Zatü’n-Nitakeyn
Yahut
İBNÜ’Z-ZÜBEYR
Manzum Bir Vaka-i Tarihiyye
Muallim Naci
1307
ZATÜ’N-NİTAKEYN
Yahut
İBNÜ’Z-ZÜBEYR
Manzum Bir Vaka-i Tarihiyye
Maarif Nezaret-i Celilesinin Ruhsatıyla Tab Olunmuştur
Nazımı: Muallim Naci
İstanbul
(Artin Asaduryan) Şirket-i Mürettebiye Matbaası babıâli Caddesi Numara: 53
1307
Yayına Hazırlayan
Bicahi Esgici
Editör
M. Sait Karaçorlu
İzmit
Haziran – 2012
Kitap hakkında birkaç söz ™ Kitabın bu baskısı Toronto Üniversitesi Arşivi’nde, dijital PDF dosyası olarak bulunmaktadır. PDF dosya adı (ztnniayn00ncmuuoft) şeklindedir. Mevcut çalışma bu dosya üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışmada metin Latin harflerine çevrilmiş, ayrıca sadeleştirme yapılmıştır. Bu kitapta orijinal metin ve Latin harflerine çevrilen kısım sayfa uyuşumu ile beraber bulunmaktadır. Ayrıca her sayfanın altında daha küçük puntolarla lügatçe ilave edilmiştir. Yapılan sadeleştirme kitabın baş tarafına alınmıştır. ™ Kitap Muallim Naci’nin kayıtlarda pek rastlanmayan manzum destan çalışmasıdır. Vaka tarihi bir olaya dayanmaktadır. İslam Tarihinde dört halife döneminden hemen sonra başlayan iç savaş ve Emevi Devleti saltanatı döneminde Kâbe’nin müdafaası anlatılmaktadır. Bu tarihi vakanın kahramanları, Ashabı Kiramdan Abdullah b. Zübeyr, onun annesi Hazreti Esma ve o dönemde yaşamış iktidar için korkunç bir şiddete başvurarak tarihe kan dökücü lakabıyla geçmiş Haccac’dır. Bu kişiler hakkında manzum eserin daha kolay anlaşılabilmesi için çok kısa bir tercüme‐i hâl ilave edilmiştir. ™ Kitabın kapağında müellifi, şairi, yazanı, gibi bir ifade değil de “nazımı” tabiri kullanılmıştır. Nazım, nazmeden, manzume haline getiren anlamıyla, yazan ve şair gibi bilindik sıfatlardan daha farklı bir anlam taşımaktadır. Nazımı Muallim Naci hakkında da keza kısa bir tercüme‐i hâl ilave edilmiştir. Kitapla İlgili Bazı Eşhas’ın Kısa Tercüme‐i Hâlleri Muallim Naci 1850 Yılında İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Ömer’dir. Rumeli’nde uzun yıllar Edebiyat öğretmenliği yapmasından dolayı “Muallim Naci” adıyla şöhret bulmuştur. İlk dönemlerinde “Mesud Harabî” mahlasıyla yazdığı bilinmektedir. Ahmet Mithat’ın damadıdır. Bu sebep devrin üdebası arasına rahatlıkla girmesini sağlamıştır. Muallimliği yanı sıra birçok mecmua ve gazetede çalışır. Kendi mecmualarını çıkarır. Nesirleri, şiirleri, tiyatroları, manzum destanları, lisan üzerine çalışmaları, malum olduğu üzere çok bilinen sözlüğü gibi farklı alanlarda eserleri vardır. Fakat eserlerinden daha çok o günkü tartışmaların merkezinde olmakla tanınır ve bilinir. Malum dönemdir. Edebiyata “Tanzimat, Serveti Fünun, Fecri Ati, Milli” gibi isimler verilerek anlaşılmaya çalışılan bu dönemin en belirgin isimlerinden biri de Muallim Naci’dir. Yaşadığı dönemde edebiyat çevreleri üzerinde baskın bir tesiri olmuştur. Kabaca bir bakışla münakaşa ve münazaraların esası şiirin aruzla yazılması veya yazılmamasıdır. Aruz münakaşalarında işin o yıllarda adı konmamış bir de arka planı vardır. Batılılaşmak. Güçlenen batı devletlerine karşı duyulan yetersizlik hissi ilk önce edebiyatı vurmuştur. Değişme ve onlara benzeyerek onlar gibi güçlü olma yanılgısı da keza edebiyatın kolayca çözülmesinden oluşan göçüklerden içeriye girecek yollar bulmuştur. Muallim Naci bu tartışmada aruzu savunduğu için belirgin bir köşeyi tutar görünmektedir. Aruzu savunmak başkalarını değerlendirmek, ölçmek, eleştirmek için bir nirengi noktası kazandırdığı için Muallim Naci’nin yaşadığı günlerdeki etkisi gücünden fazla olmuştur. Bir diğer açıdan bakıldığında onun da eserlerinde batıyı taklit ettiği görülmektedir. Bu durum şiirleri hep aruzla yazıldığından (Terkib‐i Bend‐i Muallim Naci, Ateşpare, Şerâre, Fürûzan, Sümbüle, Yadigâr‐ı Naci ) pek belirgin değildir. Ancak, eleştiri, (Muallim, Demdeme), anı, (Medrese Hatıraları, Ömer’in Çocukluğu) mektup (Muhaberat ve Muhaverat, Şöyle Böyle, Mektuplarım) oyun (Heder) gibi nesirleri gelenekte pek görülmeyen batı taklidi eserlerdir. Bu tespit neredeyse bütün edebiyat tarihi incelemelerinde onu tarif eden “eskiyi savunurdu” yargısının çok da doğruyu yansıtmadığı gailesiyle yapılmaktadır. Hatta o dönemi “eskiyi savunan, yenilikçi, dilde sadeleştirme yanlısı, halk dilinden yana” gibi kategorik ifadelere itiraz sadedindedir. ‐ 1 ‐ Muallim Naci’nin ön plana çıkmamış/çıkamamış bir başka tarafı destancılığıdır. Tarihi olayları manzum olarak yazmaya çaba harcamıştır. Edebiyatımızda ihmal edilmiş bu türün geleneksel Mesnevi tarzı ile de bir irtibat noktası bulunduğunu unutmadan şiiri doğrudan değilse de geleneği ve tarihsel süreç içinde genel olarak kültürü zenginleştirecek önemli bir alan olduğunu belirtmek gerekiyor. Muallim Naci’nin Manzum Destan Denemeleri’nden biri 1822 tarihli “Hamiyyet” isimli eseridir. Musa Bin Ebi’l‐Gazan’ın savaşlarını anlatır. Onun savaşları Emevi Devletinin yıkılış dönemindedir. 1891 tarihinde yazılıp ancak ölümünden sonra basılan ve onu çok mutlu ettiği kayıtlı olan “Ertuğrul Bey Gazi” isimli destan ise bir diğer eseridir. Osmanlıların kurucusu Ertuğrul Gazinin Anadolu’daki mücadeleleri anlatılmaktadır. Kayıtlarda görünmeyen manzum destan türündeki üçüncü bir eser elinizde tuttuğunuz bu “Zatü’n‐Nikateyn” isimli eserdir. Muallim Naci, 13 Nisan 1893’te henüz kırk üç yaşında iken İstanbul’da ölür. Mezar taşında nesih hatla kendine ait şu beyit yazlıdır: Hak perestim arz‐ı ihlas ettiğim dergah bir Bir nefes tevhidden ayrılmadım Allah bir. ‐ 2 ‐ HZ. ZÜBEYR BİN AVVÂM Ashabı Kiramın büyüklerindendir. İlk Müslüman olanlardandır. Efendimiz (s.A.V.)’in halası Safiye’nin oğludur. Hazreti Ebu Bekir’in damadıdır. Hazreti Esma’nın kocası, Abdullah İbni Zübeyr’in babasıdır. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Çok büyük bir cengâverdir. Arap içinde bin kişiye bedel olarak gösterilen dört kişiden biridir. İslam uğruna ilk kılıç çeken kişidir. Bu yüzden efendimizin (S.A.V.) duasına mazhar olmuştur. Hadisi şerifte “Her peygamberin havarisi vardır, benim havarim Zübeyr’dir” buyrulmuştur. Uzun boylu, beyaz tenliydi. Savaş meydanlarında sayısız yararlılıklar, kahramanlıklar göstermiştir. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar arasındaydı. Necaşi ile yakın dostluk kurmuştu. Necaşinin girdiği bir savaşta, boynuna su tulumu bağlamış, yüzerek Nil nehrini geçerek savaş meydanına girmiş, savaşın seyri hakkında müjdeli haberleri Müslümanlara o ulaştırmıştı. Peygamberimizin Medine’ye Hicretinden sonra o da Habeşistan’dan Medine’ye hicret etmiş ensardan Kab İbni Malik ile kardeş olmuştu. Bedir harbinde Peygamber Efendimiz sağ cenahın komutasını ona tevdi buyurmuştu. Keza Uhut savaşında müşriklerin en iyi savaşçılarını mübareze esnasında karşılarına çıkarak o tepelemişti. Savaşın şiddetlendiği zamanda efendimizin yanında pervane gibi dönmüş, ona doğru gelen oklara kendini siper etmişti. Bu savaşlarda çok derin yaralar almıştı. Hayber Kalesi hazırlıklarında düşman hatlarına sızıp hazırlıklarıyla ilgili bilgi getirmişti. Mekke fethinden önce casusluk maksadıyla mektup taşıyan kadını Hazreti Ali ile beraber yakalamaya o görevlendirilmişti. Hazreti Ömer’in hilafeti devrinde Mısır’ın fethi esnasında orduya komuta eden Amr İbnül As’ın dört bin kişilik kuvvet talebine Hazreti Ömer dört kişi göndererek cevap vermişti. O dört kişiden biri de Hazreti Zübeyr idi. Fustat ve İskenderiye şehirlerinin alınmasında büyük yararlılıklar göstermişti. Çok zengindi. Ancak son derecede sade yaşardı. Çok cömertti. Şehit olan Müslümanların yetimlerinin velayetini üstlenir onlara bakar, korur kollardı. Son derecede güvenilir bir insandı. İnsanlar mallarını ona emanet ederlerdi. Etrafındaki fakirlerin iaşelerini temin eder, savaşa gitmek isteyenlerin silah at ve sair ihtiyaçlarını karşılardı. Cemel Vakasında Hazreti Ali’ye karşı tarafta yer almıştı. Hazreti Aişe’nin –ki yakın akrabasıydı‐ ordusunda idi. Harpten çekilip namaz kıldığı bir anda şehit edildi. Hazreti Ali onun şehit olduğu haberini aldığında çok üzülmüş gıyabında cenaze namazı kıldırmıştı. Şehit edildiğinde atmış yedi yaşındaydı. ‐ 3 ‐ İKİ KUŞAK SAHİBİ HAZRETİ ESMA Hazreti Ebu Bekir’in kızı, Hazreti Zübeyr İbni Avvam’ın hanımı, Hazreti Abdullah İbni Zübeyr’in annesi, Hazreti Aişe’nin baba bir ablasıdır. İlk Müslüman olanlardan biridir. Hicret esnasında Efendimiz (S.A.V.) Hazreti Ebu Bekir’in evinde yol hazırlığı yapıyorlardı. Yiyecek ve su kaplarının ağızlarını kapamak icap etti. Bir bağ bakındılar. Hazreti Esma hemen belindeki kuşağı iki parçaya ayırıp her biriyle bir kabın ağzını bağladı. Bunun üzerine Efendimiz (S.A.V.) ‐“Allah sana bu kuşağın karşılığında cennette iki kuşak versin” diye dua buyurdu. O günden sonra lakabına “Zatü’n‐Nakateyn” (İki Kuşak Sahibi) denmişti. Babası Hazreti Ebu Bekir ve Efendimiz hicret yolculuğunda çıktıklarında onların peşine düşenlerin başı Ebu Cehil Hazreti Esma’ya gelerek onları sormuştu. Onun bütün gücüne ve ürkütücülüğüne aldırmayan Hazreti Esma, ona fütursuz cevaplar vermişti. Ebu Cehil öfkeyle üzerine yürümüş ama onu korkutmaya muvaffak olamamıştı. Daha sonra o da hicret etti. Medine’ye doğru yola çıktı. Hamileydi. Hicret esnasında Kuba yakınlarında oğlu Abdullah’ı dünyaya getirdi. Abdullah’ın doğumuyla bütün Müslümanlar sevinç içinde kaldılar. Onun dünyaya getirdiği oğlu Abdullah, hem Yahudilerin “büyü yaptık artık Müslümanların çocuğu olmayacak” yalanını iptal etmişti. Hem büyük bir cengâver hem büyük bir âlim hem geleceğin halifesi hem tarihin en büyük şehitlerinden biri olacaktı. O hem bir halifenin kızı hem bir başka halifenin annesi olma şerefine nail olan tek kadın idi. Hazreti Esma, Bedir ve Uhud gazvelerine katılmış, yaralı savaşçılara yardım etmiş, su taşımıştı. Fedakârlığı ve cömertliği dillere destan idi. En çok maddi sıkıntı çektikleri günlerde bile hiçbir şey biriktirmez, dağıtırdı. Fakirleri kapısına gelen düşkünleri boş çevirmezdi. Rüya tabirini bilirdi. Bu ilmi babası Hazreti Ebu Bekir’den öğrenmişti. ‐ 4 ‐ Hazreti Esma’nın annesi Kuteyla Müslüman değildi. Bu yüzden babası onu boşamıştı. Yıllar sonra annesi onu görmeye geldiğinde annesi bile olsa Müslüman olmayan birisini evine alıp alamayacağı konusunda tereddüde düştü. Efendimiz (S.A.V.) giderek ne yapması gerektiğini sordu. Bunun üzerine “Allah din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve onlara karşı adil davranmanızı yasaklamaz. Doğrusu Allah adil olanları sever" (Mümtehine, 8) ayeti nazil oldu. Böylece Hz. Esma annesini eve aldı ve özlemini giderdi. Oğlu Abdullah İbni Zübeyr’in Mekke direnişi günlerinde yanındaydı. Doksan yaşını geçmişti. Hazreti Abdullah İbni Zübeyr yetmiş üç yaşındaydı. Haccac tarafından kuşatılmış Mekke’de teslim olmaya zorlanıyordu. Etrafında hemen hiç kimse kalmamıştı. Annesi Esma’ya gelip ne yapması gerektiğini sordu. Hazreti Esma’nın orada oğluna söylediği sözler dünya tarihinin sayfalarına iftihar ve ibret satırları olarak geçmişti. Oğluna şunları söylemişti Hazreti Esma. “Evladım, şerefinle yaşa, izzetinle öl; fakat kesinlikle esir düşme! Sen kendini daha iyi bilirsin. Eğer doğru yolda olduğuna ve ona davet ettiğine inanıyorsan yolunda devam et. Çünkü bütün taraftarların bu uğurda öldü. Beni Ümeyye oğullarının boynunla oynamalarına izin verme. Şayet bütün bunları dünya için yapıyorsan sen ne kötü bir kulsun. Bu takdir de kendini de birlikte çarpıştıklarını da helak ettin demektir. Ancak doğru yolda olduğunu, fakat taraftarlarının desteğini çekmesi yüzünden zayıf düştüğünü mazeret olarak ileri sürüyorsan bu ne hür insanların ne de din ehlinin yapacağı bir iştir. Allah aşkına dünyada daha ne kadar kalacaksın? Bu durumda ölmen daha güzeldir" ‐ 5 ‐ Abdullah b. Zübeyr Babası aşere‐i mübeşşereden (cennetle müjdelenen on kişiden) Zübeyr İbni Avvam idi. Annesi hazreti Ebu Bekir’in kızı Esma idi. Böylece müminlerin annesi Hazreti Ayşe teyzesi olmaktaydı. Babaannesi Safiye de Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in halasıydı. Hicretten hemen sonra dünyaya gelmişti. Hicret esnasında Yahudiler “Müslümanlara büyü yaptık, bundan sonra hiçbirinin çocuğu olmayacak, soyları kesilip gidecekler” şeklinde bir yalan haber yaymışlardı. Onun dünyaya gelmesi bu yalanı iptal ettiğinden bütün Müslümanları sevince boğmuştu. Daha çocukluğundan itibaren birçok büyük hadisenin içinde bulunmuştu. Babası ile birlikte on yaşından itibaren cihatlara katılmıştı. Mısır’ın ve Tunus’un fethinde bizzat savaşan mücahitlerin arasındaydı. Büyük yararlılıklar ve kahramanlıklar göstermişti. Romalılarla olan bir savaşta ordunun komutanını öldürerek savaşın seyrini değiştirmişti. Hadis, tefsir ve Kuran âlimlerinin en önde gelenleri olan dört Abdullah’tan biri de oydu. Ashabı Kiramın hadis rivayet edenlerindendi. İlim öğretenlerden biriydi. Kuran’ın toplanmasında görevli olan heyetin içinde o da vardı. Cengâver olduğu kadar âlim, âlim olduğu kadar fazıl, ahlaklı, soylu bir insandı. Hazreti Ebu Bekir’e en çok benzeyenin o olduğu söylenmişti. Çok fazla ibadet ederdi. Geceleri namaz ve Kuran okuyarak ihya eder gündüzleri oruç olurdu. Hazreti Osman’ın şehit edilişinde isyancılara karşı direnmiş ama o cinayet bilindiği gibi önlenememişti. Bundan sonra ortaya çıkan iç savaşta Hazreti Ali’ye karşı olan tarafta bulundu. Muaviye’den sonra diğer tarafa da karşı durdu. Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesi üzerine Mekke’de kendi hilafetini ilan etti. Bütün hicaz bölgesi Mekke, Medine, Taif ahalisi onun hilafetine biat ettiler. Şam da bulunan yönetim merkeziyle beraber İslam devleti parçalanmıştı. Şam tarafı yani Emeviler Yezit ve sonra iktidara gelen Mervan’ın oğlu Hakem, onun oğlu Abdülmelik emirliğinde şiddete başvurdu. Zorla ve zorbalıkla halkı kendilerine itaate zorladılar. İktidarlarının karşısında en büyük engel Hazreti Abdullah İbni Zübeyr idi. Hem ahali tarafından aşırı muhabbetle destekleniyor olması hem cengâverliği hem diğer ‐ 6 ‐ meziyetleriyle dokuz yıl boyunca kendi devletini kurup yönetti. Üzerine gönderilen birlikleri mağlup etti, bozup, dağıttı. Hicaz bölgesinde kendi yönetimine ait para bastırdı. Sonunda üzerine tarihin en gaddar en zalim en kan dökücü adamlarından Haccac‐ı Zalim’i onun üzerine gönderdiler. Haccac önce Medine, Taif ve diğer şehirleri ele geçirip Mekke’yi yalnız bıraktı. Sonra abluka altına alarak, giriş ve çıkışları engelledi. Abdullah İbni Zübeyr’i ele geçirmesi yedi aydan fazla sürdü. O olağanüstü bir direniş savaşı örneği veriyordu. Nihayet Haccac mancınıkla Mekke’ye taş yağdırmaya başladı. Yıkılmadık yer kalmadı, Kâbe dahi zarar gördü. Abdullah İbni Zübeyr’i sürdürdüğü bu umutsuz savaşta destekleyenlerin hemen hepsi, hatta en yakınları bile Haccac’a teslim olmak zorunda kaldılar. Fakat o sonuna kadar direndi. Annesi Esma o esnada sağdı, yanındaydı, doksan yaşını geçmişti. Ona giderek ne yapması gerektiğini sordu, onun fikrine müracaat etti. Annesi savaşa devam etmesini, teslim olmamasını tavsiye etti. Bunun üzerine elinde kılıcıyla savaşmaya devam etti. Şehit edildiğinde 73 yaşındaydı. ‐ 7 ‐ HACCAC İsminin sonuna “zalim” tamlaması eklenmiş şekliyle, Haccac‐ı Zalim namıyla meşhurdur. Öldürdüğü/öldürttüğü insan sayısının yüz yirmi binden fazla olduğu söylenmektedir. Bu, onun lakabının sebebini yeterli miktarda açıklamaktadır. Haccac’ın babasının adı Yusuf’tur. Taif’de yaşayan Sakif Kabilesine mensuptur. Babası Yusuf, Emevi saltanatına yakın bir insandır. Bu yakınlığın kökleri çok eskiye dayanır. İslam öncesinde Mekke’de yaşayan ve Mekke Site Devletinin yöneticisi Ümeyye oğulları –ki daha sonra Emevi Devletinin kurucuları olacaklardır‐ içinde Mervan koluyla Taif’te yaşayan Sakif oğulları birbirleriyle dayanışma içindedirler. İç savaşın ardından devlet parçalanmıştı. Mekke ve Medine’de çoğu ashabı kiramdan olan bazı insanlar kendi başlarına devletlerini ilan etmişlerdi. Şam da ise ayrı bir devlet hüküm sürmekte idi. Şam devleti Ümeyye oğullarının Mervan kolunun eline geçmişti. Mervan’ın oğlu Hakem ve sonrasında onun oğlu Abdülmelik’i emir olarak başa geçirmişlerdi. Abdülmelik hilafetini tasdik ettirmek parçalanmış devleti kendi etrafında toplamak için şiddete başvurmaya başladı. Zaten korkunç geçen bir iç savaşın hemen ertesinde idiler. Dökülen kanlar henüz yerdeydi. İntikam ateşi kalpleri yakıp kavurmaktaydı. Haccac bu ortamın ürünüdür. 661 yılında Taif’de dünyaya gelmiştir. Gençlik yıllarında kendini Emevi Sultanı Abdülmelik’e göstermeyi başarır. İyi eğitimli, Kuran‐ı Kerim bilir ve çok okur, iyi bir hatip, ibadetlerine düşkün gibi vasıfları sayılır. Ancak tarihin kendine biçtiği rolü oynamış efendilerine hizmet yolunda okuduğu Kuran’ın hükümlerini çiğnemekten çekinmemiştir. Mekke’de hilafetini ilan eden Abdullah İbni Zübeyr’in üzerine gönderilen iki bin kişilik askeri birliğe komuta eder. Abdullah İbni Zübeyr cengâver bir kahramanın oğludur. Babası Zübeyr İbni Avvam cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Bütün ömrü savaşla geçmiştir. Oğlu Abdullah da babasına layık bir evlattır. Haccac’ın Mekke’yi aylarca kuşatma altında tutmasına, giriş ve çıkışı engelleyerek açlıkla teslime zorlama çabalarına, nihayet mancınıklarla taşa tutmasına kahramanca direnmektedir. Haccac’ın tarihi kişiliği bu direniş karşısındaki tutumuyla ortaya çıkar. Kâbe’yi tahrip etmeyi göze alacak kadar şiddetle saldırır. Neredeyse Mekke’de taş üzerinde taş bırakmaz. Abdullah’ı acımasızca şehit eder. Bundan sonraki hayatı kendine açtığı bu yolda şiddeti en son raddesine kadar tırmandırarak devam eder. Efendisine itaat etmeyen kim varsa öldürerek, işkence ederek, zorla ve zorbalıkla boyun eğdirir. Kan ve ölümün üzerinden yükselen bir iktidar ikram eder. Onun valiliği sırasında Hariciler'in İran'daki, Mutarrif b Mugire'nin Medain'deki, Şebib b Yezid'in Musul'daki ve Abdurrahman b Muhammed b Eş'as'ın Horasan'daki isyanları ‐ 8 ‐ bastırıldı. Eş’as da bir Emevi valisi olmasına rağmen Haccac ile aralarındaki husumet yüzünden isyan etmişti. Emevi saltanatının yaşaması uğruna yirmi beş yıl aralıksız hizmet etti. Muhaliflerine ayrım yapmaksızın şiddet uyguladı. Ashabı Kiramdan Enes bin Malik, tabiinden büyük âlim, müfessir, muhaddis Said ibni Cübeyr’i şehit eden katil odur. Öldürmeden önce itaat ettirecek her türlü işkenceyi yapmaktan çekinmemişti. Ömrünün son döneminde, buhranlar ve sinir krizleri içindeydi. Uyuyamıyordu. Tam uyuduğunda Said İbni Cübeyr’in gelerek ayağını çektiğini ve uyandırdığını söylüyordu. 714 yılında Vasıt şehrinde öldü. 53 yaşındaydı. Ölüm haberi duyulduğunda hiç kimsenin “Allah rahmet etsin” demediği rivayet edilir. Onu tanımlayacak en doğru cümle Ömer İbni Abdülaziz şu sözleri olarak görülebilir. “Dünyanın bütün fasık, zalim ve kötü insanları bir araya toplansa; biz de bu insanların karşısına sadece Haccac'ı çıkarsak, onları mağlup ederiz" ‐ 9 ‐ ÇİFTE KUŞAKLI Sıddık'ın kızı mizacı sadık Sadık arkadaş Zübeyr oğlunun annesi Bilgiyle yetişmiş benzersiz yüce Kadınların iftiharı Hazret‐i Esma [*] Hicretin ilk senesinde Tayyibe [**] de şerefli bir saatte Hoş görünüşlü bir çocuk doğdu İslama yeni bir ferahlık geldi [*] Adı geçen muhterem annemiz, Hz. Ebubekir‐i Sıddık'ın büyük kızı ve Hz. Ayşe annemizin baba bir kız kardeşidir. Efendimizin hicret gecesinde kuşağını ikiye bölerek bir parçasını yiyeceklere, diğerini su kabına bağ olmak üzere sunduğundan son peygamber efendimizden "Yâ Esma, senin bu kuşağına bedel olarak Cenab‐ı Hak Cennette sana iki kuşak ihsan buyuracaktır" müjdesini aldığından kendisine "İki Kuşaklı" denilmiştir. [**] Tayyibe : Medine‐i Münevvere ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐4‐ Yaradana şükürler arz edildi Toplu tekbir sesleri ufuklara yükseldi Bu yüksek nağmeyi Kelim duysaydı Derdi : Selim kalp sahipleri Sizin işleriniz işlerin en şereflisi olacak O da en mukaddes olan Hakk'ın adını yüceltmektir Ben de (orada) olsam Müslüman olurum Sonsuz verimliliğin yayıcısı oldurum" ‐ 10 ‐ Allah Allah o gönüllere yerleşen tekbir Musevileri rahatsız etti Çünkü evvelce iftiracı Yahudiler Çıfıtlığın gereğini ortaya koyarak Kehanette bulunup dediler "Bu ümmette nesil kesiktir Bahtı tersine dönmüş serserilerdir Müslümanların hepsi kısırdır" Bu söz müslümanları çok üzmüştü Yardım eden Rabb'in lûtfu imdada gelmişti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐5‐ Hasetçilerin sözünü iptal edip İman sahiplerinden kederi kaldırdı Abdullah [*] doğmuş olunca O sevimsiz topluluğun yüzü karardı Hakkın sözü elbette sabit olur Düşük çocuk susturucu delil olur Büyük bir hayrın işareti olarak Zübeyr oğlu Hakk ehlini sevindirdi O olgunluk müjdesi sanki dedi ki: "Müslümanlar, gelecek sizindir Ey Hüda ordusunun başlangıcı O yahudilerin ne önemi olabilir Sizin yolunuza kavimler bile engel olamaz Kimseler sizin yolunuzu kesemez Geçersiz olanın sönük kalması olağan değil mi "Hak geldi" nin ortaya çıkma vakti gelmiştir. [*] Zübeyr'in oğlu. Mekkeden hicret eden müslümanların Medinede doğan ilk çocuğudur. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 11 ‐ ‐ 6 ‐ "Bâtıl yok oldu" işte ortaya çıktı Musevilerin sözlerinin hükmü kaldı mı Muhammed‐i Medenî'nin Rabbi, hakka Cisimlenmiş bir delil etti beni Tükenmez bolluğun oğluyum Size ilahi bir müjdeyim Gözümde dünya sevinçle bayındır Milletim ümit dolu, gönlüm sevinçli O tek yardımcının lütfuna şükredenler olalım Dünya sevincine yardımcı olalım" $ Şanla dolu, insanların ve cinlerin efendisi Ali ile İmam Hüseyinin gözlerinin nuru Kerbela toprağında mertçe Azgınlara karşı durarak Sonunda acımasızca şehit edilince Kainat ağladı Yezit güldü ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu haber Mekkeye ulaşınca Zübeyr oğluna yer mimber oldu Hüzün dolu bir konuşma yaptı Halkın üzüntüsü daha da arttı Dedi "Ey Mekke‐i Mükerremenin aziz halkı Gerçi şairler pek doğru söylemez Ama iyi bilirsiniz ki benim sözüm Aslı olmayan şiire benzemez Sözlerim hakikatin kendisidir ‐ 12 ‐ Onun içinde dikkate değer Yezit ehl‐i beyte ihanet etti Böyle şiddetli hain görülmedi Bu şiddetten sakınmanın anlamı yok Şimdi gizlenenleri açığa çıkarma vaktidir Kara taş mı pahalıdır altın mı Hind'in oğlu Hüseyine benzer mi Yüce Hüseyin olgun bir mertti Şanı bir kötülüğe asla yakın olmadı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 8 ‐ Murtazanın oğlu, Mustafa (A.S.) ın torunu Bunu dinyada bilmeyen var mıdır Hepimizi biliriz : O Haşimî soyundandı Hz. Nebi (A.S.) onu belk, Zehra kadar severdi O Habibin (A.S.) sevdiğini severiz Birlik ve beraberliği görürüz, gözümüz görür Bu sevgi imanın esasıdır Azgınlar bir takım aşağılıklardır Sevgi olmadan safa mümkün değil İnsanı sevmiyen mü'min olamaz Görmeyen gözlerde perde var Hakk o nuru herkese vermemiş O mayası eşkıya hürmet etmedi Mustafa'ya (A.S.), Ali'ye, Zehra'ya Bu günü ve geleceği ne ne olabilir ki Sevmedi, sevmemişti, sevmeyecek Düşünün, nerde o mübarek şehit Nerde ehl‐i beyt celladı Yezit ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 9 ‐ Aşk yoluna giden bir Huda arayıcı Nasıl iki zıt yöne eğilim gösterir ‐ 13 ‐ Biz yolumuza devam edelim Azgınlara ne diye boyun eğelim Biz yolumuza devam edelim İntikam arzusu sahipleri olalım Biz yolumuza devam edelim İki dünyada ismimiz iyi olsun Eski olayları düşünün Sıffin'deki afeti düşünün Kerbelâ'nın durumu onları geçti Ne belâ !.. benzeri şöyle dursun Bu afetin dünyada benzeri varsa Her beladan fecidir bu belâ Bela meydanları bir araya toplansa O kana bulanmış sahrayı anlatamaz O hazin renk hamgi meydanda vardı Yeryüzü böyle bir renk görmedi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 10 ‐ Huda o meydanı sanki açmış Bütün mahzunları toplamak için Âh ! meydan da bir, Hüseyin de bir Öyle sabırlı bir efendi dünyaya bir defa gelir Yolu, Huda'yı gösteren ‐haber veren‐ Nebi'nin yolu Makamı, Huda'nın yükselttiği yüce makam Gözü, Allah'ı gören kadim gözün nurundan Temiz gönlü yüce arş gibi sağlam Arş'ın Rabbinin yakınlığını istedi Göktekiler hiç yeri ister mi Cezbe halinde Kerbelâ tarafına yönelerek Selam sana ey Resul (A.S.) ailesinin başkanı Selam sana ey Betül'ün ( Hz. Fatıma) can yoldaşı Selam sana ey apaçık nur'un gizlisi ‐ 14 ‐ Selam sana Ali'nin kalbinin ziyası Selam sana ey gam yükünün şehid‐i Selam sana ey Peygamber (A.S.) torunu ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 11 ‐ Baban ve ceddin gibi sebat ettin Sen de delillerini ortaya koydun Aşağılıklara baş eğmedin Geçici dünyaya yüz vermedin Senin ceddin yüksek zatların en yükseğidir Baban şereflerin kapısıdır Kalıcı yükseklik aşağılarda olur mu Âli'nin oğlunun da yüce ve yüksek olması çok mu olur Manevi bir cihan alıcılıktır Bu ne şâhane kahramanlıktır Tekrar dinleyicilere yönelerek Hak gasbedici biraz utansaydı Kendini insan evladı sansaydı Yerlere geçmeyi vacip görüp Kendini ortadan kaybederdi Aniden zulmü tersyüz eder Aziz olan Allah intikam alıcıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 12 ‐ Nice zalimleri ayak altında süründürmüş Süre verse bile önemsemezlik etmez Gözünü açsın o iki dünyada eliboş Hakk uyumaz, Hüseyinin kanı uyur mu Biz Hüseyin'i sevenler birleşelim Hüseyin'in ceddinin ruhunu şad edelim ‐ 15 ‐ Böyle bir hatırlatma bana aitse Hangi emre uyacağınızı seçmek de size aittir $ Topluluktan kimse elini çekmedi Bu açık sözlü hatip'e tabi olmaktan da Ahalide şevk oluşturup O havalide yönetici oldu Bu yüzden (hepsi) uzaklaştırıldı Mekke'den Medine'den Yezit'in adamlarının Bu durumu işitince Yezit "Asker göndermek farz oldu" dedi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 13 ‐ Büyük bir tümen hazırlatıp Müslim'i [*] komutan olarak atadı Önce sebat etmesini istedi Sonra şöyle bir talimat verdi : "Doğrudan doğruya Medine'ye git Bana güzellikle tabi olmaalarını iste Halk bana itaat etmek istemezse Öldürmekten ve yağmalamaktan utanma Direneni idam et Acıma, toplu kıyım uygula Oradan Mekke'ye yönel Saldırmaktan ne sakın ne sıkıl Zübeyr'in oğlunu zincire vurup Hemen Şam'a sevket Böyle yap ki yanımda değerli olasın Yüksek ayrıcalıklara kavuşasın [*] : Müslim bin Ukbe‐tel Mezanî ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 16 ‐ ‐ 14 ‐ Müslim dedi ki : Yönetici ne emrederse Onu uygulamakta kusur etmem Epeydir hastayım ama Hizmetinin bereketiyle şifa bulurum Bir kalbi varsa pek karanlıkmış Bu yüzden garip Müslim imiş $ Bir de Şam valisi ibn‐i Ziyad'a Şöyle bir haber göndermişti: "Müslümanlara sürekli cefa et Sen de git Müslim'e yardım et" İbn‐i Ziyad sanki ürktü Hasta göründü ve dedi: "Çok feryat ettin, artık yeter Bana "et" deme, ettiklerim yeter Vicdanım üstlenmem diyor Bir yok‐edici için iki zarar ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐15‐ Elbette kalbe iki kat elem verir Hüseyin'in katli artı Harem [*] savaşı Hainin şivesi denenmiştir Müslümanın şivesinden gariptir Öyle ziyankar kaybetmekten kaçar mı Aşağılığa bak, vicdandan dem vuruyor Münafıklar gösteriş yapar O gösterişler hiledendir $ O inatçı harici ibn‐i Mülcem Murtazayı şehit ettiği zaman ‐ 17 ‐ İki kolunu arkasına bağlayıp O uğursuzun el ve ayağın kestiler Gayret etti bağırmadı Lakin dilini kesme sırası geldiğinde Yalvararak feryat etmeye bağladı "Bu işkenceye lâyık mıyım" dedi [*] Harem : Mekke‐i Mükerreme ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐16‐ Böyle bir dili kesmek uygun mu Ben bu dille Kur'an okuyorum" Dediler "ey tuhaf sesli karga En fazla bu özürün garip Senin anlayışın yok mu Murtazayı inkâr edene Kur'anın yararı olamaz Yetenekleri aynı, elbette olur İki benzer İbn‐i Mülcem ile İbn‐i Ziyad $ Müslüm büyük bir gururla bindi (atına) Askeriyle Medineye doğru yürüdü Medinelilerle kanlı savaşlar yaptı Onlara şehri ve dünyayı dar etti Öldürmeye ve yağmaya daldı aşağılıklar Öldürülmüş altı bir kişi vardı Askerini Mekkeye doğru sürdü Yüzünü ölüm rengi kaplamıştı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐17‐ İki gün sonra hayatı terketti Bedenini yılanlar yuttu Yerine gelen yetenekliymiş, yürüdü Mekke vadilerini duman bürüdü ‐ 18 ‐ Harem halkını çok sıkıştırdı Aniden Mekke'nin Rabbi kerem etti Şamdan orduya haber geldi Kötü Yezit can vermişti Asker hemen baskıyı kaldırdı Şam'a doğru yola çıktı Harem halkı sevindi Hakka sınırsız şükrettiler $ İbn‐i Mervan [**] yüksek minberde Bir gün cemaata şöyle dedi: "Bir er var mı, Mekkeye giderek Zübeyr oğlunu savaşla mahvedecek [*] : Hasin bin Nemir [**] : Abdulmelik ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐18‐ Beni kederden kurtarsın Kendini ödüllere değer kılsın Bu hitap iki kere tekrarlandı Henüz kimse cevap vermemişti Bir kişi yerinden kalkıp Dedi : "Ey güzel niyetli hükümdar Beni o