eylemeklik her ża‘įfi
Tevāżu‘dandur ey ādem laŧįfi
[Ey hoĢ insan, zayıfları ziyaret etmek, tevazudandır.]

Yeg içüñ zįneti ŧaş zįnetinden
Bulup ma‘nįyi geçgil śūretinden
[Ġçin zineti, dıĢın süsünden daha iyidir. Manayı bulup onun dıĢ yüzünden geç...]
(vr. 110b)
Ĥarfü’s-sįn


Ayıķlıķdandurur
yaramaz žann19
Kemāl-i ‘aķl ile her sanuyı śan
[Kötü zanda bulunmak, uyanıklıktandır. Her düĢünce ve tahmini akıl olgunluğuyla imal et!]


Bu dünyāya sevinüp olma ġarrā
Cihānuñ çün ŝebātı yoķ i mevlā
[Ey efendi, bu dünyaya sevinip aldanma! Çünkü bu dünyanın devamlılığı yoktur.]


Yaramaz ħulķ vaĥşįliķdurur bil
19
Ħalāś olmaz kişi andan i ‘āķıl
Bu mısrada vezin aksamaktadır. Belirtilen yere “bil” gibi bir kelime eklenirse, hece eksikliği giderilmiĢ olur.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
57
[Ey akıllı kiĢi, bil ki, kötü huy bir yalnızlık ve ıssızlıktır. Ġnsan (fena ahlâkını bırakmadıkça) ondan
kurtulamaz.]

Ħaber virür kişinüñ sırlarından
Nitedür sįreti žāhirlerinden
[Ġnsanın görünen hâl ve gidiĢi, onun sırlarından haber verir.]

Selāmetlıġı insānuñ i server
Dilin śaķınduġından durur ekŝer
[Ey reis, insanın selâmeti, çoğu zaman dilini (yalan, gıybet, iftira, alay gibi kötü fiillerden)
sakınmasındadır.]

Dilin dutan kişi olur selāmet
Selāmetlıġa ol olur ‘alāmet
[Dilini tutan insan selâmet bulur; esenliğe o alâmet olur.]

Faķįh ādemler içün didi Ĥayder
Olardur ümmetüñ ulusı server
[Hz. Ali, din âlimi olan kiĢiler için “Ümmetin büyüğü, efendisi onlardır” dedi.]

Dirilerüñ budur esrüklügi hem
Ki mühmel ħulķıdur key naĥs her dem
[Dirilerin sarhoĢluğu, bırakılması gereken kötü huyudur. O kötü huylar, her zaman çok
uğursuzdur.]

Şikāyetdür ża‘įfüñ hem silāĥı
Çü zaĥmetden anuñ yoķdur felāĥı
[Zayıfların silâhı, Ģikâyettir. Çünkü onun zahmetten kurtuluĢu yoktur...]

Tevāżu‘dadur ādem ululugı
Tekebbürlikden olur aluluġı
[İnsanın yüksekliği tevazudadır; değersizliği ise kibirlenmekten ileri gelir.]
(vr. 111a)
Ĥarfü’ş-şįn

Ögünmekdür bu ‘ilmüñ ‘aybı ‘ārı
‘İlimde lāf urandur vallah ‘ārį
[Bu ilmin kusur ve utancı, övünmektir. Vallahi ilim sahibi olduğunu söyleyen kimse, bilgisizdir.]
20
İşüñ şerri ıraġ21 olmaķ o şerden
Oruc olsañ ölür nefsüñ żarardan22
[ĠĢin kötüsü, Ģerre pek yakın olandır. Oruç tutarsan, nefsin zarardan ölür (terbiye alır).]
Bu söz, Nesrü‟l-leâlî nüshaları ve tercümelerinin bir kısmında Ģeklindedir. Böyle olduğu takdirde
vecize, “ĠĢlerin kötüsü, Ġslâm dininden pek uzak olandır” manasını ifade eder. ġair, anılan vecizeyi, 
Ģeklinde ve hatalı yazdığından hatalı çevirmiĢtir. Beyit kenarına aĢağıdaki notu düĢen de bu hatalı çeviriyi akla ve
gerçeğe uygun hâle getirmeye çalıĢmıĢtır. Ancak daha sonra bu söz kenarda kaydıyla düzeltilmek
istenmiĢtir.
21
Bu “ırag” kelimesinin “yakın” olması gerektiği düĢüncesindeyiz. Çünkü “ĠĢin kötüsü, kötülükten uzak olmaktır”
cümlesi manasızdır; ayrıca Hz. Ali‟nin bilinen tarihî Ģahsiyetine ve diğer sözlerine de aykırıdır.
22
Bu mısranın kenarında Ģu not vardır: “Meselâ, Ģimdi oruç tutmak, riyâzet itmek nefse Ģerdür. Anuñ bigi Ģerre yakın ol
dimek olur.”
20
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
58
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN


Śıgan sermen o cennet istemekde
Ki żāyi‘ olmaya sa‘yüñ emekde
[Cenneti istemekte kolları, paçaları sıva ki, çalıĢman zahmet çekmene rağmen mahvolup
gitmesin...]

Ġanįnüñ buħlidür ķatı ‘aźābı
Ki fi‘linden çeker dāyim ‘iķābı
[Zenginin cimriliği onun büyük cezasıdır. (O, bu kötü) iĢinden dolayı devamlı eziyet çeker.]


Azacuķ ma‘rifet yeg çoķ ‘amelden
Ki ‘irfān ħoşdurur ŧūl-i emelden
[Azıcık ilim, çok amelden daha iyidir. Ġrfan da bitmez tükenmez isteklerden hoĢtur.]

Ħaber virür çü pįrligüñ ölümden
Di ‘adl id nefsüñe ķurtul žulümden
[Madem ki ihtiyarlığın ölümden haber verir, öyleyse haydi kendine adalet et, zulümden (günah
iĢlemekten) kurtul!]

Ki Ķur’ān oķumaķ göñlüñ şifāsı
Odur śayru göñüllerüñ devāsı
[Kur‟an okumak gönlün Ģifasıdır; hasta gönüllerin devası odur.]

Faķįr23 olan ġanį faķrı eşedd key
Şu yoķsuldan ki ol cömerd ola
[Fakir (Cimri) olan zenginin fakirliği, cömert olan yoksuldan daha Ģiddetlidir.]

Odur[ur] dostlıķ şarŧı i dildār
Ki terk ide o teklįfi ne kim var
[Ey sevgili, dostluğun Ģartı, ne kadar zahmet veren yapmacık davranıĢ varsa, onu bırakmaktır.]
 
