2015 YILI MEZİTLİ MÜFTÜLÜĞÜ
CAMİLERDE AYET VE MEALİ OKUMA PROJESİ KAPSAMINDA HAZIRLANAN
ŞUBAT AYI GÜNLÜK AYET VE MEALLERİ
‫قُلْ أَتُ َحآجُّ ونَنَا فِي ه‬
}931/‫ّللاِ َوهُ َو َربُّنَا َو َربُّ ُك ْم َولَنَا أَ ْع َمالُنَا َولَ ُك ْم أَ ْع َمالُ ُك ْم َونَحْ ُن لَهُ ُم ْخلِصُونَ {البقرة‬
2
1
2
139. De ki: Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz olduğu halde, O'nun
hakkında bizimle tartışmaya mı girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin
yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız.
ْ ُ‫َو َك َذلِكَ َج َع ْلنَا ُك ْم أُ َّمةً َو َسطًا لِّتَ ُكون‬
‫اس َويَ ُكونَ ال َّرسُو ُل َعلَ ْي ُك ْم َش ِهيدًا َو َما َج َع ْلنَا ْالقِ ْبلَةَ الَّتِي‬
ِ َّ‫وا ُشهَدَاء َعلَى الن‬
‫يرةً إِالَّ َعلَى الَّ ِذينَ هَدَى ه‬
ْ ‫ُول ِم َّمن يَنقَلِبُ َعلَى َعقِبَ ْي ِه َوإِن َكان‬
َ‫ّللاُ َو َما َكان‬
َ ِ‫َت لَ َكب‬
َ ‫ُكنتَ َعلَ ْيهَا إِالَّ لِنَ ْعلَ َم َمن يَتَّبِ ُع ال َّرس‬
‫ُضي َع إِي َمانَ ُك ْم إِ َّن ه‬
‫ه‬
ٌ ‫اس لَ َر ُؤ‬
}943/‫َّحي ٌم {البقرة‬
ِ ‫وف ر‬
ِ ‫ّللاُ لِي‬
ِ َّ‫ّللاَ بِالن‬
143. İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için
sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e
uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın
hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi
edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.
Rivayete göre kıyamette milletler peygamberlerinin tebliğatını inkâr ederler. Allah peygamberlerden tebliğ ettiklerine dair delil ister.
Bunun üzerine ümmet-i Muhammed getirilir ve onlar buna şehadet ederler. Onlara «Siz bunu nereden öğrendiniz?» diye sorulur. Onlar da
«Kur’an’dan ve Resûlullah’tan öğrendik» derler. Nihayet Resûlullah getirilir ve o da buna şahitlik eder.
145. Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen
yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin.
Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların
arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.
ْ ُ‫ت أَ ْينَ َما تَ ُكون‬
ْ ُ‫َولِ ُكلٍّ ِوجْ هَةٌ هُ َو ُم َولِّيهَا فَا ْستَبِق‬
‫ّللاُ َج ِميعًا إِ َّن ه‬
‫ت بِ ُك ُم ه‬
‫ّللاَ َعلَى ُكلِّ َش ْي ٍء قَ ِدي ٌر‬
ِ ْ‫وا يَأ‬
ِ ‫وا ْالخَ ي َْرا‬
}941/‫{البقرة‬
4
3
ْ ‫َاب بِ ُكلِّ آيَ ٍة َّما تَبِع‬
ْ ُ‫َولَئِ ْن أَتَيْتَ الَّ ِذينَ أُوْ ت‬
ٍ ْ
ُ ‫ُوا قِ ْبلَتَكَ َو َما أَنتَ بِتَابِ ٍع قِ ْبلَتَهُ ْم َو َما بَ ْع‬
َ ‫وا ْال ِكت‬
ٍ ‫ضهُم بِتَابِ ٍع قِ ْبلَةَ بَع‬
ْ َ‫َولَئِ ِن اتَّبَعْتَ أَ ْه َواءهُم ِّمن بَ ْع ِد َما َجاءكَ ِمن‬
}941/‫ال ِع ْل ِم إِنَّكَ إِ َذاً لَّ ِمنَ الظَّالِ ِمينَ {البقرة‬
5
148. Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde
yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah
her şeye kadirdir.
ْ ُ‫َاب َو ْال ِح ْك َمةَ َويُ َعلِّ ُم ُكم َّما لَ ْم تَ ُكون‬
َ‫وا تَ ْعلَ ُمون‬
َ ‫َك َما أَرْ َس ْلنَا فِي ُك ْم َرسُوالً ِّمن ُك ْم يَ ْتلُو َعلَ ْي ُك ْم آيَاتِنَا َويُزَ ِّكي ُك ْم َويُ َعلِّ ُم ُك ُم ْال ِكت‬
}919/‫{البقرة‬
151. Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran,
size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.
1
16
ْ ‫فَ ْاذ ُكرُونِي أَ ْذ ُكرْ ُك ْم َوا ْش ُكر‬
}911/‫ُون {البقرة‬
ِ ‫ُوا لِي َوالَ تَ ْكفُر‬
152. Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın
bana nankörlük etmeyin!
17
ْ ُ‫وا ا ْستَ ِعين‬
ْ ُ‫يَا أَيُّهَا الَّ ِذينَ آ َمن‬
‫صالَ ِة إِ َّن ه‬
}913/‫ّللاَ َم َع الصَّابِ ِرينَ {البقرة‬
َّ ‫صب ِْر َوال‬
َّ ‫وا بِال‬
153. Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah
muhakkak sabredenlerle beraberdir.
Sabır ile namaz, nefsin kötü arzularına karşı en büyük silahtır.
154. Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin
siz anlayamazsınız.
ْ ِ َ‫َولَنَ ْبلُ َونَّ ُك ْم بِ َش ْي ٍء ِّمنَ ْالخ‬
َ‫ت َوبَ ِّش ِر الصَّابِ ِرين‬
ِ ‫س َوالثَّ َم َرا‬
ِ ‫ص ِّمنَ األَ َم َو‬
ِ ُ‫ال َواألنف‬
ٍ ‫ُوع َونَ ْق‬
ِ ‫وف َوالج‬
}911/‫{البقرة‬
19
18
ْ ُ‫َوالَ تَقُول‬
‫بيل ه‬
ٌ ‫ّللاِ أَ ْم َو‬
}914/‫ات بَلْ أَحْ يَاء َولَ ِكن الَّ تَ ْش ُعرُونَ {البقرة‬
ِ ‫وا لِ َم ْن يُ ْقتَ ُل فِي َس‬
20
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden
biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!
‫صفَا َو ْال َمرْ َوةَ ِمن َش َعآئِ ِر ه‬
‫َاح َعلَ ْي ِه أَن يَطَّوَّفَ بِ ِه َما َو َمن تَطَ َّو َع خَ ْيرًا‬
َّ ‫إِ َّن ال‬
َ ‫ّللاِ فَ َم ْن َح َّج ْالبَيْتَ أَ ِو ا ْعتَ َم َر فَالَ ُجن‬
‫فَإ ِ َّن ه‬
}911/‫ّللاَ َشا ِك ٌر َعلِي ٌم {البقرة‬
158. Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim
Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah
yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve
(yapılanı) hakkıyla bilir.
Safa ile Merve, Kâbe’nin doğu tarafında iki tepenin adıdır. Hâcer validemiz Hz. İsmail için su ararken bu iki tepe arasında yedi defa
koşmuştur. Bugün hac ve umre için Beytullah’ı ziyaret ve tavaf edenler, aynı zamanda Safa ile Merve arasında sa’yederler. Âyette, iki tepe
arasında sa’yetmekte (gelip gitmekte) günah yoktur, denilmiştir. Çünkü cahiliye devrinde her iki tepede de birer put vardı. Her ne kadar İslâm bu
putları kaldırmışsa da bazı kimselerin içinde bir şüphe kaldı. İşte 158. âyetle bu şüphe tamamen giderilmiş oldu.