hayırlı işle görevlendir Hem beni hem dünyayı sevindir Benim bir ilgiye ihtiyacım var Adım : Sakaf'lı Yusufun oğlu Haccac Bana "şimdi git dersen giderim Varıp Zübeyr oğlunu mahvederim Hizmete hazırım irade senin Halkı huzursuz edenin düşmanıyım" Hükümdar bu söze ilgi göstermedi ‐ 19 ‐ Haccac'ı oldukça önemsiz gördü ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐19‐ Haccac bu tutuma üzüldü ve Gayretkeşlikle şöyle dedi: "Yüce Rab'den ilham geldi Yüksek dünyadan haber var Dün gece tenha bir yerde Zübeyr oğlunu gördüm rüyada Elbisesini bir çekişte parçaladım Derisini yüzerek onu mahvettim Hükümdar zalimin gördüğü bu rüyayı Kendi niyetine göre tabir etti Bu sefer ona iltifat edip "İşte sana üç bin savaşçı Abdullahlardan çekinme Git de bizi bu kaygıdan kurtar Askeri en iyi şekilde kondurup Önce bize tabi olmalarını teklif et Reddederse öldürmeye başla Şamlıları kudretini göster ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐20‐ O zalim çekinmeden gitti Önce Taif'e yerleşti ‐ 20 ‐ Zübeyr oğlu işi duyunca hemen Kovmak için bir birlik gönderdi İki taraf defalarca çarpıştı Haccac tarafında direnç göründü Galip gelince bir mektup yazdı Şam'a durumu arz etti Dedi "yenilir miyiz ? ne mümkün Yendik, yengiler hep bizde kaldı Mekkelilerin durumu perişandır Mekkeyi elde etmek kolaydır Mekke önlem almaya değer Biraz daha asker gönderilsin Abdülmelik bu fikri uygun buldu Bir birlik daha gönderdi $ Zulümde ısrar etmeyi gerekli görüp Haccac Mekke'ye doğru yürüdü ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐21‐ Şehri hemen baskı altına aldı "Aman dileyenler gelsin" dedi O kadarla bırakmadı, gitti Dağa [*] mancınık kurdu Kutsal eve taş atmaya başladı Dua ediciler taşlar altında kaldı Haremin her parçası mahvoldu Haccac'dan görünür bir örnek kaldı Günahsızları telef etti Beddua taşlarına Haşre kadar hedef oldu $ Kuşatma altındakiler bir süre dayandı Ama bir de kıtlık başgösterince ‐ 21 ‐ "Şer bir iken iki oldu" dediler Birer ikişer dışarı çıktılar Kimisi gitti (düşmana) sığındı Kimisi utandı, Medineye gitti [*] : Ebû Kubeys dağı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐22‐ Kısacası her biri bir yol tuttu Abdullah pek az adamla kaldı O durumu görenler hep kaçıştı Hatta yakınları bile yanından kaçtı Yanında bir tek oğlu Zübeyr kaldı Dedi "Babayı terketmekte hayır yoktur" Zübeyr oğlu dedi : "Ey oğul Kardeşinle git, zarar görme Deme : "Eğer babam sağ kalırsa Ben de çok geçmez şehit olur giderim Haccac seni o anda esir eder Sığınma iste, esaret zor iştir Himmet sahibi Zübeyr ağlamaya başladı Dedi : "Bir oğlun sana hizmet etsin" Baba yolunda giden (biri) olayım Ben senin yolunda harcanayım Senin yolunda olan heder olmaz Çünkü Hak ehlinin serdarısın sen ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐23‐ Şimdi gayret meydanına gireyim Babamın gözü önünde can vereyim ‐ 22 ‐ Böylece bağlılığım ispatlansın Böyle ispatı Hakk sever elbet Veda etti, girdi meydana Bir yiğitlik şiiri okudu Dedi : "Ey yanlış yoldaki asker Ben ibn‐iz Zübeyr'in oğlu Zübeyr'im Panter köpeğe sığınır mı Ben dünyayı köpeklere dar ederim Bedenimi binlerce at çiğnese de Beyt'in Rabbi hakkı için, size insan demem Bende cevap tek'tir o da "hâyır" dır Bence en yüce yol mert olmaktır Ölsem de millet yolunda çekmem İki günlük hayat için zillet Ten şehit olup toprağa düşünce Ruh yüze arşa yollanır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐24‐ Can her an o hayatı gözler Kur'an "Şüheda diridir" diyor Huda size o devleti nasip etmemiş Şehit cenazesi ile köpek leşi bir mi Nefsine hitap ile Ey Zübeyr, ey demir pençeli panter Tenezzül et de köpeklerle savaş Kılıcını sıyırır Ey benim başı yukarda kılıcım gel Beş on engeli baş aşağı edelim Köpek öldürmek sana lâyık değildir Ne yapalım ki öyle gerekiyor Kılıcını havaya kaldırarak oynatır ‐ 23 ‐ Haramilere şan parıltısı ol Yıldırımlar gibi parla Şamlıların gözü ışık görsün Eşkıyaların başı bela görsün Gözü Şâmîlerin zıya görsün Başı bağilerin belâ görsün ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐25‐ Karşısındakilere seslenerek Bana denk olacak içinizde kim var Kılıcımın vuruşuyla ölecek $ O sırada ızdırap içinde geldi İbn‐iz ZÜbeyrin yanına Vellade [*] İki gözü kan içinde, büyülenmiş gibi Başında bir yazma, elinde bir hançer Gönlünde "Zübeyr nerde?" çalkantısı Dilinde "Ne yapmak istiyor!" zelzelesi Göğsü dumanlı gözler ateş saçıyor Meğer durumu haber almış Arkasından bir dadı yetişti Dedi : "Ey asil soylu lütfen dur Bu yazma ile dışarı çıktığın var mı Haremde hançerle gezilir mi [*] Zübeyrin yavuklusu ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 24 ‐ ‐26‐ Bak halife bize bakıyor, sonra ne der İyilik et, şu hançeri bana ver Bize örtünme görevi vermiş Harp için erkekler var Haydi gel evimize dönelim Kalbimizi Mevlamıza bağlayalım O hükmeden ve haberi olan nasıl isterse Bu işin sonu öyle olsun Vellade "Pek daraldı zaman" dedi "Yâ Zübeyr !" diyerek hemen koştu O seçkin sözü tekrarladı Sesi Zübeyr'in kulağına ulaştı Dadı yetişip eteğini tuttu Dedi : "Geri dönme imkanını kaçırma Karşıdan şimdi taş ve ok atılır Sonra yaralanır burda kalırız Yabancılar bizi öyle görsün mü Böyle bir durum kadınlara yakışır mı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐27‐ Bir ecel eli yüzünü göstermeden Gözümün nuru gel hemen gidelim Avare Zübeyr titredi Ah edip yar yönüne döndü Artık övünmeye yer kalmadı Hemen konuşmaya başladılar Vellade Ey düşman saflarını yaran şanlı yiğidim yolunda ölmeye geldim Davama şahit istersen işte hançerim Başım saf sevgiyle rahata erer ‐ 25 ‐ Yazmam kanımla gül yaprağına dönse de Zübeyr Ey biricik vefalı dilberim sen gelme Lazım gelirse ölmeğe ben gitmek isterim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐28‐ Yardıma ihtiyacım yok, zaten muzafferim Gönlüm aşkınla diridir, ümitliyim $ Düşmandan bir ses geldi "Bakın vuruşmaktan yüz çevirdi Yanlış yolda yürüyen kimmiş İşte Zübeyr korktu kaçtı gitti Bundan Zübeyr'e heyecan geldi Nara vurarak düşman yönüne döndü Kalbi elinde düşmana yürüdü Safları yararcasına hamleler etti O korkusuz yiğit delikanlı Nice kötülük isteyeni yere serip yok etti Bir süre sonra çok yaralanmıştı Ruhu bedenini terk edip Rabbine gitti $ Vellade bu hali anlayınca Hançerini hazır etmişti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐29‐ Hiddetle elini kaldırınca Şiddetle kalbine vurmak için Dadı kuvvetle kolunu tuttu Bir yiğitlikle hançeri aldı Dedi : "Bundan büyük hasar olmaz ‐ 26 ‐ Müslümanlıkta intihar olmaz Hakkın özel ihsanıdır bu hayat Onu korumakta sebat etmelisin Onu hor görmek kabahat olmaz mı Aynen nimete küfretmek olmaz mı Şeriata uymayan eylem sevap olurmu Hakkın huzurunda cevap veremezsin Durum gerektirince ama İnsan o hayatı feda etmeli Kılıç virane kalınca Zübeyr gibi ölmeye gitmeli Bu yola girmeyip Haccac'a katılsaydı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐30‐ Yükselir miydi, alçalır mıydı Sence bir kıymeti kalır mıydı İşte o zaman kederlenirdin Derdin : "er değilmiş, yazıklar olsun !" Öyle yiğit ölmesin de ne yapsın Kendi vicdanına sor" $ Dadı hem bu ince sözleri söyledi Hem de Vellade'yi geri götürdü Daha bir çok teselli vererek Yavaş yavaş, eve kadar götürdü Yoldayken kızda bir hayret vardı Eve gelince bir öfke geldi Annesini ağıt söyler görünce Gözlerini hasret gözyaşları doldurdu Bir zaman ağladı, ah ve figan etti Sonra şöyle bir mersiye söyledi : ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐ 27 ‐ ‐31‐ Benzersiz Zübeyr'e kim kıydı O taze fidana insan kıyamaz Görüşü hayaline geldikçe Göz kızıl gözyaşında boğulur İnsaf ! Bu duruma kim ağlamaz Binlerce yazık oldu o güzelliğe, o olgunluğa Bu yolda ölmeye istekliydi Büyüklük sâhibinin yakınlığına can atıyordu Güzellik alemine gitti Ah ve inleme nefesler ??? mi etti Yarini bırakıp giden Zübeyrim Ünü Hicaz'ı tutmuştu İlkesi erlik ve iyilikti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐32‐ Ağırbaşlı ahlakı yüksekti Zarif şiiri çok yanıktı İktidarı yüce olmuştu Arabın övüncünün büyük kaynağı Eyvah ki ömrünün baharı Böyle bir kırılma gösterdi Üzmez mi beni hayat artık Kalbimin ağlayışını ümitsizliğe çevirdi Ümidimi var eden Zübeyrim Şamlıların tehdit ve hücumundan Bir an bile korkmadı Zübeyrim Göğsünde kan saçan gülü Binlerce nişan arz etti Zübeyrim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐33‐ Bu sınav yurdundan özgür gitti Şanlı ve neşeli Zübeyrim ‐ 28 ‐ Hasretinle ayrıntılardan geçti Zayıf Vellade Zübeyrim Al sevdiğini götür cihandan Bir lahza için uyan Zübeyrim Gönlümde uyandı ayrılık ateşi Ecel saçan binlerce kılıç içinde Savaştı kahraman Zübeyrim Çılgınlık içinde kalsam yeridir Düşmüş yere canımın yari Zübeyrim Gömleği lâle renginde Yatmış uyuyor civan Zübeyrim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐34‐ Sen yatarken sessiz kabrinde Ben figan ediyorum Zübeyrim Seni toprak ve kan içinde gördüm Bana cihan lazım mı Zübeyrim Bana cansız cihan lazım mı $ Haccac onu çok zayıf görünce Zübeyr oğluna bir öneri yaptı Dedi : Hemen bizden aman dile Kısacası başka yol kalmadı Aklın varsa teslim olursun Yoksa şu anda halin yaman olur Gel bu tehlikeli yola gitme Göz göre göre kendini mahvetme" Zübeyr oğlu dedi : "Kimsin sen Sana ihtiyaç sunar mıyım ben ‐ 29 ‐ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐35‐ Ben Zübeyr oğluyum, aman dilemem Öyle alçakça şeyleri bilemem Ölürüm şan ile zamanında Yaşamam alçağın amanında $ O ulu kişi Esma'nın yanına gitti Dedi : "Ey deha yetiştiren anne Halkım benden yüz çevirdi Şimdi Hüseyin'in halindeyim ben Ne var ki Hüseyin'in akrabası Canlarını Hüseyin'e feda ederek Büyük bir erlik gösterdiler Bizimkilerde ise kaçmak göründü Bak Züberimden şikayet etmem Davasında yalancı çıkmadı Doğrusu sebatı terketmedi Sonunda benim yolumda hayatını terk etti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐36‐ Allah mübarek etsin benim kahraman oğlum Demek benim oğlum senmişsin Şimdi Haccac'dan haber geldi Demiş "kafayı terketmenin zamanı geldi Durmasın gelsin bana sığınsın Kendisi bitmeden bu iş bitsin Merhamet dilersem Bütün isteklerimi yerine getirecekmiş Annem, işte halimiz böyle Şimdi senin fikrin nedir söyle İki kuşaklı : ‐ 30 ‐ Doğru kararın olgunluğunu iste İhlas yoluna öyle yönel Durum çok önemli, özen göster Yanlış hayal doğru kararı bozmasın Birleştirilmiş fikirlerle sınav zamanıdır Zamanların her bakımdan önemlisidir Mevla bir fazilet yar etmemiş Güzel son hayattan daha iyidir ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐37‐ Belki binlerce emsali vardır Tek dakika yüz yılı mahveder Bir hususun başlangıcına bakan Hemen arkasından sonucuna bakmalı En çok sonuç güzel olmalı Kısacası istenen güzel sonuçtur Takva sahipleri ondan safa bulur Kur'andan "lil muttakin" i oku [*] Oğlum, ey güzellerin en hası Sen seni benden iyi bilirsin O sözü güzel söyleyenin sözünü dinle Vicdanın "haklı sensin" diyor mu Sanırım öyle hükmeder ama Sen yine de dikkatle kulak ver Bence yolun haktır, devam et Daima hakkı gözet, takip et [*] vel akıbetü lil muttekin ِ‫ َﺒ ُﺔوَاﻟْﻌَﺎﻗ‬ ‫ ٖ◌ﻳنَ ِﻟ ْﻠ ُﻤﺘﱠﻖ‬Kasas, 83 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐38‐ İbn‐iz Zübeyr : Kendimi bildim bileli huda yolundayım ‐ 31 ‐ Hakkı bilir Hakka tapar ve hakkı gözetirim Hakkı uygulamakta bir hata yapmadım En yüksek emelim Hakkı yüceltmektir Bir an bile bilerek zalim olmam Her zaman sözüm halime uygundur Her zaman meylettiğim adaletti Hiç bir zaman zülme uymadım, boyun eğmedim Cenab‐ı Hakk'a hitap ederek : Allahım, sözüm övünme değil Annemi teselli için bir sebep Bu üslup ile maksadım teselli O mahzun kadının kalbini güçlendirme Ey Kaviyy bize kuvvet ver Dünya istekleri bizi yıkmasın ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐39‐ İki alemde senin ihsanına muhtacız Fermanına samimiyetle itaat ederiz Tekrar anneesine hitap ederek: Açık söz kalbe kuvvet verir Doğru kararını açıkla İki Kuşaklı : Haccac'ın sözüne güvenme O düşmanlıkta direnene ısrarla cevap ver De ki : "ey soyu kesilmiş Meydana çık da saldırışını göster Beni tehdit etmek senin haddin midir Gel de bu işi şiddetle bitirelim Tilki aslana av olsun Yenen kimmiş belli olsun ‐ 32 ‐ Ey alçak, ey Kâbe'nin yıkıcısı O topuğa ne zaman ulaştın ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐40‐ Kâ'be yıkmakla alçalan aşağılık Dağa çıkmakla yükselir sanma Maddi manevi yakınlık yok Aranızda onunla oran yok O zelile küleği kıyas etmem Taç ile pabuç eşit olur mu Felek sizi iki zıt etmiş Sen süreyyasın, o topraktan aşağı Geçen zamanı düşün Kendi şerefini düşün Medinede dünyaya geldiğin zaman Seni o güzel yüzünle görünce Baban Hazreti Hakk'a şükredip Dedi "Ey insaniyetin efendisinin Rabbi En büyük bağışların bizedir Bu da canlı bir mucizedir Peygambere aldı götürdü seni Yüzü gülerek Nebi'ye seni ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐41‐ Okşayıp latif elleriyle O iltifat eser etti Hakk senin sözünü düzgün ve uyumlu etti Şanın gittikçe yükseldi Akranın şanına imrendi Yetmiş yıllık şan var yaşında Yüzünde ve tabiatında Ahmet'in nuru var Böyle Haşimi ünvanlı bir mert O namertten hiç aman diler mi ‐ 33 ‐ Ben bunda hiç bir güzellik göremem Güzelliğin hali göz önünde değil mi Dünyada zilletle yaşamaktan İzzet ile ölmek daha iyi değil mi Tenini kan içinde yuvarla da Boynunu Haccac'ın eline verme Beklentin bir mutluluk olmalıdır Ya zafer ya şehitlik olmalıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐42‐ Bir annenin gönlü ürkek de olsa Bilerek katlanması mümkün değil Düğünü matem gibi görüp der ki "Bari ölsem de bu günü görmesem " Neki çok sabırlıyım öyle demem "Söyle" deseler şöyle söylerim : "Durumun sonucunu göreyim de Güzellik yurduna yöneleyim Ya bu gün yardım gördüğünü görüp Hakk'ın yardımıyla sevineyim Ya yolunda şehit olduğunu görüp Hakkın cömertliğiyle ümitleneyim Zalimin sözüne güvenme O soysuzun sözü özüne Uymaz Yürü Hüseyn gibi meydana gir o göz nuru gibi göz kamaştır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐43‐ Sen de Ebu Turab'ın (Hz. Ali) oğlu gibi Güneş gibi kendini göster Senin yolun Hüseyin ile aynı değil mi Allah'ın yolu iki mi bir mi O ateş tutmuş kandan cübbe giymiş Şafağın içinde güneşi parçalamaz mı ‐ 34 ‐ Dıştan bakan "yere düştü" diyorsa Apaçık imam "göğe çıktı" diyor Ey ruha safa veren, candır