SÜELER
Ilırınri HH' üıı dıuırılumıı Ixrn'ı'ı'ıın ILırııri !ıIıLarrııı
“IHII v.' "viİ-Hîıru ?Iı-ıîı'
YAYINLARI
YAYIN NO: 249
genel Yayın yönetmeni: Ergün
Yayınevi editörü:
i? düzen/kapak: Zafer Yayınları tashih: Emine Aydın
baskı, cilt: Vesta Ofset tel: O 212 445 72 52
Birinci baskı: Şubaı, 2009
Ür
ÖzkanÖze
YAYINLARI
Zafer Yayınları, Zafer Yayın Grubu'nun bir Kuruluşudur.
Mahmutbey mh.Deve kaldırım cd. Gelincik sk. no:6 Bağcılar- İstanbul, Iürkiye
Tel: (o 212) 446 21 00. Fax: (0 212) 446 01 39
httpz//wwwzaferyayinlari.com E-mail: [email protected]
C O PY f 9 ht ©
2 0 0 9 Z a le f Ya Y fi
a
H e f h a k k m a h f U Z (J U I”.
SO
RULARLA
RISALE-»I
NUR
D E R S L E
RI
Risale& Nur Külliyatı Hakkında Genel Sorular
Birinci Söz -14. Lem'a'nın 2. Makamı
İkinci Söz -Üçüncü
Söz
l
A l
I'
El
a d d
î
Il
B a,
Ş
a
_
sorular
Nur Külliyatı Hakkında
Genel Sorular
'Sözler' tabirinin isim olarak külliyata verilmesinin hikmeti
ned”?umnuuuuunmuuuumnnmuummnunummnuunuumnu 27
Bediüzzaman ÜÇaylık bir tahsilden sonra böyle bir eseri telif
etmesi zahiren normal görünmüyor. Külliyatın telifini 'Yazdırıldı
ve ihtar edildi' gibi ifadelerle birlikte değerlendirebilir misiniz?
29
Risale-i NUR bildiğimiz normal tefsirlere benzemiyor. Nasıl bir tefsir
olduğunu açıklar mısınız?
32
Müellifinin
kendi
telif
ettiği
eserlerini
okuduğunu söylemesini nasıl anlayacağız?
müteaddit
35
defa
Bu asırda İslamî eserler içerisinde Risale-i Nurlar`ın en fazla
okunan kitaplar olduğu bilinmektedir. Bu hususta kanaatlerinizi
alabilir
36 Risale-i Nur Külliyatını
okuyup istifade edenlerin, değişik tarzlarda hizmet ifa etmeleri
nedendir?
Bu bir ihtilaf değil
38
'Risale-İ
Nufu bir sene
anlayarak
ve kabul
ederek okuyan,
zamanın
hakikatli
bir alimi olur' cümlesinden
40
ne anlamalıyız?
manevî
Nurcemaati şahs-ı
merkezli, lider ihtiyacı olmayan bir
cemaattir.
Bediüzzaman
Hazretleri
de kendisinden sonra
kimseyi halife yahut vekil bırakmamıştır. Bu tarz ise mazinin
geleneksel hizmet biçimine uymuygr. Bunun sebeplerini izah
edebilir
42
Risaleler
nasıl
okunmalı?
Üstadın
.Gazete
okumayınız." tavsiyesini nasıl anlamalıyız?.................. 46
"Eski ve
anlaşılmalı?
Yeni
Said
Dönemleri"
denmnce
ııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı.ı.ı...............ıııı-
gibi
ne
59
'Nur talebeleri inşaallah imansız kabre girmezler ve ehI-i saadet
olurlar' müjdesini açıklar mısınız? Bazılarınca biraz iddialı bir ifade
olarak değerlendiriliyor.
63
Risale-i
ve
asırlarda O
mahrum
mu
64
Nur
talebeleri niçin cemiyet ve siyasî teşekküllerden uzak
duruyorlar?
66
zamanın
Kıyamete
edecek?
Nur'un
olmadığı
insanları
bu
kadar nur
Duruma
zamanlarda
hakikatlerden
talebelerinin
hizmeti
tarz
değişikliği
gÖre
böyle mi devam
olmayacak
77
Nur talebeleri; cesaretin ve şecaatin, menbaı ve kaynağ'
iman hakikatlerini
okuyup
öğrendikleri
halde, pasif
görünüyorlar.Bunu nasıl yorumlarsınız?
79
olan
gibi
Birinci
Bediüzzaman okuyucusuna “EY kardeş!" diye hitap ediyor.
Eskiden mürşltlerln hitaplarında daha ikaz edici ve muhatabı
sarsıcı
ifadelerin
kullanıldığını
biliyoruz.
Bediüzzaman'ın
yumuşak
ve
onure
edici
hitapları seçmesinin hikmeti
87
Üstad, ilk
Söz`de
meslekle
mi, yoksa
bir
askeri
muhatap
alıyor. Bunun
şahsın
kendisiyle
mi alakası
.
Nefsini
herkesten
ziyade
öne
almasının
hikmeti
89 İlk sekiz
Söz'deki hakikatlerin Özellikle "kısaca ve avam Iisanıyla" nazara
verilmesinin hikmeti nedir?
91
Birinci Söz'e "Bismillah her haynn başıdır. Biz dahi başta ona
başlarız" denilerek başlanıyor ve bu konuda Yapılan güzel ve
doyurucu açıklamalara Lem'alar'dan da on sayfa kadar açıklama
ekleniyor. Besmele üzerinde bu kadar durulmasının hikmeti
nedir?
91
Besmeleye "İslâm nişanı" deniliyor. Acaba diğer dinlerde
besmele Yok mUYdu?............. 92
Sahib-i
Kâlnatın
ismini
alan kimselerin,
"her hadisatın
karşısında titremeden kurtulması"
her zaman olmuyor. Yani
besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve
meşakkat verebiliyor. O halde kainat sahibinin ismini almayı nasıl
an|ayacağız?.......... 92
Aczin ve fakrın en makbul bir şefaatçi olması nasıl
°'UY0r?......... 95
Her varlığın
"bismillah"
deyip. 90k büyük işler YaDİIğını
müşahede
edilmekle
beraber,
bazen
de
mahlukatın
perişaniyet ve aczi de dikkat çekmektedir. Bu iki meseleyi nasıl
bağdaştıracağız?
96
.ııııııııııııoıııııııııııııııııııııııııııııııııı
Mübarek hayvanlar olarak bahsedilenlerin dışındakiler mübarek
değiller
mi? Veya mübarek kelimesini
nasıl anlamalıyız?
97 Ağaçların ipek gibi
Yumuşak kök ve damarlarının sert olan topragi ve taşları
delmesini,
bıyoıoll
uzmanları enzimlerle
izah
ediyorlar.
Dolayısıyla
besmeleyle irtibatı nedir? Acaba burada bütün
sertliklere ve salabetlere karşı, YUmuşaklığın tavsiye edilmesi
konusu mudur?
98
söz
ııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı
Ağaçların; dallarının havada intişarıyla, köklerinin yerde intişarı
aynı
suhulet ve kolaylıkla oluyor. Burada başka hakikatlere bir
işaret var mıdıf?
99
Muclzelerin,
peygamberlerden
sadır
olduğunu
biliyoruz.
Yaprakların sıcaklığa. köklerln serttaşlara mukavemeti de bir
mucize midir?
Peygamberlerdeki mucizelerle mahlukattaki mucizeler arasında
farklar var
l00
İnsanların Çoğu gaflet veya dalalettedir, Allah'ı tanımaz ve O'nun
namına vermezler. O halde biz bunlarla alışveriş Yapmayacak
miyiz?...l02
Birinci Söz'de 9eÇen zikir, fikir, şükür meselesini, sadece YİYecek
gib; nimetler için mi anlamak gerekir?
lO 5
gözüne
"Tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası
parmağını sokuyor ve diyor ki: "En güvendiğin salabet ve
hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki..." Tabiiyyunlar
neden
en
90k
salabet
ve
hararete
güvenirler?
lO 6
141 Lem'a'nın
21 Makamı
BlrlNCl SIR
Besmelenin
nurları
"Sönük aklıma
anlamalıyız?
sadece
uzaktan
rahmet
açısından
göründü"
ifadesini
ıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııc
'Sır'ların
yirmi otuzdan,
anlamalıyız?
beş altıya
inmesini
ıııııııııııııııınııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı
mı
lll
nasıl
l12
nasıl
l12
Kâinat simasındaki sikkenin, besmeledeki Allah lafza-i celali ile,
küre-i arz simasındaki sikkenin Rahmân ismi ile ve insanın
simasındaki sikkenin de Rahim ismi ile nasıl bir münasebeti
vardır? İnsanın
simasındaki "sikke-i ulya-i rahimiyet" nasıl
anlaşılmalıdır?
l13
manevî
manevî
Bu sırda
malıdır?
geçen »aç sikke-i
ehadiyet"
nasıl
anlaşıl
l15
ıııııııııı.ııııııı-ıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı
insanî arş'tan, ne anlamalıyız?
l16
IKİNCI SIR
Vahidiyette
ukulün
boğulmasını
nasıl
anlamalıyız?
Vahidiyet
içerisinde
ehadiyet
tecellisine
örnekler
verebilir
miyiz?...l18
Kâinatta olduğu
gibi Kuran'ı
ehadiyetle ilgili örnekler var mıdır?
Kerimde
de
vahidiyet
119
Samediyet-i ilahiye ne demektir?
edebilir misiniz?
Bir iki misalle izah
120
ve
ÜÇÜNCÜ
SIR
Kâinatı şenlendiren,
ne demektir?
karanlıklı
mevcudatı
ışıklandıran rahmettir,
123
"Muhabbet Şu kâinatın bir sebeb-i vücududur" ifadesi ile, bu sırda
geçen "rahmetin tezahüratı" arasında nasıl bir ilgi vardır?
123
Bütün mahlûkatın
insanın etrafına inayetle toplanması
hacetlerimize Iebbeyk demeleri, her bir makam sahibine
ayrı mıdır?
124
göre
ve
ayrı
ıııııııınııııı.ıııııııııııııııııııııoıııııııııııı
Rahmetin; hikmet, inayet ve İlmi tazammun etmesini nasıl
anlamalıyız?
126
Böyle bir rahmetin, insanlardan
safi bir hürmet istemesi
herkes yapabilir Titi? Yoksa
kastedilmektedir?
"Rahmetin
küllî ve halis bir şükür, ciddî ve
ne demektir?
Bu mukabeleyi
burada özel makam sahipleri mi
127
vücudu güneş kadar aşikar"
olduğu
halde, ekser
insanların bundan gafil olmaları nedendu?
128
Hatem. sikke, imza, mühür, turra arasında ne gibi farklar
129
"Nakş-ı azam olan insan" ifadesini nasıl anlamalıyız? Her
insan bu anlamda
nakş-ı
azam tabiri içerisine girer
mi?..
131
«ey
insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim
de!”
cümlesinde neden sadece Müslümanlara değil de bütün insanlara
hitap
edilmiş?
Zira
besmeleyi
Müslümanlar söylerler.
133
Bugün
türlerin
sayısı
milyonu
Üstad'ımız ise 400 bin muhtelif taifeden
nasıl anlamamız lazım?
geçmiş
söz ediyor.
bulunuyor.
Bu meseleyi
134
İnsanın slma-i mânevisinden maksat nedir, biraz açar
136
Rahmetin
arşına
çıkmak
için,
hükmünde olmasını nasıl anlamalıyız?
besmelenin
bir
137
miraç
DÖRDÜNCÜ
SIR
na'büdü ve iyyake nestain"de; "biz yalnız sana ibadet
ederizve ancak senden yardım dileriz." ifadesinde neden ?Oğul
kipi kullanılmıştır?
139
Hitab-ı iyyakena'büdü demekle, herkese kâfi gelmeyen; kesret-i
mahlûkattaki
vahidiyet
tecellisinl
nasıl
anlamalıyız?
140
Hatem-i
Rahmaniyetin
içerisinde
ehadiyete birkaç örnek verilebilir mı?
gösterilen
141
sikke-i
Herkes her mertebede "iyyakena'büdü ve iyyakenestain"
diyebilir mış_ 141
Kur-an'ı Kerim'in; en dakik bir cüziden bahsetmesinin sebebi,
zahir
bir surette
hatem-i
ehadiyetin
herkes tarafından
görülmesidir. Hakikaten herkes her cüzide bu hatemi okuyabilme
özelliğine sahip midir?................ 142
Sikke-i ehadlyete nazarları çevirmek ve kapma ceiP etmek
için O sikke-i ehadiyet içerisinde rahmet sikkesini ve rahimiyet
hatemini
koymuştur.
Cümlesinden
neler
anlamalıyız?
143
iyyakena'büdü ve iyyakenestain' deki hakiki hitaptan maksat
nedir? Bu hitabın hakikisi olduğu gibi, surisi de olabilir mi?
146
Besmelenin,
Fatiha'nın
fihristesi ve Kur'an'ın
mücmel bir
hülasası olması, ne demektir? Bu hülasalığın; kesret içinde
tecelli eden ehadiyet hakikati ile münasebeti var mıdır? Var ise
nasıldır?
147
BEşINcI SIR
Bir
kısım
ehli tarikatın
"Muhakkak
ki, Allah insanı
rahman
suretinde yaratmıştır" hadis-i şerifini, akaid-i imaniyeye münasip
düşmeyen tarzdaki tefsirleri nasıIdır?.......... 149 İnsansimasında,
küre-i arzsimasındavekâinatsimasında; niçin diğer isimler değil de
hep ism-i Rahmanın tezahürü nazara veriliyor.
Niçin diğer
mahlukata göre insan, ismi Rahmanı tamamıyla gösterir bir
mahiyettedir?
Vahdetül
vücudun,
mutedil
kısmının,
"la
mevcude
illa
hu” demeslyle, insanın sima-i manevisinin
münasebetini
nasıl
anlamalıyız?
150
Zat, şuunat,
sıfat,
esma
ve efal-i
ilahiye
hakkında
aşkın
Çoğunda
biraz
bilgi
verir
153
Ehli tarikatın
ekserisinde
sekn
ehli
ise
istiğrak ve iltibas oluyor. Sekr ile istiğrakın farkı nedir?
Ehli
tarikat ve ehli aşk birbirinden farklı mıdır?
167
Cenab-ı
Hakk'ın
misli,
şeriki,
naziri
ve
şebihi
olmadığını
ve
olmamasını
nasıl
168
olamayacağını
anlamalıyız?
anlıyoruz.
Zıddan
kastedilen
Ancak
nedir?
zıddının
ALTINCI SIR
Cenab-ı
Hakk'ın
istiğna-i
ve
nihayetsiz
fakr
ile “alâkası
170
içinde
zatisinin,
yuvananan
hadsiz
biçare
acz
insan
Bütün mahlukat
ve mevcudatın
vücudu, Cenab-ı Hakk'ın
vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın
hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre,
mahlûkat
ve
âlem
niçin
yaratılmıştır?............................................................. 170
Üstad'ımız
"salavatı";
rahmet
noktasında
Resul-ü
Kibriya'ya vesile, Resul-ü Kibriya'yı da rahmet noktasında Allah'a
vesile Yapmayı tavsiye ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat
noktasında vesileyi nasıl anlamaIı?............... l72
Hazine-i
rahmetin
pırlantası
ve kapıcısı
zat-ı Ahmediye
(a.s.v.)'dır.
Birinci
anahtarı
isebesmeleveen
kolayanahtarı
salavattır"
ifadelerini
nasıl
anlamalıyız?
Aralarındaki
münasebeti izah eder
l74
İkinci
Söz
İkincisözünbaşındakiayettecenab-ıHak:"Otakvasahipleri
öyle
kimselerdir
ki, 9ayb'a
iman ederler"
buyuruyor. Burada,
a-Takva
sahiplerinin,
gayba
iman
etmeleri
bir özellik
olarak
nazara
veriliyor.
Niçin? b-İman ile gayb arasındaki
münasebeti
nasıl
anlamalıyız?
Gayb'tan
maksat
nedir? l79
Temsilde
hodbin
ve
hudabin
adamların
karşılaştıkları
hadiseler anlatılırken her iki adamın "nazarında" ifadesine vurgu
Yapmyor Acaba her iki şahsın farklı nazarları mı hadiseleri
değiştiriyor?
l81
"Zira, nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir,
İntizam-perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece
önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket,
senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz" cümlesini biraz açar
göz
mısınız?....................... 182
»ey
nefsim bil ki ewelki adam kâfirdir." ifadesinden sonra kâfirin
nazarına
hadiselerin dehşetine vezulmetine bakıldığında;
bu özellikte olanların Yaşayamaması
ve hayata tahammül
edememesi icap eden Fakat 90k keyifli gibi görünüyorlar. Bunu
nasıl izah edersiniz?
185
görünen
manevî
manevî
İmanın
tuba-i cennet çekirdeği taşımasını, küfrün
ise Yine
bir zakkum-u cehennem tohumu saklamasını
nasıl anlamalıyız?.................................. 186
Iûba ağacı ile, zakkum hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Bir önceki soruya konu olan vecizede, tubanın menşei için
"çekirdek", zakkum için "tohum" ifadesinin kullanılmasının bir
hikmeti var
188
"Demek
selamet
ve
emniyet,
yalnız
İslâmiyette
ve
imandadır." cümlesinde; selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman
arasında nasil bir münasebet vardır?
190
Üçüncü
Söz
Ayette »Ey insanlar Rabbinize ibadet ediniz" buyruluyor. Halbuki,
ibadet iman edenlere teklif edilen bir vazifedir. Burada niçin
insanlar muhatap alınmıştır?................ 195
sağ yolda gidenlerin onda dokuzu kurtuluyor. Onda bir
zarar ihtimali var. Sol yolun yolcusunda ise onda bir kur-
tulma ihtimali var. Bu ihtimalleri nasıl anlamalıyız?... l95
Her iki VOI kısa ve uzunlukta nasıl bir oluyorlar?
l9 8
"sağ yolun yolcusu kimseden minnet almayarak huzur ve rahat-ı
kalp ile gider" deniliyor. Ancak uygulamada pek de öyle
görünmeyebiliyor. Bunu nasıl izah edebilirsiniz? Aynı şeYı sol
yolun yolcusu için de geçerlidir. 198
"İman emniyet-i tamme verir." ve "Evet her hakiki hasenat gibi
cesaretin dahi membaı; imandır, ubudiyettir. Her Sevyiatgibi
cebanetin dahi membaı; dalalettir." cümlelerini
açar mısınız?
Zira iman sahibi oIUP da cesur ve emniyet-i tamme içinde
olamayan 90k insanlar var................. 2 O O
"insan nihayetsizşeylere muhtaçolduğu halde sermayesi hiç
hükmündedir." cümlesini açar mısınız? Çünkübaşka yerlerde
Üstad, insanı "eşref-i mahlukat, halife-i ruy-i zemin" olarak tarif
ediyor. Arada, nasıl bir ilgi vardır?
yandan "sermayesinin hiç
hükmünde" olması, insanın -irade bazında zavallı ve aciz
olduğunu ifade ediyor. Bir yandan da Wnsan günahlarından ve
isyanlarından
hesaba
çekilecektir,"
deniliyor.
202
Öte
"Adeta sermaye ve iktidarının dairesi eli nereye yetişirse O
kadardır." "Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları
ise, dairesi,
hayali nereye yetişirse ve gidinceye
kadar Qeniştir." ifadelerini nasıl anlamalıyız?............. 213
gözü,
"ibadet, tevekkül, tevhid, teslim ne kadar azim bir kâr bir
saadet, bir nimet olduğunu bütünbütün kör olmayan görür, derk
eder" cümlesi bazen yanilş yorumlanıyor ve tembelliği, ataleti
ve sefaleti netice veriyormuş gibi gösteriliyor. Bu konuda ne
dersiniz?.......................... 215
“Ubudiyet
Yolu_
zararsız
olmakla
beraber,
ondan dokuz
ihtimalle bir saadet-i
ebediye
hazinesi vardır." cümlesini
Kastamonu Lahikasındaki "kırk vefiyattan bir kişinin kurtulduğu"
cümlesi ile nasıl bağdaştırabiliriz? Aynı
konuda
bir başka
SOfUI
"Ehl-i şekavetin onda bir kurtulma, ehI-i hidayetin
ise onda. bir zarar
ve kaybetme
ihtimalinin
SIltl
ne
olabilir?" Kastamonu Lahikası'ndaki "kırk vefiyattan yalnız birkaç
tanesinin kazanmasını" nasıl yorumlarsınız?
2 l7
"Dünya
saadeti
dahi
ibadette
olmaktadır."
kaidesi
Müslümanlarda
görülmüyor. Acaba Müslümanlar bu
Vaplyorlar?
ve
Allah'a
asker
ve İslâm âleminde
görevlerini eksik mi
219
takdim
RİSALE-İ NUR'UN daha iyi anlaşılması yolunda,
özellikle gençlere yardımcı olacak Yepyeni bir çalışmanın bu ilk kitabını, siz değerli okurlarımıza
sunmaktan büyükbir mutluluk duymaktayız.
Okuyucularımızın, Nur Risalelerfndeki anahtar
niteliğindeki kelime VC cümleleri izah etme gayesiyle kaleme aldığı Nurifan Kelimeler-Cümleler ki_
taplarıyla tanıdığı Alaaddin Başar; bu yeni dizide,
Risale-i Nur derslerine, SOILPCCVHP şeklinde devam
ediyor.
“Sorularla Risale-i Nur Dersleri”
wvvw.nuriklimi.com (vvvwmsorularlarisaleinur.com) sitesinin
9
19
editörleri tarafindan, başlatılan VC uzun soluklu olması ümit edilen bir Çalışma.
Sitede görüntülüolarak yayınlanması için Video
kaydı Yapılan “Sorularla Risale-i Nur Dersleri” bir
yandan, internet kullanıcılarının hizmetine sunulurken; bu kıymetli sohbetlerin metinleri,yazarımız
tarafındam-daha kalıcı olması VC kitabı internete
tercih eden okurların da istifade edebilmeleri içinyeniden düzenlendi.
Dizimizin bu ilk kitabında, S01'u~cevap faslı Birinci Söz'den başlıyor. Ancak ondan önce, genel olarakrisale-z'Nurve Nurbizmetihakkında çokönemli
soruların cevaplandığı bir giriş bölümüde var.
Sorularla Risale-i Nur Dersleri Dizisinin, çok
uzun soluklu VC çok bereketli bir seyir içinde sürmesini diler; başta yazarımız Alaaddin Başar olmak
üzere, bu büyükve hayırlı Projenin tüm aşamalarında
emeği geçen herkese teşekkür ederiz...
-Zafer Yayınları
20
“Kafî VC Çoktecrübclerle anlaşılmış ki.
imanı kurtarmak VC kuwetlendirmek
VC tahkikî Yapmanın en kısa VC en kolay Yolu
Risale-i Nufdadır. i)
Kastamonu Lahikası
SORULARLA
RISALE-I NUR
D E RS LE RI
:awsî
Risale-i Nur Külliyatı
Hakkında Genel Sorular
Birinci Söz
l4. Lem'a'nın 2. Makamı
İki fici
Söz
Söz
Üçüncü
Risale-i Nur Külliyatı Hakkında
Genel Sorular
#aşama-sSORU:
'Sözleftabirinin
olarakkülliyata
verilmesinin hikmeti nedir?
isim
BEDİÜZZAMAN
Hazretleri,
Risale-inur
Külliyatfnın
tamamını
Sözlerolarak
adlandırıyor.
Diğer
eserlerinin de- ğil de S(izle/in külliyatın tümüne
isim olarak verilmesi konusunda farklı Şeyler
söylenebilir. Benim hatırıma Şöyle bir mânâgeliyor:
Risalelefde temel gaye, iman hakikatlerinin
asrın
idrakine uygun olarak izah VC ispatlarıdır.
Allah'a iman birçok Sâz'de işlenmiştir. Meleklere
iman Yirmi dokuzuncu S0"z'de, kitaplara iman Yirmi
beşinci Söz olan Kur'an bahsinde, peygamberlere
iman On dokuzuncu Sözlde, ahirete iman Onuncu
Söz'de, kader Yirmi altıncı S5121'de CI] mükemmel
şekilde işlenmiştir. Diğer Sözler de dolaylı olarak hCP
iman hakikatleriyle ilgilidir. Mesela, On ikinci Söz'de
felsefe hikmetiyle Kurlan hikmetinin mukayesesi
işlenir. Bu Söz de kitaplara imanla ilgilidir. Keza On
yedinci Söz dünyadan ayrılmanın hakikatinden
bahsetmekle ahirete imanla ilgili bir konuyu işler.
Nur Külliyatfnın diğer eserlerinde de bu
konular yer yer işlenmişse
de sanki onlar
Sözlefdeki temel üzerine bina edilmişlerdir.
27
SORULARLA
RİSALE-i
NUR DERSLERİ
Ayrıca, bu ismin verilmesinde Lem'alar, Şualar,
Katre, Zerre de olduğu gibi bir tevazu da söz
konusudur.
Dikkat edildiğinde S(izle/de iki konu dışında
kalanların
hepsinde
iman
hakikatlerinden
bahsedildiği görülür.Bu iki konu ise Sahabeler VC
içtihat konularıdır. Burada Şöyle ince bir mânâ da
olabilir. Sahabelere karşı çıkmakla VC içtihadı yanlış
mecralara dökmekle, birçok insan ehl-i sünnet
cemaatine ters bir istikamete gitmişler VC dalalet
fırkalarına dahil olmuşlardır. Bu iki konu da netice
itibariyle yine imanla ilgili olduğundan Sözlefde Yer
almışlardır.
Külliyatın tümüne Sözler denilmesinin
bir
sebebi de Üstad'ın şu tespiti olabilir:
'Elbette nez›'-i beşer, â/Jir vakitte ulûm 'vejünuna
dâßüleceıétir. Bütünkuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm
'UE kuvvet 2.3.5› ilmin eline geçecektir. Hem 0 Kur'an-z
Mu'ciz-ül Beyan, ceza/et ve kelâgat-z Kur'aniyeyi
mükerreren ileri sürdüğünden re7712871 anlattırıyorki.'
Ulûm vefiinunun en_parlağz olan belâgat 'UC rezalet,
bütün enva'zyla â/.ıirzamanda 872 merguk bir suret
alacaktır. Hattâ insanlar, kendifikirlerini birbirlerine
kabul ettirmek ve bukümlerini birbirine icra ettirmek
872
keskin silâbznz rezalet-i beyandan 'UC 871
mukavemetsüz kuvvetini belâgat-z edadan alacaktır.
,İ.ıı Söz
28
SORULARLA
RİSALE-l
Nur Külliyatı da
konuşan
bir hatip
bütüninsanları imana,
etmektedir.
NUR
DERSLERİ
90k beliğ VC ikna edici
gibidir VC Sâzle/iyle
ahlâk VC fazilete davet
İslam'a,
SORU: Bediüzzaman ii? aylık bir tahsilden sonra
böyle bir eseri telifetmesizahiren nor- mal
görünmüyor. Külliyatın telifıni 'Yazdırıldı VC ihtar
edildi'gibi
ifadelerle
birlikte
değerlendirebilir
misiniz?
BEDİÜZZAMAN “alet ilimleri” denilen gramer
bilgileri için bu kısa süre ile yetinmiştir. Zaten,
Arapçası mükemmeldir. Bu sahada fazla vakit
kaybetmeYîP doğrudan yüksek İlimler (ulûm-u
âliye) sahasına geçmiş VC bu sahada kimseden ders
almamakla birlikte çok kira? okumuştur. Fevkalade
hafızasıyla
bütün okuduklarını
rahatlıkla
zaptetmiştir. Ayrıca, Felsefe konusunda da birçok
CSCI'
okuduğunu
bizzat
kendi
ifadelerinden
anlıyoruz. Şu var ki, bütün bu İlimler ancak bir
hazırlıktır. Risalelefdeki hakikatler ne medrese
tahsilinde okutulan kitaplardan, DC de felsefi
eserlerden
alınmıştır.
Onun
kaynağl
ancak
Kur'andır
VC
ilâhî ilhamdır.
Risalelefin
ekseriyetinin sü29
SORULARLA
RİSALE-l
NUR DERSLERİ
nuhat kabilinden olduğunu kendileri de ifade
ederler.
Ustad'ın ifadelerinden benim anladığım mânâ
şu
ki, Risaleler bir ıztıraptan, bir ihtiyaçtan, bir
kıvranma VC sızlanmadan doğmuşlardır. Şefkat VC
hamiyetten
kaynaklanan
bu ıztıraplar
iztllar
derecesine gelmiş VC ab-1 hayat gibi marifet dersleri
onun ruhuna ihsan edilmiştir. Bu kanaatimin kaynağı
şu iki dersidir:
Üstadün
'Karşımda
mütbiş biryangzn
'Uûîî
Alev/eri
göklereyükseliyor. İcinde evlâdımyanıyor,
imanım
tutuşmusyanıyor. O yangını söndürmeğe, imanımı
kurtarmağa kosuyorum. Yolda biri beni köstek/emek
istemi; de ayağlm ona parpmıs. Ne ebemmiyeti var? O
mütbi;yangın karşısında bu küçükbâdise bir kıymet
ifade eder mi? Dar düşünceler! Dargörüşler!”
-Tarihçe-i Hayat
"Bu zamanda gaye: kuvvetli 'UC bakikatlı
milyonlarla fedakar/arı bulunan mesrebler, meslekler,
tarikat/ar, bu debsetli dalalet bücumuna karsı zabiren
mağlubıyete düştükleri balde benim @iin yarım ümmi
kimsesiz 'UC mütemadiyen tarassud altında, karakol
karsısında 'UC müdbis, müteaddid cibetlerle aleybimde
propaganda/ar
'UE
berkesi benden tenfir etmek
vaziyetinde bulunan bir adam, 0 mesleklerden da/.ıa
ileri, daba kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sabib
değildir 'UC 0 E367' onun büneri olamaz, onunla iftibar
edemez. Belki
'US
30
SORULARLA
RİSALE-i
NUR
,.
DERSLERİ
doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakim
bu zamanda bir
nevi
mu'cize-i
maneviyesi
olarak
rabmet-i İlabiye tarafından ibsan edilmiştir. O adam,
binler arkadaşıyla beraber 0 kediye-i Kur'aniyeye el
atmzşlar. Her nasılsa birinci tercüman/ik vazýçzsi ona
düşmüş. fi-Şualar
Osmanlı'nın
çöküş döneminde medreselerin
görev yapamaz hale geldiği bir devrede, bu hazinenin
son cevherleri manasında, çok harika eserler vücuda
gelmiş, çok büyük insanlar Yetişmiştir. Sanki bir
yıkıllê VC çöküşübütün ruhlar hissetmişler VC
istikbale bir Şeyler bırakma gayretine kapılmışlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır tefsir sahasında, Ahmet Naim
BEY hadis sahasında, Ahmet Avni BEY tasavvuf
sahasında 90k güzel eserler vererek Osmanlı'nın SOTI
kültürhazinelerini gelecek nesillere hediye etmişlerdir. Şu var ki, istikbali Allah'ın inayetiyle CD berrak
şekilde keşfeden Bediüzzaman Hazretleri, Kufandan
VC hadisten
uzak kalacak, tasavvufa ise hiç ilgi
duymayacak sefıh VC dinsiz bir neslin ayak seslerini
duymuş VC onları imana, ibadete VC ahlaka davet
edecek bir külliyatın gereğini ruhunun derinlilerinde
hissetmiş,
ahirzaman
fitnesinin
bu müthiş
yangınında imanı VC ahlâkı alevler içinde kalanların
kurtuluşu için Rabbine yaivafmış, bir çıkış yolu
aramış VC “her hayır elinde olan Allah”,
kendisine
iman
31
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
hakikatlerini akli VC nakli delillerle asrın idrakine
sunacak bir külliyat nasip etmiştir. Bunun CII açık
bir delili de Şu ifadelerdir:
“Eski Harb-i Umumi'den evvel ve evâilinde,
bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki.' Ararat Dağı
denilen meşbur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden 0
dağ›
müdbiş infilak
etti. Dağlargibiparçaları,
dünyanın ber tarafına dağıttı. O debşet işinde baktım ki,
merbum vâlidemyanımdadır.
Dedim.'
'Hna
korkma!
Cenab-ı
Hakk'ın
emridir; 0 Rakı'm'dir '06 Hakimdir. Il Birden 0 balette
iken, baktım ki mübim bir zâf› bana âmirane
diyorki.' 'Tcaz-ı Kur'anı beyan ef`'ı Uyandım, anladım
ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilak '06 inkılabdan
sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılarak. Doğrudan
doğruya Kur'an kendi kendine müdafaa edecek. Ve
Kurana bücum edilecek, i'cazı 0711171 celik bir zırbı
olacak. Ve Fu i'cazın bir nevini ıizı zamanda izbarına,
baddiminfevkınde olarak, benim gib," bir adam namzed
olacak 'UC' namzed olduğumu anladım. J) --Mektubat
SORU: Risale-i Nur, bildiğimiz
normal
tefsirlere
benzemiyor.
olduğunu.
açıklar mısınız?
Nasıl
32
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
bir
tefsir
RlSALE-İ NUR, Kufanın manevî bir tefsiridir.
Üstad, bu as1I`1 dertlerine deva olacak, Şüphe VC
tereddütlerini giderecek, bu fitne &Sının zavallı
insanlarının
imanlarını
tahkikiyapıp
onları
sefahatten ibadete yönlendirecek bir CSCI' telif etme
ihtiyacını ruhunun derinliklerinde hissetmiş VC
Hizbül Kur'anda cem ettiği imana dair ayetlerin
mânâlarını asrın idrakine “Ygun olarak, delillerle,
misallerle, temsili hikayelerle izah Ctfniş) O ayetlerin
mana VC maksadını ruhlara hakim kılacak böyle bir
külliyatın telifine, ihsan-1 İlahi olarak, muvaffak
olmuştur.
Bildiğiniz
gibi Üstad, İşatüY-İkaz tefsirini
I.Cihan Harbfnde,
har? esnasında
yazm&ya
başlamıştı. Bu tefsir bildiğimiz tefsirler kabilinden
olmakla birlikte Üstadîn özlediği bir tefsire
kaynaklık
Yapmak
üzere kaleme
alınmıştı.
Üstadbu özlemini Şöyle dile getirir:
“Kur'anm ince mana/armzn 'UC' teßir/erde dağınık
bir 31178178 bulunan
me/yasininin
ve 2627726171171
tecrübesiylefennin
kafi sayesinde
tecelli
eden
bakikat/arınzn
tesbitiyle,
ber biri birkacfende
mütebasszs olmak üzere mubakkikin-i ülemadan yüksel&
birbeyetin ted&ikatzyla,
ta/.ıkiiêatgıla
bir tcjsirin
yapılması iâzzmdzr. Nitekim kanunî Ãvükümlerin
tanzim 'UC' zttzradz, birferdinfikrinden değil, yüksek bir
beyetin nazar-z
3.3
SORULARLA
Rİ SALE- İ NUR DERSLERİ
dikkat "UC tedkikatzndan gefmesi iâzzmdzr ki, umumi bir
enmiyeti "DB cum/Jur-u fiâszn itimadznz kazanmak üzere
millete karşı kir kefalet-i zımniye İJusule gelsin 'UC icnıa-ı
millet /Jiicceti elde edebi/sin. J) İ. İ'caz
Fakat, zaman her Şeyi değiştirmiş› Kufandan
olabildiğine uzak bir nesil yetiştirilmeye çalışılmış ve
Üstad'ımız da bir önceki SOIUIIUII cevabında ifade
edildiği gibi, bu nesle Yeni bir tarz ile yaklaşmanın
gereğini 90k iyi tespit etmiş VC Rabbine iltica
ederek kendisine bir Yol ihsan edilmesini dilemiştir.
((
Bizim uğrumuzda mücahede edenlere elbette
yollarımızı gösteririz. Ve hi? Şüphe yok ki, Allah
muhsinlerle
beraberdir."(Ankebût
Sûresi,
69)
ayetinin haber verdiği gibi, Allahlın kendilerine Yol
gösterdiği bahtiyar insanlar kafilesinin bu asırdaki
büyükferdi olarak böyle bir ihsana mazhar olmuştur.
Böyle yapmayıp ta bildiğimiz türden bir tefsir
YaZSaydı, asrın hasta insanları O tefsiri okumanın VC
anlamanın
Çok ötelerinde bulunduklarından
O
kıymetli eser, sadece iman VC ibadet ehli bir
zümrenin ilmini artırmakla kalacak, 2181'li] manevî
cihadını O eserle Yapması mümkün olmayacaktı.
'Fakat
"UC erkâna
ilısan eden
zamanda dalalet-ißnniye, elini esasata
uzatmı; olduğundan,
ber derde iâyık devayı
h;
34
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
Hakim-i Ra/Jim olan Zât-ı Zülcelal, Kur'an-z
Kerim'in
672
parlak maz/.ıar-ı
i'cazından
olan
temsilâtından bir ,su'lesini; acz u zafıma, fakr u
ibtiyacıma
mer/Jameten
iıizmet-i
Kurana
ait_yazı/anma i/.zsan etti. Felilla/Jilkamdsırr-ı temsildûrbinıyle, E71 uzak /Jakikatlargayetyakıngösterildi.