Şu kimsedür kişinüñ şerlüregi
Ki ādem göricek ķorķa yüregi
[Halkın pek Ģerlisi, insan görünce yüreğinin korktuğu kimsedir.]
(vr. 111b)
Ĥarfü’s-śad


Hemįşe ķurtarur kişiyi śıdķı
Giñ olur dünyada hem daħı rızķı
[Doğruluk kiĢiyi her zaman kurtarır ve (dürüst insanın) dünyada rızkı bol olur.]

Oruc dutmaķdadur bu śıĥĥat-i ten
Oruc ile gider bu ‘illet-i ten
[Bu bedenin sağlığı oruç tutmaktadır; hastalığı da oruçla gider.]


Saña śabruñ getürür bil žafer hem
Dutup Sa‘dį sözin ķılma sefer hem
[Sana sabrın baĢarı getirir, bil. ġirazlı Sâdî‟nin sözünü tutup yolculuk etme.]
 
23
Burada “Fakîr” kelimesi, vecizenin Arapça aslına uygun görünmemektedir. Anılan kelime yerine, “bahîl” veya “Ģahîh”
kelimesinin kullanılması gerekirdi.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
59
Ķılan bu dün namāzını giceler
Ki gündüzde güzel olur dir ol er
[Hz. Ali der ki: “Geceleri gece (teheccüd) namazını kılan kimse(nin yüzü) gündüzde güzel olur.”]

Śalāĥı bu tenüñ söylememekde
Fesād işler çoġ olur söylemekde
[Bu bedenin rahatı söylememekte, susmaktadır. Çünkü konuĢmada (gıybet, yalan, alay, iftira,
mâlâyâni gibi) kötü iĢler çok olur.]

Selāmetlıġı insānuñ i mü’min
Śaķınmaķda dilin ol olur eymin
[Ey mümin, insanın selâmeti dilini sakınmaktadır. Böylece o (Ģerlerden) emin olur.]

Eyüler ile kim iderse śoĥbet
Emįn olur ķamu şerden o sā‘at
[Kim iyilerle arkadaĢlık ederse, o zaman bütün Ģerlerden emin olur.]

Sükūtı cāhilüñ hem perdesidür
Ki deñsizligi dāne źerdesidür (?)
[Cahilin susması onun (bilgisizliğini örten) perdesidir. Densizliği da kusurunu ortaya çıkaran bir
Ģeydir.]

Bu ķavm ü ħıśmdan sen kesme śoĥbet Dilerseñ çoġ ola senüñle ümmet
[Eğer ümmetin seninle çoğalmasını istersen, kavim ve akrabanla görüĢüp
konuĢmayı kesme!]

Śalāĥ-ı dįn vera‘dadur vera‘da
Fesād-ı dįn ŧama‘dadur ŧama‘da
[Dinin düzelip iyileĢmesi takvada, bozulması ise aç gözlülüktedir.]
(vr. 112a)
Ĥarfü’ż-żād


Boyundur rızķına Ĥaķ her kişinüñ
Yiyen ķaydın odur yaz ķışınuñ
[Allah, herkesin rızkına kefildir; yaz ve kıĢının rızkını veren24 odur.]

Ĥabįbüñ urduġı [đarb] śarbraķdur
Elindeki eger gülden varaķdur
[Dostun vurduğu (darbe), elindeki gülden yaprak olsa da daha
Ģiddetlidir...25]

Göñül rūşen olur yise ĥelāli
Ĥarāmı terk iden bulmaz melāli
[Helâl yemek, kalbi aydınlatır. Haramı terk eden üzüntü, sıkıntı çekmez.]
24
“Kaydını yemek”, Eski Anadolu Türkçesinde “kaygısını çekmek, alâkalanmak” gibi manalara gelir. Biz bu karĢılığın
Yaratıcı için uygun olmayacağı düĢüncesiyle anılan deyimi -sözün geliĢi ve devamını gözeterek- “rızkını veren” Ģeklinde
günümüz Türkçesine çevirdik.
25
Burada meĢhur sufî Hallâc-ı Mansur‟un (244-309/857-922) idam edilmesi sırasında söylediği bir söze iĢaret edildiği
düĢünülebilir. “Herkes ona taĢ attı, ġiblî de (Ģeriatın fetvasına) uymuĢ olmak için bir gül atınca Hüseyn bin Mansur bir
„ah‟ çekti. Sana atılan bunca taĢlardan hiç birine ah etmedin. Atılan bir güle ah etmendeki sır nedir dediler. „Çünkü onlar
bilmiyorlar, bu yüzden de mazurdurlar. Onun yaptığı gücüme gitti. Zira o bildiği hâlde yaptı!‟ dedi.” (Feridüddin Attâr,
Evliya Tezkireleri, çev. Süleyman Uludağ, Ġstanbul 2005, s. 534).
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
60
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN

Ķatıdur dil beresi n’itsün ādem
Süñü đarbından ol iy şāh-ı ħurrem
[Ey güler yüzlü sultan, dil yarası mızrak darbesinden daha serttir; (ona maruz kalan) insan ne
yapsın?]

Zi azdı şol ki şerre meyl itdi
İki ‘ālemde baħtı ķara gitdi
[ġerre meyleden (kötülük iĢleyen) kimse, doğru yoldan sapmıĢtır. Ġki âlemde bahtı kara gider...]

Śatan dįnini dünyāya azıpdur
Śanuñ ol serserį yire gezipdür
[Dinini dünyaya satan, azmıştır. Onun ötede beride başıboş, serseri gibi gezdiğini düşünün...]

Göñül ŧarlıġı bu el ŧarlıġından
Ķatıraķdur göñül ŧarlıġı andan
[Gönül darlığı, el darlığından daha Ģiddetlidir.]

İki küsülüye ŧar oldı dünyā
Barışsun kim olaruñ ola ‘uķbā
[Ġki dargına dünya dar olur. BarıĢsınlar ki ahiret onların olsun.]

Eli ŧar olanuñ ŧar oldı göñli
Ki śormañ hįç aña kim n’oldı göñli
[Eli dar olanın kalbi dar olur. Kalbinin ne olduğunu ona hiç sormayın...]
(vr. 112b)
Ĥarfü’ŧ-ŧā’
 
Ne ħoş vaķti şunuñ kim i‘tiķādı
Ĥaķ’a doġru ola hem i‘timādı
[Ġnancı, bağlanması Allah‟a doğru olan ve Ona güvenenin vakti ne hoĢtur!..]

Anuñ rızķı ne ħoş kim ‘āfiyetdür
Ki tende śıĥĥat olmaķ ħoş śıfatdur
[Rızkı afiyet olan, ne hoĢtur! Bedenin sağlıklı olması, hoĢ bir sıfattır.]
 
Bu uzun ‘ömr tā‘atle śafādur
Nebįler ħil‘atinden bir ķabādur
[Bu uzun ömür, ibadetle birlikte olursa, gönül Ģenliğidir. Peygamberlere
bağıĢlanan değerli elbise gibi bir kaftandır.]