can İnsanın hakikatı ten değildir Zübeyr oğlu Ey anne vakarlı görüşünün aynısı Gönlümde önceden yer etmişti Dedim : "Elbet sevap olan yol budur" Ben de Haccac'a öyle cevap verdim Ben senin oğlunum, senin gibiyim Geçici olmayan şeref istiyorum ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐44‐ İki gönül İki temiz aynadır Şekiller de bir görünse garip değil Evet, çok önemli yararlandım Sözlerin kalbime kuvvet verdi Noksansız kuvvet verdin Hakk seni güzel ödüllendirsin Oğlunu şan yoluna sevkettin Kalbimi şevkle neşelendirdin Böyle ince fikirli anne kimde var Az bulunur değil, senin benzeri yok Oğlun olmakla iftihar ederim Bu yolda ölemezsem utanırım Gelişimin amacı vedadır Bu vücut bu gün ruhsuz kalacak Haber veren güvenilir kalbimdir Bu benim son günümdür Yetmiş üç yıl yaşadım Tuttuğum yoldan ayrılmadım ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐45‐ Son demimde yine sebat ederim ‐ 35 ‐ Geldiğim yoldan gene Rabbime giderim Gideyim anne, bana dua et Sabır ve teslimiyete özen göster Zat‐ün Nakateyn Bu yol, iki imama ( Hz. Ali, Hz. Hüseyin) tabi olma yoludur Allah de git, Huda yoludur Cenab‐ı Hakka hitap ederek İlahi, Zübeyr oğlunu sağlam kıl Etrafını zalimler gelip aldı Zübeyr, beni, halkı incitmedi Şeriata aykırı yola gitmedi Gece gündüz sana kulluk edip İlahi rızanı istedi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐46‐ Kader kalemi hakkında ne yazdıysa Ona en güzel şekilde rıza gösteririm Sabırlılar senin lutfuna hak kazanır Eni onlara kat ey muin $ İki mahzun birbirine sarıldı Dediler SABBEREHU NECCEL SABİRİNE "Ey gazi sen zırh giymişsin Bu korkusuzluğa uygun değil" O eşsiz yiğit zırhını çıkarıp Dedi "Şehit zırha muhtaç olur mu Zırhın nerde kaldı ? derse dedim ‐ 36 ‐ İyi ki gitmek üzere giymiştim $ Meydana çıktı tekbirini aldı Mertçe durdu, kılıcını çekti Hakk'ın feyzi bu haline imdat etti Şu konuşmayı yaptı : ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐47‐ Muhalifine hitap ederek : Sizler gibi kötü yolda değilim, din yolundayım Ey zalimler bilmez misiniz, ibn‐i Zübeyrim Yolumu terk etmedim sağlam mert'im ibn‐i Hakemle benzerliğim yok ibn‐i Zübeyrim [*] İki Kuşaklı : Oğluna hitap ederek : Söylediğin sözler hareketlerinin esası olsun Oğlum, uyanık ol Sakın yolundan dönme, sabret, sebat et Allah ecrini verir İbn‐iz Zübeyr : Muhalifine hitap ederek : Her şekilde yüksek isim kazandın Her inkâr edene yüksek keskin kılıç gösterdin [*] İbn‐i Hakem Mervanın babasıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐48‐ İki âlemde üstün olmaya layıkız Hakk bizi nebiye yakınlıkla Kılmış bizi Hak kurb‐ı nübüvvet ile ayrı tutmuş ( İlerler ) ‐ 37 ‐ Zatün Nakateyn : Oğluna hitap ederek : Ey mertlerin iftiharı, şahlar gibi yürürsün Meydan mert istedi İmkân varken bir şan da böyle kazan Binlerce şan sana aşık İbn‐iz Zübeyr : Kendi kendine : Hakk büyük bir kalbe sahip etmiş "En büyük lutfudur" denilse, en doğrusu budur Ciddi meyli hep yüksekliklere Ben bu yükseklerin hasına aşığım ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐49‐ Çünkü Allahımın emanetidir Kudret ışığının harikasıdır Ben o ışıkla yolumu gördüm Yakin menziline ulaştım Görenlere doğru yolu gösteren O'dur Nur bir, ama bir değil vadi Heyecanla : Mayası aydınlık olan böyle bir kalp Karanlık kalplere döner mi Dünyaya hükmü geçse bile ben uyamam Mustafa varken Müseylime'ye (*) Muhalifine Hitap ederek : Bari gördüğüm cisimler er olsalar Kuru isim şahsı insan eder mi Yalnız soğuk bir cisim var, can yok Koca bir orduda bir insan yok Zirar etsem de ben insanım ‐ 38 ‐ Bu aşağlıktan aman dilemem (*) Müseylime : (Müseylimet ül‐Kezzab) Yalancı peygamber. Hz. Ebubekir'in halifeliği zamanında yapılan Yemame savaşında giderildi. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐50‐ Aslan mecalsiz kalsa yine Deve yavrusunun koruması altına giremez Önceki sözümü tekrar ediyorum Önceki sözümde ısrar ediyorum "Ben Zübeyr oğluyum, aman dilemem Öyle alçakça şeyler bilemem Zamanı gelince şan ile ölürüm Alçağın amanında yaşamam ( Kahramancasına gezinir ) Düşmanın ortasından bir ses çıktı Dedi : "Ey aslan deviren Şamlılar Haccac size "vurmayın" dedi mi Salak salak durmayın, vurun Anlamsız sözlerini dinledik Şunu söyletmeyin kafasını kesin İnsan bu sebepsiz tavırlara güler Sanki dünyayı yenmiş ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐51‐ Sanki dünyanın mülkü bunun olmuş Fethinin şöhretiyle gökyüzü dolmuş Yerde askerinden geçilmiyor Gökte yüksek namı ezberde Bu kim ? Yalnız giden ibn‐iz Zübeyr Aferin ey ordusuz hükümdar Yanında neferi bulunaydı Derdik "İşte zaferinin işareti" O da yok, bu bir tuhaf meliktir Allah Allah, bu ne sadeliktir" $ ‐ 39 ‐ Abdullah sesini yükselterek Dedi : "Ey kara yüzlü Şamlılar" Ben, her şeyi kuşatan Rabbimin yardımı sayesinde Kendisinden başkasından korkmam [*] Yalnız o Şahtan korkarım Askerin çokluğundan korkmam َ ْ‫ َﺗﺨ‬ ِ‫ﺸﻮْن‬
َ ْ‫وَاﺧ‬ : ayet meali: "Ve la tahşevhüm (en‐nase) [*] ‫ َﻓﻠَﺎ‬ ْ‫ﺸﻮْ ُهﻢ‬
vahşevni ("onlardan (insanlardan) korkmayın benden korkun"). Maide ‐ 3 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐52‐ Görünüşte yardımcısız kaldı ama Huda onun kalbini kuvvetlendirince Zübeyr oğlu bir iktidar sahibi oldu İşte bir orduya karşı Zübeyr oğlu Zaman olur bir gönüle binlerce ordu Binlerce kere çalışsa da bir korku veremez Gönül böyle bir manevi bir kaledir Gönül, Rahman'ın arşı kadar kuvvetlidir "Biz seni esir eder de O kalbe hakaretler ederiz" derseniz Onu bin parçe etmek de kolay Bir kılıç parça parça etti say Derim: "Düşüncemiz farklıdır Ruhu aşağılamak mümkün değildir Ruh, yok olmayan güneşin ışığıdır Işık kılıçla yaralanır mı İnsanlar kalp ile ruhu bir bilir Bunu siz bilmiyorsanız yazık ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐53‐ Ruhlar eşittir sanmayın Dediğim ruh, yüce ruhtur ‐ 40 ‐ Yüce ruh hazretin nurudur Kudretin mucizelerinden biridir Kahredicinin kahrından kurtuluş olur mu Yüce ruha hasım olan reziller Biz yüce ruhun şereflileriyiz Onun için siz bize düşmansınız Yücelik sahiplerini alçaklar sevmez Salayı duydunuz mu alçaklar Gizli düşmanlık sahipleri işte böyle sönük olur Gönül sahipleri işte böyle üstün olur $ Bu söz ağrından çıkarken ağzından Yanından bir iki ok geçti Namert hasma doğru yürüdü Yetiştiği herkese kılıç vurdu ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐54‐ Sözleri cesurca, özü hükümdar gibi Yüzü yaşlı ama kahramanlık aslan gibi Yüze gülmeyen korkusuz ve dayanıklı Korkusuz çekinmesiz çevik saldıran Tenindeki can değil güzellik mührünün nuru Kan değil yürekte akan, akıcı bir ateş Ateşli tabiat bu erde belirgindir Olağan üstü bir savaşçıdır Önüne bir sürü düşman kattı Kılıcının arkasında bir çoğu yattı Bir diğer bir grup Harem'e [*] girdi İbn‐iz Zübeyr o tarafa geçti Saldırısını şiddetlendirmeye gayret etmişti Hepsini kahrederek oradan sürdü uzaklaştırdı O yiğitlik, o gayretin şiddeti Hükümsüz düşmana hayret verdi ‐ 41 ‐ _______________________________ [*] Harem : Kâ'bei Muazzama ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐55‐ Dedi : "Ey yüce Kâ'be'nin Rabbi Gördüğüm rü'ya ne güzel çıktı Kuvvetim bitince ortaya Bir sürü kanlı yüzlü kuduz köpek çıkmıştı Onları def etmeye gayret etmiştim Sonra Safa kapısına gitmiştim Beni katında saygıya değer yaptın Harem'in kurtulacak mekanının hizmetçisi yaptın Bunca nimetler ihsan ettin Ey lütfu bol, sana binlerce şükür Kur'an bize "yolunda ölün" dedi Asıl maksat yolunda ölmekti Yaratıcım, onu da nasip ettin Asıl muzaffer o (yolunda ölen) değil mi $ Temiz bir şekilde Beyt'e bakarak Abdullah Safa kapısına gitti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐56‐ Hatiften bir ses Ey Zübeyr oğlu ‐ Huda şahit ‐ gönlün uyanıktır Şüphesiz "La tahsebenn‐Allah" dır [*] Bu yakınlık sana Hakk'ın yüce armağanıdır Yüksek âlemde sana "Allah'ın merd'i" derler Yüce dinin feyzi sana yüksek nazar etmiş Övün, göğün en yüksek tabakası seni seyrediyor Büyük ruh [*] senin katılmanı bekliyor EN büyük ruhtan medet iste, kanadına sığın ‐ 42 ‐ İbn‐iz Zübeyr ‐ Cezbe halinde Allah'ım, bir cezbede kâinatından geçtim Allah'ım, ancak sana doğru sefer etmekteyim ! _________________ [*] La tahsebenn‐Allah ... Ve lâ tahsebennallâhe ğâfilen ammâ َ ْ‫ َﺗﺤ‬ َ‫اﻟّٰﻠﻪ‬ ‫ﻏَﺎﻓِﻠًﺎ‬ ‫ﻋﻤﱠﺎ‬
َ ُ‫ َﻳﻌْ َﻤﻞ‬ َ‫ اﻟﻈﱠﺎِﻟﻤُﻮن‬Sakın, ya'meluz zâlimûn ‫ َوﻟَﺎ‬ ‫ﺴ َﺒﻦﱠ‬
Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma [**] Ruh‐i Muhammedi Sallallahu aleyhi ve sellem ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐57‐ Aşkınla başı terketmek bir şey miymiş Allahım En yüce haber senden gelir Allahım $ Rablerin rabbine kalbini bağladı Hızla kapının dışına çıktı Zaten şehadeti karşılamıştı Baştanbaşa şahlara yakışır bir kırmızı (elbise) giydi Çok bol ve büyük bir sevince sahip olarak Şamlılar hep birden tekbir aldılar İbn‐i Ömer tekbir sesini duydu Dedi : "Kaderin hükmü gerçekten garip Bu zat dünyaya mutlulukla geldiğinde Sabit imanlılar sevinçlerle dolarak Tam bir ihlasla tekbir alıp Hakk'a çok şükürler etmişlerdi _____________________________ [*] Abdullah ibn‐i Ömer hazretleri bu olaylar sırasında Mekkedeydi ve tarafsızdı. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐58‐ Onlar bu kişinin hayata gelişiyle güldü Bunlar da şimdi gidişiyle gülüyor ‐ 43 ‐ Bu gariplik açıklanabilir mi Bir o tekbire bak, bir de bu tekbire $ Hemen şerefli başını kesip Haccac'a götürdüler Şükür makamında secde etti Samimi şükür onda ne gezer Hahh'ın koruyucusu göründü ama Aslında Hakk ehliyle eğlendi Araştırıcılar böyle tavırlara "Haccac secdesi" dese yeridir Kesik başı Şam'a gönderdi Onun derdi hizmetini arzetmekti Cesedi dağın eteğine astı [*] İğrenç savaşa bunu da ekledi ______________________________________ [*] Cebeli Hacun ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐59‐ Hazret Esma gayretin hükmüyle Onu defnetmek istedi ama O alçak zalim izin Vermedi Dedi : "Artık fırsat elimde Ona bakınca kalbi sızlıyorsa Bana bir yalvarma mektubu yollasın O zaman belki benden izin alır Bana sığınmazsa o izni vermem ben Hz. Esma dedi ki : "bu boş sözler nedir Kibirlenmeyi biraz azaltsın Yoksa küçüklük etmiş olur Gerçi bin doğru söz işitmiş olur Korkusuz ibn‐iz Zübeyri Ben teşvik etmiştim şehadete ‐ 44 ‐ O devletten kaçmak ister miyim Yoksa bu savletten korkar mıyım Umurumda bir önemi varmı ki Dalkavukluğa niyet edeyim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐60‐ Yüz yaşına gelmiş sadakat örneği bir kadın Böyle dalavereciye minnet eder mi Bir sadakat‐güzin sadsale Minnet eylermi öyle muhtale Sığınmaya niyetindeyim Sanmasın Oğlumun gittiği yola giderim Bir kadına böyle söz söylenir mi Erkeklik adına böylesine ne denir O kadar da neden uzanmalıdır Şimdi bari biraz utanmalıdır Bir şehidin vücudu meydanda Defn edilmek mümkün değilmiş Bu nasıl hayret artıran bir zulümdür O adam nasıl bir haksızlık örneğidir Haccac durumu öğrenince şöyle dedi: "Esma'nın bize sığınması imkansız Böyle keder veren bir durumda Bir kadında böyle bir dayanma gücünün Sebebi, selim yaradılışıdır Mağara dostunun büyük kızıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐61‐ Hicretin o aydınlık gecesinde Hazret‐i Resul'e hizmet etmişti Kuşağını eliyle iki parça edip Huzuruna sunmuştu Lûtufla kabule layık görüp Memnun olarak Hz. Resul şöyle demişti: "Allah sana Cennet sarayı içinde ‐ 45 ‐ İki kuşak hediye edecektir." $ Zulümde ne kadar sebat etse de İnsan kalbine böyle duygular gelir Deliller doğruyu gösterir durur da Yine o kendi eylemini doğru bulur Kalbinden gelen "böyle etme" sesi Ayıbına koyduğu örtüyü bozsa ne olur Ona göre aman vermek ne kadar dehşetlidir Sonunda Haccac o duyguya feda oldu ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐62‐ En sonunda bir saidi de şehit edince [*] Beyninde apaçık bir bozulma meydana geldi Gece rü'yasına girip şöyle derdi: "Sana kim böyle bir işi yap dedi Beni öyle sualsiz ve günahsız Ey Allah düşmanı niçin öldürdün " Uyanıyordu korku ve titremeyle Altı ay bu kâbusla yaşadı Durumu sadıkların durumunun tersi olur Hain elbette böyle korkak olur Kimseyi öldürmeye meydan bulamadan Bu cani ceza ülkesine yürüdü gitti $ Anne iki gün sonra karar verip Oğlunun asılı cesedinin yanından geçti Asılı bedeni yerinde görünce Dedi : “Hasmın istediği bu muydu? [*] Said bin Cubeyr ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐63‐ ‐ 46 ‐ Buna açıkça zulüm denilmez mi? Merkebinden bu rakip inmez mi” ? Bu dokundurmayı zalim duyunca Dedi : "Esma da ayağımın altında Bu rica sığınmak demek Bununla öğünsem yeridir Öfkesini örtüp uyumlu göründü Cenazeyi Esma'ya teslim etti $ Sonra Haccaca gene bir kibir geldi Esma'yı yanına davet etti Ama Esma kabul etmedi İzzetin çokluğuna aldırmadı Bu reddediş zalimi gücendirdi Tehdit eden bir mektup göndererek Yine büyüklük tasladı Ama Esma yine kabul etmedi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐64‐ Baktı yüze gülmeye kanmıyor Esma'nın yanına kendisi gitti Haccac Tihame'ye geleli çok yoruldum Gelişim epey gürültülü oldu Hedef Mekkeyi elde etmekti Ama halkı güzellikle boyun eğmedi Çaresiz şehre baskı yaptım Bölük bölük gelip sığındılar Ama senin oğlun inat edip durdu Kendi kılıcıyla kendini vurdu Mahrum olarak öldürüldüyse ne gam O mudur yoksa ben miyim sorumlu ‐ 47 ‐ Zat‐ün nakateyn Önce Hak ortaya çıkmalıydı Haklı haksız belli olmalıydı Herkes kendini haklı zanneder Bari sen o zanna heves etme ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐65‐ İnadını bize yükleme İnat haklının sebebi olamaz O sıfat büyük bir meziyettir Çünkü manada galibiyettir İnsanlıkla galip gelen İşinde bin bir zahmetle karşılaşsa da Aklının başında oluşu mahvına sebep olsa da Nebi hakkı için yine de galip odur Bana göre Hüseyin galiptir Ne olursa olsun Yezit kaybetmiştir O haddini bilmezlik galibiyet midir? Dikkat et insanlık kimde kaldı Bu gün ne Yezit ortada ne de Hüseyin Şan Hüseyinin ama yüz karası Yezitte Bir Hüseyin kalpleri kendine çektikçe Yüz binlerce Yezit mağlup olur Mahrumiyeti oğluma yükleme O sıfat elbetteki sana aittir ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐66‐ Heyecanla Bakın ey salikler mescit ve kilise İşte Haccac, işte ibn‐iz Zübeyr Hangisinde göründü adamlık Öncelik kime yakışır ‐ 48 ‐ Haccac Kendi halini söyledin, sözü kes "Herkes kendini haklı zanneder" Oğluna bana uymasını