Hem SZTT-Z temsil ci/Jet-ül valıdetiyle, 671 dağınık
mes'ele/er toplattırıldı. Hem 5177-1 temsilmerdiveniyle,
enyüksek /Jakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem SITT-Z
temsilpenceresiyle;
bakaik-i
gaybİyeye,
esasat-ıİslâmiyeye,su/yadayakın
airyakîn-i
imaniye
kası! oldu. Akıl ile beraber 'vebim 'UC bayal, battâ nefs 'UC'
beva teslime mecbur olduğu 823,', Şeytan dabi teslim-i
silâba mecbur oldu. i'_Mektubat
SORU:
Müellifinin
kendi
telif
ettiği
eserlerini
müteaddit
söylemesini
nasıl anlayacağız?
defa
okuduğunu
BU ESERLER iman hakikatlerinin izahı VC
delillerle ispatı mahiyetindedir. İmanda ierakkinin,
tefekkürde derinleşmenin ise SOHU ;roktulî Bu eserleri
kendi müellifi de her okuyuşunda kalbine VC ruhuna
Yeni ufukların açılması, ayrı doğması mümkündür.
Sadece akla hitap eden
35
SORULARLA
eserlerin
bir
kere
RlSALE-İ
okunası
NUR DERSLERİ
kâfi gelebilir.
Unutulduklarında onlara yine müracaat edilir. imanî,
tefekkürî VC kalbi eserler böyle değildir.
Öte
yandan,
Üstadhn
kendi
ifadesiyle
eserlerin büyük çoğunluğu sünubat kabilindedir;
yani bir ilahi ilham ile kalbe doğmuşlardır. İlham
edilen bir mânâyı O ilhama mazhar olan zatıIl da
defalarca okuması garip karşılanmamalıdır. Nur
Külliyatı Kur'an,ın manevi bir tefsiridir. Kuran
ayetlerinin tekrarla okunmasındaki hikmet, onun bir
tefsiri olan Nur Risalelerinde
de kendini
göstermiştir.
Ayrıca, Nur'lar hem büyükbir tefekkür hazinesi
hem de onun okunması, Üstad'ın kendi ifadesiyle,
bir sadaka hükmündedir. Üstadlın kendi eserlerini
okuması VC ondaki hakikatleri tefekkür etmesi bu
manada da değerlendirilebilir.
SORU: Bu asırda İslamî eserler içerisinde
Risale-i Nurların CI] fazla okunan kitaplar olduğu
bilinmektedir. Bu hususta kanaatlerirıizi alabilir
miyiz?
BU BİR arz-talep meselesidir. İnsanların büyük
çoğunluğunun imana susadığı, inanç konusunda
problemlerinin
36
SORULARLA
Rİ SA LE-İ NUR
DERSLERİ
olduğu, Şüphe_ve tereddütler içinde bocaladığı bir
asırda, bütün bu yaraları CH güzel şekilde tedavi
eden VC bütünbu ihtiyaçlara kemaliyle cevap VCICD
bir eserin fazlaca okunması çok normaldir.
yandan, dinsizliğin, alılâksızlığın VC her
türlümenfi cereyanın birer Şahsq manevî halinde
örgütlenerek bütün insanhk alemine hücum ettiği
bu ahirzaman fitnesinde, insanların bu tehlikelere
karşı korunmaları iki şalta bağlıdır:
Birisi
imanlarını
tahkiki
Yapmak.
Bunu
Nur Külliyatfnın en güzel şekilde temin ettiği
ortadadır.
Diğeri ise cemaat halinde Çîllşmak, birbirinden
kuvvet almak, O menfi cereyanlara karşı iman
cephesinde bir Şîhsq manevî teşkil etmektir. Bu
mânâ da Nur Külliyatı etrafinda
kemaliyle
Öte
gcrçekleşmıştır. Bu birliktelik, Risale'lerin bir dava
eseri olarak çokçaokunmasını ayrıca netice vermiştir.
Önceki
asırlarda
yazılan
eserlerden
günümüzde de hâlâ önemini koruyanlar
VC
insanların
faydalandığı
harikalar
mCVCUİİUI.
Mevlânâ'nın Mesnevisî, İmam-ı Gazalinin İbya-i
Ulumiu bunların başında gelir.
var ki, bunların
okuyucuları iman VC ibadet ehli kimselerdir. Bu
eserlerle
ilimlerini,
feyizlerini
VC
ibadet
hassasiyetlerini artırmaya çalışmaktadırlar. Bunun
önemi tartışılmaz.
Şu
37
SO RULA RLA RİsALE-ı'
NUR DERSLERİ
Ancak, asıl irşada muhtaç kesim bu eserleri
okumamakta, bu büyük zarları tanımamaktadır.
Onun içindir ki Allah Resulünün (asm-l müjde VC
haber verdiği gibi her asırda bir müceddid gelir VC
dini O asrın idrakine, içtimaî şartlarına, manevî
hastalıklarına, problemlerine göre insanlara yeni bir
metotla, taze bir kan verircesine anlatır. Her asrın
hastaları farklı olduğu gibi ilaçlarının da farklı
olması gayet tabiidir. Nur Külliyatı, “Kur'an-ı
Hakimin bu asrın idrakine bir dersi?) olduğu içindir ki
en çok okunmakta VC yayılmasına en fazla
çalışılmaktadır.
SORU: Risale-i Nur Külliyatını ol-CUYUP
istifade edenlerin, değişik
tarzlarda
hizmet
ifa
etmeleri
nedendir?
Bu bir
ihtilafdeğil
midir?
BU VE BENZERİ farklılıkların "ihtilaf" tarifıne
girmeleri için tarafların birbirlerini inkâr etmeleri,
birbirlerine- düşman olmaları, aleyhte konuşmaları,
gıybet etmeleri gerekir. Bunların hiçbiri olmuyorsa,
kişiler kendi zevklerine VC anlayışlarına CI`1 Uygun
buldukları bir yolda giderken diğerlerine karşı
çıkmıyorlarsa
buna, menfi manada, “ihtilaf"
denilmez. Bu gibi farklılıklar, Peyğamber Efendimizin “Ümmetimin ihtilafında rahmet
hadis-i
38
SO RULARLA
RİSALE-İ
NU R DERSLERİ
şerifınin haber verdiği “müspet ihtilaf" grubuna
girerler. Bu ihtilaf, bedenimizdeki organların farklı
işlör görmeleri kabilindendir.
Hepsi bir ruhun emrindedirler VC aynı gayeye
değişik şekillerde hizmet ederler.
Ehl-i sünnet dairesindeki farklı meslekler VC
mezhepler de bu müspet ihtilafa CH güzel örnektir.
Dört mezhebin her birinin mensupları diğerlerini
sever, onlarla aynı mabette namazlarını birlikte
kılarlar VC birbirlerine dua ederler.
Farklı meşrepler VC Çeşitli hak tarikatlar da bu
manadadır. Bunların ihtilafı, aynı güneşten ziya alan›
aynı su ile sulanan, aynı toprakta kök salan ağaçların
farklı meyveler vermeleri gibidir.
Aynı Kur'ana bağlı, aynı Peýgamberin ümmeti
olan kişilerdeki
mCŞICP
farklılığı
konusunda
Yirmi beşinci Söz'deki Kurları tarifinde şu ifadeler Yer
alır:
'Hem bütün evliya 'UC sıddıkîn
mubakkikinin mubtelzfmesreblerine
'UC
'UK
urefa
ayrı
'UC
ayrı
mesleklerine, ber birindeki mesrebin mezakına iâyık 'UC 0
mesrebi tenrvir edecek 'Uc' berbir mesleğin mesâkına
muvayfık 'UC onu tasvir edecek birer risale ibraz eden
mukaddes bir kütıibbane bukmunde bir Kitab-z
Semavi'alir, ,i-Sözler
39
SO RULARLA
Rİ SALE-İ
NUR DERSLERİ
Kur'an
hakikatlerinin
farklı
meyveler
vermesinin bir küçüknumunesi de Nurrisale/evini
okuyanlarda görülen değişik hizmet biçimleridir.
Bunların da Nurlafdaki ihlas, sadakat, uhuwet gibi
temel
prensiplerde
ittifak
etmekle
birlikte,
kendilerince CH faydalı buldukları yahut kendi
zevklerine CH uygun düşen bir hizmet metodunu
Seçmeleri ihtilaf sayılmaz VC sayılmamalıdır.
SORU: 'Risale-i Nur'u bir
SCHC
anlayarak
zamanın
hakikatli
VC
kabul ederek okuyan,
bir
alimi olur' cümlesinden
HC
BEDİÜZZAMAN bu konuya
anlam
ışık
tutacak
iki
ifadesini aynen aktarıyorum:
“Çûk emarelerle
imaniyedekifdva
Mektubat
anlamzşız ki: Bu ulûm-u
vazýfcâtıyletaruzýfedilmişiz."-
“Bir 56718 bu risaleleri 06 bu dersleri anlayarak 'UE
kabul ederek okuyan, bu zamanın mübim, bakikatlı bir
alimi olabilir. i'-Lem'alar
40
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
"Mühim VC hakikatli bir alimi› olmakla, "ulûm-u
imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmiş" olmayı
birlikte nazara aldığımızda şu sonuca ulaşırız:
Bu zamanın çoğu soruları iman hakikatleri
hakkındadır. Bu sorulara fıkıh ilmini bilmekle cevap
Verilemez. Fıkıh ancak iman VC ibadet eden kişilerin
karşılaştıkları problemlerin çözümü
için geçerlidir.
İmanda
şüpheleribulunan,ibadetten
uzak
kalmış, günahlar VC haramlar içinde yüzen kişilerin
soruları, büyükekseriyetle, iman konusundadır VC bu
soruların cevapları Nur Risalelerlnde CH güzel, CH
ikna edici bir şekilde verilmiştir.
Bu sebepler, Nur Kisa/elerini anlayarak VC kabul
ederek okuyan bir insan bu soruların cevaplarını
verebilecek seviyeye gelir. Zamanın alimi olmak, “bu
zamanın sorularına cevap verebilecek bir ilme sahi?
olmak” manasınadır. Yoksa bu zamanda "Her
konuda fetva verebilir." demek değildir. Böyle
bir anlamaya meydan vermemek içindir ki, Üstad
Hazretleri fetva yetkisini K(A ima- 7) ile
sınırlandırmıştır. Bu gibi soruları soranlar HC fıkhî
hükümlerle, HC de zikir VC tespihle tatmin
oluyorlar. Onların "neden VC niçin"lerle dolu
sorularına bu yollarla cevap vermek mümkün
olmuyor.
4]
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
SORU: Nur cemaati şahsq manevî merkezli, lider
ihtiyacı olmayan bir cemaattir. Bediüzzaman
Hazretleri de kendisinden sonra kimseyi halife
yahut vekil bırakmamıştır. Bu tarz ise mazinin
geleneksel hizmet biçimine uymuyor.
Bunun
sebeplerini izah edebilir misiniz?
ÜSTADIMIZ bir Çok mektuplarında
ısrarla
"Zaman cemaat zamanıdır." buyuruyor. Bu ifade
geneldir. Yani bu zamanda, sadece İslam'a hizmet
için değil, her konuda başarılı olmanın yolu
cemaatle çalışmaktan, fertleri değil şahs-ı maneviyi
nazara vermekten geçer.
Ticaret âleminde "marka isimler” vardır. Bunlar
birer şahs~ı maneviyi temsil ederler. O markayı
beğenenler
şirketin
sahiplerini,
müdürlerini,
pazarlamacılarını tanımazlar bile.
Devlet yönetimi için de bu kaide geçerlidir.
Artık tek şahıs yönetimi VC diktatörlük dönemi bu
asır için geçerli VC başarılı bir yönetim Şekli değildir.
Uygulama da bunu göstermektedir.
Üstad
Hazretleri
şeyhüllslamlık
müessesesinin de (meşihat dairesinin) bir tek şahıs
yerine bir şahs-ı manevî
42
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
ile çalışmasını faydalı bulmuş
dile getirmiştir.
VC
bu fikrini Şöyle
"Sadaret il? mübim ıýûrâya bizzat istinat ediyor, yine
kıfayet etmiyor. Halbuki böyle incelesmi; ve FOğalmz;
münasebat icinde, ictibadattaki mütbisfesvza, efkar-ı
İslâmiyedekitesettüt,fâsid medeniyetin
tedabüluyle
ablâktaki mat/Ji; tedennıyle beraber, cenabz bir,sabsın
ictibadzna terk edilmis.
Eski zamanda değiliz. Eskiden bâkim bir;abs-ı
*vâbit idi. O bakimin
de, 0771177 gibi münferit
bir ,sabıs olabilirdi, onunfikrini tasbib ve tâdil ederdi.
Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır.
Hâkim, rub-u cemaatten flkmııç, ûZ mütebassis,
sağırca, metin bir ;abs-ı mânevidir ki, ;aralar 0 rubu
temsil eder. Şöyle bir bâkimin
de 07261 mzicanis
ola?' bir ,Tûîâîyz aliye-i ilmiyeden tervellüt eden bir
;abs-ı manevi olmak ğerektir. Ta ki, sözünü ona
işittirebilsin. i,-Sünuhat
Elbete ki şahs-ı manevi tabiriyle Üstadîn
kastettiği asıl VC temel mânâ, iman VC Kur'an
hizmetinde, fani şahısları nazara vermek yerine›
cemaat şuuru uyandırmak, tek tek çalışan aletlere
karşılık bir fabrika kurmak VC mamülleri OHUH
adına sunmaktır.
Şu ifadeleriyle, küfürVC dalalet cereyanlarının da
şahsı
43
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
manevî
şeklinde çalıştıklarına, yani örgütler, localar,
kulüpler, komiteler, dernekler şeklinde faaliyet
gösterdiklerine dikkat çekmektedir.
l
'Hem ebl-i dala/et 'UC' bakszzlzk, tesanüdsebebiyle,
cemaat suretindeki kuvvetli bir ;abs-ı mânevinin
debâsıyla bücumu zamanında, 0 ;abs-ı mânevîye karşı,
672
kuvvetliferdi
olan
mukavemetin
mağlûf
düştüğünüanlayıp' ebl-i bak tarafındaki ittifak ile
birşabs-ı maneviçıkarıp, 0 mütbiş şabs-ı manevi-ı'
dalâlete karşı bakkaniyeti muba/aza ettirmek.. D
-Lem'alar
Asrın manevî mimarının bu hikmetli tespitini
hayata geçirmesinde, kader kendisine sanki Şöyle bir
Yol çizmîşî
Her türlü dinî faaliyetin yasaklandığı, Kurian
okuyanların hapse atıldığı, ezanın Iürkçe okunmaya
zorlandığı O dehşetli istibdat dönemimde, Üstad
Hazretleri de, bu zulümlerden nasibini alrnlş›
hapislere konulmuş, sürgürılere yollanmış› eserlerini
gizlice yazdırmış VC risalelerin dağıtımı da yine
gizlice yapllmış VC sonunda bütünyasaklara rağmen
bu eserlere sahip çıkan, Üstad'ı küfür VC zındıka
cereyanlarının hücumlarına karşı yalnız bırakmayan,
yanından ayrılmayan, eserlerini yazmak, basmak VC
neşretmek için bütün ömürlerini feda eden bir
kahramanlar
44
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
ordusu teşekkül etmiş VC böylece Nur Cemaati
olarak bir Şahsj manevî ortaya Çlkmıştır. Belki de
Üstad'a hiç ilişmeselerdi, eserlerini serbestçe yazsa VC
bastırsa idi, herkes bu kıymetli eserleri rahatlıkla
satın alacak, evine götürüpşahsen okuyacak, diğer
okuyucuları tanıyamayacak VC bir Şahsq manevî
teşekkül edemeyecekti. Ben bunları düşünürken şu
ayetin cihanşümul manasının bu hadisede de açlkça
görüldüğünüVC bütün berraklığıyla okunduğunu
düşünürVC “Kaderin her Şeyi güzeldir" hükmünü
bütünkalbimle tasdik ederim.
“mza/.airî
musibetler
altında
"UC
neticesinde,
inayet-i İ[abiye'nin Fok tat/z neticelerz' 'UCUZ
.ri 333
Ir ayi. Fok kat? bir /ıakikatz ders veriyor.
"-Emirdağ Lahikası, I
Üstad, şahs-ı manevi ile Çalışmayı tercih
ettiğinden
tarikat
kurma
yoluna
girmemiş›
kendisinden sonra halife bırakmamıştır. Tek bir
kişinin bu davayı kemaliyle temsil edemeyeceğini Şu
ifadeleriyle açıkça dile getirilmiştir:
"Risale-i Nur'un ;abs-z manevîsi 'UC 0 ;abs-z
manevîyi temsil eden bas ;akirdlerinin ;abs-z manevîsi
'Ferid" makamına mazbar oldukları için› değilbususî bir
memleketin kutbu, belki -eêseriyet-i
mutlaka ileHicaz'da bulunan .êutb-u
45
SORULARLA
RİSALE~İ
NUR DERSLERİ
ağamzn tasarrufundan bari; olduğunu.. 'UL' 0721171
bükmüaltına girmeye mecbur değil.
Şimdi anlıyorum ki; Gaw-z Â'zam 'da kutbiyet 'Uê'
gavszyetle beraber ßrdğvet" dabi bulunduğundan,
ı
âbirzamanda ;akirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur›
0ferdiyet makamznzn mazbarıdır.. J) -Kastamonu
Lahikası
SORU:
Risaleler
nasıl
okunmalı?
Üstadın
ll .Gazete gibi okumayınız."tavsiyesini
nasıl
anlaınahyızp
BİLİNDİĞİ GİBİ Nur Risale/eri DC sadece akla›
HC de yalnız
kalbe hitap etmêyip her ikisinin de
hissesini verir. Bazı risaleler, Üstadîn da ifadesiyle
“akıldan ziyade kalbe nazırdır." Bazıları da bunun
aksi mahiyettedir.
“Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda F0&
letafin bisseleri 'Uüîî Nasıl kz' biryemek mideye girse', 0
yemek mubtelzf a'saba, mubtelzfbir surette inkzsam
”127 tevzı'olunuyar. İlim ilegelen mesail-iimaniyedabi,
akıl midesinegirdikten sonra, derecata göre rub› kalb,
52773 nefis 'UC bâkeza letaifkendine göre birer bisse alır,
masseder. Eğer onların bissesi olmazsa, noksandzr. S)
_Mektubat
46
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Okumada esas olan ihlastır, ihlasla okunan bir
dersten kal? mutlaka hissesini alır. Aklın hissesi ise O
dersin anlaşılması nispetinde ziyadeleşir.
Nuflarda ele alınan konular büyük ekseriyetle
marifetullahla ilgilidir; ibadetle ilgilidir; diğer iman
hakikatleriyle ilgilidir. Marifetullahın SOflll yoktur.
Allah Resulünün (asm.)
rüyet ile
taltifedildiği anda söylediği, “Seni noksan sıfatlardan
tenzih ederim. Ben seni hakkıyla, tam bir marifet ile
tanıyamadım." cümlesi, bu sahanın sonsuzluğunun CH
güzel ifadesidir. Bu hakikatin ışlğlnda, Nur
Kisa/elerini Şevk ile, ihlasla, tefekkürle VC dakik bir
nazarla okumak, üstünkörü
geçmemek gerekir.
Üstadün önemli bir tavsiyesini de bu vesileyle
hatırlayalım:
"Gazete gibi okumamak."
Bilindiği gibi, gazete okuyan kişi önce haber
başlıklarına Şöyle bir baki? geçer, daha sonra Önemli
gördüğü haberlerin ayrıntılarına iner. Gazetenin
tamamını
okusa bile ertesi gün, aynı Şeyleri değil
-›
farklı haberleri izler.
Gazeteyi
okuduğumuzda
ondaki her şeye
vakıfoluruz. Onu tekrar okumamız gerekmez.
Nur'lar ise öyle değildir.
Her okudukça
marifetimizde inkişaf olacak, ama biz Allah
Resulünün(asm.) O mübarek kelamını hatırlayarak
elde ettiğiniz marifetin yeterli
47
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
olmadığını bilecek VC okumaya devam edeceğiz.
Üstad'ımız bir risalesinde, "her yerde bir
küçük bir medrese-i Nuriye açılmasını" tavsiye
ederken Şu gerekçe- 3'i de ekler: "Çünküherkes her
meselesini anlamaz fakat hissesiz de kalmaz."
(Şualar) Bundan da anlaşılacağı gibi, Nurlar'ı birlikte
VC mütalaa ederek okuduğumuzda
aklırnızın hissesi
daha da artacaktır.
Nurlar'ın okunmasında belli bir metot olmamakla
birlikte, genelde kabul gören tarz, cı ile birkaç kez
külliyatı devretmek, daha sonra her gün Yine belli
bir miktar Slfâ ile okumaya devam ederken, öte
yandan konularda derinleşmeye çalışmaktır."
Allah Resulünün (asm.) Şu hadis-i şerifi
Nurlar'ın okunmasında da temel kaidedir:
"Amelin hayırlısı, az da olsa, devamlı olanıdır."
Genel bir kaide olarak şunu söyleyebiliriz: Her
kelime üzerinde fazlaca durmadan Risalelefi,
"kendini kaptırarak VC hafif bir Sesle» okumakta
kalbin hissesi daha fazla olur. Kelimeler, cümleler
üzerinde müzakereli olarak okunduğunda ise aklın
hissesi daha fazla olur. Bize her ikisi de gerekli
olduğundan “her iki tarzı da birlikte yürütmek CI]
faydalısıdır" kanaatindeyim.
Bir Nur talebesi, hem binlerce günahın insana
hücum ettiği bu fitne asrında bu marifetullah
dersleriyle kendi48
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
ni korumak, hem bütün dünyada Nurlar'ı
okuyanlarla bir manevi rabıta kurmak, hem de neşrini
bir dava olarak benimsediği
bu hakikatlerin
ulviyetini yeniden hatırlamak VC onları muhtaçlara
ulaştırmak için Yeni bir Şevk kazanmak üzere bu
eserleri her fırsatta okun Özellikle namazlardan
okunması bir adet haline gelmiştir. İbadet
ortamında, Rabbine ibadet VC dua ettikten sonra bu
hakikatlerin birkaç dakika olsun okunması, sözünü
ettiğimiz mamaları daha da kuwetlendirir.
SODIS.
Bu konuda az da olsa muhatap olduğumuz bir
SOI`Ll
var: Nurlar'ı okumak ITll daha Önemlidir,
yazmakmı?
Bir Nur talebesi için Cİ] önemli mesele
nurlardaki hakikatlere güzel, parlak VC berrak bir
ayna olmaktır. Iâ ki, bu hakikatlerin başka kişilere
de ulaşmasında
örnek VC rehber olabilsin.
Üstadımızın, "Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyeııin VC
hakaik-ı imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar
etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle
İslâmiyete girecekler.BelkiKüre-iarzınbazıkıt'aları
VC
devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.”
(Tarihçe-i Hayat) ifadeleri çok önemlidir. Bu gayeye
okuyarak da erişilse, yazarak ta kavuşulsa sonuç
değişmez. Ancak Şu var ki, nurları okumanın yasak
olduğu, Üstad'la temas edenlerin bile hapislere,
sürgünlere sevk edildikleri O müthiş zamanda, CI]
49
SORULARLA
RlSALE-İ
NUR DERSLERİ
büyük hizmet nurları yazmak VC neşrine öylece
?Rllşmak
idi. Teksir
makinesiyle
çoğaltma
dönemini, Üstad'ımız Risale-i Nur'un bayramı
olarak ilan etmiş VC teksir makinesini binler kâlem
ile neşir yapmaya benzetmişti. Bugün, Rabbimize
hadsiz şükürler olsun, Nur Risaleleri her dilde
rahatlıkla basılmakta VC muhtaçlara ulaştırılmaktadır.
Artık yazm3›
O
zulüm dönemindeki tarihî
önemini kaybetmiştir. Ancak, Osmanlıca eserleri
okuyabilenlerin, eserleri Osmanlıcasından Okumaları,
yazlya
özel bir merakı olanların da yazmaları
nurlardan istifadelerinin artmasına sebep olabilir. Bu
özel bir durumdur, genel tarz, nurları okumak,
yaşamakve neşrine çalışmaktır.
Şunu da önemle ifade etmek
isterim:
Hizmetimizin her sahasında meşveret VC şura
esastır.
Nurlarü okunma tarzının
da yetkili
kişilerden teşekkül edecek bir şurada enine boyuna
tartışılmasının CH verimli Şekli ortaya koyacağına
inanıyorum.
RİSALE-İNUROKUMANINÖNEMİ
NUR
bakmak
rekiyor:
ikincisi
KÜLLİYATINI okumaya
iki yönden
ge,
Birincisi şahsi kemalat yolunda ilerleme,
iman VC Kur”an hizmetine daha fazla iştirak
CİIIIC.
50
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Şunu hemen belirtelim ki, bu iki cihet birbiriyle
çok yakından ilgilidir. Birincinin zaafa uğraması
halinde ikinci Şlkkın sürekliliği kaybolur. Bir müddet
sonra O da terke uğrar. Yani, "Hizmet ediyorum]u
diye
şahsi
okumalarını
sekteye
uğratan›
ibadetlerinde noksanlıklar baş gösteren kişilerin
hizmetleri devamlılık &İZ etmez, geçici bir süre
parlamanın ardından sönergider.
Üstad'ımız (( Ben cinleri VC insanları ancak bana
ibadet etmeleri için yarattım."(Zâriyat, 56) ayet-i
kerimesindeki
“ibadet"lafzına
"marifet" manası
veriyor. Buna göre cinler VC insanlar iman VC
marifet için yaratılmışlardır. Marifetullah SOIISUZ
bir sahadır. Allah'ın zatı bilinemeyeceğine VC zatını
tefekkür etmek şirk olduğuna
göre O'nun
marifetinde terakki etmenin en sağlam VC kısa yolu,
İlahi isimlerin VC sıfatların
tecelligâhı olan
mahlukat âlemini mana-yı harfiyle, yani Allah
namına, O'nun isimlerine VC sıfatlarına ayna olmaları
Yönüyle tefekkür etmekten geçiyor.
Bu noktada önümüzeiki Yol açılıyor: Birisi, bu
tefekkürü şahsi
kabiliyetimiz
VC
ilmimizle
yapmamız.
Diğeri› aynı vazifeyi Üstadün eserlerini
okuyarak, O
derslerden
istifade ile yerine
getirmemiz. Buna göre, Risale-i Nur'u okumanın bir
yönü, bu tefekkürümüzü Üstadîn nazarıyla
yapmamızdır.
51
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Marifetullahın yani Allah'ı tanımanın
SORU
olmadığına CH açık delil, Allah Resulü'nün (asm-l
Miraç mucizesiyle "meratib-i kemalattaki seyrü
sülukunu" tamamlayıp, bütün mahlukat âlemini
gerilerde
bırakarak
rüyete mazhar olduğunda
Cenab-ı Hakk'a hitaben "Seni noksan sıfatlardan
tenzih ederim. Ben seni hakkıyla (tam bir marifet
ile) tanıyamadım."buyurmasıdır.
Fen sahasında mütehassıs ilim adamlarını yer Yer
dirıliyoruz. Her biri kâinat kitabının bir bölümünü
inceliyor, önceki ilim adamlarının ortaya koydukları
bilgilere yenilerini eklemeye çallşlyor VC hepsi bir
ağızdan “Bu sahada alınacak daha çok yolumuz
diyorlar. Dernek ki, Allah'ın bir mahlukunu
bile hakkıyla tanımanın SORU Yok, Allah'ın ilim VC
hikmetinin bir tek tecellisini anlamanın
sonu
olmazsa, bütün sıfatları SOIISUZ VC mutlak, bütün
esması nihayet kemalde olan Allah'ın marifetinde ne
kadar Yol alınsa yine &Z olacağı açıkça anlaşılmaz
HHP. Son nefesimize kadar bu vadide aralıksız
ilerlesek yine yolun çok 212 bir kısmını kat etmiş
olarakhayata gözlerimizikapayacağız.Üstadîmızdan
bir tespit VC bir müjde:
»
"Katî 'UC çok tecrübeler/e anlaşılmış ki, imanı
kurtarmak 've kuvvet/endirmek 've tabkikiyapmanın 671
kısa 'UC' 671 kolay 3101;, Risale-i Nuri/adın Evet 071 bêi
seneyerine, 071 be;bafta-
52
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
da Risale-i Nur oyolu kestirir, iman-ı bakikiye isa!
eder. D
_Kastamonu Lahikası
Nurlar'ı okumanın ikinci cephesi,
iman VC
Kur'an hizmetinde daha çok Çalışmak VC bu
hakikatleri muhtaç gönüllere VC yaralanmış akıllara
ulaştırmak için gayret göstermektir.
İnsan, Nurlarü okudukça, ruhunda bu hakikatleri
başkalarına da ulaştırma arzusu “Yanıyor Okuma
azaldığında yahut terk edildiğinde insanın akıl VC
hayal dünyası başka şeylere yöneliyor VC idealinde
sapmalar ba? gösteriyor. Dünya meseleleri ön plana
çlklyor. Halbuki, Rabbimizin Kufanda beyan ettiği
gibi “...ahiret daha hayırlı VC daha devamlıdırİTKlâ,
17)
Bir Nur talebesi, O baki âlemdeki ebedi saadetin
CI]
büyük vesilesini bulmuştur. Bundan azami
derecede istifade etmekle birlikte, Nur hizmetinin
dört esasından birisi olan “şefkat” gereğince bu
gerçekleri VC bu ilaçları başka muhtaçlara da
ulaştırmakla mükelleftir. “Komşusu 219 iken kendi tok
olan bizden değildir.” (Yani, kâmil mümin olamaz.)
hadis-i şerifine bu nazarla baktığımızda, çevremizin
iman hakikatlerine, ahlâk esaslarına, doğruluğa, iffete
SOfl
derece
muhtaç nice insanlarla
adeta
kaynaştığını görür, onlara hiddet etmek VC lanet
okumak yerine kendilerine
53
SORULARLA
RİSALE-l
NUR DERSLERİ
ulaşmanın VC onları kurtarmanın yollarını 2.1'arız.
Sözün burasında, bir hususa da kısaca temas
etmek istiyorum.
“Risale-i Nur. bu Anadolu memleketine belâların
define ebemmiyetli bir vesiledir. Sadaka nasıl belâyı
dzfediyor, 0712171 intişarı "UC okunması küllî bir sadaka
net/inde semavi 'UC' arzı' belâların def'ine Fok emareler
"UC badiselerle tebeyyün etmis. "-Emirdağ Lâhikası,1
Bazı
kimseler
bu ince
hakikate
itiraz
edebiliyorlar. Halbuki, Şöyle düşünseler itirazlarının
yersiz olduğunu görürler:
Ehemmiyet
noktasında,
insanın
midesi
ruhundan VC kalbinden HC kadar gerilerde İSE› bir
muhtacın midesini doyurmak da kalbini tatmin
etmekten O kadar geridir. Kişinin maddi ihtiyaçlarına
yardımcı olmak sadaka olursa VC insanın ömrünü
bereketlendirirse,
muhtaç
gönüllere
iman
hakikatlerini ulaştırmanın HC kadar büyükbir sadaka
olduğu rahatlıkla anlaşılır.
sermayesi elimizdeyken insanların kal? VC
ruhlarına iman VC Kur'an hakikatlerini ulaştırmaya
daha ?Ok mesai harcayalım VC böylece sadaka
sevabından da, CII verimli VC bereketli bir şekilde
istifade etmeye çahşailm.
Ömür
54
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
NurlarH okumanın, bir başka ciheti daha var.
O da, Nur talebelerinin Şahsq mânevîyesinden hasıl
olan yekün sevaba VC nura sahip olmak. Üstadhn
lamba misalini hatırlayalım: Ortak çallşmayla bir
lamba vücuda gcllyor VC onun ışığı herkesin aynasına
aynen aksediyor.
Bilindiği gibi, bölünme maddiyat için geçerlidir;
VC nuranîlerde
bölünme olmaz. Okunan bir
Fatiba milyonlarca kişiye bağışlansa hepsine aynen
ulaşır. Cemaatle kılınan namazdan hasıl olan 27 kat
sevapta da bir bölünme söz konusu değildir, herkes
cemaat sevabını Yine 27 kat olarak alır.
Şu var ki, aynı tecelliden herkesin istifadesi bir
değildir. Aynalar büyüdükçeVC parladıkça, edinilen
fayda da artar. İşte aynamızı büyüten sebepleri
Üstad Hazretleri Şöyle dile getiriyor:
IIUI'
'Risale-i Nur dairesinde sadakat 'UC' bizmet 'UC'
tak-va 'UC iptinab-ı kebairderecesiyle 0 ulvi 'UC küllî
ubudıyetesabib
olur. Elbette bu büyük kazancı
kaçırmamak için takvada, iblasta, sadakatta Fa/Işmak
ğerektir.u-Kastamonulahikası
Bu faktörlerin
hepsi
Risale-i
Nur'un
okunmasıyla yakindan ilgilidir.
Şunu da önemle belirtelim
ki, okumada
devamlılık
55
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Bir hadis-i şerifte bildirildiği gibi, “Amelin
hayırlısı &Z da olsa devamlı olanıdır." Nurlar'ı okuma
konusunda da bu hadis-i şerife ittiba ederek, her
gün okuyabileceğimiz asgari miktarı belirlememiz
VC CI`1 ağır şartlarda bile ondan asla vazgeçmememiz
90k
önemlidir.Tatillerde,
özel
okuma
programlarında bu rakam geçici bir süre için artırılır,
şartlar eskisine avdet ettiğinde yine belirlenen O
asgari miktar üzerinden okumaya devam edilir. Bu
konuda Bediüzzamanlın Şöyle bir tavsiyesi VC müjdesi
var:
CSQSUI”.
:Hzr olmazsa isleri 'UE vazýeleri olmadığı 'vakitlerde,
beson dakika dabi olsa Risale-i Nuru okumak veya
dinlemek 'veya yazmak cibetiyle bir miktar mesgul
olsalar, bakiki talebe-i ulûmun
sewaplarına
'UC'
,sereflerine fiıazbar oldukları g2.61: iblâs risalesinde
yazılan bêf net)'i ibadete de mazbar olurlar. JJ
Emirdağ Lahikası, 2
Şahs-l mânevîye dahil 011119 ondan istifade CUİIC
hususunda nurlarda Çokharika bir misal daha VEII'I
Bir kimse elindeki telefon makinesini bir kablo
ile 8.113 şebekeye bağlamakla bütün dünyadaki
dostlarıyla rahatlıkla görüşebilir. İşte biz de ders
okumakla VC toplu derslere iştirak etmekle dünya
çapındaki O muhteşem hizmet şebekesine bağlanmış
oluyoruz. Okumayı VC hizmeti bl56
SO RU LARLA
RİSA LE
İ
NU R DERS
LERİ
rakmak O bağın kopmasını VC O istifadenin
azalmasını yahut kaybolmasını netice verebilir.
Risale-i Nur'u okumanın çOk önemli bir Yönü
de şu ifadelerle dikkatimize sunuluyor:
(ı Cok emarelerle
imaniyedeki
fetva
-Mektubat
anlamısız ki.' Bu ulûm-u
vaziesiletavziedilmiiz."
"Bir 56716 bu risaleleri 've bu dersleri anlayarak ve
kabul ederek okuyan, bu zamanın mübim, bakikatlı bir
alimi olabilir. J) -Lcm'alar
Okıımaktan maksat ilim elde etmek, ilimden gaye de
amel etmek “UE başkalarınafaydalı olmaktır. Nur/ari
daba iyi anlamamız -ve bunun 507111611 olarak da daba
Fok bizmet
etmemiz
konusunda
Üstad'ın
,söylebirtavsiyesi 'Ud7'.'
'Nur ,sakirtleri mümkün olduğu kadar ber yerde
kziçıicıik bir ılersbane-i Nuriye açmak lazımdır. Gerçi
herkes kendi kendine bir derece istifizde edeıçfz/eat ber/ee:
/Jer bir meselesini mm anlamaz. i) _Emirdağ Lahikası, l
Bu ifadclcrde, Özel okuma
mütalaa VC
müzakerelerde
birbirimizdcn istifade
yanında karşılıklı
bulunmaya
VC
57
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
etmeye
de teşvik vardır.
Kendisini
böylece
yetiştiren
bir IIUI' talebesi, iman hakikatleri
konusundaki bütünsorulara rahatlıkla cevap verebilir.
Çünkübu soruların cevapları Nur Külliyatfnda
en gülel VC en tatminkar şekliyle mevcuttur. Onun
görevi bunları anlamak VC muhtaçlara anlatmaktır.
"Bu zamanın
mühim, hakikatli bir alimi
olabilir." ifadesinden açlkça anlaşıldığı gibi) bu
zamanın-imana
dair-sorularına
nurlardaki
hakikatleri bilmeksizin cevap vermek Çok zordur;
adeta mümkün değildir. İnanç zaafına uğrayan)
şüpheler içinde bocalayan bir kişiyi zikir VC tespihle
tedavi edemezsiniz; fetvalarla korkutarak, yahut
menkibelerle özendirerek de kurtaramazsınız. Onun
aklını VC kalbini, ancak Risale-z' Nufdaki
hakikatlerle ikna VC tatmin edebilirsiniz. Çünkübu
zaman, teslimiyetin kırildığı, “neden VC ıo);.
meydan aldığı farklı bir zamandır.