Uzandı ‘ömri cevri az olanuñ
Zi ħoşdur yāri hem dem-sāz olanuñ
[Zahmeti, meĢakkati az olanın, ömrü uzun olur. ArkadaĢı dost ve sırdaĢ olan, ne hoĢtur!]

Edeb itmek ŧaleb yegrekdür iy şāh
Ŧaleb itmekden altunı ey vallāh
[Ey Ģah, edep istemek (tahsil etmek), altın istemekten vallahi daha iyidir!..]

Yürürseñ kendü emŝālüñle yüri
Ki zinhār olma nā-cins ile öri
[Yürürsen, kendi emsalinle yürü. Asla soysuzla oturup kalkma!]
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
61

Ümįźi ķısanuñ uzandı ġammı
Ki tiryāķ irmez aña yigdi semmi
[Ümidi kısa olanın, gamı, kederi uzun olur. Zehri baskın olduğundan ona
panzehir ulaĢmaz.]


Muŧį‘ olmaķ ‘adūya ölümekdür
Ki hįç fer dutmayuban solumaķdur
[DüĢmana itaat etmek, ölmek; hiç parlaklık (tazelik) kazanmadan solmaktır.]


Bilüñ Tañrı’ya ŧā‘atdür ġanįmet
İñen ħoş fażldur key ħūb ni‘met
[Bilin ki, Allah‟a itaat etmek, ganimettir. Çok hoĢ bir bağıĢ, çok güzel bir nimettir!]


Ne gökçekdür şu kim yoķ ehl-i beyti
Oġul ķızdan ki görmeye o fevti
[Ev halkı (çoluk çocuğu) olmayan, oğlunun, kızının elden çıkmasını ve
vefatını görmeyen, ne güzeldir!..]26
(vr. 113a)
Ĥarfü’ž-žā’


Kişinüñ žulmi kendüyi düşürür
Başına dürlü ġavġālar üşürür
[Ġnsanın zulmü kendisini düĢürür; baĢına çeĢitli kavgalar üĢüĢtürür.]

Begüñ žulmi yeg andan kim ra‘iyyet
Ķıla nāz ide nā-meşrū‘ bid‘at
[Halkın Ģımarıp gayr-ı meĢru yenilikler icat etmesinden, beyin zulmü daha iyidir.]


İ žālim sen ne śanursın i ŧāmi‘
Ki mažlūmuñ olur mı ĥaķķı żāyi‘
[Ey zalim, ey aç gözlü, sen ne sanıyorsun, mazlumun hakkı zayi olur mu?!.]

İledür žālimi žulmi helāke
Ķażālar uġradur ol cān-ı pāke
[Zalimi zulmü helâke götürür; o temiz ruhu belâlara uğratır.]

Śunuñ śusuzluġı bį-ĥadd ü ‘addur
Ki māla śusamaķlıķdan eşeddür
[Suya susamak, sayısız, sınırsız (bir ihtiyaç)dır; mala susamaktan daha Ģiddetlidir.]27

Çü sulŧān gölgesi iy şāh-ı ‘ālem
Ĥaķ’uñ gölgesi bigidür mu‘ažžam
[Ey herkesin Ģahı, sultanın gölgesi Allah‟ın gölgesi gibi büyüktür.]28
26
“Ehli olmayana ne mutlu!” manasındaki Arapça sözü, Nesrü‟l-lelâlî‟nin Kāsım, Ali ġîr Nevâî, Latîfî, Rıhletî gibi
mütercimleri de “Ailesi olmayana ne mutlu!” manasında Türkçeye çevirmiĢlerdir. Fakat biz burada “ehl” kelimesinin
“aile” değil, tâbi ve taraftarlar manasına kullanıldığını, baĢka bir ifadeyle anılan sözün ailesi olmayanlara gıptayı ifade
etmediğini, muhtemelen idareci olmayanların yükünün hafifliğine imrenmeyi dile getirdiğini tahmin ediyoruz. (Bu
konuda bilgi için bk. Ceyhan, 2006, 311-312).
27
Bu Arapça söz, mütercim tarafından hatalı yazılmıĢ; tercüme de o hatalı yazılıĢa göre yapılmıĢtır. Nesrü‟l-leâlî
nüshaları ve tercümelerinin çoğunda anılan cümle, “Mal susuzluğu, suya susamıĢ olmaktan daha Ģiddetlidir” manasında
yazılmıĢ ve çevrilmiĢtir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
62
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN

Bil įmānı ķarardur žulm-i žālim
Ki fetvā böyle virdi ‘ilm-i ‘ālim
[Bil ki, zalimin zulmü imanı karartır. Âlimin ilmi böyle fetva verdi.]

Ķısadur žālimüñ ‘ömri vü rızķı
Nitekim fāsıķuñ rızķı vü fısķı
[Zalimin ömrü ve rızkı kısadır. Nitekim doğru yoldan sapan günahkârın rızkı ve fıskı da kısadır.]

Gerek cömerdüñ ola gölgesi giñ
‘Alį sözi budur ne dirseñiz diñ
[Cömerdin gölgesinin (koruma ve esirgemesinin) geniĢ olması gerekir. Hz. Ali‟nin sözü böyledir,
ne derseniz deyin!]


Olur hem egrinüñ gölgesi egri
Sen ol gölgede durma yüri segri
[Eğrinin gölgesi eğri olur. Sen o gölgede durma; yürü, koĢ!..]
(vr. 113b)
Ĥarfü’l-‘ayn

Ķanā‘atle diril kim şāh olasın
Ķamu şāhlara şāhinşāh olasın
[Kanaatle yaĢa ki sultan olasın; bütün Ģahların büyüğü olasın!]

Uzun olmaķdadur sözüñ bu ‘aybı
Az öz söz fażl-ı Ĥaķ’dur şöyle ġaybį
[Sözün kusuru, uzun olmasındadır. Az ve öz söylemek, Allah‟ın gaybî bir lutfudur.]

Ki žulmüñ soñı ġāyet yaramazdur
Bu žulm ehli be-ġāyet yaramazdur
[Zulmün sonu çok kötü ve zararlıdır. Zulmeden kimseler, son derece fenadır.]

Yüce himmetlülik įmāndandur
Ki ‘ālį himmet ıssı cān-ı cāndur
[Gayret yüksekliği imandandır. Yüksek gayret sahibi insan, canın canıdır.]

Şu düşmen yegdürür kim ‘āķıl ola
Bilüñ ol dostdan kim cāhil ola
[Bilin ki, akıllı düĢman, cahil dosttan daha iyidir.]