teklif ettim Ondaki o şiddetli itiraz neydi Sonrada merhamet edip "söz ver" dedim Rahat ol, güvencem altına gir Selamet yolundan yüz çevirdi Benim ayıplanacak bir hareketim yok Kısacası : ben bu işte suçsuzum Çünkü emri uygulamak zorundayım ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐67‐ Zat‐ün Natakeyn Sözü kesmek senin görevin iken Görevini ters çevirdin Emreden görevini beğenmese Emir alanlar beğenmese mi ? Sana uymak, senden aman dilemek ona düşmezdi Ancak baş eğmemek düşerdi İşte görevini seven biri Kendine kıyas etmeye kalkma Ona merhamet etme, kendine et Bir haber var, işitmedinse işit: Hazreti Peygamber bize bir gün Dedi : "Sakıf oğullarına baktım Orda bir yalancı ile bir kan dökücü vardı Ters yollara girip yürüdüler [*] "Resul‐ü Ekrem Hazretleri "An fi sekıf kezzab ve mübira" diye bize Sakıf oğullarında bir yalancı ile bir yokedicinin ortya çıkacağını haber vermişti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐68‐ Yalan söyleyen kişiyi evvelce gördük ‐ 49 ‐ O vefasızı erbabı bilir Yokedici de sensin ey kan dökücü Ben bunu şimdi etmiş değilim Sen daha gelmeden anlamıştım Çünkü Sakafi olduğunu duymuştum Ey kötü ve zalim Sakafi Senin yaptığın zulüm öncekileri geçti Hakkın yüceliği zulmü mahveder Hakkın adaleti hakkı meydana çıkarır Heyecan dolu bir halde Cenabı Hakka hitap ederek: Dilersin, görürsün, bilirsin İlahi Zaifin henüz etmiyor dad‐hahı "Kezzabı gördük" : Bununla Muhtar es‐Sakafi'yi kastetmişlerdir ki, bu kişi İbn‐iz Zübeyr'in maiyetinden olduğu halde onu aldatmış ve isyan etmiştir. "Mühlik dahi sensin" : Bu hadisi şerif sahihtir. İmam Müslim onu Sahihinde zikretmiştir. Meşahir‐in nisa (mübir) ihlak manasına (ebere) den ism‐i faildir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐69‐ Bana akl ve dini sen ihsan buyurdun Bu selim aklı, bu apaçık dini Bu uzun ömrü, bu sağlam kalbi Bu dosdoğru sözü, bu sağlam görüşü Esma'ya bu ana yolu bıraktırma Yüce Peygamberimizin yüce makamını $ Sözlerini işiten "ah !" derdi Gözlerini gören "Allah !" derdi Bir yücelikle ortaya çıkmıştı İkisinden birer ilahi nur Sanki fikirleri aynen nur olmuş Nur saçan iki gözüne dolmuş O iki gözde çok gerçekler var Nice söylenmedik incelikler var ‐ 50 ‐ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐70‐ O iki bakışın etkisi Haccac'ın kalbini değiştirdi Belki zulmü kederli etti Sanki yıldırım taşa tesir etti Yüzünü günahkârca ekşitti Bir şey söylemeden kalkıp gitti Sert emirlerle şehre düzen verdi Sonra askeriyle Şam'a yöneldi $ Hazreti Esma kısa süre sonra Nur içinde sema'ya azm etti +‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐+ | Son | +‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐+ 23.4.1890 ‐ Sultan Selim ‐ 51 ‐ ZATÜ'N-NİTAKAYN
Binti sıddıka tıynet‐i sadık Ümmü İbni'Zübeyr sıdk‐ı refik Agahi‐perver bedia‐nüma Hazret‐i Mefharü'n‐Nisa Esma [*] Sene‐i evvelin‐i hicretde Tayyibe [**] de bir şerefli saatte Etti bir tıfl‐i hoş‐lika tevlid Geldi İslam'a inbisat‐ı cedid [*] Müşarün ileyha Sıddık‐i Ekber'in büyük kerimesi ve Hazreti Aişe'nin li‐eb hemşiresidir. Leyle‐i hicret‐i Nebeviyede nitakını yani futasını (peştemal) ikiye bölerek bir parçasını sofra diğer parçasını kırbaya bağ olmak üzere takdim ile Hatemül‐Enbiya Efendimizden "Ya Esma! senin bu nitakana bedel Cenabı Hak cennette sana iki nitak ihsan buyuracaktır" tebşirini aldığı cihetle kendisine (zatü'n‐nitakayn) denilmiştir. [**] Medine‐i Münevvere afak : ufuklar âgâh : bilgili, haberli, uyanık, ârif akdes : en kudsi, en mübarek bang : sadâ, haykırma, bir ağızdan alkış bedia : nâdide ve güzel cedid : yeni cehûd : cıfıt, yahudi dilgir : kırgın, gücenmiş dilnişîn : gönüle yerleşen, çok hoşlanılan feyz : bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma futa : Peştemal, önlük i'lâ : yükseltme, yüceltme inbisat : yayılma, açılma, genleşme izhâr : gösterme, meydana çıkarma kehanet : gelecekten haber verme kelîm : söz söyleyen, konuşan; Hz. Musa'nın (A.S.) bir ünvanı li‐eb : baba bir (kardeşler) mukteza : gerekçe
‐4‐
Arz‐ı şükran edildi Hallak'a Bang‐i tekbir erişdi âfaka Duysa ol nağme‐i bülendi Kelîm Derdi : "sahiban‐ı kalb‐i selim İşiniz eşref‐il umur olacak O da i'lay‐ı nam‐ı akdes‐i Hakk Ben de olsam Muhammedî olurum Naşir‐i feyz‐i sermedî olurum" Allah Allah o dilnişîn tekbir Eyledi Musevileri dilgîr Çünkü evvelce ta'nan‐ı yehud Edip izhar muktezay‐ı cehud Dediler suret‐i kehanette : "Münkati'dir halef bu ümmette Baht bergeşte serserilerdir Müslümanlar umumen ebterdir" Bu söz etmişti mü'minini gamîn Geldi imdada lütf‐i Rabb‐i muin ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ müşârün‐ileyhâ : "kendisine işaret olunan", "adı geçen", "adı anılan" [kadın, kız] nağme‐i bülend : Ahenkli yüksek ses naşir : neşreden, yayan nitak : kemer, kuşak nümâ : gösteren, bildiren perver : besleyen, yetiştiren, velinimet, koruyan sahiban : sahipler sermedî : daimî, ebedî, sürekli tıfl : Küçük çocuk tebşir : müjdelemek, hayır haber vermek tâ'nan : ayıplalayanlar, kınayanlar, sövenler tıynet : yaradılış, mizaç, maya umûr : işler, hususlar, maddeler, şeyler yehûd : yahudi, Hz. Yâkub'un oğlu Yahuda soyundan gelenler, israil oğulları zât‐ün‐nitâkayn : (nitâk‐ül‐cevzâ) Hz. Ebûbekir'in kızı Hz. Esmâ'nın unvanı. ‐5‐
Kavl‐i hassadı eyleyip iptal Ehl‐i imandan etti ref‐i melâl Mütevellid olunca Abdullah [*] O güruhun vücuhu oldu siyah Hakkın elbette kavli sabit olur Tıfl sakit delil müskit olur Olarak bir büyük nişane‐i hayr Kıldı şâdî ehl‐i Hakk'ı ibn‐i Zübeyr Derdi gûya o müjde bahş‐ı kemal : "Müslümanlar, sizindir istikbal Ey Huda cünd'ünün mukaddimesi Ne demektir yehud şirzimesi Size akvam sedd‐i rah olamaz Kimseler rahzen‐i ilah olamaz Kalsa bâtıl aceb mi bî‐revnak Geldi vakt‐i zuhur "câ‐el Hakk" [*] İbn‐iz Zübeyr. Muhacirîn‐i İslâmın ilk Medine‐i Münevvere zürriyeti müşâr‐ileyhtir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐6‐
"Zehek‐el bâtıl" oldu işte a'yan Kaldı mı hükm‐ü kavl‐i museviyan Hakka Rabbî Muhammed‐i Medenî Bir delil‐i mücessem etti beni Zade‐i feyz bî‐tenahiyim Size bir müjde‐i ilahîyim Nazarımda cihan sürur abad Milletim pür‐ümid, gönlüm şad Şâkir‐i lutf‐i müstean olalım Nâsır‐ı sürur‐i cihan olalım $ Sebt‐i zîşan Seyyid‐es‐sakaleyn Nur‐i ayn‐i Ali İmam Hüseyn Arsa‐i Kerbelâda merdane Durarak karşı ehl‐i tuğyana Akıbet gadr ile olunca şehîd Ağladı kâinat, güldü Yezîd ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ cünd : Er, asker. Ordu. * Bir kimsenin yardımcıları. mukaddime : Evvel gelen. Öne geçen. rahzen : Yol vuran. Yol kesen. şirzime : Küçük, ehemmiyetsiz cemaat. Bir miktar insan grubu. hasûd : (a.s. hased'den) hasetçi, kıskanç, çekemeyen hassad: ismi tafdil, çok haset eden müstean : Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. Allah'ın sıfatlarındandır sebt: yazmak, kaydetmek, deftere geçirmek ‐ 7 ‐
Gitti vaktaki Mekkeye bu haber Oldu ibn‐iz Zübeyre yer minber Bir hazin hutbe etti irad Oldu halkın teessürü müzdat Dedi : "Ey sakinan‐ı ümmü kura Gerçi pek doğru söylemez şuarâ Lâkin â'lâ bilirsiniz ki benim Şi'r‐i bi‐asl'a benzemez suhanım Sözlerim mazhar‐ı hakikattır O cihetle seza‐yi dikkattır Ehl‐i beyte ihanet etti Yezid Görmedi böyle muhin‐i şedid Şiddetinden ne ihtiraz edelim Vaktidir şimdi keşf‐i raz edelim Kara taş mı giranbaha, zer mi Hind'in oğlu ‐ Hüseyn'e benzer mi Merd‐i kâmil idi cenab‐ı Hüseyn Şanı hiç olmadı mukarin‐i şeyn ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 7] ümmü kura: Mekke‐i mükerreme Şi'r‐i bi‐asl: aslı olmayan şiir muhin : Zayıflatan, hor ve hakir eden. İhanet eden. ihtiraz : Sakınmak, çekinmek, kaçınmak. raz : Gizli sır, saklı şey. giranbaha : Pahada ağır, değerli mukarin : Yakın olan. Bitişen. Ulaşan şeyn : Kusur, ayıp, noksan, kabahat
‐ 8 ‐
Murtaza oğlu, Mustafa torunu Bimeyen var mıdır cihanda bunu Biliriz hep : o Haşimî nesebi Belki Zehra kadar severdi Nebi O habibin habibini severiz Görürüz ittihadı, dîdeveriz Bu muhabbet esas‐ı imandır Bağiyan bir takım leîmandır Bî muhabbet safa değil mümkün Olmaz imanı sevmiyen mü'min Görmiyen didelerde var perde Vermemiş Hakk o nuru her ferde Etmedi hürmet ol şeka' maye Mustafa'ya, Ali'ye, Zehra'ya Hal ve mustakbeli ne olsa gerek Sevmedi, sevmemişti, sevmeyecek Fikr edin : nerde ol şehidi said Nerde cellad‐ı ehl‐i beyt, Yezîd ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 8] dîdever : iyi gören, işten anlar bağiyan : azgınlar leiman : Alçak, zelil ve aşağılık kimseler şeka' : bedbahtlık, bahtı karalık, kutsuzluk. rezillik, alçaklık,
‐ 9 ‐
Bir hudâ‐cû ki rah‐ı aşka gider İki zıdda nasıl temail temayül eder Biz bu meslekte berdevam olalım Ne için ehl‐i bağye ram olalım Biz bu meslekte berdevam olalım Arzumend‐i intikam olalım Biz bu meslekte berdevam olalım İki âlemde niknam olalım Düşünün vukuat‐ı dirini Yad edin faciat‐ı Sıffin'i Onları geçti Kerbelâ hali Ne belâ !.. Şöyle dursun emsali Bir eşi var ise cihanda salâ Her belâdan fecidir bu belâ Cem' edilse belâ meyadini Edemez arz o deşt hûnunu Hangi meydanda var o reng‐i hazin Görmedi öyle renk ruy‐i zemin ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 9] hudâ‐cû : Huda arayıcı bağy : azgınlık niknam : İyi nam kazanmış, iyi ünlü dirin : Eski, kadîm, geleneklik deşt : Bozkır, çöl, sahra. Kumluk ve nebatsız geniş arazi hûn : kan. öldürme, meyadin: meydanlar deşt‐hunin: kanlı sahra sala: bela, afet
‐ 10 ‐
Sanki açmış Huda o meydanı Toplamak üzere cümle ahzanı Âh ! meydan da bir, Hüseyn de bir Bir gelir öyle seyyid‐i sâbir Rahı, rah‐ı Huda‐nümay‐ı nebi Cahı, cah‐ı Huda‐efzay‐ı vasi Çeşm, Allah‐bin'i nur‐i kadim Dil‐i pâk metin‐i arş‐ı azim Oldu meyyal kurb‐i Rabb‐il arş Arşiyan hiç oldu mu mâil‐i ferş Cezbe halinde Kerbelâ tarafına tevcih ile Esselâm ey emir‐i âl‐i resul Esselam ey enîs‐i cân‐ı Betül Esselam ey nühüft‐i nûr‐i celî Esselam ey füruğ‐ı kalb‐i Ali Esselam ey şehid‐i gam perver Esselam ey hafid‐i peygamber ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 10] { füruğ } : (. ‐)[F. i. ] Işık yayan cisim; nur, ziya, şûle. ahzan : Hüzünler, üzüntüler arşiyân : Arş'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler ferş : Yer. Yeryüzü. perver : Besleyen, yetiştiren. Seven. hafîd : evlât oğlu, torun
‐ 11 ‐
Eb ü ceddin gibi sebat ettin Sen de izhar‐ı beyyinat etdin Serfüru etmedin edaniye Vermedin yüz cihan‐ı faniye Ceddin a'lâsıdır ealinin Pederin bâbıdır maâlinin Pest olur mu bülend‐i lemyezeli Çok mu âli olursa ibn‐i Âli Manevi bir cihanistanlıktır Bu ne şâhane kahramanlıktır Tekrar müstemiine tevcih ile Gasıb‐ı hak bir az utansa idi Kendini adam oğlu sansa idi Yerlere geçmeyi görüp vacip Şahsın eylerdi ortadan gaip Zulmü sernigûn eder nagâh Muktekimdir aziz olan Allah ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 11] beyyinât : deliller, şahitler, tanıklar serfüru : baş eğme. Söz dinleme. İtaat, inkıyad. edani : ednâlar, en deniler, en alçaklar. maâlî : şerefler. Yükseklikler eali:İtibarı ve şerefi yüksek zâtlar. İyiler. pest : alçak, aşağı. lemyezel : yok olmaz, devamlı müstemiîn : Dinleyenler, dinleyici olanlar, dinleyiciler. gasıb : gasbeden, zorla alan sernigûn : Baş aşağı olmuş. * Tersine dönmüş. * Bahtsız. nagâh : Birdenbire, ansızın, hemen. muntekim : intikam alan, intikam alıcı. ‐ 12 ‐
Nice zalimler eylemiş pâmâl Etmez ihmal ederse de imhal Gözün açsın o hâsir‐i dâreyn Uyumaz Hakk, uyur mu hun‐ı Hüseyn Biz Hüseynîler ittihâd edelim Ruh‐i ceddi Hüseyn'i şâd edelim Bana râciyse böyle bir tezkir Size aittir intihab‐ı emir" $ Kimse el çekmedi cemaattan Bu hatib‐i beliğ'e biattan Şevk peyda edip ahalide Hükümran oldu ol havalide Bu cihetle edildi hep teb'id Mekke'den, Tayyibe'den rical‐i Yezid İşitince Yezid o ahvali Dedi : "Farz oldu leşker irsali" ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 12] paymal : (Pâyimal) f. Ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş, sürünmüş imhal : mühlet verme. Sonraya kalmasına müsaade etme hasîr : hüsranda olan. Sapıtan, dalâlete giden. Azgın. Eli boş dâreyn : iki dünyâ, dünyâ ve ahret ittihâd : bir olma, birleşme, aynı fikirde olma, birlik raci' : dair, aid, alâkası olan, dokunur olan, müteallik tezkîr : hatıra getirme, hatırlatma, hatırlatılma intihâb : seçme, seçilme, seçim. beliğ : fasîh, düzgün söz söyleyen. biat : bağlılığını, itimadını bildirmek. teb'id : uzaklaştırma, kovma Tayyibe: Medine leşker : asker, ordu. irsal : gönderme, yollama.
‐ 13 ‐
Bir büyük fırka ettirip ihzar Etti Müslim'i [*] sipahsalar Evvelen eyledi rica‐yi sebat Saniyen verdi şöyle talimat : "Doğrudan doğruya Medine'ye git Bana hüsn‐i muvafakat talep et Halk ederse itaatımdan ibâ Katl ve garetden etme istihyâ Kim temerrüd ederse idam et Acıma, katliâma ikdâm et Oradan Mekke'ye tevcih kıl Ne sakın iktihamdan ne sıkıl Edip ibn‐iz Zübeyr'i derzincir Cânib‐i Şam'a kıl heman tesyir Tâ ki nezdimde serfiraz olasın İ'tilâ'yâb‐ı imtiyaz olasın. _________________________________ [*] : Müslim bin Ukbe‐tel Mezanî ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 13] hüsn‐i muvafakat: sipahsâlar : Başkumandan, serdar ibâ : çekinme garet : yağma, talan, çapul. istihyâ : haya etme, utanma temerrüd : İnatçılık, dik başlılık, direnme. katliâm : herkesi öldürme ikdam : Gayretle çalışma, sürekli uğraşma iktiham : Düşünmeden saldırma. derzincir : Zincire bağlı. tesyîr : gönderme, gönderilme, yollama, yollanma serfiraz : Başını yukarı kaldıran, yükselten. Benzerlerinden üstün olan. i'tilâ'‐yâb : yükselen, yukarı rütbelere erişen ‐ 14 ‐
Dedi Müslim : "Ne emrederse emîr Onu icrada eylemem taksir Hayli demdir ki hastayım ama Bulurum yümn‐i hizmetinde şifa Var ise kalbi pekçe muzlim imiş Bu yüzden garip müslim imiş $ Bir de ibn Ziyad vâli‐i Şam Eylemişti şu yolda ba's‐i peyam : Müslimine cefayı mu'tad et Müslim'e sen de git de imdad et Etti gûya tevehhuş ibn Ziyad Mütemariz olup dedi : "Feryat Artık eyledin işittiğim yetişir Deme "et" gayri ettiğim yetişir İrtikâb eylemem diyor vicdan Bir seyh‐kar için iki hüsran ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 14] seyh } : Helâk edici, mahveden. yümn } : ‐mnü[A. i. ] Uğur, bereket, meymenet, nimet, baht, nasib. tevehhüş de (vahşetten) olabilir mütemârız } : Kendini hasta gösteren, yalandan hasta olan. tevhiş : Ürkütme, kaçırma, korkutma müteharriz : Korunan, sakınan.