"Ebi-i ?Je/ayetin amel 'UC' ibadet ve sülûk 'UC riyazetle
gördüğü hakikat/ar veperde/er arkasında müşa/Jede
ettikleri /Jakaiê-i imaniye, üyîîfî? onlargibi Risale-z'Nur
ibadetyerinde, ilim içinde İıaêiıêata bir yol açmîf; sülûk
've evrad yerinde, mantı/ez' bür/yan/ar/a ilmî büccet/er
içinde /Jakikat-ülbakaika .Vol aç,"t;n _Emirdağ Lahikasi,1
58
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Muhtaçların imanını nurlarla kurtarma görevi
bizim için bir ihsan-ı ilahidir. Üstad'ımız içtimaî VC
siyasî hizmetlerin “v hizmeti yanında ancak
OIIUIICU
derecede
kalacağını"
beyan
ediyor
(Kastamonu Lahikası). Onun için biz de iman
hizmetinin değerini kendi i? âlemimizde daima
birinci derecede tutmak durumundayız. Bunun Yolu
Nurkisa/elerini sürekli okumaktan VC nur hizmetiyle
ilgimizi devam ettirmekten geçer.
Fiziki bir kaidedir. İnsan bir cismin yanında VC
yakınında ise onu olduğu gibi görebilir VC bilebilir;
uzaklaştığı cisimler ise nazarında küçülürler.Bu
fizik olayı hizmet için de geçerlidir. Hizmetin içinde
VC yakınında
bulunanlar onun önemini daha iyi
kavrar, azametini daha iyi anlarlar. Hizmet VC okuma
terk edildikçe iman hizmetinin mana VC ehemmiyeti
nazarlardan saklanmaya başlar. Bu ise bir nur
talebesi için ?Ok önemli bir tehlikedir.
SORU:
Eski
VC
Yeni
Said
Dönemleri
denilince ne anlaşilmahp
ESKİVEYENİSAİD
dönemleri,ÜstadBediüzzaman'ın
hizmet hayatının iki ayrı döneminin isimleridir. Bu
isim59
S ORULARLA
RİSA LE- İ NUR DERSLERİ
leri bizzat kendisini vermiştir. Eski Said döneminde
hizmet ağırlığı ((ııı problemler için çözüm
üretmek
VC
gerektiğinde
bizzat
teşebbüste
bulunmak" iken, Yeni Said dönemine “siyasetten
uzak bir iman VC Kur'an hizmeti" damgasını VUIUI.
bu iki Said'in biryönüyle aynı olduğunu Şu
ifadesiyle ortaya koyar: Eski VC Yeni Said'in
yazdıkları meydanda.
Aynı mânâyı destekleyen bir
başka ifadesi:
Üstat
"Gazetelerde nesrettigi'm umum makalâtzmdalzz'
umum liakai/zde ni/Jayet derecede 7722432771771. Şayet
zaman-z
mazi eânibinden Âsr-z Saadet
malakemesinden adaletnâme-i şeriat/a dâvet olunsam,
nesrettigi'm liakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, 0
2261771671171
ilcaatznzn modasına göre bir liaas
giydireceğim.
Şayetmüstakbeltarafından
üfyüz SENE sonraki tenkidat-ı aka/â ma/Jêemesinden
taril) celânamesiyle celao- lunsam; yine
Ãıakikatları,
tevessü *UC inbisat ile ;atlayan
&azıyerleriniyamalamaêla
taze olarak arada da
göstereceğim. Demek Äıalziêat taljaıwül etmez. D
_Tarihçe-i Hayat
au
aeraaer
Eski
Saidün,
Mutlakiyet
VC
Meşrutiyet
dönemlerinde, Yeni
Said'in
ise Cumhuriyet
döneminde manevî cihat yaptığını söyleyebiliriz.
60
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
Üstad'ın
Eski
Said
döneminde
Yaptığı
hizmetlerin CH önde gelenlerini özet olarak Şöyle
sıralayabiliriz:
Avrupa
kültürünün Osmanlı'yı
istila
etmemesi için verdiği fikir cihadı: Tanzimatîa
GMP
kültürünün Osmanlı'yı
istila
etme
girişimlerine karşı çıkfnlş, Avrupa'nın sefahatine,
ahlaksızlığına değil fen VC ilmine talip olmamız
gerektiğini
savunmuŞ›
bunu Yapa!'ken
kendi
inancımızdan VC kültürümüzden taviz vermemiz
gerekmediğini
söyleyerek bu noktada]aponlar'ı
örnek almamız gerektiğini söylemiştir.
Şarkta dini ilimlerle fenni ilimlerin birlikte
okutulacağı bir Medreset-üz Zelıra açma teşebbüsü.
Meşrutiyetin ilanında şarktaki vatandaşların
devlete karşı bir menfi harekete geçmelerini önlemek
için aşiretleri doîaşlP onların sorularına cevap
vermesi, tereddütlerini gidermesi. Bu sohbetler daha
SODIS. Münazarat adlı eserinde bir araya getirilmiş VC
neşredilmiştir.
Birinci Dünya Harbinde
Bitlislte
talebelerinden bir gönüüüalaY teşkil etmesi,
onların başına “gönüllü alay kumandanı" olarak
geçip düşmanla kahramanca savaşmasıve sonunda
esir düşüPRusydya götürülmesi.
Cihan harbinde Pasinlerlde
bir yandan
düşmanla Çarpışırken bir yandan da İsarat-ülİ'caz
tefsirinyazması.
Rusya
esaretinden
kurtulup
İstanbulla
geldiğinde
6]
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Darüî-Hikmet-i İslamiyeye aza seçilmesi. Burada
bütün İslâm âlemini ilgilendiren konularda çok
değerli hizmetler vermesi.
31 Mart Vakasfnda isyan eden bir taburu müessir
nutkuyla itaate getirmesi.
Bu dönemde yazdlğl eserlere de kısaca göz
atalım:
Tefsir mukaddemesi dediği İsarat-ülİ'caz.
Malyaıêemat.
Bu eserin bir bölümü Unsur-u
akidedir.
hakikatleriyle ilgilidir.
Münazarat.
Lemaat. Eski Said döneminin SOII eseridir. Yarı
manzum şekilde kaleme alınmış olup daha sonra
telifedilecek olan Risale-z' Nur Külliyatfndaki
birçok konunun Çekirdeği hükmündedir.
Bu icraatlar VC bu eselerin muhteviyatı bize
gösteriyor ki Eski Said de, Yeni Said gibi ilim yoluyla
insanları irşat VC ikazla meşgul Olmuş› sadece Cihan
Harbynde maddî cihada başvurmuştur.
Bu gözle baktığımızda birbirinden ayrı iki Said
yoktur. Hizmet şartları farklı olduğu için verdiği
hizmetler de yine farklı olan tek Said vardır.
Eski VC Yeni Said ifadeleri bir Yönüyle de, EISIIII
müceddidi olarak manen görevlendirilmesinden
önceki VC sonraki dönemleri ifade eder.
İman
62
SORULA RLA RİSALE-İ
SORU:
'Nurtalebeleri
NUR DERSLERİ
inşaallah
imansız
kabre
girmezlerve ehl-i saadet olurlar'müjdesini açıklar
mısınız? Bazılarınca biraz iddialı bir ifade olarak
değerlendiriliyor.
ÜSTADTN bu gibi ifadelerinde iki önemli kayıt
görüyoruz: Birincisi VC en önemlisi "İnşallah" Yani
Allah dilerse, ihsan ederse. Diğeri ise «yüzde
doksan-yahut yüZCle doksan dokuz-” ihtimalle.
Yani, bu müjdelerde «yüzde YÜZ”yahut “mutlaka,
kesinlikle"gibi bir ifadeyi göremiyoruz. Çünkükişi
korku ile ümit arası Yaşamak durumundadır;
Allah'ın gazabından emin de olmayacak, rahmetinden ümit de kesmeyecektir.
Üstad'ımızın bu müjdesini, Nur Risalelerfnin
tahkiki iman dersi verdiği› insanların imanlarını
şüphelerden, vesveselerden
uzak bir dereceye
yükselttiği VC Şeytanın el atamayacağı derinliklere
ulaştırdığı şeklinde anlamak gerekiyor. Nitekim
bizzat kendisi bu konuya Şu açıklamayı getirir:
"Iman-ıta/JkikîilmelyakindenlıakkalyakîneyakznlastzkFq
da/.ıa selbedilmeyeceğine
elıl-i kegfııe talıkik
/Jükmetmisler "UC demişlerki.' Sekerat vaktinde,seytan
vesvesesişıle ancak akla
63
SORULARLA
RİSALE-l
NUR DERSLERİ
,süalyeler verip tereddüde düşüreailir. Bu nevi iman-ı
ta/.Jkikî iseyalnız akılda durmuyor Belki kem kalbe,
kem rız/Ja, kem sırra, kem öyle letaýfe sirayet ediyor,
kâkleşıyorki, şeytanın eli 0yerlereyetişemıyor; öyle/erin
imanı zevalden ma/ıfuz kalı- .Von 1) -Kastamonu Lahikası
imanla
kabre girmede Şahsq manevî halinde
Çallşmanın da Özel bir önemi vardır. Bu konu
Nurlafda Şöyle ifade edilmiştir:
au
"I-lem Risalet-in Nur'un talebe/eri
zamanda ker
ciket- ten ziyade bücumu maruz iman bususunda
birairiııe selâmet-i iman iıakkındaki samimi, masum
lisanlarıyla dualarının yekünü öyle air kuvvettedir' ki,
ralamet 'ZM iıikmet onun reddine müsaade etmezler.
Faraza 77166772111( itibariyle reddedilse, tek air tane
onların içinde kabul olunsa, yine ber kiri selamet-i
iman
ile
kabre
gireceğinekay”igeliyor
Çünkiber bir dua umuma bakar.
»
-Kastamonu Lahikası
SORU:
Risale-i
Nur'un
olmadığı
zamanlarda VC asırlarda 0 zamanın insanları bu
hakikatlerden mahrum mu kalmışlardır?
64
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
BEDİÜZZAMAN,
tarikat
VC
hakikat
mesleklerinin şeriata yardımcı olmaları gerektiğini
ifade ediyor. Yani esas olan şeriattır. Yine Üstad'ın
ifadesiyle "Şeriatın yüzde doksan dokuzu iman,
ibadet, ahlâk VC fazilettir, yüzde biri siyasete
mütealliktir."Bu yüzde doksan dokuza ulaşmanın bir
yolu "tarikat" ise diğer bir yolu da "hakikattir",
yani
Risale-i Nur'un
mesleğidir.
İnsanların
imanlarını tahkiki Yapmaları, İslam'ı yaşamada
hassasiyet kazanmaları, günahlardan titizlikle uzak
durmaları,
bütün ömürlerini emir dairesinden
geçirip yasaklardan uzak durmaları ana hedeftir. Bu
şüphe, tereddüt, sefahat VC dalalet asrında insanların
bu gerçeklere kavuşmalarının en kısa yolu Risaleinur'un mesleğidir. Yoksa tekyol O değildir.
Üstad'ımızın şu ifadeleri konuya açıklık getirir:
"Ebi-i 've/ayetin amel 'UC' ibadet 'UC' sülûk 'DE
riyazetle gördüğü bakikatlar veperdeler arkasında
müşabede ettikleri bakaik-i imaniye, aynen onlargibi
Risale-inur ibadetyerinde, ilim icinde bakikata bir
yol açm1,5; sülûk 'UC' evradyerinde, mantıki bürbanlarla
ilmi büccetler icinde bakikat-ülbakaika 3101 af?”İ;»
-Emirdağ Lahikası, l
Üstad'ın “hakikat-ül hakaik" dediği, Kur'an'ın
talim ettiği, şeriatın ders verdiği hakikatlerdir.
Bunlar kısaca
65
SORULARLA
Rl SALE- İ
NUR DERSLERİ
((- salih amel, takva VC güzel ahlâk" olarak
özetlenebilir.
Kader Risalesünin zeylinde
"Cenab-ı Hakka vasıl olacak yollar Pek çoktur"
derken bu dört maddeyi ruhlarda VC kalplerde
hâkim kılmanın birçok yolları olabileceğini açlkça
Üstad,
belirtmiş oluyor.
Şunu da ifade edelim ki, her asrın içtimaî Yapısı,
sosyal problemleri, akıl VC kalpleri meşgul eden
meseleler farklılık gösteriyor. Asrımızda ilim VC
teknikte kaydedilen ilerlemeler, radyo, televizyon,
internet gibi kitlelere anında ulaşımı sağlayan
vasıtaların çoğalmasıyla, ayrıca enaniyet VC sefahatin
de geçmiş asırlara nispeten çok ileri boyutlar
kazanmasıyla insanlar dine karşı lakayt kalmışlar,
kalpler şüphe VC tereddütlerle yaralanmış, akıllar
"neden VC niçin"lerle bulandırılmıştır. Böyle bir
asırda ancak akılla kalbe birlikte hitap eden VC her
ikisini de tatmin eden bir eserle irşat görevi
kemaliyle yerine getirilebilir.
Geçmiş asırlarda, Üstad'ın ifadesiyle "teslim kavi
idi» O asırda insanları hakikate ulaştırmak için
tarikat yolu tutulmuş VC nicelerin iman VC marifette
terakki VC tealileri sağlanmıştı.
SORU: Nur talebeleri
niçin cemiyet
siyasî
teşekküllerden uzak duruyorlar?
66
VC
SORULARLA
RİSALE-İ
NU R DERSLERİ
DİNSİZLİĞİN
VC
ahlaksızlığın
komünizm VC
masonluk gibi birer şahs-ı manevi ile hücum
ettiklerini gören Üstad'ımız, bütün bu Ylkıcı
cereyanlara VC zındıka komitelerine siyasetle karşı
koymanın çok yetersiz VC tesirsiz kalacağını görm..
bunlara karşı iman hakikatleri etrafında bir şahs-ı
manevî teşkil etmek üzere Nur Külliyatfnı yazınaya
başlamıştır. Bu mânâ, onun ruhunu O derece istila
etmiştir ki,
elimiz var› Yüz elimiz de olsa ancak
nura kâfi gelir, İOPUZU tutacak elimiz Yok," diyerek
siyasetle ilgili çalışmalardan ilgisini bütünüyle
Çekmiştir.
Öte yandan,
"İman,
mal-ı
umumidir"
buyurmuş VC iman hakikatlerini bütün insanlığa
ulaştırmak için çallşmak gerektiğini, bu hususta parti›
ırk› ülke ayırımı Yapllamayacağını çok iyi bildiğinden,
siyasetten uzak kalmıştır. "Nurların muhalifte de
muvafıkta da müştakları olduğunu" söylemiş VC belli
bir partinin elemanı gibi çalışmanın bu hakikatlerin
muhalihere
ulaşmasına
engel olacağına dikkat
çckmiştir.
«ne
"E/bamdü/ihab,
siyasetten
tecerrüdseâeâzy/e,
Kurhnm elmasgibibakikat/arınzpropaganda-isiyaset
itti/Jamz
altında
cam parçalarının
êzymetine
indirmedim. Be/!ei gittikçe 0 elmas/arkıymet/erini ber
taifenin nazarındapar/ak bir tarzda ziyade/estiriyar. J)
Mektûbat
67
SORULARLA
RİSALEJ
NUR DERSLERİ
Üstad'ımızın zamanında Rusya dünyanın ikinci
büyük devletiydi VC komünizm faaliyetlerini dünya
Çapında yaygınlaştırmaya Çalışıyor, ülkelere bu yolla
hâkim olmak istiyordu.
En Yakın komşusu olan VC stratejik yönden çok
büyük önemi bulunan Iürkiye de bundan hariç
kalamazdı. Nitekim bizim gençliğımızı de kendine
çekmek üzere içimizdeki ajanları vasıtasıyla "sosyal
adalet VC eşitlik" gibi komünist ülkelerde hiç
bulunmayan hayali hedefleri VC idealleri gençliğin
önüne koyarak onların fikirlerini celbe Çallşlyordu.
Siyasi alanda ise Halk Partisfyle işbirliği Yapmaya
ça-hyordu_
İşte böyle bir dönemde Üstad'ımız, Halk
Partisi'ne karşı açıkça cephe almış VC bunu Şu
ifadeleriyle Çok net olarak ortaya koymuştur.
“Ha/k Partisi iktidara gelecek olursa, Komünist
kuvveti üyîll partinin altında bu 'vatana bakim
olacaktır. Halbuki bir Müslüman kafiyyen Komünist
olamaz, anarsist olur. Bir Müslüman biçbir zaman
ecnebi/erle mukayese edilemez. İste bunun için bayat-ı
içtimazye 'UC 'Uatanzmzza de/Jsetli bir teblike teşkileden
bupartinin iktidaragelmemesi için› Demokrat Partiiyi,
Kur'an 'UC 'vatan 'UC İslamiyet namına mubajazaya
W]1,5Iyarum. !J Emirdağ Lahikası
68
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR D
ERSLERİ
Üstadîn bu ifadeleri
siyasî
değildir;
memleketimizin
geleceğinden
endişe
duyma
namına
bir vatanperverlik örneğidir. Üstad, Halk
Partisfni böyle tehlikeli görmekle birlikte ona 0)'
verenleri aynı kafede değerlendirmemiş, hatayı
Halk Partisi'nin yülde beşine vermiştir. Yüzde
doksan beşine karşı tebliğ görevini yine şefkatlc
yerine getirmeye Çallşmıştır
BEDİÜZZAMANVE SİYASET
SİYASET,
oldukça genel bir ifade. Devletin
ekonomik politikasından, bir şirket müdürünün
yönetim biçimine, mürşitlerin VC peygamberlerin
(a.s.) irşat metotlarına kadar uzanan çok geniş bir
sahayı içine alıyor. Ama gel gör ki,günümüzinsanı
kısır politik çekişmeleri bir boks maçı gibi seyrede
seyrede, siyaset denilince onun hatırına hemen Parti
propagandaları VC hükümetprogramları gelir.
Politikayla
bu derece
şartlanmış
insanlara
Bediüzzaman'ın siyaset anlayışını anlatmak oldukça
zordur.
«ya
efendiler! Ben imanın
cereyanındayım.
Karşımda imansız/ik Cßfßyûîîî 'Uüîl Baska cereyanlarla
alâkam yok, i)
Mektûbat
69
SORULARLA
Rİ SALE-İ
NUR DERSLERİ
Üstadün
gayesi
insanların
imanlarının
kurtulmasına vesile olmaktır. Mutlak rakibi ise
imansızlıktır. O halde, Üstadîn siyasete bakışı da bu
ö1çÜY°göre olacaktır.
İnsanlarıgüçvekuwetle
imanagetirmek
mümkün değildir; zaten dinde zorlama dayasak
kılınmıştır.
Karşımızdaki
insana
bir Şeyler
anlatabilmemiz için falan partinin iktidarda olması
diye bir şart da yoktur. Üstadün siyasilerden bu
noktada beklediği fazla bir ?CY de olmamıştır.
Üstad, büyük bir ruh hekimi, kaİP tabibidir.
Zengini, fakiri, âmiri, memuru, 0)' vereni VC alanı
he? onun ilgi alanı içindedirler. Ve Onun gayesi
hepsine tahkiki iman dersi vermek, hepsinin
imanlarını tehlikeden muhafaza etmektir.
“Bu zamanda
ekıl-i İslâm'ın 672 mü/Jim
telslikesi, _fen 'UE felsıfeden gelen bir dalalet/e kalklerin
bozulması 'UR imanın zedelenmesidir. Bunun ;are-i
yegânesi; Nurdur, nur göstermektir kı', kalb/er ıslab
olsun, iman/ar kurtulsun. J) Lem'alar
Siyaset, kal?
VC
ruha zarar veriyor:
Üstad, siyaseti, “gaflet VC dalâletin CI] bOğUCU›
aldatıcı, Cfl geniş perdesi» (Emirdağ Lahikası) olarak
değerlendirin
dar dairedeki gerçek vazifesini
bırakıp, geniş dairelerdeki
siyasî
VC
içtimaî
hadiselerle gereksiz olarak
İnsanın
70
SORULARLA
RlSALE-l
ilgilenmesini zararlı bulur
VC
NUR D ERS
LERİ
Şöyle buyurur:
'Hem iman 'UC bakikat noktasında bu ?esit
merakların büyükzararları 'Uûîî gaflet verecek 'UC
dünya?” bogduracak '06 bakikî vazife-i insaniyeti 'UE
âbireti unutturacak olan en geni; daire 1.55› siyaset
dairesidir. Hususan böyle umumi “UC” mücadele
suretindeki bâdiseler, kalbi de boguyor. İİ
Emirdağ Lâhikası
"Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ýîad eder
asabî rubları azab içinde bırakır. Selamet-i kalb
istirabat-ı rub isteyen adam, siyaseti bırakmalı. J)
Kastamonu Lâhikası
"Siyaset-i
bazıra,
0
kadarçokyalan
'US
bile
'UC
'Ué'
'UC'
,feytanet içine girmiş ki, vesvese-i ıîeyatin
gefmiştir.
Sözler
bükmüne
Siyaset onuncu derecede:
Üstadün siyasete bakışında bir başka nokta,
siyasî VC içtimaî yollarla İslâm'a hizmet etmeyi›
iman hizmeti yanında ancak onuncu derecede
görmesidir.
Kastamonu
Labikasfndaki
bir mektubunda,
“Ehl-i dünya VC ehl-i siyaset VC avamın nazarında
birinci derece VC hakikat nazarında, imana nisbeten
ancak onuncu derecede bulunan siyaset-i İslâmiye
VC hayat-ı içtimaiye-i
71
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
ümmete dâir hizmeti, kâinatta CH büyük 7 VC
vazife VC hizmet
olan hakaik-i imaniyenin
çalışmasına racih gördüklerinden..." diyerek hem
kendisine cephe alanların gafletini sergiler, hem de
Nur Talebelerfne, önemli bir mesaj verir.
Nur Talebeleri bu mesajı çok iyi aldıklarından
bütün himmetlerini, imansızlık ateşinde yanan,
tereddüt VC şüpheler içinde bocalayan VC sefahat
çamuruna düşen insarıların kurtuluşlarına hasrederler.
Siyaset birlikve beraberliğe zararveriyor:
Üstad& bugünkü siyasî
cereyanlara
soğuk
baktıran diğer bir sebep 156› siyasî tarafgirliğin
milletimizin birlik VC beraberlik ruhuna verdiği
büyükzarardır.
İslâm'da Allah için sevmek VC yine Allah için
düşmanlık beslemek esastır. O halde Allah'ın
beğenmediği, kerih
yasakladığı sıfatlar
kimde olursa olsun kötü;O'nun razı olduğu iyi VC
güzel sıfatlar ise Yine kimde olursa olsun güzeldir.
Ama siyasette bu ölçükaybolur. Kendi siyasî
görüşünde olmayanlar her yönden kötü. kendi
partilerine mensup olanlar ise her cihetle berrak VC
sâfı telakki edilir.
Üstad, bu Yanlışın insanın kal? VC ruh âleminde
yaptlğı büyük 231111 Şu ifadeleriyle güzelce ortaya
koyar:
72
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
"Sakın, sakın! Dünya cereyanları, bususan siyaset
cereyan/arz 'UC' bilbassa barice bakan cereyanlar sizi
tefrikaya
atmasın.
Karşınızda
ittibad
etmi;
dalaletfirkalarına karşı Perişan etmesin.'
Elbubbu
fil/abi
velbuğzufillabi'
düstur-u
Rabmaniyerine, el-ıyâzü billab 'Elbubbufissıyaseti
velbuğzu lissıyaseti' düstur-u şeytanı' bükmedıj), melek
gib," bir bakikat kardeşine adavet ?JC el-bannâs gib,"
birsiyaset arkadaşına mubabbet ve tarafdarlık ile
zubnüne rızagösterip, cinayetine manenşerik eylemesin.
J) -Kastamonu Lahikası
Din› siyasete âlet edilemez:
Nur hizmetinin siyasî tarafgirliklerden
tutulması gereğini ifade eden önemli bir ders:
uzak
'Nur şakirdleri, iyi; siyasete karışmadılar, bişbir
Partiye girmediler. Çünki iman, mal-i umumîdir.
Her taıfzıde mubtaçları ve sabibleri 'Uüîl Tarafgirlik
giremez. Yalnız küfre, zındıkaya, dalalete karşı cepbe
alır. Nur mesleginde, mü'minlerin ubuvveti esastır. J)
Emirdağ Lahikası
Nasıl
Kufan bütün bir insanlığın
irşadı
için
inzâl olmuşsa, onun tefsirleri de bütünbir beşeriyet
içindir. Onu sadece bir gruba mal edi? geride kalan
insanları ondan
73
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
mahrum bırakmak, Kur'an'ın cihan şümul-lüğü ile
bağdaşmaz VC Kur'an böyle bir anlaylêl reddeder.
Din 1131111113 ortaya Çlkrna denilince, hemen
dinin siyasete âlet edilme endişesi hatıra gelir. Üstad
bu noktada 90k hassastır. IâMeşrutiyet döneminde
sarfettiği Şu sözler 0111.111 bu husustaki hassasiyetinin
bütün ömrü boyunca hiçbir sapma göstermeksizin
devam ettiğinin CH güzel ifadesidir:
"İslamiyetgüneşiyerdeki
ışık/ara alet 'UC'
olamaz.
Ve
aletyapmakİslamiyet'inkıymetinitenziletmektir,
büyükbir cinayettir. DHutbe-i Şamiye
tabi
Üstad, Kur'an tefsiri olan Nur Risaleleryni
dünyevi VC siyasi bir maksada alet etmeyi› kırılacak
[email protected] bâki elmas fiyatı vermeye benzetir.
Her 3.81111 müceddidi Kur'an'dan
O
2.51'111
ihtiyaçlarına VC mizacına CH uygun bir tebliğ VC
hizmet metodu istihraç etmiş. Üstad ise Kur'an'dan
hizmet' dersini girmiş oluyor.
ç..
Şefkat, vicdan VC hakikat siyasetten 111611 ediyor:
Bediüzzaman
Hazretleri,
kendisini
siyasetten men eden bir başka ciheti ise Şöyle dile
getirir:
Üstat
74
SO RULARLA
RİSALE-l
NUR DERSLERİ
(fşßat) vicdan, bakikat bizi siyasetten 771872 ediyor.
Çünkütokada müstebak dinsiz münafiklar onda iki
1:55› onlara müteallik yedi-sekiz
masum, biçare,
çoluk-çocuk, zaif basta, ibtiyar 'ULITZ Bela ve musibet
gelse 0 sekiz masumlar 0 belaya düşecekler. JJ
Bu ifadelerden hemen anlaşılacağı gibi, siyaseti
dinsizliğe alet eden onda iki gibi &Z bir grup. Gerek
bunlara tâbi olanlar, gerekse bunların siyasetle
alâkası olmayan çoluk çocukları, hastalar, ihtiyarlar
ise onda sekiz. Bu azınlık gruba karşı aktif siyasetle
meydana çıkılsa VC şer güçlerin engellemesiyle
karşılaşıldığında daha da ileri gidilip "idare VC asayiş
ihlâl" edilse, Yani İ( ilılâs ile hizmet eden
insanlar yönetimle karşı karŞIYa getirilse, O zaman i?
kavgaya Yol açılır. Halbuki, ikaz VC irşad yolu) ilim
VC tebliğ yolu böyle zararlardan uzaktır. Bu Yol ile 0
zâlimler ıslah olmasalar bile, onlara aldananlar,
hatta onların çoluk-çocukları imanla, İslam'la
müşerref olabilirler. İşte büyük Üstad'ı siyasete
girmekten VC idareye karışmaktan men eden bu
engin şefkati VC himmtidir.
İşte, 351111111 manevi öncüsü olma şerefine
mazhar bu büyük insan, böyle bir neticeye şahsî
düşüncesiyle değil Kur'an'dan aldığı dersle ulaştığlni›
"Kur'an bizi siyasetten şiddetle 111611 etmiş" ifadesiyle
açlkça 01'taya koyuyor.
75
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Köküdışarıda olan cereyanlar:
Üstadün siyaset noktasında üzerinde önemle
durduğu bir başka nokta da, siyasete girenlerin kökü
dışarıda olan menfi cereyanlara bilmeyerek de olsa
âlet olmaları tehlikesidir.
"I-lem ,simdi hükmeden öyle kuvvet/i cereyan/ar
içinde siyasetegiren/erden hiçbirkimse, istik/â/ıyetini 'UK
iİJ/âsznz mu/Jızjêzza edemez. Her/Ja/de bir C8reya72 0721172
İJareketini kendi besabma alacak, dünyevi maksadına
â/et edecek. O hizmetin .êudsıyetini bozacak. 11 --Şualar
Eski Said döneminde dile getirilen bu gerçckler
maalesefhâlâ belli bir ölçüde de olsa geçerliğini
koruyor. Hâlâ siyasetimizin
istiklâline tam
kavuştuğunu söyleyemiyoruz. Kanaatimce, bunun en
büyük sebebi iktisadî yönden dışa büyük ölçüde
bağımlı
olmamızdır.
Üstadün, 4112)”
kelimatullahın bu zamanda CD büyük Sebebi), olarak
"maddeten t görmesi bir Yönüyle bu
meselemize de bakıyor.
Önemlibirnokta:
"Nurların maslahatı a?) siyasete girmek
başka, "Nurlar
girmek daha başkadır.
76
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
Birincisi bir niyet meselesidir.
İkincisinde
1537 siyasete
giren Şahıs Nur
talebelerinin desteğini arkasında görmek ister.
Nurların "her cereyanın fevkinde bulunması VC
umumun malı olması", Nur talebelerini bir siyasî
partinin Yan kuruluşu gibi çalışmaktan men eder.
Bu sebeple, şahıslar siyasete ancak kendi
namlarına girebilirler, ama Nur talebelerînden
kayıtsız şartsız destek bekleme gibi bir ruh haletine
girmekten de şiddetle kaçınırlar.
SORU:
Kıyamete
kadar
nur
talebelerinin
hizmeti
böyle
mi
devam
edecek?
Duruma
göre tarz değişikliği olmayacak mıdır?
BEDİÜZZAMAN, ahirzamanda gelecek CI] büyük
müceddidin ÜÇ
önemli vazifesi olduğunu VC bunların
birincisinin iman hizmeti olduğunu ifade eder.
Diğerlerini buna göre ikinci, üçüncü›bazen de
OIIUIICU derecede sayar.
«-
Kâinatın yaratılış gayesi de
VC marifet"
olunca, iman hizmetinin kıyamete kadar devam
edeceği de kesinlik kazanıyor. Diğer hizmetler,
zamanın VC şartların
77
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
müsaadesi nispetinde icra edileceklerdir. Ancak, bu
icraat, iman hizmeti ile birlikte yürüyecektir. Yani,
birinci görev bitecek de sonra ikinci VC üçüncü
görevler başlayacak değildir. Birinci görevin ifası ile
insanlar içtimaî VC siyasi hayatlarında da Nurun
hakikatlerin kendilerine rehber CİIİIC noktasına
erişseler de bu aslî hizmet yine aralıksız devam
edecektir.
Son iki hizmet şarta bağlıdır. Nitekim, hac VC
zekât da şarta bağlıdırlar. Yani, zenginseniz zekât
verirsiniz VC hacca gidersiniz. Ama namaz bütün
Müslümanlara farzdır. Sakat da olsanız, hasta
yatağında da bulunsanız, ima ile de olsa bu Şart
yerine ğetirilecektir. İman hizmeti de bir Yönüyle
buna benziyor. O, müslümanların mağlul? olduğu
zamanlarda da, galip geldikleri dönemlerde de
aralıksız devam etmelidir. Nitekim etmiştir de. En
ağır şartlarda, hapislerde, sürgünlerde bu hizmet hiç
terk edilmemiştir.
Konuyu sadece İslam âlemi için değil bütündünya
için değerlendirdiğimizde açlkça görürüzki, birçok
Hristiyan ülkesinde iman hizmeti bütün hızıyla
devam etmektedir. O ülkelerde "hayat" hizmeti Yer
Yer kendini gösterir; bazı özel okulların
açılması,
Müslümanların bazı ticaret kollarında söz sahibi
olmaları gibi. Ancak, bu ülkelerin siyasetine
girmenin zorluğu hatta imkânsızlığı ortadadır. Ama
bu imkânsızlık 0 ülkelerde yapılan hizmetin eksik
78
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
olması manasına gelmiyor. Çünkütemel hizmet,
öncelikli hizmet bütünhızıyla sürdürülüyor.
SORU: Nur talebeleri; cesaretin ve şecaatin,
menbaı VC kaynağî olan iman hakikatlerini
okuyup öğrendikleri halde, pasif gibi görünüyorlar.
Bunu nasıl yorumlarsınız?
ÖNCE şunu ifade edeyim: Bu gibi iddia VC ithamlar
büyük ölçüde mazide kalmış bulunuyor. Nur
talebelerinin pasiflikle itham edildiği dönemlerde,
insanların kafalarında devletçilik Yer Ctfnişı her Şeyi
devletten beklemek herkes için vazgeçilmez bir
gerçek haline gelmişti. Zamanla, bu anlayışın
devletleri de, milletleri de geri bıraktığı görülerek
hür teşebbüs VC hür fikir kapıları açılmış, devletin
birçok müesseseleri Özel teşebbüse devredilmiş,
eğitimde bile Özel teşebbüsün hissesi, ygvaş da olsa,
yükselme göstermeye başlamıştır. Bu Yeni dönemde
insanlar iman VC ahlâk sahasında devletten fazla bir
ŞeY
beklemeyip
kendi çaplarında bir Şeyler
Yapmanın
gayreti içine girmişler VC bu çalışmalar,
“Damlaya damlaya göl
kabilinden, bugün
büyükbir önem kazanmış, din düşmanlarının bile
,î
79
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERS LERİ
dikkatlerini Çekme noktasına ulaşmıştır. Hal
böyle olunca her şeyi devletten VC hükümetten
bekleyenlerin ortaya attıkları söz konusu iddia da
aktüalitesini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bununla
nazar-1
birlikte konu üzerinde, kısaca durmakta fayda vardır.
Mehmet Kırkıncı Hocamızın bu tiP iddialarda
bulunan bir kişiye verdiği cevabı nakletmek isterim:
Ben olayın detaylarını VC hocamızın kendi
ifadelerini istemeyerek kısa geçip bize verdiği
muhteşem dersi kendi ifadelerimle özetleyeceğim:
Muhatabına, fırtınalı bir denizin klylyı şiddetle
dövdüğünüVC nice evleri harap edi? sular altında
bıraktığını
anlatır VC
buna aktifhareket
diyebilirsiniz ama SODUCU birçok menfiliklerle
doludur;
sessizce
yerinde
durup, kimseyi
incitmeden çailşan VC muhtaçlara meyvelerini
nazikane uzatan bir meyve ağacını da pasif
sayabilirsiniz,
ama bu pasifliğin
nimetleriyle
beslendiğimizi de unutmayın."Muhatabına bir başka
örnek daha verir:
"Camlarımızı kırmadan evimizin içine giren VC
bizi aydınlatan güneşin bu hareketine pasiflik mi
diyeceğiz.”
Bu güzel örnekten Şu dersi alıyoruz:
Demek ki, biz hareketlerin şiddetine VC süratine
değil sonuçlarının büyüklüne VC faydalılığına
flazar edeceğiz.
u-
80
SORULARLA
RlSALE-İ
NU R DERSLERİ
Soru sahipleri daha çok siyaset sahasında
dolaştıkları VC bizi de bu yönde pasiflikle itham
ettikleri için konuyu 0 açıdan ele almamız gerekiyor:
Ülke yönetimine hâkim olmak başka, insanların
kalplerine VC akıllarına hitap ederek onları istikamet
çizgisine çekmek Çok daha başkadır. Birinci Şlk,ya
demokratikyol- la,yahut ihtilal 'ıle olur. Birincisinde
"kendipartisilehinde aralıksız Propaganda Yapma,
karşı partileri sürekli kötüleme" gibi görünüşteaktif
ama Çoğu zaman Yîllan, gıybet VC iftiralarla kaynaşan,
nefis VC menfaat endeksli faaliyetler söz konusudur.
Muhataplarımızın kalplerini fethetme idealiyle bu
ti? faaliyetlerin örtüşmediği, hatta zıtlık gösterdiği
açıktır. Demek ki, bu yolda bütün insanların
hidayetine vesile olmak yerine› sadece kendi
taraftarlarına menfaat kazandırmak esastır.
İkinci Yol ihtilaldır, dedik. İhtilal denilince ZOI'
kullanma VC öldürme akla gelir. Bir kişiyi ZOI'
kullanarak bir fikre davet edemezsiniz. Onun kalbine
iman, irfan VC fazileti zorla yerleştiremezsiniz. Zaten
bir çatışma sonucu muhatabınızı öldürmüş iseniz
artık ona hiçbir faydanız dokunamaz. O hayatta
kalacaktır ki, kendisiyle tartışabi- lesiniz, onu ikna
etmeye çalışabilesiniz, kabul etmese bile hiç olmazsa
ona karşı tebliğ görevinizi yerine getirmiş
olabilesiniz. Demek ki bu Yol, "tebliğ, ikna VC İrşat"
hare8]
SO RULARLA
RlSALE-İ
NUR DERSLERİ
ketiyle zıtlık arz ediyor.
İştebu
mahiyet farklılığındandır ki Nur talebeleri aktif
siyasetten uzak durmuş, gayretlerini "devlet VC
hükümet" yerine
"millet VC fertler"üzerinde
yoğunlaştırmışlardır.