Kişinüñ ilk śarb olursa ĥāli
Geñezlikdür śoñı ħoş dut bu ķāli
[Ġnsanın ilk hâli zor olursa, sonu kolaylıktır. Bu sözü aklında iyi tut!]

Kitābı cem‘ itmegi sen it terk
Ki ĥıfž it ‘ilmi ezber saķla key berk
28
Hz. Peygamber‟e “Sultan yer yüzünde Allah‟ın gölgesidir” manasında bir hadis nisbet edilir. (Ġsmâil b. Muhammed elAclûnî, 1418/1997, c. 1, 552-53). Bu cümlede, sultanın Allah‟a benzetilmesi söz konusu değildir. Bilindiği gibi, “zıll”
veya “sâye” (gölge) kelimesinin mecazî olarak kayırma, koruma esirgeme manası da vardır. Hadisin devamında “Her
mazlum ona sığınır” denilerek maksat izah edilmiĢtir. Ġnsanlar arasında hükmederken adaletli olmak, Ġlâhî emirler
arasında yer aldığından, âdil sultana sığınan mazlum, adaleti emreden Allah‟ın himayesine sığınmıĢ olmaktadır.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
63
[Kitap toplamayı bırak! Ġlmi hafızanda muhafaza et, ezberle, çok sağlam sakla!]

Śoñ ucı seni žulmüñ öldürür tįz
Žulümden kişi gerek ide perhįz
[Zulmün seni sonuçta çabuk öldürür. (Çabuk ölmek istemeyen) insanın zulümden
kaçınması gerekir.]

Ki her gündüz śoñında bil gice var Ölümdür śoñı ger yigit ķocar var
[Bil ki, her gündüzün sonunda gece var. Eğer genç de yaĢlanırsa, sonu ölümdür...]

(vr. 114a)
Ĥarfü’l-ġayn


Şu kim ķurtuldı ol buldı ġanįmet
Ġanįmet anda kim buldı selāmet
[Kurtulan, ganimet bulmuĢtur. Ganimet, selâmet bulandadır.]

Tevekkül ehlinüñ çölmegi ķaynar
Ki göñli şāźilıķla dāyim oynar
[Tevekkül edenlerin tenceresi kaynar; kalbi sevinçle devamlı oynar.]

Geñezi berkdürür ölümde şiddet
Göñül sevmedügiyle itse śoĥbet
[Ölüm (acısı), kalbin sevmediği bir kimseyle görüĢüp söyleĢmesinden daha kolaydır.]

Naśįbin ġāyibüñ hem ġāyib oldı
Ki ĥükmi ħāžıruñ hem ġālib oldı
[Hazırda bulunmayanın payı da kaybolur. Hazırda bulunanın hükmü baskın olur.]

Seni şerr işe eyleyen delālet
Saña güc ider ol bilgil be-ġāyet
[Bil ki, sana kötü iĢ yapma hususunda kılavuzluk eden kimse, sana son
derece zulmeder.]

Seni rāżį iden bāŧıl ile bil
İçinde ġıll ü ġış var işi bāŧıl
[Bil ki, seni batıla razı eden kimsenin içinde düĢmanlık ve kin vardır; iĢi de batıldır.]

Ki ĥaķ sözden ķaķımaķ zişt ħūdur
Muŧį‘ olmaķ eyü söze eyüdür
[Doğru sözden dolayı kızmak, çirkin bir huydur. Ġyi söze itaatkâr olmak, iyidir.]

Ġanįmet ĥikmeti bulduġı mü’min
Ki ĥikmetle olur her derd eymin
[Müminin ganimeti hikmeti bulmasıdır. Çünkü her dert, hikmetle (akıl ve bilgelikle) güvenli olur
(tedavi edilebilir).]
(vr. 114b)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
64
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Ĥarfü’l-fā’

Bulan dįne žafer ķurtıldı bayıķ
‘Aźāb oldı velį bį-dįne lāyıķ
[Dinde baĢarı elde eden, maksada eren mutlaka kurtulmuĢtur. Fakat azap, dinsize lâyık olmuĢtur.]

Kişinüñ faħrı bilgil fażl iledür
Dimezvem faħrı anuñ aśl iledür
[Ġnsanın iftiharı, faziletledir. “Onun övüncü soy ve sopladır” demem.]

Taĥammül eyle ħaśmuña žafer bul
Bu sözüm yād idüben mā-ĥażar bul
[DüĢmanına karĢı dayan, baĢarılı ol! Bu sözümü hatırlayarak hazırda bul!]

Ki fer‘i her şeyüñ ya‘nį budaġı
Ki aślından ħaber virür bayaġı
[Her Ģeyin fer„i, yani dalı, önceki gibi, onun aslından haber verir.]

Zi ķurtuldı şu kim nefsi şerrinden
Emįn oldı bu nefsüñ işlerinden
[Nefsinin Ģerrinden kurtulan kimse, bu nefsin (kötü) iĢlerinden emin olur.]

Felāĥı bendüñ uşda śıdķ iledür
Bu söz vallāhi şāhā ‘ışķ iledür
[Bağlının kurtuluĢu, doğrulukladır. Ey Ģah, bu söz vallahi aĢkladır.]

Şehā her bir göñülde bir şuġul var
Żarūrįdür bu iş uş çār-nā-çār
[Ey Ģah, her bir gönülde bir meĢguliyet var. Bu iĢ, iĢte çaresiz ve mecburidir.]

Ha zinhār olmaġıl küfrān-ı ni‘met
Ki fāsid olmaya erkān-ı ni‘met
[Sakın nimetlere karĢı nankörlük etme ki, nimetin esasları bozulmasın...]

(vr. 115a)
Ĥarfü’l-ķāf

Ħaber virür i şeh ķavli kişinüñ
Ki göñliñde nedür fi‘li işinüñ
[Ey Ģah, insanın sözü, kalbindeki iĢinin ne olduğundan haber verir.]

Ki ķavlüñ gerçegi dir dįndendür
Yalancılıķ şehā ħoź-bįndendür
[(Hz. Ali) der ki: “Sözün doğrusu, dindendir (dindarlıktandır). Ey Ģah, yalancılık bencil ve
kibirlidendir.]

Bu göñlün ķuvvetini i dilāver
Ki įmān śıĥĥatinden didi Ĥayder
[Ey yiğit, Hz. Ali “Kalbin kuvveti, inancın doğru ve sağlıklı oluĢundandır” dedi.]

Ĥarįśi dāyimā ĥırśı depeler
Ki ırgad bigi durmaz yer çapalar
[Açgözlüyü her zaman hırsı öldürür. Çünkü o ırgat gibi durmaz, yer çapalar...]
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
65

‘Amel-çün saña bir vaķt eyle taķdįr
Günehden tā seni ķurtara tedbįr
[Amel için kendine bir vakit düĢün (belirle) ki, tedbir seni hatadan kurtarsın.]

