2221222221qw3211wq21
'Õhye IùIK
“Ölümümüzden sonra mezarÕPÕ]Õ yerde aramayÕQÕz, bizim mezarÕPÕz ariflerin gönlündedir.” deyip gönlüne
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri’nin sevgisini koyan ve o sevgiyle buraya koúturan, arif olma tadÕQÕ
yaúayan tüm Mevlana dostlarÕ, hepiniz hoú geldiniz.
Selamün Aleyküm,
740 yÕl sonra taptaze bahar çiçekleri gibi açmÕú olan Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri’nin
kerametiyle, lütfuyla, ikramÕyla, keremiyle, Allah’Õn izniyle arif olma haliyle hâllenen dostlar, geceniz mübarek
olsun inúallah.
Hz. Mevlana ne güzel demiú: “Kardeú mezarÕma defsiz gelme; çünkü Allah meclisinde gamlÕ durmak
yaraúmaz. Hak Teala beni aúk úarabÕndan yaratmÕúWÕr, ölsem çürüsem bile benim yine o aúNÕm.." diyen Hz.
Mevlana Celaleleddin-i Rumi Hazretleri kerameti ile bizi topladÕ. Defimiz de var elhamdülillah. Dü÷ünümüz
mübarek olsun úimdiden.
O canlar canÕ, o velilerin sultanÕ, o kendi tabiriyle Kuran'Õn kulu, Muhammedi Mustafa’nÕn yolunun tozu,
bunun dÕúÕnda kim bir úey söylerse, söyleyenden de o sözden de uzak olan, o bu topraklarÕ sevgisiyle, aúNÕyla,
muhabbetiyle, Muhammed sevdasÕyla, Allah aúNÕyla kuúatan ve bu topraklara Allah ve Resulullah aúNÕQÕ diken o
mübarek zatÕn 740. dü÷ün gecesinden dolayÕ toplandÕk.
Dostlar, biz bu sene Hz. Mevlana’nÕn vuslat gecesiyle alakalÕ bir tema hazÕrladÕk. Malumunuz, her vuslat
gecesinde bir tema ile önünüze çÕkmaya çalÕúÕyoruz. Bu seneki tecelliyat kardeúlik. Ben size Hz. Mevlana
Celaledddin-i Rumi Hazretleri'nin yaúadÕ÷Õ co÷rafyada yaúadÕ÷Õ ortamÕ az bir úey tarif edeyim, siz o tarif etti÷im
ortamÕ bu güne taúÕ\Õn.
Mo÷ol istilasÕ olmuú; köyler ya÷malanmakta, úehirler yakÕlmakta. Baba Resul, Baba øshak isyanlarÕ
kabarmÕú. Anadolu'da herkes birbirini katletmekte. Ölen niçin öldü÷ünü bilmiyor, öldüren neden öldürdü÷ünü
bilmiyor. KaranlÕk öylesine basmÕú ki Anadolu topraklarÕQÕ haklÕ\Õ haksÕzdan ayÕrmak, haksÕ]Õ haklÕdan ayÕrmak
mümkün de÷il. øúte öyle bir karanlÕk ortamda co÷rafya hallaç pamu÷u gibi atÕlmÕú. Zalimler zalimliklerini
sergilemede, her gün MüslümanlarÕn kanÕ akmada. Bir tarafta meúrep kavgalarÕ, bir tarafta mezhep kavgalarÕ, bir
tarafta tarikatçÕOÕk, úeyhçilik, mezhepçilik, cemaatçilik; bir tarafta sünni-úii kavgasÕ, úianÕn içinde bir o kadar daha
fraksiyon, hepsi de birbirleriyle küs, hepsi de birbirleriyle kavgalÕ, hepsi de birbirleriyle düúman. Oysa Allah,
ønananlar kardeútir." deyip kardeú etmiúti. øúte Hz. Mevlana bundan 800 yÕl önce böyle bir ortamda Anadolu’ya
geldi, böyle bir ortamda Anadolu’ya geldi÷inde insanlara sevgi çera÷ÕQÕ yaktÕ. ønsanlara kardeúlik çera÷ÕQÕ yaktÕ,
insanlara bambaúka bir yol çizdi. Anadolu’nun sevgiyle buluúmasÕna sebep olan o üç büyük pirden ilki olan Hz.
Mevlana, bu yolun açÕFÕVÕ oldu. økincisi Hünkar HacÕbektaúÕ Veli, üçüncüsü Yunus Emre; bizim Yunus. Hz.
Mevlana, eserlerini Farisi’ce vererek biraz mürekkep yalamÕú, kendisini bilgi putuna ba÷lamÕú olan insanlara bilgi
putundan kurtulup hikmete ram olmalarÕQÕ, bilgileriyle kibirlenmeden Allah'a dost olma yollarÕQÕ anlatÕyordu.
HacÕ Bektaúi veli Hazretleri kendisini sufi zanneden, bir yerde zanneden insanlara úeriat, tarikat, hakikat, dört
kapÕ kÕrk makam diyerek onlara nasÕl yaúamalarÕ gerekti÷ini anlatmak için eserlerini Arapça verdi. O koca Yunus,
o iki büyük hünkârÕn himmetini almÕú, o iki büyük aúk padiúahÕQÕn sohbetine katÕlmÕú Yunus, insanlarÕn içerisine
katÕlmÕú Yunus, Türkçe deyiúlerle insanlara Allah’Õ sevmeyi, insanlara Resullah (sav) Hazretlerine ba÷lanmayÕ
|÷retiyordu ve muhabbeti aúÕOÕyordu. "Ben gelmedim davi için, benim iúim sevgi için." deyip niçin yaúadÕ÷ÕQÕ
gösteriyordu. Hz. Mevlana ile beraber bu üçü Anadolu'da sevgi tohumlarÕ ekip sevgi a÷açlarÕ, sevgi bahçeleri, aúk
SÕnarlarÕ dolsun diye aúk yolu açÕyorlardÕ.
.Õymetli dostlar, 740 yÕl sonra dünya yeni Mevlevileri beklemekte, yeni Mevlanalar beklemekte. Yeniden
insanlarÕn birbirleriyle kardeú oldu÷u, yeniden insanlarÕn birbirleriyle barÕúWÕ÷Õ mezhebin, meúrebin, úeyhin,
cemaatin, oculu÷un buculu÷un öne çÕkmayÕp Allah için sevme, Resulullah için muhabbet besleme, o insandÕr
Mevlâna'da ɷNSAN
s-2
www.mevlana.org.tr
deyip insana de÷er verme duygularÕQÕn yeniden yaúanmasÕ gereken o noktayÕ bekliyor.
.Õymetli dostlar, o büyük zat Üstad Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri'nin de dedi÷i gibi "Bir kimsenin
'Benim yolum güzeldir.' demesi hakkÕGÕr; ama 'Sadece benim yolum haktÕr.' demesi yanlÕúWÕr." deyip Hz. Mevlana
Celaleddin-i Rumi Hazretleri'nin 740 yÕl önce koydu÷u kaideyi bugünkü dille aktaran Bediüzzaman Saidi Nursi
Hazretleri'nin dedi÷i gibi benim yolum güzel ama sadece benim yolum haktÕr demek kimsenin hakkÕ de÷ildir
noktasÕnda buluúmak, o kardeúli÷i yaúamak, kardeúli÷i doya doya içimize sindire sindire, yüre÷imizi kanata
kanata sevmek, yüre÷imizi bütün insanlara ve bütün dünyaya açmak ve bütün dünyayÕ o sevgiyle, o muhabbetle
yeniden yo÷urmak ve insanlar o sevgiden kaçarken inadÕna nedensiz, niçinsiz, kimliksiz bir úekilde yeniden
|÷retmemizi bekliyor.
.Õymetli dostlar her Mevlana etkinli÷inde Hz. Mevlana’nÕn bir deyiúi vardÕr: "Sevgide güneú gibi ol!" Bu
sözler söylenir geçer, bu sözleri benim gibi konuúmacÕlar çÕkar, sevgide güneú gibi ol, der. Ben size aynÕ sözleri
söyleyece÷im; ama gelin, lütfen bu sözleri kelime kelime tefekkür edelim. Güneú gibi olmak… Hiç düúündünüz
mü güneú ayÕrsaydÕ: " Armuta ÕúÕ÷ÕPÕ ve ÕVÕPÕ veririm, elmaya vermem; úu insanlarÕ ÕVÕtmam, bu insanlarÕ
ÕVÕWÕUÕm, úu insanlarÕ aydÕnlatÕUÕm, bu insanlarÕ aydÕnlatmam..." Güneú gibi olmak…
Bir gün Harun Reúit hutbeye çÕkar, hutbeye çÕktÕ÷Õnda baúlangÕç olarak Allah’a hamd edecek.
Elhamdülillahi Rabbil alemin, der baúlar; kardeúi elini kaldÕUÕr: "Dur!" der. "Elhamdülillahi Rabbil alemin de÷il,
elhamdülillahi Rabbil müminin." Harun Reúit bakar, tekrar hutbeye baútan baúlar: "elhamdülillahi Rabbil alemin."
der, yine kardeúi itiraz eder, "Dur! Elhamdülillahi Rabbil müminin." der. Üçüncüde yine "Elhamdülillahi Rabbil
alemin." dedi÷inde kardeúi "HayÕr, Elhamdülillahi Rabbil müminin." der. Harun Reúit dayanamaz, "Kardeúim,
nedir derdin?" Kardeúi der ki "Madem Allah alemlerin Rabbi, sen bu kÕtlÕk zamanÕnda niçin müminlere bir teneke
bu÷day, gayri Müslimlere yarÕm teneke bu÷day da÷ÕttÕn?" der. øúte o öylesine bir kimsedir ve elhamdülillahi
Rabbil alemin sözünü insanlara anlatÕr. Biz elhamdülillahi Rabbil alemin diyen o AllahÕn kuluyuz.
.Õymetli dostlar! øúte kardeúlik elhamdülillahi Rabbil alemin sÕrrÕna vakÕf olup alemlerin Rabbi olan
Allah’Õn insanlarÕQÕ Adem’in çocuklarÕ görüp Hz. Peygamber (sav) hazretlerinin "Ey insanlar, hepiniz Adem’den
ve Havva’dan olmadasÕQÕz ve kardeúsiniz, kardeú olun!" emriyle kardeú olmaktÕr. Güneú gibi olmak... Güneú gibi
olan, sevgide sevilmeyecek bir úey göremez. Sevgide güneú gibi olmak, sevgi Õrma÷ÕQÕ her yere akÕtmaktÕr.
Sevgide güneú gibi olmak senden faydalanacak olanlara fayda kapÕlarÕQÕ açmandÕr. Gelin, biz sevgisizli÷e inat,
úeytana inat, úeytanlaúPÕú olanlara inat, sevgide güneú gibi olalÕm ve sevemeyece÷imiz bir kimse olmasÕn.
Ailemizi, eúimizi çocuklarÕPÕ]Õ, kardeúlerimizi, komúularÕPÕ]Õ, memleketimizi, vatanÕPÕ]Õ, vatanÕPÕ]Õn
insanlarÕQÕ sevmekte güneú gibi olalÕm. øçimizde bir kimseye karúÕ kin ve öfke biriktirmeyelim. øçimizde bir
kimseye karúÕ düúmanlÕk biriktirmeyelim. øçimizde kendimize karúÕ bir düúmanlÕk biriktireceksek o da bizim
nefsimize olsun; ama nefsimizin dÕúÕnda bir kimseye düúmanlÕk, kin, garez gütmeyelim ve bir muhabbet fedaisi
olalÕm. Dostlukta ve kardeúlikte akarsu gibi olalÕm. Akarsuyu hayal edin; o der mi birisine, "Bana hortum uzatma,
ben seni sulamayaca÷Õm. Benden bir tarlaya su gitmesin, benden bir bahçeye su gitmesin..." Akarsudan aldÕkça
arkasÕ gelir, herkes ihtiyacÕQÕ görür, etrafÕ yemyeúil olur, etraflarÕ ba÷ bahçe olur. Akarsu gibi ol. DostlarÕna karúÕ
akarsu ol, kardeúlerine akarsu ol, onlara karúÕ cud ehli ol. Orda bir sÕNÕntÕ varsa sen onlar istemeden elini uzat.
Cud ehli olmak Allah’Õn ahlakÕGÕr. Cömertlik de Allah’Õn ahlakÕGÕr ama cud ehli olmak hususidir, özeldir. Cömert
isteyene verendir, cud ehli ise istemeden orada bir sÕNÕntÕQÕn oldu÷unu bilen kimsenin o sÕNÕntÕya merhem
olmasÕGÕr.
.Õymetli dostlar, Hz Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri 740 yÕl önce Kuran ve sünnetten süzerek özün
özü bal misali, bize sosyal facialarÕ, sosyal hayatÕ zehir eden úeylerin ilacÕQÕ sunuyor. Dostlukta, kardeúlikte
akarsu gibi ol. Ak aktÕkça, senden her úey faydalansÕn. HatalarÕ örtmekte gece gibi ol!
.Õymetli dostlar, bir toplum da÷ÕldÕysa hatalarÕn gün yüzüne çÕkmasÕndan dolayÕGÕr. Devletler yÕNÕlmÕúWÕr,
toplumlar da÷ÕlmÕúWÕr insanlar birbirlerinin kusurlarÕQÕ araúWÕrmak için yola çÕktÕ÷Õnda aileler yok olmuútur.
HatalarÕ örtmekte gece gibi ol, hata; çünkü suç de÷il. Hata, adÕ üstünde hata. Örtün, affedin, görmeyin. ùeytan
size insanlarÕn hatalarÕQÕ göstermesin. ùeytan size insanlarÕn iyiliklerini göstermez. ùeytan size insanlarÕn
hatalarÕQÕ gösterir. HatalarÕQÕ görerek onlara düúman olursunuz. HatalarÕQÕ görerek onlara suizan beslersiniz.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-3
www.mevlana.org.tr
HatalarÕQÕ gördü÷ünüzden dolayÕ onlarla aranÕzda mesafe olur. Gelin siz bu úeytanÕn sizden nemalanmasÕQÕ kesin.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin dedi÷i gibi "Sen," der "Can çocu÷unu úeytanÕn memesinden kes."
(÷er sen can çocu÷unu úeytan memesinde tutarsan kardeú olamazsÕn, can memesini o úeytanÕn
memesinden kes de kardeúli÷e do÷ru yürü. O can memesinden kendini al, úeytanÕn memesinde durdu÷u müddetçe
senin canÕn, sen hep kötülükleri düúünüceksin. Allah’Õ zikret de o úeytanÕn memesinden ayÕr canÕQÕ. Kim Allah’Õ
zikretmezse úeytan onun kalbine oturur, yerleúir.(Hadisi ùerif) Demek ki bir an gaflette kalsan, Allah’Õ zikirden
uzak durmuú olsan, úeytan senin kalbine yerleúecek. ùeytan senin kalbine yerleúti÷i anda seni vesveseye, yanlÕúa,
eksi÷e, karanlÕ÷a do÷ru götürecek. Sen gel de “La ølahe øllallah” de, o zikrin efdali. Kim “La ilahe illallah” der ise
Allah’Õn kalasÕna sÕ÷ÕnmÕúWÕr. Kala ne muhteúem kaladÕr.
.Õymetli dostlar, e÷er ki kalbinizde bir kardeúinize karúÕ, bir arkadaúÕQÕza karúÕ, bir tarikata karúÕ, bir
cemaate karúÕ, toplumun herhangi bir kurumunda hizmet etmeye çalÕúan kimseye karúÕ kalbinizde kin, nefret,
bu÷z var ise vallahi sizin kalbinize úeytan oturmuú. MüslümanlarÕn eksik ve noksanlÕklarÕQÕ gösteriyorsa sakÕn ha
müminli÷inizi sorgulayÕn Kelime-i ùehadet getirin. Mümin müminlerin hatalarÕQÕ ve kusurlarÕQÕ önüne çÕkarmaz.
Mümin müminlerle savaúmaz. Mümin müminlere atÕp tutmaz. Mümin Allah yolunda koúanlarla koúar, onlarla
dost olur; ancak münafÕklar müminlere savaú açar, ancak müúrikler müminlere savaú açar, ancak AllahsÕz kitapsÕz
olanlar Müslümanlara karúÕ savaú açar. Müslüman hata yaparsa onun hatasÕQÕ düzeltecek olan arif insanlar vardÕr,
alim insanlar vardÕr. NasihatlarÕyla, sohbetleriyle o alimler ve arifler insanlarÕn hatalarÕQÕ uyarÕrlar. Ne zaman ki
benim gibi avam insanlar insanlarÕn hatalarÕQÕn kusurlarÕQÕn peúine düútüyse bilin ki úeytan bize galip gelmiútir.
øúte kardeúlik hukukunu bozan kardeúlik hukukunu orta yerden kaldÕran, insanlarÕn hata ve kusurlarÕQÕ örtmekte
gece gibi olmayÕúÕPÕz. Gelin kÕymetli dostlar, bu geceyi biz milat yapalÕm. Ömrü hayatÕPÕzda diyelim ki "Tövbe
ettik yarabbi, bundan sonra hiç kimsenin hatasÕQÕ kusurunu araúWÕrmayaca÷Õm. Hiç kimsenin gizli hayatÕQÕ
araúWÕrmayaca÷Õm." Hiç kimsenin gizli noktalarÕQÕ araúWÕrmayalÕm inúallah. Diyelim!
.Õymetli dostlar, "Tevazuda toprak gibi ol." der Hz. Mevlana. Bunlar kardeúlik hukukunun olmazsa
olmazlarÕGÕr. E÷er siz karúÕQÕzdaki kimseden kendinizi yüksek görüyorsanÕz kaybettiniz. Hani gelir bir papaz
efendi, Hz. Mevlana’ya selam durur e÷ilir, o ondan daha fazla selam verir. O daha fazla e÷ilir, o ondan fazla
H÷ilir. O daha fazla e÷ilir, o ondan fazla e÷ilir. O tam e÷ilince Hz, Mevlana secdeye gider, papaz da secdeye
gider. Papaz der ki "Sizdeki bu tevazu beni secde ettirdi." Hz. Mevlana der ki "Ben Allah’a secde ettim." Papaz
da bunun üzerine, "Ben de senin Allah’Õna secde ettim. Bu ne güzel bir dinmiú ki seni böyle tevazulu etmiú." der.
Dostlar, sakÕn ha sufi ö÷retisidir, hiç kimseye üstünlük taslamayÕn. BulamadÕ÷ÕPÕz, bilemedi÷imiz,
tanÕyamadÕ÷ÕPÕz bir kimse velev ki Allah dostu olabilir ve siz ona karúÕ kibirlenirseniz Allah’a kibirlenmiú
olursunuz. Bir kimseye teúekkür Allah’a teúekkürse bir kimseye kibirlenmek de Allah’a kibirlenmektir. Bir
kimseye ihanet Allah’a ihanettir. Bir kimseye vefasÕzlÕk Allah’adÕr. Siz insan gibi görürsünüz, ona vefasÕzlÕk ettik
zannedersiniz Allah’a etmiú olursunuz. Mademki Hz. Peygamber buyurdu, "ønsana teúekkür Allah’a teúekkür." O
zaman insana nankörlük Allah’adÕr. Allah’a nankörlük etmiú olur, insana kibirlenen Allah’a kibirlenmiú olur.
.Õymetli dostlar insanÕ öyle bir noktaya götürür ki bu, insanÕn kibirlenece÷i hiç kimse kalmaz etrafÕnda. O zaman
tevazuda toprak gibi ol, bak ba÷UÕQÕ delip hangi tohumu ekseler çÕkar oradan, neúvi neva eder her úey. Hepimiz
öyle olalÕm inúallah.
"Öfkede ölü gibi ol!" Mümin kardeúinize öfkelendiyseniz úeytana teslim oldunuz. O müminler ki
müminlere karúÕ úefkatli ve merhametlidir. O zaman biz asla ve asla müminlere karúÕ öfkelenmeyece÷iz. En
önemlisi; her ne olursan ol, ister padiúah ol, ister sultan ol, ister derviú ol, ister úeyh ol, ister sufi ol, ister memur
ol, ister amir ol, ister ne olursan ol, nerde olursan ol, kiminle olursan ol, "Ya oldu÷un gibi görün ya da
göründü÷ün gibi ol." Bu Hz. Allah’Õn Resulullah (sav) Hazretleri'ne emretti÷i ahlak. "Ya Aiúe!" der, hemen
sakallarÕna aklar düúer. "Ne oldu Ya Rasulallah, hemen sakallarÕna aklar düútü?" "Beni bu sure ihtiyarlattÕ." Ya
oldu÷un gibi ol ya göründü÷ün gibi ol.