Bu çahşmalar
hapislere,
zindanlara, sürgünlere rağmen
bugüne kadar
aralıksız sürmüştür VC sürmektedir. Bunlar maddî
SCS getiren türden değildir ki SOI`U sahipleri bunun
farkında olabilsinler. Tokat sesini Yahut silah sesini
aktif hareket sayanların, kal? VC akıl sahasında
gösterilen bu sessiz faaliyetleri pasiflik saymaları
gayet
normaldir.
Böyle düşünmeleri, onların
mesleklerinin gereğidir.
Pasiflikle itham edilen bu bereketli Çalışmalar
sonunda nice gencimiz imanla, ahlâkla, faziletle
tanışmışlar, vatan VC millete faydalı birer eleman
olmuşlardır. Nur Risale/eri kırka Yakin dile tercüme
edilmiş, radyolarla, televizyonlarla, internet siteleriyle
bütündünyayahitap etmeye başiamlş VC iman
hakikatlerinin neşir VC ilanına engel olmak artık
imkânsız hale gelmiştir. Mazide Nur talebelerini
pasiflikle
itham edenlerin
büyük ?Oğunluğu,
VC ihtilal" yolunun kal? VC gönülleriıslah için
geçerli bir Yol olmadığını
anlayarak
fikir
hareketlerine yönelmişler, az bir kısmı ise 9,5a?
bozukluğu içinde ümitsiz VC huzursuz bir hayata
kendilerini mahkûm etmişlerdir.
Üstad'ımızın Kastamonu
Labikasfndaki
bir
dersini de
a-
82
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
hatırlatarak konuya son verelim:
Üstad, t(0I islamiyeyi
VC
insanların
hayat-ı
içtimaiyelerine
dair hizmetleri"
iman
hizmetine nispeten onuncu derecede görür; "ehl-i
dünyanın ehl-i siyasetin VC avamın" ise bu onuncu
derece hizmetleri birinci derecede gördüklerini
kaydeder.
)
8.3
Birinci Söz
SORU:
Bediüzzaman
okuyucusuna
«Ey
kardeş!” diye hitap ediyor. Eskiden mürşitlerin
hitaplarında daha ikaz edici VC muhatabı SEIISICI
ifadelerin kullanıldığını
biliyoruz. Üstad'ımızın
Yumuşak VC onurC edici hitaplarıseçmesinin
hikmeti nedir?
BEDİÜZZAMAN bu asır için C(° ı›
diyor. Ayrıca, “bu asırda dalaletin Fen VC Felsefeden
geldiğini, bu sebeple izalesinin de ZOI' olduğunu"
vurguluyor. Nice menfi cereyanların hedefi olan bu
asrın
insanına Yakiaşma konusunda Nurıun dört
esasından birini Şefkat, diğerini :gezi/kür olarak
belirliyor. Birincisinin Rahim ismine, ikincisinin de
Hakim ismine isal ettiğini ifade ediyor.
Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde,ruhu
binlerce Yara almış olan bu asrın insanına şefkâtle
ulaşmak gerektiği VC hikmetle hareket ederek onun
nefsini tahrik etmeden, hakikatleri “nezihâne,
nazikane VC kavli leyinle (yumuşak Sözler› aktarmak
gerektiği açlkça anlaşılır. Bunun en güzel Yolu da
doğrudan değil, dolaylı anlatım yolunu tercih
etmektir. Nitekim, Üstad'ımız birçok derslerini
nefsini muhatap alarak verir VC “yazılan Sözler'de
muhatap asi nefsimdir", “kim isterse beraber
dinlesin,"buyurur.
87
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Yine birçok derslerinde de gerçekleri temsili
hikâyelerle sunma yolunu tutar. Zaman bunu
gerektirmektedir.
Önceki asırlardaki
mürşitlerin durumu çok
farklıdır. Onların muhatapları iman hakikatlerine
gönülden inanmlş› fakat amel yönünden eksikleri
bulunan, nefsini terbiye konusunda bir mürşitten
yardım talöP eden kişilerdir. Onlara ikaz edici SCft
üslup kullanılabilir, ama böyle bir üslup, bu asrın
yaralı insanını hakikatlerden iyice uzaklaştırabilir.
SORU: Üstad'ımız ilk Söz'de bir askeri
mu-
harap alıyor.
Bunun meslekle
mir Yoksa
Şah.
sın
kendisiyle mi alâkası vardır?
BU SÖZÜN yazılmasına
“asker bir Nur
talebesi"nin sebep olUP olınadığı konusunda bir
bilgim Yok_ Ancak, Üstad "İnsan bu dünyaya bir
memur VC misafir olarak gönderilmiş"buyurarak
dünyahayatının
iki ayrıyönünüortaya koyuyor:
Birisi insanın başıbOŞ olmadığı, bu dünyada dilediği
gibi değil emir tahtında hareket etmesi gerektiği;
diğeri ise bu dünyanın ahiret için bir misafirhane
olduğu, ebedî kalınacak diyarın burası olmadığı.
88
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
"Asker" ifadesi de bu iki mânâya işaret etmektedir.
Asker de emir tahtında hareket eder VC kışla hayatının
geçici olduğunu bilir, ona gönül bağlamaz, terhis
edilip dostlarına VC akrabalarına kavuşacağı günleri
hasretle bekler.
Sanki bu hitap şekliyle, hepimize "dünyanın
geçici zevklerine bağlanıp boğulmayarak" ebedî
saadet yurduna iştiyakgöstermemiz VC ona göre bir
hayat sürmemiz ders veriliyor. Bu konuda Üstad'ımız
şu açıklamayı getiriyor:
Ben Sözler?yazarken
ibtğarsız
olarak eêser
temsi/âtz, ;uunat-z askeriye nez/inde zubur edıyordu.
Ben hayret edıyordum. Neden böyleyazıyorum, sebebini
bulamzyordum.
Sonra
batırzmageldı'
kz', belkı'
istikbal/de,m S:iz/er'z' bakêgı/a anlayacak, kabul 5,1177
bzrz-z can edecek en mühim talebe/eri askerîyedenyetişecek.
Onun için &Öyleyazmaya mecbur
oluyorum, düşün??? 0 kahraman asker/eri hekliyordum.
İ,rte mağrur olma, ;ükreğ 5672 0 askerlerden bahtiyar
hirisisz'n kz', evve/yetiştin. Yirmi dört aded Sözleri
meşagi/-idünyevıye
içindeyazmaklzğzn,
benim bu
hüsn-üzannzmz teyid etti. -Barla Lahikası
SORU:
Nefsini
herkesten
ziyade
alması11111
hikmeti nedir?
89
SO RULARLA
RİSAL
E-İ
NUR DERSLERİ
öne
İNSANIN
birinci muhatabı
kendi nefsidir.
Üstad'ımız, “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah
buyurur. Buna göre, bir insan diğer
insanlara hakkı tebliğ edi? onları günahlardan
menetmek istiyorsa, bunun birinci şartı kendini
ıslah etmesidir. “Lisan-ı hal lisan-ı kalden daha
kuvvetli tesiri› ettiğinden, insan önce kendi âleminde
İslâm'ı Yaşamah, örnek bir insan olmalıdır. Bunda
başarılı olduğu takdirde, başkalarını sözle de ikaz VE
irşat yoluna gidebilir.
Üstad, yazdığı birçok risalede kendi nefsine
hitap etmekle, bizlere de Risale-i Nur'u öncelikle
başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimizi
ıslah, kalbimizi tasfiye› marifetimizi inkişaf ettirmek
için okumamız gerektiğini ders vermektedir.
Bu tarz ifadelerin diğer Yönüde Şu olsa gerektir.
İnsan doğrudan kendisine yapılan nasihatlerden
rahatsız olabilir. Ama aynı sözleri temsili bir hikâye
içinde dinlerse, yahut kendi nefsine hitap eden bir
müellifi kenardan rahatlıkla takip ederse faydalanma
oranı daha da artar. Bu asırda bu metot hem daha
faydalı, hem de bazı enaniyetli kişiler hakkında
zaruridir. Geçmiş asırlarda da bir takım mürşitlerin
hayvanları
konuşturarak,
onlar arasında geçen
maceraları anlatarak insanlara dolaylı yoldan nasihat
ettiğini görüyoruz. Bu dolaylı anlatım, O asırlarda
"müstehap" ise bu asırda (t°77 derecesindedir.
90
SORULA RLA RİSALE-İ
SORU:
İlk
sekiz
NUR D ERSLERİ
Söz'deki
hakikatlerin
özellikle "kısaca
VC
avam Iisanıyla"
nazara
verilmesinin hikmeti nedir?
BİLİNDİĞİ
GİBİ ilk sekize dokuzuncu da
eklenerek
tamamı KüçükSöz/er adıyla müstakil bir CS6!' olarak
basılmıştır. Kolay anlaşılan derslerle işe başlamak
zamanla ZOI' konulara geçmek hikmetin gereğidir.
KüçükSözlefde okuyucu ilk sekiz Söze rahatlıkla
muhatap olmakta VC dokuzuncuda birden bire Çok
yüksek VC Çok derin bir hakikat dersiyle
karşılaşmakta VC ruhunda bütün külliyatı okumak
konusunda büyükbir istek duymaktadır.
SORU: Birinci Söze "Bismillah her hayrın başıdır.
Biz dahi başta ona başlarız" denilerek başlanıyor VC
bu konuda Yapılan güzel VC
açıklamalara
Lem'alar'dan da on sayfa kadar açıklama ekleniyor.
Besmele üzerinde bu kadar durulmasının hikmeti
nedir?
doyurucu
ÖNCE şunu ifade edelim: “Bismillah
başıdır" denmeyîP
de "her hayrın
denilmesinde ince bir
her işin
başıdır"
91
SO RULARLA
RİSALE- İ NUR D ERSLERİ
mesaj vardır. Demek ki, hayır olmayan şeylere
başlarken besmele çekilemez. Mesela, bir hırsız
Yaptığı soyguna besmele ile başlayamaz. O halde,
insan öyle işler yapmalıdır ki onlara besmele ile
başlayabilsin. Bunlar da ancak hayırlı işlerdir.
İnsanların faydalanacaldarı ilmî eserler yazmak
da büyükbir hayır olduğundan bütünİslâm âlimleri
eserlerine besmele ile başlamışlardır. Bununla da
yetinmCYiP hamdele VC sabueldyi de eklemişlerdir.
Yani Allah'a hamd VC O'nun Sevgili Peygamberine
salatü selam ile eserlerine başlamışlardır. Üstad
Hazetleri de Muhakemat'ta, Mesnevi-i Nurğzdnin
bazı bölümlerinin başlangıcında
ulemanın bu
adetini devam ettirmiştir.
Besmelenin sırlarına dair Lem'alar'da yazdığı Çok
yüksek bir dersi de, makam münasebetiyle, buraya
almıştır. Bu bölümde besmelenin altı S1I'I'l izah
edilirken 90k ince hakikatlere dikkat çekilmiş VC
böylece besmeleyi okurken ondaki bu yüksek
hakikatleri
de nazara almamız
bizlere ders
verilmiştir.
SORU:
Besmeleye
"İslâm
nişanı"
deniliyor.
Acaba diğer dinlerde besmele Yok muydu?
İSLAM
“Bir
NİŞANI
denilmesinden
maksat
92
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
şudur:
kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek
onun Müslüman olduğuna hükmederiz. İslâm
nişanı sadece besmele değildir. Bir kimsenin namaz
kılması, oruç tutması da İslâm nişanıdır. Bütün
semavi dinlerde kişiye an- cak Allah'a kul olduğu ders
verilir VC bütün işlerini O'nun I'12251 istikametinde
Yapması
emredilir. Buna göre her dinde, inanan
kişiler bütün işlerini Allah namına, O'nun rızasını
gözeterek VC O'ndan yardım dileyerek Yaparlar. Şu
var ki, kendi dillerinde "besmele" yerine başka
bir ifade kullanmış olabilirler. Sonuç değişmez.
SORU: Sahih-i Kainatın ismini alan kimselerin,
"her
hadisatın
karşısında
titremeden
kurtulması"herzaman olmuyor. Yani besmeleyle
başladığımız işlerve faaliyetler, bazen sıkıntı VC
meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin
ismini almayl nasıl anlayacağız?
BESMELEYLE
başlanan
bir işin mutlaka
başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek
yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı
rahatlıkla söylenebilir. Üstad'ın "Esbaba teşebbüs
bir dua-ı fıilîdir" sözünüha93
SORULARLA
Rİ SALE-l NUR D ERSLERİ
tırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri
yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış
olur. Neticeyi yaratmak Allah'ın hikmetine bağlıdır.
Bir işe besmele ile başlayan kişi, başarının Allah'tan
olduğunun, "her hayrın O'nun elinde» bulunduğunun
şuuru içinde,kendine düşen görevleri eksiksiz yerine
getirir VC neticeye karışmaz. İşin Şöyle veya böyle
sonuçlanması onun kalbini fazla meşgul etmez,
“hadisatın karşısında titremeden kurtulma" ancak
böylece gerçekleşir
Bilindiği
gibi, besmelenin
kısaca
mânâsı
"Rahman VC Rahim olan Allah'ın ismiyle" demektir.
Bilindiği gibi Rahman dünya nimetlerine Rahim ise
ahiret nimetlerine daha fazla bakar. Buna göre
besmele çeken kişi, dünyevi VC uhrevî bütün
işlerinde Allah'a sığınmış, yardımı O'ndan dilemiş,
başarıyl O'ndan beklemiş oluyor. Bu ruh haleti başlı
başına bir zikirdir; Yani Allah'ı hatırlamadır VC bir
ibadettir.
Allah ism-i celali, bütün isimlere VC sıfatlara
delalet
ettiğinden
“besmele"ye,
Yapilan
işin
mahiyetine göre ayrı mânâlar verilir. Eğer Şifa için
ilaç içmişseniz, besmele çekmeniz, uşâfı ancak
Allah'tır, O'nun ismiyle başlıyorum VC O'ndan Şifa
diliyorum"mânâsına gelir. Eğer tohum ekmişseniz,
"Rezzak ancak Allah'tır O'nun adıyla başlıyorum VC
rızkı Ondan mic? edrun17› mânâsına gelir.
94
SORULARLA
RİSALE-l
NUR D ERSLERİ
O halde, besmele çeken kişi dünyada beklediği
sonuca varsın veya varmasın Allah'ı hatırlamakla,
Ü›güvenmekle kal? huzurunu VC ruh rahatını
Peşinen kazanmış olur. Ayrıca besmele çekerek,
Q› hatırlamakla da bir zikir Yapmış olur.
Üstad'ın dua bahsinde "hekirnden Şu ilacı VCI'
bana» diye talepte bulunan çocuk hakkında
söylediği hikmetli sözler aynen burada da geçerlidir.
SORU: Aczinve
fakrın
en makbul
bir
şefaat?i olması nasıl oluyor?
İNSANIN
aczi VC fakrı
sonsuzdur.
Nur
Risalelerinde, “zulmetin nura ayna olması gibi",
insandaki bu acizliğin İlahî kudretin tecellisine,
fakrın ise İlahî rahmetin tecellisine bir ayna olduğu
sıkça ders verilir. Acz VC fakrımızı Allah'a karşı
hissetmemizgerektiğine
de
ayrıcavurguya'
pılır.Bizneyemuhtaçisekonunfakiriyizveneyiyapmaya
güç yetiremiyorsak onun aciziyiz.. Bu nazarla
bakıldığın- da insanın aczinin de fakrının da sonSUZ
olduğu anlaşılır.
Kısaca arz edeyim:
İnsan göz Yapamaz, bundan acizdir, göze ihtiyacı
var95
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
dlry onun fakiridir. O halde saçımızdan tırnağımıza,
havadan suya meyvelerden sebzeler, Güneş'ten Ay'a,
tâ Cennet bahçelerine kadar her şeye muhtacız,
bütün bunların fakiriyiz VC bütün bu
ihtiyaçlarımızı kendi gücümüzlegörmekten de Çok
hepsine karşı aciziz. İşte kendini VC
haricindeki âlemi bu nazarla seyreden insanın kalbi
Rabbine karşı sonsuz bir muhabbetle VC haşyetle
dolar.
Peygamber Efendimizin (asm-l "Fakrım benim
fahrimdir" hadis-i şerifini de bu nazarla
değerlendirmek gerekir. O halde, insan kendi aczini
ne kadar fazla hissederse Allah'a O kadar fazla sığınır.
Yine kendi fakrını ne kadar bilirse Rabbinden O
kadar fazla rahmet diler. Bu ruh haletini taşımak
Allah'ın rahmetinin celbine vesile olması cihetiyle
insan için büyük bir Şefaatçi, büyük bir kuvvet
menbaıdır.
SORU: Her varlığın "bismillah" deyiP› 90k büyük
işler Yaptlğını müşahede edilmekle beraber, bazen
de mahlukatın perişaniyet VC aczi de dikkat
çekmektedir. Bu iki meseleyi nasıl bağdaştıracağız?
HER VARLIK Yaptığı bütün işleri Allah
yap-
namına
96
ü
SORULARLA
RİSALE-l
NUR DERSLERİ
makta, O'nun ihsanıyla kendi gücünün 90k
ötelerinde işler başarmaktadır.
yandan, bu dünya
hayatında S( VC celal tecellileri"birbirini takip
etmekte, "her kema- le bir noksan katmak bu âlem-i
kevn
fesadın muktezası" olduğundan, sıhhati
hastalık, gençliği ihtiyarlık, izzeti zillet taki?
etmektedir. Bu ise her iki tiP esmanın da tecelli
etmesi içindir.
Mesela, insan gençliğinde Muizz (izzet sahibi)
isminin bir cilvesiyle güçlü,kuvvetli, sağlam VC dinç
olur. Daha sonra Müzill (zillet verici) ismini
tecellisiyle ihtiyarlar, hastalanır, güçsüzVC kuvvetsiz
kalır.
İnsan her iki halde de İlahi isimlere ayna
olmakta VC bundan bir şeref kazanmaktadır.
Çiçeklerin açması VC solması, baharı sonbaharın
taki? etmesi ruhumuzun bazen neşe ile mesut, bazen
kederlerle mahzun olması da bu iki tür tecellilere
dayanır.
Ahirette ise› cemal tecellileri bütün güzelliğiyle
cennette, celal tecellileri ise bütün ihtişamıyla
Öte
cehennemde kendini gösterecektir.
SORU:
Mübarek
hayvanlar
dilenlerin
dışındakiler
olarak
bahsemübarek
değiller
mi?
Veya mübarek kelimesini nasıl anlamalıyız?
97
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERS LERİ
HER HAYVAN, kendisine verilen görevi eksiksiz
Yapmak]a Allah'a ibadet eder VC Qın tespih eder. Bu
ibadetinin manevî mükâfatını da ahirette mutlaka
alacaktır. Bu konu On Yedinci Söz'de hem izah› hem
ispat edilmiştir. Ancak, "mübarek" kelimesini her
hayvan için kullanmayız. Çünkübu kelimenin
manasında “bereket, ihsan, ikram Vardır» Hamsinin
Çok olduğu senelerde bereketten söz ederiz. Ama
çekirgelerin çoğalmasını bereket değil afet kelimesiyle
ifade ederiz.
Üstad'ın mübarek diye nitelendirdiği hayvanlar
hem insanların
Yakın dostları,
bir bakıma
komşuları, hem de onlara Süt› Ct› Yün gibi nice
nimetlerin
vesiledirler.
çoklukla
ihsan
edilmesine
birer
SORU: Ağaçların ipek gibi Yumuşak kök VC
damarlarının sert olan toprağı VC taşları delmesini,
uzmanları
enzimlerle
izah ediyorlar.
Dolayısıyla besmeleyle irtibatı nedir? Acaba burada
bütünsertliklere VC salabetlere karşı, Yumuşaklığın
tavsiye edilmesi sözkonusu mudur?
SERT
CİSİMLERİNyumuşakcisimlere
olmaları,
engel
98
S0RULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
onları ezmeleri tabiatta çokça görülür.Yani sertin
tabiatında yllmuşağa galip gelme vardır. Burada ise
bu tabiat kanunun tam tersi bir icraat görülüyor.
Demek ki, tabiat hakiki fail değin
"Bir adamın bütünşehir ahalisini cebren bir Yere
sevk Si), örneğinde olduğu gibi) bir varlık,
gücünün Çok ötesinde işler görüyorsa, bu hal O
varlığın Allalı namına hareket ettiğinin VC söz
konusu sonuca O'nun yardımıyla VC ihsanıyla
ulaştığının delilidir. Yani, O varlık manen bismillah
demekte VC Hâlık'ının yardımıyla 0 işi başarmaktadır. Yumuşak köklerin katı taşı delmesi de buna
ayrı
bir örnektir.
Sebepler
dünyasında
yaşadığımızdan
Cenab-ı Hak çoğu icraatında
sebepler yaratmakta, onlar vasıtasıyla i? görmektedir.
MCYVCYİ
ağaca, anne babayı bebeğe, tavuğu
yumurtaya sebep kıldığı gibi, SCIİ taşın delinmesine
de enzimleri sebep kılabilir. Biz sebeplerin gerçek
fail olmadıklarını VC bütün işlerin Müsebbib-ül
Esbab olan Allah'ın iradesiyle VC kudretiyle
gerçekleştiğini biliyoruz. Enzimlerin görevi de bu
manada değerlendirilmelidir.
İnsan kâinattaki birçok olaydan ders aldığı
gibi› bu olaydan da dediğiniz manada bir ders
alabilir. Ancak asıl mânâ0 değildir.
SORU:
Ağaçların;
dallarının
intişa99
SORULARLA
RİSALE- İ NUR D ERSLERİ
havada
rıyla, köklerinin yerde intişarı
aynı
suhulet
VC
kolayhkla
oluyor.
hakikatlere
bir işaret var mıdır?
Burada
başka
BELKİ Şöyle bir işaret de olabilir. Sert olan toprağın
delinmesi için ağacın SCN.' gövdesi VC dallarına görev
düşebilirdi. Aynı şekilde Yumuşak havada ise
Yumuşak kökler daha rahatlıkla intişar edebilirlerdi.
Hilkatte bunun aksi bir tecelli ile karşllaşıyor VC
İlahî kudrete nispeten büyük küçük,az Çok fark
etmediği gibi sertle Yumuşağın da fark etmediğini
görüyoruz. Bu ise sebeplerin gerçek tasarruf sahibi
olmadığının ayrı bir delili olarak değerlendirilebilir.
SORU:
Mucizelerin,
peygaınberlerden
sadır
olduğunu
biliyoruz.
Yaprakların
sıcaklığa,
köklerin SCft taşlara mukavemeti de bir mu- cize
midir?
Peygamberlerdeki
mucizelerle
mahlukattaki mucizeler arasında farklar var mıdır?
MU'CİZ,
aciz bırakan
demektir. Peygamberlerin
eliyle
100
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
gerçekleşen
harikaları
insanlar
yapmaktan
acizdirler. Bu hâl, onlara bu işirı bir kul tarafından
bizzat icra edilemeyeceğini, elinde mucize zahir olan
kişinin ancak Allah'ın elçisi olabileceğini bilmeleri
için bir irşattır.
Üstad'ımızın ifade ettiği gibi) "Mucize doğrudan
doğruya Allah'ın fiilidir." Peygamberlerin eliyle icra
edilen bu mucizelerle insanların hidayete gelmeleri,
Allah'ı bilmeleri VC Peygamberi tasdik etmeleri
murat edildiği gibi, Şu varlık âleminde de nice
mucizeler sergilenmektedir. Bunları seyreden insan,
aczini idrak eder VC O mucizelerin sergilendiği
sebeplerin de aciz varlıklar olduğunu bilir VC Rabbini
bulur. Mesela, her meyve bir mucizedir. Meyve
yapmaktan aciz olan insan, bu işi ilimsiz, şuursuZ›
iradesiz ağaçların yapamayacağinı bilir. Ağaçlarda
sergilenen bu kudret mucizelerini seyredebilenler
imana gelirler.
Kâinattaki bu sonsuz kudret mucizelerine dikkati
çekmekte Şöyle bir mana da olabilir.
Asr-ı saadete kavuşamayan insanlar, “Biz de
mucize görsek iman ederdik; biz bu nimetten
mahrum kalmışız" derlerse onlara Şu kâinatta
sergilenen kudret mucizeleri gösterilir VC denir ki, bu
kadar mucize karşısında
kâinatın
yaratıcısını
tanımayan
kişiler, Peygamber mucizelerine de şahit
olsalar yine inatlarinda devam ederlerdi. Nitekim
öyle oldu, bine Yakın mucizeye şahit olunan 0
saadet as101
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
rında, birtakım müşriklerin imana gelmemiş olması
bunun açık bir delilidir.
SORU: İnsanların çoğu gifler veya dalalettedir,
Allah'ı tanımaz VC O'nun namına vermezler. O
halde biz bunlarla ahŞVeriş Yapmayacak mlyız?
BU SORUNUN
vermektedir:
cevabını
Üstadımız
?Öyle
â
Esbab-ı za/Jirıye eliyle gelen nimet/eri, 0 esbab
/ıesalmza almamak gerektir. Eğer 0 sebeb i/Jtzyar sabibi
değilse -meselâ hayvan ve ağûf êibz;
doğrudan
doğruya 0 nimeti Cenab-z Hak /Jesabma verir. Madem
Ü› lisan-ı lyal ile Bismilla/.v def› sana verir. Sen de Alla/J
iıesabma olarak Bismil/al) de, al. Eğer 0 sebeb ibtıyar
sa/Jibi ise; 0 Bismilla/J demeli, 3072712 ondan al. yoksa
alma. Çünki @anı HQJSE; ?J
93
âyetinin ma?lü-yi sari/Jinden baska bir ma?Id-yi
isarîsi,sudur bi.' 'Münim-i Hakikîyz' batıra getirmeyen
'UC
0721171
namzyla 'verilmeyen
nimetiyemeyiniz!”
demektir. O balde bern vere71 Bismil/ab demeli, bem alan
Bismil/ab demeli. Eğer 0 Bismillab demiyorfakat 3672 de
almaya mubta; isen; 5671 Bismilla/J
ı
102
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
de, onun basi üstünde rabmet-i İlabıyenin elini gör,
şükür ile a?' ondan al. Yani nimetten in'ama bak,
in'amdan İl?, Haıêikîyi düşün. Bu düşünmek bir
;ükürdünSonra 0 zabiri 'vasıtaya istersen dua et. Çünki
0 nimet 0712472 eliyle size gönderildi.
Mesnevi-i Nuriye
Yine Münazarat adlı eserinde, “Yahudi VC
Nasara ile muhabbetten Kur'anda nehiy vardır.
Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?”
sorusuna
verdiği
cevapta, gaýîn Müslimlerle
münasebetimize Şu harika açıklama getirilir:
f( .bu nebiy, Yîzbudi 've Nasara ile yabudiyet ve
nasraniyg; olan âyineleri basebiyledir. Hem de bir adam
zâti için sevilmez. Belki mubabbet, sıfat *veya 56172 'atı
içindir. Öyle ise berbir müslümanın berbir sıfatı
müslüman olmasi iâzım olmadığığibi, ber bir kâfirin
dabi bütünsıfat ve !(171 'atları kâfir olmak iâzım gelmez.
Binaenaleyb müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı,
istibsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ebl-i
kitabdan bir baremin olsa elbette seveceksin.
Sâniyen.' Zaman-ı Saadette bir inkılab-ı azim-i
dini vücuda geldi. Bütün ezbanz nokta-i dine
çe-zıirdiğinden, bütün mubabbet 'UC' ada=veti 0 noktada
toplayıp mubabbet 'UC' adavet ederlerdi. Onun için @aynı
müslimlere olan mubabbetten
103
SO RULARLA
Rİ SALE-İ
NUR D ERSLERİ
fifak kokusu geliyordu. Lâkin ,simdi âlemdeki bir
inkılab-ı azim-i medeni 'UC' dünyevidir. Bütün ezbanı
zabt "UC bütün ukülü mesgul eden nokta-i medenıyet,
terakki 'UC dünyadzr. Zâten onların ekserisi, dinlerine 0
kadar mukayyed değildir/er. Binaenaleyb onlarla dost
olmamiz, medeniyet 'UC terakkilerini istibsan ile iktibas
etmektir. Ve ber saadet-i dünyeviye- nin 656132 olan
asdyifi mubajazadır. İÃİC,su dostluk, katîyyen neby-i
Kurhnide dâbildegildir.
Münazara:
Yani, onları Yahudi veya Hıristiyan oldukları
için dost edinmeyeceğiz. İslâm'ın nuruna kavuşan bir
kişinin batıl dinlere VC onların mensuplarına
dostluk beslemesi düşünülemez. Ancak, O kişilerle
dünya işlerinde her türlü ilgi içinde bulunabiliriz;
ticaret yaparız, anlaşmalar imzalarız. Bunlar onların
dinlerini sevmek demek değildir. Üstad'ımız bu
mânâları işlerken Şu Çarpıcı örneği verir: “Ehl-i
kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin."
İslam hukukunda ehl-i kitaptan kız alınabilir,
onlarla evlenmek caizdir. Bu cevaza binaen bir
Müslüman, bir Hristiyankla evlense onu hanımı
olması cihetiyle sevebilir. Bu sevgi ayetin yasakladığı
dostluğa dahil değildi. Ancak onu Hristiyan olduğnı
cihetiyle, Yani dininden dolayı SC VCIİICZ.
Üstad, söz konusu soruya verdiği cevabın son
kısmın104
SO RULARLA
Rİ SALE-İ
NUR DERS LERİ
da önce “onların dinlerine Çok fazla bağlı
olmadıklarına" dikkat çeker, daha sonra onlarla
münasebet kurmamızın iki önemli yönününazara
verir:
Birisi,
onlardan
medeniyet
VC
terakki
noktasında istifade etmemiz. Diğeri 156› onlarla iyi
geçinerek asayiş muhafaza etmemiz.
SORU: Birinci Sözde geçen zikir, fikir,
Şükür
meselesini,
sadece
Yiyecek
gibi nimetler
için
mi anlamak gerekir;
SORUYA
"Tablacı
hükmünde olan insanlara
bir
fiyat veriyoruz. D şeklinde başlandığı için örnek de
rızık nimetinden verilmiştir.
Başka risalelerde ağaçlar için tabla, bostanlar
için kazan, dallar için eller gibi teşbihler
Yaplllnıştır. Ağacın kendisi VC dalları gibi O ağacın
bakımını Yapan bostancı da zahiri bir sebeptir.
Toprağl VC suyu Şu kâinat fabrikasında ağaç haline
getiren VC O ağaç tezgâhında meyveleri dokuyan,
ancak Mün'im-i Hakiki (nimetleri gerçek sahibi )
olan Allahitır.
"Her
hayır
O'nun
elindedir"
hükmünce,
insanların
105
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
eliyle HC tür bir nimete, ihsana mazhar olsak onu
Allah'tan bilmemiz, insanların sadece birer sebep
olduklarını düşünmemiz VC O nimet VC ihsan için
Allah'a hamd CİIIIC' miz gerekir.
Bunlardan birincisi Zikir› ikincisi fikir, üçüncüsü
de şükürdür.
SORU: "Tabiiyyunun
ağzına
şiddetle
tokat
vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor VC
diyor ki: "En güvendiğin salabet VC hararet dahi
emir tahtında hareket ediyorlar ki..." Tabiiyyunlar
neden en çoksalabetve hararete güvenirler?
TABİAT, aslında “yaratılış, fltrat» mânâsına gelir.
Kainatın tümü için de bu tabir kullanılmaktadır.
Sertin tabiatında
yumuşağı
ezmek, ona Yol
vermemek vardır. Aynı şekilde sıcaklığın, ateşin
tabiatı kurutmak, yakmak, kül etmektir. Bir
kıvılcımın nice ormanları yakıp kül etmesi bunun
açık delilidir.
yandan, yine Nur Külliyatfnda beyan edildiği
gibi, "hareket hareketi, hararet kuvveti, kuvvet
cazibeyi zahiren
Öte
106
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
tevlid eder(doğurur)." Soruda geçen bu ifadeyle,
tabiatçıların bütün kuvvetleri harekete, titreşimlere
bağladıklarına da işaret edilmiş olabilir.
Yine fizikçiler maddeyi "enerjinin kesifleşmiş,
katılaşmış hali" şeklinde tarif ederler. Atomun
parçalandığında enerjiye dönüşmesini de buna delil
gösterirler.
Enerjinin
tabiatına
"maddeye
....-3› maddenin tabiatına da parçalandığında
yeniden "enerjiye
dönüşmeyi" koyan Allah'tır.
Bunlar kendi tabiatlarını
kendileri belirlemediklerine göre, onlara güvenmek yerine onların
sahibine tevekkül etmek gerekir. Akıl VC vicdan bunu
emreder. Allah, gözün tabiatına görmeyi› elin
tabiatına
tutmayl›
kulağın
tabiatına
işitmcyi
koymuştur. Yine akıl VC vicdan, bu özelliklere değil
onları koyana nazar etmeyi emreder.
İşte tabiatçılar bunu başaramaylp
maddede
boğulan, Allah'a tevekkül etmek yerine bu tabiatlara
güvenen zavallı kişilerdir.
107
On DördüncüLem'a'nın
İkinci Makamı
_kanamaBİRİNCİ
SIR
SORU:
Besmelenin
nurları
sadece
rahmet
açısından
mı
görülebilir?
BİLİNDİĞİ GİBİ Allah ismi Cenab-ı Hakk'ın
zâtına bir ünvandır VC bütün sıfatları VC isimleri
birlikte ifade etmektedir. Allah isminden sonra
rahmet ifade eden iki ismin gelmesiyle, rahmete
dikkatimiz
oluyor. Bu iki isim yerine
“Kahhar, Cebbar" gibi iki tane celali isim, yahut
Aziz VC Ğaffar gibi bir celali bir de cemalî isim
gelebilirdi. Bin bir isim içinde rahmet ifade eden
bu iki ismin seçilmesi, "Rahmetim gazabımı geçti»
hadis-i kutsisini de hatıra getiriyor.
Bediüzzaman da, bu ayetin tefsirinde
"rahmet"üzerinde daha fazla durmayı tercih etmiş
oluyor. Daha doğrusu, “uzaktan gÖİündü»ifadesiyle,
rahmet mânâsının onun kalbinde VC aklında
öncelikle kendini gösterdiğini ifade etmiş oluyor.
Yoksa, Allah ismi bütün isimlere delalet ettiği
için› bu ayeİİC sadece rahmet ifade eden bu iki isme
değil, bütün esmaya VC O esmanın bütün nurlarına
da delalet vardır.
111
SO RULA RLA RİS ALE-l N UR D ERS LERİ
SORU:
"Sönük
aklıma
uzaktan
ifadesini nasıl anlamalıyız?
"BU DERS akıldan ziyade kalbe nazırdır, delilden
ziyade zevke bakar” cümlesi, besmelenin sırlarının
kal? ağırlıklı olduğuna VC aklın bu sahada sönük
kalacağına işaret etmiş oluyor. Bu ifadede tevazu
mânâsı da olmakla birlikte, hakikatlerin keşfinde
insanın aCZ› fakr VC zaafını bilerek dergah-ı
İlahiyeye iltica etmesinin önemi verilmektedir.
Bu tarz ifade ile okuyUCuya Şöyle bir ikaz da
yapılmaktadır:
"Besmelenin
sırlarını
okurken
kalben onlara teveccüh edin, kendinizi bir derece
kaptırarak zevkle okumaya çalışın. Her cümlesini
denklem çözer gibi sönük aklın mizanlarınla
tartmaya Çahşmayın. Aksi halde, Onuncu Nota'da
ifade edildiği gibi) “O ab-ı hayat parmağı mesken
ittihaz etmez”ve O IIUI' "sönmese de gizlenir."
SORU:
“Sır'ların
yirmi
otuzdan,
beş
altıya
inmesini nasıl anlamalıyız?
“DİLİ YOK kalbimin
ondan
FIC
kadar bizarım”
mısrasın-
112
SORULARLA
RİSALE-İ
NU R DERSLERİ
da güzelce ifade edildigi gibi, kalbe gelen mânâlar,
zevkler, hisler çoğu zaman ifade edilemez, kaleme
dökülemezler. Bir seyahatimizde Çokhoşumuza giden
bir manzarayı dostlarımıza anlatırken “çok güzeldi,
harikaydı, anlatmam mümkün değil" gibi sözlerle
yetinîf› kendi hissimizi VC zevkimizi karşımızdakine
aynen aktaramayız. Aklî meseleler böyle değildir.
Çok iyi anladığımız
bir fizik konusunu
muhatabımıza da aynen söyleyebilir yahut aynen
kaleme alabiliriz. Metafizik sahalar VC kalbe ait
zevkler böyle değildir. Kalbe doğan mânâlar kaleme
döküldüğündebirçok incelikler VC teferruat kaybolur.
Kanaatimce besmelenin otuz kadar sırrını Üstad
kalben zevk etmiş› ama bunların sadece beş-altısını
kaleme almış› yahut bunlardan sadece beş-altısının
muhataplarca anlaşılabileceğine kanaat getirerek
yazmIş
diğerlerini,
ya kelimeyle
ifade
edilemeyeceğinden yahut muhatabın kavramasının
güçlüğündenterk etmiştir.
SORU: Kainat simasındaki sikkenin, besmeledeki
Allah lafza-i celali ile, küre-i &İZ simasındaki
sikkenin Rahmân ismi ile VC insanın manevî
simasındaki sikkenin de Rahim ismi ile nasıl bir
münasebeti vardır?
ma-
İnsanın
11.3
SORULARLA
RİSALE-
İ
NUR DERSLERİ
nevi
simasındaki
rahimiyet"
nasıl anlaşılmalıdır?