Kişinüñ ķıymeti oldur i atam
Şu nesne kim anı gökçek ķılur hem
[Ey baba, insanın değeri, güzelce yaptığı Ģeydir.]

Kişinüñ yoldaşı dįni delįli
Ķarañusında hem oldur delįli
[Ġnsanın arkadaĢı, onun tuttuğu yolu (hayat tarzını) gösterir. Ayrıca
karanlığında rehberi de odur.]

Ki şerr yire yaķın olmaķ żarardur
Yavuzdan ıraġ ol kim bed-güherdür
[Kötü yere yakın olmak zarardır. Kötüden uzak dur ki, onun mayası bozuktur.]

Göñül ķatılıġı doķlıķdandur
Bu faħrı enbiyā yoķlıķdandur
[Kalp katılığı, tokluktandır. Peygamberlerin övünmesi ise yokluktandır.29]

Kişinüñ himmetidür ‘izz ü ķadri
Odur hem bedr ü śadrı ‘įd ü Ķadr’i
[Ġnsanın büyüklük ve değeri, gayreti kadardır. Dolunayı, baĢköĢesi, bayramı ve Kadir gecesi odur.]
(vr. 115b)
Ĥarfü’l-kāf

Kelāmu’llāhdur göñlüñ devāsı
Odur śayru göñüllerüñ şifāsı
[Kalbin devası, Allah‟ın kelâmı(Kur‟an)dır. Hasta kalplerin Ģifası odur.]

Umar uçmaġı cömerdi ķavuruñ
Baħįlüñ sünnįsin oda ķavuruñ
[Gâvurun cömerdi (cömertliği sayesinde) cennet umar; cimri Müslümanı
ateĢte kavurun!..]

Kim olursa Ĥaķ’a küfrān-ı ni‘met
Bil andan zāyil olur kān-ı ni‘met
[Allah‟ın nimetlerine karĢı kim nankörlük ederse, bil ki, nimetin kaynağı
ondan geçer, gider.]
30

Ķocalıķ kişiye yiter cefā renc
Yigit olmaz eline girse yüz genc
[Ġnsana eziyet ve zahmet olarak ihtiyarlık yeter. (YaĢlı) eline yüz hazine
29
Burada “Fakirlik benim övüncümdür, onunla iftihar ederim” manasına gelen ve bilhassa tasavvuf ehli tarafından hadis
olduğu rivayet edilen söze iĢaret edilmektedir. (Bahis konusu cümlenin hadis âlimlerine göre sıhhat durumu hk. bilgi için
bk. Ġsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, 1418/1997: c. 2, 113).
30
Bu sözün sağ ve sol kenarında Abbâsî devri Ģairlerinden Ebü‟l-atâhiye (ö. 210/825?) divanında bulunan (Dîvânu Ebi‟latâhiye, 1400/ 1980: 46) ve “KeĢke gençliğim bir gün dönseydi, ihtiyarlığın benim baĢıma ne hâller getirdiğini ona haber
verecektim...” manasına gelen Arapça beytin mısraları kayıtlıdır.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
66
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
geçse de gençleĢmez.]

Ĥased yiter hemān bilüñ ĥasūda
Nitekim ‘ilm-i Ķur’ān bu dürūda
[Çok kıskanca (ceza olarak) kıskançlığı yeter. Nitekim Kur‟ân ilmi de bu dua ve selâma yeter.]

Ĥilimdedür kemāl-i ‘ilm taĥķįķ
Anuñdur ‘ilm kim virildi tevfįķ
[Muhakkak ki, ilmin olgunluğu huy yumuĢaklığındadır. Ġlim, (kendisine
Allah tarafından) baĢarı verilen kimsenindir.]

Yiter bu dünya ‘aybından o saña
Ki bāķį ķalmaduġı saña baña
[Bu dünyanın kusurlarından onun sana, bana kalıcı olmayıĢı yeter...]

Ölümüñ bildügüñ saña yiter hemm
Ne çekmek dürlü teşvįş ü yimek ġamm
[ÇeĢitli keder çekmeğe ve gam yemeğe ne lüzum var? Öleceğini bilmen
sana keder olarak yeter…]

Kemāli budurur işid seħānuñ
Kemāl-i ‘öźr bile ola anuñ
[Dinle, cömertliğin mükemmeli, onun özür dilemeyle birlikte olanıdır.] 

Ħaber viricidür pįrlik ecelden
Yiter pįrlik ķo geç ŧūl-i emelden
[Ġhtiyarlık ecelden haber vericidir. (Uyarıcı olarak) yaĢlılık yeter; bırak,
uzak ümitten, bitmeyen isteklerden geç!..]

  
Yiter derd ü belā kişiye saġlıķ
Yaraşır dāyimā saġlıġa fāsıķ
[KiĢiye dert ve imtihan sebebi olarak sağlık yeter. Çünkü günahkâr, her zaman sağlığa
uygun düĢer. (Ġnsan sağlık sayesinde günah iĢleyebilir).]

(vr. 116a)
Ĥarfü’l-lām

Ki yumşaķ söz göñüllerüñ ŧuzaġı
Göñül avlamaġa sen de düz aġı
[YumuĢak söz, gönüllerin tuzağıdır. Gönül avlamak için sen de ağını hazırla!]

Sevilürsiñ sözüñ olursa yumşaķ
Ki ķatı sözlüden bįzārdur Ĥaķ
[Sözün yumuĢak olursa, sevilirsin. Cenab-ı Hak, sert ve kırıcı söz söyleyenden razı değildir.]31

Ķocalıġı ‘ömürden śaymaġıl dir
Kişi işden ķalır olıcaġaz pįr
[(Hz. Ali) “YaĢlılığı ömürden sayma!..” der. Çünkü insan yaĢlanınca, iĢ yapamaz olur.]
31
Bu mısrada, “Allah‟ın rahmetinden dolayı sen onlara karĢı yumuĢak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın,
Ģüphesiz etrafından dağılır giderlerdi” (Kur‟ân, Âl-i Ġmrân, 3/159) mealindeki ayete iĢaret edildiği söylenebilir. Ayrıca,
firavna Hakk‟ı tebliğ için gitmeleri emredilen Hz. Mûsâ ve Hârun peygambere “Ona nasihat dinlemesi veyahut korkması
için yumuĢak söyleyin” (Kur‟ân, Tâhâ, 20/44) manasında bir buyruk verildiği de burada hatırlatılabilir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
67

Ki rāĥat yoķdurur hergiz ĥasūda
Hemįşe düşer ol fi‘linden oda
[Çok kıskanç olan için asla rahat yoktur. O, kendi fiilinden dolayı her zaman ateĢe düĢer.]