‐ 15 ‐
Verir elbette kalp safe elem Cemi' katl‐i hüseyn ve harb‐i Harem [*] Hainin şivesi mücerreptir Müslimin şivesinden agreptir Öyle hâsir kaçar mı husrandan Bak leim'e, dem vurdu vicdandan Gösterişler yapar münafıklar Hiledendir o hodnümalıklar $ İbn Mülcem, o hariciy‐yi anid Etti vaktaki Murtazayı şehîd Bağlayıp zahrına dü pazusun Kestiler dest ve pâyi menhusun Eyleyip gayret etmedi efgan Lâkin erdikte ân kat‐ı zebân Başladı raciyane feryad Dedi : "Lâyık mıyım bu bî‐dâd'a ______________________ [*] Harem : Mekke‐i Mükerreme ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 15] leîm : alçak, aşağılık, hasîr : Hüsranda olan. Sapıtan, dalâlete giden. Azgın hodnüma : Gösteriş meraklısı. menhus : uğursuz mücerreb : Tecrübe olunmuş, sınanmış agreb : (Garib. den) En garib, çok tuhaf { zahr } : (a.i.c. zuhûr, zuhrân) 1. arka, sırt. { bî‐dâd } : zulüm, işkence, zâlim
‐ 16 ‐
Kat' olunmak reva mı böyle lisan Okurum ben bu dil ile Kur'an Dediler : "ey gurab‐ı turfe‐i naib En ziyade bu i'tizar garip Olamaz nef'i yok mu iz'anın Münkir‐i Murtaza'ya kur'ânın " Olur elbette birdir isti'dat İbn‐i Mülcem şibh İbni Ziyad $ Bindi Müslim gurur‐ı evfer ile Tayyibeye azım oldu leşker ile Medenîlerle kanlı cenk etti Onlara şehr ü dehri teng etti Katl ü yağmaya daldı mahzulin Altı bin nefse vardı maktulin Mekkeye doğru sürdü leşkerini Kapladı reng‐i merg peykerini ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 16] gurab‐ı turfe‐i naib: tuhaf sesli karga îtizâr : özür bildirme şibih : benzeyen gurur‐ı evfer : çok aşırı gurur teng etti: dar etti mahzûlîn : horlar, hakirler, perişanlar, rüsvâlar. merg : Ölüm, mevt peyker : Yüz, çehre, surat ‐ 17 ‐
İki gün sonra kıldı terk‐i hayat İltikam etti cismini hayyat Halefi [*] mustaid imiş, yürüdü Mekke vadilerin duman bürüdü Hayli tazyik eyledi ehl‐i harem Nagehan etti Rabb‐i Kâ'be kerem Şam'dan orduya peyam erdi Ki Yezid‐i zemîm can verdi Terk‐i tazyik edip hemen leşker Haiben kıldı Şam'a doğru sefer Sakinan‐ı harem oldu mesrur Ettiler Hakk'a şükr‐i nâmahsur $ İbn‐i Mervan [**] firaz minberde Dedi bir gün cemaat serde : "Var mı bir er ki Mekkeye giderek Harben ibn iz‐Zübeyri mahvedecek [*] : Hasin bin Nemir [**] : Abdulmelik ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 17] iltikam : yutma, yutulma hayyat : Yılanlar müstaid : İstidadı olan, kabiliyetli peyâm : haber zemîm : kötü, beğenilmeyen hal, davranış haiben : muvaffakiyetsiz olarak. Mahrum olarak firaz : Yukarı, yüksek
‐ 18 ‐
Beni âzade‐i melâl etsin Kendini lâyık‐ı nevâl etsin İki defa tekerrür etti hitap Vermemişti henüz kimse cevap Ki yerinden kıyam edip bir zât Dedi : "Ey milkdar‐ı hoş niyat Beni ol kâr‐ı hayra memur et Hem beni hem cihanı mesrur et Ben ki bir iltifata muhtacım Sakafi Yusuf oğlu Haccac'ım Bana "git şimdi" der isen giderim Varır ibn‐iz Zübeyri mahvederim Hazırım hizmete, irade senin Hasmıyım halkı bî huzur edenin İltifat etmedi bu kavle emir Şahs‐ı Haccac'ı gördü hayli hakir ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 18] nevâl : talih, kısmet; bahşiş, bağış. niyat : niyetler. milkdar : hükümdar, pâdişah, mülk sâhibi.
‐ 19 ‐
Müteessir olup bu suretten Dedi Haccac fart‐ı gayretten : "Geldi ilham Rabb‐i a'lâdan Müjde vardır cihan bâlâdan Dün gece mekân‐ı tenhada Gördüm ibn‐iz Zübeyr'i rüyada Câmesin bir çekişte çâk ettim Yüzerek cildini helâk ettim" Zalimin gördüğü bu HABI emir Etti neyl‐i meram ile tabir İltifat eyleyip bu kere ona Dedi : "üç bin mücahit işte sana İhtiraz eyleme abâdile'den Git halas et bizi şu gaileden Leşkeri kondurup mükemmelce Eyle teklif‐i biat evvelce Reddederse kıtale agaz et Kudret‐i Şamiyan'ı ibraz et" ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 19] neyl : merama erme. İsteğe ulaşma ihtiraz : sakınmak, çekinmek, kaçınmak. abâdile : Abdullah isimliler âgaz : başlama
‐ 20 ‐
O sitemkâr gitti bî perva İptida etti Tâif'i mâvâ Duyup ibn‐iz Zübeyr işi derhal Def' için fırka eyledi irsal Tarafeyn etti cenk bildefaat Sûy‐i Haccac'da göründü sebat Galip oldukta yazdı bir nâme Arz‐ı keyfiyet eyledi ŞAM'a Dedi : "Mağlup olur muyuz ? Heyhat Galibiz, bizde kaldı hep galebat Hali Mekkîlerin perişandır Mekkeyi elde etmek âsandır Mekke teshiri ihtiyata değer GÖNDERİLSİN daha biraz leşker Gördü Abdulmelik bu re'yi müsib Etti bir fırka‐i diğer tesrib $ Eyleyip iltizam zulm ü leccâc Yürüdü suy‐i Mekkeye Haccac ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 20] sûy : taraf, cihet, yön. galebât : galebeler, üstünlükler sitemkâr : Sitem eden. Zulüm ve haksızlık yapan; zâlim musîb : isabetli, doğru tesrib : (Asker) gönderme, yollama. iltizam : mülâzemet etme. Gerekli bulma. leccâc : inatçılık suy‐i Mekke: Mekke tarafına ‐ 21 ‐
Taht‐ı tazyike aldı şehri heman Dedi : "Gelsin edenler istiman" O kadarla bırakmadı, gitti Cibale [*] nasb‐ı mancınık etti Oldu beyt‐i şerife seng endaz Taşlar altında kaldı ehl‐i niyaz Oldu her pâre‐i Harem payma Kalıp Haccac'dan numune‐i nüma Bir takım bî‐günahı etti telef Haşredek oldu seng‐i ta'na hedef $ Bir zaman gayret etti mahsurin Hasra ama olunca kaht‐ı karin Dediler : "Oldu bir iken iki şer Çıktılar harice birer ilişer Kimisi gitti iltica etti Kimi ar etti, Tayyibe'ye)gitti ___________________________ [*] : Cebel‐i Ebû Kubeys ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 21] istîmân : aman dileme. sığınma seng : taş. endaz : atan paymal : ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş seng : taş ta'n : sövme, yerme, ayıplama mahsurin : muhasara edilmiş olanlar, etrafı kuşatılmış olanlar kaht : kıtlık. kuraklık karin : Yakın
‐ 22 ‐
Hasılı : tuttu her biri bir rah Pek az adamla kaldı Abdullah Hep savuştu görenler ol hali Kaçtı hatta yanından encali Kaldı nezdinde sade oğlu Zübeyr Dedi : "Yoktur peder bırakmakta hayr" Dedi ibn‐iz Zübeyr : "Ey ferzend Git biradelerinle, görme gezend Deme : "Şayet ki sağ kalır pederim Ben kariben şehid olur giderim Seni Haccac eder o anda esir İltica et, esaret emr‐i asîr Oldu giryan Zübeyr pür himmet Dedi : "Bir oğlun eylesin hizmet Salik‐i meslek‐i peder olayım Ben yolunda senin heder olayım Heder olmaz senin yolunda olan Çünkü serdar‐ı ehl‐i haksın sen ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 22] ferzend : erkek çocuk, oğul, evlat gezend : zarar, ziyan. elem, keder; âfet, musibet ‐ 23 ‐
Şimdi meydan‐ı gayrete gireyim Pîş‐i çeşm‐i pederde can vereyim Tâ ki olsun sadakatim müsbit Böyle isbatı Hakk sever elbet" Etti pedrud, girdi meydana Okudu bir recez dilîr‐âne Dedi : "Ey leşker‐i sakim es‐seyr Benim ibn‐iz Zübeyr'in oğlu Zübeyr Köpeğe iltica eder mi peleng Ederim âlemi köpeklere teng Çiğnese cismimi hezar kümeyt Size insan demem bi‐rabbil‐beyt Bende birdir cevap o da "lâ" dır Bence merdane olmak âlâdır Çekmem ölsem de iz'af‐ı millet İki günlük hayat için zillet Ten şehiden düşünce ğubraya Azm eder ruh arş‐ı âlâya ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 23] pedrud : Vedâlaşma recez : kasîde tarzında ve recez vezninde yazılan şiir dilîr‐âne : yiğitce, mertce sakîm : doğru olmayan, yanlış, hatalı. kümeyt : Koyu doru at peleng : panter teng : dar, sıkıntılı hezar : Bin. Çok sayıda, çok fazla kümeyt : doru at. iz'af : zayıflatmak, kuvvetsiz hale getirmek gubre : toprak renkli olmak ‐ 24 ‐
Gözetir ol hayatı can her ân Şüheda zindedir diyor Kur'an Sizden etmiş Huda o devleti selb Bir mi na'ş‐ı şehid ve lâş‐i kelb Nefsine hitap ile Ey Zübeyr, ey peleng ahen çenk Kıl tenezzül de et kilap ile cenk Kılıcını sıyırır Ey benim seyf‐i serefrazım gel Edelim sernigûn beş on engel Sana lâyık değildir katl‐ı kilap Çare ne ? öyle eyliyor icap Kılıcını havaya kaldırarak oynadır Haramiyyuna lem'a‐i şan ol Yıldırımlar gibi drahşan ol Gözü Şâmîlerin zıya görsün Başı bağilerin belâ görsün ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 24] sernigûn : Baş aşağı olmuş. * Tersine dönmüş. dirahşân : parlak, parlayan bağî : âsî, serkeş, eşkıya
‐ 25 ‐
Muhalifine Hitap İle Kiminiz var bana adil olacak Darb‐ı tığım ile katl olacak $ Geldi pür ızdırap o esnada Kurb‐ı ibn‐iz Zübeyre (Vellade) [*] Kan içinde dü çeşm efsunger Başta bir mi'cer, elde bir hançer Dilde "İyn‐iz Zübeyr" velvelesi Dilde "fât‐el meram!" zelzelesi Sîne pür‐dûd, rahlar ateşbar Meğer ahvali etmiş istihbar Arkasından yetişti bir dâye Dedi : "lutf eyle ey kerem mâye Çıktığın varmıdır bu mi'cer ile Gezilir mi haremde hançer ile [*] Zübeyr'in maşukası ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 25] adil: eş, denk, akran, benzeri mi'cer : bir çeşit kadın başörtüsü pür‐dûd : çok tüten, çok dumanlı âteş‐bâr : ateş yağdıran dâye : Dadı, daya
‐ 26 ‐
Bize bakmakta bak halife ne der Kıl inayet, şu hançeri bana ver Bizi me'mur‐ı istitar etmiş Harp için hak ricali var imiş Dönelim haydi suy‐i me'vaya Edelim rapt‐ı kalp mevlaya Nasıl isterse ol hakim‐i habir Öyle olsun bu iş netice‐pezîr Dedi Vellade : "Pek daraldı zaman" Diyerek "Yâ Zübeyr !" koştu hemen Etti tekrar ol lafz‐ı mümtazı Erdi sem‐i Zübeyre avazı Yetişip daye tuttu damanın Dedi : "Fevt etme dönmek imkânın Karşıdan şimdi seng ve tir atılır Burada belki yaradan yatılır Bizi görsün mü öyle bigâne Böyle halet seza mı nisvana ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 26] sem‐i: işitmek istitâr : gizlenme, örtünme me'vâ : yurt, mesken, yer, makam, sığınacak yer netîce‐pezîr : neticelenmiş, son bulmuş. bîgâne : Yabancı
‐ 27 ‐
Runumun olmadan bir yed‐i ecel Gidelim hemen nuri aynim gel Oldu lerzan Zübeyr avare Ah edip döndü canibi yare Kalmadı gayri yer mefahireye İptidar ettiler müşavereye Vellade Geldim yolunda ölmeğe ey şanlı safderim Davama şahid ister isen işte hançerim Sevdayi saf ile bulunur pür safa serim Gül yağrağı kesilse de kanımla micerim Zübeyr Sen gelme ey yegane vefadar dilber (im) Lazım gelirse ölmeğe ben gitmek isterim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
27] runümûn : yüzünü gösteren. lerzân : titrek, titreyen mefahir : iftihar edilecek, övünülecek şeyler ibtidar : bir işe sür'atle başlama safder : düşman saflarını yaran, yiğit
‐ 28 ‐
İmdada ihtiyaç görülmez, muzafferim Aşkınla zindedir dil ümit perverim $ Bir nida geldi şöyle a'dadan : "Bakınız yüz çevirdi heycadan Kim imiş seyr eden sakim es‐seyr İşte havf etti kaçtı gitti Zübeyr Geldi bundan Zübeyre heyecan Suyi a'daya döndü nara zenan Yürüdü kalp ehl udvana Hamleler etti safşikafane Eyledi ol dilaveri bipak Nice bedhahı ferşi hak helak Bir zaman sonra oldu pek mecruh Cismi terk etti gitti rabbine ruh $ Anlayınca bu hali Vellade Hançerin eylemişti amade ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 28] heyca : Cenk, cidal, vuruşma, birbirini öldürme, kıtal. safşikafane : saf(ları) yararcasına bipak : korkusuzca bedhâh : Kötülük isteyen zenan : (sonek) "vurarak" manâsıyla 'birleşik kelimeler yapar ‐ 29 ‐
Elini kaldırınca hiddetle Kalbine vurmak üzere şiddetle Sâidin tuttu daye kuvvetle Hançeri aldı bir fütüvvetle Dedi : "Bundan büyük hasar olmaz Müslümanlıkta intihar olmaz Hakkın ihsanı hasıdır bu hayat Onu hıfz eylemekte eyle sebat Onu tahkir töhmet olmazmı Aynı küfranı nimet olmazmı Şer'a uymaz fa'al olurmu sevap Veremezsin huzuru hakta cevap İktiza eyleyince hal ama Etmeli adam ol hayatı feda Ger kaldıkta tığ birane Gitmeli ölmeğe Zübeyrane Münselik olmayıp bu minhaca İltihak eyleseydi Haccaca ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 29] sâid : önkol fütüvvet : mertlik, yiğitlik münselik : insilâk eden, bir yola giren minhâc : yol, meslek, metod
‐ 30 ‐
Yükselir miydi, alçalır mıydı Sence bir kıymeti kalırmıydı İşte o vakit olurdun me'yus Der idin : "er değilmiş, efsus !" Ölmesin de ne yapsın öyle yiğit Kendi vicdanına müracaat et" $ Daye hem arz etti bu nükteleri Hem de Velladeyi alırdı geri Daha bir hayli tesliyet vererek Refte refte götürdü haneye dek Vardı kızda yolda bir hayret Eve geldikte geldi bir sevret Nevha eyler görünce maderini Eşk‐i hasret pür etti gözlerini Bir zaman etti girye, ah, figan Ba'de oldu şöyle mersiyehan : ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 30] efsûs : yazık, eyvah, hayf. tesliyet : avutma, teselli verme refte refte : git gide, azar azar sevret : öfke, kızgınlık. nevha : ölüye sesli ağlamak eşk : gözyaşı pür : çok dolu ‐ 31 ‐
Kim kıydı Zübeyr‐i bi misale İnsan kıyamaz o nevnihale Geldikçe şemaili hayale Göz gark olur sirişk‐i al'e İnsaf ! kim ağlamaz bu hale Sad hayf o cemale, ol kemale Talipti bu yolda intikale Müştaktı kurb‐i Zülcelale Azm eyledi alem‐i cemale Enfasmı etti ah ve nale Yarın bırakıp giden Zübeyrim Tutmuştu Hicazı iştiharı Erlik, iyilik idi şiârı ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 31] sad : binlerce sirişk : gözyaşı enfâs : nefesler iştihar : ün salma, tanınma şiar : ayırt edici iyi âdet
‐ 32 ‐
Âli idi tab'‐ı zi vakarı Pür sûz idi şi'r‐i abdarı Olmuştu ulvi iktidarı Fahr‐ı Arabın büyük medarı Eyvah ki ömrünün baharı Gösterdi bu renk inkisarı Üzmezmi beni hayat bari Kalp eyledi ye'se kalp zari Ümidimi var eden Zübeyrim Tehdit ve hücum‐ı Şamiyandan Havf etmedi bir zaman Zübeyrim Göğsünde gülüm hunfeşandan Arz eyledi sad nişan Zübeyrim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 32] tab' : tabiat, huy, yaradılış zî‐vakar : vakarlı vakar : ağırbaşlılık. Halim ve heybetli oluş pür‐sûz : çok yanık; çok yakıcı şi'r : şiir âbdar : parlak, nükteli, zarif ulâ : şan ve şeref sahibi medar : sebeb, vesile renk : suret, şekil; bu renk : bu şeklide, böyle inkisar : kırılma. Gücenme hunfeşan (veya hunefşan ) : kan saçan, kan serpen ‐ 33 ‐
Hür gitti bu dar‐ı imtihandan Şan‐âver handan Zübeyrim Hicrin ile geçti în ü ândan Velladei natüvan Zübeyrim Al sevdiğini götür cihandan Bir lahza için uyan Zübeyrim Gönlümde uyandı nar‐ı hicran Bin tığ‐ı ecel‐nümun içinde Cenk eyledi kahraman Zübeyrim Kalsam yeridir cünun içinde Düşmüş yere yar‐ı can Zübeyrim Pirahen lâlegûn içinde Yatmış uyuyor civan Zübeyrim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 33] nümun : Gösteren, benzer, müşabih olan âver : (sonek) getiren, taşıyan pirahen : gömlek lâlegûn : lale renginde în ü ân bu, şu } : teferruatla meşgul olma nâtüvan : Zayıf, kuvvetsiz, güçsüz, bîtab, âciz ‐ 34 ‐