“sikke-i
ulya-i
“LAFZA-İ CELAL,Allah'ın zâtına isim VC unvan
olduğu” için bütünâlemlerdeki her Çeşit tecelliyi içine
almaktadır. Rabman .1567 Üstad'ın ifadesiyle, Rezzak
mânâsınadır VC bu isirrı sadece yeryüzündeki
canlılarda tecelli eder. Rabim ismi ise daha ?Ok
ahirete bakar VC yeryüzündeki bir milyonu aşkın
canlı türüiçinde sadece insanda tecelli etmektedir VC
edecektir. Buna göre, besmelede "kâinat, Yeryüzü VC
insan"şeklinde harika bir sıralama söz konusudur.
Allah ismi,bütün kâinattaki her türtecelliyi, Rahman
ismi yeryüzünde rızka muhtaç canlılardaki rahmet
tecellisini, Rahim ismi ise insanın ebede namzet bir
fıtratta yaratılmasındaki rahmet tecellisini nazara
vermektedir.
Üstad'ımız "yukarıdan fiüzul ile. .."ifadesiyle tüm
kâinatta tecelli eden rahmetin daha sonraki safhada
Yeryüzüne indiğini
VC
en sonunda
insana
dayandığını nazara verir.
Yani, bu kâinat sanki bir rahmet ağacıdır VC
ondaki rahmet tecellileri bütünkâinattan başlaylP UCU
insana dayanmaktadır.
İnsanın manevî simasındaki
"sikke-i ulya-i
rahimiyet"
114
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
gelince, insanın manevî simasıyani insan ruhuna
takılan manevî cihazların tümünden hasıl olan
mahiyeti", ebede namzettir. Bu dünya imtihanına
tabi tutulan da bu mahiyettir. Cennet VC cehennem
bu sima-i manevide Yer alan "latifelerin, duyguların,
hislerin",
doğru veya yanlış kullanılmalarından
dogacaktır.
u-
SORU: Bu sırda
ehadiyet"
nasıl anlaşılmalıdır?
geçen
«üç
sikke-i
VAHİD VE EHAD isimlerinin her ikisi de Allahiın
birliğini ifade ederler. Vabid ismi, Allah'ın "hepsi
sonsuz VC mutlak
olan sıfatlarında
şeriki
olmadığını" Yani sonsuz ilim› kudret, irade gibi
İlahî sıfatların ancak Allah'a ait olacağını ifade eder
Ebad ismi ise Allah'ın zatının birliğini, zatında şeriki
olmağını ifade eder.
Üstad'ın verdiği örnekten hareket edersek,
Güneş, ziyasının her Şeyi ihata etmesiyle VC
sıfatlarının bütün eşyayı kaplamasıyla vahidiyete bir
misal olur. Yani her Şeyi ihata eden bu 7 bu
hararetî, tamamen veya kısmen, bir başka Güneşe
vermek mümkün değildir. Bu hâl Güneşin birliğini
gösterdiği gibi) her parlak şeyde Güneşin›
115
SORULARLA
Rİ SALE- İ NUR DERSLERİ
sıfatlarıyla VC bir nevi cilve«i zatıyla (görüntüsüyle)
tecelli etmesi de Güneşin birliğini gösterir.
Üstad, "Ehadiyet ise her bir şeyde Cenab-ı
Hakk'ın Pek 90k esması tecelli ediyor
demektir”buyuruyor. İnsanı İlahî isimlere bir ayna
kabul edebileceğimiz gibi, Yeryüzünün tamamını da
bir ayna olarak düşünebiliriz. Aynı şekilde kâinatın
tümünüde bir tek varlık olarak düşünÜPonu da
diğerlerinden daha geniş bir ayrıEl kabul edebiliriz.
Allah'ın birliğine, insan da, Yeryüzü de topyekün
üç
kâinat da birer ayna olmuş olur. Hangisine baksak,
Olnun birliğini
okuyabiliriz. Böylece besmele
"sikket-i ehadiyetin
mühim ukdesini
etmiş,
göstermiş oluyor.
~»
SORU: İnsani arş'tan, ne anlamalıyız?
İNSANIN MAHİYETİ
terakkiye VC inkişafa
müsaittir. Bu mahiyetin "Zerreden ta şemse kadar
dereceleri i› Yani, uğraştığı saha, himmet ettiği
mesele, Ömrünüfeda ettiği ideal itibariyle atom
kadar küçükinsanlar olduğu gibi, Güneş kadar
yüksek ve parlak insanlar da vardır. "Bazı insan bir
zerrede boğulur, bazısında da dünya boğulur"
cümlesi bu farklılığı 90k güzel ortaya koyar.
116
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
İnsani arşa çıkmak, kendi insanlık mahiyetini gi?
gibi yüksek bir dereceye çıkarmak demektir. Ar?
bütün varlık âlemini ihata ettiği cihetle insan,
terakki yolculuğuna önce kendi varlığındaki rahmet
tecellilerini
seyretmekle
başlaylP
5011111
bütün
yeryüzündeki tecellilere 113.231' eder VC sonunda
bütün âlemlerdeki rahmet VC hikmet tecellilerini
seyre koyulur. Buna göre, tefekkür yolculuğuna
Ra/Jîm
isminin tecellilerinden
başlaylP
sonra
Ra/Jmân ismine geçer VC sonunda Allahîn bütün
varlık âlernlerindeki rahmet, hikmet, kudret, azamet
tecellilerini düşünmekle manen yükselir, insanlık
arşına Çıkar_
117
İKİNCİ SIR
SORU: Vahidiyette
ukulün boğulmasını
nasıl
anlamalıyız?
vahidiyet
içerisinde
ehadiyet
tecellisine örnekler verebilir
ALLAH'IN
SODSUZ
sıfatlarının
bütün varlık
âleminin
her
köşesindeki
tecellilerini
göremediğimiz, seyredemediğimiz gibi, hikmetini VC
rahmetini de kâinattaki her şeyde görmemiz VC
bilmemiz mümkün olmayabilir. “Acaba Şu yıldızda
benim için nasıl bir rahmet Vardır?" sorusuna cevap
bulamayız. Akıl onda boğulur.
Yeryüzüne indiğimizde,
havasından
suyuna›
meyvesinden sebzesine, arısından koyununa kadar
birçok varlıktaki
rahmet tecellilerini okumaya
başlarız. Burada da Yine sivrisinekten, yılana,
timsaha kadar nice canlılarda bizim için nasıl bir
rahmet oluğunu tam kavrayamayabiliriz.
Rahim isminin tecellisine baktığımızda kendi
mahiyetimizde her organın VC her duygunun bizim
için büyükbir rahmet VC ihsan olduğunu 90k rahat
bir şekilde okuruz, aklımız boğulmaktan kurtulur;
rahat VC huzura kavuşur.
118
SORULARLA
SORU:
RİSALE-İ
Kâinatta
NUR
DERSLERİ
olduğu
gibi
Kuran'ı
Kerimde
de vahidiyet
VC
ehadiyetle
ilgili
örnekler var mıdır?
SORUNUZU,
“Esma-i
İlahiyenin
geniş
VC
dar
dairelerdeki
tecellilerine
Kur'an-ı
Kerimden
örnekler verebilir misiniz?” şeklinde değiştirerek
cevaplandırmak istiyorum.
Fatiha
Suresînde
Rab
isminin
bütün
âlemlerdeki tecellileri “Rabbülâlemin" ismiyle nazara
verildiği gibi, son SUIC olan Nas Suresi'nde de bu
ismin insandaki tecellisi “Rabbünnas” ismiyle nazara
verilmesidir. İnsan bütün âlemlerdeki her türlü
terbiyeleri anlamaktan aciz kalabilir, ama kendisinin
bir damla SU halinden bugünkü mükemmel hâle
gelişini rahatlıkla düşünÜPtefekkür edebilir.
"İyya ke na'büdü"derken de benzer bir
durumla karşı karşlya kalır. Görünen VC görünmeyen
bütün mahlukatın Allah'a ibadetlerinin mahiyetini
tam olarak kavrayamaz. Ama namazda dahil
olduğu cemaatin Allah'a ibadet ettiklerini, aynı
şekilde kendi vücudundaki bütün organların VC
duyguların da görevlerini tam tamına Yapmakla bir
ibadet üzere bulunduklarını düşünmesi VC bunları
tefekkür etmesi daha kolaydır.
İnsan,
119
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
"İşte Kur'an-z Hakim, bu 3177-1 azîmi ýfade içindirkz',
kâinatın daire-i Jzammda meselâ semavat 'UC arzm
/Ji/katinden babsettiğz' va&it, birden 871 küçükbir daireden
ve en daki& bir cüz'îden babseder; tâ kz', zabir bir
surette bâtem-i ebadıýeti göstersin. Mese/â: Hi/kat-z
semaruat 'UE arzdan babsi içinde bi/êat-i insandan 've
insanın sesinden 'UC' simasındaki dekaiê-z
nimet @E
biıêmetten babis açar; tâ ki, fikir dağı/- maszn, kalb
boğulmaszn, rub mabudunu doğrudan doğruya bulsun.
Meselâ:
953973şbpîw”;ŞÇİ of:
J
ı
D: ı
i
z
Da
J
z
ı
"%615 ?SÃLÂI451.154;
âyeti mezbür bakikat: mu'cizane bir surettegösteriyor.
Sözler
SORU: Samediyet~i
ilahiye
[IC
demektir?
Bir
iki misalle izah edebilir misiniz?
SAMED İSMİ, “her ŞeY Q› muhtaç, O ise hiçbir
şeye muhtaç değil" mânâsına gelir.
Bütün kâinat, var olması VC varlığını devam
ettirmesi, bunun için gerekli nice kanunların sürekli
icra edilmesi gibi birçok cihetle samediyete ayna olur.
120
SO RULARLA
RİSALE
.ı
NUR DERSLERİ
Yeryüzü, bütün canlıların her türlüihtiyaçlarının
görülmesiyle Samed ismine, semalardan Çok daha
külli manada, ayna olur.
İnsana
baktığımızda,
ihtiyaçlarının
sonsuz
olduğunu görürüz. İnsanın gözü güneşle tatmin
olduğu gibi) midesi gıdalarla, aklı ilim VC hikmet
tecellilerini anlamakla tatmin olur. Akıl Yönüyle
insan, bütündiğer bütüncanlılardan Çok daha geniş
manada samediyete ayna olur.
Üstad, "batın-ı
kalbin
samed
ayinesi"
olduğundan bahseder. İşte, samediyete en büyükayna
insanın kalbidir. "Kalpler ancak Allahü anmakla
tatmin olur» mealindeki ayetin verdiği derse göre,
insan kalbi bu âlemle VC içindeki eşya ile değil,
Allah'a iman ile, marifet ile, muhabbet ile tatmin
olmaktadır. Buna göre samediyetin en büyük, en
külli aynası Rahim ismine mazhar olan insanda
görülür.
Yoklukta kaİmaYIP varlık sahasına çıkmak bütün
varlıklar için bir rahmet olduğu gibi) bütün canlı
türlerinin her nevi ihtiyaçlarının yerine getirilmesi de
canlılar âlemi için avrı bir rahmettir. İnsanın ebede
namzet olması, insan kalbinin ancak ebediyetle VC
ebedi bir zatın marifetiyle tatmin olacak bir ulviyet
taşıması da ?Ok daha ileri manada bir rahmettir.
sırrın ilk cümlelerinde, "kâinat, Yeryüzü
VC ingan): üçlüsündekirahmet
tecellilerinin harika
bir şekilde
Üçüncü
121
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
nazara verilmesiyle, Samediyetin de bu ü? ayrı
tecellisine
dikkat
çekilmiştir.
kâinatın
şenlendirilmesinden,
sonra
muhtaç
varlıkların
terbiye edilmesinden, üçüncüolarak da “bir ağacın
bütün heyetiyle meyvesine teveccüh etmesi gibi
kâinatın da insana VC onun ihtiyaçlarına teveccüh
etmesinden" bahsedilir VC bunların her üçününde
ancak rahmet olduğu vurgulanır.
Önce
122
ÜÇÜNCÜ
SIR
SORU:
Kâinatı
şenlendiren,
karanlıklı
mevcudatı ışıklandıran rahmettir, ne demektir?
CANLI-CANSIZ bütün varlıklarda rahmetin ilk
tezahürü, onların yoklukta kalmaylP varlık nimetine
kavuşmalarıdır.
Üstad'ın
ifadesiyle
"ademde
kalmaylP vücuda gelmek"tir. İşte kâinat var olmakla
bu rahmete mazhar olrnllş› hayatla Yeni bir rahmete
kavuşmuş VC ayrı bir karanlıktan kurtulmuştur.
Meleklerden,hayvanlara VC insanlara kadar bütün
canlılar hayat ile şenlendikleri gibi bulundukları
mekanlar da yine hayat ile bir bakıma şenlenmiş
olurlar.
SORU:
"Muhabbet
kâinatın
şu
bir
sebeb-i
vücududur"ifadesi
ile,
bu
sırdageçen
"rahmetin tezahüratı"arasında nasıl bir ilgi vardır?
BİR HADİS-İ
idim, bi-
KUDSİHe,"Ben
gizli bir hazine
12.3
SO RULA RLA RİSALE-İ
NU R DERSLERİ
linmek istedim VC mahlukatı yarattım"buyruluyor.
"Bilin- mek istedim" diye tercüme edilen kısmın aslı
"bilinmeye
muhabbet
ettim» şeklindedir.
İşte
"Muhabbet Şu kâinatın bir sebeb-i vücududur”
cümlesi bu muhabbete işaret etmektedir. Bu
muhabbet ise varlıkların
yaratılmasının sebebi
olduğu gibi onlar için büyükbir rahmettir de. Nitekim, "Rahmetim gazabımı geçti» hadis-i kutsisine
bazı büyükzatlar Şöyle bir mânâda vermektedirler:
Cenâb~ı Hakk'ın zatı her türlüihtiyaçtan münezzeh
olmakla birlikte, esmasını tecellisiz bırakmamayı
rahmetiyle diledi VC mahlukatını yarattı. Aksi olsaydı
her ŞeY yoklukta kalmaya mahkûm olacaktı.
Üstad Hazretleri, bu rahmeti VC bu muhabbeti
"hakikat-i mahbube" olarak ifade eder.
SORU:
Bütün mahlûkatın
insanın
etrafına
inayetle toplanması
VC
hacetlerimize
Iebbeyk
demeleri, her bir makam sahibine göre ayrı ayrı
mıdır?
(İ
bi/bat-z' âlemde görüyoruz bi; fizetvcudat-z
âlem bir daire tarzında teşkil edi/ıp, içinde nokta-i
merbeziye olarak
124
SO RULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
bayat balbedilmis. Bütün mevcudat bayata baban
bayat:: bizmet eder, bayatm İevazzmatznı yeti,stirir.
Demek kâinat: balkeden Zât) ondan 0 bayan intibab
ediyor. Sonragörüyoruz bi; zibayat âlemlerini bir daire
suretinde
icad 5,117›
insanz
nokta-i
merbeziyedebırakıyor.
Âdeta zi/Jayatlardan mabsud
olan gaye/er onda temerbüz ediyor; bütün zibayatz
0711171 etrafına
toplayıp, ona bizmetkârve müsa/?bar
ediyor, onu onlara bakim ediyor. Demek Hâlık-z Zülcelal,
zîbayatlar içinde insanı intibab ediyor, âlemde onu irade
'UC ibtiyarediyor.
Mektubat
Bütün
mahlûkatın
insanın
etrafına
toplanmasından
maksat,
insanın
hizmetine
verilmeleri, onun menfaatine göre vaziyet almaları,
ona en faydalı olacak özelliklerle donatılmalarıdır.
Bir dairenin çevresindeki bütün noktaların merkeze
bakmaları gibi, bu kâinattaki bütüneşya da bir
manada insana bakmaktadır.
Sadece bir tek örnek verelim:
Güneşin insana hizmet etmesi için şti bildiğimiz
özelliklere sahip olması, büyüklüğünündünyayı
etrafında gezdirecek kadar bir cazibe doğurabilmesi,
ışlğlnın dünyaya Yaklaşık sekiz dakikada gelmesi,
dünyaya 0 kadar uzaklıkta durması gerekiyor.
Güneş insanı tanımadığına, ona nasıl faydalı
olacağını bilemediğine göre onun Şu ha125
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
haline sahip olması ancak inayetle açıklanabilir.
Yani, Allahiın insanlara bir iütfiı olarak, Güneş O
özelliklerle
donatılmış
VC
insanın
hizmetine
verilmiştir.
Güneşin ışığına portakalın C vitaminini, arının
balını, koyunun sütünü, atmosferin kalınlığını,
ZII'
taşıdığl gazları, dünyanın süratinive eğimini kıyas
edebiliriz. Bütün bunlar,
inayeti apaçık
gösterirler. Bu umumi inayet insan nevinin bütün
fertleri için geçerlidir. Ayrıca bazı özel kişilere, İlahi
ikram olarak ihsan edilen nimetler, imkanlar,
başarılar da inayet kavramı içinde değerlendirilirler.
Ancak, bunlar genel değil özeldirler.
İlahi
SORU: Rahmetin; hikmet, inayet
VC
ilmi
taZammun
etmesini nasıl anlamalıyız?
RAHMET inayeti tazammun eder, Yani inayet İlahi
rahmetten doğar. insanlardan örnek verecek olursak,
bir kişi cömert olacaktır ki başkalarına yardım etsin;
sadaka
cömertliğin
meyvesidir.
Temel
sıfat
cömertliktir.
Allahiın yardımı, i
affetmesi gibi cemal
tecellilerinin menbaı rahmettir. Yani Allah rahmet
sahibi olduğundan yardım eder, ihsan eder, bağışlar
VS.
126
SO RULARLA
RİSALE-
İ
NUR DERSLERİ
Edilen rahmetlerde muhtacın ihtiyacınınbilinmesi
için ilim, ona en uygun yardımın yapılabilmesi için
de bikmet gereklidir. Yani ilim VC hikmet de rahrnette
dahildir, onun tecelli etmesinde bunlar da iki önemli
esastırlar. Midenin ihtiyacını bilmek ilimdir, gıdaları
onun hazmedebileceği şekilde yaratmak da ilim VC
hikmeti birlikte gösterirler.
SORU: Böyle bir rahmetin, insanlardan külli VC
halis bir Şükür, ciddî VC safi bir hürmet istemesi ne
demektir? Bu mukabeleyi herkes Yapabilir mi?
Yoksa burada özel makam sahipleri mi
kastedilmektedir?
İNSAN, sofrasındaki bir nimete, meselâ bir zeyîifle›
bakarken, onun bağlı olduğu ağacı, O ağacın takılı
olduğu dünyayi› ona hizmet
eden havayı,
mevsimleri, Güneşi, gece VC gündüzühatırlasa külli
bir şükür yapabilir.
yandan, O zeytinden
faydalanabilmesi için vücudunda yaratılan bütün
organları VC sistemleri birlikte düşünebilse bunların
tümü için de Rabbine şükreder VC şükrünü bu
manada da küllileştirebilir.
Öte
Şu var ki, insanların "zerreden ta şemse kadar"
olan farklı dereceleri, Y&but “bir hurma
çekirdeğinden meyve
127
SORULA RLA RİS ALE- İ NUR DERS LERİ
vermiş bir hurma ağacına kadar" olan mertebeleri,
bu şükür VC hürmet için de geçerlidir. Zerre kadar
şükür de vardır, Güneş kadar şükür de. Aynı şekilde,
çekirdek mertebesinde kalmış şükürde vardır,
inkişafedip ağaç olmuş şükürde.
Şükrün halis VC hürmetin safi olması “ihlası"
taşımaları manasınadır; O nimetleri sadece Allah'tan
bilmek, sebeplere tesir vermemek, şükrüne VC
hürmetine esbabı karıştırmamak demektir. “O zahiri
sebebe istersen dua Ct› çünküO nimet onun eliyle
sana gönderildi" ifadesinden
hareket
ederek,
sebepleri rahmetin birer vasıtası bilmek VC onlara
olduğundan fazla önem vermemek ihlasın gereğidir.
SORU: "Rahmetin vücudu Güneş kadar
aşi-
kar”
olduğu
halde,
ekser
insanların
bundan
gafil olmaları nedendir?
"NİMETTEN in'ama geÇSen Mün'imi bulursun"
cümlesi sorunun cevabında
hareket noktamız
olabilir.
İnsanoğlu
akıl sayesinde
kendisinin
hizmetine verilen her Şeyin faydalarını, hikmetlerini
bilebiliyor. Bu noktada hayvandan ayrllıyor_ Mesela,
hayvan da nefes alır, ama havayı tanımaz,
nedir,
kan nedir, kanın kirlenmesi VC temizlenmesi
a-v
128
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
nedir!) bilmez. İnsan ise aklı sayesinde bütünbunları
bilir. Ancak bu noktada kalır da bir adım ötesine
geçfnezse,
Yani havanın kendisi için bir nimet
olduğunu, bu nimetin kendi kendine var olmadığını
VC
bu özelliklerle
tesadüfen
donatılmadığını
düşünmezse Mün'imi Yani O nimeti ihsan eden
Rabbini bulamaz.
EŞYanın bize olan faydaları Güneş gibi aşikardır.
Yine Güneş gibi aşikar olan bir başka hakikat ise
bu eşyanın bizi tanımadıkları, bilmedikleri, bize
merhamet etmekten uzak olduklarıdır. İşte bu ikinci
hakikati düşünmeyen, nimetleri VC ihsanları gaflet
ile
geçîştiren,
sefahatle
sarhoşlaşan,
dünya
menfaatlerinde boğulup ahireti unutan kimseler bu
İlahi rahmeti göremiyorlar.
İşte başta peygamberlerin, sonra onun varisi olan büyükalimlerin
vazifesi insanların nazarlarından perdeyi kaldırıp
"eserde müessirî, nimette ihsanı, rahmette Rahim?,
hikmette hakimi, ilimdc alimi!) göstermek için
çalışmaktır. Bizlerde kendi çapırnızda bu görevi
yapmaya özenmeyi VC çevremizdeki
insanları
gafletten kurtarmaya çallşmalıyız. Bu 90k büyük bir
görevve yine çokbüyükbirmazhariyettir.
SORU:
Hatem,
sikke,
imza,
mühür,
turra
arasında ne gibi farklar vardır?
129
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
ALLAH'IN her bir eseri O'nun varlığından,
birliğinden, hikmetinden, rahmetinden haber verir.
Her bir CSCI' bir mühür gibidir VC üstünde bu
mânâlaryazıhdır.
Osmanlı altınlarının bir yüzünde padişahın ismi
(turra-tuğra), diğer yüzünde ise paranın basıldığı
yerin ismi (sikke) yazılıdır. Üstad Hazretleri bu
teşbihlerle, kâinattald her bir eserde Cenab-ı Hakk'ın
isimlerinin tecelli ettiğini, bu Yönüyle her bir eserin
bir turra (tuğra) olduğunu, öte yandan her bir eserin
bu kâinat tezğâhında dokunması cihetiyle de İlahî bir
"sikke" taşıdığını ders vermiş oluyor.
Turranın Allah'ın varlığıyla, sikkenin de Allah'ın
birliğiyle daha fazla ilgisi olduğu söylenebilir.
Mühür VC imza da ayrı bir teşbihtir. Burada da
her bir İlahî CSCI' bir mektuba benzetilmiştir.
Mektubun sonunda imza VC mühür bulunur. O
imzayı gören, O mührü okuyan kişi mektubun
kimden geldiğini hemen anlar. Aynı şekilde, bu
âlemde yaratılan her bir mahlûk bir mühür, bir
imza gibidir. Dağ bir mektup ise Çiçek bir
mühürdür.Ağaç bir mektup ise meyve bir mühür,bir
imzadır. Gökyüzübir mektup ise her bir yıldız, bir
mühür,bir imza gibidir.
Özet olarak, sikke ve turra tabirlerinde her bir
bu kâinat darphanesinde basılmış bir altına
benzetilmiştir. İmza VC mühür tabirlerinde ise her
bir CSCI' yazılı olduğu
CSCI'
130
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
sayfanın sonuna atılmış bir imza,yahut basılmış bir
rnühre benzetilmiştir.
Kâinat ağacının Cfl son VC en cami meyvesi
olan insan, bütünesmaya mazhar olması cihetiyle CD
mükemmel tül'I'ayı taşımaktadır. En son yazılması
da kâinat mektubunun 501111112. atılmış bir imza, bir
mühür gibidir. Mühürden SODIS. artık bir
?CY yazılmaması, meyveden sonra ağaçta Yeni bir ?CY
teşekkül etmemesi gibi insandan sonra da ayrı bir
canlı türünün yaratılmayacağına
bir işaret de
taşımaktadır.
SORU:
"Nakş-ı
azam
olan
insan!)
ifadesini
nasıl
anlamalıyız?
Her
insan
anlamda
nakş-ı azam tabiri içerisine girer mi?
bu
OTUZ
ÜÇÜNCÜ
SÖZÜN “İnsan
Penceresinde", CS'
mada bir ism-i azam olduğu gibi O esmanın
nakışlarında da bir nakş-ı azam olduğu ifade ediliyor
VC bu nakş-ı azamın insan olduğu belirtiliyor.
Bilindiği gibi ism~i azam bütün isimleri
birlikte ifade ıetmektedir. Bütün âlemlerde tecelli
eden bütünisimlerin insanda da tecelli etmiş olması
cihetiyle insan "nakş-ı
JJ]
SORULARLA
RİSALE- İ NUR DE RSLERİ
azam” oluyor. Bu tecellileri Üstad Hazretleri ÜÇ
grupta ele alıyor.
1_ Zıddiyet itibariyle: Mesela, insan hadis
(sonradan yaratılan) ve fani olmasıyla Allah'ın Kadim
(eweli olmayan) VC Bâki isimlerine ayna olur.
Veysel Karani Hazretlerinin münacatında bu
tecelli çok güzel dile getirilmiştir:
“Yâ İlahenâ! Rabbimiz sensin! Çünkibiz abdiz.
Nefsimizin terbiyesinden âciziz.
ı
_
Hem sen Aziz'sin, izzet VC azamet sahibisin! Biz
zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri
var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz.
Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünkibiz fakiriz.
Fak- rımızın eline yetişmediği bir glna veriliyor.
Demek gani sensin, VCfCIl sensin.
Hem sen Hayy-ı
Çünkibiz ölüyoruz.
Ölmemizde VC dirilmemizde, bir daimi hayat verici
cilvesini görüyoruz.
Hem SCfl
Çünki biz, fena VC
zevalimizde senin devam VC bekanı görüyoruz.
(Mektubat)
2_ İnsanda
numuneleri yaratılmış
bulunan
sıfatlarla İlahi sıfatlara ayna olmak: İnsan cüzi
ilmiyle, kudretiy- le, görmesiyle, işitmesiylem
Allah'ın Alim, Kadir, Basir, Semz”,
isimlerine ayna
olur.
132
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
o
-ı
DERSLERİ
3- İnsan, bir CSCI' olarak üstünde tecelli erden
CSmaya
ayna olur. şekliyle Musarufuir ismine,
hayatıyla Hay VC Mubyi isimlerine ayna olması gibi.
Şunu da ifade edelim: "Bir ?CY mutlak
zikredilince kemaline masruftur." Yani, O Şeyin CI]
mükemmel derecesi anlaşılır. Bu kaideye göre, insan
denilince de insan-1 ek- mel olan Resulullah
Efendimiz (asm.) hatıra gelir. Nakş-ı azam hakikati
CH ileri derecesiyle onda kendini gösterir.
SORU: «Ey insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim dQP› cümlesinde neden sadece
Müslümanlara değil de bütün insanlara hitap
edilmiş? Zira besmeleyi Müslümanlar söylerler.
BU HİTAP hem bize hem de bütün insanlık
âleminedir.
Üstad'ımız, İslamiyet için ((ıoı Kübra"
ifadesini kullanıyor. Biz mümin bir insan olarak,
bütün kâi- natta, yeryüzündeki bütün canlı
türlerinde VC kendi ruh âlemimizdeki İlahî
terbiyeleri düşünmeli, bütün bunların Allah'ın
rahmetiyle geçekleştiğinin şuurunda olarak, Allah
namına
hareket etmeli, bütün işlerimizi O'nun
1122.81
133
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
dairesinde yapmaya Çailşmalıyız. Böyle Yaparsak her
halimizde besmelenin mânâsını Okumuş oluruz.
Ayrıca işlerirnize besmele çekerek başlamamız da bir
sünnettir VC ibadettir.
Cümlenin diğer insanlara hitap ciheti ise Şöyle
anlaşılabilir: İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran en
önemli özelliği aklıdır. O halde bu hitabı, «Ey
insan, aklını yerinde kullan. Bu kâinatı var eden,
dünyayl sana bir hane Yapan VC seni her biri cihan
değerinde maddi VC manevi cihazlarla donatan
Rabbini tanı. Qın kulluk Ct. Nefsinin değil O'nun
1121111113. hareket et*ı şeklinde değerlendirebiliriz.
SORU: Bugün türlerin sayısı milyonu geçmiş
bulunuyor. Üstad ise› 400 bin muhteliftaifeden söz
ediyor. Bu meseleyi nasıl anlamamız lazım?
NUR KÜLLİYATI bir Fen kitabı değildir.
Fenlerden
bahsetmesi, Kainat kitabındaki hikmetleri, mânâları
Allah 1121111113. okutmak içindir. Yani, Fennî meseleleri
davasına delil olarak kullanır. Bu bilgilerden Fen
11311111121 de134
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
gi, Allah'ın ilmine, hikmetine ayna olmaları
Yönüyle söz eder. Hakikat bu olunca "dört Yüz bin»
ifadesiyle türlerin gerçek sayısı değil, çokluğu 1182812.
verilmekte, bu kadar tür canlıyı bütün organları,
hissiyatı, silahları, erzaklarıyla, talim VC terhisleriyle
CH güzel şekle tedbir VC idare eden İlahi kudret VC
hikmete dikkat çekilmektedir. Sayının Şöyle veya
böyle olması SODUCU değiştirmez.
Tefsirlerde geçen Fennî bilgilere itiraz edenlere
Üstad şu kaide ile cevap veriyor. Aynı cevap bu SOIU
için de geçerlidir.
'Kavaid-z' mukarreredendir ki.' 'Mânâ-yz barfî,
kaydi hükümlere mabkûm-u alay/J olamaz. W 0
mânâ-yı harfinin inceİik/erine tedkikatyapılamaz.
Fakat mânâ-yı ismi, sadık, kâziâber bükme ma/Jal olur.
"Bu 317711 binaendir kz' mânâ-yı ismi ile kâinata bakan
üç
felasgfzanin kitablarznda kâinata ait bükümler, nefc-ül
emirde örümceğin nescinden zazfise de, za/Jiregöre
dalga mu/Jkem görünüyor.J)
Mesnevi-i Nuriye
Meselâ, “Dünyamızdan Yüz bin kat büyük olan
Güneşi bize lamba yapan, Güneşle gözümün
arasındaki O harika VC ince münasebeti kuran,
böylece bize görme nimetini ihsan eden Rabbimize
11C
kadar şükretsek azdır” diyen kişi Güneşten
mânâ-yı harfiyle yani Allah namına,
135
SO RULARLA
RİSALE~İ
NUR D ERSLERİ
O'nun bize bir ihsanı olarak söz etmiş olur.
Buna karşı biri kalklP diyemez ki. “Bizim şükür
etmemiz gerekmez, çünküGüneş dünyadan Yüz bin
kat değil, bir milyon
Yüz bin kat büyüktür."
Bu sözün 11C kadar mânâsız olduğu anlaşılır VC
sahibi en azından ayıplanır.
Ama bir ilmi kongrede bir Astronomi âlimi
kalkıp Güneşin dünyadan (ıN bin kat büyük
olduğunu” söylese hemen itiraza uğrar. Çünkü0111111
Güneşten söz etmesi mânâ-yı ismiyledir. Hükmü
isabetli değilse yanlış konuşmuş olur.
SORU:
1118311111
sima-i
mânevisinden
maksat
nedir, biraz açar mısınız?
İNSANIN maddi siması, göz, kulak, ağız› burun
gibi organlardan meydana geldiği gibi, insan ruhu da
akıl, kalp› hafıza, hayal, hissiyat sahibidir. Bunların
harika bir şekilde bir araya gelmeleriyle manevi bir
sima ortaya çıkar. Bu sima için bir başka risalede
“Terkib içinde besatet"ten söz edilir. Besatet, terkip
olmamak demektir. Yani, insan ruhu bu
saydıklarımızdan meydana gelmekle birlikte, insan
simasında olduğu gibi, bunları birbirinden ayrı
düşünemi1.36
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
yoruz; hepsi bir tek şeydir. Bu varlığın da kendine
has bir siması vardır.
Bunun 611 güzel örneği melekler âlemidir. Bu
nurdan varlıkları görebilsek Cebrail ile Azrail?
yahut Mikail? (as.) birbirinden ayırt edebiliriz. Her
birinin ayrı bir manevi siması vardır. Her bir ruhun
da CCSCİİCH çıktıktan sonraki hali bunun gibidir: her
ruh kendisini diğer ruhlardan ayırt eden manevi VC
müstakil bir sima sahibidir.
Üstad'ın burada 1132312 verdiği temel mesaj›
insanın maneviyapısının CCflflctVC cehenneme aday
olacak şekilde takdir edildiği VC bu Yapının Rahim
ismine baktığıdır.
sORUzrahmetin
arşına
çıkmak
için›
besmelenin
bir miraç hükmünde olmasını
nasıl
anlamalıyız?
ARŞ bütün varlık âlemini kuşatmıştır. Rahmetin
arşına çıkmak, İlahi rahmeti C11 azami tecellileriyle
düşünmek demektir. Bunun Yolu ise› her işimizi
Allah adıyla, Allah için VC O'nun rızası dairesinde
yapmamızdır.
Miraç benzetmesiyle Şöyle bir mânâya da kapı
açılmış oluyor:
137
SORULARLA
RiSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Besmelede
geçen isimlerfallah,
Rahmanve
Rahim"dir. Bu sıraya göre› Allah'a vasıl olmak için
önce Rahim ismine nazar etmek gerekiyor. İnsan,
İlahi bir rahmet olarak bu isme mazhar olduğunu
düşünmeli, kendi varlığında tecelli eden rahmet
nişanlarını hayretle VC şükürle 112221'2 almalı,
saçından tırnağına, gözünden kulağına, aklından
haûzasına
kadar bütün maddi VC manevi
cihazlarının 0111111 için 11C büyük bir rahmet, 11C
SOHSUZ bir ihsan olduğunu ibretle temaşa etmelidir.
Daha sonra, Rahmân isminin tecellilerine
dalmalı, Yeryüzü sofrasında 0112 ikram edilen sayısız
nimetlerin VC Yeryüzü kışlasında 0111111 emrine
verilen bütün hayvanat VC nebatat ordularının
kendisi için 11C kadar büyük bir rahmet olduğunu
hatırlamalıdır.
olarak, atmosferden, yıldızlara, aylardan
güneşlere kadar bütün kâinatı istila eden İlahi
rahmeti seyretmekle, Allah Resulünün (asm.)
miraçta rüyete mazhar olması gibi) O da bu tefekkür
Üçüncü
Yoiculuğuyla
Allah'ın
bütün bu
tecellilerinden feyiz almaya çalışmalıdır.
rahmet
138
DÖRDÜNCÜ
SIR
SORU: "İyyake fidbüdü VC iyyake nestain"de; "biz
Yainız 52112 ibadet ederiz VC ancak senden yardım
dileriz.» ifadesinde neden ?Oğul kipi kullanılmıştır?
BU KONUDA Risalelerde müstakil bir bahis vardır.
1118211 tek başına da 11211122 kılsa, “na'büdü,
nestein" (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken
bütün müminleri kastedebilir. Ayrıca, kâinattaki
canlı-cansız her varlık kendisine verilen görevi
eksiksiz yerine getirmekle Allah'a ibadet etmektedir.
1115211 bunları da hayalen 1122212 all? O mahlûkat
kafıleleri 1121111112 “na"büdü, nestein" diyebilir.
Bir de, insanın her bir organı› her bir duygusu VC
hissi de kâinattaki diğer varlıklar gibi kendi görevini
yerine getirmekle bir ibadet halindedir. Nitekim
Üstad'ımız bir başka risalesinde fi'' bir
ferdinde bir CC11122İ-1 mü- kellefin bulunur" demekle
bu organlar VC duygular cemaatine işaret etmiştir.
1118211 bütünbunları da niyet ederek "Biz ancak S2112
ibadet eder VC ancak senden yardım dllcl'127n
diyebilir.
139
SORULARLA
SORU:
Rİ SALE- i N UR DERSLERİ
Hitab-ı
iyyakena'büdü demekle,
herkese kâfi gelmeyen; kesret-i mahlûkattaki
V2'
hidiyet tecellisini nasıl anlamalıyız?
İLAHİ sıfatların tasarrufu altında bulunan 50118112
mahlukatı 11C bilmemiz mümkündür 11C de hayal
etmemiz. Genlerden,
atomlardan, arşai lehv-i
mahfuza, melekler alemine, henüz ışığı dünyamıza
ulaşmamlş yıldızlara kadar bütün bu varlıklar
Allah'a ibadet halindedirler, Onun emri dairesinde
hareket eder, vazife görürler. Bütünbunları İ2S2VVUI'
etmek VC bunların 1211121111 1121111112 "iyyakena'büdü"
demek çok 201 VC ancak kâmil insanlara mahsustur.