Ki sulŧān ‘ālim olsa yoķ zevāli
Çü yoķsuluñ nitedür bile ĥāli
[Âlim sultan için zevâl (son bulma) yoktur. Çünkü o yoksulun hâlinin nasıl olduğunu bilir.]

Bu şöhret ŧonını bilgil i dildār
Tekellüfdür dimişdür anı Kerrār
[Ey sevgili (dost), bil ki, Hz. Ali bu Ģöhret elbisesi hakkında “Kendi isteğiyle zahmete girmek,
gösteriĢe kapılmak...” demiĢtir.]

Ķamu düşmenlige bir maślaĥat var
Ĥasedden olana yoķdur ha zinhār
[Her düĢmanlık için bir barıĢ (ihtimâli, imkânı) var; ama kıskançlıktan olana asla yoktur!..]
(vr. 116b)
Ĥarfü’l-mįm

Kimüñ kim himmeti bil ‘āli oldı
Uzandı ġuśśası teşvįş doldı
[Gayreti, ideali yüksek olan kimsenin tasaası uzar; (âdeta içi) kederle dolar.]


Sözi çoġuñ melāmātı çoķ olur
Söz ucında niçeler var yoġ olur
[Sözü çok olanın, kınanması çok olur. Niceler var ki, söz yüzünden yok olur.]

Üşer hem çeşmeye bu ħalķ çoķluķ
İçer andan bulınca ķamu muśluķ
[Ġnsanlar ekseriya (suyu tatlı olan) çeĢmeye üĢüĢür. Hepsi musluk bulunca ondan içer.]

O cennet ravżasıdur meclis-i ‘ilm
Ki andan ĥāśıl olur ‘ilm ile ĥilm
[Ġlim meclisi, cennet bahçesi gibidir. Çünkü ilim ve hilim (huy yumuĢaklığı) oradan elde edilir.]

Helāk ider ŧabį‘at tįz seni
‘Alį sözi budurur diñle beni
[Sert tabiatlı olmak, mahveder seni... Hz. Ali sözü budur, dinle beni!]

Yaramaz kişilerle śoĥbet itmek
Ki beñzer çūba binüp baĥre gitmek
[Kötülük eden, Ģerli kimselerle arkadaĢlık etmek, çöpe binip denize gitmeye benzer...]

Peşįmān olmadı kim śāmit oldı
Ki dürlü ma‘rifetle göñli doldı
[Susan kimse, piĢman olmaz. Onun kalbi çeĢitli marifetle dolar.]
 
Kerįmüñ meclisi söz ķal‘asıdur
Ki ‘āķıllaruñ ol öz ķal‘asıdur
[Değerli insanların meclisi, sözün kalesidir. O, akıllı kiĢilerin kendi kalesidir.]

Dili ‘altında ‘āķıl gizlüdürür
Ki ‘āķıl kişi sözinden bilinür
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
68
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
[Akıllı insan, dilinin altında gizlidir. Akıllı kiĢi sözünden bilinir.]

Fesād-ı dįndür oġlanlar ile
Oturmaķlıķ erenler ya‘ni bile
[Erkeklerin oğlanlarla birlikte oturması, dindarlığın fesadına sebeb olur.]
(vr. 117a)
Ĥarfü’n-nūn

Giceler dursa mü’min nūr olur nūr
Yüzi berķ uruban hem nūrlanur
[Mümin, geceleri kalkıp namaz kılsa, nur olur, nur... Yüzü parlar ve aydın olur.]

Göñül pāsıdurur ölüm unutmaķ
Ne işdürür anı ölüm (?) unutmaķ
[Ölümü unutmak, kalbin pasıdır. Onu unutmak, ne fena (?) iĢtir.]
32
Namāz ile bu göñlüñ nūr ķılġıl
Gice ķarañulıķda dur ķılġıl
[Gece karanlıkta kalk; namaz kılarak gönlünü aydınlat!]

Ħaber virür ölümden nefsüñe hem
Saçuñ başuñda şol aġarduġı dem
[BaĢında saçın ağardığı zaman, nefsine ölümden haber verir...]

Uyursañ uyuġıl emn ü emānda
Ki yumşaķ ola döşegüñ zamānda
[Uyursan, güven ve emniyet içinde uyu ki, döĢeğin zamanda yumuĢak olsun.]

Ġınādandur yetişmek ārzūya
Bulan maķśūdın irer dürlü ŧoya
[Ġsteklere eriĢmek, zenginliktendir. Ġstediğini elde eden, çeĢitli Ģenliklere erer.]
33
Firāķ odı eşeddür şāh-ı ‘ālem
Ol oddan kim odur nār-ı cehennem
[Ey herkesin Ģahı, ayrılık ateĢi cehennem ateĢinden daha Ģiddetlidir.]

Bu aķlıķ nūrını gelgil i cānį
Ķarartmaġıl günāh [lar ile ya‘nį]
[Ey sevgili dost, (saçın, sakalın ağarmasından ileri gelen) bu aklık ıĢığını
günahla karartma!]

Bu yüze tāzelikdür śıdķ i śādıķ
Ki gerçeklik bigi yoķ nesne bayıķ
[Ey dürüst (dost), doğruluk yüz aklığıdır. ġüphesiz ki, doğruluk gibi (değerli) bir Ģey yoktur.]
(vr. 117b)
Bu sözün kenarında kelimeleriyle “Karanlık (geceler) içinde namazla kabrini aydınlat!” manasındaki rivayet
Ģekline de iĢaret edilmektedir.
33
Bu sözün kenarında kelimeleriyle “Ayrılık ateĢi, yakmanın ateĢinden daha Ģiddetlidir” manasındaki rivayet
Ģekline iĢaret edilmiĢtir.
32
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
69
Ĥarfü’l-vāv

Yerine ķılmasa kim ħayr u iĥsān
Kerem ĥaķķında žulm itmişdür iy ħān
[Ey sultan, yerine iyilik etmeyen kimse, o cömertlik ve bağıĢ hakkında zulmetmiĢtir.]

Taśadduķ idici ger itse minnet
Ŝevābından günāhı artuķ elbet
[Eğer sadaka veren, iyiliğini baĢa kaksa, onun günahı sevabından daha fazladır.]

Beg olsa aĥmaķ bir lāübālį
Tiz olur biliñüz anuñ zevāli
[Ahmak bir lâübali bey olsa, bilin ki, onun sonu çabuk gelir.]

Şunuñ kim ħulķı vü ħalķı yamandur
Vay aña kim işi güci ziyāndur
[Hem huyu kötü, hem de dıĢ görünüĢü çirkin olanın vay hâline!.. ĠĢi gücü zarardır!..]34

Yaluñızluġ[ı] yeġdür her kişiye
Ulaşınca şu bed-gevher kişiye
[Ġnsanın yalnızlığı, mayası bozuk kimseyle arkadaĢlık etmesinden daha iyidir.]