22
21
ْ َ‫إِ َّن الَّ ِذينَ يَ ْكتُ ُمونَ َما أ‬
‫ك يَل َعنُهُ ُم ه‬
‫ّللاُ َويَ ْل َعنُهُ ُم‬
َ ِ‫ب أُولَئ‬
ِ ‫اس فِي ْال ِكتَا‬
ِ ‫نزَلنَا ِمنَ ْالبَيِّنَا‬
ِ َّ‫ت َو ْالهُدَى ِمن بَ ْع ِد َما بَيَّنَّاهُ لِلن‬
َّ
}911/‫الال ِعنُونَ {البقرة‬
159. İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık
göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet
ediciler lânet eder.
‫إِ َّن الَّ ِذينَ َكفَرُوا َو َماتُوا َوهُ ْم ُكفَّا ٌر أُولَئِكَ َعلَ ْي ِه ْم لَ ْعنَةُ ه‬
}969/‫اس أَجْ َم ِعينَ {البقرة‬
ِ َّ‫ّللاِ َو ْال َمآلئِ َك ِة َوالن‬
161. (Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın,
meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir.
2
}963/‫َّحي ُم {البقرة‬
ِ ‫اح ٌد الَّ إِلَهَ إِالَّ هُ َو الرَّحْ َم ُن الر‬
ِ ‫َوإِلَهُ ُك ْم إِلَهٌ َو‬
6
163. İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir.
Bundan önceki âyetlerde Allah’a ve O’nun gönderdiği dine karşı nankörlük edenlerin nasıl kötü bir âkıbete sürüklendikleri, onların
ebediyen kötülenecekleri anlatılmıştır. Bundan sonraki âyetlerde ise, her insanda en büyük ilâhî nimet olan aklı herkesin yerli yerince kullanması,
etrafına dikkat ve ibretle bakması için kâinat olaylarına temas edilmiştir. Zira hakkıyla düşünen, etrafına ibretle bakan kimse, mutlaka Allah’ı
bulur ve O’na inanır.
7
ْ ‫ض َو‬
‫اس َو َما‬
َ َّ ‫ار َو ْالفُ ْل ِك الَّتِي تَجْ ِري فِي ْالبَحْ ِر بِ َما يَنفَ ُع الن‬
ِ َ‫اختِال‬
ِ ‫اوا‬
َ ‫ق ال َّس َم‬
ِ ‫إِ َّن فِي خَ ْل‬
ِ َ‫ف اللَّي ِْل َوالنَّه‬
ِ ْ‫ت َواألَر‬
‫أَنزَ َل ه‬
َّ َ‫ض بَ ْع َد َموْ تِهَا َوب‬
‫ب‬
َ ْ‫ّللاُ ِمنَ ال َّس َماء ِمن َّماء فَأَحْ يَا بِ ِه األر‬
ِ ‫اح َوال َّس َحا‬
ِ ‫ث فِيهَا ِمن ُكلِّ َدآبَّ ٍة َوتَصْ ِر‬
ِ َ‫يف الرِّ ي‬
}964/‫ت لِّقَوْ ٍم يَ ْعقِلُونَ {البقرة‬
ٍ ‫ض آليَا‬
ِ ْ‫ْال ُم َس ِّخ ِر بَ ْينَ ال َّس َماء َواألَر‬
164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden
gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden
gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda,
yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır
bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve
birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır.
10
9
8
ْ ‫وا أَ َش ُّد ُحبهًا ِّ هِّلِ َولَوْ يَ َرى الَّ ِذينَ َُلَ ُم‬
ْ ُ‫ّللاِ َوالَّ ِذينَ آ َمن‬
‫ّللاِ أَندَاداً ي ُِحبُّونَهُ ْم َكحُبِّ ه‬
‫ون ه‬
‫وا إِ ْذ‬
ِ ‫اس َمن يَتَّ ِخ ُذ ِمن ُد‬
ِ َّ ‫َو ِمنَ الن‬
‫اب أَ َّن ْالقُ َّوةَ ِ هِّلِ َج ِميعا ً َوأَ َّن ه‬
}961/‫ب {البقرة‬
َ ‫يَ َروْ نَ ْال َع َذ‬
ِ ‫ّللاَ َش ِدي ُد ْال َع َذا‬
165. İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları
Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden)
çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün
kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden
anlayabilselerdi.
ْ ‫ُوا لَوْ أَ َّن لَنَا َك َّرةً فَنَتَبَرَّأَ ِم ْنهُ ْم َك َما تَبَ َّر ُؤ‬
ْ ‫ال الَّ ِذينَ اتَّبَع‬
‫وا ِمنَّا َك َذلِكَ ي ُِري ِه ُم ه‬
‫ت َعلَ ْي ِه ْم َو َما هُم‬
ٍ ‫ّللاُ أَ ْع َمالَهُ ْم َح َس َرا‬
َ َ‫َوق‬
}961/‫ار {البقرة‬
ِ َّ‫ار ِجينَ ِمنَ الن‬
ِ َ‫بِخ‬
167. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz
mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan
uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak
gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.
ْ ‫ض َحالَالً طَيِّبا ً َوالَ تَتَّبِع‬
ْ ُ‫يَا أَيُّهَا النَّاسُ ُكل‬
ٌ ِ‫ان إِنَّهُ لَ ُك ْم َع ُد ٌّو ُّمب‬
‫ين‬
ِ ‫ُوا ُخطُ َوا‬
ِ َ‫ت ال َّش ْيط‬
ِ ْ‫وا ِم َّما فِي األَر‬
ْ ُ‫} إِنَّ َما يَأْ ُم ُر ُك ْم بِالسُّو ِء َو ْالفَحْ َشاء َوأَن تَقُول‬961/‫{البقرة‬
‫وا َعلَى ه‬
}961/‫ّللاِ َما الَ تَ ْعلَ ُمونَ {البقرة‬
168. Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın
peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır. 169. O size ancak kötülüğü,
çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
Şeytan, insanın içinde bulunan kötü düşünce ve arzuları körükler, insan nefsine kötülüğü sevdirir. Bu sebeple insanın kötülük yapmasını
kolaylaştırır. O yüzden Hz. Ebubekir: «Büyük adam, nefsinin isteklerine uymayan kimsedir» demiştir.
3
24
23
ْ ُ‫ّللاُ قَال‬
‫يل لَهُ ُم اتَّبِعُوا َما أَنزَ َل ه‬
َ‫وا بَلْ نَتَّبِ ُع َما أَ ْلفَ ْينَا َعلَ ْي ِه آبَاءنَا أَ َولَوْ َكانَ آبَا ُؤهُ ْم الَ يَ ْعقِلُونَ َشيْئا ً َوال‬
َ ِ‫َوإِ َذا ق‬
}911/‫يَ ْهتَ ُدونَ {البقرة‬
170. Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «Hayır!
Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir şey
anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
ْ ‫َو َمثَ ُل الَّ ِذينَ َكفَر‬
ُ ‫ُوا َك َمثَ ِل الَّ ِذي يَ ْن ِع‬
}919/‫ص ٌّم بُ ْك ٌم ُع ْم ٌي فَهُ ْم الَ يَ ْعقِلُونَ {البقرة‬
ُ ‫ق بِ َما الَ يَ ْس َم ُع إِالَّ ُدعَاء َونِدَاء‬
171. (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp
çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve
körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.