Bunun yapabilmek için› Üstad'ımızın ifadesiyle:
"küre-i 212 vüsatinde bir kal? lazımdır."
Allah isminden hareket edildiğinde bu kadar
büyükbir daire karşımıza çikan Rahman isminde ise
Yeryüzünde kendilerine verilen ibadet görevlerini
yerine getiren bütün canlı türleri 1121111112 böyle
demek biraz daha kolaydır. Kendi vücudumuzdaki
bütün hücreler, bütün organlar, ruh dünyamızdaki
bütün duygular 1121111112 böyle dememiz, yahut
birlikte 11211122 kıldığımız cemaati düşünerek böyle
söylememiz ise C11 kolayıdır. Bu da vahidiyet içinde
bir ehadiyet tecellisidir.
140
SORULARLA
RİsALE-İ
NUR DERSLERİ
SORU:
Hatem-i
Rahmaniyetin
içerisinde
gösterilen sikke-i ehadiyete birkaç örnek
VC”
rilebilir mi?
Rahmân'ın
Razzâk
mânâsında
olduğunu
düşünürsek, rızka muhtaç her canlıda Cenab-ı
Hakk'ın Pek 90k isimleri tecelli etmektedir. O canlı
böylece ehadiyete bir ayna olmakta, bir sikke-i
ehadiyet taşımaktadır. Mesela, O canlı, hayatıyla
HKD' VC Mu/_Iyi isimlerine, yaratılmasıyla Hâlzk
ismine, bütün organlarının hikmetle yaratılmasıyla
Hakim ismine, şekliyle Musavvir,
Müzeyyin isimlerine ayna olmaktadır.
Böylece
Güneşin aynadaki tecellisinin 0111111 Pek 90k
sıfatlarını VC bir nevi cilve-i 2211111 göstermesi gibi, O
canlı da bu isim VC sıfatlara 2y112 olmakla O
sıfatların sahibinin 221111111 da birliğine ayna
olmaktadır. Zaten ehadiyetin 111211251 da budur
SORU:
Herkes
hermertebede
iyyakena'büdü
VC iyyakenestain diyebilir
HER VİCDAN
ibadete la-
Allah'tan
başka
hiçbir
141
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Şeyin
Ylk olmadığını, kör VC sağır esbabın 01111
bilemeyeceğini, duasını VC niyazını işitmeyeceğini
bilir. Bu biliş, O vicdanın bir nevi "iyyakena'büdü VC
iyyakenestain" demesidir. Şu V21' ki, sebeplere tesir
vermeme, ancak Allah'a tevekkül Cİ111C hususunda
insanlar birbirinden 90k farklıdırlar. Bu konuda
insanlar arasında "zerreden şemse kadar" mertebeler
vardır.
SORU: Kur-an'ı Kerim'in; 611 dakik bir cüziden
bahsetmesinin sebebi, zahir bir SUICİİC harem-i
ehadiyetin
herkes
tarafindan
görülmesidir.
Hakikaten herkes her cüzide bu ha- temi
okuyabilme özelliğine sahil? midir?
EHAD, Allah'ın zâtının birliğini ifade eder. Bütün
kâinatı bir 52113), gibi seyredebilenler O S212y111
tümünün bir sultanın mülkü olduğunu rahatlıkla
anlar, bazı bölrneleri yahut odaları başkalarına isnat
611116 hatasına düşmezler. Bu birlik mührü,cüzilerde
daha net VC daha rahat olarak okunmaktadır. ŞÖyle
ki, insan bütün galaksiler arasındaki harika ilgiyi
okumakta güçlükçekebilir. Ama, meselâ, bir çiçeğin
Yaprakları arasındaki ahengi, hepsinin bir,sapa
142
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
bağlı olduğunu, bunlardan bir kısmını başka zatlara
isnat etmenin aklen mümkünolmadığını Çokiyi bilir.
İnsan da Yüz trilyon kadar hücreden meydana
geldiği halde, bunların tümü bir tek canlı olarak
karşımıza Çlkar. Bu insanın gözünübaşka, kulağını
başka ilahlara, sağ ayağını başka sol ayağını daha
başka bir ilaha isnat 611116 hatasına kimse düşmez.
Çünkü, bu ((ı. trilyon i) artık tek bir
insandır. O kesret âlemi burada vahdete ermişlerdir
VC milyarlarla değil "bir"ile ifade edilirler.
Aynı 1112112 semada da geçerlidir. Bütün
yıldızlar bir 881112 teşkil ederler. Trilyonları çok aşkın
yıldız kümeleri artık filan galaksi diye adlandırılır,
kesret içinde vahdete ererler.
SORU: Sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek VC
kalpleri 661? etmek için O sikke-i ehadiyet içerisinde
rahmet sikkesini VC rahimiyet hatemini koymuştur.
Cümlesinden neler anla- mîllıyız?
BİRHADİS-İ
kuludur" buY”
rulur.
ŞERİFTE,"İnsan
ihsanın
.743
SORULARLA
Rİ SALE-İ NUR DERSLERİ
1118211 eşyayı tefekkür ederken onlardan gördüğü
fayda çoğu 22111211 öncelik kazanır. Bunun içindir
ki, bedenimizde görev Yapan bütün organlardan,
kâinatta bize hizmet eden bütünsistemlere kadar her
şeyde bizim için bir rahmet, bir ihsan vardır. İnsan bu
faydaları, bu rahmet tecellilerini düşünmekle Rabbine
daha fazla teveccüh eder. Onun içindir ki besmelede
bin bir isim içinde rahmet ifade eden iki isim Yer
alır VC insan da bir işe besmele ile başlarken O işin
sonunda Allah'ın
rahmetiyle
doğacak
faydalı
sonuçlara kalben nazar eder.
Biz Güneş'in VC Ay'ın Yaratılış hikmetlerini
rahatlıkla anlasak bile, falan galaksinin filan
yıldızında bu hikmeti aynı netlikte okuyamayız.
Kâinatın bir küçükmisali olan kendi varlığımıza
baktığımızda, saçımızdan tırnağımıza kadar her
şeyde tecelli eden İlahî hikmeti daha net olarak
okuyabiliriz. Bu rahat okumada "rahmet silik.
yani O Şeyin bizim için bir ihsan, bir iütufolmasını
idrak etmenin büyükönemi vardır.
Gözün görmesi bir rahmet olduğu gibi elin
tutması da ayrı bir rahmettir. Bir Şeyi gözümüzle
görü? elimizle tuttuğumuzda bu iki rahmet eserine
bir üçüncüsü
eklenir. Böylece gözle el arasında bir
işbirliği gerçekleşmiş› ikisi aynı işe teveccüh etmişler
VC
SODUCH
ulaşmışlardır. Artık gözle eli başka
ilahlara isnat CİITIC saplkhğl 90k ötelerde
144
SORULA RLA RİSALE~İ
NUR
DERSLERİ
kalmıştır. Göz kimin eseri ise el de onun eseridir.
Aynı mânâkâinatta da görülür.Güneşle denizler
buharlaşır, rüzgârla taşınır VC uzak beldelerdeki
bitkilerin imdadına Yetişilir. O halde Güneş kimin
ise rüzgâr da onundun Burada da sikke-i rahmet
okunmaktadır, ama birincisi daha nettir. Aynı mânâ
kâinatın tümünde de vardır, ama okumak için külli
nazarlar gerekir. Herkes bunu tam başaramayacağı,
her varlıktaki rahmet mührünü okuyamayacağı
içindir ki, Cenâb-ı Hak, birliğinin mührünütüm
kâinata vurduğu gibi her bir cüziye de vurmuştur.
Rahmet
sikkesi
bütün canlılar
âleminde
bulunmakla birlikte, insanda ayrıca bir de "rahimiyet
hatemi» söz ko- nusudur. İnsan bütün bu rahmet
tecellilerini idrak edecek, ölçü?biçecek, Güneşle
göz, gldayla mide, havayla ciğer arasındaki Yakın
ilgiyi kavrayacak bir kabiliyette yaratılmıştır. Bu
üstünyaratılışı da onun için ayrı bir rahmettir.
Besmelenin birinci sırrında Rahim isminin
insanın sima-i mânevisinde tecelli ettiği nazara
veriliyor. İnsanın akıl› hafızası, bütünhissiyatı onun
için ayrı birer rahmettirler. Bu hislerin tümübir ruha
bağlıdır. Onları birbirinden ayırmak› ayrı ilahlara
isnat etmek mümkün olmadığı gibi, O ruhun hanesi
olan bedende de aynı rahmetin tecelli ettiğini VC O
bedeni kuşatan kâinatta da bu rahmetin tecelliye
devam ettiğini görüyoruz. Ancak bu üçüncünün
145
SORULARLA
RlSALE-l NUR DERSLERİ
daha açık bir şekilde okunması için› ilk iki tecelliyi
düşünmek VC ondan Üçüncüyeintikal etmek daha
kısa VC daha sağlam bir yoldur.
SORU:
İyyakendbüdü
VC
iyyakenestain'
deki
hakiki hitaptan maksat nedir? Bu hitabın
hakikisi olduğu gibi, surisi de olabilir
İNSAN sebeplere ne ölçüde minnettar olursa
“iyyakena'büdü" hitabının hakikatinden 0 kadar
uzaklaşir. Aynı şekilde sebeplerden ne ölçüdefayda
umar›
medet beklerse “iyyakenestein" hitabındaki
mânâdan yine O kadar uzak kalır.
Hazretleri, riya için "şirk-i hafi" Yani “gizli şirk»
tabirini kullanıyor. Hiçbir mümin Allah'tan başkasına
ibadet etmez, ama kullara riya etmek onların
teveccühüne can atmak, onlara ho? görünmeye
Çahşmak, insanı I'122. çizgisinden belli bir ölçüde
saptırır VC "iyyakena'büdü" hitabındaki hakikate yine
bir manada İCI'S düşer.
yandan, insanların zerreden şemse kadar
dereceleri olduğu gibi, bu hitabın da yine O kadar
Üstat
Öte
dereceleri vardır. Bu hitabı hakkıyle Yapanlar başta
Peygamberler VC onların varisleri olan âlimler VC
mürşitlerdir. Bu ayetleri,
146
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
mânâlarını hiç düşünmeden okuyan, günlükhayatına
onların mânâsını tam aksettiremeyen müminlerin
namazları da sahih olmakla birlikte, namazın
hakikatine göre çok suri kalır. Sanki, aralarında
mecazla hakikat kadar fark kendini gösterir.
SORU: Besmelenin,
Fatiha'nın
fihristesi VC
Kur'an'ın mücmel bir hülasası olması, ne demektir?
Bu hülasalığın; kesret içinde tecelli eden ehadiyet
hakikati ile münasebeti var mıdır? Var ise nasıldır?
KUR'AN-I KERİMDE ele alınan konular özet
olarak
Fatiha Suresi'nde de vardır. Onda birer çekirdek
halinde verilen derslerin tafsilatlı Şekli Kur'an-ı
Kerim'dir.
ŞÖyle düşünebilir:
İ(
Allah'ın
isimlerinden,
sıfatlarından
bahset- mekte VC Allah'ı insanlara böylece
tanıtmakta, onlara marifet dersi vermektedir.
Fatiha'da geçen, Allah, Rabbü/â/emîn, Rahman,
Rahim isimleri bütün bu isim VC sıfatlara bir
numunedir.
Kur'an'da ahiretle ilgili Çok sayıda ayet vardır.
Maliki147
SO RULARLA
RİSALE-İ
N U R D ERSLERİ
yevmiddin ayeti, bütünbu ayetlerin hülasası gibidir.
Kur'an'da, ibadete, ahlaka, muamelata, ahkama
dair bütün ayetlere “iyyakena'büdü" ayetiyle işaret
edilmektedir.
Kur'anda geçen bütün dua VC iltica ayetleri de
"iyyakenestein” ayetinde dahildir.
Sırat-ı müstakimin, bir başka ayette belirtildiği
gibi “nebilerin, sıddıkların, şüheda VC salihlerin
yolu" olduğu nazar alındığında, bütün Peygamber
kıssalarının VC salih kimselere dair bahislerin de
Fatiha'da
mücmel olarak bulunduğu
anlaşılır.
Bunların tamamı Allah'ın kendilerine iniam ettiği›
ihsan ettiği (enamte aleyhim) bahtiyar insanlardır.
Fıravuddan, Karun'dan Ebu Leheb'e kadar,
Allah'ın gazabına uğrayan, doğru yoldan sapan
kimselere gelince bunların hepsi .ımağduP VC dallin"
güruhundandırlar VC Fatiha'nın son kısmı bunların
kıssalarının bir hülasasa gibidir.
Besmelenin Fatiha'nın hülasası olmasını Şöyle
anlamak mümkündür:Kur'an-ı Kerim, Allah'tan, bu
dünyadan VC ahiretten bahsetmektedir. Besmele ise
bütün bunların Çekirdeği gibidir. O da Allah'ın
ismiyle başlar, Rahman ismiyle dünyaya› Rahim
ismiyle ise ahirete işaret eder.
148
BEŞİNCİ
SIR
SORU: Bir kısım ehli tarikatın “Muhakkak ki,
Allah insanı rahman suretinde yaratmıştır" hadis-i
şerifini, akaid-i imaniyeye münasip düşmeyen
tarzdaki tefsirleri nasıldır?
BEDİÜZZAMAN,
bu
meseleyi
açıklarken,
Cenab-ı Hak hakkında suretin muhal olduğunu
beyan etmekle O gibi kimselerin yaflllş telakkilerine
de işaret etmiş oluyor. Nur'un meşrebi, batıl Şeyleri
tasvir etmemek
VC
zihinleri
bulandırmamak
olduğundan bu konuda fazla izahta bulunmuyor.
Biz de aynı düstur üzere hareket etmeye
mecburuz. Yine Üstad'ın bu "suret" kelimesi
hakkında koyduğu Çok önemli bir kayıt var:
kaydı. Ruhun harici vücudu olduğuna göre
kendine has bir "manevi
da vardır.
ŞÖyle düşünelim:
bir siması olduğu gibi,
mesela, Hz. Cebrail'in de bir siması vardır. Yani O›
ruhlar âleminde bu sima ile Hz. Mikail'den,
Azrail'den,.. ayrı- iır. İnsanın da ruhu bedeninden
çıktıktan sonra Üstad'ın ifadesiyle "bütün bütün
çiplak kalmaz." Bir manevi gılaf
u-
manevî»
-»
İnsanın
149
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
giyer. O gllafa bürünmüş ruhun da bir siması
vardır. O sima ile diğer ruhlardan ayrılır. Ancak, ruh
da beden gibi mahlûk olduğu VC Allah hiçbir
mahlûkuna HC zatında, HC sıfatlarında benzemeyeceği
için bu manevî simaya da suret-i Rahman olarak
bakmak hatadan salim olmayacaktır. En güzeli,
Üstad'ın taki? ettiği yoldur. Yani, insana bakıldığı
zaman "İlahi rahmet): çok açık olarak okunun O,
sanki "rahman suretinde"yaratılmıştır.
Burada önemli bir kayda da temas etmek
gerekiyor_ Hadiste, “Allah insanı
kendi sureti
üzere yarattı,, denilmiyor da "rahman sureti üzere
yaiattl» buyruluyor. Ama bazıları
bu hadisi
düşünürken rabman kelimesini adeta unutuyorlar.
Bu da önemli bir yanlışa Yol açiyor_
SORU: Insan simasında, küre-i &İZ simasın- da VC
kâinat simasında; niçin diğer isimler değil de hCP
ism-i Rahmanın tezahürü na- zara veriliyor.
Niçin diğer mahlukata göre insan, ism-i Rahmanı
tamamıyla gösterir bir mahiyettedir? Vahdet-ü]
vücudun, mutedil kısmının, “la mevcude illa hu"
demesiyle, insanın sima-i manevisinin münasebetini
nasıl anlamalıyız?
150
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
ADEMDE, yeni yoklukta kalmayıp vücuda gelmek,
varlık sahasında bOY göstermek bütün mahlûkatta
görülen bir rahmet tecellisidir. Güneşler, yıldızlar,
elementler VC daha nice varlıklar bir rahmet eseri
olarak yokluktan kurtulmuşlardır. Ancak varlık
mertebeleri Çok muhteliftir. En ileri mertebeyi
Üstad'ımız "vücudun hadsiz mertebelerinden en
yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmişir."
şeklinde ortaya koyar› Demek ki, var olmak, canlı
olmak, insan olmak VC müslüman olmak ayrı birer
rahmet eseri olmakla birlikte, bunların en ileri
mertebesi Müslüman olan insanda kendini gösterir.
akıl nimetiyle VC hidayet güneşiyle öyle bir
rahmete mazhar olur ki, O rahmet sadece bu
dünyaya münhasır kalmaz, cennette ebediyen
devam eder.
Rahman isminin öncelikle zirkedilmesi bu
tecellinin
apaçık olarak insanda
kendini
okutturmasındandır. İnsanın mahiyet aynasındaki,
yeni aklında, kalbinde, hafıza- sında, his dünyasında
kendini gösteren rahmet tecellileri Ra/.ıim ismine
bakar VC bir derece perdelidir, ancak tefekkürle
İnsan,
hatırlanır. Ra/.ıman isminin tecellileri perdesizdir VC
en ileri mertebesiyle insanda kendini gösterir.
Saçımız bizim için rahmet olduğu gibi kaşımız da
rahmettir. Gözümüz VC kulağımız gibi elimiz VC
ayağımız da bize büyük birer İlahi iütufturlar.
Solunum VC sindirim sistemi*151
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
mizden, sinirlerimize,
damarlarımıza
varıncaya
kadar her Şey bize rahmeti hatırlatır. İnsana bu
nazarla Yeni rahmet nazarıyla baktığımızda onda
rahmeti göstermeyen hiçbir ŞeY göremeyiz. Üstad'ın
için kullandığı ifadeyi insan için de
kullanabilir VC deriz ki, "sanki rahmet tecessüm etmiş
de insan olmuş." İşte, insan bedeni tepeden
tırnağa, rahmaniyeti en ileri seviyede gösterdiği gibi
beden hanesinde görev Yapan ruhta da bu mânâÇok
daha ileri manada hakimdir.
maddî siması olduğu gibi ruhun da
manevî bir siması vardır. İnsan siması göz, kulak,
ağız burun gibi organların bir araya gelmesiyle
teşekkül ettiği gibi) insan ruhu da akıl, hayal,
au»
İnsanın
hafıza, kudret, irade, vicdan, sevgi, korku gibi nice
sıfatları VC duyguları taşıyan bir varlığa sahiptir.
Ruhun, “vücud-u harici giymiş bir kanuni) olduğu
düşünülürse O harici vücudun bir de manevî
siması, görüntüsüolacaktır. İşte 0 ruhun her özelliği
insan için ayrı bir rahmettir.
"rahman
suretinde" yaratıldığını ifade eden hadis-i şerifi
müfrit olmayan bir kısım vahdetül-vücutçular,
"insanda rahmetten başka bir ŞeY görülmüyor"
manasında kabul etmişlerdir.
Bu meşrebin müfrit mensupları "Hakiki hakaik-i
eşya esma-i İlahiyedir"
gerçeğini, istiğrak haliyle,
yanlış Uygulamışlar VC eşyayi "tecelli" olarak değil,
esma VC sıfatın
İnsanın
152
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
kendileri olarak görme hatasına düşmüşlerdir. Bu
konuda şu meşhur misali verirler: Buhar, SU VC buz
aynı
şeydir. Esas olan buhardır. Onun biraz
s0ğUYuP katılaşmasıyla Su› daha da soğuması VC
katılaşması sonunda buz meydana gelir. Bu anlayışla
mahlûkatı ilahî isim VC sıfatların başka şekillerde
kendini göstermesi olarak kabul ederler. Bunun
sonUCU
olarak da "O'ndan başka mevcut yoktur»
diyerek bütünvarlık âlemini inkâr yoluna giderler.
SORU: Zati
şuunat,
sıfat, esma
VC
efal-i
ilahiye hakkında biraz bilgi verir misiniz?
ÇOKCA sorulan bu konu hakkında, Esma-ı' Hüsna
isimli kitabımızın giriş bölümünde gerekli izah
Yapllmıştır.
O bölümü aynen
aktarmakla
yetineceğim.
Allah'ın Zâtı
Allah'ın zâtı, idrak edilemeyecek kadar yücedir.
Zira akıl VC idrak O'nun insana bir hediyesidir VC
mahluk olan bu sermaye ile Allah'ın varlığı
bilinebilir, ama zâtının hakikati idrak edilemez.
Mahlûkolan ŞeY mutlaka sınırlıdır. Bir başlangıcı
oldu153
SORULA RLA RİSALE-i
NUR DERSLERİ
ğu gibi bir nihayeti de vardır. Meselâ, göz mahlûk
olduğu gibi görme sıfatı da mahlûktur VC her ikisi
de sınırlıdır. İnsan, bütüncisimleri göremediği gibi,
kâinatta faaliyet gösteren kuvvetleri, bedenlerde
vazife gören ruhları, bu âlemi dolduran melekler
dünyasını da göremez. Göz gibi akıl da bir
mahluktur. Allah'ın sıfatları ise sonsuz. Sınırlı olan,
sonsuzu ihata edemez, kavrayamaz.
'Hakikat-z mutlaka, mukayyed
7)
67121617'
ile ibata edilmez.
Sözler
Mutlak, kayıt altına alınamayan, kendisine bir
sınır
biçilemeyen
demektir. 'Enzar', 'nazaran
çeğuludur, nazar İSĞ› Çoğu zaman, akıl mânâsına
kullanılmaktadır. Allah'ın bütün sıfatları mutlaktır,
sonsuzdur. Bu sıfatların kayıtlı VC mahluk olan akılla,
hakkıyla, idrak edilemeyeceğini her müstakim akıl,
Şüphesiz, kabul eder. Sıfatı hakkıyla idrak
edilemeyenin, zâtının da mahiyetiyle bilinemeyeceği
90k açıktır.
Hz. Ebubekir Efendimiz'in(r.a.) bu mânâyı ders
veren çok ibretli bir sözüvardır.
"Allah'ın zâtının idrak edilemeyeceğini bilmek
gerçek idraktii: O'nun zâtı üzerinde düşünmek ise
îşraktır (gizli şirktirl'
154
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D
ERSLERİ
Allah'ın zâtı hakkında ne düşünülse, bu düşünce
aklın bir mahsulü olacaktır. Akıl mahlûk olduğu gibi,
düşündüğüŞeY de mahlûk olur. Bu mahlûku Hâlık
kabul etmek ise gizli şirk demektir.
O'nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi
bilir.
Allah, bizleri imana, marifete, muhabbete
götürecek Pek Çok duygularla, latîfelerle donatmış.
Bu yaratılışımız sayesinde Pek 90k hakikatlere
muhatap olabiliyoruz. Bunlardan birisi de, Allah'ın
zâtının bilinmezliği.
Zira, henüz bedenimizde
tasarrufeden ruhumuzun mahiyetini
bilmekten
aciziz.
İmam Gazali Hazretleri'nin
enteresan bir
açıklaması var: "Allah, insanlar için noksanlık sayılan
sıfatlardan münezzeh olduğu gibi) kemal sayılan
sıfatlardan da münezzehtir."
'Mükemmel',
'üstün', 'noksansız'
kelimeleri
telaffuz edildiğinde,
insanın aklında canlanan
mânâlar mahlukturlar VC Allah'ın kutsî kemâli,
bunlarla
anlaşılabilecek
bir kemâl olmaktan
münezzehtir.
Bu güzel tespit üzerinde düşünürken, insanın
ruhu ile bedeni arasındaki mahiyet farklılığı hatırıma
geldi. Hayal âlemimde,bedenin bütün organlarına
şuurverdim VC kendilerine, 'kemal' denilincene
anladıklarını sordum. Göze göre kemal, mİYOP VC
hipermetropolmagibi kusurlardan
155
SORULARLA
RİSALE- İ NUR D ERSLERİ
uzak bir görme› ayak için kemal, topal olma
kusurundan azade bir yül' ciğere göre kemal,
bütün arızalardan uzak bir solunum sistemi idi.
Örnekler çoğaltılabilir. Ve bunların hiçbiri ruhun
kemâlini anlamakta ölçüolamazlar. Ruhun, 'iman,
marifet, ilim, ahlâk' gibi esaslara bina edilen kemâli,
organların kemaliyle anlaşılmaz. Ve ruh› organların
kendilerince üstün gördükleri her türlü kemâlden
münezzehtir.
İkisi de mahlûk oldukları halde, bedendeki
kemal, I'll- hun kemâlini anlamakta nasıl ölçü
olamıyorsa, elbette mahluk olan aklın anladığı VC
yine bir başka mahluk olan hayalin tasvir ettiği bir
kemal ile Allah'ın mukaddes keınâlinin bir ilgisi
olamaz. İşte İmam Gazali Hazretleri O hikmetli
sözüylebize bu ulvi dersi vermiş oluyor.
Şuunât-ı İlahiye
Şuunâî, şe'nin çeğuludur. Şe'n için “hal, kabiliyet,
istidat' gibi mânâlar veriliyorsa da bunları ilâhî
hakikatlere
aynen
uygulamak,
insanı
yanllş
düşüncelere VC bâtıl hayallere götürebilir.
Nur Külliyatfnda, şuunât konusunda iki önemli
açıklama görüyoruz.
Birisi: Hâlıkiyet, hakimiyet, mâlikiyet... için
şuunât denilmiştir. Yani, Allah, hâlıkiyet, mâlikiyet,
rububiyet, rahi156
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
miyeîı rahmâniyet sahibi bir zâttır. Bütün bunlar
Allah'ın şuunâtındandır.
Hâlıkiyeti misal alarak Şöyle söyleyebiliriz:
Halk (yaratmak) bir fiildir. Hâlık (yaratıcı)
isimdir. Hâlıkiyet (yaratıcılık) ise şe'ndir.
"Allah vardı VC hiçbir ŞeY yoktu? kudsi hadisini
düşünelim. Henüz hiçbir mahluk yokken, yine
Allah'ın Hâlıkiyeti, yeni yaratıcılık vasfı var idi. Ama
Hâlzk ismi, ancak mahlukatın yaratılmasıyla tecelli
etmiş oldu.
Kainat yaratılmadan da Allah bütün esmaya
sahipti. Yani RezzâEtı, Mubyî idi, Mümît idi. Ama
bu isimlerini kâinatı yaratmakla tecelli ettirdi.
Meselâ, Rezzak ismini düşünelim:
Cenâb-ı Hak, daha sonra yaratacağı hayvanlara
rızık olmak üzere bitkileri yarattlı sonra bu rızka
muhtaç mahlukları yarattı VC bu ikincilerin,
birincilerle beslenmelerînde Rezzak ismi tecelli etmiş
oldu. Sadece bitkileri yaratsaydı da hayvanları
yaratmasaydı, O ilk yaratılarılara rızık denilmezdi.
Onlarda Hâlzk, Mâlik, Musamıir gibi isimler yine
tecelli ederdi ama Rezzak ismi tecelli etmezdi. Nite-
kim dünyamız böyle bir devir yaşadı. Bitkiler
yeryüzünü kaplamıştı ama ortada bunları yiyecek
hayvanlar yoktu_ İşte O devirdeki bitkiler rızık
değildiler, sadece ilâhî birer CSCI idiler.
157
SORULARLA
RİSAL E-İ NUR DERSLERİ
Nur Risalelerinde, şuunâtla ilgili diğer önemli
bilgi, 'lezzet-i mukaddese, sürur-u münezzeh' gibi
ifadelerle dikkatimize sunulur. Bu ince VC derin
hakikatleri, insan aklına bir derece yaklaştırmak
için de bir misal verilir: Bir sultanın bütünmuhtaç
VC fakir raiyetini bir gemiye bindirdiği
VC onları 0
gemide seyahat ettirerek her türlü ihtiyaçlarını
gördüğü›yedirdiği, içirdîği anlatılır. Ve O sultanın, O
muhtaç raiyetînin sevinmelerinden de bir haz
duyduğu ifade edilir. Ve Allah'ın bütüncanlıları bu
dünya gemisinde
içirmekten VC her türlü
ihtiyaçlarını görmekten kendine has VC mahlukatın
her türlü lezzet telakkilerinden münezzeh bir
'lezzet-i mukaddesesi' olduğu IIEZZIH. verilir. İşte bu
lezzet-i mukaddes:: ilâhî şuunâttandır.
"Allah muhsinleri İ) (Bakara sûresi, 195)
“Allah kâfirleri fin (Âli İmran sûresi, 32)
"Allah zalimleri İ) (Âli İmran sûresi, 57) gibi
âyet-i kerîmeler de bize bu ilâhî şuunâtı ders verirler.
Sıfat-ı ilâhiye:
Cenâb-ı Hakk'ın zâtı gibi mukaddes sıfatları da
kemâ- liyle idrak edilemez; ama O sıfatların
varlıkları VC SOIISUZ oldukları bilinebilir.
Allah'ın zatî sıfatları şunlardır: 'Hayat, ilim,
irade,
158
SO RULARLA
RlSALE-İ
NUR DERSLERİ
kudret, semi (İşitme), basar (görme), kelam VC tekvin
(Var etme).'
Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi
SOIISUZ
VC Yine hepsi mutlaktır.
Bunlarda, HC bir
azalma, HC de artma düşünülebilir.
Hayat sıfatı ezelde HC ise ebedde de aynıdır.
Bizlere hayat bahşetmesi, Allah'ın ihya (hayat
verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmasıyla O'nun
hayatında DC bir noksanlık olur, HC de bir fazlalık.
Allah'ın bir sıfatı da 'ilim'dir. Ne kadar varlık
yaratırsa yaratsın, onlara HC kadar hikmetler,
mânâlar takarsa taksın, O'nun ilim sıfatında bir
değişme düşünülemez.
İlâhî sıfatlardan bir başkası, 'irade'dir. Allah'ın
iradesi de diğer sıfatları gibi mutlaktır VC küllîdir.
Mutlak olma- sının mânâsı, O'nun iradesini
kayıtlayacak
bir başka iradenin söz konusu
olmamasıdır. İlâhî iradenin küllî olması ise, SOHSUZ
işlerin hepsini 'birlikte irade etmesi' demektir.
Bilindiği gibi, insanın iradesi cüz'îdir, yani bir
anda ancak bir ?CY irade edebilir; onu irade ettikten
sonra ikinci bir ?CY irade etmesi mümkün olur.
varlık âleminde, bir anda birbirinden farklı hatta
bazen birbirine Zlt› SOHSUZ faaliyetler icra edildiğine
görc! bunların irade edilmeleri de birliktedir,
beraberdir, sıra ile değil.
Allah'ın
bir diğer sıfatı, kudrettir. Allah,
atomlardan
Şu
159
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
galaksilere, çiçeklerden Cennet bahçelerine kadar her
Şeyi SOHSUZ kudretiyle yaratmıştır.
İlâhî sıfatlardan bir diğeri basar, yâni görme,
biri de semi Yani işitmedir. Maddeden münezzeh
olan Allahın görmesi VC işitmesi, göz, kulak gibi
vasıtalardan münezzehtir. Bütün sesleri birlikte
7 bütün eşyayı beraber görür.
Kelam sıfatına gelince, Allah'ın diğer sıfatları
gibi bu sıfatı da sonsuzdur, küllîdir, mutlaktır.
Beyni, konuşma merkezini, ağZI› dili yaratan VC
insanı böylece konuşturan Allah, meleklerini bunların
hiçbiri olmaksızın konuşturur. Keza, insana da rüya
âleminde, bu aletlere ihtiyaç olmaksızın konuşma
imkânı verir. O halde, kendi konuşmasını ölçü
tutarak
Allah'ın kelam sıfatını anlamaya kalkışan bir insanın
hata etmesi, istikametten sapması kaçınılmazdır.
Allah'ın zâtı, mahlukatın zâtlarına benzemediği gibi
kelam sıfatı da onların konuşmaları cinsinden
değildir.
Tekvin sıfatı, Allah'ın her irade ettiği Şeyin,
varlık sahasına hemen çıkması mânâsına gelir.
'Hayat, ilim, kudret, sem', basar' sıfatları için
Esmaül Hüsna bölümündeki, *Hayîê Alîm, Kadir,
Semi', Basîr' isimlerinin açıklamalarına bakılabilir.
(Esmcfül Hüsna, Zafer Yayınları)
160
SORULARLA
Rİ SALE-İ NUR DERSLERİ
EPâl-i İlâhiye (İlâhî Fiiller)
İlâhî isimlerden bir kısmı, fiilî isimlerdir.Yani, bu
isimler bir fıile dayanırlar. Bazıları ise fiilî değildirler.
Meselâ, I/Zzbia'ismi Allah'ın birliğini ifade eden bir
isimdir VC herhangi bir ilâhî fıile dayanmaz. Kadı'm
ismi de öyle, O da Allah'ın evveli olmadığını ifade
eder VC hiçbir fıile dayanmaz. Fakat, meselâ,
Müzeyyin
ismi tezyin
(süsleme)
fiilinden
gelmektedir. Keza Murat/wir ismi de tasvir (suret
verme, şekillendirme) fıiline dayanır.
Cenâb-ı Hakk'ın fiilleri sonsuzdur. Bu fıillerden
bazıları şunlardır: halk (yaratma), tanzim (nizama,
düzene koyma)7 tekmil (kemale erdirme), tenvîr
(nurlandırma), terzîk (rızıklandırma), imâte (ölümü
VCIme)› ihya (hayat Verm6)› in'am (nimetlendirme)...
Bu umumî fiillerin, tabiri caizse, bir de alt şubeleri
vardır.
Bunlara
bakıldığında,
ilâhî fiillerin
sonsuzluğu daha iyi anlaşılır. Meselâ, terbiye bir tek
fıildir, ama sayısız denilecek kadar çok şubeleri
vardır. Bütün alemlerin terbiyesinden, semanın
terbiyesine, arZIH terbiyesine, insanın terbiyesine,
gözün, kulağın,
ağzın› midenin terbiyelerine,
alyuvarların, akyuvarların, bakterilerin, mikropların
terbiyelerine kadar nice farklı terbiye tarzları vardır.
Diğer fiiller de bu şekilde düşünülebilir.
161
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
Esmâ-i Hüsna:
Allah'ın bütün güzel isimleri, ilâhî sıfatlardan
birine dayanır. Meselâ, Â/îm ismi sıfat-ı sübutiyeden
(İlim) sıfatına, Kadir ismi 'Kudret' sıfatına, Mütekellim
ismi Kelam- sıfatına dayanır.
Keza, Etrue] ismi, sıfat-ı selbiyeden 'Kıdem'
sıfatına, Âbirismi, 'Baka' sıfatına dayanır.
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden, sıfat
diye söz edildiği görülür.Meselâ, Kerîm, Allahhn bir
ismidir. Aynı zamanda Allah'ı kerem sahibi olarak
vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür.
'Kerîm Allah' dediğimiz zaman Kerîm ismini sıfat
makamında kullanmış oluruz.
Allah'ı hangi isimle Yâd edersek edelim, O isim
aynı zamanda Allah'ın
bir vasfını, bir kemâlini, bir
cemalini ifade etmekle sıfat vazifesi görür.
İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanırlar.
Hâ/zıê ismi, yaratma fıiline; Mız/ıyı' ismi, ihya
(hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi, sûret VCIİIIC
fiiline; Mümit (ölümüverici) ismi, imâte (ölümü
verme) fiiline dayanır.
Cenâb-ı Hakk'ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce,
birılercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler
sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların
tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını
zaruri kılmıştır.
162
SORULARLA
Rİ SALE-l NUR DERSLERİ
Allah'ın bütünisimleri güzeldir. Zâtı güzel olduğu
gibi bütünzâtî isimleri de güzeldir.
Sıfatları güzel olduğu gibi) bu sıfatlardan doğan
SOHSUZ fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan “fiilî
isimleri' de güzeldir. Bu sırra CICH kâmil insanlar,
"Kahrın da hOş› iütfun da hoş" demişlerdir. Zira,
Ka/J/.Jâr ismi de güzeldir, Latifismi de.
Bu kısa açıklamadan sonra, 'zat, şuunâf› sıfat, fiil,
isim' münasebetinden de kısaca söz edelim:
Nur Külliyatfnda bu önemli konu defalarca
işlenmiş VC misallerle izah edilmiştir. Bunlardan
birisinin sonunda Şu hüküm cümlesine Yer
verilmiştir:
'İşte bütün âlemdeki âsâr-z sanat 'UR bütün
ma/Jlukat, ber biri birer eser~i mükemme! olduğundan,
ber biri birfii/e vefii/ ise isme, isim ise @alfa 'UE
*van/fire ,sine 'UE ,Şe'n ise zâta ;ebadet ettik/eri ini
mamuat adedince birtek Sâniîi ZüİCE/â/iz'n vücub-u
vücuduna ,se/iddet "UE e/Jadzyetine işaret ettik/eri 8151').
heyet-i mecmuasz ile, si/sile-i ma/J/ukat kadar kuvvetli
bir tarzda bir mi'rar-z marifettir. v Sözler
Buna göre› mahlûkatı tefekkür ederken taki?
edeceğimiz sıra Şöylece ortaya konulmuş oluyor: eser,
fiil, isim, sıfat (vasıf), şc,r17 zât.