Şu kim ġāfillenür görmeze urur
Yaramaz işüñi yārüñ odurur
[Senin (ufak-tefek) kötü iĢini, habersiz gibi görmezlikten gelen kimse, dostundur.]

Senüñ bil dostuñ oldur tamāmį
Ki düşmen olmaya saña müdāmį
[Bil ki, senin dostun, sana devamlı düĢman olmayandır.]

Ĥasedden vāy cānına ĥasūduñ
Yeri olur yarın ortası oduñ
[Kıskançlıktan dolayı vay hasetçinin canına!..Yarın (ahirette) onun yeri ateĢin ortası olur.]

Küçük oġlan isi [er] rızķludur
Ki śāĥib-rızķ olan key baħtludur
[Küçük çocuk sahibi rızıklandırılır. Rızık sahibi olan çok Ģanslıdır.] 

Vay aña kim dutar eyülere kįn
Yaraşmaz bir arada kįn ile dįn
[Ġyi kimselere kin tutanın vay hâline! Kinle dinin bir arada bulunması uygun değildir.]
(vr. 118a)
Ĥarfü’l-hā’


Kişinüñ himmeti miķdārı ġammı
Ne himmet ġuśśasuz ere i ‘ammį
[Ġnsanın kederi, gayreti kadardır. Ey amca, tasasız adama ne himmet (manevî yardım) olacak?!. ]

‘Adūdan sen naśįĥat umma heyhāt
Iraġ ol andan anda yoķ sa‘ādāt
34
Bu sözle “Ġnsanın fizikî yapısını belirlemesi elinde değil, ama ahlâkını güzelleĢtirmesi, iradesi ve kuvveti dahilindedir.
Eğer fizikî yapınız çirkin görünüyorsa, ahlâkınızı güzelleĢtirin ki, o eksikliğiniz örtülsün” mesajı verilmektedir.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
70
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
[DüĢmandan hayırhahlık umma! Heyhat!.. Ondan uzak dur; onda saadetler yoktur.]

Sa‘ādet ehlinüñ ķayġusı ‘uķbā
Şeķāvet ehlinüñ ġammı bu dünyā
[Bahtiyar olanların kaygısı ahiret, bedbaht kimselerin tasası bu dünyadır.]

Helāk ider kişiyi ‘ucbı kibri
Budur Ĥayder sözi fikr it bu źikri
[Kendini beğenmesi, ameline güvenmesi ve kibri, insanı helâk eder. Hz.Ali‟nin sözü budur. Bu
hatırlatmayı düĢün!]

Bu nefsüñden ķaçışuñ yigirekdür
Ki arslandan ķaçan er key eşekdür
[Nefsinden kaçıĢın, aslandan kaçmandan daha iyidir. (Nefsinin Ģerrinden kaçınmayıp sadece)
aslandan kaçan adam, ne eĢektir!..]

Serįde doġraya şol kim yimeye
Er oldur aña kim ādem dimeye
[(BaĢkalarını düĢünerek) tiride ekmek doğrayıp (kendisi) yemeyen, erdir. Ona kim insan demez
ki?!.]

Helāk oldı ĥarįś ammā ħaberdār
Degüldür kendü ĥālinden o murdār
[Aç gözlü kimse helâk olmuĢtur, ama o pis, kendi hâlinden haberdar değildir...]

Kişiye himmetidür ķıymet ü ķadr
Ulu himmetlüyedür her gice Ķadr
[Ġnsanın gayreti, ideali, değer ve derecesidir. Gayreti yüksek olan için, her gece Kadir gecesidir...]

Ne var ise ķatuñda sen de getür
Hünerle bilinüben andan otur
[Katında ne varsa, sen de onu getir! Hünerle bilinerek ondan sonra otur.]
(vr. 118b)
Ĥarfü’l-lāmelif

Mürüvvet olmayanda yoķdurur dįn
Mürüvvetlü kişide çoķdurur dįn
[Yiğitlik, mertlik, cömertlik olmayanda din yoktur. Mert, cömert, insaniyetli kiĢide din çoktur.]
 
Cihānda ‘āķıla yoķ faķr u fāķa
Ki baydur dāyim ol ber-vüs‘ u ŧāķa
[Dünyad akıllı kiĢi için fakirlik, yoksulluk yoktur. Çünkü o her zaman gücü ve geniĢliğine göre
zengindir.]

Yalancınuñ kerāmātı hiç olmaz
Bilüñ śādıķ kişiler kim hiç ölmez
[Yalancının Ģerefi, ululuğu olmaz. Bilin ki, doğru kiĢiler hiç ölmez.]

Ĥasūda yoķdurur her demde rāĥat
Görür dāyim öz özinden o zaĥmet
[Çok kıskanç olan kimseye hiç bir zaman rahat yoktur. O, devamlı kendi kendinden zahmet görür.]
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
71

Ķanā‘at ehline yoķ ġuśśa vü ġam
Ķanā‘atsüz kişiye rızķ olur kem
[Kanaat sahipleri için keder ve tasa yoktur. Kanaatsiz kiĢiye rızık az olur (veya az görünür).]

Hiç etmeñ fāsıķa ĥürmet ‘Alį dir
Bu sözi ħoş buyurmış ol velįdir
[Hz. Ali der ki: “Günahkâra hiç hürmet etmeyin!” Bu sözü ne güzel söylemiĢ o veli!..]

Vefā yoķdur ķamu ‘avretde bilüñ
Cefā iderse aña zecr ķıluñ
[Bilin ki, bütün kadınlarda vefa yoktur. Eziyet ederse, ona engel olun.]

Yaramaz işlüye sögene ĥad yoķ
Eyülere sögene ĥad olur çoķ
[Kötü iĢ yapan kimseye söğene had cezası verilmez. Ġyilere söğene Ġslâmî ceza çok olur.]

Şu kişiye şehā yoķ hįç rāĥat
Ki müstevlį ola aña melālet
[Ey Ģah, kendisini usanç kaplayan kimseye hiç rahat yoktur.]

Şunuñ kim andı yoķ įmānı yoķdur
Ki dįni sevmeyen küfrānı çoķdur
[Yemini (doğru) olmayanın imanı yoktur. Dini sevmeyenin nankörlüğü çoktur.]

[Kerem]siz bayuñ uş yoķ i‘tibārı
Hemān ol yüklenür üstüne bārı
[Ġyiliksiz zenginin itibarı yoktur. O her zaman yükü üstüne yüklenir...]
(vr. 119a)
Ĥarfü’l-yā’

Gelür dāyim saña olan muķadder
Yime ġam rızķ içün olur müyesser35
[(Allah tarafından) takdir edilen, her zaman sana gelir. Rızık için üzülme, nasip olur...]