170-171. âyetlerde insanların körükörüne eskiye bağlanmaları, yeni ortaya konmuş fikirlere kulak vermemeleri kötülenmiş, bu konuda
doğru olanın, akılcı olarak hareket edilmesi olduğu söylenmiştir.
Zemahşerî’ye göre âyetin meâli şöyledir: Kâfirleri doğru yola çağıran davetçinin (Peygamber’in) durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey
işitmeyenlere seslenen çobanın durumu gibidir.
26
25
ْ ‫ت َما َرزَ ْقنَا ُك ْم َوا ْش ُكر‬
ْ ُ‫وا ُكل‬
ْ ُ‫يَا أَيُّهَا الَّ ِذينَ آ َمن‬
}911/‫ُوا ِ هِّلِ إِن ُكنتُ ْم إِيَّاهُ تَ ْعبُ ُدونَ {البقرة‬
ِ ‫وا ِمن طَيِّبَا‬
172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz
yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.
‫ير َو َما أُ ِه َّل بِ ِه لِ َغي ِْر ه‬
‫اٍ َوالَ عَا ٍد فَال إِ ْْ َم َعلَ ْي ِه‬
ِ ‫نز‬
ِ ‫إِنَّ َما َح َّر َم َعلَ ْي ُك ُم ْال َم ْيتَةَ َوال َّد َم َولَحْ َم ْال ِخ‬
ٍ َ‫ّللاِ فَ َم ِن اضْ طُ َّر َغ ْي َر ب‬
‫إِ َّن ه‬
}913/‫ّللاَ َغفُو ٌر َّر ِحي ٌم {البقرة‬
173. Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına
kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına
saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah
çokça bağışlayan çokça esirgeyendir
İslâm’da zorluk yoktur. Zaruretler mahzurları ortadan kaldırır. Bir kimse elinde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir
işi işlemek zorunda kalırsa, haddi aşmamak ve o şeyi devamlı helâl saymamak şartıyla zaruret miktarınca yiyebilir. Bu durumda dinen günah
işlemiş sayılmaz.
27
‫إِ َّن الَّ ِذينَ يَ ْكتُ ُمونَ َما أَنزَ َل ه‬
َ‫ار َوال‬
َ َّ‫ب َويَ ْشتَرُونَ بِ ِه َْ َمنًا قَلِيالً أُولَئِكَ َما يَأْ ُكلُونَ فِي بُطُونِ ِه ْم إِالَّ الن‬
ِ ‫ّللاُ ِمنَ ْال ِكتَا‬
‫يُ َكلِّ ُمهُ ُم ه‬
}914/‫ّللاُ يَوْ َم ْالقِيَا َم ِة َوالَ يُ َز ِّكي ِه ْم َولَهُ ْم َع َذابٌ أَلِي ٌم {البقرة‬
174. Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (âhir zaman Peygamberinin vasıflarını)
gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına
doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle
konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.
Yahudi hahamları Peygamberimizin Tevrat’ta zikredilen vasıflarını gizlediler ve yaptıkları bu kötü iş için de maddi karşılık aldılar.
Âyette bunun ne kötü bir davranış olduğu anlatılmaktadır.
4
12
11
ْ ُّ‫ْس ْالبِ َّر أَن تُ َول‬
‫ب َولَ ِك َّن ْالبِ َّر َم ْن آ َمنَ بِ ه‬
‫اِّلِ َو ْاليَوْ ِم اآل ِخ ِر َو ْال َمآلئِ َك ِة‬
َ ‫لَّي‬
ِ ‫ق َو ْال َم ْغ ِر‬
ِ ‫وا ُوجُوهَ ُك ْم قِبَ َل ْال َم ْش ِر‬
‫ب‬
َّ ‫ال َعلَى ُحبِّ ِه َذ ِوي ْالقُرْ بَى َو ْاليَتَا َمى َو ْال َم َسا ِكينَ َوا ْبنَ ال‬
َ ‫ب َوالنَّبِيِّينَ َوآتَى ْال َم‬
ِ ‫يل َوالسَّآئِلِينَ َوفِي الرِّ قَا‬
ِ ‫َو ْال ِكتَا‬
ِ ِ ‫سب‬
ْ
ْ ‫َوأَقَا َم الصَّالةَ َوآتَى ال َّز َكاةَ َو ْال ُموفُونَ بِ َع ْه ِد ِه ْم إِ َذا عَاهَ ُد‬
َّ ‫وا َوالصَّابِ ِرينَ فِي ْالبَأْ َساء وال‬
َ‫س أُولَئِك‬
ِ ‫ضرَّاء َو ِحينَ ْالبَأ‬
}911/‫ص َدقُوا َوأُولَئِكَ هُ ُم ْال ُمتَّقُونَ {البقرة‬
َ َ‫الَّ ِذين‬
177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o
kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere
inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,
dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma
yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder.
İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!
ْ ُ‫يَا أَيُّهَا الَّ ِذينَ آ َمن‬
ُ‫صاصُ فِي ْالقَ ْتلَى ْالحُرُّ بِ ْالحُرِّ َو ْال َع ْب ُد بِ ْال َع ْب ِد َواألُنثَى بِاألُنثَى فَ َم ْن ُعفِ َي لَه‬
َ ِ‫ب َعلَ ْي ُك ُم ْالق‬
َ ِ‫وا ُكت‬
ٌ ِ‫ان َذلِكَ ت َْخف‬
ٌ ‫ِم ْن أَ ِخي ِه َش ْي ٌء فَاتِّبَا‬
ُ‫يف ِّمن َّربِّ ُك ْم َو َرحْ َمةٌ فَ َم ِن ا ْعتَدَى بَ ْع َد َذلِكَ فَلَه‬
ِ ‫ع بِ ْال َم ْعر‬
ٍ ‫ُوف َوأَدَاء إِلَ ْي ِه بِإِحْ َس‬
}911/‫َع َذابٌ أَلِي ٌم {البقرة‬
178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye
köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi)
tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona
(gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve
rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap
vardır.
Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri, haksız olarak adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir.
Farklılık, bu suçun önlenmesi için alınması gereken tedbirde kendini göstermektedir. İslâm, suça iten sebepleri azamî ölçüde ortadan kaldırmış,
insanı iman, ibadet ve ahlâk terbiyesi ile olgunlaştırmak için gerekli tedbirleri almış, bütün bunlardan sonra da kısas adıyla «cana kıyanın canına
kıyılır» kaidesini koymuştur. Haksız aflarla bir gün hürriyete kavuşmak ümidi içinde beslenen kimselerin bu hali (hapis cezası) hiç de caydırıcı ve
suçu önleyici bir tedbir değildir. Kısası tazminata (diyete) çevirme hakkı, öldürme suçunun acı neticelerine katlanmakta olan ölü yakınlarına
(velilere) aittir. Başkası bu cezayı bağışlayamaz.
13
}911/‫ب لَ َعلَّ ُك ْم تَتَّقُونَ {البقرة‬
َ ِ‫َولَ ُك ْم فِي ْالق‬
ِ ‫اص َحيَاةٌ يَاْ أُولِ ْي األَ ْلبَا‬
ِ ‫ص‬
179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten
sakınırsınız.
«Kısasta hayat vardır» sözü, gerçekten dikkate değer bir ifadedir. Zira kısas tatbik edilirse bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin
yaşaması sağlanır. Çünkü cezasının ölüm olduğunu bilen kimse, bu suçu işlemeyecektir.