163
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Allah'ın, bir mahlûku yaratmasında ise bu sıra Şu
şekli alıyor: zat› şeufı? sıfat, isim,
CSCI”.
Bir hadis-i kutsî de Şöyle buyruluyor:
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet
ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yaratan.,»
Bu kutsî hadisin işlğlîlda Şöyle diyebiliriz: Bu
varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah'ın
bilinmeyene muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî
şuunâttan bir şe'ndir.
Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade
edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile
birlikte kudret, ilim gibi bütünsıfatların, tabiri caizse,
faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki sıfatları
faaliyete geçiren şuunâttır.
Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte bunlardan
SOHSUZ fiiller zuhur etmiştir
VC bu fıillerden
her
birisi, Allah'ın, ezelden beri var olan bir ismine
dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.
Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı
dönemde de, bu isimler var idi, ama tecelli
etmemişlerdi.
Mahlûkatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler,
am,
fiilî isimlerdir; Rezzak, Hâ/ik, Mubyi, Mümit gibi...
Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil
varsa da bu, 'tecelli' demek değildir. Meselâ, Kadim
ismi hiçbir şeyde tecelli CİITICZ. Çünküeweli
olmamak ancak Allah'a
164
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
mahsustur. Ama biz› eşyanın ewellerine bakarak
bunları
yaratan Allah, Kadîm'dir,
ezelîdir
diyebiliriz.Yani,Allah'ın
Kadim ismini eşyanın
evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir.
Allah'ın CH mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu
ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım
işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini
tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir;
ancak, kudretinin mahluk olduğunu VC ilâhî kudrete
işaret ettiğini unutmamak şartıyla...
Mâlûm olduğu gibi) haritadaki bir işaret bir şehri
gösterir, ama O işarette şehrin binalarını, caddelerini,
büyüklüğünü,şeklini bulamayız; sadece O şehrin
varlığından haberdar oluruz O kadar.
İnsanın sıfatları VC şuunâtı da böyledir.
İnsan
bir fakiri gördüğünde içinde bir
merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta
misaldir.
Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade
devreye girmiş VC böylece sıfatlara intikal edilmiştir.
Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle
gerçekleşir.
Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir
fiildir, sadaka verme fiili.
Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka
vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert
insanların işi_dir. Demek ki,
165
SORULARLA
RİSALEÃ N UR DERSLERİ
Cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili
gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.
Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle,
olay tamamlanmış oluyor.
İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde,
ilâhî şuunâtı, sıfatları VC fiilleri bir derece tefekkür
edebiliyor.
Son olarak Nur Külliyatfndalci şu hayati tavsiye
üzerinde de kısaca durmak isterim:
"Şeriat ve sünnet-i seniyenin a/Jkâmlarz içinde
cilveleri intişar eden esma-i İjümanzn /Jer bir
irmininßyz-i tecellisinebirmaz/Jar-z
cami'olmağa
çalış”. IJ Sözler
Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak VC
onlardan feyiz almanın en sağlam Yolu, İ( VC
sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere “Llı
yasaklardan kaçındığı VC bu konuda CH büyükrehber
olan Allah Resûlünün(asm.) sünnetine ittiba ettiği
ölçüde,ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.
Nur Müellifi, 'mazhar-ı câmi' olmaktan söz
ediyor VC bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.
Bir mahlûk, HC kadar 90k isimden HC ölçüdefeyiz
alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi O nispette yükselir. Bir
misal verelim: Bir âlimde Allah'ın Alim ismi tecelli
etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda Rezzâk
isminden de ayrı bir
166
SORULARLA
feyiz
alır.
RİSALE-İ
Kendisine
karşı
NUR DERSLERİ
işlenen
bir
hatayı
affettiğinde ise Afîirw ismine mazhar
bunlar kulun kendi cüz'î iradesiyle
işlerdir VC 'mazhar-ı cami olmaya çalış',
bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak
eden isimlerde, bizim bir çalışmamız
değildir.
olur. Bütün
yapabildiği
denilmesi de
bizde tecelli
söz konusu
SORU: Ehli tarikatın ekserisinde seki', ehli aşkın
çoğunda ise istiğrak VC iltibas oluyor. Sekr ile
istiğrakın farkı nedir? Ehli tarikat VC ehli aşk
birbirinden farklı mıdır?
EHL-İ AŞK olmak için mutlaka ehl-i tarikat
olmak gerekmez. Nur Külliyatfnda geçen, i'Kalbin
göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmek, O'nun
muhabbetiyle kendin- den geçmek): ifadeleri, bir
bakıma, aşk ehlinin tarifi gibidir. Aşk, muhabbetin
ileri derecesidir. Bu şerefe ermenin Yolu, ehl-i tarikat
olsun olmasın her mümine açıktır. Ehli tarikat içinde
de Wdud ismine daha çok mazhar olan evliya için
ehl-i aşk tabiri kullanılır.
Sekr VC istiğrak halleri birbirine oldukça yakındır.
Aralarında Şöyle bir fiüans farkı vardır. Sekir
ehlinde hayret
167
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
mânâsı hakimdir, ehl-i istiğrakta ise tecelliye gark
olmak VC kendinden geçmek manası hükmeder. Suya
dalan kimse önce sudan başka bir şeY göremez olur.
Daha sonra suda boğulduğunda artık şahsî iradesi
kaybolur. Onun her hareketi artık Suya bağlıdır. Su
onu yükseltir VC alçaltır, şu veya bu yöne götürür.Bu
hâlfenafilla/J makamına gelen evliyada kendini
gösterir.
Sti/JT) yani uyanıklık hali hakikatleri olduğu gibi
görme VC bilme makamıdır. İstiğrak halinde iltibas
olabilir; vaciple mümkinin karıştırıldığı bile olur;
Vahdetül-vücut meşrebinde olduğu gibi Bu halde
söylenen sözlerden kişi sorumlu olmayabilir. Çünkü,
istiğrak
halinde
artık iradenin de hükmü
kalmamıştır. Bu halden çıkıp sahv (uyanıklık) haline
artık sorumluluk da başlamlş olur.
geçüînce
SORU: Cenab-ı Hakk'ın misli, şeriki, naziri VC
şebihi olmadığınıve olamayacağını anlıyoruz. Ancak
zıddının olmamasını nasıl anla- mallyız? Zıddan
kastedilen nedir?
VARLIK KAVRAMI İÇİN Şöyle
sınıflandırma
Yapılıyor: Vacib, mümkin VC mümteni.
üçlü bir
168
SO RULA RLA Rİ S AL E-İ N UR DERS L ERİ
Vacib, olması zaruri, olmaması muhal olan
demektir. Allah'ın varlığı zatındandı VC vaciptir.
Mümkin ise “OIUP olmaması eşit olan» şeklinde
tarif edilir. Mümkinin varlığı zatından değildir.
Allah'ın var etmesiyle var› Yok etmesiyle Yok olur.
Bir de varlığı imkânsız Şeyler vardır. Allah'ın
şeriki gibi_ Veya ne tek ne de Çift olmayan sayının
varlığı gibi_ Bunlar mümteni grubuna girerler.
Mümteni grubundakilerin
varlıkları
muhal
olduğundan bunlar Allah'ın zıddı değillerdir, çünkü
bunlar hiçbir şey değillerdir.
Mümkin sınıfına girenler ise varlık itibariyle
gölge, hatta göigenin gölgesi gibi zayıf bir
mertebededirler. Bunlar, Allah'ın zıddı değil Qığ
mahlûkudurlar. Yani, mümkin, vacibin zıddı değil,
isimlerinin aynasıdır.
O halde Allah'ın zıddının mümkinat aleminde
olması muhaldir. Mümteninin ise zaten varlığı
muhaldir. O halde Allah'ın zıddı yoktur.
Zıt meselesine sayılardan bir örnek verelim:
-5 rakamı +5 rakamının zıddıdır. Bunların her
ikisi de rakamdırlar VC biri diğerinin zıddıdır.
Allah'ın zıddı olan bir ilah. düşünülemeyeceği
gibi, mahlûkat
da Allah'ın isimlerinin aynası
makamındadırlar VC Q› ZIİ bir mahiyet taşımazlar.
169
ALTIN CI SI R
SORU:
Cenab-ı
Hakk'ın
istiğna-i
zatisinin,
hadsiz acz VC nihayetsiz fakr içinde
yuvarlanan biçare insan ile alakası nedir?
CENAB-I HAK, Ganiyy-i Mutlak'tır, istiğna-i
zatisi vardır. Yani, mahlûkatın Varlığı ile yokluğu'
insanların
inanmaları
ile inanmamaları, ibadet
etmeleriyle etmemeleri onun zatı için eşittir›
müsavidir. İnsanların inanmalarıyla onun zatının
kemalinde bir artma olmayacağı
gibi, bütün
insanların küfürVC isyan içinde bulunmalı halinde de
yine O'nun zatının kemalinde hiçbir noksanlık
olmaz.
zâtî", bu VC benzeri bütün
ihtiyaçlardan QR] münezzeh olması manasına
gelir.
Sonsuz aciz VC fakir yaratılmakla Allah'ın sonsuz
rahmetine VC zenginliğine güzel bir ayna olan
insanoğlunun, HC varlığına,
HC
de ibadetlerine
Allah'ın muhtaç olması düşünülemez. İnsanları
yaratması gibi) onların bütünihtiyaçlarını görmesi de
yine rahmetinden dolayıdır.
"İstiğna-i
SORU: Bütün mahlukat
VC
mevcudatın
vücudu,
Cenab-ı
Hakkın
nispeten
170
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERSLERİ
vücuduna
zayıfbir gölge olduğuna VC Cenab-ı Hakkın hiçbir
cihetle kâinata VC mevcudata ihtiyacı olmadığına
göre, mahlûkat VC âlem niçin yaratılmıştır?
ÖNCE şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On
birinci Sâz'üntamamıdır.
Bir önceki soruda da belirttiğimiz gibi Allah
Gani'dir. Samed'dir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Mahlûkatı yaratmasına
zarının
ihtiyacı olduğu
düşünülemez. Aksine, mevcudat yaratılmalarında,
hayat
sahibi olmalarında,
rızıklarına
kavuşmalarında, görme› işitme gibi nice hislerle
donatılmalarında
Allah'a
muhtaçtırlar.
Onlar,
yaratılmaları
VC
ihtiyaçlarının görülmeleri ile
Cenab-ı Hakk'ın isimlerine ayna olurlar.
var ki, İlahi isimler tecelli isterler. Otuzuncu
Sb`z'de, CHC bahsinde güzelce izah edildiği gibi›
insanın ilim, kudret, irade gibi sıfatları Allah'ın bu
sıfatlarını bilmemiz için bir kıyas unsurudur. Biz
kendimizdeki bu sıfatlardan hareket ile, onları
yaratan VC onlara hiçbir cihetle benzemeyen İlahi
sıfatların varlığını biliriz. Aynı şekilde, Üstad'ın
şuun-u İlahiyenin bir mikyasıdır" ifadesinden
Şu
«-
hareketle bu sorunun cevabına bir derece ulaşabiliriz.
71
l
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Birinsanressamise,resimyapmakister.Resimyapmaya zatı itibariyle hiç ihtiyacı yoktur. Ancak, onun
(l9) ismi resim yapılmasını ister, tecelli ister.
Bunu 'ıhtiyaçla kanştırmamak gerekiyor.
İlahi isimlerden sadece bir örnek verelim:
Allah Rezzaktır. O,nun rızıkları yaratmaya zatı
itibariyle ihtiyacı olmadığı açıktır. Ancak, Rezzak
ismi rızıkların yaratılmasını, onlara muhtaçların
yaratılmasını VC 0 rızıklardan istifade etmelerini
gerektirir. Hiç rızık yaratılmasa Rezzak ismi tecellisiz
kalır.
Bazı büyük evliya, “Rahmetim gazabımı geçti»
hadis-i kutsisine Şöyle farklı bir mana da verirler:
Allah, kendi isimlerini tecellisiz bırakabilirdi.
Ancak rahmeti gazabımı geçmiş VC 0 esmaya tecelli
imkânı tanımıştır. (Not: Bu hadîs-i kutsîyê› daha çok,
Şu mana veriliyor: Her musibette bir rahmet ciheti
vardır ki, 0 rahmet O musibetin verdiği zararlardan,
sıkıntılardan fazladır.)
SORU: Üstad "salavatı";
rahmet noktasında
Resul-ü Kjbriyêfýa vesile, Resul-ü Kibriya'yı da
rahmet noktasında Allah'a vesile Yapmayı tavsiye
ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında
vesileyi nasıl anlamalı?
172
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
BU ÃLEM, hikmet dünyasıdır. Bunun içindir ki
eşyanın yaratılmasında sebepler devreye sokulmuştur.
Meyve için ağaca, çocuk için evliliğe ihtiyaç vardır.
Ancak, HC ağaç O meyvenin hakiki mucididir, HC de
ebeveyn O ÇOCUğun gerçek sahibi. Sebepleri yaratan
kim ise sonuçları yaratan da Yine O'dur.
Cenab-ı
Hak, hidayet
vermesine
de
peygamberleri VC onların varisi olan büyükâlimleri,
mürşitleri, bir neVİ› sebep kılmıştır.
Hidayet ancak Allah'tandır. Şu ayet-i kerime bu
hakikati CH güzel şekilde ders Verir:
“Sen sevdiğine
hidayet veremezsin. Ancak
Allah dilediğini hidayete erdirir. Ve hidayete
erecekleri en iyi O bilir.” (Kasas, 56)
Dinimizde şefaat haktır VC ayetlerle sabittir.
Her namazda okuduğumuz ayet-el kürsinin bir
bölümündeŞöyle buyrulur:
"Onun yanında O izin vermeden şefaat edecek
kimdir" (Bakara, 255)
Demek ki, şefaat vardır, ancak Allah'ın iznine
bağlıdır.
Alimler ilim tahsiline, zenginler sadaka VC
zekat verilmesine, doktorlar hastalık tedavisine
birer vesile, birer sebeptirler. Şu var ki, bu
sebeplerin ve bu vesilelerin eliyle bize ulaşan bütün
nimetleri, şerefleri, ihsanları he?
l
73
SO RULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Allah'tan bilmemiz gerekir. Bunun aksi, sebeplere
gerçek tesir verir gibi bir halet-i ruhİYCYC girmek
olur ki, bu da şirk-i hafınin (gizli şirkin) bir şubesidir.
Bu gibi kimselere Allah'ın zatına şerik koşma
manasında "müşrik"denilmez, ancak bunlar İlahi
icraatlara sebepleri katmakla O icraatlarla ilgili fıillere
VC isimlere şerik koşmUŞ gibi olurlar.
Biz,Peygamberefendimize
salavatgetirmeklqallahhn O sevgili habibine ettiği
rahmeti daha da artırmasını dilemiş oluyoruz.
Ayrıca, “Sebep olan işleyen gibidir" hükrnünce,
yaptığımız bütün ibadetlerin, ettiğimiz bütün hayırların bir katı da O'nun (asm.) mizanına geçiyor.
Böylece O Allah Resulünün yanında› inşallah,
şefaate layık olmaya Çalışıyoruz. Daha sonra, “Bütün
hayırlar Allah'ın elindedir,"
hakikatini
rehber
edinerek Allah Resulü'nü İlâhî rahmete nail
olmamıza
vesile kabul ediyor VC kalbimizi
Rabbimize bağlayıp "iyyakenestein" diyor, bütün
yardımları
ancak O'ndan diliyor VC O'ndan
biliyoruz.
SORU:
“Hazine-i
rahmetin
pırlantası
VB
kapıcısı
zat-ı
Ahmediye
(a.S.V.),dlr_
Birinci
anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır"
ifadelerini
nasıl
anlamalıyız?
Aralarındaki
münasebeti izah eder misiniz?
74
l
SO RULA RLA RiSALE-İ
N UR DERS
LERİ
Ü
"SEN hem O'nun mülküsün, hem memlûküsün"
hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü
(asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası
VC ahsen-i
takvim mânâsını en ileri mertebesiyle
gösteren en kıymetli cevheridir, hem de O rahmet
hazinesine girmek ve O iütuflara mazhar olmak
isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah'ın tayin
ettiği vazifeli memurudur. Ü& uğramadan
O
hazineye girilemez.
Rahmete ermenin anahtarı besmeledir, Yani
Allah namına hareket etmek, her işini O'ndan
yardım dileyerek,
tayin ettiği esaslara uyarak
Yapmaya
çalışmaktır; bize bu konuda rehberlik
eden Allah Elçisinin izinden gitmek VC ona rahmet
duasında bulunmaktır.
l75
İkinci Söz
SORU: İkinci sözünbaşındaki ayette Cenabı Hak:
((0 takva sahipleri öyle kimselerdir ki, gayb& iman
ederler"buyuruyor. Burada,
a_ Takva sahiplerinin, gayb& iman etmeleri bir
özellik olarak nazara veriliyor. Niçin?
b_
İmanilegaybarasındakimünasebetinasıl
anlamalıyız? Gayutan maksat nedir?
TAKVA üçe ayrlilyor. Şirkten takva (Allah'a ortak
koşmaktan
sakınmak),
masiyetten
takva
(günahlardan uzak durmak), masivadan
takva
(kalbe Allah sevgisinden VC Allah korkusundan
başka sevgilerin VC korkuların girmesinden sakınmak)
"Takva sahipleri" denilince bu (19 tehlikeden
sakman, uzak duran kimseler anlaşılır.
Takva sahipleri tarifedilirken, ilk özellik olarak,
gayba iman etmeleri nazara verilmektedir.
İmanın bütünrükünlerigaybdir.
“Gabya iman ederler." ifadesi için iki ayrı mana
veriliyor:
Birincisi, "Onlar görmedikleri halde iman ederler;
akla› mantığa› delillere dayanarak iman ederler."
l
79
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Diğer mânâ İSC› “Onlar glyaben dahi iman
ederler. Yani, münafıklar gibi sadece insanların
arasında değil, yalnız başlarına kaldıkları, kimsenin
görmediği, bilmediği hallerde de iman ederler."
Gaybın bir manası da ancak Allah'ın bildiği,
kimsenin bilemeyeceği
hakikatlerdir ki bunlar
imana konu değillerdir.
GabW iman konusunda Elmalılı Hamdi Yazır,
tefsirinde Şu açıklama? getirir:
"Bizce gayb, görülemeyen değil, görülmeyen
demektir. Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan
gayb-ı makule iman ediyoruz."
Takva sahipleri gayba iman ederler.
Allahtan korkarlar, isyandan çekinirler.
Her amellerinin
meleklerin gö!' VC
yazdığını düşünürYanlışlık yapmaktan korkarlar.
Kitaplara iman, onları Kur'ana aykırı işler
yapmaktan alıkoyar.
Peygamberlere iman, onları Allah Resulünün
(asm-l yolundan ayrılma tehlikesine karşı uyanık
tutar.
Ahirete iman, onlara bu dünyanın fani bir
misafırhane, bir imtihan salonu olduğunu bildirir,
ahirette azabı netice verecek işlerden VC
davranışlardan onları korur.
Kadere iman ise onlara
kendivazifeleriniyapıpallah'ın
180
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
işine karışmama, O'nun takdirine razı olma şuuru
verir. Sabırsızlıktan, şekvadan, itirazdan onları
muhafaza eder.
SORU: Temsilde hodbin VC hudabin adamların karşılaştıkları hadiseler anlatılırken her iki
adamın "nazarında" ifadesine vurgu yaplllyor. Acaba
her iki şahsın farklı nazarları mı hadiseleri
değiştiriyor?
BURADA nazar kelimesi, baklş açısı mânâsına
kullanılmıştır. Üstad'ın Şu ifadeleri konuya açıklık
getirir; fazla beyana ihtiyaç bırakmaz.
'Evet, /Jerêes .êâinatz kendi aynasıy/agörür. Cenâb-z
Hale, insanı .êâinat için bir mikyas, bir mizan
Sûretinde yaratmzştzr. Her insan in› bu â/emden
bir âlem vermiş; 0 âlemin rengini, 0 insanın
itikad-z .êalbîsine gö?? gösteriyor. Meselâ, gayet meyus
'UE matem/z' olarak ağlayan bir insan, mevcudatz ağlar
"Uê
meyus sûretindegörür. Gayetsürur/u 'UC ne;'eli,
müjde/z' ve.êemâl-z' neýesindengülen biradam, kâinat:
7151511611.: gülergördügügiâi). müteßkıêirâne 'UE ciddî bir
Sûrette ibadet 'UC tabi/J eden adam, mevcudatın
bakikaten ÜZETJCZIİ
İyususî
181
SO RULA RLA Rİ SALEv
İ
NU R D E RSLERİ
mubakkak olan ibadet 'UC' teslvilıatlarznz bir derece
kefeder 'UC
Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden
adam, mevcudata /Jalzikat-i kemâlâtzna tamamıyla zzt
'UC mubalýfve battı bir Sürette teveb/Jüm eder ve mânen
'UC
görür.
onlarin bukukuna tecavüz eder. İ)
SORU: "Zira, nihayet derecede
âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizamperver,
müşfık bir melikin memleketi, hem bu derece göz
önünde âsâr-ı terakkiyatve ke- mâlâtgösteren bir
memleket,
seninvehminin
gösterdiği
sûrette
cümlesini biraz açar mısınız?
HER ŞEY GİBİ dünyayl da gerçek mânâsının VC aslî
mahiyetinin dışında değerlendirmeyi
akıl kabul
etmez. Akıl dışı Şlklar, (t cehalet veya Vehimı, ile
ifade edilirler.
Dünya nedir, niçin yaratılmıştır? Bu konuda
On Ye_ dinci Söz'de dünyanın bazı cihetleri Şöyle
nazara verilir:
'Dünya, bir kitab-z Samedanidix
Hurıfve
êelimatz nefislerine degil, [Je/ki başkasının zât 'UE szföt
726 EIHZKUZMCI dela182
SO RULARLA
let ediyorlar. Öyle ise
RİSALE-İ
manasını
N UR
DERSLERİ
bi] al, nuıêuşunu
bırak
git.
Hem bir mezmadzr,
ek “UC mabsu/ünü al,
mubafaza et; müzabrefatınz at, ehemmiyet rverme.
Hem birbiriarkasinda daimgelengeçen âyineler
mecmuaszdzr.
Öyle 1.55› onlarda tecelliedenibil, envârmzgörve
onlarda tezabür eden esmamn tecelliyatznz anla 'UC
müsemmalarinz 56"!) =ve zevale "UE kiri/maya mabkûm
olan 0 cam parçalarmdan alâkanz kes.
Hemseyyarbirticaretgâbtir
Öyleisealz,s-*verisiniyap,gel ve senden kapan *ve sana
iltifat etmeyen kafilelerin arkalarmdan beybude kasma,
yorulma.
Hem muvakkatbirseyrangâbtır. Öyle 1.55› nazar-z
ibretle bak 'UC' zabirz' çirkin yüzüne değil; belki Cemil-i
Bâkiye bakan gizli, güzelyüzüne dikkat et, bo;
vefaidelibirtenezzüb yaf› dön "UC 0güzelmanzaraları
irae
eden
'uegüzellerigösterenperde/erinkapanmasıylaakılsızçocukgibiağlama,
merak etme.
Hem bir misafirbanedir.
Öyle ise', onuyapan
Mibman- dar-ı Kerim
izni dairesinde 3%_ il* siikret.
Kanunu dairesinde işle, bareket et. Sonra arkana
,.
bakma, :Ik Sit_ Herzekâranefuzuli bir Sürette karısına.
Senden ayrılan 'UC 561776 ait olmayan şeylerle manasız
ugrasma vegeçici işlerinebağlanıp bogızlma."
18.3
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERS LERİ
Dünyanın aslî mahiyeti bu gibi hakîkatler iken,
onu bu gerçeklerin dışında yorumlamak vehirnden
başka bir ŞCY değildir.
Dünya, fani bir misafırhane olduğu halde onu
ebedî bir mesken olarak görmek ancak vehimdir, akıl
buna ihti- mal VCIITICZ VC bu şlkkl reddeder.
Yine dünyada her ŞCY bize İlâhî bir rahmet
iken,güneşten,
havadan, sudan, bitkilerden VC
hayvanlardan
sürekli
faydalandığımız
halde,
dünyanın hikmetsiz VC rahmetten uzak bir belde
olduğunu düşünmek de vehimdir.
“Cansız
varlıkların
canlıların
imdadına,
bitkilerini
hayvanların
yardımına,
hayvanların
insanların hizmetine koştukları" açıkça görüldüğü
halde dünya” bir mücadele meydanı olarak görmek
VC "Hayat cidaldir.” demek de vehmin ürünüdür.
"Bir harfın kâtipsiz, bir iğnenin USİRSIZ
olamayacağını" her akıl kabul ettiği halde, bu kâinatı
sahipsiz, tasadüfen var olmuş değersiz bir varlık
olarak görmek de yine vehmin sonucudur.
Bu kâinat, her insanın farklı şekilde vehmettiği,
HC olduğu bilinmez bir ülke değildir. Onu Yapan VC
yaratan Zâf› ondaki
mamaları ders VCİCI] kitaplar
indirmiş,
Peygamberler
göndermiş
VC
onu
vehimlerin
tasallutundan kurtarıp iman ehline
hakikati olduğu gibi göstermiştir.
184
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Dünya ahiretin tarlası VC bir imtihan salonu
olunca, bu alemde her Çeşit lezzeti VC saadeti
tadacağımızı
vehmetmek
hadiseleri
yanlış
değerlendirmemize Yol açar. Bu nazarla baktığımızda
musibetlere, hastalıklara, ihtiyarlığa VC ölüme bir
mana veremeyiz VC bu olaylar hakkında gerçek dışı
düşüncelere sapabiliriz.
“Bazı hadiselerin bizzat güzel, bazılarının ise
neticeleri
itibariyle
güzel" olduklarını
bilsek,
hastalıkları
günahlarımıza kefaret, ölümü bu
dünyadan daha güzel bir âlemin kapısı olarak
görebilsek dünya hayatımız da saadet içinde geçer.
Dünya hayatını
gßrçek manasının
aksiyle
değerlendirmek vehimdir, insanı aldatır, oyalar VC
rahatsız eder.
SORU: «EY nefsim bil ki ewelki adam kâfirdir.»
ifadesinden SODIS. kâfirin 1182211112. görü- DCI]
hadiselerin dehşetineve zulmetine bakıldığında; bu
özellikte olanların
yaşayamaması
VC
hayata
tahammül edememesi icaP eder. Fakat 90k keyifli
gibi görünüyorlar.Bunu nasıl izah edersiniz?
Sorunun en güzel cevabı Üstad'ın
şu
ifadeleridir:
185
SORU LA RLA RİS ALE~İ N U R D ERS L ERİ
K( gaflet, bissi iptal ediyor. Ve bu zamanda (iyle bir
derecede iptal-i bis etmis ki, bu elim elemin 616151722 ebl-i
medeniyet bissetmiyorlar. Fakat bassasıyet-i ilmiyenin
tezayüdiiyle ve bergünde otuz bin cenazeyigösteren
mevtin ikazatıyla 0 gafletperdesiparçalanıyor."
Bir öğrenci ders çalışmanın öneminden VC sınıfta
kalmanın
acı
sonuçlarından
gaflet
ettiğinde,
günlerini arkadaşlarıyla gülerek, eğlenerek geçirir.
Gerçeklere göz kapamak, ölümle başlayan
hesap VC aza? sathalarını unutmak da
insanlara
bu fani dünyada geçici bir zevk verebilir.
Bediüzzaman bu ti? zevkleri “zehirli bala” benzetir.
gam
SORU: İmanın manevî tuba-i CCIIIICİ çekjr- dcği
taşımasını,
küfrün ise yine manevî bir zakkum-u
cehennem tohumu saklamasını nasıl anlamalıyız?
BURADA, müminin şahsında iman nazara ders
veriliyor. Bu manaya mazhar olanlar kâmil iman
sahipleridir. Diğerleri de derecelerine göre bu
feyîzden, bu nurdan hisselerini alırlar.
186
SO RULARLA
Rİ SALE-İ NUR D
ERSLERİ
Üstad iman için u›-v tabirini kullanıyor.
Yani insan, iman ile kendini Allah'ın bir eseri
biliyor. Hayatını Oinun Mubyi ismine, Sûretini
Musawir ismine, her organının hikmetli yaratıhşını
Hakim ismine,.
nispet ediyor. Bu ise insan için
hem en büyükbir şeref, hem de CI1 ileri bir haz VC
zevk kaynağıdır. Böyle bir insan, kendini bu dünyada
Allah'ın
misafiri
bilmenin,
güneşten,
aydan,
hayvanlara bitkilere kadar her Şeyin onun hizmetine
verilmiş olmasının manevî hazzını duyar. Ayrıca
önünde bulunan kabrin "zulümatlı bir kuyu ağzı
değil, nuraniyetli alemlere açılan bir kapı" olduğuna
inanmanın rahatını VC huzurunu tadar. Bu VC benzeri
manevî zevkler imanda mevcuttur. "İman tevhidi,
tevhid teslimi, teslim tevekkü- iü, tevekkül saadet-i
dareyni iktiza eder» buyruluyor.
İman eden kişi, kendini VC bütün eşyayı Allah'ın
mülkü bilmekle tevhide CİCİ. Bu ise teslimi netice
verir. “Mülkü sahibine teslim eder, cefasını değil,
sefasını çeker."
Kendi iradesini kullanması gereken yerlerde
bunu hassasiyetle uygular, sonrası için Rabbine
tevekkül eder, O'nun hükmüne razı olur. Böyle bir
kul dünyada da, ahirette de saadete CİCİ.
-›
“İman bir manevi' Iûba-ı' cennet çekirdeği
taşıyor.
Kzifıir ise fiıaneiıı' bir zakkum-u cebennem tobumunu
saklıyor. J)
Sözler
187
SO RULA RLA RİSALE-İ
NU R D ERSL ERİ
İman, insan için bu dünyada manevî bir
cennet olduğu gibi› ahirette de cennet 0 imanın
meyvesi olur. Yani cennet amel ile kazanılamaz. Ne
kadar ibadet etsek geçmiş nimetlerin şükrünütam
eda edemeyiz ki ahirette de cenneti kazanalım.
Cennet, imana bir mükâfattır, cennetteki dereceler
ise ibadete göredir.
Aynı şekilde,
cehennem de küfrün zehirli
meyvesidir. Onda çekilecek azaplar da günahlar VC
isyanlar nispetindedir.
Küfür bu dünyada da sahibini manevî bir
cehennem içinde bırakır. Kendi varlığını maddeye,
tabiata, tesadüfe veren kişi, Allah'ın eseri VC O'nun
nazlı bir misafiri olmanın
manevî
lezzetini
kaybetmekle
bir aza? çektiği gibi› gücünün
yetmediği hadiselerin VC onu bekleyen ölümünonun
ruhuna açtlğı yaralarla, teslim VC tevekkülden mahrum olarak ölünceye kadar yine manevî bir aza?
içinde kalır.
SORU: Iûba ağacı ile, zakkum hakkında bizleri
bilgilendirir misiniz? Bir önceki soruya konu olan
vecizede, tubanın menşei için "çekirdek", zakkum
için "tohum" ifadesinin kullanılmasının bir hikmeti
Va!' mıdır?
188
SORULARLA
RİSA LE-İ NUR DERSLERİ
IÜBA, en güzel, en hOşı en D” mânâsına gelir. Iîb
(temiz VC güzel kokular) kelimesinden türemiştir.
Ra'd Sûresinde, "İman edi? güzel amel işleyenler
için Iûbâ VC varılacak güzel Yurt vardır."(13 / 29)
buyrulur. Ayette geçen Iûbâ kelimesine Cennet
mânâsı verildiği gibi, Cennette bir ağûf mânâsı da
verilmiştir.
Zakkum; Yemen'in Tihame bölgesinde yetişen
küçükYapraklı, aclı fena kokan VC cüde temas
ettiğinde ölüme götürebilecek ölçüdeYara açan bir
ağaçtır.
Zakkum,
"Cehennemde
bulunan
iğrenç
yiyecekler" VC "ehl-i cehennemin konuk olacağı ağaçn
mânâlarına gelir_
Zakkum için Saffât Sûrcsynde, "Bu mu daha
iyi bir ikramdır, yoksa zakkum ağacı m1? Biz OIIU
zalimler için bir fitne (sınama aracı) kılmışızdır. O bir
ağaçtır ki cehennemin tâ dibinde yetişir."(62-64)
buyrulur.
Çekirdekle
tohumun
ortak
özelliği›
her
ikisinde de manevî, kader kalemiyle bir Programın
yazilim? olması VC onlardan genetik şifrelerine göre
neticeler çıkmasıdır. Bu kelimeler
birbirlerinin
yerine kullanılabilirler. Üstad'ın iman için Iûbâ
Çekirdeği, küfür için zakkum tohumu tabirini
kullanmasında Şöyle bir mana olabilir: Çekirdekten
ağaç Çlkar, tohumdan ise başak. Ağacın azameti VC
kıymeti noktasından onun menşeine "çekirdek"
denilmesi daha güzel düşmüştür.
189
SO RULARLA
RİSALE- İ NU R DERSLERİ
Cennet
rahmetin,
cehennem
tecelligâhıdır. “Rahmetim gazabımı
ise gazabın
geçti." hadis-i
kudsisiyle bu kullanım arasında bir ilgi olabilir.
SORU: "Demek selamet VC emniyet, yalnız
İslamiyette ve imandadır." cümlesinde; selamet ile
İslâmiyetve emniyet ile iman arasında nasıl bir
münasebet vardır?
"İMANA &el ki kederden emin olasın, kadere teslim
ol ki selamette .3)
Iman ile (l'77 İslam ile "teslimiyet", kelime
olarak, aynı kökten gelirler.
Üstad bir risalesinde iman ile Sultan-ı Kâinata
intisap eden bir adamın kimseden pervası, korkusu
olamayacağına
VUIgU
Yapar.
Bütün mahlukat
Allah'ın hükmü altındadır, O'nun mülkü VC Ü&
memlûküdürler. İman ile Allah'a sığınan kimse,
Oinun askerleri hükmünde bulunan Varlıklardan VC
olaylardan korkmaz; emniyetli bir hayat Yaşar.
Hastalıklar onun için ğünahlara kefaret VC manevî
dereceler kazanmaya sebeptir. Ölüm, bir terhis
tezkeresidir; ruhun serbest kalmasıdır, kabir ise
"cennet
190
SORULARLA
RİSALE-İ
N UR DERS LERİ
bahçelerinden bir bahçedir."
Böyle bir insan, her türlükederden emin olmuş
demektir. Şu var ki, imandan gelen bu emniyete
kavuşmak için İlâhî hükümlere teslim olmak, Yani
İslâm'ın
emirlerine
uymak VC yasaklarından
kaçınmak
gerekir.
Padişaha
inananbirkişininonunemirlerine isyanetmesi,onupadişahin hapishanesine gitmekten kurtarmaz. İmanla
İslâm, yâni inanmakve inandığıgibi yaşamakbirlikte
olmalıdır.
191
Üçüncü
Söz
SORU: Ayette “EY insanlar Rabbinize ibadet
buyruluyor. Halbuki, ibadet iman edenlere
teklif edilen bir vazifedir. Burada niçin insanlar
muhatap alınmıştır?
ÂYETİN meali Şöyle: “Ey insanlar, sizi VC sizden
öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki takva
mertebesine vasıl olasınız." (Bakara Sûresi, 21)
Bu ayetin geçtiği Bakara Sûresi'nin başında
Kur'an'ın muttakiler (takva sahipleri) için bir hidayet
olduğu beyan edildikten sonra, takva sahiplerinin
sıfatları Şöyle sırala- fiıyor: "Gabya inanırlar VC
namazlarını
dosdoğru
kılarlar,
kendilerine
verdiğimiz
rızıktan
da Allah yolunda infak
ederler.”
ibadeti, insan vicdanı emreder. ÇünküRabbe
itaat edilir. Bu ayet-i kerimeden önce, "Rabbimize
ibadet edinizI› buyruluyor VC daha sonra Rab için Şu
sıfatlar da ekleniyor:
“Sizi VC sizden öncekileri fi?)
“Yeri sizin için bir döşek, göğüde bir bina kılan."
(22. ayet)
“Gökten bir SU indirip sizin için türlümeyve VC
mah- sullerden rızıklar çıkaran3› (22. ayet)
195
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
Insanterbiyesindeannevebabanınçokcüzibirgörevleri vardır. Onlar insanın hiçbir organını yahut
duygusunu yapmış, terbiye etmiş değillerdir. Buna
rağmen onlara itaati vicdan VC akıl emrederler. Ve
aksine hareket edenler,
CH
azından,
kınanır,ayıplanırlar.
Ayette bir kısmı sıralanan bu SOIISUZ nimetleri
bize ihsan eden Rabbimize
ibadet etmemiz
gerektiğini her vicdan kabul VC tasdik eder. Bu
noktayı müşriklerin vicdanları da kavrarrllş› ancak
kime ibadet edeceklerini bilememişler VC putlara
tapmışlardır. Bu iki ayette müşrikler için
bir
uyarmavardır:
“Siz kendi Yaptığınız putlara değil de, sizi VC
sizden öncekileri yaratan, arzı size döşek semayı
binanıza dam Yapan, semadan sular indirip yerden
sizin için rızıklar çıkaran Rabbinize ibadet 3)
Bu ayette birinci muhatap› ibadet eden ancak
bunu yanlış şekilde Yapan müşrikler olmakla
birlikte ayetteki emir bütün insanlaradır. Hitabın
**EY insanları" şeklinde Yapılması da bunu açlkça
göstermektedir.