.Õymetli dostlar, ya göründü÷ünüz gibi olacaksÕQÕz ya da oldu÷unuz gibi görüneceksiniz. Hani ømam-Õ
Mevlâna'da ɷNSAN
s-4
www.mevlana.org.tr
Azam yolda yürürken iki tane kadÕn der ki "Bu imam var ya, yatsÕ namazÕQÕn abdestiyle sabah namazÕQÕ
NÕlarmÕú." ømam-Õ Azam o saatten sonra yatsÕ namazÕ abdestiyle sabah namazÕ kÕlmaya baúlamÕú. "ønsanlar beni
böyle zannediyorlar, ben onlarÕn zannÕ üzerine olayÕm." Diye. Demek ki oldu÷umuz gibi görünece÷iz. Oldu÷un
gibi görün, kendin ol. Bir úarkÕ var ya 'baúkasÕ olma, kendin ol' diye, kendin ol. Biz seni kendin olmanla severiz;
ama bir gün baúka türlü bir gün baúka türlü görünüyorsan deriz ki "Ya kardeú, kendin ol." Namaz kÕlmÕyorsan
NÕlma, kendin ol. Oruç tutmuyorsan tutma, kendin ol, tutuyormuú gibi görünme. Bir taraftan bakarsan o da iyidir,
güzeldir; ama sufiler bunu kabul etmezler. Bu biraz da seyri sülukun son noktalarÕGÕr. Ya oldu÷un gibi görün ya
da göründü÷ün gibi ol. ArtÕk onun insanlarÕn kÕnamasÕndan korkusu kalmaz, artÕk onun insanlara baúka bir yüz
göstermesine gerek kalmaz. Oldu÷u gibi görünür. E÷er bir kimse oldu÷u gibi görünürse aldatmayanlardandÕr.
Allah aldanmaktan da aldatÕlmaktan da muhafaza eylesin.
.Õymetli dostlar, Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri "Çirkin kiúilerin hasedinden korkup gizlenir
Yusuflar." der. O zaman biz çirkin kiúilerden olmayalÕm. Biz bir üzüm salkÕPÕnda üzüm olalÕm, koruk
olmayalÕm. Biz birbirlerimize muhabbetle aúkla koúanlardan olalÕm, nefretle koúanlardan de÷il.
.Õymetli dostlar, bu fakirin dünya üzerinde ve ülkesinde sÕNÕntÕOÕ gördü÷ü, baúOÕkta toplarsa, iki durum var:
Birisi ÕrkçÕOÕk. DünyayÕ, co÷rafyayÕ ve ülkemi bekleyen en önemli tehlikelerden birisi. økincisi mezhep, meúrep,
din çatÕúmalarÕ. Bugünün temasÕQÕn asÕl arka bahçesinde duran mesele bu. KÕymetli dostlar, Hz. Peygamber (sav)
ÕrklarÕn birbirlerine olan üstünlü÷ünü reddetmiú. "Arap'Õn Acem'e, Acem'in Arap'a üstünlü÷ü yoktur, üstünlük
Allah katÕnda takvadadÕr." demiú. Dostlar, üstünlük takvadadÕr. Takva ise haramlarÕ terk etmek, Allah’Õn
emirlerini yerine getirmek, Allah’a do÷ru koúma sÕQÕUÕGÕr. økinci büyük tehlike mezhep, meúrep; insanlarÕn
cemaatlerini, cemiyetlerini öne çÕkarÕp Kuran ve sünnet çatÕVÕ altÕnda toplanmamasÕGÕr. Gelin, biz bu saatten sonra
kendi kendimize bir söz verelim. IrkçÕOÕk yapmayalÕm; mezhep, meúrep çatÕúmalarÕna; tarikat, cemaat, úeyhçilik
çatÕúmalarÕna girmeyelim. Herkese bu manada gül da÷ÕtalÕm, gülücük da÷ÕtalÕm. SakÕn yolunuz için kavga
etmeyin, sakÕn mezhebiniz için kavga etmeyin, sakÕn úeyhiniz için kavga etmeyin, sakÕn meúrebiniz için kavga
etmeyin, sakÕn siz hiç kavga etmeyin. KavgasÕz bir dünya kurulsun. Bunu Allah’Õn hayali olarak görüyorum.
Kavga eden hep kavga isteyecektir. TartÕúan hep tartÕúmak isteyecektir. AtÕúan hep atÕúmak isteyecektir. Hz.
Peygamber (sav) "TartÕúmada, atÕúmada haklÕ olan onu terk ederse, haklÕ oldu÷u halde terk ederse, ona cennet
vardÕr." der. KÕVÕr kavgalarla, kÕVÕr çekiúmelerle; olmayan, olmasÕ mümkün olmayan úeylerle kavga etmeyin
kimseyle. Bu úeytanÕn insanlarÕn arasÕnda aldatmacasÕ. ùeytan hepimizin içine girip Müslümanlarla, müminlerle
kavga ettiriyor. Hz. Mevlana’nÕn sözü ne güzel.” Sözün özü,” der "Müslümanlar, müminler kardeútir." O zaman
biz, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenler, hepimiz kardeúiz. Demeyenler kardeú adayÕPÕz bizim. O
yüzden demeyenlere karúÕ da kin, nefret, suizan, bühtan yok. Demeyenler kardeú adayÕPÕz. ùöyle düúünün;
birisine zulmetseniz, birisine herhangi bir kötülükte bulunsanÕz, ona dininizi anlatÕr mÕVÕQÕz? Ona yolunuzu
anlatabilir misiniz? Ona nasÕl bir daha sevgiyle yaklaúabilirsiniz. YaklaúamazsÕQÕz. Onun canÕQÕ acÕtmÕúVÕQÕz
çünkü. Olmaz. O zaman gelin, bizi bekleyen bir vazife var. UNESCO kayÕtlarda bundan on yÕl önce dünyanÕn
yedide biri aç, dünyanÕn yedide biri fuhuú yapÕyor. DünyanÕn yedide biri anarúinin içinde, dünyanÕn yedide biri
uyuúturucu ve kumarÕn pençesinde. UNESCO’nun kayÕtlarÕ. Dünya, Kuran ve sünnet sevgisine ve merhametine
muhtaç. Dünya Hz. Mevlana sevgisine muhtaç. Dünya yeniden aúÕk olmaya, yeniden sevmeye muhtaç. Yolumuz
uzun, iúimiz çetin ve çok. Sadece burasÕ de÷il, önce atalarÕPÕ]Õn geri çekildi÷i yerlere ondan sonra Viyana’yÕ
geçip aúÕklÕ÷Õ ö÷retmek zorundayÕz. Biz insanlara muhabbeti tanÕtmak zorundayÕz. Dünya kardeúli÷ini yeniden
kurmak zorundayÕz.. Bununla kendinizi mükellef görün, bununla yol yürüyün. Allah hepimize bu noktada yardÕm
etsin inúallah. CenabÕ Hak cümlemizin bu noktada sÕNÕntÕlarÕQÕ def etsin inúallah, büyük yardÕmcÕlarÕyla bize
yardÕm etsin.
2013 ùEB-ø ARUS / BURSA
Mevlâna'da ɷNSAN
s-5
www.mevlana.org.tr
ഃ MEVLANA’NIN KÜNYESø ഄ
Do÷um Tarihi: (6 rebîu’l-evvel,604) - 30 Eylül 1207
Do÷um Yeri: Belh (Afganistan)
AsÕl AdÕ: Muhammed Celâleddin’dir.
MahlaslarÕ: Mevlana (efendi) ve Rumi (Anadolu) mahlaslarÕ kendisine sonradan verilmiútir.
Annesi: Mümine Hatun’dur.
BabasÕ: Muhammed Bahâeddin Veled’dir.
BabasÕQÕn MahlasÕ: Sultânül Ulema (Âlimlerin SultanÕ) olarak bilinmektedir.
Babaannesi: Melîke-i Cihan Emetullah SultandÕr.
BüyükbabasÕ: Hüseyin Hatîbî’dir. BüyükbabasÕ, din ilminin üstadÕ ve âlimlerin büyüklerinden
sayÕOÕrdÕ.
ølk HanÕPÕ: Hoca ùerafeddin Efendinin kÕ]Õ Gevher Hatun’dur. Gevher Hatun ile Hz.
Mevlana’nÕn çocuklarÕ (o÷ullarÕ): Sultan Veled, Alaeddin Çelebi ve Karaman’dÕr.
Sonraki HanÕPÕ: KonyalÕ Kerra Hatun’dur. KonyalÕ Kerra Hatun ile olan ÇocuklarÕ:
.Õ]Õ Melike Hatun, o÷lu Emir Âlim Çelebi’dir
VefatÕ: (5 Cemâziye’l-âhir.672)-17 AralÕk 1273’tür.
Kabri Konya’dadÕr.
Sultanü’l-Ulema Muhammed Bahaeddin Veled Hazretleri
ഃ HOCALARI
ഄ
Sadreddin Konevi Hazretleri
Tirmizi’li Muhakkik Seyyid Burhaneddin Hazretleri
KonyalÕ Kuyumcu ùeyh Selahaddin Zerkubi Hazretleri
Hüsamettin Çelebi Hazretleri
ùems-i Tebrizi
Mevlâna'da ɷNSAN
s-6
www.mevlana.org.tr
Tasavvuf tarihi boyunca, tarikat gelene÷inde
iki esaslÕ silsile kabul edile gelmiútir: BunlarÕn biri
Hz. Ali'ye, di÷eri Hz. Ebubekir'e nispet olunur.
Hz. Peygamber'in Hz. Ebubekir'e zikir olarak
Lafza-i Celâlî, Hz. Ali'ye Kelime-i Tevhîd'i telkin
etti÷i belirtilir. Bu anlayÕúa göre, Hz. Peygamber,
Mekke'den Medine’ye hicret esnasÕnda saklandÕklarÕ
ma÷arada ba÷daú kurup, oturmuú olan yol arkadaúÕ
Hz. Ebubekir'in kula÷Õna kalbi zikri üç defa telkin etti÷i kabul edilir.
Yine, rivayete göre bir gün Hz. Ali, peygamberimizden, Allah'a en yakÕn, kullara en kolay yolu
göstermesini istemiútir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, huzurlarÕnda Hz. Ali'ye diz çöktürüp, gözlerini
yumdurmuútur. Kendisine bu durumda üç defa açÕktan "Lâ ølâhe øllallah." cümlesini tekrar etmesini
söylemiú, Hz. Ali de tekrar etmiútir. Ancak burada úunu kabul etmek gerekir ki; bu olaylara ait sahih
ve muteber hadis kitaplarÕnda ve tarihî kaynaklarda bu tür rivayetlere rastlamak mümkün de÷ildir.
Sonradan ortaya çÕkmÕú olan bu tür rivayetler tasavvuf ve tarikat erbabÕ tarafÕndan zamanla kabul edile
gelmiútir.
Hazret-i Ali’ye ve Peygamber Efendimiz’e ulaçan Mevleviyye yolu silsilesi çöyledir:
1- Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V)
2- Hazret-i Ali bin Ebu Tâlib
3- Hazret-i Gmâm-× SeniyyeS×btü’n-Nebî Seyyidü’ç-fühedâ Hüseyin bin Ali
4- Hazret-i Gmam Zeynelâbidin bin Hüseyin
5- Hazret-i Gmâm-× FâhirSeyyidü’l-Fudalâ Muhammed Bak×r
6- Hazret-i Gmâm-× FâikSeyyidü’l-UrefâCâfer-i Sâd×k
7- Hazret-i Gmâm-× Âlim-i âmil Mûsâ Kâz×m
8- Hazret-i Gmâm-× Safâ Ali R×zâ
9- Hazret-i Mârûf-u Kerhî
10- Hazret-i Seri Sekatî
11- Hazret-i Cüneyd-i Baºdâdî
12- Hazret-i Ebu Ali Rudbârî
13- Hazret-i Ebu Ali Kâtib
14- Hazret-i Ebu Osman Maºribî
15- Hazret-i Ebu’l-Kâs×mGürgânî
16- Hazret-i Ebubekir en-Nessâc
17- Hazret-i AhmedGazâlî
18- Hazret-i feyh Ziyâüddîn Ebu’n-NecibAbdülkâhirSühreverdî
19- Hazret-i feyh GsmâilKasrî
20- Hazret-i Pîr-i Tarîkat-× KübreviyyeNecmeddîn-i Kübrâ
21- Hazret-i Mevlânâ Muhammed BahâeddînVeled
22- Hazret-i SeyyidBurhâneddîn Muhakkik Et-Tirmizî
23- Hazret-i Mevlânâ femseddîn-i Tebrizî
24- Hazret-i Pîr-i Tarîkat-× Mevleviyye Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Mevlâna'da ɷNSAN
s-7
www.mevlana.org.tr
SORU: “Ney’in çÕNÕúÕ, Hz. Ali’nin sÕrrÕQÕ kuyuya anlatmasÕyla baúladÕ÷ÕQÕ biliyorum. Ve bu
VÕrrÕn da Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Hz. Ali’ye, dünyayÕ yönetme
VÕrlarÕ olarak verdi÷i ve ney’inde duyabilene bu sÕrlarÕ anlattÕ÷Õ do÷ru mudur?”
EL-CEVAP: “ Böyle bir halk inanÕúÕ vardÕr, rivayet vardÕr. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem Hazretleri manevi sÕrlarÕ Hz. Ali Efendimize vermiútir, bu do÷rudur. Çünkü “Ben
ilmin úehriysem Ali de kapÕVÕGÕr ” hadisi úerif. SÕrlarÕ Hz. Ali Efendimize vermiútir. Hz. Ali
Efendimize sÕrlarÕ verince, Hz. Ali Efendimize bu biraz a÷Õr gelmiútir. SÕr a÷Õr gelir insana,
içinde biriktirmesi biraz güç olur. O yüzden her mürúidi kâmilin her velinin sÕrdaúÕ vardÕr.
Kimisinde a÷açtÕr, kimisinde taúWÕr, kimisinde akan sudur, kimisinde denizdir. Giderler orda
konuúurlar, o rahatlayacak psikolojik bir úey çünkü. Genelde akan suya konuúurlar, genelde
denize konuúurlar, genelde ÕssÕz kimsenin olmadÕ÷Õ bir yerde a÷aca konuúurlar. E÷er deniz
yoksa akan su yoksa. Hz. Ali Efendimizin de bir kuyuya konuútu÷u rivayet edilir. Tabi o
kuyuya konuúurken, kuyunun dibindeki kamÕúOÕktan kamÕú, rivayet ya halk inanÕúÕ öyle diyelim,
Hz. Ali Efendimizin sÕrlarÕQÕ dinler, duyar. O sÕrrÕ dinledikten sonra oradaki kamÕú inleyip
feryat etmeye baúlar. Ve…hatta bazen Mevleviler ney’e ‘Hazreti Ney’ derler. Ney’e Hz. Ney
derlerken aynÕ zamanda bir mürúidi kâmile hitap ederler. Mesela hiçbir zaman hiçbir Mevlevi
ney’i sopa gibi tutmaz. Ney’e hakaretvari davranmaz, ney’e edepsiz davranmaz, ney’e karúÕ
çok büyük bir edep büyük bir saygÕyla davranÕrlar. Hatta eûzü besmele çekip üç sefer öperler.
Ney’i kendi uzvundan bir uzuvmuú gibi görür Mevleviler. Ve Hz. Ney derler zaten, Hz. Ney.
Tabi bunlar toplum içerisinde sonradan yanlÕú anlaúÕlmaya baúlanmÕú. Yani ney’e hazret
diyorlar falan demiúler. Ney’den kasÕt mürúidi kâmildir, Allah’Õn veli dostudur. Ve her neyzen
ney’i üflerken kendisinden üfleyenin üstadÕ oldu÷unu düúünür. Kendisinden üfleyenin Allah
oldu÷unu düúünür. Ve üflerken o edeple üfler. Ve o duygunun, üfleme duygusunun,
kendisinden olmadÕ÷ÕQÕ, kendi hazretinden geldi÷ini yani kendi üstadÕndan duygunun geldi÷ini,
duda÷ÕQÕn kÕSÕrdayÕúÕQÕn duda÷ÕQÕn baú parede oynayÕúÕQÕn, nefesin titrekli÷inin veya
düzlü÷ünün, nefesin na÷mesinin üstadÕndan geldi÷ini düúünerekten ney’i üfler. AslÕnda
o yüzden ney üfleyecek olana önce bir üstad gereklidir. Çünkü ney üfleyecek olanÕn üstadÕ
yoksa o ney’i kaval gibi üfler, saygÕVÕ sevgisi olmaz. Bazen ben yolda görüyorum böyle, Allah
affetsin, sopa gibi tutuyorlar ney’i. Ney çalgÕ aleti de÷ildir bu manada. Bak bu manada çalgÕ
aleti de÷ildir. E÷er ney’i çalgÕ aleti gibi görürse bir kimse, Allah affetsin, dümbelekten bir farkÕ
kalmaz. Ve ney’in böyle e÷lentili içkili, böyle heva ve heves kokan yerlerde üflenilmesi de çok
uygun de÷ildir. Ve önceden de hiç üflenmemiú zaten. Ney sadece dergâhlarda, tekkelerde
sufiler tarafÕndan üflenmiú. Tabi bugün ney dansözlere üfleniyor. Ne bileyim iúte
gaydÕUÕgubbak úeylere üfleniyor. Tabi ney’e hazret diyemiyoruz bu manada. Ama ney
gerçekten sufilere, sufi gönüllülere, Allah âúÕklarÕna bir nefestir, nefes. Böyle insanÕn canÕna
huzur verir, insanÕn içine bir tatlÕOÕk bir nefes verir. Hele o ney’i üfleyen bir tefekkür eder, bir
derinlemesine nüfus eder, böyle bir “Hûuu…” diye üflerse sanki ta yaratÕOÕútan o ses gelir bize.
Sanki “kûn” lafzÕ o esnada söylenmiú gibi gelir. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden, evet o
kamÕúÕn o sÕrlarÕ dinledikten sonra feryadÕ figan etti÷i söylenir, halk dilinde böyle bir inanÕú
vardÕr. Hz. Mevlana da bu inanÕúÕQÕ Divan’Õnda bir beyitte söyler; Hz. Ali’yle alakalÕ bu
meseleyi de söyler. Divan’da geçer, bu hadiseye atÕfta bulunur daha do÷rusu. Net böyle
anlatmaz, der ki “Ali gibi sÕrlarÕPÕ aldÕm da feryadÕ figan etmekteyim.” Ali’den sÕrlarÕQÕ aldÕm
da feryadÕ figan etmekteyim, der. Tabi bunun bir tarafÕ daha vardÕr, úimdi madem sözü açÕldÕ
soru soruldu. Her mürúidi kâmil, ilmin kapÕVÕ olan Hz. Ali Efendimizin önünde diz çöker ve
Hz. Ali Efendimiz de onun sÕrrÕyla sÕrlanÕr. Ve mürúidi kâmil, Hz. Ali Efendimizin sÕrrÕQÕ da
taúÕr. O yüzden o kuyuya söylenen sÕrlar, o velilerin üzerinden tecelli eder.”
08.02.2011 øzmit Saatçi Ali Kona÷Õ Mesnevi Dersinden alÕntÕGÕr.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-8
www.mevlana.org.tr
Hamuú
ZamanÕn suretlerine açÕlan bir halden evvel, sarÕp sarmalayan sükutun ardÕnca uzanan
yollara düúüp, tokma÷Õn çevrildi÷i anÕn hangi sonsuzlukta soluksuz bÕrakaca÷ÕQÕn bilinmedi÷i
bir vakitte, çaldÕm kapÕVÕQÕ ilkin dergahÕn. Pirimin eúL÷ine varÕp da kapÕdan kabul görmenin
muútusuyla kavuútu÷um bu dergâhta, nasÕl bir yolculu÷a çÕkaca÷ÕPÕ bilmezden evvelce bir
zaman idi henüz. Yolculu÷a çÕktÕ÷ÕPÕ sanÕp yollarca gitti÷imin yol oldu÷u zannÕyla varÕrken
úeyhimin gurbetine, kucakladÕ sÕlam, hasretin son buldu÷una inanan gönlümün ah ü zarÕyla
VÕzlanan feryadÕQÕ. ZamanÕn, henüz geçen yÕllarla örtülenip, kalan yÕllarca tüketilmedi÷i
VÕradanlÕktan an önceydi vakit.
Ulu dergâhÕn eúL÷ine varÕp da“huhu”larla bezenmiú sessizli÷ine kapÕOÕp beklerken
mürúidimi, buldum sinemde duran sancÕQÕn ilk ça÷ÕldayÕúÕndan sonra eksilen parçasÕQÕ,
ilme÷inden çÕNÕp yÕllarca sökük kalmÕú yarÕPÕndan azade. Elest kokulu bu ilmek, me÷er
ruhumun kaybetti÷im zerresi imiú! YÕllardÕr bulamayÕp yitirdi÷im hasretim, arayÕp dururken
daha çok karanlÕklarca bo÷uldu÷um eksi÷im, benli÷im, özüm, özürüm, di÷er yarÕm, susuz
sessiz gözyaúÕm, muradÕm imiú bilmedi÷im… Bendirin ritmiyle cûú olup kavuran kÕYÕlcÕmlar
tutuúturunca yangÕQÕ, hatÕrladÕm o vakit bedensiz bir günün günsüzlü÷ünde baúlayan sancÕ\Õ.
Bendirlerce yumruklanÕrken yüre÷imin tokma÷Õ, vurulup da vurgun yiyip devrilen bir dalÕúÕn,
úahlanan sevdasÕyla yo÷ruldu hüznümün her zerreci÷i. Ne çok bekledi÷ini bilmedi÷im bu
mübarek mekanÕn kokusunu doldurunca genzime, bildim ne çok zamandÕr özledi÷imi.