15
14
ْ ُ‫يَا أَيُّهَا الَّ ِذينَ آ َمن‬
}913/‫ب َعلَى الَّ ِذينَ ِمن قَ ْبلِ ُك ْم لَ َعلَّ ُك ْم تَتَّقُونَ {البقرة‬
َ ِ‫ب َعلَ ْي ُك ُم الصِّ يَا ُم َك َما ُكت‬
َ ِ‫وا ُكت‬
183. Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi
size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
ُ
ْ ُ‫ُوا لِي َو ْلي ُْؤ ِمن‬
ْ ‫َان فَ ْليَ ْست َِجيب‬
َ‫وا بِي لَ َعلَّهُ ْم يَرْ ُش ُدون‬
ِ ‫اع إِ َذا َدع‬
ِ ‫َوإِ َذا َسأَلَكَ ِعبَا ِدي َعنِّي فَإِنِّي قَ ِريبٌ أ ِجيبُ َد ْع َوةَ ال َّد‬
}916/‫{البقرة‬
186. Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği
vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime
uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.
Rivayete göre bir bedevî Resûlullah (s.a.)a «Rabbimiz yakın mıdır yoksa uzak mıdır? Yakınsa ona fısıltı şeklinde dua edelim, uzaksa
bağıralım» dedi. Bunun üzerine âyet indi. Allah’ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vadetmiştir.
Gerçek manada iman edip Allah’a kulluk edenlerin duası kabul olunur.
5
28
ْ ُ‫وا بِهَا إِلَى ْال ُح َّك ِام لِتَأْ ُكل‬
ْ ُ‫اط ِل َوتُ ْدل‬
ْ ُ‫َوالَ تَأْ ُكل‬
َ‫ال ْْ ِم َوأَنتُ ْم تَ ْعلَ ُمون‬
ِ َ‫وا أَ ْم َوالَ ُكم بَ ْينَ ُكم بِ ْالب‬
ِ ‫وا فَ ِريقًا ِّم ْن أَ ْم َو‬
ِ ِ‫اس ب‬
ِ َّ‫ال الن‬
}911/‫{البقرة‬
188. Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken,
insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere
(idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.
Bu âyette işaret edilmek istenen mana, daha ziyade rüşvet ve çıkarcılıktır. Binaenaleyh aldatma ve dalavere ile elde edilen bütün
kazançlar haramdır.
29
ْ ُ‫ّللاِ َوالَ تُ ْلق‬
ْ ُ‫َوأَنفِق‬
‫وا بِأ َ ْي ِدي ُك ْم إِلَى التَّ ْهلُ َك ِة َوأَحْ ِسنُ َو ْا إِ َّن ه‬
‫يل ه‬
}911/‫ّللاَ ي ُِحبُّ ْال ُمحْ ِسنِينَ {البقرة‬
ِ ِ‫وا فِي َسب‬
195. Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.
Âyette geçen «ihsan» kelimesi, bir işi tam ve noksansız yapmak, işin hakkını vermek ve dürüst olmak demektir.
Nitekim bir hadiste Resûlullah (s.a.)a «İhsan nedir?» diye sorulmuş. O da: «Allah’a, O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir, her ne kadar sen
O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor» buyurmuştur. Kulluk umumî bir davranıştır. Bu itibarla hadisteki manayı, özellikle ibadete yöneltmek
doğru değildir. Esasen Arapça’da ihsan, işi doğru dürüst yapmaktır. Onun için işinin ehli olana «muhsin» denir. Tercüme bu anlayışa göre
yapılmıştır. Sosyal yardımı ve adaleti de içine alan ihsan ve infakı, «tehlikeyi önleyen bir tedbir» olarak gösteren âyet, adaletin anarşiyi ve ihtilâli
önlediğine de işaret etmektedir.
30
‫ّللاِ َو ه‬
‫ت ه‬
ٌ ‫ّللاُ َر ُؤ‬
}111/‫وف بِ ْال ِعبَا ِد {البقرة‬
َ ْ‫اس َمن يَ ْش ِري نَ ْف َسهُ ا ْبتِغَاء َمر‬
ِ ‫ضا‬
ِ َّ ‫َو ِمنَ الن‬
207. İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini feda eder.
Allah da kullarına şefkatlidir.
İbn Abbas’tan gelen rivayete göre bu âyet Suheyb b. Sinan er-Rumî hakkında inmiştir. Mekke müşrikleri bu zatı yakalamış, dininden
döndürmek için işkence etmişlerdi. Suheyb, Mekkelilere «Ben ihtiyar bir adamım. Malım da var. Sizden veya düşmanlarınızdan olmamın size bir
zararı olmaz, ben bir söz söyledim ondan caymayı iyi görmem, malımı ve eşyamı size verir, dinimi sizden satın alırım» demişti. Onlar buna razı
olmuşlar, Suheyb’i salıvermişlerdi. Oradan kalkıp Medine’ye gelirken bu âyet nazil oldu. Şehre girerken kendisine rastlayan Hz. Ebubekir,
«Alışverişin kârlı olsun yâ Suheyb» demiş, o da «Senin alışverişin de zarar etmesin» cevabını vermiştir.
31
31
ْ ‫وا فِي الس ِّْل ِم َكآفَّةً َوالَ تَتَّبِع‬
ْ ُ‫وا ا ْد ُخل‬
ْ ُ‫يَاأَيُّهَا الَّ ِذينَ آ َمن‬
ٌ ِ‫ان إِنَّهُ لَ ُك ْم َع ُد ٌّو ُّمب‬
‫} فَإِن‬111/‫ين {البقرة‬
ِ ‫ُوا ُخطُ َوا‬
ِ َ‫ت ال َّش ْيط‬
ْ ‫َات فَا ْعلَ ُم‬
‫وا أَ َّن ه‬
ُ ‫زَ لَ ْلتُ ْم ِّمن بَ ْع ِد َما َجاء ْت ُك ُم ْالبَيِّن‬
}111/‫َزي ٌز َح ِكي ٌم {البقرة‬
ِ ‫ّللاَ ع‬
208. Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin.
Çünkü o, apaçık düşmanınızdır. 209. Size apaçık deliller geldikten sonra, yine de
kayarsanız, şunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir.
ْ َ‫وا َوالَّ ِذينَ اتَّق‬
ْ ُ‫ُوا ْال َحيَاةُ ال ُّد ْنيَا َويَسْخَ رُونَ ِمنَ الَّ ِذينَ آ َمن‬
ْ ‫ُزيِّنَ لِلَّ ِذينَ َكفَر‬
‫وا فَوْ قَهُ ْم يَوْ َم ْالقِيَا َم ِة َو ه‬
ُ ‫ّللاُ يَرْ ُز‬
‫ق َمن‬
}191/‫ب {البقرة‬
ٍ ‫يَ َشاء بِ َغي ِْر ِح َسا‬
212. Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile
alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların
üstündedir. Allah dilediğine hesapsız lutufta bulunur.
Ebu Cehil ve arkadaşları, fakir müminler ile alay ettiler, bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Hayat gerçeğini sadece dünya malı ile
değerlendiren kâfirler için dünya malı câzip hale getirilmiştir. Onun için bunlar, üstün değerlere değil, geçici dünya malına kıymet vermişler,
sonunda dünya malı onlara hiçbir fayda sağlamamıştır.
http://www.diyanetvakfi.org.tr/meal/Bakara.htm
6
2015 YILI MEZİTLİ MÜFTÜLÜĞÜ CAMİLERDE HADİS VE MEALİ OKUMA PROJESİ
KAPSAMINDA HAZIRLANAN
ŞUBAT AYI GÜNLÜK HADİS VE MEALLERİ
1
‫سلِ َم‬
ْ ‫ « اَ ْل ُم‬:‫سلَّ َم قَا َل‬
َ ْ‫سلِ ُم َمن‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫َن النَّبِ ِّي‬
ِ ‫ عَنْ َع ْب ِد هللاِ ْب ِن َع ْم ٍر َو َر‬... -1
ِ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ َما ع‬
».ُ‫اج ُر َمنْ ه ََج َر َما نَ َهى هللاُ َع ْنه‬
ْ ‫ا ْل ُم‬
َ ِ‫سلِ ُمونَ ِمنْ ل‬
ِ ‫سانِ ِه َويَ ِد ِه َوا ْل ُم َه‬
1. ... Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman
dilinden ve elinden (diğer) Müslümanların selamette kaldığı kimsedir. Muhacir de Allah'ın
yasakladıklarını terk edendir.” (Buharî, İman, 4.)