Sen yatmada sinn‐i sükûn içinde Ben etmedeyim figan Zübeyrim Gördüm seni hak ve hun içinde Lâzım mı bana cihan Zübeyrim Lazım mı bana cihan bî can $ Gördü Haccac onu ziyade zayıf Etti ibn‐iz Zübeyre bir teklif Dedi : "bizden hemen eman‐hah ol Kalmamıştır hulasa diğer yol Varsa aklın edersin istiman Yoksa halin olur şu anda yaman Bu hatarlı tarike gel gitme Kendini göz göre helak etme" Dedi ibn Zübeyr: "Kimsin sen Arz‐ı hacet edermiyim sana ben ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 34] emân‐hâh : aman dileyen, aman isteyen sin : çukur, mezar, kabir. istiman : Aman dilemek, himaye istemek, teslim olmak hatar : tehlike
‐ 35 ‐
Ben Zübeyr oğluyum, aman dilemem Öyle alçakça şeyleri bilemem Ölürüm şan ile zamanında Yaşamam alçağın amanında $ Nezd‐i Esmaya gitti ol server Dedi : "Ey mader‐i deha perver Tebaam yüz çevirdiler benden Şimdi hem halet‐i Hüseynim ben Şu kadar var ki akraba‐i Hüseyn Ederek canların feda‐yı Hüseyn Bir büyük erlik ettiler izhar Oldu zahir bizimkilerde firar Bak Zübeyrimden eylemem şekva Çıkmadı kazip ettiği dava Etti Hakka ki iltizam‐ı sebat Kıldı ahır yolumda terki hayat ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 35] server : reis, baş, seyyid perver : (sonek) "besleyen, besleyici, büyüten, yetiştiren iltizam : kendine lâzım kılma, gerekli bulma
‐ 36 ‐
Barekallah kahraman oğlum Sen imişsin benim heman oğlum Şimdi Haccacdan haber geldi Demiş : "Eyyam‐ı terk‐i ser geldi Durmasın gelsin iltica etsin Kendisi bitmeden bu iş bitsin" Edecekmiş edersem isti'tâf Cümle mes'ûlemi heman isaf Valdem, işte halimiz böyle Şimdi reyin nedir senin söyle" Zatün‐nitakeyn İltizam‐ı kemal‐i hazm ile Rah‐ı ihlasa öyle azm eyle İhtimam eyle pek mühimdir hal Bozmasın hüsn‐i reyi sui hayal Cem‐i fikir ile imtihan demidir Demlerin her cihetten akdemidir Bir fazilet yar etmemiş mevla Hüsn‐ü hatem hayattan evla ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 36] bârekallah : Allah mübarek etsin. isaf : Bir isteği, dileği yerine getirme isti'tâf : yardım ve merhamet dileme mes'ul : sorumlu iltizam : kendine lâzım kılma, gerekli bulma hazm : doğru ve sağlam rey ve karar akdem : daha önce, daha ileri, daha mühim
‐ 37 ‐
Belki binlerce vardır emsali Mahveder yek dakika sad salı Bir hususun bakan bidayetine Bakmalı derakap nihayetine En ziyade netice olmalı hup Hasılı : hasen akıbet matlup Muttakiler safa bulur ondan Oku "lilmuttakin" i Kur'andan [*] Oğlum, ey mayedar hass‐ı hasen Seni benden güzel bilirsin sen Sözünü dinle ol sühendanın "Haklı sensin" diyor mu vicdanın Sanırım öyle hükmeder ama Yine dikkatle eyle sen isğa Bence hakdır yolun, devam eyle Daima hakkı iltizam eyle [*] vel akıbetü lil muttekin ُ‫وَاﻟْﻌَﺎ ِﻗ َﺒﺔ‬ ‫◌ﻳنَ ﻟِﻠْ ُﻤﺘﱠﻖ‬ ٖ
Kasas, 83 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 37] sadsal : Asır, yüzyıl hup : hoş, güzel, iyi sühandan : söz sahibi, güzel söz söyleyen. isğa: kulak vermek
‐ 38 ‐
İbn‐iz Zübeyr Bileli kendimi huda‐cûyum Hakbilir hakperest ve hak‐gûyum Yoktur icrayı hakta bir halelim Hakkı i'lâdır en bülent emelim Bilerek bir dem olmam zalim Her zaman uydu halime kalim Adl idi daim olduğum mail Bir zaman zulme olmam kail Cenab‐ı Hakka hitap ile İlahi, değildir sözüm iftihar Teselliye mader için bir medar Bu üslup ile maksadım taziyet O mahzunenin kalbini takviyet Bize kuvvet ihsan buyur ey Kaviyy Bizi yıkmasın hahiş‐i dünyevi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 38] ‐cû : (sonek) arayan, araştıran, arayıcı hak‐gû : Doğru ve hak söyleyen halel : bozukluk, eksiklik medar : sebeb, vesile taazi (taazzi) : Musibet vaktinde" İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun" demek. hahiş: istek, arzu ‐ 39 ‐
Dü alemde muhtacı ihsanınız Hulus üzere münkadı fermanınız Tekrar validesine hitap ile Kalbe kuvvet verir makal sarih Eyle rey‐i sedidini tavzih Zat‐ül Nukateyn İtimat etme va'd‐i Haccaca Ver musırran cevap o leccace De ki : "ibn‐iz Zübeyre ey epter Çık da meydana kerrüfer göster Beni haddin midir senin tehdit Edelim gel de bir hitam‐ı şedit Tilki şir‐i nerr'e şikâr olsun Kim imiş galib aşikâr olsun Ey deni, ey muharrib‐el Kabe Ne zaman vasıl oldun ol kâ'b'a ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 9] hulus : Hâlislik. Saflık. * Samimiyet münkad : İnkiyad eden, boyun eğen, muti olan, itaat eden makal : Söz. Lâkırdı. Kavl. Söyleyiş. musırr : direnen, vaz geçmeyen, sebat eden, sözünden dönmeyen leccac : çekişme, inad etme, ayak direme (düşmanlıkta) kerrüfer : çekilip yeniden saldırma. hodgâm : (Hodkâm) f. Kendi keyfini düşünen. Kendini beğenmiş. muharrib : tahrip eden, yıkan kâ'b : topuk; topuk kemiği, aşık kemiği sedid: Doğru. Yanlış ve yalan olmayan şir‐i nerr : erkek aslan denî : alçak, rezil, soysuz kâ'b : Topuk kemiği; aşık kemiği
‐ 40 ‐
Kâ'be yıkmakla alçalan hazele Sanma çıkmakla yükselir cebele Maddi manevi karabet yok Beyninizde onunla nisbet yok Küleği etmem ol zelile kıyas Mütesavi olurmu taç ve midas İki zıt eylemiş sizi gerdun Sen süreyyasın, ol seradan dun Geçen evkatını teemmül kıl Şeref‐i zatını teemmül kıl Tayyibe'de geldiğin zaman dehre Seni gördükte öyle hoş çehre Hazreti Hakka şükr edib pederin Dedi : "ey rabbi seyid‐el beşerin En büyük atifetlerin bizdedir Bu da bir zi‐hayat mucizedir Aldı peygambere götürdü seni Olarak mübtesim nebiyy seni ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 40] külek : tahta kap sera : toprak,arz hazele : alçaklar, kalleşler, yüzsüzler. midas : pabuç gerdun : dönen, dönücü, Felek teemmül : iyice, etraflıca düşünme evkat : zamanlar, çağlar mübtesim : mütebessim ‐ 41 ‐
Okşayıp dest‐i latifleriyle Ağzını açmış ağazi yar ile Eser etti ol iltifat refi' Eyledi Hakk seni beliğ ve seci' Buldu gittikçe itila şanın Şanına gıpta etti akranın Şan‐ı heftad sale var sinde Nur‐ı Ahmet yüzünde tabında Böyle bir mert Haşimi unvan Hiç o namerdden diler mi eman Göremem bunda ben mela‐i hüsn Göz önünde değil mi hal‐i hüsn Yaşamaktan cihanda zillet ile Ölmek evla değil mi izzet ile Kan içinde yuvarla da tenini Dest‐i Haccac'a verme gerdanını Matlubun bir saadet olmalıdır Ya zafer ya şehadet olmalıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 41] beliğ : fasîh, düzgün söz söyleyen itilâ : yükselme, yücelme heftâd : yetmiş sâle : senelik, yıllık sin : yaş tabende : Işık veren, parlayan ‐ 42 ‐
Olsa bir mader hirasan‐ı dil Bilerek ıstıbarı ne kabil Derki matem gibi görüp düğünü "Bari ölsem de görmesem bu günü" Neki sabbareyim demem öyle Deseler "söyle" söylerim şöyle : "Göreyim de nedir neticei hal Edeyim sonra azm dar‐ı cemal Ya görüp olduğun bu gün mansur Edeyim nasrı Hakkla kesbi sürur Ya görüp olduğun yolunda şehit Olayım fazlı halkla pür‐ümit İtimat etme zalimin sözüne Uymaz ol nakesin sözü özüne Yürü meydana gir Hüseyn gibi Göz kamaştır o nuru ayn gibi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 42] hirâsân : korkan, korkak ıstıbâr : sabretme, katlanma sabbar : çok sabırlı, sabur mansur : yardım edilen, yardım görmüş nâkes : Soysuz, alçak ‐ 43 ‐
Sen de ibn‐i Ebu Turap gibi Kendini göster afitap gibi Bir değil mi Hüseyn ile rahın İki mi bir mi rahı Allahın Ol kabapuş hun‐ı pür ateş Paralamazmı şafak içinde güneş "Yere düştü" diyorsa zahir bin "Göğe çıktı" diyor imamı mübin Ey safabahş‐ı ruh, candır can Ten değildir hakikat‐i insan İbn‐i Zübeyr Ayn‐i re'y‐i rezinin ey mader Dilde etmişti bundan evvel yer Dedim: "elbet budur tariki sevap Ben de Haccaca verdim öyle cevap" Ben senin oğlunum, senin gibiyim Şeref‐i bizeval talibiyim ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 43] Ebu Turap : Hz. Ali afitap : Güneş kabâ : En üste giyilen geniş elbise, kaftan, cübbe ‐pûş : (sonek) Örten, giyen, giyinmiş hun : kan ‐bîn : (sonek) gören, görücü safâbahş : safa veren rezîn : vakarlı, temkinli, ağır, ağırbaşlı. bîzeval : sona ermez ‐44‐
İki mirat‐ı safdır iki dil Bir görünse suver garip değil Pek mühim istifade ettim evet Sözlerin verdi kalbime kuvvet Takviyette bırakmadın noksan Hakk mükafatın eylesin ahsen Oğlunu rahı şana sevk ettin Kalbini neşveyab‐ı şevk ettin Kimde var böyle nüktedan mader Yok nazirin senin, değil ender Oğlun olmakla iftihar ederim Ölemezsem bu yolda ar ederim Gelişimden vedadır maksut Kalacak ruhsuz bu gün bu vücut Muhbirim hatır‐ı eminimdir Bu benim ruz‐ı vapesinimdir Yetmiş üç yıl hayattar oldum Mesleğimde sebatkar oldum ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 44] suver: suretler takviyet : kuvvetlendirmek neşveyab : neşeli, keyifli nazîr : eş, benzer vapesîn : en gerideki, en sondaki
‐45‐
Son demimde yine sebat ederim Geldiğim yolda Rabbe giderim Gideyim valdem, dua eyle Sabır ve teslime itina eyle Zat‐ün Nakateyn Bu imameyne iktida yoludur Allah de git Huda yoludur Cenabı Hakka hitap ile İlahi, Zübeyr oğlunu kıl metin Gelip aldı etrafını zalimîn Zübeyr, beni, halkı incitmedi Hilaf‐ı şeriat yola gitmedi Teabbüd edip zatına ruz ve şeb Rızay‐ı ilahini kıldı talep ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
45] imameyn : iki imam (Burada: Hz. Ali, Hz. Hüseyin) iktida : Uymak, tâbi olmak taabbüd : ibâdet etme, kulluk etme
‐46‐
Ne yazdıysa hakkında kilk‐i kaza Ona hüsn‐i suretle verdim rıza Olur lütfuna mustehak sabirin Beni onlara mülhak et ya muin $ İki mahzun sarıldı birbirine Dedi SABBEREHU NECCEL SABİRİNE "Sen zırhpuş etmişsin ey gazi Bu değil layık‐ı ser‐endazi" Çıkarıp dir'ini o merd‐i ferit Dedi : "Muhtaç olurmu dir'a şehit Zırhın nerde kaldı ? derse dedim Hoş ki gitmek üzere giymiş idim $ Çıktı meydana, aldı tekbirin Durdu merdane, çekti şimşirin Tab'ına etti feyz‐i hak imdad Şu mezamini eyledi irad : ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 46] kilk : Kalem, kamış kalem. zırhpuş : zırh giyinmiş, zırh giyen ser‐endaz : çekinmez, pervasız, korkusuz endaz : (sonek) atan, atıcı dir' : zırh, demirden gömlek. ferit : Tek, eşsiz ‐47‐
Muhalifine hitap ile Sizler gibi kem‐reh değilim, rehrev‐i dinim Bilmezmisiniz ey zaleme ibn‐i Zübeyrim Terk eylemedim mesleğimi, merd‐i metinim Yok nispetim ibn‐i Hakeme ibn‐i Zübeyrim [*] Zat‐ün Nakateyn Oğluna hitap ile Serdeylediğim sözleri üssü‐l‐harekât et Oğlum, bulun âgâh Zinhar udul eyleme sabreyle sebat et Ecrin verir Allah İbn‐iz Zübeyr Muhalifine hitap ile Her suret ile nam‐ı bülent eyledin ihraz Her münkire samsam‐ı bülent eyledin ibraz [*] İbn‐i Hakem Mervanın babasıdır ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 47] rehrev: Yolcu. Yola giden. udul: Yoldan çıkma, dönme, sapma. Vazgeçme. zalem: zâlimler, zulmedenler samsâm : keskin kılıç ‐48‐
Şayesteyiz olsak iki alemde serefraz Kılmış bizi Hak kurb‐ı nübüvvet ile mümtaz ( İlerler ) Zatün Nakateyn Oğluna hitap ile Şahane yürürsün yürü ey mefhar‐ı merdan Mert istedi meydan Bir şan da bu suratle kazan var iken imkân Aşık sana bin şan İbn‐iz Zübeyr Kendi kendine Bir büyük kalbe malik etmiş Hak En büyük lutfudur denilse ehak Meyl‐i ciddisi hep maaliye Aşıkım ben bu hass‐ı âliye ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 48] şâyeste : yakışır, yaraşır; uygun serefrâz : başı dik, üstün mümtaz : imtiyazlı, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş ehak : en hak, daha gerçek ‐49‐
Çünkü Allahımın vediasıdır Pertevi kudret bediasıdır Ben o pertevle rah‐bin oldum Vasılı menzil‐i yakin oldum Biniş ashabına odur hadi Nur bir, gerçi bir değil vadi Heyecan ile Böyle bir kalb‐i ruşen‐i maye Meyl eder mi kulub‐ı muzlimeye Uyamam hükmü geçse dünyaya Mustafa var iken Müseylime'ye Muhalifine Hitap suretiyle Bari er olsa gördüğüm ecsam Şahsı insan eder mi bir kuru nam Sade bir cism sert var, can yok Koca bir orduda bir insan yok Ben ki insanım eylesem de ziyan Bu edaniden etmem istiman ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 49] vedia : emanet bedia : nâdide ve güzel bîniş : görüş, görme kabiliyeti nevvar : nurlu, aydınlık. muzlim : karanlık. bilinmeyen, şüpheli serd : soğuk edânî : en alçak, pek bayağı istîmân : aman dileme
‐50‐
Şir‐i ner bimecal kalsa yine Giremez rubhun himayesine Ederim kavli evveli tekrar Kavli evvelde eylerim ısrar : "Ben Zübeyr oğluyum, aman dilemem Öyle alçakça şeyler bilemem Ölürüm şan ile zamanında Yaşamam alçağın amanında ( Kahramanane gezinir ) Bir sada çıktı kalb‐i düşmandan Dedi : "Ey Şamiyan‐ı şir‐efgen Size Haccac der mi : "vurmayınız" Vurunuz eblehane durmayınız Dinledik bi‐meal sözlerini Şunu söyletmeyin, kesin serini Güler adam bu tavrı bi‐sebebe Sanki dünyaya eylemiş galebe ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 50] şir‐i ner: erkek aslan efgen: (sonek) yıkıcı, devirici, düşürücü rubh : Deve yavrusu ‐51‐
Sanki mülkü zemin bunun olmuş Sıyt‐ı fethiyle asuman dolmuş Askerinden geçilmiyor yerde Gökte nam‐ı bülendi ezberde Bu kim ? ibn‐iz Zübeyr tenharev Aferin ey sipahsız husrev Bulunaydı yanında neferi Derdik "İşte alamet‐i zaferi" O da yok, bir tuhaf meliktir bu Allah Allah ne sadeliktir bu" $ Ederek ref'i savt Abdullah Dedi : "Ey Şamiyan‐ı ruy‐i siyah Beni rabb‐i muhitimin avni Eyledi razdan "vahşevni" [*] Haşyetim vardır ancak ol şahtan Havfım olmaz sipah‐ı gümrahtan [*] ‫ﻓَﻠَﺎ‬ ْ‫ﺸﻮْ ُهﻢ‬
َ ْ‫ َﺗﺨ‬ ِ‫ﺸﻮْن‬
َ ْ‫وَاﺧ‬ : Ve la tahşevhüm (en‐nase) vahşevni ("onlardan (insanlardan) korkmayın benden korkun") ayet meali) Maide ‐ 3 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 51] sıyt : iyi şöhret tenharev : yalnız giden. sipah : asker, ordu husrev : hükümdar, padişah haşyet : korku ve dehşet ‐52‐
Kaldı zahirde bi‐muin ama Kalbin ikdâr edince avn‐ı Huda Oldu bir muktedir Zübeyr oğlu İşte bir ordu, bir Zübeyr oğlu Vakt olur bir dile hezar ordu Veremez bin çalışsa bir korku Böyle bir hısn‐ı manevidir dil Arşı Rahman kadar kavidir dil Derseniz : "Biz seni eder de esir O kavi kalbi eyleriz tahkir Onu bin parça eylemek de kolay Bir kılıç pare pare eyledi say" Derim: "Efkarımız mubayindir Ruhu tahkir gayri mümkündür Pertev‐i mihr‐i lemyezeldir ruh Pertev olsun mu tığ ile mecruh Kalp ile ruhu bir bilir örfa Bunu siz bilmiyorsanız hayfa ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 52] ikdâr : kudretlendirme, gücünü arttırma muktedir : iktidarlı, gücU yeten mübayin : farklı, başka türlü, zıddı, aksi hısn: kale, hisar. mihr : güneş lemyezel : yok olmaz, zeval bulmaz
‐53‐
Sanmayın ruhlar müsavidir Dediğim ruh ruh‐ı ulvidir Ruh‐ı ulvi ki nur‐ı hazrettir İbda‐ı mücizat‐ı kudrettir Kahr‐ı kahhardan bulurmu reha Ruhi ulviye hasm olan süfeha Biz şerefmend‐i ruh‐i ulviyiz Bize düşmansınız onunçin siz Sevmez ehli ulviyi alçaklar Duydunuz mu salayı alçaklar Ehli gıl işte öyle bifer olur Ehli dil işte böyle berter olur $ Çıkıyorken bu söz dehanından Bir iki tir geçti yanından Yürüdü suyi hasmı namerde Kılıç vurdu yetiştiği ferde ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 53] ibda : Örneği, benzeri olmayan bir şey meydan getirme rehâ : kurtulma, kurtuluş süfeha : Reziller, âdiler şerefmend : şerefli gıl: gizli kin ve düşmanlık, gizli düşmanlık bi‐fer : fersiz berter : daha yüksek, daha üstte sûz : yanma, tutuşma, dert, ıztırap, acı ‐54‐