Üstad, İşaratıT/-İiaz adlı eserinde, ayetteki ibadet
emrinin (gıı'o kâfir VC münafıkların mazi, hal VC
istikbalde vücuda gelmiş veya gelecek bütünefradını"
kapsadığmı ifade ederek Şöyle buyurur:
196
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
İİOI
'İ.kâmilmüminleregöre,
ibadete devam 'UC' :ebat etmeye emirdir. Orta derecedeki
mü'minlere nazaran, ibadetin arttzrilmaszna emirdir.
Kâfirleregöre, ibadetin ;artı olan iman 've tevbid ile
ibadetinyapılmasına
iblasa emirdir”
emirdir. Münafzklara
nazaran,
SORU: Sağ yolda gidenlerin onda dokuzu
kurtııluyor. Onda bir zarar ihtimali var. Sol yolun
yolcusunda ise onda bir kurtulma ihtimali var. Bu
ihtimalleri nasıl anlamalıyız?
İSLÂM DİNİ kişinin korku VC ümit arasında
yaşamasını
emreder. Insan HC kadar ibadet ederse
etsin akıbetinden emin olamaz, kendini mutlaka
cennetlik olarak bilemez. Yine, insan ne kadar
günah işlerse işlesin, Allah'ın rahmetinden ümit
kesmemeli VC “Ben artık kesinlikle cennet Yüzü
görcnlern» dememelidir.
Mümin,yeise (ümitsizliğe) düşmeyecek, ucba da
(ame- line güvenmeye) kapılmayacaktır. Allah'ın
rahmetinden ümit kesip ITICyUS olmak gibi, Allahîn
gazabından emin olup uca girmek de yanlıştır.
Soruda geçen ihtimaller bize bu dersi
vermektedir.
197
SORULARLA
RlSALE-l NUR DERSLERİ
Konunun bir başka boyutu da Şu olabilir:
Kâmil bir mümin, ne kadar ibadet ederse etsin
kendisini Allah'ın mülkü bilerek, “Mülk sahibi
mülkünde dilediği gibi tasarrufeder." der VC bütün
bu hasenelerine rağmen yiîle de Allah'ın kendisini
cehenneme de koyabileceğini düşünür. İbadetleri
onun kalbindeki Allah korkusunun azalmasına Yol
açmaz. Bununla birlikte, ümitsizliğe düşmemek
için de şu gerçeğin hatırlanması yerinde olur:
Allah dilediğini
Yapar.
İradesi
mutlaktır,
sınırsızdır.
Şu da ayrı bir gerçektir ki. Rahman, Rahim,
Adl VC Hakim olan Rabbimizin bir Şeyi irade etmesi
de hikmet, adalet VC rahmet üzeredir.
SORU: Her ikiyol kısa
VC
uzunlukta nasıl
bir
oluyorlar?
HER İKİ halde de insanın ömrününaynı olduğu
kastediliyor.
SORU:
“Sağ
yolun
yolcusu
kimseden
minnet alrnayarak
huzur
VC
rahat-ı kal? ile
gider”
deniliyor. Ancak uygulamada Pek de öyle
göt
198
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
rünmeyebiliyor.
Bunu
nasılizah
edebilirsiniz?
Aynı şeY› sol yolun yolcusu için de geçerlidir.
BURADA, sebeplere tesir vermemek VC onları
sadece vazifeli birer memur bilmek gerektiği
hatırlatılıyor.
Meyve ağaCI› O meyVCYi kendi
iradesiyle, kudretiyle vermiyor. Onun genetik
programının
öylece takdir edilmesinden
tut›
dünyanın
dönmesine,
baharın
gelmesine,
rüzgârların Yağmur bulutlarını taşımalarına, geCCye)
gündüze kadar sayılamayacak kadar çok faktör bir
araya gelecektir ki O meyve vücut bulabilsin. Bu ise
"her Şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında»
olan Allah'a mahsustur. Bunu bilen sağ yolun
yolcusu› bütün hayrı Allah'tan bilir. Sebepler eliyle
kendine ulaşan her türlünimet VC ihsan için ancak
Rabbine şükreder, Ona minnettar olur.
'İEvet, emr-i künfeyekûn'a malik bir Saltan-z
Cibana arz tezkeresiyle istinadeden bir adamın
ITEPETWQSZ
olabilir.?
Zira
enmzitbi;birmusibetkarsısında
'~,,'.=._ı”,ğüıg«JJIE.:
deyİP itminân-z kalb/e Rabb-i Rabimine itimad eder. D)
Sözler
Üstad, Münazarat adlı eserinde de, “Rabıta-i
iman ile Sultan-ı Kâinat'a hizmetkâr olan bir
adamın izzet VC
199
SORULARLA
RlSALE-İ
NUR DERSLERİ
şehamet-imaniyesÜnin, onu “başkasına tezellül ile
tenezzül" etmekten VC "başkasının tahakküm VC
istibdadı altına"girmekten koruduğunu ifade eder.
Uygulamada bazı Müslümanların bu gerçeğin
dışında hareket etmeleri ayrı meseledir. Bu cümlede,
hakikat yolunda giden sağ yolun yolcusunun nasıl bir
ruh hali taşıması gerektiği ders veriliyor. Fertlerin O
hükümlere
uymalarındaki
farklılıklar
gcfçeği
değiştirmez.
-n
SORU: "İman emniyet-i tamme
VC "Evet
her hakiki hasenat gibi cesaretin dahi membaı;
imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin
dahi membaı;dalalettir." cümlelerini açar mısınız?
Zira iman sahibi olup da CCSUI' VC emniyet~i tamme
içinde olamayan çok insanlar var.
BEDİÜZZAMANİN, “İmana gel ki kederden
emin
cümlesinde ifade edilen H kederden
emin Olma» hali her mümin için› farklı derecelerde
de olsa, geçerlidir. Her mümin dünyanın fani
olduğuna, ahiret için bir tar- la, bir imtihan salonu
olduğuna inanmıştır. Bu iman ile
y;
200
SORULARLA
RlSALE-l NUR D ERSLERİ
dünyanın geçici halleri, onun ruhunda fazla Yara
açmaz. O, dünyaya fazlasıyla gönülbağlamamıştır ki
ondan ayrılrnaktan aşırı derecede rahatsız olsun.
Yine mümin, dünyanın musibetlerini, hastalıklarını
da sabır için bir imtihan SOIUSU VC günahlara
kefaret olarak görür. Bu baki? açlslyla hastalık VC
musibetlere karşı belli bir ölçüde dayanma gücü
kazanır. Elbette ki, 0 da üzülür,O da acı çeker, ama
kalbindeki iman ona bu acıların neticesiz olmadığını
telkin etmekle ruhuna bir emniyet hali yerleştirir.
Şu var ki, (Kv- tammeb tabiri kâmil imana
işarettir,
Bilindiği gibi bir ŞCY mutlak zikredilince kemal
dere- cesi anlaşılır. İmanın tam bir emniyet vermesi
de kâmil iman sahipleri için SÖZ konusudur.
Bununla birlikte her iman sahibinin, bu manadan
bir hissesi vardır.
Cesaret meselesine
gelince, cesareti sadece
düşmanlarımıza
boyun
eğmemek›
onlardan
korkmamak şeklin- de anlamak eksiz olur. Bu
manadaki
cesaret,
inanmayan
kişilerde
de
bulunabilir. Kahramanlık duygusu, gösteriş merakı,
alkış sevdası, mal VC mülküne sahip Çıkma gibi
hislerle, Müslüman olsun olmasın, her kişi
düşmanlarına karşı cesaret gösterebilir VC bu
değerleri savunabilir. Ancak, insanların en büyük
meselesi ölümdür. Sonra hastalıklar VC musibetler
gelir. Bunlara karşı dayanmanın tek
201
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Yolu imandır,
Kabir ötesine iman etmeyen›
hastalıkların -sabretme şartıyla-insana manevî
dereceler kazandırdığını bilmeyen kişinin bunlara
karşı cesaretle karşı koyması çok zordur.
İman bir intisaptır.
“her Şeyi dizgini elinde,
her Şeyin hazinesi yanında. 7) olan Allah'a intisap Cfl
büyük bir kuwettir. Tahkiki
iman sahibini
hadiselerin “dağlarvari dalgaları" boğamaz. O, teslim
VC tevekkül ile daima
hadiselerin üstünde gCZCI.
Dünyanın kendisi gibi hadiseleri de onun ayağının
altındadır.
“Kadere iman eden kederden emin 3)
İnsan,
bütün organlarının
VC
hissiyatının
kendisi için büyükbir rahmet olduğunu düşünürVC
bunları böylece takdir eden Rabbinin, bir takim
hadiselerle onu imtihan etmeyi takdir etmesinin de
mutlaka rahmet olduğuna inanır. Bu inançla
hadiselerden sarsılmaz, dünya onun kalbinde yer
o
tutamaz, aklını meşgul edemez.
Emaneti
muhafaza
etmesi
noktasında
kendisine bir görev düşüyorsa onu hassasiyetle VC
dikkatle icra eder, neticeye karışmaz, tevekkül ederek
saadet-i dareyne mazhar olur.
SORU:
"Insan
nihayetsiz
şeylere
muhtaç
202
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
olduğu
halde
sermayesi
hiç hükmündedir."
cümlesini açar mısınız? Çünkübaşka yerlerde
Bediüzzaman, insanı "eşref-i mahlukat, halife-i
ruy-i lemini› olarak tarifediyor. Arada, nasıl bir ilgi
vardır?
yandan "sermayesinin hiç hükmünde"
olması, insanın irade bazında zavallı VC aciz
olduğunu
ifade ediyor. Biryandan
da"insan
günahlarındanve isyanlarından hesaba çekilecektir,"
deniliyor.
Öte
Bir mahlukun şerefi onda tecelli eden isimlerin
çokluğu VC tecelli mertebesindeki ziyadelikle ölçülür
Yani, bir varlık 11C kadar çok esmaya flC kadar ileri
derecede mazhar olmuşsa kıymeti VC şerefi O kadar
fazla olur. Bu genel hükümdür.Ayrıca, insanın kendi
iradesini güzel VC hayırlı işlere yönlendirmekle
kazandığı değerler VC şerefler vardır. O ayrı bir
konudun
Meseleye
yönünden baktığımızda şunu
görüyoruz: Ağaçlar taşlardan üstündür. Niçin?
Onlarda yarım da olsa bir hayat olduğu VC O hayatın
havadan, suya geceden gündüze kadar ?Ok şeye
ihtiyacı olduğu için. Bu ihtiyaçlarının görülmesi
taşta tecelli etmeyen
birtakım isimlerin tecellisiyle
olur; Rezzak ismi gibi. Ve O ağaç bu tecelli ile bir
şerefkazanır; taştan üstünolur.
un
203
SORULARLA
RİSALE-İ
NU R DERSLERİ
Hayvan da ağaçtan üstündür, çünkü onun
görmÜye› işitmeye, yürümeyer- ihtiyacı vardır. Ve
bu ihtiyaçların görülmesiyle onda Basîr VC Semi,
gibi birçok isim tecelli eder ki bu tecelliler ağaçta
görülmez. Ve hayvan bu Yönüyle ağaçtan üstünolur.
üç
İnsanda bütün CSITIB. tecelli ettiği için insan
eşrefi mahlukat
olmuştur.
Bu isimler insan
penceresinde
81'upta
ele alınıyor. Bunlardan
birisi de esma-i İlâhîyeye “zıddiyet itibariyle" ayna
olmak.
İnsan sonsuzaczilesonsuzbirkudreteanaolur,
sonsuz ihtiyacıyla sonsuz bir rahmete ayna olur. Bu
tecelliler, onun ruhunda Allah'a sığınma VC @kıl
hamd etme duygularını geliştirir. Diğer Varlıklardan
?Ok daha muhtaç VC aciz olduğu için› "İyyake na'büdü
VC iyyake nestein" ile ders verilen ibadet VC istianeyi
diğer Varlıklardan ?Ok daha ileri derecede VC çok
daha şümullü bir manada icra edebilir.
"Evet, Fu mevcudat, ayna/ardzr. Fakat zulme! nura
olduğugibi, bem karanlık 726 derece;iddet/iyse 0
derece 711171171 parlamaszmgösterdiğigibi,çokcibet/erle
zzddzyet noktasında aynadar/zıê eder/er. Meselâ, nasıl,éi
mevcudat
acziyle
kudreti'Sânieaynadar/zkedenfczêrıy/agznâsznaaynadarolur.
Öylede,fenâszy/a bekaszna aynadar/zk eder. f
Mektûbât
ûyîîü
204
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERS
LERİ
İnsanın sermayesinin hiç hükmünde olmasını
Yirmi
Sözdeki "fiil VC infıall› meselesiyle
birlikte düşünmek gerekiyor. Bir aynanın ışık
sahibi olma noktasında sermayesi hiç hükmündedir.
Yani fiil cihetinde hiç hükmünde bir sermayesi
vardır. Ama› infial, yani fiili kabul etme cihetinde
durum çok farklıdır. O ayna kendini Güneşe karşı
tuttuğunda birden aydınlanır; işlğın yanında hararet
VC
Yedi renge de sahip olur. Birkaç milimlik
kalınlığıyla birlikte Yüz elli milyon kilometreye
Yakin bir mesafeyi içine alabilir.
Üçüncü
"İnsanda iki *veci/J 11617. Birisi, enâmyet ci/Jetinde
bayat-ı dünyevîýçye fiâzırdzr. Diğeri, ubudiyet
ci/Jetinde bayat-z ebediyeye bakar. Etrue/ki vacib
itibarıyla öyle bir biçare mab/ükturki, sermayesi,yalnız,
ibtıyardan bir,sa're (WF)gibi cüz'î bir cüz-üibtzyarî; ve
iktidardan zayıfbir kesb; 'UC bayattan, ;abuk söner
bir,su/e,- ve ömürden çabukgeçer bir müddetçik; 'UE
mevcudzyetten çabuk çürür
küçükbir cisimdir. J)
Sözleri
Bununla birlikte insan Allah namına bir ömür
il:
geçin diğinde, 0 cüzi irade VC O kısa hayatla sonsuz
bir saadete mazhar olabiliyor. Bunları birbiriyle
karıştırmamak gerekiyor. İnsanın iradesinin cüz'i
olması, bir anda ancak bir
205
SO RULARLA
RİSALE- i N UR DERSLERİ
Şey irade edebilmesi, iki Şeyi birlikte irade edememesi
demektir.
var ki, tek tek de olsa irade ettiği işlerin
hayır veyaşerolmasıonuncennetveya cehennem ehli
olmasına kâfi gelmektedir.
Konunun bir başka Yönü de Nur risalelerinde
önemle nazara verilmektedir. O da şudur:
"Dalalet VC Şerr VC musibetler VC masiyetler VC
belalar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayesi;
ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık VC çirkinlik,
ademden geliyor."
Şu
Hdem 1.5e› ademi Şeylere istinad edebi/ir. Ademî bir
JSey› madum bir !eye illet olur. J)
Lem`alar
Bu son cümleye Üstad'ın verdiği Çok güzel bir
örnek var: (I ..bir sultanın büyük bir ticaret
gemisinde bir adam az bir hareketle, belki küçükbir
vazifeyi terketmekle, O gemi ile alakadar bütün
vazifedarların
semere-i sa'ylerinin
VC
netice-i
amellerinin mahvına VC ibtaline sebebiyet verebiliyor.
Bir geminin Yapılması Çok büyükbir sermaye VC
emek gerektirdiği halde onun batırılması kaptanın
görevini terk etmesiyle gerçekieşebiliyor. Bu kaptan
gemiyi batırmaktan yargılandığında, "Benin Çok
cüzi bir kuwetim var› koca gemiyi ben nasıl
batırabilirim?" şeklinde bir mazeret ileri süremez.
206
İKİBÜYÜKSERMAYE
'Fâtzr-z Hakim, insanın mabiyet-i mâneviyesinde
nibayetsiz azim bir üCZ ve badsiz cesim birfakr
dercetmğstir D
Söz/er
İNSANOĞLUNA vicdanının sürekli duyurduğu›
dış alemin de aralıksız haykırdığı bir hakikat var:
Aciz VC fakir bir kul olduğu.
ACZ; güç yetirememek, elinden gelmemek, söz
dinletememek gibi mânâlara geliyor.
Günlükkonuşmalarımızdan iiç cümle:
"Bugün hava Çoksoğuk."
"İçimde bir sıkıntı ıı
"Başım &gr1Y0r."
Birincisi insanın dış âlem karşısındaki aczini
sergilerken, ikincisi kendi öz ruhuna, üçüncüsü
de
bedenine hâkim olmadığını ilân eder.
İnsanın aczi VC fakrı için Üstad Bediüzzaman
Hazretleri, ıı~ mutlak" VC "fakr-ı mutlak"
tabirlerini kullanır. Mutlak, Yâni kendisine bir sınır
çizilemeyen acz VC fakr.
İnsan saç yapmaktan acizdir, ama ona ihtiyacı
da vari saçın fakiri.
207
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
GÖZ› kulak, burun, dudak da Yapamıyor; ama
bunların da fakiri.
Ne kal? Yapmak elinden geliyor, ne ciğer VC ne
böbrek; hepsinin de fakiri.
Atlıyoruz diğer organlarını VC dı? dünyaya
geçlyoruz:
Dudagının önünde fiöbet bekleyen havadan,
toprağa› suya› Güneşe, Aya kadar nice mahlûkatı
yapmaktan âciz VC bunların her birinin de fakiri.
Ve ebed yurdu; Bu acz VC fakrın hayallere sığmaz
misalleriyle dolu.
Aczin son hududu, iradesizlik. Bir ŞeY
isteyebilmekten bile mahrum olmak.
İşte insan
nutfe hâlinde iken aczin bu en ileri mertebesinde idi.
İhtiyaç nedir, istemek nedir bilmezdi. Ağız
nedir, akil nedir bilmezdi. Güneş nedir, hava nedir
bilmezdi. Nutfe olduğunu, rahimde bulunduğunu,
annesinin ötesinde uçsuz bucaksız bir kâinat
olduğunu bilmezdi. O alemden faydalanabilmesi için
bu rahim menzilinde 90k organlarla donanması
gerektiğini bilmezdi. Bilse bile bunların Yapllması
onun için imkânsız idi. İşte insanoğlu bu menzilde
mutlak bir acz içinde kıvranırken Allah'ın rahmeti VC
inayeti imdadına yetişti.
Kader Risalesynde Şöyle harika bir tesbit var:
"Sual VC cevap› dâi VC sebep ikisi de Hakitandır." Bu
cümlenin yat
208
SORULARLA
Rİ SALE-İ
NUR DERSLERİ
ratılışa bakan yönüne nazar ettiğimizde, karşımızda
sonsuz bir inayet tablosu görürüz.
Rabbimiz bize, ana rahminde, el verdi, ona
parmaklar taktı. Yüz verdi, ona gözler, kulaklar
taktı. Bizi nice organlarla, duygularla donattı..
Cevaplar ise dış dünyadaydı. Onları yaratan da O idi.
BİZ› ne suali, ne cevabı tanımazken, dış dünyadaki
cevaplara uygun suallerle donatılıyorduk. Gözümüz
sual› cevabı ise ışıktı, Güneşti. Geldik, O cevabı bu
dünyada bulduk. Kulağımız seslerle buluştu, elimiz
elmayı tuttu, dilimiz tadına baktı, ayaklarımız Yere
değdi, ciğerimiz havayla tanıştı.
Ruhumuza takılan
hisler VC duygular da cevaplarını bu âlemde buldular.
Sevgi hissi, sevilecek 90k şeyle karşılaştı. Korku
hissi, dehşetli manzaralar gördü. Şefkat hissi,
merhamet celbeden tablolarla buluştu.
Biz bütün bu cevapların
hazırlanmasından
sonsuz derecede âcizdik. Aczimize merhamet edildi
VC saçımızdan tırnağımıza kadar bütünbedenîmizi VC
havasından semâsına kadar bütünkâinatı kendimize
hizmetkâr bulduk.
Bu sonsuz iütuflar bize gaflet vermesin, aczimizi
unutturmasın diye Rabbimiz, sıkıntıları, çaresizlikleri
VC hastalıkları gönderdi.
Her hasta ayrı bir hoca. Bizleri uyarmakla görevli.
Felçli
Ellerinizi
adam
tutmayan
eliyle
işaret
ediyor:
209
S O RU LARLA RİSALE-
İ
N UR D ERS LE Rİ
kendi kuvvetinizle kaldırmıyorsunuz!
Kör adam bir başka hakikati gösteriyor:
Görmenin mûcidi siz değilsiniz.
Akıl hastası akıllılara ders veriyor: Bu İlâhî
makineyi güzelce çalıştırmak sizin maharetiniz değil.
Sağır
adam
herkese
işittiriyor:
Kulak
fabrikasındaki işitme üretimini siz yapmıyorsunuz.
Bütünhastalıkları hayalen alt alta diziniz. Onlara
müptelâ olan insanları da Yan yana getiriniz.
Iümünün dilinden dökülen benzer ifadeleri Şu
cümlede bulabilirsiniz:
"Lâ havle VC iâ kuvvete illâ billâh." "Havl VC
kuvvet ancak
Allahündır." Kimsede
güç VC
kuvvetten yana hiç bir sermaye YOk_ Kuwetin her
Çeşidi ancak Allah'ın iütfu VC îhsanı.
İnsanın Çok zengin olduğu VC bütün mahlûkatı
geride bıraktığı bir diğer saha: Fakr.
Fakr: Elinde bulunmamak, ihtiyacı olmak.
Zenginli- ğirı zıddı.
Bir adam düşününüz.Ayağına bol gelen eski
ayakkabılarını sürterek Yürüyor. Pantolonu yetmiş
yamalı, kumaşın aslını ayırt etmek güç.Üzerinde bir
gömlek; düğmeleri dökülmüş, rengi ağarmlş- Onu
görseniz ıı fakir adamn der VC acırsınız.
Hükmünüzdoğrudur, acımakta da haklısınız.
210
SORULARLA
RİSALE .ı NUR
DERSLERİ
"Acaba bu adamdan daha fakir birisi olabilir thy
diye düşünürken, birden hayâlinizde giydiklerinin
hiçbiri kendi malı olmayan bir diğer fakir
canlansın. İşte O ikinci fakir biziz, hepimiz› bütün
bir insanlık âlemi.
Başımız mı bizim, gövdemiz Iİİİ› kollarımız m1?
Hepsi Hakk'ın mahlûku.
Bacaklarımız
mı
bizim, ayaklarımız
[n17
parmaklarımız m1? Hepsi Rabbimizin ikramı.
Aklımız mı bizim, kalbimiz fni› hâfızamız m1;
Tamamı Allah'ın ihsanı.
Biz kendimize mâlik olmadığımıza göre, bizden
daha
fakir kim olabilir?
2)'
Burada bir SOIU hatıra geliyor: Bu kâinatın CH
mükemmel meyvesi olan insan, niçin en âciz VC en
fakir olarak yaratılmış? Bunun hikmetini şu harika
ifadelerde olanca doyuruculuğuyla buluyoruz:
“Fâtzr-z Hakim, insanın ma/Jişıet-i mânewiyesinde
nibnyem'z azim «ve bir dCZ 'UC' badsiz cesim birfakr
dercetmiştir. Iâ ki kudreti nihayetsiz bir Kadir-z'
Ra/Jim 'UC glîîûSl nihayetsiz bir Gam-ß”. Kerîm bir
zâtın hadsiz tecelliyatzna, câmî,
bir âyine olsun.
i!Sözler
Allah fakiri
Herkese
doyurur,
gÜÇSüze yardım
211
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
eden
o
ihtiyacı olan Şeyleri gereği kadar iûtfeder. Kediye
kanat gerekmez› öyleyse 07 kanadın fakiri değildir.
Yaradılışma bu ihtiyaç konulrnamıştır. Ağaç da
yürümek istemez. Onun da böyle bir ihtiyacı yoktur.
Taşlar da büyümek is- temezler.
Bütün bu mahlûkatın
akla da ihtiyaçları
yoktur. Bu noktada insanlardan zengindirler. O
Rahman-ı Rahim, her fakir mahlûkunun, tabiri
câizse, cebini doldurmuş. Bu dünya hayatını güzelce
geçirmesi için gerekli bütün organları, hassas bir
ölçüyleVC gereği kadar, ona iûtfetmiş. Bu taksimatta
fakirler daha kârlı Çlkmışlar.
En fakir VC en âciz olan insan, yaratılışının gereği
olarak, sadece hayatla yetinmem akıl da istemiş.
Dünya ile yetinmemîş› CCIIIICİC tali? olmuş.
Cenâb-ı Hakk, taşın imdadına Rezzak ismiyle
Yctişmiyor. Zira, taşın rızka ihtiyacı Yok_ Ama kuşa
rızık ihsan ediyor. Muhtaç olan kuştur. Ve görünüşte
taş› kuştan daha zengindir.
Fakat, Allah katında O
fakirlik daha makbûl olmuş VC Rezzak isminin
tecellisiyle şerefve rütbe noktasında, kuş› taşı çok
gerilerde bırakmış.
Diğer
isimler
de bu misâle göre
düşünüldüğünde, Allah'ın
bütün isimlerinin
tecellisine muhtaç olan insanoğlunun, mahlûkat
içinde en fakir, en âciz, ama en şerefli olduğu açlkça
anlaşılır.
212
SORULARLA
Rİ SALE-İ NUR DERSLERİ
Bu mânâyı zevk edebilen ârif insanlar Ilfakrll ile
fahretmişler.
Kul aczini bildigi nispette Rabbine sığınır; fakrını
bildiği ölçüdeQ› dua VC niyazda bulunur.
"Duanız olmazsa HC ehemmiyetiniz fivar. âyet-i
kerirnesi, kendisine Yapılan bu kadar ihsandan gâfil
olarak, her ?CY ona hizmet etmeye mecbur imi? gibi
bir gurur VC kibir içinde Yaşayan, önünügörmediği
halde istikbâlini garanti zanneden, ölüm Ötesi için
Rabbine yalvarlp yakarmayan insanların, Allah
katında hiçbir değer taşımadıklarını ifade buyuruyor.
Aczini bilmek, fakrını bilmek, kısacası, haddini
bilmek, HC büyüksaadet.
SORU: "Adeta sermaye ve iktidarının
dairesi eli
nereye yetişirse O kadardır.""Fakat emelleri, arzuları
ve elemleri VC belaları ise› dairesi, gözü, hayali
nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir."
ifadelerini nasıl anlamalıyız?
ELİN ulaştlğl daire HC kadar genişlerse genişlesin
Allah'ın
sonsuz
kudretine
nispeten
hîÇ
hükmündedir. Kudret VC
213
SORULA RLA RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
iradesini hayra sarf eden kişi Çok iyi biliyor ki, 0
işirı ta- hakkuk etmesinde ona düşen görev çok
cüzidir. Şu var ki, insan O az kuwetini, O cüz'i iradesini
hayra sarfetmedikçe Allah, hayrı yaratmıyor.
Bir araştırmacı herhangi bir Şeyi incelerken, nefes
aldığı havadan, üzerinde durduğu dünyadan, kendi iç
âleminde faaliyet gösteren nice sistemlerden haberi
Yok_ Bunların hiçbirine eli YetİŞmiyor. Ne kalbini
kendi kudretiyle çalıştırıyor, HC de dünyayı kendi
iradesiyle döndürüyor. Dahili VC harici bütün bu
işler Allah'ın irade VC kudretiyle Yürüyor, tanzim
ediliyor. O ise kendine ihsan edilen bütün bu
imkânları hayır yolunda harcamakla güzel bir i?
yapmış
oluyor. Ancak bunun için övünmek, iftihar
etmek yerine şükretmesi gerekiyor.
kâinatın meyvesi olduğundan
kâinatın
her Şeyine muhtaçtır. Bu meyve ahiret yolcusu
olduğu için de ihtiyaçları bu dünya ile sınırlı kalmaz,
ebede uzanır.
İnsan
“İnsan,
kâinatın ekser enva'ma
mu/Jta; 'UC
a/âêadardzr.
İ/Jtzyacatzâlemin
bertarafinadağı/mış,
arzuları ebede kadar uzanmış... Bir fişeği istediği gîéij
koca bir ka/Jari da ister. Bir babçeyi arzu ettiği &131;
ebedî Cenneti' de arzu eder. Bir dostunu görmeğe
müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelal'i de geye
müştaktzr. M Sözler
214
SO RULARLA
RİSALE-İ
NUR D ERSLERİ
Her insan sonsuz aciz VC fakirdir. Bir insanın
diğerinden ihtiyaç noktasındaki ?Olduğu yahut azlığı
sonsuzun
kayda değmeyecek kadar cüzidir.
yandan, insanın düşmanları VC elemleri de
Öte
Bu düşmanları önlemek VC bu elemleri
gidermek onun iktidarı dahilinde değil. Üstad'ın Şu
ifadeleri bu gerçeği 90k güzel ortaya koyar:
SOHSUZ.
"İnsan ma/Jiyetinin
câmizýetiitibariylesztmadan
mütee/İim olduğu gibi 6172171 ze/ze/e *ve i/Jtizazâtzndan
'UC' kâinatın kıyametbengâmmda ze/ze/e-ikübrasmdan
müteel/im oluyor. Hem nasil kudekinî bir mikroptan
korkar, ecrâm-z u/*vıyeden
zuhur eden
kuyruk/uyzldızdan dal›i korkar.
JJ Lem'alar
SORU: "İbadet, tevekkül, tevhid, teslim ne kadar
azim bir kâr bir saadet, bir nimet olduğunu bütün
bütün kör olmayan görür, derk eder» cümlesi
bazen yanlış yorumlanıyor VC tembelliği, ataleti VC
sefaleti netice veriyormuş gibi gösteriliyor. Bu
konuda 11C dersiniz?
“TERTİB-İ-
MEBADİDE
tevekkül, tembelliktinte215
SORULA RLA
Rİ SALE-İ
NUR D ERSLERİ
rettüb-ü netice noktasındaki tefviz, tevekkül-ü
şêrtî& (Lemaat)
Mebadi, “mebde"nin
çoğuludur; başlangıçta
yapılması gereken işleri ifade eden Bunların tamamı
eksiksiz icra edilmelidir. Bunları terk etmek tevekkül
değil, tembelliktir. Gerekli bütün şartları yerine
getirdikten sonra, sonucu, sabırsızlanmadan, hırs
göstermeden beklemek VC rıza ile karşılamak ise
tevekkül-ü şer'idir,
Yani İslam'ın
öngördüğü
tevekküldür. Böyle bir tevekkül insanı tembelliğe
değil çallşmaya sevk eder; ümitsizliğin kapısını
kapar. "Ben görevimi Yaptım, sonuca karışmam." der
VC çalışmalarını
gerekirse başka bir mecrada yine
devam ettirir.
İnşirah Sûresinde Peygamberimize Yapılan şu
hitap O'nun (asm.) her ümmeti için de geçerlidir:
(KO halde (işini bitirip) boş kaldın mı (hemen
başka bir işe) sarıl. Ve ancak Rabbine yönel."
(İnşirah, 7-8)
Şu da var ki, tevekkül etmeyen kişinin de, aciz
bir kul olarak, kendine düşen görevi yaptıktan sonra
beklemekten başka Yolu yoktur. Ancak bu sabırsız
VC tevekkülsüz bekleyiş VC sonuç hakkında
olumsuz
ihtimalleri sıralayıp düşünmek insanı rahatsız
etmekten öte bir fayda sağlamaz.
216
SO RULARLA
Rİ SALE-l NUR DERSLERİ
SORU:
“Ubudiyet
yÜlu, zararsız
olmakla
beraber, ondan dokuz ihtimalle bir saadet-i
ebediye hazinesi vardırJ) cümlesini Kastamonu
Lahikasındaki
"kırk
vefıyattan
bir kişinin
kurtulduğu" cümlesi ile nasıl bağdaştırabiliriz?
Aynı konuda bir başka SOIUI "Ehl-i
şekavetin onda bir kurtulma, ehl-i hidayetin ise
onda bir zarar VC kaybetme ihtimalinin SlITl ne
olabilir?"
Kastamonu
Lahikasfndaki
"kırk
vefıyattan Yalnız birkaç tanesinin kazanmasını" nasıl
yorumlarsınız?
ŞUNU hemen belirtelim ki, bir yerde kırk vefat
edenden yalnız kaçının
kurtulması
özel bir
durumdur;
O
beldedeki
insanların
İslâmî
yaşantılarının olumsuzluğuyla ilgilidir. Bir başka
beldede bu rakam üçtebir, başka bir yerde yüzde bir
olabilir.
"Ubudiyet yen, zararsız olmakla beraber, ondan
dokuz ihtimalle bir saadet-i ebediye hazinesi Vardır);
cümlesi ise bir başka sorunun cevabında da ifade
ettiğimiz gibi, müminin "havf VC y› Yani "korku VC
3) arasında yaşa`
217
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR DERSLERİ
masıyla ilgilidir.
İslâm dini kişinin korku VC ümit arasında
yaşamasını
emreder.
ne kadar ibadet ederse
etsin akıbetinden emin olmamalı, kendini mutlaka
cennetlik olarak görme- melidir. Yine bir mümin, ne
kadar günah işlerse işlesin Allah'ın rahmetinden
ümit kesmemeli VC "Ben artık kesinlikle cennet Yüzü
görememı› dememelidir. Kişi, yeise (ümitsizliğe) de
düşmeyecek,
ucba
(ameline
güvenmeye)
de
kapılmayacaktır. Allah'ın rahmetinden ümit kesip
meyus olmak gibi, Allah'ın gazabından emin olup
uca girmek de Yanlıştır.
İnsan
Soruda geçen “onda dokuz ihtimal" ifadesi
bize bu dersi vermektedir.
Hüküm eksere göre verilir, kaidesince VC Allah
Resulünün “Nasil yaşarsanız öyle ölürsünüz.Nasıl
ölürseniz öyle haşr olursunuz." hadis-i şeriflerinin
verdiği habere göre, bir kişi şekavet yolunda bir
ömür geçirmişse sonunun felaket olması onda
dokuz ihtimaldir. Bir ihtimal, tövbe gdiP Yanlış
yoldan geri dönebilir.
Ehl-i hidayetin yolunda durum bunun aksidir.
bir ömür boyu imtihanda olduğu için,
imanla ölmedikçe kendisi için yüzde Yüz bir
kurtuluştan söz edilemez. Bütün ömrünühayır VE
hasenatla geçiren bir kişinin,ömrünün sonlarına
doğru büyükyanlışlıklaryapması,
İnsan
218
SORULARLA
RİSALE-İ
NUR
DERSLERİ
bazen ağır imtihanlar geçirip bu imtihanları
kaybetmesi
ihtimali de vardır. Bu nokta
unutulmamalı VC insan kendisini hiçbir zaman
garantide
Rabbine sığınmasını devam
ettirmelidir.
SORU: "Dünya saadeti dahi ibadette VC Allaha
asker olmaktadır.” kaidesi Müslümanlarda VC
İslâm âleminde görülmüyor.Acaba Müslümanlar
bu görevlerini eksik mi yaplyorlar?
KONUYA
iki yönden yaklaşmak
gerekiyor.
Birincisi, saadetle refah aynı ?CY değildir. Bir
Müslüman, dünya nimetlerinden
olabildiğince
istifade edi? hayatını rahat VC refah içinde geçirmek
için Çalışmalı, ancak bunların ruha huzur vermede
kifayetsiz kalacağını da bilmelidir. Rahat VC refah,
kal? VC ruhtan ziyade, nefsin meşru istekleridir.
Saadeti ise Üstad, Şu formüle bağlamıştır:
tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül
saadet-i dareyni iktiza İ)
İnsanın iki dünyada mesut olmasının birinci
şartı imandır, sonra "her şeyi O'nun mülkü VC O'nun
tasarru-
«İman
219
SORULARLA
RİSALE- İ NUR DERSLERİ
funda bilmek, böylece Ona teslim olmak, gerekli
sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah'a tevekkül
ederek ruhunu rahat ettirmek, sonuçların mutlaka
kendi nefsinin isteği doğrultusunda gerçekleşmesini
beklememek, bu konuda ISISICI olman-lak» gelir_ Bu
silsileyi takip edenler iki cihan saadetine ererler.
Konunun diğer bir Yönü ise Lemaafta "Elhaklçu
yaılu” bahsinde, dört ayrı Yönüyle güzelce izah
edilmiştir.
Kısacası, "Bu dünyada başa-UY** ulaşmak için
konulan kanunlara, şartlara kim riayet ederse sonuca
O ulaşır. Şeriat-ı fıtriye denilen bu kanunlara uyarılar
-mümin olsun, kâfir olsun- bu itaatlerinin mükâfatını
görürler. Aksi halde Yine inançlarına bakılmaksızın
sefalet VC mahrumiyete düşerler. Eken biçer, Çalışan
başarıya ulaşır. Bu noktada kişinin inancına değil, bu
dünyada Allah'ın koyduğu fıtrî kanunları riayet edi?
etmediğine bakılır.
yandan, hayatın hakkı umumidir. Kime
hayat verilmişse O hayat için gerekli şartlar da ihsan
edilmiştir. Bu konuda Yllan VC akreple, arı VC
ipekböceği arasında bir ayırım yapllmalnıştır."
Öte
220
Download

9. Geleneksel Ulusal Türkçe Şöleni