َ‫َحالَ َوة‬
‫يَ ُعو َد فِي‬
ٌ ُ‫ « ث‬:‫سلَّ َم قَا َل‬
َّ‫الث ِمنْ ُكنَّ فِي ِه َو َج َد بِ ِهن‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫َن النَّبِ ِّي‬
ِ ‫س َر‬
ِ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ ع‬
ٍ َ‫ عَنْ أَن‬... -2
ْ‫ب ا ْل َم ْر َء الَ يُ ِحبُّهُ إالَّ لِلَّل ِه َوأنْ يَ ْك َرهَ أَن‬
َّ ‫س َوا ُه َما َوأنْ يُ ِح‬
َّ ‫أح‬
ُ ‫ان َمنْ َكانَ هللاُ َو َر‬
َ ُ‫سولُه‬
ِ ‫ب إلَ ْي ِه ِم َّما‬
ِ ‫اإل ْي َم‬
».‫ا ْل ُك ْف ِر بَ ْع َد أنْ أ ْنقَزَ هُ هللاُ ِم ْنهُ َك َما يَ ْك َرهُ أنْ يُ ْق َزفَ فِي النَّا ِر‬
2
2. ...Enes İbn Mâlik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Üç özellik vardır;
bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resulünü, (bu ikisinden başka) herkesten
fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra
tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek." (Müslim, İman, 67.)
‫سالَ َم‬
ْ ‫ي ْا ِإل‬
ُّ َ‫سلَّ َم أ‬
ُ ‫سأ َ َل َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫سو َل هللا‬
َ ً‫ض َي هللاُ َع ْن ُه َما اَنَّ َر ُجال‬
ِ ‫ عَنْ َع ْب ِد هللا ْب ِن َع ْم ٍر َر‬... -3
». ْ‫سالَ َم َعلَى َمنْ ع ََرفـْتَ َو َمنْ لَ ْم تَ ْع ِرف‬
َّ ‫َخ ْي ٌر؟ قأ َل « تُ ْط ِع ُم الطَّ َعا َم َوتَ ْق َرأُ ال‬
3
3- .... Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah’a biri, “İslam'ın en hayırlısı
hangisidir?” diye sorunca o şöyle buyurmuştur: “(İnsanlara) yemek yedirmen ve tanıdığına
tanımadığına selam vermendir.” (Buharî, İman, 6.)
ُ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ عَنْ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫سو َل هللا‬
ِ‫سلَّ َم قَا َل « َمنْ َكانَ يُ ْؤ ِمنُ بِاهلل‬
ِ ‫ عَنْ اَبِى ه َُر ْي َرةَ َر‬... -4
‫ض ْيفَهُ َو َمنْ َكانَ يُ ْؤ ِمنُ بِاهللِ َوا ْليَ ْو ِم َاَل ِخ ِر‬
َ ‫ارهُ َو َمنْ َكانَ يُ ْؤ ِمنُ بِاهللِ َوا ْليَ ْو ِم َاَل ِخ ِر فَ ْليُ ْك ِر ْم‬
َ ‫َوا ْليَ ْو ِم َاَل ِخ ِر فَالَ يُ ْؤ ِذ َج‬
». ْ‫س ُكت‬
ْ َ‫فَ ْليَقُ ْل َح ْي ًرا اَ ْو لِي‬
4
4- … Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah'a ve ahiret
gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse
misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”
(Müslim, İman, 75.)
ْ َ‫سلَّ َم قَا َل « ال‬
‫يؤ ِمنُ أَ َح ُد ُك ْم َحتَّى يُ ِح ُّب ألَ ِخي ِه َما‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫َن النَّبِ ِّي‬
ِ ‫س َر‬
ِ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ ع‬
ٍ َ‫ عَنْ آن‬...-5
».‫س ِه‬
ِ ‫يُ ِح ُّب لِنَ ْف‬
5
5. ...Enes (r.a.) 'ten rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, kendiniz
için istediğini kardeşi için de istemedikçe (tam) iman etmiş olmaz.” (Buharı, İman, 7.)
7
‫سلَّ َم يَقُو ُل « َمنْ َرأي‬
ِّ ‫س ِعي ٍد ا ْل ُخ ْد ِر‬
ُ ‫س ِم ْعتُ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫سو َل هللا‬
َ :‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَ َل‬
َ ‫ عَنْ اَبِى‬... -6
ِ ‫ي َر‬
».‫ان‬
ْ َ‫ست َِط ْع فَبِقَ ْلبِه َو َذلِك‬
ْ َ‫سانِ ِه فَإنْ لَ ْم ي‬
ْ َ‫ِم ْن ُك ْم ُم ْن َك ًرا فَ ْليُ َعيِ ْرهُ بِيَ ِد ِه فَإنْ لَ ْم ي‬
َ ِ‫ست َِط ْع فَبِل‬
ِ ‫أض َعفُ اإلي َم‬
6
6. ...Ebu Saîd el-Hııdrî (r.a.), Resulullah (s.a.v.)ı şöyle buyururken işittim dedi: “Kim bir kötülük görürse
onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye
de gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,
78.)
2.Ünite: İbadetle İlgili Hadis Metinleri
‫ت َوإنَّ َما‬
ُ ‫س ِم ْعتُ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫سو َل هللا‬
َ :‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَ َل‬
ِ ‫سلَّ َم يَقُو ُل «إن َّ َمااأل ْع َما ُل بِالنِّيَا‬
ِ ‫ عَنْ ُع َم َر َر‬... -1
‫سولِ ِه َو َمنْ َكانَتْ ِه ْج َرتُهُ لِ ُد ْنيَا‬
ُ ‫لى هللاُ َو َر‬
ُ ‫لى هللاُ َو َر‬
َ ِ‫سولِ ِه فَ ِه ْج َرتُهُ ا‬
َ ِ‫لِ ُك ِّل ا ْم ِرئ َما نَوى فَ َمنْ َكانَتْ ِه ْج َرتُهُ ا‬
».‫َاج َر اِلَ ْي ِه‬
َ ‫أواِ ْم َرأ ٍة يَ ْن ِك ُح َها فَ ِه ْج َرتُهُ اِلَى َما ه‬
ِ ُ‫ي‬
ْ ‫صيبُ َها‬
7
1. ...Hz. Ömer (r.a.)'den rivayet edilmiştir. O, Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim, dedi:
“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne
ise onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı
bir kadına ise onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.” (Buharî, Bed'ü'1-Vahy, 1; Müslim, İmaret, 155.)
:‫س‬
ْ ‫سلَّ َم قَا َل «بُنِ َي ْاإل‬
ُ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ َما أنَّ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫سو َل هللا‬
ِ ‫ عَنْ ا ْب ِن ُع َم َر َر‬...-2
ٍ ‫سالَ ُم َعلَى َخ ْم‬
‫ص ْو ِم‬
َ
َّ ‫ َوإِقَ ِام ال‬،ُ‫سولُه‬
ُ ‫ش َها َد ِة أنْ الَ اِلَهَ َّاال هللاُ َوأنَّ ُم َح َّمدًا َع ْب ُدهُ َو َر‬
َ ‫ َو‬،‫ت‬
ِ ‫ َو َح ِّج ا ْلبَ ْي‬،َ‫ وإِ ْيتَا ِء ال َّز َكاة‬،‫ص َال ِة‬
». َ‫ضان‬
َ ‫َر َم‬
8
2. ...İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş
esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü
olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.”