Söz dilirane, öz emirane Çehre pirane, zehre şirane Bi müdârâ mukavim‐i bi pak Bi muhâbâ muhacim‐i çalak Can değil tende, nur‐i mühr‐i celal Kan değil yürekte, ateş‐i seyyal Harik adet bu erde barizdir Harikulade bir mübarizdir Önüne bir sürü aduv kattı Pişi tığında bir çoğu yattı Harem'e [*] girdi bir güruh‐ı diğer Etti ibn‐iz Zübeyr o semte güzer Gayret etmişti savletin teşdit Kahrile kıldı cümlesin teb'it O besalet, o şiddeti gayret Verdi ibtal‐i düşmana hayret _______________________________ [*] Harem Kâ'bei Muazzama ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 54] dilir : yürekli, cesur, yiğit zehre : kahramanlık, yiğitlik müdârâ : yüze gülme, dost gibi görünme muhâbâ : korku, ihtiraz, çekingenlik çâlâk : çevik, eline ayağına çabuk gürûh : kuru kalabalık, sevimsiz topluluk, sürü teb'it : kovma, sürme, uzaklaştırma besalet : Yiğitlik, yararlılık
‐55‐
Dedi: "Ey Rabbi Kâ'be‐i ulya Ne güzel çıktı gördüğüm rü'ya Havl bittikte eylemişti zuhur Bir sürü kanlı yüzlü kelbi akur Onları def'e gayret etmiş idim Sonra Babı Safaya gitmiş idim Beni indinde muhterem kıldın Hadım‐ı mahlas‐ı Harem kıldın Bunca nimetler eyledin ihsan Sana ey lutufkar bin şükran Bize Kur'an "Ölün yolunda" dedi Asıl maksat yolunda ölmek idi Onu da eyle Halikım ruzi O değil mi esas firuzi $ Ederek safvet üzere Beyte nigah Gitti Bab‐ı Safa'ya Abdullah ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 55] havl : güç, kuvvet, takat akur : yaralayan, ısıran, azgın, kuduz [hayvan] rûzî : nasip, kısmet mahlas : halâs olunacak, kurtulacak yer firuz : Said, hurrem, saadetli, uğurlu, muzaffer, mansur nigâh : bakış, bakma ‐56‐
Hatiften bir nida Ey Zübeyr oğlu ‐ Huda şahit ‐ dilin agâhdır Bigüman "La tahsebenn‐Allah" dır [*] Tuhfei ulviye‐i haktır bu agahi sana Alem‐i balada derler merd‐allahi sana Eylemiş ali nazar feyz‐i ulvi din seni Fahr eyle seyr eyliyor alâ‐yi illiyyin seni Muntazırdır ruh‐i azim [*] iltihak ruhuna Ruhi azamdan mededhah ol, sığın sebuhuna İbn‐iz Zübeyr ‐ cezbedar Bir cezbede kevninden ettim güzer Allah Etmekteyim ancak sana doğru sefer Allah ! ___________________ [*] La tahsebenn‐Allah ... Ve lâ tahsebennallâhe ğâfilen ammâ ya'meluz zâlimûn ‫ َوﻟَﺎ‬ ‫ﺴ َﺒﻦﱠ‬
َ ْ‫ َﺗﺤ‬ َ‫اﻟّٰﻠﻪ‬ ‫ﻏَﺎﻓِﻠًﺎ‬ ‫ﻋﻤﱠﺎ‬
َ ُ‫ َﻳﻌْ َﻤﻞ‬ َ‫ اﻟﻈﱠﺎِﻟﻤُﻮن‬Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma [**] Ruh‐i Muhammedi Sallallahu aleyhi ve sellem ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 56] hâtif : sesi işitilip de kendisi görülmeyen, seslenici, çağırıcı dilâgah : Gönül anlar, uyanık kalpli, basiretli, ârif bîgüman : Şüphesiz, doğru. illiyyîn : Cennetin ve gökyüzünün en yüksek tabakası meded‐hâh : medet, yardım isteyen; sığınan kevn : hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat güzer : geçme, geçiş, geçen, geçici
‐57‐
Aşkın ile bir şey mi imiş terk‐i ser Allah Senden gelir ah ne ulvi haber Allah $ Rabt‐ı kalp etti rabb‐i erbaba Çıktı süratle haric‐i bab'a Etti zaten şehadeti istikbal Giydi şahane bir seraseri al Olarak haiz hubur‐ı vefir Şamiyan birden aldılar tekbir Bang‐ı tekbiri duydu ibn‐i Ömer [*] Dedi : "Elhak garib hükm‐i kader Dehre geldikte meymenetle bu zat Olarak pür meserret ehl‐i sebat Alıp ihlası tam ile tekbir Eylemişlerdi Hakka şükrü kesir ______________________________ [*] Abdullah ibn‐i Ömer hazretleri vukuatın esnai cereyanında Mekkede bulundular. Bitaraf idiler. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 57] erbâb : rabb'in cem'i seraser : f. Baştan başa, bütün hubûr : sevinç vefir(e) : çok, bol, kesir bang : ses, sadâ, haykırma, bir ağızdan alkış meymenet : bereket, saadet, mutluluk, uğurluluk ‐58‐
Güldü onlar bunun hayatıyla Güldü bunlar onun mematıyla Şu garabet gelir mi tabire Bak o tekbire, bak bu tekbire" $ Muhterem başını kesip derhal Nezd‐i Haccaca ettiler isal Secde etti makamı şükranda Ne gezer halisane şükr onda Sanki hami‐i hak imiş kendi Doğrusu : ehl‐i hakla eğlendi Böyle etvara ehl‐i istintac Dese şayeste "secdetel Haccac" Ser‐i maktuu Şam'a gönderdi Arz‐ı hizmet değil mi ya derdi Cesedi astı damen‐i kûha [*] Bunu zeyl etti harb‐i mekruha _________________________________ [*] Cebeli Haccun ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 58] muhterem : Hürmet gören, kıymetli ve şerefli îsâl : vardırma, ulaştırma etvâr : tavırlar, hal ve hareketler, işler, tarzlar istintâc : netice, çıkarma şâyeste : yakışır, yaraşır; uygun maktu : kesik damen‐i kûh : dağın eteği mekruh : iğrenç, nahoş görülen şey
‐59‐
Hükmü gayretle hazreti Esma Onu defnetmek istedi ama Vermedi zalim‐i mühin ruhsat Dedi : "Artık elimdedir fırsat Geliverse bakınca rikkat ona Gönderir bir niyazname bana O zaman belki izin alır benden İlticasız o izni vermem ben Dedi Esma : "Nedir bu kavli sahif Kibri bir paça eylesin tahfif Eylemezse küçüklük etmiş olur Gerçi bin doğru söz işitmiş olur Ben ki ibn‐iz Zübeyri bi perva Eylemiştim şehadete iğra Kaçmak ister miyim o devletten Yoksa korkar mıyım bu savletten Var mı umrumda bir ehemmiyet Ki tekapuya edeyim niyet ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 59] mühin: alçak, hain rikkat : acıma, incelik, yufka yüreklilik sahîf : zayıf, hafif, gevşek, boş tahfif : hafifletme, yükünü azaltma, kolaylaştırma mehîn : hor, hakir, zayıf iğrâ' : rağbetlendirme, hırsını uyandırma, teşvîketme tekâpu : dalkavukluk
‐60‐
Bir sadakat‐güzin‐i sadsale Minnet eyler mi öyle muhtale Sanmasın ilticaya meyl ederim Oğlumun gittiği yola giderim Böyle söz söylenir mi bir kadına Ne denir öyle erkeklik adına O kadar da neden uzanmalıdır Şimdi bari biraz utanmalıdır Bir şehidin vücudu meydanda Defn edilmek değilmiş imkânda Bu nasıl zulüm hayret efzadır O nasıl zalim sitemzâdır Dedi Haccac olunca vakıf hale "Bize Esma'nın ilticası muhal Böyle bir haleti mükedderede Ne metanet bu bir muhadderede Sebebi hilkat‐ı selimesidir Yar‐i garin büyük kerimesidir ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 60] sadsal : Asır, yüzyıl muhtâl : hîleci, dalavereci, dubaracı sitem : zulüm, haksızlık, eziyet ‐za : (sonek) doğuran, yapan, meydana getiren muhaddere: örtülü, müslüman kadın) yâr‐ı gar : (mağara dostu) Hz. Ebûbekir ‐61‐
Leylei pür ziyayı Hicrette Hizmet etmişti nezdi hazrette Futasın eliyle eyleyip dü nim Eylemişti huzuruna takdim Eyleyip lutf ile karin‐i kabul Olarak münbasit demişti Resul : "Sana Cennet sarayı içre Huda Edecektir iki nitak ihda" $ Ne kadar etse zalimane sebat Gelir insana böyle kalbiyat Doğruyu gösterir durur bu delil Yine eyler o fi'line te'vil "Etme böyle" nida‐yı kalbisi Ne olur bozsa hükm‐ü telbisi Ne de dehşetlidir aman onda Oldu Haccac ona sonunda feda ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 61] karîn‐i kabul : kabule hak kazanmış, razı olunmuş münbasit : Yaygın, genişleyen. Keyifli telbis : Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek
‐62‐
Etti en sonra bir saidi şehit [*] Oldu beyninde ihtilal‐i bedit Gece rü'yasına girip der idi : "Sana kim böyle fiili işle dedi Sen beni öyle bi‐sual ve günah Niçin öldürdün ey adüvv‐Allah" Uyanırdı hiras ve lerziş ile Yaşadı altı ay bu verziş ile Hali sıdk ehline muhalif olur Hain elbet böyle haif olur Kimseyi katle bulmadan meydan Cani dar‐ı cezaya oldu revan $ İki gün sonra azm edip mader Oğlunun maslubundan (masleb) etti güzar Mevkiinde görünce maslubu Dedi : "Hasmın bu muydu matlubu [*] Said bin Cubeyr ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 62] bedîd : meşhur; görünür; açık; meydanda. aşikâr hirâs : korku lerziş : titreme, titreyiş verziş : çalışma, işletme hâif : korkan, korkak, ödlek maslûb : salbolunmuş, asılmış, asılarak öldürülmüş güzâr : geçme, geçiş ‐63‐
Buna zulmü sarih denilmez mi Merkebinden bu rakip inmez mi" İşitince bu fıkrayı zalim Dedi : "Esma da oldu pamalim" İltica eylemek demek bu reca İftihar eylesem bununla beca" Hiddetin setr edip göründü halim Na'şı Esmaya eyledi teslim $ Yine Haccaca geldi bir nahvet Etti Esmayı nezdine davet Lakin Esma icabet eylemedi Kesri izze necabet eylemedi Bu iba etti zalimi muğber Gönderip bir müheddidane haber Yine izharı i'tila etti Lakin Esma yine iba etti ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 63] pâmâl (paymal) : Ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş becâ : yerinde, uygun nahvet : kibir, gurur, büyüklenme kesri izze : izzet çokluğu, bolluğu necâbet : soyluluk, soy temizliği îbâ : tiksindirme, tiksindirilme muğber : gücenmiş, hatırı kalmış, küskün müheddid : Korkutan, tehdid eden
‐64‐
Baktı yaklaşmıyor müdaraya Gitti bizzat nezdi Esmaya Haccac Çok yoruldum Tihameye geleli Gelişim oldu hayli velveleli Mekkeyi elde etmekti meram Hüsnü suretle halkı olmadı ram Çaresiz şehri eyledim tazyik İltica ettiler ferik ferik Lakin oğlun inat edip durdu Kendi tığıyla kendini vurdu Ne gam olduysa haiben maktul O mudur yoksa ben miyim mes'ul Zat‐ün nakateyn İptida hak tebeyyün etmeliydi Haklı haksız teayyün etmeliydi Kendini haklı zanneder herkes Bari sen etmesen o zanna heves ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 64] müdârâ : yüze gülme, dost gibi görünme hâiben : mahrum olarak, me'yûs olarak tebeyyün : belli olma, anlaşılma, meydana çıkma teayyün : Belirme, anlaşılma, âşikâr olma ‐65‐
Bize etme inadını isnat Olamaz haklının sebatı inat O sıfat bir büyük meziyettir Çünkü manada galibiyettir Ademiyetle eyleyen galebe Düşse de mesleğinde bin tab'e Olsa da sahvı mahvının sebebi Yine galip odur bi‐hakkı nebi Mezhebimce Hüseyn galiptir Her ne olsa Yezit haiptir Galibiyet midir o nadanlık Dikkat et kimde kaldı insanlık Ne yezit ortada bugün ne Hüseyin Şan Hüseynin, fakat Yezitte şin Bir Hüseyin eyledikte celbi kulup Sadhezaran Yezit olur mağlup Oğluma etme nispeti haybet Sana aittir ol sıfat elbet ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 65] sahv : ayıklık, aklı başında olmak haib : mahrum, ümidsiz nâdân : haddini bilmez, kaba, nobran, ters şin : ayıp, leke, yüz karası sadhezarân : Yüzbinlerce. haybet : mahrum ve me'yûs olma, mahrumluk ‐66‐
Heyecan ile Bakın ey salikan mescit ve deyr İşte Haccac, işte ibn‐iz Zübeyr Hangisinde göründü adamlık Kime şayestedir mukaddemlik Haccac Söyledin kendi halini, sözü kes "Kendini haklı zanneder herkes" Oğluna biat eyledim teklif Ne idi ondaki o reddi anif Sonrada rahm edip dedim : "söz ver Müsterih ol, amanım altına gir" Yüz çevirdi rah‐ı selametten Ben serazadeyim melametten Hasılı : ben bu işte mazurum Çünkü icrayı emre mecburum ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 66] deyr : manastır, kilise mukaddem : önde olan, önden giden anîf : sert, şiddetli ‐67‐
Zat‐ün Nitakeyn Sözü kesmek senin vazifen iken İnhiraf eyledin vazifenden Amir olmaz ise vazife güzin Düşünülsün ! olur mu memurin Ona düşmezdi biat, istiman Serfüru etmemek düşerdi heman İşte ‐ gördüğüm ‐ bir vazifeşinas Nefsine etme azm‐i kıyas Ona rahm etme, kendine rahm et Bir haber var işitmedinse işit: Bize bir gün peygamber agah Dedi : "Ettim Benî Sakıf'e nigah Onda var bir yalancı, bir mühlik Rahı idbara oldular salik" [*] [*] "Resulü Ekrem hazretleri "An fi sekıf kezzab ve mübira"diye bize benî Sakıf'de bir kezzap ile bir mühlik zuhur edeceğini haber vermiş ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 67] serfürû : başeğme, söz dinleme mühlik : helâk eden, öldüren idbâr : talihsizlik, bahtsızlık; düşkünlük, işlerin ters gitmesi mübîr : hunhar. Zâlim. Kan içen. Kan dökücü
‐68‐
Gördük evvelce şahs‐ı kazibi Bilir ol bi‐vefayı erbabı Şahsı mühlik de sensin ey seffak Bunu ben şimdi etmedim idrak Gelmeden sen teferrüs etmiş idim Sakafi olduğun işitmiş idim Ey neguhide zalim sakafi Geçti zulmün mezalim‐i selefi Zulmü mahveder celalet‐i Hakk Hakkı meydana kor adalet‐i Hakk Kemali heyecan haletinde Cenabı Hakka hitap ile Dilersin, görürsün, bilirsin İlahi Zaifin henüz etmiyor dad‐hahı _________________________________ idi. Kezzabı gördük. ( Bununla Muhtar es‐
sakafi'yi murat etmişlerdir ki mumaileyh ibn‐
iz Zübeyr ammalinden olduğu halde müşarileyh mekr ve isyan eylemiştir). "Mühlik dahi sensin" cevabını verdi. Bu hadisi şerif sahihtir. İmam Müslim onu sahihinde zikretmiştir. ( mübir ) ihlak manasına (ebere) den ism‐i faildir. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ 68] seffak : Kan döken, kan dökücü. teferrüs : sezme, anlar gibi olma negûhîde : kötü, çirkin. celâlet : Ululuk, büyüklük, yücelik dâd‐hâh : hak, adalet isteyen, şikâyetçi ihlâk : helak etme, öldürme, öldürülme, yok etme ‐69‐
Sen ihsan buyurdun bana akl ve dini Bu akl‐ı selimi, bu din‐i mübini Bu ömr‐ü medidi, bu kalb‐i metini Bu kavl‐i sedidi bu re'y‐i rezini Bıraktırma Esma'ya ol şahrahı Bu cah‐ı celil‐i risaletpenahı $ İşiten "ah !" derdi sözlerini Gören "Allah !" derdi gözlerini Bir celaletle etmişti zuhur İkisinden birer ilahi nur Sanki efkârı mahz‐ı nur olmuş İki çeşm‐i münirine dolmuş O iki gözde çok hakayık var Nice söylenmedik dakaik var ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ‐69‐ mübîn : açık, besbelli medid : çok uzun süren sedîd : doğru, hak rezîn : sağlam şâhrah : büyük cadde, ana cadde cah : makam, mansıb, kadr, itibar celil : azîm, mertebesi yüksek mahz : hâlis, katkısız, sâde; tam; ta kendisi, aslı celâlet : ululuk, büyüklük, yücelik münîr : nurlandıran, ışık veren, parlak hakayık : gerçekler, hakikatler dakaik : İncelikler, çok dikkat isteyen incelikler
‐70‐
O iki nazra‐i kaza tesir Kalbi Haccacı eyledi tağyir Zulmü belki dağdar etti Yıldırım sanki taşa kar etti Çehresin müznibane ekşitti Bi tekellüm kıyam edip gitti Müstebidane verdi şehre nizam Sonra leşkerle oldu azmı Şam $ Az zaman sonra hazreti Esma Etti nur içinde azmı sema +‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐+ | Hitam | +‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐‐+ Fi 11 Nisan sene 306 ‐‐ Sultan Selim ‐70‐ nazra: (Bir tek) bakış tağyir : Değiştirme, başkalaştırma dağdar : Pek acıklı, üzüntülü müznib : günah, suç işleyen; suçlu müstebidd : hükmü altındakilere söz hakkı vermeyen
Download

Muallim Naci