Özlerken, süzülen damlalar dokunurdu yüzüme evvelce; oysa úimdi damlalar bir bir
kavuúurken özüne, baktÕm süzülüp inmekte duvarlarÕn pÕnarÕndan hasretle. Önce avuçlarÕma,
az sonra yüre÷ime sel olup da inerken bu damlalar, hem hal olup kucaklaúWÕ a÷layan dergâhÕn
duvarlarÕnda tüm yaúlar. Savruluyordu artÕk bahtÕPÕn heyulasÕndan savrulan her çile,
D÷OÕyorken sicim gibi dergahÕn duvarlarÕyla bir olup sessizce! ùDúÕrmÕyordu gözlerim artÕk
gördü÷ü hiçbir úeye…
Mevlâna'da ɷNSAN
s-11
www.mevlana.org.tr
Sönüp de ÕúÕklar kavuúurken nuruna mürúidimin; ömrüm en berrak dinginli÷ine
koúuyordu anbean. Solumaya baúlarken bu nuru soluksuz benli÷im, yaúÕyordum bu kapÕ
açÕOÕrken ömrüme ilk defa rahat nefes alÕrken. Yüre÷imde ah kalan her zerre eriyordu adeta…
Böylece bildim ilk kere, bu kapÕdan girip de yazÕlmayan her anÕn karesine saklarken
aslÕQÕ hece hece, duydum gönlümün hayallerinin derin, uçsuz bahtiyarlÕ÷Õndan sÕzan sarhoú,
FÕOÕz tebessümlerini o gece. BÕraktÕm ulu dergâhÕn eúL÷inde alnÕPÕn karasÕQÕ sevdalÕ. KaygÕVÕz,
sonsuz ferahlÕ÷a eriúirken, bir daha hiç çÕkmamacasÕna bahtiyar kalÕp sarÕldÕm umuda vakarlÕ.
VardÕm mürúidimin eúL÷ine onun gözlerine de÷erken gözlerim dirilirken manaya, saplandÕ
gönlümün ilmekleri efsunlarla dokunmuú en nadide yüre÷in kumaúÕna. Bir koltu÷un ete÷ine
yaslanÕp da beklerken kapandÕ gözlerim. Mühürlendi bir daha açÕlmamacasÕna, günler aylar ve
dahi bilinmeyen onca zamanlarca aradÕ÷ÕPÕ bulmuúlu÷un sevdasÕna. KapanÕp da hiç
bilmedi÷im bir nurun sarmaladÕ÷Õ sÕca÷a yaslanÕrken gözlerim, bir tebessüm konuverdi
kalbimin o simsiyah karasÕna, tükenirken hasretim.
Hasretim tükenirken, sandÕm ki sevmek bu imiú, bu imiúse sevmek hala yanan bu od da
ne imiú? VaslÕma, hacetime düúerken bu geceyi milad, bir baúka yangÕQÕn feryadÕ çaldÕ
kapÕVÕndan ayrÕOÕrken dergâhÕn, kalbimin kapÕVÕQÕ. Aylar öncesinden üstadÕPÕn fÕVÕldayan
nefesinin hârÕyla tutuúurken hasretim, bildim yanmak ne imiú! Yanmak iúte asÕl bu imiú,
yanmak asÕl bu imiú!
YanmÕú yakÕlmÕú olarak ayrÕOÕrken kapÕVÕndan dergâhÕn, buldum yeniden, yeniden ve
yeniden eúL÷inde hiç bitmeyen hasretle huzuru ÜstadÕn! Gah tekkede, gah dergahta açarken
gözlerimi defalarca yeniden susuzlu÷a, an-Õ feryat kaldÕ sÕzlarken yangÕQÕm tutuúurken
DúksÕzlÕ÷a.
Bir “úeb-i arus” muútusunda mühürlerken bu alazÕ efendimin yangÕQÕ, bÕraktÕ görmesiz
görmelere feryat eden bunca hicranÕ. Ah da eyvah da feryat da hicran da daha nice hece gibi
bulurken manasÕQÕn özünü bundan böyle, soyunup sÕyrÕldÕ asl’Õ kelamÕndan muzdarip her
derde, dertliye, fakire, çaresize sessizce... Tek bir kelam-Õ aúk kaldÕ o vakit inleyen esrarÕQÕn
VÕ]ÕVÕndan bir garib. Oturup, diz çöküp dalarken dergâhta ummana bundan böyle her garib,
gönülden gönüle bir muhabbet ba÷Õ kurdu yüre÷inde hissedip…
Ya Rab! Sen her úeye Kadir iken ben nasÕl bir zerreydim bu kâinatÕn uçsuz bucaksÕz
sonsuzlu÷unda kudretine aúina! Gönlümün tüm kuytularÕ aúk aúk aúk diye sÕzlayÕp kanarken
Dúka hasretli÷in, aúNÕ bilmezli÷in, aúkla sÕnanmanÕn, aúksÕz sÕzlanmanÕn, aúka dayanmanÕn,
Dúka yanmanÕn ve aúktan nasiplenememenin ahir suretinde. Aúk nedir senin kudretinin
muhteúem varlÕ÷Õnda gönlüme düúen bir küçük damlayla sulanÕp ça÷layan? SanÕrken
kendimizi aúÕk, aúk bizden kaçmakta köúe bucak Õra÷a! Aúka aúina gönüllerimiz
DúkçalarÕPÕzca kanarken, aúNÕ yaratan Rabb’imin hançerime düúürdü÷ü bir küçük fÕVÕltÕQÕn
bo÷umunda bir bülbül kadar haykÕramamanÕn azabÕnda yanmakta! Aúk sanÕp da devirdi÷im
onca hece, aúNÕn hangi masum tebessümüne sÕ÷makta? Aúk tükenmiú, sÕzlamÕú, yanmÕú
yakÕlmÕú bir hece ki hala onu sÕ÷GÕramadÕ÷Õm gecelerce sana yanmakta. Aúk gönlümün en
bakir bohçalarÕnda allanÕp pullanÕp duvaklanmayÕ bekleyen bir masumken, yÕllanÕp
kadehlerde küflenen bir bade misali savrulmakta zamana. Zaman tüm acÕlarÕ aklasÕn her daim
VÕzlayan yaranÕn çera÷ÕQÕ sararken merhametinle! Rabbim! Affet! Affet Rabbim, biz günahkâr
kullarÕQÕn hala aúka talip gönüllerinin küstahlÕ÷ÕQÕ azametinle! Ya Rab ! Ya Rab! Ya Rab!
PaslÕ gönlümden sana akan gözyaúlarÕmla sÕ÷ÕndÕ÷Õm kapÕnda biriktirdi÷im dualarÕPÕ kabul
eyle!
Affet Ya Rabbi!
Affet Ya Rabbi!
Affet Ya Rabbi!
$úklandÕr aúka layÕk kullarÕQÕn bahtÕQÕ
Mevlâna'da ɷNSAN
s-12
www.mevlana.org.tr
Padiúahlar altÕna, gümüúe ve bakÕra damga vururlar ki hangi padiúahÕn akçesidir
ayan olur. Mürúid-i kâmil olan zatlar da fukarasÕ belli olsun diye müritlerine damga-i
niúan verir, bunun da ismini tâc ve sikke tabir ederler. Derviúin vücudu bir a÷açtÕr, tariki müstakim bir bahçedir, mürúid-i kâmiller o bahçede bahçÕvandÕr ki derviúleri bahçeye
dikip aúÕlarlar. AúÕ tutarsa güzel bir a÷aç olup meyve verir. Tutmaz ise yakmaktan baúka
bir iúe yaramaz.
Üstad Mustafa Özba÷¶Õn buyurdu÷u gibi derviúlikten murad, tâc ü hÕrka de÷il,
DúÕQÕn tutmasÕ için lâzÕm olan ahlâk-Õ Muhammediyye’yi tahsildir. Derviúe mürúidi
tarafÕndan tekbirlenen derviú çeyizi (cihâz-Õ tarîk) de, ihtiva etti÷i mana ve remizler
açÕVÕndan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in güzel ahlâkÕQÕ yansÕttÕ÷Õ için aziz
tutulur.
Bir Mevlevi’nin baúucu kitabÕ Kur’an, ameli sünnetullahtÕr. Hali zikrin vücuda
kavuútu÷u bir derviúin tasavvuf kültüründeki çeyizi ameli øslam’Õ için önem arz
etmektedir. Bir sohbetlerinde Üstad Özba÷ Mevlevi Kültüründe neyzenlerin ve
semazenlerin çeyizlerindeki parçalarÕ bizlerle paylaúPÕúWÕ. ùöyle ki:
SEMAZEN ÇEYø=ø
-Çivisinde kullandÕ÷Õ ilk tuzu
-Sema ederken kullanÕlan ilk mesh
-Sema etmek için aya÷Õ terbiye olurken e÷er kopmuú ise ayak derisi. De÷erli
oldu÷unu belirtmek amaçlÕ kadife bir kumaúta muhafaza edilir.
-1000’lik, 500’lük, 99’luk ve 33’lük tespih.
-Akikten a÷Õz taúÕ
-Misvak
-Seccade (HasÕrdan veya posttan)
-Tevhid hatminde kullanmak için naturel 70 tane taú (1000’lik tespih ile)
-Tennure, arakiye/zikke ve hÕrka. (Bir Mevlevi’nin kefeni tennuresidir, mezarÕnda
arakiye ve zikkesi de meúrebinin alametidir.)
NEYZEN ÇEYø=ø
ølk ney sazÕ ve baú paresi
-1000’lik, 500’lük, 99’luk ve 33’lük tespih.
-Akikten a÷Õz taúÕ
-Misvak
-Seccade (HasÕrdan veya posttan)
-Tevhid hatminde kullanmak için naturel 70 tane taú (1000’lik tespih ile)
-Tennure, arakiye/zikke ve hÕrka.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-13
www.mevlana.org.tr
Ruhlardaki incelik kÕyafetlere yansÕrdÕ. Moda de÷ildi bunlar.
ønceli÷inden nezaketinden bir úey kaybetmeden de yüzyÕllarca
giyildiler.
Bizim medeniyetimizde suret ve siretin uyumu, zahir ve batÕQÕn
uyumu gibi esastÕr. øslamiyet’in asli kaideleri arasÕnda kÕOÕk ve
NÕyafetimizi tanzim eden hükümler oldu÷u gibi, ulemanÕn icmasÕ ile
Hz. Resulullah’Õn (sallahu aleyhi ve sellem) kÕyafetine riayet de ameli
bir sünnet olarak kabul edilmiútir. Medeniyetimizin bin yÕOÕ aúan tatbikatÕ
bu ruh ile inúa olunmuú idi. Öyle ki, BatÕOÕlaúma süreci içerisinde,
iki aúamalÕ bir inkÕlâp ile terk etmeye mecbur bulundu÷umuz kÕyafet-i
asliyemiz, aslÕnda bizim mizacÕPÕ]Õ ve fÕtratÕPÕ]Õ oldu÷u kadar, belki de
daha fazla, iman ve itikadÕPÕ]Õ temsil etmekteydi. Ancak II. Mahmud Han’Õn
reformlarÕ ile baúlayan süreç, cumhuriyetin ilanÕndan sonra KÕyafet ønkÕlâbÕ ile
tamamlanmÕú, mahiyete delalet eden kÕyafet-i asliyemiz terk olunmuútur.
Tasavvuf kültüründe kÕyafetler renkleri ve aúikâre olmayan fakat derin
manalar taúÕyan sembolik özelliklere sahiptir. Mevlevi kÕyafetlerinin isimleri ve
neleri sembolize ettiklerini sizlerle paylaúalÕm.
TENNURE: Derviúlerin hÕrkalarÕ altÕna giydikleri gömlek yani kolsuz entariye
denir. Mürúid huzurunda bulunup hizmet eden derviúin “ölmeden önce ölünüz” hadisine
uygun olarak “ölmeden önce öldüm, sÕrtÕma giydi÷im tennure ahiret gömle÷i, hÕrka
kefenimdir” demesi anlaPÕna gelir.
Semâ tennuresi de denen bu fistan, renkli ve çok defa beyaz olur. Tennure, Arap
alfabesindeki lamelif harfinin ters çevrilmiúúekline benzer. Bunu giyen insan, harfin
ortasÕna çekilmiú bir elif gibi görünür ve bu suretle ters «Lâ», yani ©øllâ»úeklini alÕr.
«Allahtan baúka yoktur tapacak - Lâ ilahe illallah»
Mevlâna'da ɷNSAN
s-14
www.mevlana.org.tr
Ehlullah huzurunda zikir halkasÕ, sema ve murakabe için özel tennure
giyilmesi ise “Zikrin nuru ile nurlandÕk. SÕrtÕPÕzdaki yani tenimizdeki
gömle÷imiz bizimle beraber nur yani “pür nur” olmuútur. Sözüne iúarettir.
Bu giysiye nur ile dolmak anlamÕna gelen “tennur” denilmiútir. Ço÷unlukla
mevleviyye tarikatÕnda kullanÕOÕr.
Tennure’yi ilk giyen Âdem (as), Nuh (as), øbrahim (as), Musa (as) ve
Muhammed (salavatullahi aleyhim) Hazretleridir. Tennure’yi giymenin
úartlarÕ úunlardÕr: Yalan söylememek, zina etmemek, haram yememek ve
KÕrsÕzlÕk yapmamak.
.
DESTE-GÜL: Derviúlerin giydikleri hÕrka
ve aba benzeri, ancak
kollarÕ dar, boyu göbe÷e kadar olan bir giysidir. Mevlevi tarikatÕnda
“tennure” üzerine giyilir. Ön kÕVÕmda sol tarafta aynÕ kumaútan bir parmak
uzunlu÷unda bir úerit vardÕ ki, bu úerit elifî nemede ba÷lanÕr. Destegül’ün bir
çeúidinde ise boy uzunlu÷u dizlere kadar olur. Bu çeúit destegül, ya dar kollu
ya da haydari gibi kolsuz olabilir. Destegül aba içinde giyilir. “Destegül”;
taze görünüúlü ilkbahar güllerinden oluúan demet anlamÕna gelir.
7øö-BEND:
Hz. øbrahim(a.s.) o÷lu øsmail(a.s.)‘i kurban edece÷i
vakit ellerini ve ayaklarÕQÕ ba÷ladÕ÷Õ ba÷Õn adÕGÕr.
Bir can ikrar verece÷i zaman enfüsi ve afakî úeyleri terk etmek için bir
kurban kestirir. Bu kurbanÕn yünü e÷rilip iplik yapÕOÕr. Bu iplikten parmak
kalÕnlÕ÷Õnda, iki arúÕn boyunda kaytan gibi bir ba÷ yaparlar ve beline kuúak
olarak ba÷larlar. SÕr kuúD÷Õ denilen bu kuúak, Hz. øsmail’in el ve aya÷Õna
benzetilir.
Ti÷-bend ba÷lamak, Mansur gibi idam edilmeye, üç ismi birlemeye, kendi
vücudunu ispat ve men edilen úeylerin girdabÕndan kurtarmaya, eline,
beline, diline sahip olmaya, ahd-i misakta sabit olmaya iúaret eder.
ELøFÎ NEMED:
Derviúlerin çeyizleri arasÕnda bulunan “gayret
kemeri”,“úedd-i úerif” , “kanberiye””, “ti÷-bend” ve “palhenk” diye bilinen
bel kuúaklar, çeúitli tarikatlar tarafÕndan kendi yollarÕQÕ ve makamlarÕQÕ
belirtmek üzere kuúanÕlmÕúWÕr.
Peygamberler arasÕnda on yedi peygamber kemer kuúanmÕúWÕr.
Bunlar Âdem (a.s.), Hz. Nuh, ùit, ùuayb, Yakub, Yusuf, Davud, øbrahim,
Musa, ødris, Zülkifl, Yuúa, Zekeriyya, Salih, Hud, øsa ve Muhammed (s.a.v.)
dir.
CenabÕÕ Hak, Peygamberini (sav) miraca davet etti÷i zaman kemer
verdi÷i için tarikat ehline kemer ba÷lamak farz oldu. AyrÕca Rasulullah
(s.a.v.), kemer ba÷ladÕ÷Õ için sünnet de oldu. Ashab kemer ba÷ladÕ÷Õ için de
müstehap oldu.
HIRKA: Tören hÕrkasÕ anlamÕnda «resim hÕrkasÕ» da denen bu üst
giyim, kollarÕ yetmiú santimetre geniúlikte ve bir metreyi geçen
uzunlukta, önü açÕk ve yakasÕzdÕr. Geniú ve belsiz olup ayaklara kadar
uzanÕr.
HAYDARø: Mintan üstüne giyilen yakasÕz, önü açÕk,
bele kadar gelen, kolsuz, düz bir yelektir. Rivayet olunur ki: Hicretin
sekizinci yÕOÕnda Hz. Peygamber (sav), Cafer b. Ebu Talib’i Mu’ta
menzilindeki kâfirlerle savaúÕrken, düúmanlar kÕOÕçla vurarak önce sa÷, sonra
sol kolunu kesip vücudundan ayÕrmÕúlar ve úehit etmiúlerdi. Kardeúi ømam Ali
b. Ebu Talib’in bu iúten haberi olunca, Ca’fer-i Tayyar’Õn ezasÕna tahammül
edemeyip, kendisinin giydi÷i hÕrkasÕna iki kollarÕQÕ kestirip, kolsuz olarak
Mevlâna'da ɷNSAN
s-15
www.mevlana.org.tr
giydi÷inden ve ømam Ali’nin lakabÕ olan Haydar ismi o sevb’e (elbiseye) âlem oldu÷undan Haydari
denilmiútir.
Bir baúka rivayet de Hz. Ali’nin Hayber Kalesi’nin kapÕVÕQÕ omuzlayÕp kapÕ\Õ yerinden
kopardÕ÷Õnda hÕrkasÕQÕn bir kolu kopmuú ve kendisinin de di÷er kolu koparÕp hÕrkayÕ kolsuz olarak
giydi÷inden dolayÕ, o hÕrkaya Haydari denilmiútir. ømam Ali’ye nispetle tarikat ehlinin giydi÷i ve
omuzlarÕna birer parça koyarak, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e iúaret olunarak giyinilir.
HABBE:
Haydarinin önüne takÕlan ince zincirler ile asÕlan
“habbe” fÕndÕk büyüklü÷ünde bir çeúit taúWÕr.
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Mekke’den Medine’ye gece vakti
hicret etti÷inde, Mekke yakÕnlarÕndaki Sevr ma÷arasÕnda barÕnmÕúlardÕ.
Burada Hz Ebu Bekir’i bir yÕlan sokmuú ve bu sebeple ateúlenmiúti. Hz.
Rasulullah (s.a.v.) su bulamadÕ÷Õndan eline geçen bakla
büyüklü÷ündeki bir taúÕ onun a÷]Õna vermiú, o anda yÕlanÕn zehrinin
verdi÷i acÕ ve susuzluk hissi kaybolmuútur. Hz. Ebu Bekir daha sonra o
taúÕ hararet çekti÷i zamanlarda kullanÕr oldu.
AyrÕca Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) az söz söylemek için a÷]Õna taú
koydu÷u da yazÕOÕGÕr. Ne zaman konuúmasÕ gerekse önce düúünür, sonra
D÷]Õndan taúÕ çÕkarÕp konuúurlardÕ. Sonra yine taúÕ a÷]Õna alÕr ve tesbihe
dalarlardÕ. “Arakan” denilen bu taú, koyu tarçÕn rengindedir.
ARAKøYYE: Ter emen anlamlarÕna gelen bu kelime, beyaz ve
dövme yünden yapÕlmÕú, sikke kadar uzun olmayan bir serpuútur. Semâ
oÕkarmamÕú derviúler, arakiyye giydikleri gibi çocuklarla kadÕnlara úeyh
tarafÕndan arakiyye tekbir edilirdi. Üstü yukarÕya do÷ru sivrice, dar ve iki
yandan yassÕ olup üstte, âdeta önden arkaya do÷ru ve yüksek bir çizgi
teúkil edecek tarzda yapÕlmÕú olanlarÕna «elifi arakiyye» denir.
=øKKE: Külâh-Õ Mevlevi ve fahir de denen zikke; içice geçmiú
iki kat ve koyu kahverenginde yahut bal rengi veya beyaz, aúD÷Õ
yukarÕ 45 - 50 santimetre uzunlu÷unda, dövme yünden yapÕlma bir
külahtÕr. Üst tarafÕ, alt tarafÕna nispetle biraz daha dardÕr. ølk
zamanlarda alt kenarÕ kalÕn, üstü sivrice ve kalÕpsÕz olan zikkeler, son
zamanlarda boyca kÕsalÕp yukarÕdaki uzunlu÷a indi÷i gibi keçe de
incelmiú ve fese benzemiútir. zikke zamklanÕr, kalÕplanÕr, ütülenir,
parÕl parÕl bir hale getirilir.
øSTøVA:
Hilâfet alâmeti olup sikkenin üstüne, önden arkaya
do÷ru çekilen iki parmak enlili÷inde dar ve genellikle yeúil bir çuhadÕr.
Son zamanlarda zikkesine istiva çeken úeyhe de az rastlanmaktadÕr.
Mevlevi úeyhlerinin sikkelerindeki destara hattÕ istiva denir ki o
úeyhin nübüvvet yolundan oldu÷una iúarettir. Tekkelerde bu edeb Hz.