(Buharî, İman 2; Müslim, İmân, 21.)
‫سلَّ َم يَق ُو ُل «أَ َرأَ ْيتُ ْم لَ ْو أَنَّ نَ ْه ًرا‬
ُ ‫س ِم ْعتُ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَ َل‬
ِ ‫ عَنْ اَبِى ه َُر ْي َرةَ َر‬... -3
».‫َي ٌء‬
َ ‫ب أَ َح ِد ُك ْم يَ ْعت َِس ُل ِم ْنهُ ُك َّل يَ ْو ٍم َخ ْم‬
ٍ ‫س َم َّرا‬
ِ ‫بِبَا‬
ْ ‫ «الَ يَ ْبقَى ِمنْ د ََرنِ ِه ش‬:‫ت َه ْل يَ ْبقَى ِمنْ د ََرنِ ِه ش َْي ٌء؟» قَالُوا‬
».‫س يَ ْم ُحوهللاُ بِ ِهنَّ ا ْل َخطَايَا‬
َّ ‫ «فَ َذلِكَ َمثَ ُل ال‬:‫قَا َل‬
ِ ‫صلَ َوا‬
ِ ‫ت ا ْل َخ ْم‬
9
3. ...Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edilmiştir. O, Resulullah(s.av.)'ın şöyle buyurduğunu işittim, dedi: "Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa
kirinden bir şey kalır mı?" Sahabeler: - "O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz." dediler. Resul-i
Ekrem: - "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder."
buyurdular. (Müslim, Mesâcid, 283.)
10
‫صلَّى‬
ُ ‫س ِم ْعتُ َر‬
َ ‫سلَّ َم يَق ُو ُل « َمن‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَ َل‬
ِ ‫ عَنْ ُع ْث َمنَ ْب ِن َعفَّنَ َر‬...-4
».ُ‫صلَّى الَّ ْي َل ُكلَّه‬
ْ ِ‫ا ْل ِعشَا َءفِى ج ض َما َع ٍة فَ َكأن َّ َما قَا َم ن‬
ُّ ‫صلَّى‬
َ ‫الص ْب َح فِى َج َم َما َع ٍة فَ َكأنَّ َما‬
َ ْ‫صفَ اَللَّ ْي ِل َو َمن‬
4. ...Hz. Osman (r.a.)'dan rivayet edilmiştir. O, Resulullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim, dedi: “Kim
yatsıyı cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur, kim de sabah namazını cemaatle
kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Mesâcid, 260.)
11
».ٌ‫ص َدقَة‬
ُ ‫ قَا َل َر‬:‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل‬
َ ‫ف‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو ُل هللا‬
ٍ ‫سلَّ َم « ُك ُّل َم ْع ُر‬
ِ ‫ عَنْ َجابِ ٍر َر‬... -5
5. ...Câbir (r.a.)'den rivayet edilmiştir. O, Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu söylemiştir; “Her
(meşru ve) güzel iş sadakadır.” (Buharî, Edep, 33.)
8
12
‫أي‬
ُّ ِ‫سو َل هللا‬
ُ ‫سلَّ َم فَقَا َل يَا َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل َجا َء َر ُج ٌل الَى النَّبِ ُّي‬
ِ ‫ عَنْ اَبِى ه َُر ْي َرةَ َر‬... -6
‫ت‬
َ ‫يح‬
َ ‫َص َّد‬
ْ ‫ص َدقَ ِة أَ ْعظَ ُم‬
ٌ ‫ش ِح‬
ٌ ‫ص ِح‬
َّ ‫ال‬
َ َ‫ق َواَ ْنـت‬
َ ‫أج ًرا؟ قَا َل «اَنْ ت‬
ِ ‫يح ت َْحشَى ا ْلفَ ْق َر َوتَأ َّم ُل ال َغنِ َّى َوالَ تُ ْم ِه ْل َحتَّى اِ َذا بَلَ َغ‬
َ
َ
».‫ا ْل ُح ْلقُ َم قُ ْلتُ لِفُ َال ٍن َكذا َولِفُ َال ٍن َكذا َوقَ ْد َكانَ لِفُ َال ٍن‬
6. ...Ebu Hüreyre (r.a)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a,v.)'a bir adam gelerek şöyle
dedi: - Ey Allah'ın elçisi! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür? Hz. Peygamber de şöyle buyurdu: "Sağlığın yerinde olup malına düşkün olduğun, fakirlikten korkup zenginliğe tamah ettiğin
halde verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de “falana şu kadar”, “filana
bu kadar” demeye bırakma. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunun olmuştur.” (Buharî, Zekât, 11;
Müslim, Zekât, 92.)
13
ُ‫س َد االَّ فِى ا ْثنَتَ ْي ِن َر ُج ٌل آتَاه‬
َ ‫سلَّ َم قَا َل « الَ َح‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫َن النَّبِ ِّي‬
ِ ‫ عَنْ ا ْب ِن ُع َم َر َر‬...-٧
ِ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ َما ع‬
».‫يل َوآنَا َء النَّ َها ِر‬
ِ َّ‫هللاُ ا ْلقُ ْرآنَ فَهُ َو يَ ْتلُوهُ آنَا َء ا ْللّ ْي ِل َوآنَا َء النَّ َها ِر َو َر ُج ٌل آتَاهُ هللاُ َماالً فَ ُه َو يُ ْنفِقُهُ آنَا َء الل‬
7. ...İbni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sadece şu iki kimseye
gıpta edilir: Biri Allah'ın kendisine Kur'an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri
Allah'ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz onun yolunda harcayan kimse.” (Buharî, Tevhid,
45; Müslim, Müsafırîn, 266.) 45
3.Ünite: Ahlakla İlgili Hadis Metinleri
14
". ‫ق‬
ُ ‫ عَنْ َمالِ ٍك أنَّهُ اَنَّ َر‬... -1
َ ‫صلَّى هللاِ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
ِ ‫ "بُ ِع ْثتُ ِألتَ ِّم َم ُحسْنَ ْاالَ ْخ َال‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
1. ...Malik'e ulaşan habere göre Allah Resulü (s.a'.v.) şöyle buyurmuştur:
tamamlamak için gönderildim." (Muvatta, Husnü'1-Hulk, 1.)
"Ben güzel ahlakı
15
‫ " ا ْلبِ ُّر‬: ‫سلَّ َم ع َِن ا ْلبِ ِّر َو ْاإل ْث ِم ؟ فَقَا َل‬
ِّ ‫صا ِر‬
ُ ‫سأ ْلتُ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
َ : ‫ي قَا َل‬
َ ‫ان ْاأل ْن‬
َ ‫س ْب ِن‬
ِ ‫س ْم َع‬
ِ ‫ ع َِن النَّ َّوا‬... -2
". ‫اس‬
ُ َّ‫ َو َك ِرهْتَ أنْ يَطَّلِ َع َعلَ ْي ِه الن‬، َ‫ص ْد ِرك‬
َ ‫ق َو ْاإل ْث ُم َما َحاكَ فِي‬
ِ ‫ُحسْنُ ا ْل ُخ ْل‬
2. ...Nevvas b. Sem'an el-Ensârî (r.a.)'den naklen, şöyle demiştir: Allah Resulü (s.a.v.)'ne iyilik ve günah hakkında soru
sordum. O da şöyle buyurdu: "İyilik, güzel ahlaktır. Günah (kötülük) ise vicdanını rahatsız eden ve insanların
bilmelerini istemediğin şeydir." (Müslim, Birr, 14.)