Ki sā‘atde bir aylıķ fitnedurur
Şu kim ķovcılıġ ider ħalķa yürür36
[Lâf taĢıyarak insanlara giden, bir saatte bir aylık fitne çıkarır.]

Taśadduķ eylemek ‘ömri uzadur
Er olan ħayr ider ĥaķķı gözedür
[Sadaka vermek ömrü uzatır. Adam olan, iyilik eder, herkesin hakkını gözetir.]

Seni rızkuñ ŧaleb ider dün ü gün
Nitekim sen anı istersin iy ħˇān (?)
[Ey sultan, sen nasıl rızkını istersen, o da gece gündüz seni ister.]

35
Bu söz ve tercümesinin sol kenarında “Nasibin sana isabet eder” manasındaki “Nasîbüke yusîbüke” sözü ile Ģu beyit
yer alır: “Nasîbin var ise gelür Yemen‟den/ Nasîbün olmayıcak [ne gelir elden] ” (Sözün devamı, eldeki nüsha suretinde
net olmadığından okunamadı; tahminen parantez içindeki Ģekilde yazıldı).
36
Aslî metinde bu kelime “kovıcılıg” Ģeklinde yazılmıĢtır. Vezin aksaklığını gidermek için “kovcılıg” Ģeklinde yazmayı
tercih ettik.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
72
Adem CEYHAN – Tuğba AYDOĞAN
Emįn ol dem olur ķorķucı ādem
Ki bāk itdügi yire ulaşa hem
[Korkan insan, korktuğu Ģeye ulaĢtığı zaman emin olur...]

İşüñde śabr it iresin murāda
‘Adūsın avlayandur şāhzāde
[ĠĢinde sabret ki murada eresin. ġehzade, düĢmanını avlayandır.]

Şular kim śıdķ ile el virişür
Ulular menziline tįz irişür
[Doğru dürüst olanlar, büyüklerin menziline çabuk eriĢir.]

Olursañ ķavmüñe ulu işitgil
Olara ħayr u iĥsān ile olġıl
[Eğer kavminin büyüğü olursan, onlara iyilik ve bağıĢla büyük ol!]

Göñül nevmįźlıġı nefse rāĥat
Ümįźüñ kes olasın ħoş o sā‘at
[Kalbin ümitsizliği, nefsin rahatıdır. (Ġnsanların elindeki Ģeylerden) ümidini kes ki, hoĢ vakit
geçiresin...]

Eyü ider kişiyi eyü yoldaş
Eyüyi yār idin iy ķarındaş
[Ġyi arkadaĢ, insanı iyi eder. Ġyiyi dost edin ey kardeĢ!]
(vr. 119b) Ħātimet-i Kitāb
Bi ĥamdi’llāh eyā iy Ĥayy ü Ma‘būd
Ki itmām oldı bu Lü’lü’-yi Menđūd
Devām-ı devletinde pādişāhuñ
Temām itdirdi hem ‘avni İlāhuñ
Anuñ ger var ise sehv ü ħaŧāsı
Şehüñ luŧfı anuñ olsun ‘aŧāsı
Velį tārįħ de iy şāh-ı ‘ālem
Rebį‘u’l-evvel ayındaydı ol dem
Sekiz yüz yigirmi beşdeydi hicret
Ki oldı tercüme bu ħūb āyet
Daħı fetĥinde ol mįr-i Murād’uñ
Ki ĥaķķın virmiş idi ‘adl ü dāduñ
Temām itmüş idük biz bu kitābı
Yazayduķ her suāline cevābı”
‘Aded-i ebyāt 343.
[Ey hayat sahibi Allahım, sana hamd olsun ki, bu Lü‟lü‟-i Mendûd tamamlandı. Allah‟ın yardımı
kitabımı padiĢahın devletinin devamında tamamlattı. Eğer yazdıklarımın yanlıĢı, hatası varsa,
sultanın iyiliği onun bahĢiĢi, ihsanı olsun. Fakat ey âlemin Ģahı, telif tarihine gelince, bu güzel eser,
hicretin 825. yılı Rebîülevvel ayında (ġubat-Mart 1422 tarihinde) tercüme edildi. Biz bu kitabı,
adalet ve ihsanın hakkını veren Sultan Murad‟ın memleketi alıp idare ettiği zaman tamamlamıĢtık.
Onun her sorusuna cevap yazmıĢ olmayı isteriz].
KAYNAKÇA
ATEġ, Ahmed (1968). İstanbul Kütüphanelerinde Farsça Manzum Eserler I, Ġstanbul,
Millî Eğitim Basımevi.
CEYHAN, Âdem (2012). “Sade Nesir Örneği Bir Vecize Derlemesi: Nesrü‟l-leâlî‟nin Mütercimi
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Sultan II. Murad Ġçin Dizilmiş Ġnciler: Hâfız’ın Nesrü’l-leâlî Tercümesi (Lü’lü’-i Mendûd)
Meçhul Bir Tercümesi”, Dil ve Edebiyat Araştırmaları, KıĢ 05, 51-92.
CEYHAN, Âdem (2006). Türk Edebiyatı‟nda Hazret-i Ali Vecizeleri, Ankara: Öncü
Kitap.
ÇELEBĠOĞLU, Amil (1999). Türk Edebiyatı‟nda Mesnevi (XV. yy.‟a kadar), Ġstanbul:
Kitabevi.
DAĞLI, Yücel v. dğr. (2001). Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Yazmalar
Kataloğu, Ġstanbul.
Feridüddin Attâr (2005). Evliya Tezkireleri, çev. Süleyman Uludağ, Ġstanbul.
Ġsmâil b. Muhammed el-Aclûnî (1418/1997), Keşfü‟l-hafâ‟ ve müzîlü‟l-ilbâs
„amme‟ştehere mine‟l-ehâdîs „alâ elsineti‟n-nâs, Beyrut.
Kınalı-zade Hasan Çelebi (1989). Tezkiretü‟ş-şuarâ, nĢr. Ġbrahim Kutluk, I-II,
Ankara, TTK yayını.
Latîfî (2000). Tezkiretü‟ş-şuarâ ve Tabsıratü‟n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım,
AKM yayını, Ankara.
Mehmed Süreyyâ [1315/1897]. Sicill-i Osmanî yâhud Tezkire-i Meşâhîr-i Osmâniyye,
Ġstanbul, Matbaa-i Âmire.
Muhsin el-Emîn (1406/1986). A„yânü‟ş-Şîa, Beyrut.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
73
Download

SULTAN II. MURAD İÇİN DİZİLMİŞ İNCİLER