Ebubekir efendimizin sünnetidir. Hz. Peygamber (sav) bir zikir meclisinde
mübarek hÕrkalarÕQÕ ashaba hediye edince, mübarek hÕrkalarÕ ashab
sayÕVÕnca parçaya bölünmüútü. Hz. Ebubekir efendimiz de bu parçayÕ
sarÕ÷ÕQÕn üstüne “ne mübarek o parça ki baúÕPÕn tacÕGÕr” manasÕnda
iliútirince bu edep tekkelerde devam ettirilmiútir.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-16
www.mevlana.org.tr
Esma YOLCU
"Ey sevgili, ilacÕm da sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmuú gönlümün nuru da sensin.
Çaresiz gönlümde senden baúka ne varsa hepsi yok oldu. Beni kimsesiz bÕrakma! Gel! "Hz. Mevlana
HAZRETG MEVLANA (Kaddesallahu S×rrahu) MENKIBELERG
BU ALTINLARI ÇAMURA ATIN
Selçuklu SultanÕ Rükneddîn, Mevlana’ya beú kese altÕn gönderip almasÕQÕ arzu etti.
Talebelerinden Mecdüddîn, Mevlana’ya altÕnlarÕ arz edince "Beni hakikaten seviyorsanÕz, bu altÕnlarÕ
GÕúarÕdaki çamurun içine atÕn!" buyurdu. Talebeleri bu emri derhal yerine getirdiler. Dünyaya kÕymet
veren bazÕ kimseler, bu altÕnlarÕ almak için çamurun içinde aramaya baúladÕlar. Fakat üstleri baúlarÕ,
yüzleri çamurdan görünmez hâle geldi. Mevlana, talebelerine onlarÕn bu vaziyetlerini göstererek "Bu
altÕnlar, úu gördü÷ünüz dünya ehlinin üstünü baúÕQÕ batÕrdÕ÷Õ gibi, ahiret ehli olanlarÕn da kalbini
karartÕr, kirletir. Çeúitli günahlara sevk edip ibadetlerden alÕkoyar. Bu sözlerimi yanlÕú anlamayÕQÕz.
Dünya için çalÕúmayÕQÕz demek istemiyorum. Dünya malÕQÕn muhabbetini kalbinize koymayÕQÕz
diyorum. Hiç ölmeyecekmiú gibi dünyaya, yarÕn ölecekmiú gibi ahirete çalÕúmak lâzÕm geldi÷ini
herkes bilir. Burada dikkat edilecek nokta, hÕrs ve tamaha düúmeden kanaat üzere bulunmaktÕr.
Dünyada, ahiret saadeti için çalÕúmalÕ, kazanmalÕ, niyeti düzeltmelidir. Çünkü øslâmiyet, insanlara
faydalÕ olmayÕ emreder. En büyük saadet, en büyük sermaye, helâlinden kazanÕp, hayÕr ve hasenat
yaparak ahirete göndermektir. Buna ra÷men asÕl sermaye mal, mülk, para sahibi olmak de÷il; ilim,
amel, ihlâs ve güzel ahlâk sahibi olmaktÕr." buyurdu.
ALLAH ALLAH NGDÂLARIYLA
Mevlana’nÕn Celâleddîn isminde bir talebesi vardÕ. Ticaretle u÷raúÕr, at alÕp satardÕ. O anlatÕr:
"Bir gün Mevlânâ sarÕ÷ÕQÕ sarÕp giyinmiú oldu÷u hâlde, bana bir at hazÕrlamamÕ emretti. Ben, atlarÕn
Mevlâna'da ɷNSAN
s-17
www.mevlana.org.tr
içinden en güçlüsünü e÷erlemek için huzurundan ayrÕldÕm. Fakat at huysuzluk yaptÕ÷Õndan bir türlü
H÷erleyemiyordum. YanÕma iki kiúi daha alÕp, atÕ zorla e÷erledik. Buna ra÷men at hâlâ huysuzluk
yapÕyordu. O hâliyle Mevlana’nÕn bulundu÷u yere getirip, atÕn hazÕrlandÕ÷ÕQÕ bildirdik. Mevlana dÕúarÕ
oÕkar çÕkmaz at sakinleúti ve önceki huysuzlu÷u kalmadÕ. Mevlana ata binip, kÕble istikametinde yola
oÕktÕ. Ancak akúama do÷ru, ter içinde, toza gark olmuú bir vaziyette döndü. At oldukça zayÕflamÕú
görünüyordu. Cesaret edip bir úey soramadÕk. Ertesi gün yine bir at hazÕrlamamÕ emretti. Baúka bir atÕ
H÷erleyip getirdik. Dünkü gibi gitti, akúama do÷ru geldi. Üçüncü gün de aynÕ úekilde gitti. Akúama
do÷ru geldi÷inde "Elhamdülillah! Ey cemaat! Müjdeler olsun ki, o kâfir, Cehennem'in dibini boyladÕ."
dedi. Biz edebimizden yine bir úey soramadÕk. Aradan birkaç gün geçmiúti. ùam tarafÕndan bir kafile
gelip, o taraflarda, Müslümanlar ile Mo÷ollarÕn yaptÕ÷Õ savaúÕ anlattÕlar. Dediler ki "Düúman askeri
oldukça çoktu. Müslümanlar ma÷lup olmak üzere idiler. Son üç günde, Mevlânâ, bir atÕn üzerinde
oldu÷u hâlde savaú meydanÕnda göründü. En ön safta "Allah, Allah!" nidalarÕyla düúmana hücum edip
önüne geleni bir vuruúta ikiye bölüyordu. Müslümanlar, Mevlana’nÕn akÕl almaz hâllerini ve yardÕPÕQÕ
görünce, bozulan moralleri düzeldi. Art arda yaptÕklarÕ hücumlarla düúmanÕ geriye püskürttüler.
Mevlânâ düúman komutanÕQÕ öldürünce, kâfirler kaçmaya baúladÕlar." Ben bu haberi iúitince, do÷ruca
hocam Mevlana’nÕn huzuruna çÕktÕm. Beni görünce "Müslüman askerlere yardÕm edilmiú ve zafere
kavuúmalarÕna sebep olunmuútur. Ey Celâleddîn! Bize can u gönülden hizmet edenler, dünya ve
ahirette gam ve kederden kurtulur." buyurdu.
NE SORARLARSA BGLGYORUM DE!
Mevlana’yÕ sevenlerden bir kimse, MÕVÕr'a ticaret yapmak için gitmeye hazÕrlandÕ. AkrabasÕ
gitmemesi için çok zorladÕ ise de dinlemedi ve kararÕndan vazgeçmedi. Bunun üzerine yakÕnlarÕ,
durumu Mevlana’ya bildirip gitmemesini istirham ettiler. Mevlana da: "Gitme!" dedi. Ancak o kimse
dinlemeyip gizlice yola çÕktÕ. Gemi ile yolculuk yaparken bir küffar gemisi bu gencin bulundu÷u
gemiye saldÕrdÕ. Pek çok yolcu ile beraber bu genci de esir aldÕlar. Memleketlerine götürüp çeúitli
yerlerde çalÕúWÕrdÕlar. Genç, baúÕna gelen felâketlerin sebebini, Allah Tealâ'nÕn sevdi÷i bir kulun sözünü
dinlememekten oldu÷unu anlayÕp çok piúman oldu, tövbeler edip isti÷farda bulundu. Bu úekilde kÕrk
gün devam etti. Ertesi gün rüyasÕnda Mevlana’yÕ gördü. Ona, "YarÕn sana bazÕúeyler soracaklar. Ne
sorarlarsa, biliyorum, de!" diye tembihte bulundu. Bir hastalÕk ile ilgili ilâç tarif etti. Genç uyandÕ÷Õnda
sevince gark olup sabahÕ iple çekti. Sabahleyin yanÕna gelenler kendisine "Doktorlukla ilgili bir bilgin
var mÕ?" diye sordular. Genç de "Var!" deyince, genci alÕp o yerin hükümdarÕna götürdüler. Me÷er o
yerin hükümdarÕ hasta imiú. Hiçbir doktor derdine çare bulamamÕú, hükümdar da hastalÕktan
kurtulamamÕú. Bu genç, hasta hükümdarÕ görüp; "Bana, úu meyvelerden úu kadar, úu otlardan úu kadar
getirin." dedi. KÕsa zamanda bulup getirdiler. Genç, hepsini güzelce ö÷ütüp karÕúWÕrdÕ ve macun hâline
getirerek hastaya yedirdi. Hasta, Allahü Tealâ'nÕn izniyle bir anda úifa buldu. Hükümdar bu hastalÕktan
ümidini kesmiú iken, birden úifaya kavuúunca, gence "Bir muradÕn varsa söyle, yerine getireyim. Mal,
mülk istersen seni zengin edelim." diye Õsrarla sorunca, genç, "Ben, hiçbir úey bilmeyen bir kimseyim.
Ailemden ve hocamdan izinsiz para kazanmak için evden çÕktÕm. Beni yolda esir alÕp, buralara
getirdiler. Esir olunca, baúÕma gelen bu musibetin sebebini anlayÕp, çok tövbe ettim ve hocam Mevlana
hazretlerinden manen af diledim. Kendisini, kurtulmam için Allahü Tealâ'ya vesile eyledim. Bu akúam
hocam Mevlana, bana bu size yaptÕ÷Õm úeyleri tarif eyledi. Ben de aynen yaptÕm. Gördü÷ünüz gibi,
bütün bunlar, hocamÕn himmeti ve bereketiyle oldu." dedi. Hükümdar genci serbest bÕraktÕ. Çok para
vererek zengin eyleyip, memleketine gönderdi. Mevlana’ya da pek çok hediyeler gönderdi.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-18
www.mevlana.org.tr
Fahreddin Razi Hazretleri (1149-1209), Mefatihu'l-Gayb da (Tefsir-i Kebir) Fâtiha-i úerifenin
tefsirinde; úeriat-tarikat ve hakikati úöyle izah ediyorlar:
Üç çeúit ølâhî emir tebli÷ buyruldu:
Birincisi, zâhirî amellere muvâzabet, yani aksatmadan devam etmektir ki, úerîat makâmÕGÕr.
Bunu, “Ancak sana ibâdet ederiz” âyet-i kerîmesi tebli÷ eder.
økincisi, úahadet âleminden gayb âlemine tevecühle (görünen âlemden görünmeyen âleme
yönelerek), o âlemi bu âleme musahhar yani boyun e÷miú, emri altÕna girmiú görmek ve gaybî imdat
(mânevî yardÕm) olmadÕkça, zâhirî amellerde istikametin müyesser olamayaca÷ÕQÕ bilmektir ki, bu,
tarîkat makâmÕGÕr. Yani; her türlü yardÕPÕn, hatta günahlardan kaçÕQÕp ibâdetleri yapabilmenin dahi
Allah Teâlâ'nÕn tevfîki ve yardÕPÕ ile mümkün oldu÷unun úuûr ve idrâki içerisinde olmaktÕr. ùerîat
makâmÕnda amellerin mukabili sevap, tarîkat makâmÕnda ise kurbiyettir, Allâh'a yakÕnlÕktÕr. Bunu da,
âyet-i celîledeki “YalnÕz senden yardÕm dileriz” cümlesi bildirir.
Üçüncüsü de; úahadet âlemini büsbütün azlolunmuú (hiçbir úeye tesiri kalmamÕú), bütün her
úeyin ve her iúin yalnÕzca Allâh'Õn (c.c.) yed-i kudretinde oldu÷unu görmektir ki, bu da hakîkat
makâmÕGÕr. O makâmÕ müúâhede eden kulun, yakînen bilece÷i gibi, bunu da, “Bizi do÷ru yola
hidâyet eyle” kavl-i úerîfi göstermektedir.
Burada bazÕ incelikler daha arz etmek isterim. ùöyle ki:
Talep ve arzu edilen bir úeyin elde edilebilmesi için, beraberce çalÕúÕp gayret sarf eden ruhlara
nisbetle, yalnÕz baúÕna hareket eden bir ruhun zayÕf kalaca÷Õ müsellemdir, yani inkârÕ mümkün
olmayan bir hakîkattir. Tek bir rûh, topluca hareket eden birçok rûhun nâil oldu÷u maksada,
münferiden vâsÕl olamaz. ønsan, tek baúÕna arzusuna kavuúamayaca÷ÕQÕ anlayÕnca; rûhunun inkiúâfÕ
için, ølâhî nûr ve feyz talebinde bulunan mübârek ve mukaddes ruhlara iltihâk (katÕlma) lüzûmunu
hisseder. Bu iltihaktan sonra, onlardan yardÕm görece÷i için; talebi kuvvet, istîdâd ve kabiliyeti kemâl
bulur, olgunlaúÕr. Binâenaleyh tek baúÕna iken kavuúamayaca÷Õ maksatlara, bu beraberlikle nâil
olabilir. øúte, “Bizi do÷ru yola hidâyet eyle” âyetini tâkip eden, “O, kendilerine in’am etti÷in
mes’utlarÕn yoluna” buyrulmasÕ, bu güzel nükteden dolayÕGÕr.
Bir rûhun, mübârek ve temiz ruhlarla beraberli÷i, onun kuvvet ve istidâdÕQÕ ziyâdeleútirip kemâle
erdirir. Bu bakÕmdan, fâsÕklara iúâret eden, “Ne o gadap olunanlarÕn” ve kâfirlere delâlet eden, “Ne
de sapkÕnlarÕn yoluna de÷il” kavilleriyle, habis ruhlarla beraberli÷in de hüsrânÕ mûcip olaca÷Õ, zarar
ve ziyanÕ beraberinde getirece÷i, tahzîr (sakÕndÕrma) yoluyla anlatÕlmÕú oluyor.
Hulâsa; yukarÕda ifade olundu÷u üzere, “Ancak sana kulluk ve ibâdet ederiz” âyeti ile úerîat
makâmÕ, “Ancak senden yardÕm dileriz” kavli ile tarîkat makâmÕ, “Bizi do÷ru yola hidâyet eyle”
âyet-i celîlesi ile de, hakîkat makâmÕ gösteriliyor. Sonra da, Erbâb-Õ sâfâ (iyi kimseler) ile beraber
olmak sayesinde istîdat kazanmanÕn, erbâb-Õ úekâvetten (kötü kimselerden) uzak durmakla da,
istikmâl-i feyz etmenin yani feyzini tamamlamanÕn kolaylaúaca÷Õ bildiriliyor.
BazÕ âlimler derler ki, “Bizi do÷ru yola hidâyet eyle” kavli ile iktifâ buyrulmayÕp da, “O
kendilerine in'âm etti÷in mes'utlarÕn-bahtiyarlarÕn yoluna” dahi denilmesinin hikmeti úu olmalÕGÕr:
Bir derviú; kendisini, dalâlet yollarÕndan koruyup do÷ru yola sevk edecek bir mürúidin feyizli
nazarlarÕna mazhar olmadÕkça, hidâyet ve mükaúefe makamlarÕna vâsÕl olamaz... Yani maksada
götüren, gâyeye ulaúWÕran yola ve gayb âleminin görülmesini sa÷layan hâllere kavuúamaz. Mürúidin
lüzûmu âúikârdÕr, ona olan ihtiyaç açÕktÕr... Zira halkÕn ekserisi, hakkÕ bâtÕldan ayÕrmaya muktedir
de÷illerdir; hidâyeti dalâletten, do÷ruyu e÷riden, sa÷lamÕ bozuktan, güzeli çirkinden ayÕrt edemezler.
Bir noksan ve kusurlu olan bir kimse, her halde bir Mürúid i kâmile uyup onun ardÕndan gitmelidir ki,
ondan kuvvet, bilgi, muhabbet ala ala o da kemâl derecesine do÷ru yol alabilsin.
(Üstad Mustafa Özba÷¶Õn Tasavvuf Risalesi’nden yararlanÕlmÕúWÕr.)
Mevlâna'da ɷNSAN
s-19
www.mevlana.org.tr
Mevlâna'da ɷNSAN
s-20
www.mevlana.org.tr
Mevleviyye:
Mevlânâ'ya izafe edilen, ancak o÷lu Sultan Veled (ö. 712/1322) tarafÕndan
kurulmuú bir tasavvuf okulu. Mevlevi TarikatÕ olarak da geçer.
Tarikat: Tasavvufta, Allah'a ulaúmak için tutulan yol manasÕna gelir. Bu yol boyunca yapÕlan
yolculuk hayattaki bir úeyhin öncülü÷ünde gerçekleúir. Tarikatlar, kuruluúlarÕndan itibaren yalnÕz
dinî, tasavvufî bir örgütlenme hâlinde kalmayarak sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal ve askerî birer
kurum olarak önemli görevler yapmÕúlardÕr. Kur’an ve sünnet çizgisinde devam eden tarikatlar
halen bu vazifelerine devam etmektedirler.
Semahâne:
Sema evi. Sema edilen yer anlamÕna gelen fars dili kaidesince yapÕlmÕú bir
terkiptir.
Tekke:
Tekke (tekye, galat), dayanma, dayanacak yer, tarikat etkinliklerinin yapÕldÕ÷Õ, zikir
halakalarÕQÕn kuruldu÷u yer demektir. Tekkeler “zâviye, dergâh, hangâh, astâne” gibi adlarla
anÕlmÕúWÕr. Her tarikatÕn asithâne adÕyla anÕlan “merkez tekkesi”, tarikat pirinin bulundu÷u ya da
gömülü oldu÷u tekkedir.
Mürçid:
Arapça, do÷ru yolu gösteren, uyaran, irúad eden demektir. Gerçek mürúid Hz.
Muhammed (s.)'dir. Di÷er mürúidler, O'nun manevî mirasÕQÕ elde etme÷e muvaffak olmuú kiúilerdir.
Tasavvufta kendisine ba÷lanan insanlarÕ (mürit) tarikat kurallarÕ içinde e÷iten mutasavvÕf demektir.
“Ata”, “úeyh”, “mukaddem” gibi adlarla da anÕlan mürúid, bir tarikatÕn kurucusu (pîr) olabilece÷i
gibi, ölümünden sonra onun yerine geçen halifelerinden biri de olabilir. Tasavvuf anlayÕúÕna göre
mürúidin hem vuslata ulaúPÕú bir veli, hem de e÷iticilik, yol göstericilik niteliklerine sahip bir
mürúit olmasÕ gerekir. Her veli, özellikle meczup veliler mürúidlik görevini üstlenemezler.
Mürid: Arapça, isteyen demektir. Allah'a vuslatÕ arzu eden, bir baúka deyiúle, Allah'Õn ahlakÕyla
ahlaklanmak isteyen ve bu olgunlu÷un e÷itimini verecek bir úeyhe (veya mürúide) ba÷lanan
(ö÷renci olarak kaydÕQÕ yaptÕran, bey'at eden) kiúiye mürid denir.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-21
www.mevlana.org.tr
Nevniyaz: Mevlevili÷e yeni
giren, yeni sema çÕkaran yani
sema etmeye baúlayan kiúi.
Neyzen: Hû esmasÕ ile
ney sazÕna nefes veren kimse.
MutrÕb/ MutrÕban:
Sema zikrine iútirak eden sazende.
Ayak mühürlemek:
Sa÷ aya÷Õn baúparma÷ÕQÕ, sol aya÷Õn
baúparma÷Õ üzerine koyup durmak.
Bu duruma «mühr-pay» durmak da denilir. Aya÷ÕQÕ mühürleyen, sa÷ elini gö÷süne koyarak öbür
elini de sol bö÷rüne do÷ru aynÕ vaziyette çaprazlayarak koyar.
Baç kesmek: Ayak mühürlenerek ve eller «ayak mühürlemek» maddesinde bildirdi÷imiz
gibi sa÷Õ üste gelmek üzere gö÷se yahut sa÷ el kalp üzerinde sol el sa÷ bö÷üre do÷ru konarak
vücudun biraz öne baúÕn vücuda do÷ru e÷ilmesi. Bu duruma niyaz etmek de denilir
Çivi: Sema meúk yerinde yahut sema meúk edilen tahtada sol aya÷Õn yere tespitine yarayan ve
baúparmakla ondan sonraki parma÷Õn arasÕna gelen çivi.
Çark: Farsça «çerh» sözünden bozmadÕr. «Çerh» sözünün meúhur anlamÕ, gök ve dönen úeydir.
Terim olarak sol aya÷a denir. Çark atmak, sema yapmak demektir.
Seccade ve Post:
Seccade ve post, sufiler arasÕnda takip edilegelen adetlerdendir.
“Seccade” pamuktan, yünden ve hasÕrdan yapÕlan, dört köúeli yer örtüsüdür. Namaz kÕlmak için
kullanÕOÕr.
Kap×: ùeriat, tarikat, hakikat ve emanet úeklinde dört adet oldu÷u gibi, seccadede de dört köúe
bulunur. Peygamberler, ashab, on iki imam, úeyhler ve fukara derviúler için posta oturmak sünnettir.
Seccadeye oturmak úeyhlik makamÕQÕn alametidir. Posta oturmak mürúidlik makamÕQÕn alametidir.
Mütteka: Mevlevi derviúleri 40 günlük “Erbain Çilesi” olarak adlandÕUÕlan evrede kendilerin
sürekli ibadete vererek çok az yer ve uyurlardÕ. Derviúler bu çile evresinde uykularÕ geldi÷inde
uzanÕp yatmazlar, “Mütteka” denilen bu aletin hilal gibi olan baú bölümüne alÕnlarÕQÕ dayayarak ve
ba÷daú kurarak uyku halini geçirirlerdi.
Sancak: .ÕrmÕ]Õ atlas kumaútan yapÕlmÕúWÕr. Sancak 17 AralÕk 1959 yÕOÕnda Gelibolu'dan gelen
12 kiúilik bir heyet tarafÕndan Mevlâna Müzesi'ne hediye edilmiútir. Sancak I.Dünya savaúÕ ile
Kurtuluú SavaúÕnda Mevlevi alay ve taburlarÕ tarafÕndan kullanÕlmÕúWÕr.
Sanca÷Õn bir yüzünde yeúil destarlÕ Mevlevi Sikkesi üzerinde Ya Hazreti Mevlâna yazÕVÕ ile altta
Mücahih-i Mevleviye di÷er yüzünde üç satÕr halinde yazÕlmÕú Fetih Süresi yer almaktadÕr.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-22
www.mevlana.org.tr
Mevlevî TarikatÕ’nÕn Müslüman-Türk toplumu üzerinde büyük tesirleri görülmüútür. Sosyal
yönden toplumu iyiliklere yönlendirirken, siyasi yönden devlet adamlarÕ üzerinde etkili olmuútur.
Celâleddîn-i Rûmî eserlerinin Türk EdebiyatÕ’na büyük tesiri olmuú bilhassa “Mesnevî” øslam
ülkelerinde yetiúen edip ve úairlerin ilham kayna÷Õ olmuú ve son dönemlerde Mevlevî tekkelerine giren
musiki, geliúerek “tasavvuf musikisi” adÕyla tasavvuf ve øslâmiyet’le ilgisi olmayan bir müzik dalÕQÕn
do÷masÕna sebep olmuútur
Vuruúlara âú×k pek yüzlü “DEF”
Def zikir meclislerinin ayrÕlmaz bir parçasÕGÕr. Defin ritmi,
kalpten çÕkan Allah nidasÕyla buluúup zakirleri kendilerinden
geçirip ötelerin ötesine taúÕmaktadÕr.
“Def gibi ayrÕOÕ÷ÕQÕn vuruúlarÕyla belim iki büklüm oldu. Ne
diye úu gönlüm eline düúmezsin def gibi?” (Divan-Õ Kebir)
“Hele, ben aúk çalgÕFÕVÕ\Õm; baúkalarÕysa altÕn çalgÕFÕVÕ. Benim
defim aúk defteri, onlarÕn defleriyse Õslak def.” (Divan-Õ Kebir)
Mevlâna'da ɷNSAN
s-23
www.mevlana.org.tr
Lalelerin çald×÷×
enstrüman “KUDÜM”
Mevlana için kudüm, vazgeçilmez
enstrümanlardan birisidir. Belki de bu
sebeple Rumî, øslam kültür ve
medeniyetinde çok önemli olan, yazÕOÕúÕ da
“Allah” kelimesine benzedi÷i için mistik
hale bürünmüú lalelere kudüm
çaldÕrmaktadÕr:
“Laleler kudüm çalmada, yasemin
oyuna koyulmuú… Süslenece÷iz, sarhoú
olmuú yasemin de kim oluyor demekte.”
(Divan-Õ Kebir)
Feryat eden “KOPUZ”
Mevlana’ya göre kopuz, mÕzrabÕna
vuruldukça feryat eden bir hal yaúar. Kopuz,
PÕzrap yedikçe de yerinde duramaz ve feryat
eder:
“Mademki inanan, feryat edip a÷lamada
kopuzdur; kopuz, kendisine birisi mÕzrap
vurmadÕkça nereden feryat edecek? Büyükler
büyü÷ü ferah geldi çattÕ, ulular ulusu ferah
geldi eriúti; en devamlÕ kerem geldi, aylarÕn
ayÕ geldi. Kopuz huy edinmiútir, mÕzrap
yemedikçe duramaz, dayanamaz; çalgÕQÕn
ayaklarÕna yüz sürer, baúvurur.”
(Divan-Õ Kebir)
Kurban sevincinin ilan×
“HALøLE”
Halile; Hz. Âdem’in o÷lu Habil’in koçu kabul edilip
gö÷e yükselirken Habil’in sevinip koyunun ürküp geri
dönmemesi için iki taú alÕp birbirine vurarak ses çÕkartmasÕndan
gelmiútir. Tarikat ehli de bayram günlerinde ya da di÷er mutluluk
zamanlarÕnda zikir meclislerinde, tevhid neúesi, Allah aúNÕQÕn
verdi÷i zevk ve úevk altÕnda iken “halile” veya “çarpare” denilen
aletleri Habil’in sünnetine uyarak çalarlar.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-24
www.mevlana.org.tr
Gönülden na÷meler koparan “TAMBUR”
Mevlana tamburu, gökyüzünün dönüúünden çÕkan sese benzetmektedir:
“Hikmet sahibi kiúiler; ‘Biz’ derler, ‘Hoúa giden bu musiki na÷melerini gökyüzünün ve gökyüzünde
bulunan yÕldÕzlarÕn dönüúünden aldÕk. HalkÕn tamburla çaldÕ÷Õ, a÷Õzla söyledi÷i sesler, gökyüzünün
dönüúünden çÕkan seslerdir.” (Divan-Õ Kebir)
“Tambur, yaúayÕú dedi÷in bizim yaúayÕúÕPÕz diye gönülden na÷meler
koparmÕú; can arÕVÕ, úu baldan mimarlÕk ö÷renmiú.” (Divan-Õ Kebir)
Âú×klar×n dili
Allah’×n s×rlar×Q×
ve sesi “REBAB”
insanlara f×V×ldayan
“NEY”
Reynold A. Nicholson’un deyimiyle Mevlana;
kendisini, Çelebi Hüsameddin’in a÷]Õndan üflenen ve
kendi yarattÕ÷Õ giryan musikiyi döken bir neye
benzetir. ÜstadÕPÕz Mustafa Özba÷ Beyefendi’nin
tasviriyle ney;
“Allah’Õn sÕrlarÕQÕn, esrarÕQÕn nefesidir. Ney
sazÕna üflenen nefes Allah’Õ simgeler ki bizler ney
sazÕna her üfleyiúimizde øsm-i Azam ‘Hu’ ismini
zikrederiz. Baúpare en mahrem yerdir, yâri öpüúün
yeri, duda÷ÕGÕr. Nefes Allah iken dudak da Hz.
Resulullah(sav)’tÕr. KamÕú ise tasavvuf ö÷retisindeki
üstadÕ simgeler. Üzerinde nakúetmiú her bir delik ise
tabiri caizse derviútir. VelhasÕl ney; derviúlerin
cem’ine vesile üstat ile vücut bulurken Muhammed-i
Mustafa’da ilahi nefese ulaúÕr.”
“Gizli sÕrlarÕQÕ söylemede cihanÕn: O yanÕk ney,
o yanÕk ney, yanÕk ney. Ney nedir? O busesi güzel
cananÕn, öptü÷ü úey, öptü÷ü úey, öptü÷ü úey.”
(Divan-Õ Kebir)
Müzik aletlerinin içinde,
Mevlana için rebabÕn ayrÕ bir
yeri vardÕr. Neyden sonra en çok
dillendirdi÷i çalgÕQÕn rebab
oldu÷u söylenebilir.
“Ben de aúk rebabÕ\Õm,
DúNÕm rebabÕn aúNÕna benziyor;
acÕ\Õ, Allah’Õn lütuf yayÕQÕ, ihsan
PÕzrabÕQÕ istiyorum. Sevgilin
yoksa ne diye aramaz,
istemezsin? Sevgiliye
kavuútuysan ne diye
neúelenmezsin, çalÕp
ça÷ÕrmazsÕn? Eúin seninle
uzlaúPÕyorsa niçin sen, o
olmuyorsun? Rebab feryat
etmiyorsa ne diye kula÷ÕQÕ
burmuyorsun?” (Divan-Õ Kebir)
“RebabÕn sesinden akÕncÕ da
dirilir; mezarÕndan baúÕQÕ çÕkarÕr,
kalkÕp oynamaya koyulur; aferin
der, be÷enir beni. ÇalgÕ çalana,
sarhoúçasÕna hÕrkayÕ çÕkarÕp atar
gibi kefeninden soyunur, önüme
atar; ondan sonra ölüler, o anda,
birer birer mezarlarÕndan
oÕkarlar.” (Divan-Õ Kebir)
“ ‘Hu’ diyen neyden ilahi nefes akar, Rabbani
hitap ve ses yansÕr; ‘Ben sizin Rabbiniz de÷il
miyim?’ (Araf, 172) hitabÕndaki doyumsuz ahenk
akseder.” (Divan-Õ Kebir)
Mevlâna'da ɷNSAN
s-25
www.mevlana.org.tr
TASAVVUF
VE
MUSúKú
(÷lenme, insani yapÕdan (fÕtrat) kaynaklanan bir istek ve ihtiyaçtÕr. Beúeri yapÕQÕn gere÷i olan
hiçbir istek ve ihtiyaç dinde cevapsÕz bÕrakÕlmamÕúWÕr. Fakat bu isteklerin tatmini baúÕboú ve sÕQÕrsÕz da
de÷ildir. Günlük hayatÕn çeúitli problemleri karúÕVÕnda yorulan, bunalan ve sÕNÕlan insanÕn meúruiyet
VÕQÕUÕQÕ aúmamak úartÕyla e÷lenmesi, dinlenmesi, ferahlamasÕ caizdir. Nitekim Hz. Peygamber (sav)
sadece söylenen sözdeki yanlÕúOÕklara müdahale etmiú, aúÕUÕOÕk bulunmayan mersiye ve benzeri úeylerin
dinlenmesine müsaade etmiútir. Bundan da bu tür úeylerin úartlarÕna uygun bir úekilde icrasÕ halinde
söylenilmesinin ve dinlenilmesinin caiz oldu÷u sonucuna varÕlabilir. (Nesai, øbnMace, Buhari, Ahmed
bin Hanbel, Beyhaki) Müzi÷in en eski dönemlerden beri insan üzerinde derin etkilerinin oldu÷u bilinen
bir gerçektir.
Gerek do÷ulu gerekse batÕOÕ birçok düúünür, filozof, arif, bilge kiúiler bu hakikatin farkÕnda olup
bunu zaman zaman sohbetlerinde veya eserlerinde dile getirmiúlerdir. Bu nedenle hayatÕn her alanÕnda
etkin olmuú, iyi yönde de kötü yönde de kullanÕlmÕú ve halen de kullanÕlagelmektedir.
Müzik denilince, yüzyÕllardÕr insanlÕ÷a hiçbir ayrÕm gözetmeden merhamet, úefkat, hoúgörü ve
sevgi ÕúÕklarÕ saçan bir büyük insanÕ yani Mevlana'yÕ hatÕrlamamak mümkün mü? Mevlana büyük eseri
Mesnevi'sine "Dinle ney’den" diye baúlamakta, devam eden on sekiz beyitte de neyden
bahsetmektedir.
De÷erli bir eser kabul edilen Mesnevi-i ùerif'te bizim inancÕPÕza göre "ney" ile sembolize edilen
hakikat musikidir. Bu manada "ney"e yüklenmiú olan anlam musikiye-müzi÷e yüklenmiú olmaktadÕr.
O'nun yolundan gidenlerin musikiye neden bu kadar önem verdikleri ve bu sahada inanÕlmaz
güzellikte musiki eserleri vücuda getirdikleri gerçe÷inin ardÕnda Onun bu irúadÕ aranmalÕGÕr.
Mevlana, Divan-Õ Kebir’inde müzi÷in gül bahçesine açÕlmÕú bir pencere oldu÷una inanmakta ve
kúÕklarÕn gönül kulaklarÕQÕn, hep bu pencerenin baúÕnda bulundu÷unu söylemektedir. (Divan-Õ Kebir)
Mevlâna'da ɷNSAN
s-26
www.mevlana.org.tr
Güzel ses dinlemeyi âúÕklarÕn gÕdasÕna benzeten Mevlana Celaleddin, güzel ve hoú sesleri
dinlemede buluúma, kavuúma ve vuslatÕn hayalini görmektedir.
Araf suresinin 172. ayetinde Cenab-Õ Hakk’Õn ruhlarÕ ilk defa yarattÕ÷Õ zaman onlara “Ben sizin
Rabbiniz de÷il miyim?”diye sordu÷u ve onlardan “Evet, Rabbimizsin!”cevabÕQÕ aldÕ÷Õ bildirilmektedir.
øúte bu halde ezeldeki ilahi huzuru ve enfes hitabÕ hatÕrlama zevki bulunmaktadÕr. ønsano÷lunun ilk
defa duymuú oldu÷u bu ahenkli ve tatlÕ na÷menin dünyadaki müziklerin ilk örne÷ini teúkil etti÷i
mutasavvÕflar tarafÕndan kabul edilmektedir. Nitekim gönüldeki hayaller, güzel sesle tekâmül eder ve
bakÕlmaya kÕ\Õlamayacak derecedeki úekillere kalp olur.
Tabiatta ve varlÕk alanÕnda her ne varsa, insan kula÷Õ duyar, manevi âlemlere iútiyakÕ olanlar ise
dinler. Ancak nice sesler vardÕr ki, dinleyeni görünmeyen âlemlere taúÕr. Nitekim Mevlana’nÕn
deyiúiyle,
“Sesi yücelere, yükseklere çeken her sesi, yücelerden gelen ses olarak bil. Sana hÕrs veren,
nefsanî duygunu artÕran sesi de insanÕ yaralayan kurt sesi bil.”
Müzik ve na÷me tesiri, Mevlana’nÕn gözünde sahibinin vasfÕyla úekil bulur. Zira öyle sesler
vardÕr ki, zerreleri oynatÕp uçurur; da÷ iúitse tüm haúmetiyle kalkar, raks etmeye baúlar (Divan-Õ
Kebir). Nice sesler de vardÕr ki, her kim iúitse fenasÕ ile vuku bulur. O halde musikinin-müzi÷in
kazandÕ÷Õ anlamda sahibinin vasfÕyla mukayyettir.
Da÷larÕ bile oynatan na÷meler, Sevgili’nin dilinde Mevlana’yÕ sabahlara kadar uyutmaz. Çünkü
bu sözler ve sesler, gönül mahallinin mekânlÕk etti÷i yerden gelmektedir. Ancak Rumî için buradaki
söz ve sesler, çalgÕyla harmanlaúPÕú olmalÕGÕr.
“Can na÷meleriyle neúelendirin beni, tellerin seslerini duyurun bana” diye seslenen Mevlana,
güzel ses ve úarkÕ dinlemeye olan düúkünlü÷ünü gizleyemez: “Güzel seslerle söyleyin, dinleyeyim;
úarkÕlarÕQÕz, duydu÷um en güzel en temiz úarkÕlardÕr.” (Divan-Õ Kebir)
øslam dünyasÕnda müzi÷in caiz olup olmadÕ÷Õ hususunda birçok farklÕ görüúler bulunmaktadÕr.
Fakihler, ulemalar bu konuyu sohbetlerinde, eserlerinde sÕkça vurgulamÕúlar; bu hususta açÕk bir ayet
olmamakla beraber bazÕ ayetleri bu konuya açÕklÕk getirmek için tefsir etmiúlerdir. Müzikle alakalÕ
hadisleri de yorumlamÕúladÕr.
Malum odur ki; hadislerin algÕVÕQÕn ve aktarÕPÕQÕn do÷ru olabilmesi için vuku buldu÷u zaman ve
olaylar bilinmelidir. Bu konu hakkÕndaki hadislere ve atÕfta bulunuldu÷u iddia edilen ayetlere
bakÕldÕ÷Õnda açÕkça bir haramiyetten bahsedilmemektedir. øslami olarak haramiyetin gerçekleúmemesi
için sÕQÕrlar bellidir. ùehevî, ahlakî bozukluklara neden olmayan na÷meler ve eserler hakkÕnda
olumsuzluk yoktur. Zaten musikinin algÕlanÕúÕ da bireylerin kendileriyle alakalÕGÕr.
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin bu husustaki bir kÕssasÕ sanÕyorum ki durumu özetler
niteliktedir: Bir gün bir mecliste Mevlana, musikinin kalp ve ruh üzerindeki etkilerinden söz ederken;
ࣔRebabÕn sesi, Rabbani cennetlerinin kapÕlarÕQÕn sesidir. Biz buradan onu duyar, onu zevk
ederiz!”deyince musikiden haz almayan, zevk duymayan birisi;
“Biz istesek de istemesek de dinlemek zorunda kalÕyoruz. Kula÷ÕPÕza geliyor, duyuyoruz ama hiç
hoúlanmÕyoruz! Tasvip de etmiyoruz!” deyince Hz. Pir;
“HaklÕ!”demiú, ࣔOnlarda haklÕ. Zira biz rebabda cennet kapÕlarÕQÕn açÕOÕú seslerini duydu÷umuz
için hoúlanÕyoruz, onlar da kapanÕú seslerini duyduklarÕ için hoúlanmÕyorlar.” Allah’Õn sÕrlarÕQÕ
insanlara fÕVÕldayan “NEY” ÜstadÕm Mustafa ÖZBAö Beyefendi’nin tasviriyle “Allah’Õn sÕrlarÕQÕn,
esrarÕQÕn nefesidir. Ney sazÕna üflenen nefes AllahࣔÕ simgeler ki bizler ney sazÕna her üfleyiúimizde
øsm-i Azam “Hu” ismini zikrederiz. Baúpare en mahrem yerdir, yâri öpüúün yeri, duda÷ÕGÕr. Nefes
Allah iken dudak da Hz. Rasulullah(sav)’tÕr. KamÕú ise tasavvuf ö÷retisindeki üstadÕ simgeler.
Üzerinde nakúetmiú her bir delik ise tabiri caizse derviútir. VelhasÕl ney; derviúlerin cem’ine vesile
üstat ile vücut bulurken Muhammed-i Mustafa’da ilahi nefese ulaúÕr.”
Mevlâna'da ɷNSAN
s-27
www.mevlana.org.tr
Meftun Ay
ùu topra÷a sevgiden baúka tohum ekmeyiz, biz
ùu tertemiz topra÷a sevgiden baúka bir tohum ekmeyiz, biz
Beri gel, beri
Niceye úu yol vuruculuk..."
Diyerek bizlere seslenen Büyük Pir Hazreti Mevlana'nÕn incileriyle sözbaúÕ yapmak isterim.
Umulur ki, úu karanlÕk dünyamÕza bir ÕúÕk olup yol gösterir.
Çok kÕymetli kardeúlerim, hÕzlÕ teknolojik geliúme, kural tanÕmayan iletiúim araçlarÕQÕn baskÕVÕ,
modern kültür her geçen gün insani de÷erleri yok etmektedir. Günümüzde tamamen güç çÕkar
iliúkisine dönüúen toplumsal iliúkiler, maneviyatÕ yok etmekte, bireylerde de÷ersizlik ve yalnÕzlÕk
duygularÕna yol açmaktadÕr. Bu kimlik bunalÕmlarÕ daha çok da insanlÕ÷Õn bekasÕQÕ teúkil edecek yeni
nesillerde, çocuklarda meydana gelmektedir. øúte burada en büyük görev insani ve manevi de÷erlerle
yo÷rulmuú evlatlar yetiútirecek annelere düúmektedir. Hangi e÷itim ve geliúmiúlik düzeyine sahip
olursa olsun çocu÷un üzerinde en büyük etkiye sahip olan kadÕndÕr. Pratikte çocu÷unu, eúini ve
çevresini yönlendirirken genel anlamda toplumda da aynÕ oranda belirleyicili÷e sahiptir. Fakat bu
sefer de günümüz kadÕnlarÕQÕn kendilerini yetiútirmek için rol sÕNÕntÕVÕ çekmeleri karúÕPÕza daha
büyük bir problem olarak çÕNÕyor. Çözümsüz gibi gözüken ya da çözümünü øslam dÕúÕnda aradÕ÷ÕPÕz
birçok problemin çözümü ise yÕldÕz mesabesindeki sahabelerin örnek hayatlarÕnda saklÕGÕr.
"Sizden hayra ça÷Õran, iyili÷i emredip kötülü÷ü men eden bir topluluk bulunsun. øúte onlar
kurtuluúa eren kimselerdir."(Al-i imran suresi:104) ayeti kerimesini kendisine rehber edinip øslam'Õ
yaymak için büyük çaba gösteren; Hz. Hatice , Hz.Ümmü Ümame gibi hanÕmlar øslam'a davet
VÕrasÕnda Rasulullah efendimize büyük destek sa÷lamÕúlardÕr. Ben de bu úebi arus sayÕPÕzda, bizlere
rol-model olmasÕ açÕVÕndan, adÕQÕ çok duymadÕ÷ÕPÕz, østanbul'un manevi fatihi Eyyüb Sultan
hazretlerinin eúi Hazreti Ümmü Eyyüb radÕyallahu anha'nÕn örnek hayatÕndan bahsetmek istedim.