16
َّ ‫صلَّى‬
َّ ‫سو ُل‬
َّ ‫ عَنْ َع ْب ِد‬... -3
َّ‫ َو إن‬. ‫ق يَ ْه ِدي اِلَى ا ْلبِ ِّر‬
َ ‫الص ْد‬
ِّ َّ‫ فَإن‬. ‫ْق‬
ِّ ِ‫ " َعلَ ْي ُك ْم ب‬: ‫سلَّ َم‬
ُ ‫ قَا َل َر‬: ‫هللاِ قَا َل‬
َ ‫هللاُ َعلَ ْي ِه‬
َ ِ‫هللا‬
ِ ‫الصد‬
ْ
َّ‫ فَإن‬. ‫ب‬
ُ ‫ص ُد‬
َ ‫الص ْد‬
ْ َ‫ َو َما يَزَا ُل ال َّر ُج ُل ي‬. ‫ا ْلبِ َّر يَ ْه ِدي اِلَي ا ْل َجن َّ ِة‬
ِّ ‫ق َو يَت ََح َّرى‬
َ ‫ َو اِيَّا ُك ْم َو ا ْل ِكذ‬. ‫صدِّيقًا‬
ِ ‫هللا‬
ْ َّ ‫ق َحتَّى يُ ْكت َُب ِع ْن َد‬
ْ
َّ ‫ب َحتَّى يُ ْكت َُب ِع ْن َد‬
ُ ‫ َو َما يَزَا ُل ال َّر ُج ُل يُ َك ِّذ‬. ‫ور يَ ْه ِدي اِلَى النَّا ِر‬
َ ‫ب َو يَت ََح َّرى ا ْل ِكذ‬
َ ‫ َو إنَّ ا ْلفُ ُج‬. ‫ب يَ ْه ِدي اِلَى ا ْلفُ ُجو ِر‬
َ ‫ا ْل ِك ْذ‬
ِ‫هللا‬
". ‫َكا ِذبًا‬
3. ...Abdullah (r.a.)'tan rivayet edildiğine göre Allah'ın Elçisi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğruluğu elden
bırakmayınız. Çünkü doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söylemeye ve doğruluğu
araştırmaya devam ederse Allah katında en doğru kişi olarak yazılır. Yalandan sakınınız. Çünkü yalan kötülüğe
götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söylemeye ve yalanı araştırmaya devam ederse Allah katında
en yalancı olarak yazılır." (Müslim, Birr, 105.)
17
‫ش ِدي ُد‬
َّ ‫الص ْر َع ِة إن َّ َما ال‬
َّ ‫س ال‬
ُّ ِ‫ش ِدي ُد ب‬
ُ ‫ض َي هللاُ َع ْنهُ أنَّ َر‬
َ ‫ " لَ ْي‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
ِ ‫ عَنْ أبِي ه َُر ْي َرةَ َر‬-4
".‫ب‬
َ ‫الَّ ِذي يَ ْملِ ُك ِع ْن َد ا ْل َغ‬
ِ ‫ض‬
4. ...Ebu Hureyre (r.a.)'den nakledildiğine göre Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Güçlü kimse, güreşte güçlü
olan değil, kızgınlık anında kendisine hâkim olandır." (Buharî, Edep, 76; Müslim, Birr, 107.)
9
18
‫ق َو‬
ٌ ‫ " إنَّ هللاَ َرفِي‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
َ ‫الر ْف‬
ِّ ‫ق يُ ِح ُّب‬
ُ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ أنَّ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو َل هللا‬
ِ ‫ عَنْ َع ْب ِد هللاِ ْب ِن ُم َغف َّ ٍل َر‬-5
".‫ف‬
ِ َ‫يُ ْع ِطي َعلَ ْي ِه َما َال يَ ْع ِطي َعلَى ا ْل ِعن‬
5. ...Abdullah b. Muğaffel (r.a.)'den naklen Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Allah nezaketle
muamele eder, nezaket ve ağırbaşlılığı sever, şiddet ve kabalık karşılığında vermediğini nezaket ve ağırbaşlılık
karşılığında verir." (Ebu Davut, Edep, 10.)
19
‫ت َك َما‬
َ ‫س َد يَأْ ُك ُل ا ْل َح‬
َ ‫س َد فَإنَّ ا ْل َح‬
َ ‫ " إيَّا ُك ْم َو ا ْل َح‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ أنَّ النَّبِ َّي‬
ِ ‫سنَا‬
ِ ‫ عَنْ أبِي ه َُر ْي َرةَ َر‬-6
".‫ب‬
َ َ‫تَأْ ُك ُل النَّا ُر ا ْل َحط‬
6. ...Ebu Hureyre (r.a.)'den naklen Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasetten (kıskançlıktan) sakınınız. Çünkü ateşin
odunu yediği gibi kıskançlık da iyi amelleri yer bitirir." (Ebu Davut, Edep, 44.)
20
‫سيِّئَةَ َو‬
َّ ‫ق هللاَ َح ْيثُ َما ُك ْنتُ َوا ْتبِ ِع ال‬
ُ ‫ قَا َل َر‬: ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ُ‫سو ُل هللا‬
َ ‫ عَنْ أبِي ز َِّر َر‬-7
ِ َّ ‫" اِت‬: ‫سلَّ َم‬
".‫س ٍن‬
َ ‫ق َح‬
َ َّ‫ق الن‬
َ ‫ا ْل َح‬
ٍ ُ‫اس بِ ُخل‬
ِ ِ‫سنَةَ تَ ْم ُح َها َو َخال‬
7. ...Ebu Zer (r.a.)'den naklen şöyle demiştir. Allah Resulü (s.a.v.) bana şöyle dedi: "Nerede olursan ol, Allah'a karşı
sorumluluk bilinciyle yaşa! Kötülüğün peşine hemen onu yok edecek bir iyilik yap! İnsanlara güzel ahlakla
muamele et!" (Tirmizî, Birr, 55.)
4.Ünite: Sosyal İlişkilerle İlgili Hadis Metinleri
21
‫ش ْيئًا َولَ ْو أنْ تَ ْلقَى‬
َ ‫وف‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل لِي النَّبِ ُّي‬
َ ‫ عَنْ أبِي ز ٍَّر َر‬... -1
ِ ‫سلَّ َم " َال ت َْحقِ َرنَّ ِمنَ ا ْل َم ْع ُر‬
َ
". ‫يق‬
ٍ ِ‫أخاكَ بِ َو ْج ٍه طَل‬
1.... Ebu Zer (r.a.) şöyle dedi: Nebi (s.a.v.) bana (hitaben) buyurdu ki: "Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabii)
bir iyiliği bile sakın küçük görme!" (Müslim, Birr, 144.)
22
‫ " َمثَ ُل ا ْل ُم ْؤ ِمنِينَ فِي ت ََوا ِّد ِه ْم َو‬: ‫سلَّ َم‬
ُ ‫ قَا َل َر‬: ‫ضى هللاُ َع ْنهُ َما قَا َل‬
َ ‫صلَّى َهللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو ُل هللا‬
َ ‫شي ٍر َر‬
ِ َ‫ان ْب ِن ب‬
ِ ‫ عَنْ نُ ْع َم‬... -2
َ
".‫س َه ِر َو ا ْل ُح َّمى‬
ْ ‫س ِد إذا ا‬
ْ ‫شتَ َكى ِم ْنهُ ع‬
َّ ‫س ِد بِال‬
ُ ‫ت ََر‬
َ ‫ُض ٌو تَدَاعَى لَهُ ثَائِ ُر ا ْل َج‬
َ ‫اح ِم ِه ْم َو تَ َعاطُفِ ِه ْم َمثَ ُل ا ْل َج‬
2.... Nu'mân Ibni Beşir (r.a.)' den rivayet edildiğine göre, Resululiah ''s.a.v.) şöyle buyurdu: "Müminler birbirlerini
sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu
zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." (Buharî, Edep, 27; Müslim, Birr, 66.)