KUTLU MøSAFø5øN EV SAHøBESø ÜMMÜ EYYÜB
Medine'de do÷up büyüyen Ümmü Eyyüb, úehrin sevilip sayÕlan simalarÕndan biri olan Kays bin
Sad'Õn kÕ]ÕGÕr. Gençlik ça÷Õna gelince Neccaro÷ullarÕ'nÕn ileri gelenlerinden Halid bin Zeyd
radÕyallahu anha'yla evlendi. Bir süre sonra nur topu gibi bir çocuklarÕ oldu. ÇocuklarÕQÕn do÷umuna
çok sevinen anne-babasÕ ona Eyyüb adÕQÕ verdiler. Eyyüb onlarÕn ilk çocuklarÕ oldu÷u için Arap
geleneklerinden ötürü ona Ümmü Eyyüb yani Eyyüb'ün annesi, eúine de Ebi Eyyüb yani Eyyüb'ün
babasÕ denmeye baúlandÕ. Zaman içinde künyeleri isimlerinden daha fazla kullanÕOÕr oldu. Hatta
bundan dolayÕ annemizin ismi kaynaklarda geçmeyecek kadar unutuldu.
Eyyüb'den sonra Halid ve Abdurrahman adÕnda iki o÷ullarÕ, Amre adÕnda bir kÕzlarÕ oldu. Ço÷u
Medineli gibi onlarÕn da ba÷ bahçeleri vardÕ. Hemen evlerinin yanÕnda hurma bahçeleri olan aile,
geçimlerini bu bahçeden elde ettikleri ürünle ve besledikleri keçilerle temin ediyorlardÕ. Hatta
Efendimizin úiddetli açlÕk çekti÷i bir günde, onun için keçilerden bir tanesini kurban etmiúlerdi.
Birbiri ile iyi anlaúan eúler, Medinelilerin Allah Rasulu sallallahu aleyhi vesellem ile tanÕúWÕklarÕ
VÕrada bütün çocuklarÕQÕ büyütmüúlerdi. Hatta en küçük kÕzlarÕ Amre'yi Saffan bin Evs ile
evlendirmiúlerdi. KÕ]Õ ve damadÕ eúi Eyyüb el-Ensari Hazretlerini çok sevdi÷inden çocuklarÕna
dedelerinin ismi olan Halid adÕQÕ vermiúlerdi.
øslam'a ilk giren Medineliler Ebu eyyüb ve Ümmü Eyyüb'e øslam'Õ anlatÕnca hiç tereddütsüz ikisi
de müslüman olmuúlardÕ. økinci Akabe biatÕna katÕlan eúinin sözleriyle de Ümmü Eyyüb'ün Allah
Rasulü'ne olan sevgisi kat kat arttÕ. Zamanla bu sevgisi hasret ve özleme dönüútü. Efendimiz
Medine'ye hicret edince de onu misafir etmek için can atÕyordu. Nihayet efendimizin devesinin
çöktü÷ü yere en yakÕn ev onlarÕn eviydi ve kurada da eúinin adÕ çÕkmÕúWÕ. Kutlu misafiri 7 ay boyunca
D÷Õrlama úerefine eriúmiúlerdi.
SonrasÕQÕ Ebû Eyyub Hazretleri úöyle anlatÕyor: "Hz. Peygamber, Medine'ye teúrif buyurdu.
Bana misafir oldu. Allah Resûlü kendisinin alt kata, bizim de üst kata yerleúmemizi
uygun gördü. Akúam olunca Resûlullah'Õn evin altÕnda oldu÷unu düúünerek onunla
vahiy arasÕnda bulundu÷umuz endiúesinden ve ayrÕca biz üst katta hareket ettikçe,
Mevlâna'da ɷNSAN
s-28
www.mevlana.org.tr
Hz. Peygamber'in üstüne toprak dökülece÷inden ve onu rahatsÕz edece÷inden
korktu÷umuz için, ne ben ne de Ümmü Eyyub uyuyamadÕk. OdanÕn bir kenarÕna
do÷ru çekilip ,eyvah biz helak olaca÷Õz, demeye baúladÕk. Sabah olunca yanÕna inerek:
"Ey Allah'Õn Resûlü! Bu gece ne ben, ne de Ümmü Eyyub uyumadÕk." dedim. Hz. Peygamber: "Niye
uyumadÕQÕz?" dedi. Ben de: "Çünkü sen bizim altÕPÕzda oturuyorsun. Hem seninle vahiy arasÕna
giriyor, hem de odanÕn içindeki hareketlerimizle seni rahatsÕz ediyoruz. Çünkü biz odanÕn içinde
dolaúWÕkça, senin üstüne toprak dökülüyor." dedim. Hazreti Peygamber: "BÕrak bunlarÕ! Ben sana bazÕ
kelimeler ö÷reteyim, sabah ve akúam onar defa "Lâ ilâhe illallâhu lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü lâ
úerike leh" dersen Allah sana, on sevap verir, senden on günahÕ siler, senin derecen on kat yükselir ve
NÕyamet günü on köle azât etmiú gibi sevap alÕrsÕn." buyurdu."
Baúka bir rivayette de "Ebu Eyyüb úöyle anlatÕyor: Hazreti Peygamber'e: "Anam babam sana
feda olsun! Senin alt katta olman bize çok a÷Õr geldi." dedim. Hz. Peygamber: "En güzeli, en uygunu
bizim altta olmamÕzdÕr. Çünkü halk da gelip gidiyor." dedi. Ebu Eyyüb'ün kalbi rahat etmese de
Allah Rasulü'ne itaat etti. Efendimiz evlerine gelince, bütün hayatlarÕ nurlandÕ. Evleri øslam okulu
olmuútu. Ümmü Eyyüb annemiz ise kimseye nasip olamayacak eúsiz bir lütfa eriúmiúti. En sevgilinin
elbiselerini yÕkama, sofra hazÕrlama, ziyarete gelen misafirlerini a÷Õrlama, onu yakÕndan tanÕyarak
Peygamber ahlakÕ ile ahlaklanÕp onun feyz ve bereketinden faydalanma imkanÕna sahip olmuútu.
Eyyüb Sultan Hazretleri yine anlatmaya devam ediyor:" Bizim bir testimiz kÕUÕldÕ. Su döküldü.
Ben ve karÕm kalktÕk bir bez getirdik. O bezi yorgan olarak kullanÕyorduk. Onunla suyu, Peygamber'e
eziyet verecek korkusuyla sildik. Biz bir yemek yaptÕ÷ÕPÕzda da evvela Peygamber'e gönderiyorduk,
bize kabÕn dibinde bir úeyler bÕrakÕrsa, onun parmaklarÕQÕn izlerini arayarak oradan yerdik. Onunla
bereketi elde etmeyi umuyorduk. Bir gece yemek taba÷Õnda parmak izlerini bulamadÕk. Bize akúam
yeme÷ini geri çevirdi. Biz yeme÷e sarÕmsak veya so÷an koymuútuk. Orada Peygamber'in parmak
izlerini göremeyince, Resûlullah'a giderek hoúlanmadÕ÷Õ bir úey mi oldu÷unu sordum. O da "Ben
onda sarÕmsak veya so÷an kokusunu hissettim. Ben Allah'a münacaat eden bir kiúiyim, arkadaúÕm
Cebrail'i rahatsÕz etmek istemiyorum. Benden o kokunun duyulmasÕQÕ istemiyorum. Siz ise yiyiniz."
buyurmuútu."(ibn-mace)
Efendimiz daha sonradan kendi evine yerleúince bu ayrÕOÕk onlarÕn çok a÷ÕUÕna gitmiúti. Ama
yine de Allah Rasulü'ne ve ailesine hizmet etmeye çalÕúmaktan geri durmamÕúlardÕ. Yine
"Peygamberimiz bir gün çok acÕkmÕú, günlerce bir úey yememiú olarak tam ö÷le vakti evden çÕktÕ.
Yolda Ebu Bekir ve Ömer radÕyallahu anhüma ile karúÕlaúWÕ. O ikisi de açlÕktan bitkin düúmüúlerdi.
Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam hepsini alarak Ebu Eyyûb el-Ensârî radÕyallahu anh'Õn evine
gitti. Ebu Eyyûb el-Ensârî, Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam için daima hazÕr süt bulundururdu.
O gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmiúti. Eúi haber alÕnca dÕúarÕ çÕktÕ ve "Allah Resûlü hoú
geldi." dedi. Allah Resûlü, Ebu Eyyûb'un nerede oldu÷unu sordu. HurmalÕk yakÕn oldu÷u için Ebu
Eyyûb el-Ensarî sesi duyarak koútu geldi ve "Hoú geldiniz." dedikten sonra "Bu vakit, Allah
Resûlü'nün geldi÷i vakit de÷il." dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber aleyhissalatu vesselam
durumu anlattÕ. Ebu Eyyûb el-Ensarî hurmalÕ÷a giderek bir salkÕm hurma koparÕp getirdi ve "ùimdi et
hazÕrlatÕyorum." dedi. Hemen bir keçi kesti, yarÕVÕQÕ tas kebap úeklinde yarÕVÕQÕ da ateúte kÕzartarak
piúirdi. Yeme÷i Hazreti Peygamber'in (aleyhissalatu vesselam) önüne koyunca Allah Resulü
(aleyhissalatu vesselam): "Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak FâtÕma'ya gönder. O da
bizim gibi birkaç gündür açtÕ." buyurdu. Sonra ashabÕyla birlikte yeme÷i yedi. Birkaç çeúit yeme÷i
görünce gözlerinden yaúlar boúandÕ ve: "Allah Teâlâ'nÕn: "Verdi÷im nimetlerden KÕyamet günü
hesaba çekileceksiniz." (Tekâsür 102/8) Bu nimetleri yerken: Bismillah deyin, doydu÷unuzda ise
"Bizleri yediren,içiren, yiyip içtiklerimizi bo÷azÕPÕzdan kolaylÕkla geçiren Allah'a hamd olsun
diyin." buyurdu."(ebu davud)
Ümmü Eyyüb annemiz, bundan sonra da sürekli cihada çÕkan eúi Ebu Eyyüb'un ev iúlerini en
güzel úekilde idare ederek eúine yardÕmcÕ oldu. Gözünün arkada kalmamasÕ için gayret etti.
Peygamberimizden 3 hadis rivayet eden Ümmü Eyyub annemizin eúi gibi uzun bir ömür yaúadÕ÷Õ
biliniyorsa da vefat yÕOÕ belli de÷ildir. Rabbim cümlemizi bu yÕldÕz hanÕmlarÕ örnek alÕp,
kendimizi yol vuruculuktan kurtarmayÕ nasip eylesin.
Selâm, Allah'Õn sâlih kullarÕ ve bizim üzerimize olsun.
Allah'a emanet olun.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-29
www.mevlana.org.tr
IûúD
Ayüe ARICAN
Korku salmak, dehúete düúürmek, yÕldÕrmak1 anlamlarÕna gelen terör sözcü÷ü Latince
“terrere” sözcü÷ünden türemiútir. Arapça kökenli “tedhis” sözcü÷ü de aynÕ anlamda
kullanÕlmaktadÕr. Ancak kullanÕm olarak úiddet halini de içeren bir sözcüktür. Bugünkü
anlamÕyla ise terör kelimesi ilk kez Fransa’da, FransÕz Devrimi'nden sonra kullanÕlmÕúWÕr.
Devrimden sonra 1793 Mart’Õndan 1794 Temmuz’una kadar süren dönem “terör rejimi, terör
dönemi” olarak adlandÕUÕlmÕúWÕr.2 Haberlerde hemen hemen hergün defalarca karúÕlaúWÕ÷ÕPÕz
bir sözcük olmasÕna ra÷men uluslararasÕ arenada terörün ortak kabul görmüú bir tanÕPÕ
oluúamamÕúWÕr. Bunun nedeni de bir tarafÕn terörist ilan etti÷ini di÷er tarafÕn özgürlük savaúoÕVÕ
olarak tanÕmlamasÕGÕr.3 Türk KanunlarÕnda ise terörün genel tanÕPÕúu úekilde yapÕlmÕúWÕr:
“Terör, baskÕ, cebir, úiddet, korkutma, yÕldÕrma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,
anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni
de÷Lútirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlü÷ünü bozmak, Türk Devleti'nin ve
Cumhuriyeti'nin varlÕ÷ÕQÕ tehlikeye düúürmek, devlet otoritesini zaafa u÷ratmak veya yÕkmak
veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dÕú güvenli÷ini, kamu
düzenini veya genel sa÷OÕ÷Õ bozmak amacÕyla bir örgüte mensup kiúi veya kiúiler tarafÕndan
giriúilecek her türlü eylemlerdir.” 4 Terör kelimesi sonuna eklenen “–izm” eki ile terör fikrinin
siyasal amaçlar için örgütlenerek úiddet içerikli eyleme dönüúmüú halini ifade etmektedir. 5
Terörist ise terör eylemini gerçekleútiren kiúi ya da kiúileri tanÕmlayan bir sözcüktür. Terörist,
toplumun içinden çÕkmakta ve yine o toplum adÕna, topluma ve onun oluúturdu÷u devlete karúÕ
faaliyette bulunmaktadÕr.
øslam tarihi açÕVÕndan konuyu de÷erlendirecek olursak “Kerbela” hadisesi terörizmin en acÕ
örne÷i olarak gösterilebilir. Yezid ve yandaúlarÕQÕn devlet içerisinde devlet oluúturup makam ve
mevki için gözlerini bile kÕrpmadan Hz. Hüseyin (ra) ve 72 úühedayÕúehit etmeleri, øslam’Õ gerekçe
göstererek siyasi ve ekonomik emellerine ulaúmaya çalÕúan teröristlere de kapÕ aralayan bir hadise
olmuútur. øslam dünyasÕQÕ parçalamak isteyenlere adeta yol gösteren bu hadise akabinde birçok
terör eyleminin de ilham kayna÷Õ olmuútur. TÕpkÕ son günlere damgasÕQÕ vuran IùøD gibi. Ba÷dat’Õn
kuzeyindeki pek çok il ve ilçede denetimi sa÷lamÕú olan IùøD, 29 Haziran 2014 tarihinde hilafet ilan
etmiú ve adÕQÕ “øslam Devleti” olarak de÷Lútirmiútir.6 Masum insanlarÕ, çocuklarÕ ve kadÕnlarÕ
öldürerek7 yapmÕú oldu÷u katliamÕ meúrulaúWÕrmaya çalÕúPÕúWÕr. Oysaki savaúla terörü birbirinden
ayÕran en önemli unsur kural ve ahlaki de÷erlerin bulunmasÕGÕr. Savaúta hedef ile fiil arasÕnda bir
ba÷ varken terörde fail ile ma÷dur arasÕnda bir ba÷ yoktur, masum kiúiler siyasi amaçlara maúa
olarak kullanÕlmaktadÕr. IùøD amacÕna ulaúmak için ahlaksÕzca her türlü eylemi meúru görmüútür.
Rasulullah (sav) Hazretleri savaúÕn kimlere karúÕ ve hangi úartlarda ilan edilece÷ini úöyle beyan
etmiútir: “Allah'Õn adÕyla ve Allah'Õn rÕzasÕ için savaúÕn. Allah'Õ inkar eden kafirlerle çarpÕúÕn. Gaza
edin; fakat ganimete hÕyanet etmeyin, haksÕzlÕkta bulunmayÕn, ölülerin vücutlarÕna sataúÕp burun ve
kulaklarÕQÕ kesmeyin, (önünüze çÕkan) çocuklarÕ öldürmeyin! Müúrik düúmanlarla karúÕlaúÕnca
onlarÕ önce üç úeyden birine ça÷Õr: Bunlardan birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artÕk
dokunma! Önce øslam'a davet et. øcabet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onlarÕ
yurtlarÕndan muhacirler diyarÕna hicrete davet et ve onlara haber ver ki, e÷er bunu yapacak olurlarsa
Muhacirleri va'dedilen bütün mükafaat ve vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten
imtina edecek olurlarsa bilsinler ki, Müslüman bedeviler hükmündedirler ve Allah'Õn mü'minler
üzerine cari olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey'den kendilerine hiçbir pay
ayrÕlmayacaktÕr. Müslümanlarla birlikte cihada katÕOÕrlarsa o hariç, (o zaman ganimete iútirak
ederler.) Bu úartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste, müsbet cevap
verirlerse hemen kabul et ve onlarÕ serbest bÕrak. Bundan da imtina ederlerse, onlara karúÕ Allah'tan
yardÕm dile ve onlarla savaú. Bu durumda bir kale ahalisini muhasara etti÷inde onlar senden Allah
ve Resulü'nün ahd ve emanÕQÕ talep ederlerse kabul etme; onlar için, kendine ve ashabÕna ait bir
eman tanÕ. Zira sizin kendi akdinizi veya arkadaúlarÕQÕ]Õn ahdini bozmanÕz, Allah'Õn ve Resulü'nün
ahdini bozmaktan ehvendir. E÷er bir kale ahalisini kuúattÕ÷Õnda onlar, senden Allah'Õn
Mevlâna'da ɷNSAN
s-30
www.mevlana.org.tr
hükmünü tatbik etmeni isterlerse sakÕn onlara Allah'Õn hükmünü tatbik etme, lakin kendi
hükmünü tatbik et. Zira Allah'Õn onlar hakkÕndaki hükmüne isabet edip etmeyece÷ini
bilemezsin.8 "
SavaúÕn kaçÕQÕlmaz oldu÷u durumlarda bir toplulu÷a karúÕ savaú ilanÕ yapÕlmasÕ, orada
yaúayan herkesin öldürülebilece÷i anlamÕ taúÕmaz. Savaúta muharip konumunda olanlar
öldürülür. Savaúa katÕlmayan kadÕnlarÕn, çocuklarÕn, yaúOÕlarÕn din adamlarÕQÕn, çiftçilerin ve
hastalarÕn öldürülmesi caiz de÷ildir.9 Rasulullah (SAV) hazretleri savaú dÕúÕnda kalan hiçbir
varlÕ÷a zarar verilmesine müsaade etmemiútir. IùøD’ in gerçekleútirmiú oldu÷u eylemler10 göz
önüne alÕnacak olursa hiçbir ahlaki de÷er ve kuralÕn tanÕnmadÕ÷Õ gün gibi açÕktÕr. BatÕ
medyasÕnda ise øslam dini terörle neredeyse aynÕ anlama gelen bir kavram olarak yansÕWÕlmakta
ve insanlar üzerinde kasÕtlÕ olarak tehdit algÕVÕymÕú gibi gösterilmektedir.11øslam dinini tanÕma
IÕrsatÕ bulamamÕú bir insan masum insanlarÕ katleden bir inanç olarak tanÕmlanmaktadÕr. Oysaki
Hudeybiye AntlaúmasÕ'nÕn sonrasÕndaki barÕú ortamÕnda MüslümanlarÕ yakÕndan tanÕma fÕrsatÕ
bulan gayrimüslimler øslam’a ve MüslümanlarÕn ahlakÕna hayran olarak hÕzla Müslüman olmaya
baúlamÕúlardÕr. IùøD ve benzeri örgütlerin oluúturduklarÕ algÕ ise ൴nsanlarÕøslam’dan hÕzla
uzaklaúWÕrmaktadÕr. CumhurbaúkanÕ Erdo÷an, Türk൴ye Esnaf ve Sanatkarlar OdasÕQÕn Genel
Kurul ToplantÕVÕnda yaptÕ÷Õ konuúmada; “BÕࡆ z øslamÕࡆ Terör dÕࡆ ye bÕࡆ r úeyÕࡆ asla ve asla kabul
etmedÕࡆ k, etmÕࡆ yoruz.”12 Diyerek Türkiye’nin bu konudaki tutumunu açÕk bir úekilde ortaya
koymuútur.
,ùøD son günlerde adÕndan sÕkça bahsettirmesine karúÕn çok da yeni bir örgüt de÷ildir. 2003’te
Ebu Musab el Zerkavi tarafÕndan kurulmuú olan ve 2006’da Zerkavi’nin ölümünden sonra Irak øslam
Devleti adÕQÕ almÕú olan örgüt, genel olarak Irak el Kaidesi olarak bilinmekteydi. 2010’dan sonra
Ebubekir el Ba÷dadi’nin liderli÷ini yaptÕ÷Õ örgüt, IùøD adÕQÕ 2013 Nisan'Õnda Suriye’de El Nusra ile
birleúti÷ini açÕkladÕktan sonra kullanmaya baúlamÕúWÕr. Gerçi iki örgüt arasÕnda yaúanan liderlik sorunu
dolayÕVÕyla bu birleúme uzun sürmemiú ve aynÕ ay içinde El Nusra lideri (Ebu Muhammed el Cevlani)
bu birleúmeyi reddetmiútir. Buna ra÷men örgüt aynÕ adÕ kullanmaya devam etmiútir. Hatta Eyman el
Zevahiri tarafÕndan 2014 ùubat'Õnda yapÕlan açÕklamada örgütün eylemlerinden sorumlu olmadÕklarÕQÕ
açÕklayarak örgütün el Kaide ile ba÷lantÕVÕQÕn sona erdi÷ini ilan etmiútir. 13 Haziran 2014’te de sözde
³øslam Devleti” olarak tanÕmladÕklarÕ terör örgütünü ilan etmiútir. Ortado÷u’da pek çok bölgesel güç
bulunmasÕna ra÷men IùøD’ in hÕzlÕ ilerleyiúi akÕllarda soru iúareti bÕrakmaktadÕr. 14 El-kaide temelli,
Esad’la, Maliki’yle iúbirli÷i yapan, Saddam’Õn kÕ]ÕQÕn halka direniúe devam yönünde halka seslenerek
bazÕ bölgelerde sevinç gösterileriyle karúÕlanmasÕna neden olan bir yapÕlanmayÕ göz önünde
bulunduracak olursak birden fazla dÕú gücün iúin içinde oldu÷u karmaúÕk bir denklemle karúÕ karúÕya
oldu÷umuz ortadadÕr. Bölgede bulunan Türkiye, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, øsrail, øran gibi
ülkelerin dÕúÕnda Amerika, øngiltere, Fransa, Rusya’nÕn içinde oldu÷u bu denklemin çözümü kolay
olmayacak gibi görünmektedir. 15 Yezidi zihniyetler var oldu÷u sürece bizler bu ve benzeri senaryolarÕ
daha çok izleyece÷e benziyoruz. Hüseyni (ra) yüreklilerin yetiúece÷i bir dünyada buluúmak ümidi
ile…
1
: Türkçe Sözlük; Cilt. II, Ankara, 1983, s. 1159-1177.
: MANGO, Andrew, Türkiye’nin Terörle SavasÕ, Dogan KitapçÕOÕk, _stanbul, 2005, s. 11.
3
: http://eprints.sdu.edu.tr/474/1/TS00626.pdf 4 12.04.1991 tarih ve 3713 sayÕOÕ Terörle Mücadele Kanunu
5
: http://eprints.sdu.edu.tr/474/1/TS00626.pdf
6
: http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/2014725_policybrief7.pdf
7
: http://www.ensonhaber.com/isid.htm?sayfa=49
8
: Müslim, Cihad 3, (1731); Tirmizi, Siyer 48, (1617), Diyat, 14, (1408); Ebu Davud, Cihad 90, (2612)
9
: Serahsî, ùerhu’s-Siyeri’l-kebîr, IV, s. 1415; Sahnûn, Abdüsselâm b. Saîd, el-Müdevvenetü’l-kübra, Kahire 1323, II, 6;
Merginânî, Ebü’l-Hasan Burhanuddin, el-Hidâye, østanbul 1991, II, 137; el-Fetâva’l-Hindiyye, II, 194; øbn Kudâme, el-Mu÷nî,
XIII, 175, 180.
10
: http://www.ensonhaber.com/isid.htm?sayfa=49
11
: Olgun, Hakan, Protestan Teolojide ùiddet Güdüleri ve øslam Terörü AlgÕVÕ”, Dinî AraúWÕrmalar, cilt:7, sayÕ: 20, s.116
12
: http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/erdogan-islami-teror-diye-bir-sey-kabul-etmiyoruz
13
: http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=5204
14
: http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/prof-dr-tayyar-ari-iside-izin-verilmez
15
: http://www.olay.com.tr/makale/ahmet-emin-yilmaz/ortadogu-zaten-karisikti-daha-da-icinden-cikilmaz/23565.html#.VFjCxZVxnIV
s-31
www.mevlana.org.tr
Mevlâna'da ɷNSAN
2
ùeydâ bülbül mestâne geldi. AúNÕQÕn kemalinden ne vardÕ, ne de yoktu.
Her na÷mesinde bir manâ vardÕ; her mananÕn altÕnda da bir sÕr alemi gizliydi.
Manâ sÕrlarÕna dair naralar atmaya baúladÕ, sözüyle kuúlarÕ susturdu. Dedi ki: “Aúk sÕrlarÕ bende
tamamlanmÕúWÕr. Bütün gece aúNÕ tekrar etmekteyim.
Davut gibi tecrübeli bir kimse yok ki inleye sÕzlaya aúNÕn zeburunu okuyayÕm.
Neydeki inilti, benim sözlerimdendir. Çengin ince telinden çÕkan hüzünlü ses, benim
feryadÕmdandÕr.
Gül bahçeleri benimle coúar, aúÕklarÕn gönülleri benimle taúar.
Her an yeni bir sÕr açÕklarÕm; her an baúka bir makam tuttururum.
$úk canÕma zorbalÕk yapÕnca, deniz gibi canÕm da coúmaya baúladÕ.
Benim coúkumu gören kimse, bayÕOÕr, sarhoú olur.
Çok akÕllÕ olsa bile, sarhoú olup kendinden geçer.
<ÕllardÕr mahrem olacak birini görmüyorum; bu yüzden susuyorum, kimseye bir sÕr
söylemiyorum.
Fakat sevgilim ilk baharda aleme kendi misk kokusunu saçÕnca,
Mevlâna'da ɷNSAN
s-32
www.mevlana.org.tr
Ona gönlümün sÕNÕntÕVÕQÕ söylerim, úikâyete baúlarÕm. Onun yüzüne bakÕnca müúkülümü
çözerim.
Sevgilim tekrar görünmez olunca, aúÕk olan bülbül, az söyler olur.
Çünkü sÕrrÕPÕ herkes anlayamaz. ùüphesiz bülbülün sÕrrÕQÕ sadece gül anlar.
Ben güle olan aúNÕm yüzünden kendi varlÕ÷Õmdan bile geçmiú durumdayÕm.
BaúÕmda güle olan aúNÕPÕn sevdasÕ var, bu da yeter. østedi÷im ancak kÕrmÕ]Õ güldür.
Bir bülbülün Simurg'a takati olamaz. Bülbüle bir gülün aúNÕ yeter.
Benim sevgilim katmerli kÕrmÕ]Õ gül olunca, iúim nasÕl mahrumiyet olabilir?
Gül úimdi gönül çeken bir dilber gibi açÕOÕp herkesin içinden benim yüzüme bakÕp güzel güzel
gülerse,
Yine o gül, perdenin altÕndan çÕNÕp yüzüme karúÕ gülümserse,
NasÕl olur da bülbül bir gececik bile olsa böyle al dudaklÕ güzelin aúNÕndan vazgeçebilir?”
Hüdhüd bülbüle úöyle dedi: “Ey dÕú görünüúe takÕOÕp kalan! Bir güzelin aúNÕyla bundan fazla
nazlanÕp durma.
Gülün aúNÕ sana nice iúkenceler etti, seni etkisi altÕna aldÕ, seni ba÷ladÕ.
Gül ne kadar güzel olursa olsun, onun güzelli÷i bir haftada solar, sararÕr.
Çabucak biten, yok olan bir úeyin aúNÕ, kâmilleri bÕktÕUÕr, usandÕUÕr.
Gülün gülümsemesi seni e÷lendirirse de, gece gündüz seni inletir, feryat ettirir.
Vazgeç úu gülden. Çünkü her ilkbaharda sana gülümsemez, aksine seninle alay eder; utan!”
MantÕku't Tayr(KuúlarÕn Diliyle)/ Feridü'din Attar
Feridü'd-dîn Attâr hazretleri, hakikatÕ bulma
mücadelesi veren hak yolunun yolcularÕ olan insanlarÕ,
kuúlara benzeterek bize bir yol hikâyesi anlatÕr.
KuúlarÕn Simurg adÕnda bir padiúahlarÕ vardÕr. FarklÕ
karakterlere sahip bir sürü kuú, Simurg'a kavuúmak için
liderleri olan Hüdhüd kuúuyla birlikte yola çÕkarlar.
Hüdhüd kuúu o kuúlar arasÕnda en bilge olanÕ ve tüm
kuúlardan daha güçlü, Simurg'u tanÕyan ve gidilecek
yolu en iyi bilen tek kuútur. Kuúlar Hüdhüd'e tabi
olmuúlardÕr. Kuúlar yolda birçok zorluklarla
karúÕlaúÕrlar ve bu kuúlardan zayÕf düúenler, yorulanlar
yola devam edemezler, geride takÕOÕp kalÕrlar. Güçlü
olup mücadele edenler ise yola devam ederler ve
VÕrasÕyla Talep Vadisi, Aúk Vadisi, Marifet/ Bilgi
Vadisi, østi÷na Vadisi, Tevhid Vadisi, Hayret Vadisi,
Fakr ve Fenâ vadisi olmak üzere 7 vadiyi geçerek
Simurg'a ulaúmaya çalÕúÕrlar.
KitabÕn arka kapa÷Õnda verilen bilgiye göre,
Mevlana Celaleddin'i Rumi hazretleri küçük bir
çocukken babasÕ ile birlikte Feridü'd-din Attar
hazretlerinin evinde misafir olmuúlardÕr. Mevlana
Celaleddin Rumi hazretleri, rüyasÕnda nur yüzlü bir
pîrin, kendisine altÕ dallÕ bir gül fidanÕ verdi÷ini görmüú
ve babasÕna bu rüyayÕ anlattÕ÷Õnda babasÕ: “AltÕ dallÕ
gül, senin altÕ ciltlik bir kitap yazaca÷Õna iúarettir.”
demiútir. O anda orada hazÕr bulunan Feridüd'din Attar
hazretleri de: “ AltÕ dallÕ güle kavuúuncaya kadar bu
kitap ile meúgul olursunuz.” diyerek Mevlana
hazretlerine, MantÕku't Tayr 'Õ hediye etmiútir.
HazÕrlayan: Gülbahar Ay
Mevlâna'da ɷNSAN
s-33
www.mevlana.org.tr
"Dinle, bu ney nasÕl úikâyet ediyor; ayrÕOÕklarÕ nasÕl anlatÕyor.
Diyor ki: Beni kamÕúOÕktan kestiklerinden beri feryadÕmla erkek de a÷layÕp inlemiútir, kadÕn da.
AyrÕOÕktan parça parça olmuú bir gönül isterim ki iútiyak derdini anlatayÕm ona. AslÕndan uzak
kalan kiúi, buluúma zamanÕQÕ arar durur." (MESNEVø)
Özlem, sözlüklerde "Bir kimseyi veya bir úeyi görme, kavuúma iste÷i, hasret, tahassür." úeklinde
geçmektedir. Peki, özlem kelimesinin hissettirdikleri sizce bu gibi sözlüklere sÕ÷abilir mi?
Kim sÕ÷GÕrabilir böylesine bir duyguyu, kelimelere, cümlelere, kâ÷Õtlara, kalemlere, defterlere, dizi
dizi ciltlere...
Öyle ki Mevlana Hazretleri de sÕ÷GÕramamÕú hissettiklerini ne Mesnevisine, ne Divan-Õ Kebirine.
ùeb-i arus demiú koca pir özleminin bitece÷i güne. Ölüm gününe. En büyük özlemini duydu÷u güne
"dü÷ün günüm" demiú. Öyle bir dü÷ün ki davullu zurnalÕ, her úey ahenk içinde; öyle bir dü÷ün ki
gerde÷inde karagözlüsü, sevgililer sevgilisi beklemekte. Öyle bir dü÷ün ki ya dehúetli bir sarsÕntÕyla ya
da bir ilkbahar rüzgârÕ gibi esip gelmekte. øúte böyle bir özlemin adÕGÕr ùeb-i arus.
Peki, bir insan neyin özlemini duyar? Neye hasret çeker buram buram? Sevdi÷i, bekledi÷i, bir
yerlerde var oldu÷unu bildi÷i, hissetti÷i, en önemlisi tanÕú oldu÷u de÷il midir kiúinin özledi÷i?
AyrÕOÕp, kopup geldi÷imizi özlemez miyiz? "Dildeúinden ayrÕ düúen yüz türlü na÷mesi bile olsa,
dilsizdir. Gül solup da mevsim geçince bülbülden na÷me duyamazsÕn." diyor Mevlana. Ötelerde
buluútu÷u sevgilisinin hasretinin ateúiyle yanÕyor Mevlana Hazretleri. Bizler de bir nebze olsun o ateúe
düúmedik mi? Savrulup geldi÷imiz o diyara geri dönmek, o dostlar dostu, sevgililer sevgilisini görmek
için yola düúmedik mi? Biz de beklemekteyiz kendi úeb-i arusumuzu. Özlemekteyiz kara gözlümüzü.
Ey sevgili,
Uzatma bizim dünya sürgünümüzü...
Mevlâna'da ɷNSAN
s-34
www.mevlana.org.tr
Hilal ARZU
Mevlana Hazretleri Mesnevî’de bir hikâye anlatÕr:
“YaralÕ úahin kuúu, bir yaúOÕ kadÕQÕn bahçesine kondu. YaúOÕ kadÕn periúan görünümlü úahine
acÕGÕ, merhamet etti, yanÕna aldÕ. Aç úahinin önüne çocuklarÕ için hazÕrladÕ÷Õ hamur bulamacÕQÕ
koydu. ùahinin, önüne konan tasa gagasÕQÕ daldÕrmasÕ ile baúÕQÕ sallayarak geri çekmesi bir oldu.
Çünkü úahin et yerdi, hamur bulamacÕQÕ yiyemedi. YaúOÕ kadÕn, úahinin bu hâlini görünce üzüldü:
«-Vah!» dedi, «Gagan uzamÕú, kÕvrÕm kÕvrÕm olmuú. YumuúacÕk bir hamur bulamacÕQÕ bile
yiyemez olmuúsun. Senin önceki sahibin hiç mi Allah’tan korkmazdÕ ki, úu gaganÕ düzeltmemiú
hiç!..» dedi ve eline aldÕ÷Õ kör makas ile úahinin gagasÕQÕ kesmeye çalÕúWÕ. ùahin yaúOÕ kadÕQÕn elinden
kurtulmak için çÕrpÕnsa da, nafile, kaçamadÕ. YaúOÕ kadÕn úahinin gagasÕQÕ kesti. ùahin çÕrpÕQÕrken
yaúOÕ kadÕn, úahinin kanatlarÕQÕ gördü:
«-Vah!..» dedi, «Senin eski sahibin sana hiç bakmamÕú, úu kanatlarÕn ne hâle gelmiú, kimi uzun,
kimi kÕsa kalmÕú!..» diyerek, úahinin o güzelim kanatlarÕQÕ elindeki makasla düzeltmeye baúladÕ.
ùahin acÕ ile kÕvrandÕ, çÕrpÕndÕ... Çaresizce pençelerini kadÕQÕn koluna attÕ ve tÕrnaklarÕQÕ kadÕQÕn
koluna geçirdi. YaúOÕ kadÕn, úahinin kanatlarÕQÕ güya düzeltirken koluna batan tÕrnaklarÕ gördü:
«-Vah vah! Önceki sahibin nasÕl merhametsizmiú ki, bir kere bile tÕrnaklarÕQÕ kesmemiú. TÕrnaklarÕn
ne de çirkin olmuú.» dedi ve elindeki makas ile úahinin avlanmakta kullandÕ÷Õ pençelerini söküp attÕ.
Cahil ve yaúOÕ bu kadÕQÕn elinde rezil olan úahinin gözleri doldu. YaúOÕ kadÕn, úahinin bu hâlini
görünce hiddetlendi:
“-Kimseye iyilik yaramÕyor ki!..” dedi, “Ben iyilik yapÕyorum, kuú a÷OÕyor.” diye söylendi.
Sonra da elindeki kuúu “Git hadi, bildi÷in yere!..” diyerek kaldÕrdÕ havaya attÕ.
ùahin çÕrpÕndÕ uçmak için; ama kanatlarÕ kesikti, uçamadÕ… AcÕ ile yere inmek istedi, tÕrnaklarÕ
sökülmüútü yere de konamadÕ… Kendini yan üzeri bir kulübeci÷in arkasÕna attÕ.
Koca koca avlarÕ, gökyüzünde süzüle süzüle avlayan cesur úahin kuúu, cahil kadÕQÕn elinde korkak
bir kargaya dönüúmüútü.
Çocu÷u TanÕmadan Çocuk Terbiyesi Olmaz. Anne- babalar, çocuklarÕQÕ tanÕmadan onlarÕ
H÷itmeye çalÕúÕyor. ÇocuklarÕQÕ tanÕmadan e÷itmeye çalÕúWÕklarÕ için de ellerindeki ‘ùahin’ bakÕúOÕ
çocuklarÕ, korkak birer kargaya çeviriyorlar. Bunun da farkÕna belki çok geç varÕyorlar, belki de hiç
varamÕyorlar. Hâlbuki çocuk terbiyesinin birinci ve en önemli maddesi, çocu÷u tanÕmaktÕr. NasÕl
hiçbir insan, bir di÷eri ile aynÕ de÷ilse, hiçbir çocuk da bir di÷eri ile aynÕ de÷ildir. NasÕl ki
gökyüzünden dökülen milyarlarca kar tanesi görünüúte birbirine benzemesine ra÷men, aslÕnda hiçbiri
bir di÷erinin aynÕVÕ de÷ildir; tÕpkÕ bunu gibi, her çocuk da bir di÷erinden farklÕ karaktere sahiptir.
Çocu÷u tanÕyacak, karakterini analiz edip kabiliyetlerini keúfedecek olan anne- babalardÕr.
Özellikle anneler, çocuklarÕ do÷du÷u ilk günden itibaren onlarÕ tanÕyacak donanÕma sahiptir. Bunu
empati kurarak yapmalÕGÕrlar. Tabi ki hiçbir ebeveyn çocu÷unun kötülü÷ünü istemez, hep çocuklarÕ
için en iyisini düúünür ve isterler. Çok güzel bir okula, mesle÷e ve gelece÷e sahip olsun diye
X÷raúÕrlar. Ama anne-babanÕn iyi niyetli olmasÕ çocu÷a her zaman güzel bir sonuç vermeyebilir.
Anne- babanÕn iyi niyetli yaptÕ÷Õ bir davranÕú, çocu÷unun gelece÷ini kötü bir úekilde etkileyebilir. En
kötüsü ise anne-babanÕn bunun farkÕnda olmamasÕGÕr. Nitekim Mevlana’nÕn hikâyesindeki yaúOÕ
kadÕn da iyi niyetliydi, bahçesine konan úahinin gagasÕQÕ, kanatlarÕQÕ ve pençesini iyi niyetle kesti.
Ancak o güzelim úahin, iyi niyetli, ama bilgisiz yaúOÕ kadÕQÕn elinde rezil olmaktan kendini
kurtaramadÕ.
Mevlâna'da ɷNSAN
s-35
www.mevlana.org.tr
Bu durumda olan çocuklar anne ve babalarÕ birlikte iken onlarÕn konuúmalarÕQÕ engellemeye
çalÕúÕrlar, onlar birlikteyken huzursuz olurlar, de÷Lúik birtakÕm davranÕúlarda bulunarak onlarÕn
dikkatini çekmeye çalÕúÕrlar. Bu durum birçok çocukta görülen ve normal sayÕlan davranÕúWÕr. Bu
durumdaki çocuklardan bazÕlarÕ annesine aúÕUÕ ba÷OÕ oldu÷undan dolayÕ onu baba ile paylaúamaz.
BazÕlarÕ ise babaya aúÕUÕ ba÷OÕ oldu÷undan dolayÕ onu anne ile paylaúamaz. Yaúanan duygular çocu÷un
kiúilik yapÕVÕna, geliúimine, anne ve baba ile iliúkisine göre farklÕOÕk gösterir. Genelde kÕz çocuklarÕ
anneden uzaklaúÕr, babaya naz yaparak yakÕnlaúÕr.
Annesine onu sevmedi÷ini söyleyebilir. Annesine
karúÕ kÕUÕFÕ olabilir. Erkek çocuklarÕ ise annesini
babasÕndan kÕskanÕr. Çocuklar bu dönemde
babalarÕQÕ bir tehdit ve rakip olarak görmeye
baúlar ve anneye aúÕUÕ düúkünlük gösterir. Çocuk
babayla zÕtlaúÕr, babanÕn söyledi÷i úeyleri yapmaz
ve annesiyle babasÕQÕn arasÕna girmeye çalÕúÕr.
Bu dönemde anne ve babalar çocuklarÕna
hoúgörü ile davranmalÕlar ki bu dönemi kolayca
atlatabilsinler. Özellikle çocuklarÕn 4-5 yaúlarÕna
denk gelen kÕskanç davranÕúlarÕ tepki ile
karúÕlanmamalÕGÕr. Çocu÷a ayrÕlan zamanÕn
arttÕUÕlmasÕ da bu konuda önemlidir. Sorun devam
ederse bir uzmandan yardÕm alÕnmalÕGÕr.
Bengisu UMMAN
Mevlâna'da ɷNSAN
s-36
www.mevlana.org.tr
BAKLA
Bakla pek çok yerde yetiúir ve protein bakÕPÕndan
zengin sebzelerden biridir. øçeri÷inde A, B, B2 vitaminleri
demir, karbonhidrat, potasyum, kalsiyum bulunur. Kabu÷u
yenildi÷i takdirde daha besleyicidir. AyrÕca kurutularak
tüketilmektedir.
en
ve
ile
da
ønsan sa÷OÕ÷Õ için önemli olan bakla, içerdi÷i insülinle kan
úekerini düzenler. Lif oranÕ yüksek oldu÷u için kabÕzlÕ÷a iyi gelir,
hemoroit ve ba÷Õrsak sorunlarÕnda yarar sa÷lar. Vücuttaki kötü
kolesterolü düúürür. Böbreklere oldukça faydalÕGÕr; böbrek
D÷UÕlarÕQÕ hafifletir, kum ve taúlarÕn dökülmesine yardÕmcÕ olur.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem,
baklayla alakalÕ "Bir kimse bakla yerse ve yemeye devam ederse
Allah o kimsenin yedi÷i baklanÕn misli kadar hastalÕ÷ÕQÕ çÕkarÕr."
buyurmuútur.
BEZELYE
Baklagiller familyasÕndan olan bitki, bezelye adlÕ
sebzesini ilkbahar ve yazÕn verir. Türkiye'de bol miktarda
yetiútirilmektedir. BazÕ çeúitleri yeúil kabuklarÕyla tüketilebilirken
bazÕlarÕQÕn yalnÕz iç taneleri tüketilmektedir. Kalorisi yüksek ve
protein de÷eri fazla olan bir sebzedir. Fosfor, kalsiyum, demir gibi
minerallerle A, B, C vitaminlerine sahiptir.
Bezelye kansÕzlÕ÷a iyi gelir ve kan kanserini önlemede
çok faydalÕGÕr. Vücuda enerji verir ve kuvvetlendirir. KaslarÕn
geniúlemesine ve yenilenmesine yardÕm eder. Anne sütünü
arttÕUÕFÕ etkiye sahiptir. Karaci÷erin çalÕúmasÕQÕ düzene sokar.
Bezelye taze olarak tüketildi÷inde de ba÷ÕrsaklarÕ çalÕúWÕrarak
kabÕzlÕ÷Õ giderir.
Sare ùüheda BAùAK
Mevlâna'da ɷNSAN
s-37
www.mevlana.org.tr
Hafsa KEVSER
Bütün dinlerde toplumun birlik ve beraberli÷ini sa÷lamaya yönelik olarak bazÕ yiyecek ve
içecekler ön plana çÕkmÕúWÕr. Aúure günü de bunlardan birisidir. OsmanlÕ döneminde aúure
“saray tatlÕVÕ” unvanÕna sahip olmuú, yüzyÕllar boyunca saraylarda aúure kazanÕ kaynamÕú ve
piúen aúure halkla paylaúÕlmÕúWÕr.
OsmanlÕ sarayÕnda aúure sütlü ve süzme olarak iki çeúit piúirilmiútir. Bu÷dayÕn piútikten
sonra süzülerek sadece helmesinin kullanÕldÕ÷Õ aúureye “süzme aúure ”denir. Sütlü aúure ise
bilinen aúure malzemelerine ek olarak bir miktar sütün ilave edilmesiyle yapÕOÕr. Muharrem
ayÕQÕn 10. günü TopkapÕ SarayÕ mutfaklarÕnda piúirilecek aúure için padiúahÕn özel kilerinden
gereken malzeme verilir, birkaç gün önceden hazÕrlÕklara baúlanÕrdÕ. Aúureyi helvacÕ baúÕlar
piúirirdi. Büyük kazanlarda piúirilen aúure özel bir törenle padiúaha, harem halkÕna sonra da
devletin ileri gelenlerine ve halka da÷ÕWÕOÕrdÕ.
OsmanlÕ döneminde sefer ve muharrem aúuresi olmak üzere iki çeúit aúure piúirilmiútir.
Muharrem aúuresi Kerbela sene-i devriyesi anÕVÕna, sefer aúuresi ise Hz. Zeynel Abidin’in
Kerbela'da sa÷ kurtulmasÕ ve peygamber neslinin devamÕQÕn kutlanmasÕ amacÕ ile
piúirilmiútir. Böylelikle piúirilen aúurelerden birisi hüznü di÷eri ise sevinci temsil etmiútir.
$úure piúirilmesi ve yenilmesi bir çeúit ibadet olarak görülmüútür. Aúurenin içine konan her
malzemenin Allah’Õn isimlerine iúaret etti÷i düúünülmüútür. Bu anlayÕú sebebiyledir ki
Dúurenin her zerresi bir Fatiha olarak görülmüú, yere düúürülmemiú, ziyan edilmemiútir.
Kaynak: Doktor Zeynel Özlü
Mevlâna'da ɷNSAN
s-38
www.mevlana.org.tr
Bir “Hu” nidasÕyla Ol emrinin tecelliyatÕQÕ
yaúayan bir mekândÕr Karabaú-i Veli Kültür Merkezi.
Hoúgörü ve gönülden hizmetin, kardeúli÷in yaúandÕ÷Õ ve
yaúatÕlmaya çalÕúÕldÕ÷Õ bir dost evidir.
YüzyÕllardÕr adeta tevhidin emsalini yansÕtan sa÷lam
direkleriyle, Bursa’mÕ]Õn en güzel semtlerinden birinde
maneviyatÕn her daim yenilenmekte oldu÷unu
vurgulamakta ve öylesine dik durmaktadÕr. Yeúil Bursa’nÕn
úanÕna yakÕúÕr úekilde, bahçesindeki a÷açlarÕyla ayrÕ bir renk
oluúturur ve kentin yo÷unlu÷unu kalabalÕklarÕn içinde sÕcacÕk
muhabbet kokan bir çay ile soluk bulabilece÷iniz bir mekândÕr.
KARABAùø
VELø KÜLTÜR
MERKEZø
Her sene manevi duygularÕn yo÷un yaúandÕ÷Õ günlerde de evinde
misafir bir eda ile BursalÕlara ve di÷er úehirlerden gelen misafirlere ikramlarda bulunulur bu hoú
mekânda. Adeta geleneksel bir aile sofrasÕ tadÕnda her sene Aúure ve kandil günlerinde iftar
yapÕlmaktadÕr. AyrÕca her yÕl Kutlu Do÷um ve ùeb-i Arus Mevlana’yÕ anma programlarÕ ile
BursalÕlarla ve tüm di÷er úehirlerden gelen misafirlerimizle bu güzel geceleri eda etmekteyiz.
Bursa Karabaú-i Veli Kültür Merkezi olarak Türkiye’nin en büyük, Dünya’nÕn ise ikinci büyük
Mevlevihanesi olan Gelibolu Mevlevihane’sinde her ay düzenli olarak sema programlarÕ ile gönül
dostlarÕyla buluúmaktayÕz. Bunun yanÕ sÕra øzmit Saatçi Ali Efendi kona÷Õnda üstadÕPÕz Mustafa
Özba÷ Efendi’nin mesnevi sohbetleri ile tüm gönül dostlarÕyla birlikte oluyoruz. AyrÕca her ay øzmit,
østanbul, øzmir de mesnevi okumalarÕ ve sema programlarÕPÕzla da âúÕklar meclisinde toplanÕyoruz.
Muhammedi bir e÷lencenin ve çeúitli kültürlerin bir arada paylaúÕldÕ÷Õ geleneksel Bursa Karabaú-i
Veli Kültür merkezi Kocayayla úenlikleri ile de øslami úenliklerin örnekleri yaúatÕlmaktadÕr.
Yine aynÕ çatÕ altÕnda bayanlar ve erkekler için ücretsiz sema, ney, ilahi ve bendir dersleri
verilmektedir. Kültür hizmeti olarak iki ayda bir olmak üzere internet üzerinden øUúad dergisini
sizlerle paylaúmaktayÕz. www.irsaddergisi.com adresi üzerinden dergilerimizi bilgisayarÕQÕza
indirebilirsiniz.
Kültür merkezimizde her ayÕn ilk pazartesi günü bayan semazenler eúli÷inde Aúere-i
Mübeúúire ve Pirlerin midhatÕ programlarÕPÕzla aúk meclisimizde bayan misafirlerimizle
buluúmaktayÕz østikameti øslam, rehberi Muhammed-i Mustafa olana Allah muvaffakiyet nasip eder.
Onlardan olabilmek duasÕyla…
Mevlâna'da ɷNSAN
s-39
www.mevlana.org.tr
BazÕ yerler vardÕr, zannedersin ki ruhu var. O kadar ince, o kadar nazik, o kadar narin.
Niceleri geldi, niceleri geçti oralardan.
Kimileri de geçemedi.
Yüre÷ini verdi,
Ci÷erini verdi,
Benli÷ini verdi,
KaldÕ !
Kimisi için hayal, kimisi için hayat oldu o kapÕlar, o yerler.
Bir kÕsmÕ giderken ardÕna bile bakmadÕ, bir kÕsmÕ da kaldÕ; zamana, insanlara inat.
BurasÕ da tam öyle bir yer iúte !
BurasÕ bir úehrin kalbinin attÕ÷Õ yerdir belki de.
Herhangi bir yer gibi gözükse de, insanÕn gözü burayÕ hakkÕyla göremese de, ruhu anlÕyor
insanÕn; BurasÕ baúka türlü bir yer.
AnlÕyor ama anlatamÕyor...
Ço÷ularÕ ilk önce oturmaya geliyor oraya, bir nefes soluklanmak ve bir bardak çay içmek sevdasÕ
ile çalÕyor kapÕVÕQÕ.
Bir yandan sakinlik var, sessizlik var, huzur veren bir koku var.
Bir yandan da bir koúturmaca var, dÕúarÕdan anlaúÕlamayan.
Soruyorlar yeni gelenler "Neler oluyor burada?" diye.
Bu soruyu sorana tebessümle cevap veriliyor, biliyorlar ki ilk defa geliyorlar ve istiyorlar ki her
zaman gelebilsinler buraya.
"Neler oluyor burada" sorusuna aslÕnda hiç kimse tam bir cevap veremiyor, belli bir kalÕEÕ yok
bu sorunun.
Kimisi "Kurslar var burada." diyor. Bak úu falanca ney hocasÕ, úu falanca da yeni semazenlerin
Mevlâna'da ɷNSAN
s-40
www.mevlana.org.tr
|÷retmeni, úu gördü÷ün de bendir
hocasÕ. "Bendir nedir bilir misiniz ?"
diye de eklemeyi unutmuyorlar
ardÕndan. Öyle ya anlatmak
açÕklamak lazÕm, belki bilmiyordur da
kendini kötü hissetmesin, yabancÕOÕk
çekmesin diye.
Kimisi diyor ki "Allah (c.c)
anÕOÕyor burada. Onun rÕzasÕ için
toplanÕyor insanlar."
Kimisi ise "Burada herkes hizmet
eder. Semazeni, neyzeni, çay
görevlisi, hacÕVÕ, hocasÕ, herkes;
herkes hizmet eder burada. BurasÕ
hizmet yeri. BurasÕ hizmet etmez,
buraya hizmet eder insanlar." diye
anlatmaya çalÕúÕr dili döndü÷ünce.
BazÕlarÕ, eski evliya menkÕbeleri
anlatÕrken dedeleri babalarÕ,
akÕllarÕnda canlandÕrdÕklarÕ yere
benzetirler, gözlerindeki ÕúÕk anlatÕr sanki daha önce gelmiú gibidirler buraya.
"Hani falanca evliyaullah varmÕú ya, anlatÕrlar hep. Onun yaúadÕ÷Õ yer gibi de÷il mi ? " diyerek
onaylatmak ister düúüncesini.
Cevap bir çift gülen göz ve narin bir tebessümdür.
Kimse kimsenin hayalini yÕkmak istemez.
Çünkü her gelen kendince bir úeyler bulur burada ve her gelen kendince bir hikaye getirir buraya.
Evinde bulamadÕ÷Õ huzuru burada arayanlar úu köúededirler mesela,
ÇarúÕda gezerken yorulup u÷rayanlar iúte úurada,
Daha önce gelip tadÕQÕ almÕú ve baúkalarÕQÕn da dama÷Õnda bu tat olsun isteyenler de úurada iúte,
misafirlerine tanÕWÕyorlar burayÕ,
Hani úu karúÕda tek baúlarÕna oturanlar var ya, onlar da sessizlik için gelmiúler buraya,
Ve úu kalabalÕk içinde koúXúturanlar da buraya gönül veren, hizmet edenler.
Herkes kendinden birilerini bulur ve oturur yanlarÕna.
Kiminin yarasÕna merhem olur burasÕ, kiminin yarasÕz gönlüne sÕ]Õ olur.
Kimisinin küllenen gönlüne kor düúürür de alevlendirir tekrar,
Kimisinin de hasta ruhuna bir Fatiha okur.
BurasÕ insanlarla dolu gibi gözükse de insanlar burasÕyla dolar, doldurur içlerini.
Niceleri boú bir tencere gibi yüksek seslerle gelir de na÷melerle kaynayan aú dolar da gider.
Niceleri gelir...
Niceleri gider...
Mekanlar hep bakidir.
Yeni gelecek olanlarÕ bekler.
Yüzünde koskoca bir gülümseme,
Ve sinesinde merhametle,
Bekler...
Her yerin bir hikâyesi vardÕr,
Ve size kendisini anlatmak ister.
Sizinle konuúmak ister.
BurasÕ da iúte tam öyle bir yer.
BuranÕn hikâyesini dinlemek isterseniz bu mekanÕn ismi "Karabaú-i Veli DergahÕ".
Gelin ve bir sandalye çekip masalardan birine oturun.
Size ikram edilen sÕcak çayÕQÕ]Õ yudumlarken bir ara fÕrsat bulup da gözlerinizi kapatÕn ve
dinleyin.
BurasÕ size kendisini anlatacaktÕr...
Yazan: Ahmer Kan
Mevlâna'da ɷNSAN
s-41
www.mevlana.org.tr
Ya Rabbi niyet ettim günlük virdimi çekmeye
Üç øhlas bir Fatiha
“Ya Rabbi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) ruhuna ve bütün geçmiú Peygamber Efendilerimizin
ruhlarÕna, Cihar-i yâri Güzin efendilerimiz, Ebubekir-i SÕddÕk, Ömer-ül Faruk, Osman-Õ Zinnureyn ve
Ali-el Murteza’nÕn (r.a) ruhlarÕna, aúereyi mübeúúerenin, evladÕ Rasulullah, zevce-i Rasulullah, ømam-Õ
Hasan, ømam-Õ Hüseyin yetmiúiki úühedanÕn ve bütün úühedanÕn ruhlarÕna, tüm ashab-Õ Rasulullah
hz.lerinin ømamÕPÕz ømam-Õ Azam Ebu Hanefi, ømam-Õùafii, ømam-Õ Malik, ømam-Õ Hanbeli ve bütün
mezhep imamlarÕQÕn ruhlarÕna hediye eyledim vasÕl ve hissedar eyle ya Rabbi.”
Üç øhlas bir Fatiha
“Ya Rabbi Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed-er Rufai, Seyyid Ahmed-el Bedevi,
Seyyid øbrahim Dusuki, ùeyh Ebu’l Hasan el ùazeli, ùah*Õ Nakúibendi Muhammed Bahaddúni ùah-Õ
Mevlana Celaleddin-i Rum-i, ùah-Õ HacÕ Bektaúi Veli, HacÕ Bayram-Õ Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade
hz. Ve tüm Pir Efendilerimizin ruhlarÕna hediye eyledim vasÕl ve hissedar eyle ya Rabbi.”
Üç øhlas bir Fatiha
“Ya Rabbi, bütün geçmiú Mürúi-i Kamillerin, velilerin, evliyalarÕn, derviúlerin, müminlerin ruhlarÕna,
ÜstadÕPÕz BayÕndÕrlÕ HacÕ Mustafa Özba÷ Efendinin ruhaniyetine ve yaúayan bütün Mürúid-i Kamillerin,
velilerin, evliyalarÕn ruhaniyetlerine, bütün derviú kardeúlerimizin ve ümmeti Muhammedin
ruhaniyetlerine, turuk-i aliyeden ve akrabayÕ taallukatÕPÕzdan geçenlerin ruhlarÕna hediye eyledim vasÕl
ve hissedar eyle ya Rabbi.”
100 defa “Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahiெl azim ve bihamdihi esta÷firullah el azim.”
100 defa “La ilahe illallahu vahdehu la úerike leh, Lehuெl mülkü ve lehuெl hamdü ve hüve ala külli úeyெin
kadir.”
100 defa “Allahümme salli ala seyidine Muhammedin ve ala âli seyidine Muhammedin ve sahbihi ve
sellim.”
100 defa “Kul hüvallahu ehad. Allahüs samed. Lem yelid ve lem yüuled ve lem yeküllehu küfüfen ehad.”
100 defa “La ilahe illallah” (Tevhid en az yüz defa, yetmiú bine kadar ço÷altÕlabilir.) Okunabildi÷i kadar
Kuran-Õ Kerim okunur. Dua edilir.)
YukarÕdaki tarif edilen dersi günde en az 1 defa yapmak gerekir .E÷er daha fazla yapmak isterse
sabah ve akúam yapÕlabilir. Daha fazla yapmak isterse istedi÷i kadar yapÕlabilir. Efdal olanÕ azda olsa
devamlÕ olanÕGÕr.
Her sabah ve akúam namazÕndan sonra dünya kelamÕ konuúmadan yedi kez “Allahümme ecirni
min’en nar” ve yine yedi defa “Hasbinallahu ve nimel vekil” Her namazdan sonra normal namaz
tespihatÕ, 33 defa “Sübhanalla”, 33 defa “Elhamdülillah”, 33 defa “Allahu Ekber”. 1 defa “La ilahe
illallahu vahdehu la úerike leh, Lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve ala külli úey’in kadir.” 300 defa
“La ilahe illallah” (Tevhid en az üç yüz defa, beú bine kadar ço÷altÕlabilir.) Dua edilir.
“Kim günde yüz defa “Sübhanallahi ve bihamdihi” derse günahlarÕ deniz köpü÷ü kadar da olsa
ba÷ÕúlanÕr.” Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi
Abdullah bin Amr (r.a) Rasulullah’Õn (s.a.v) úöyle buyurdu÷unu rivayet etti. “Kim günde iki yüz defa
“La ilahe illallahu vahdehu la úerike leh, mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve ala külli úey’in kadir” derse
onun amelinden daha faziletlisini yapan hariç, kendisinden öncekilerden hiçbiri onu geçemez ve
sonrakilerden hiçbiri de ona yetiúemez. Onun aldÕ÷Õ kadar çok sevap alamaz. ømam Ahmed, Taberani
øbn-u Mesud (r.a) anlatÕyor: “Rasulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kim bana bir kere salat okursa Allah
da ona salat okur ve on günahÕQÕ affeder, mertebesini on derece yükseltir.” Nesai
Enes (r.a) anlatÕyor: “Kim Kul hüvallahü ahad suresini günde iki yüz defa okursa üzerindeki kul
borcu hariç elli yÕllÕk günah silinir.” Tirmizi
Ebu’d Derda’dan (r.a) Rasulullah’Õn (s.a.v) úöyle buyurdu÷u rivayet edildi: “Herhangi bir kul yüz
defa La ilahe illallah” derse (Allah’tan baúka hiçbir ilah yoktur) Allah Teala kÕyamet gününde onu, yüzü
ayÕn on dördü gibi olarak diriltilir, o gün onun amelinden daha faziletli hiçbir kimsenin ameli Allah’a
yükseltilmez.Ancak onun söyledi÷inin benzerini veya daha fazlasÕQÕ söyleyen hariç.Taberi
Mevlâna'da ɷNSAN
s-42
www.mevlana.org.tr
KARABAùø VELø KÜLTÜR MERKEZø VE TASAVVUF VAKFININ
BAYAN VE BAYLARA YÖNELøK ÜCRETSøZ KURSLARININ
GÜN, SAAT VE YERLERø
S
EMA
Bayanlara: SalÕ: 17.30 – 18.30 / Cumartesi: 11.30 - 12.30 saatleri arasÕnda
Namazgâh Tasavvuf vakfÕ binasÕnda kurs verilmektedir.
Baylara: Pazartesi – SalÕ – Çarúamba-Perúembe günleri 19.00 – 21.00 saatleri arasÕnda
Karabaú-i Veli Kültür Merkezinde kurs verilmektedir.
N
EY
Bayanlara: Çarúamba: 16.30 – 18.30 / Cumartesi: 10.30 – 12.30 saatleri arasÕnda
Karabaú-i Veli Kültür Merkezinde kurs verilmektedir.
Baylara: Pazartesi – Çarúamba – Cuma ünleri 17.00 – 19.00 saatleri arasÕnda
Karabaú-i Veli Kültür Merkezinde kurs verilmektedir.
ø
LAHø
Bayanlara: Çarúamba: 13.30 – 17.00 / 18.30 – 20.00 / Cumartesi: 10.00 – 11.30 saatleri
arasÕnda Namazgâh Tasavvuf vakfÕnda kurs verilmektedir.
Baylara: Pazartesi – Çarúamba – Cuma: 17.00 – 19.00 saatleri arasÕnda
Karabaú-i Veli Kültür Merkezinde kurs verilmektedir.
B
ENDøR
Bayanlara: Cumartesi 12.30 – 13.30 saatleri arasÕnda Namazgâh Tasavvuf
vakfÕnda kurs verilmektedir.
Baylara: Pazartesi – Çarúamba – Cuma 17.00 – 19.00 saatleri arasÕnda
Karabaú-i Veli Kültür Merkezinde kurs verilmektedir.
KARABA¢Ê VELÊ KÜLTÜR MERKEZÊ
Adres:øbrahim Paúa mah. Çardak sk. No:2 (Heykel kÕz lisesinin üstü)
Osmangazi / BURSA
Telefon: (0224) 222 03 85 www.mevlana.org.tr
NAMAZGÂH TASAVVUF VAKFI TEMSÊLCÊ/ʘÊ
Adres: Kurto÷lu mah. Namazgâh Cad. Babacan Sk. No:2 YÕldÕUÕm / BURSA
Download

irsad pdf - İrşad Dergisi