23
‫ش ُّد‬
ُ َ‫ان ي‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو ُل هللا‬
َ ‫ قَا َل َر‬: ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل‬
َ ‫ عَنْ أبِي ُمو‬... -3
ِ ‫سى َر‬
ِ َ‫ " ا ْل ُم ْؤ ِمنُ لِ ْل ُم ْؤ ِم ِن َكا ْلبُ ْني‬: ‫سلَّ َم‬
. ‫صابِ ِع ِه‬
َ ‫ضا " َو‬
ُ ‫بَ ْع‬
َ َ‫شبَّكَ بَيْنَ ا‬
ً ‫ضهُ بَ ْع‬
3…. Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resululiah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Müminin mümine karşı
durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir." Hz. Peygamber bunu açıklamak için iki
elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.” (Buharî, Salat 88, Mezâlim, 5; Müslim, Birr, 65.)
24
‫ض َل َعلَ ْي ِه‬
ِّ ُ‫ " إ َذا نَظَ َر اَ َحد ُك ْم إلَى َمنْ ف‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
ُ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ عَنْ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫ول هللا‬
ِ ‫ عَنْ أبِي ه َُر ْي َرةَ َر‬... -4
ِ ‫س‬
". ُ‫سفَ َل ِم ْنه‬
ْ َ‫ق فَ ْليَ ْنظُ ْر إلَى َمنْ ه َُو أ‬
ِ ‫فِى َم‬
ِ ‫ال َو ا ْل َخ ْل‬
4.... Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v,) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz mal ve yaratılış
bakımından kendinden daha üstün birine bakarsa ardından kendinden daha düşük derecede olana baksın."
(Buharî, Rikak, 30.)
10
25
ُ ‫سلِ ُم‬
ْ ‫أخ ا ْل ُم‬
ْ ‫ " ا ْل ُم‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
ُ‫سلِ ِم َال يَ ْظلِ ُمه‬
ُ ‫ضى هللاُ َع ْن ُه َما أنَّ َر‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو ُل هللا‬
ِ ‫ عَنْ َع ْب ِد هللاِ ْب ِن ُع َم َر َر‬... -5
ً
َ
ً
َ
ْ
ُ
ُ
ُ
َ
‫ب يَ ِو َم‬
ْ ‫اجتِ ِه َو َمنْ ف َّر َج عَنْ ُم‬
ْ ُ‫َو َال ي‬
َ ‫أخي ِه كانَ هللاُ فِي َح‬
َ ‫سلِ ُمهُ َمنْ َكانَ فِي َح‬
ِ ‫سلِ ٍم ك ْربَة ف َّر َج هللاُ َعنهُ بِ َها ك ْربَة ِمنْ ك َر‬
ِ ‫اج ِة‬
". ‫ستَ َرهُ هللاُ يَ ِو َم ا ْلقِيَا َم ِة‬
ْ ‫ست ََر ُم‬
َ ‫سلِ ًما‬
َ ْ‫ا ْلقِيَا َم ِة َو َمن‬
5.... Abdullah îbni Ömer (r,a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) föyle buyurdu: "Müslüman, Müslümanın
kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu yalnız bırakmaz. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren
kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah’u Teâlâ o kimsenin kıyamet
günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah’u Teala da o kimsenin
ayıp ve kusurunu örter." (Buharî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.)
26
‫سدُوا َو تَدَابَ ُروا َو ُكونُوا ِعبَا َد‬
َ ‫" َال تَبَا َعدُوا َو َال ت ََحا‬: ‫سلَّ َم قَا َل‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ أنَّ النَّبِ َّي‬
ِ ‫س َر‬
ٍ َ‫ َعنْ أن‬-6
ْ ِ‫هللا‬
َ ‫سلِ ٍم أنْ يَ ْه ُج َر‬
". ‫ث‬
َ ‫أخاهُ فَ ْو‬
ْ ‫إخ َوانًا َو َال يَ ِح ُّل لِ ُم‬
ٍ ‫ق ثَآل‬
6.... Enes (r,a,)'ten rivayet edildiğine göre Nebi (s.a,v.) şöyle buyurdu; "Birbirinize karşı kötü duygular beslemeyiniz.
Birbirinizi çekememezlik yapmayınız. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz. Bir Müslümanın
diğer Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir." (Buharî, Edep, 62; Müslim, Birr, 23.)
27
‫ص َدقَةٌ ُك ُّل‬
ُ ‫ " ُك ٌّل‬: ‫سلَّ َم‬
ُ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل قَا َل َر‬
َ ‫س َعلَ ْي ِه‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ِ‫سو ُل هللا‬
ِ ‫ عَنْ أبِى ُه َر ْي َرةَ َر‬-7
ِ ‫سآل َمى ِمنَ النَّا‬
ْ
ٌ
َ
َ
َ
ُ
ُ
َ
َ
َ
َّ ‫يَ ْو ٍم تَ ْطلُ ُع فِي ِه ال‬
ُ‫أو ت َْرف ُع لهُ َعل ْي َها َمتَا َعه‬
ُ ‫ش ْم‬
َ ‫س تَ ْع ِدلوا بَيْنَ ْاإلثنَ ْي ِن‬
ْ ‫ص َدقة َو تُ ِعينُ ال َّر ُج َل فِى دَابَّتِ ِه فت َْح ِملهُ َعل ْي َها‬
". ٌ‫ص َدقَة‬
َّ ‫شي َها إلَى ال‬
َ ‫يق‬
َ ‫صآل ِة‬
َ ُ‫ص َدقَةٌ َوا ْل َك ْل َمةُ الطَّيِّبَة‬
َ
ِ ‫ص َدقَةٌ َو بِ ُك ِّل ُخ ْط َو ٍة تَ ْم‬
ِ ‫ص َدقَةٌ َو تُ ِميطُ ْاأل َذى َع ِن الطَّ ِر‬
7.... Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İnsanların her bir eklemi için her
gün bir sadaka gerekir. İki kişi arasında adaletle hükmetmen sadakadır. Bineğine binmek isteyene yardım ederek
bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaz için mescide giderken attığın
her adım bir sadakadır. Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan gidermen de sadakadır." (Buharı, Sulh, 11,
Cihâd, 72, 128; Müslim, Zekât, 56.)
28
ُ‫ي َما لَ ْم أقُ ْل فَ ْليَتَبَ َّوأ َم ْق َع َده‬
َ ‫صلَّى هللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫س ِم ْعتُ النِّبِ َّي‬
َ ‫ض َى هللاُ َع ْنهُ قَا َل‬
َ ْ‫ عَن‬...-1
ِ ‫سلَ َمةَ َر‬
َّ َ‫" َمنْ يَقُ ْل َعل‬: ‫سلَّ َم يَقُو ُل‬
". ‫ِمنَ النَّا ِر‬
1. ...Seleme (r.a.)'den; Peygamber (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu işittim: 'Benim söylemediklerimi her kim bana isnâd
ederse cehennemdeki yerine hazırlansın." (Buharî, İlim, 38.)
11
Download

قُلْ أَتُحَآجُّونَنَا فِي ّللاهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَ