OSMANLI’DA YETİM KARDEŞLİĞİ: KÜLHANBEYLER
Turgay ÇAVUŞOĞLU1 - Elvan ATAMTÜRK2 - Hüsamettin ÇETİN3
ANAHTAR SÖZCÜKLER
Külhanbey, İstanbul, Yetim, Layhar’ın Kefeni, destebaşı.
GİRİŞ
İstanbul fethinden itibaren, Osmanlı Devletinin değişik
eyaletlerinden gelen kişiler için çekim merkezi olmuştur.
Şehir gelen göçler ile sürekli büyümüş ve zaman zaman
marjinal gruplar tarafından adeta istila edilmiştir.
XVII.yüzyıldan başlayarak, XIX yüzyıla kadar süren
tarihsel süreçte İstanbul; külhanbeyler, dilenciler,
kabadayılar, kopuklar olarak adlandırılan marjinal
grupları barındırmıştır.
Bu dönemdeki savaşlar, ekonomik sıkıntılar, ahlaki
çöküntüler ve devletin çözüm arayışlarının eksikliği
külhanbeyler sorununu yaratan etmenler arasında yer
almıştır. Göçler sırasında yaşanan gayrimeşru ilişkiler
nedeniyle doğumlar hızla artmış ve ortaya korunmaya
muhtaç çocuklar sorunu ortaya çıkmıştır. Bunların yanı
sıra iş bulmak amacıyla İstanbul’a gelen genç nüfusun
artması beraberinde işsizlik, barınma sorunu ve güvenlik
sorununu getirmiştir. 11-15 yaş grubundaki gençler
gündüzleri dilenerek veya günübirlik işlerde çalışarak
yaşama tutunmaya çalışmışlar, akşamları ise soğuktan
korunmak için çevrelerinde bulunan hamamların
“külhanlarına” sığınmışlardır. Daha önce külhanlarda
yaşayan ve ayni kaderi paylaşan külhanbeyler, yeni gelen
yetimlere kucaklarını açmışlar, gelenek ve göreneklerini
onlara usta çırak ilişkisiyle aktarmışlardır.
Külhanbeyliği kurumu yetim ve kimsesiz çocukların
hamam külhanlarını mesken tutmasıyla oluşmuş, kabul
törenleriyle aralarındaki kardeşliği pekiştirmişlerdir.
Kendine has giyimi ve argosu olan külhanbeylerin yaşam
öyküleri günümüze kadar uzanmıştır.
KÜLHANA KABÜL VE TÖRENLER
İstanbul’da külhanbeylerin ilk barınağının Gedikpaşa
Hamamı olduğu kabul edilmektedir. Daha sonra açılan
Mahmutpaşa, Bayezit, İbrahimpaşa, Ayasofya, Çinili,
Haseki, Tophane hamamlarında külhanbeyler yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu alanda ilk olan Gedikpaşa
Hamamı destebaşı akademik bir tavır göstermiş, diğer
hamamlarda çıkan olaylar ve tartışmalarla ilgili hakemlik
görevini üstlenmiştir. Gedikpaşa Hamamı destebaşının
verdiği kararlar tartışmasız kabul görmüştür.
Külhana girebilmenin önde gelen koşullarından birisi
anasız babasız olmaktır. Kardeşinin bulunmasında
sakınca olmamasına karşın, aile bağlarının olmaması
tercih edilmiştir. 11-15 yaş grubunda bulunan gençler,
külhana kabulden önce sınavdan geçirilirdi. Külhana
girmeye aday gencin eline bir torba verilir, yırtık, pırtık
elbiseler giydirilir ve şeker, un, yağ ve pirinç toplamak
üzere gönderilirdi. Torbayı dolduran gençler külhana
döner ve külhanın en yaşlı bireyi olan “baba” ya
malzemeleri teslim ederlerdi. Toplanan malzemeler ile
hazırlanan pilav ve helvadan adayların payı ayrılır,
külhancı ve külhanbeylere aday gençler ayakta durarak
hizmet ederlerdi. Geleneksel külhan duası okunması
sonrası üç parmak arasına alınan ekmekler tuza banılarak
yenilir ve kardeşlik pekiştirilirdi.
Külhanbeyler, Gazneli Mahmut döneminde yaşayan Layhar’ı manevi önderleri olarak kabul etmişler ve
törenleri onun adına düzenlemişlerdir. Sınavın ikinci
aşamasında, torbayı doldurarak getiren başarılı genç ve
daha önce külhana kabul edilmiş bir başka gençle birlikte
çırılçıplak soyundurulur “Layhar’ın Kefeni” denilen
gömleği giyerlerdi…
1- Sosyal Hizmet Uzmanı, SHUDER İzmir Şb. Bşk. ([email protected])
Gömlekten iki baş ve her iki gencin birer kolları çıkardı.
Külhancı ocağın başına çöker; “Ey Layhar’ın çocukları!
Burası baba ocağıdır. Senin, benim yoktur. Burada herkes
kardeştir…” diye devam eden kardeşlik, yardım ve
dayanışmayı anlatan sözleri söylerdi. Daha sonra Layhar’ın
ruhuna Fatiha okunur, gençler gece boyunca gömleğin
içerisinde birlikte uyurlardı.
KÜLHANBEYLERDE YAŞAM
Külhana kabul edilen çocuklar önce külhan dilini öğrenirler,
külhan yaşamına uygun tutum ve davranışları usta çırak
ilişkisi içerisinde öğrenirlerdi. Yaşları 10-14 arası olan
Külhanbeyler günlük yaşamlarında dışarıya iki kişi çıkarlardı.
Külhanbeyler gündüz yiyecek toplar akşamları külhana
dönerler, Ocağın en son sakini gelince kapılar kapanır ve
sofraya geçilir hep beraber yemek yenilirdi.
Külhanbeyler on kişilik gruplara ayrılır ve her grup bir
destebaşı tarafından yönetilirdi. Destebaşılar ise Koca
destabaşına bağlanırlardı. Koca destebaşı hiyerarşik olarak
külhanın en yetkin kişisi olup, külhanın düzenini sağlamakta
ve akşamları külhanbeylere dışarıda nasıl davranılması
gerektiği konusunda öğütler verirdi.
Osmanlı’da yetim dayanışma ve kardeşliğinin güzel bir
örneği olan külhanbeylik kurumu bu günkü sokakta yaşayan
ve çalışan çocuklar örneğinin ilk uygulamalarından birisi
sayılabilir. Yetim ve kimsesi olmayan çocuklar, Külhan’ın en
üst yöneticisi Külhancı Baba’nın kontrolünde günlük yaşam,
yapılacak işler, tutum ve davranışlar, kurallar konusunda
yetiştirilmişler; akşam eğlenceleri, kestane ve salep
pişirilmesi gibi organizasyonlarla zamanlarını geçirmişlerdir.
Hasta olan çocuklar ise Külhancı Baba’nın odasında
yatırılarak bakılmışlardır.
Külhanbeylik tarihsel süreç içerisinde bozulmalara uğramış,
toplum tarafından dışlanan bir topluluk haline gelmiştir.
Daha önce dilenmeyle elde edilen yiyecekler bir dönemde
zor kullanmayla elde edilmeye çalışılmıştır. Dükkânların
soyulmaya başlanması, haraç istenilmesi ve yol kesmeye
varan davranışlar halkın tepkisini çekmiş, zaptiyeler
külhanbeylerle mücadeleye başlamışlardır. Harbiye Nazırı
Rıza Paşa 1846 yılında bir gece baskını ile İstanbul’da
yaşayan 700’ü aşkın külhanbeyi toplamış, 16 yaş
üzerindekiler askere alınmış, 16 yaşından küçük olanlar
Gülhane’de orduya ayakkabı diken Kalavrahane’ye
götürülmüşlerdir. Orduya alınanlar arasında bulunan
gençlerden birisi olan Rıza daha sonra mirliva (genaral)
olmuş ve “Külhan Rıza” lakabıyla anılmıştır.
Külhanbeylerin Yaşam Kuralları
•Yahudilere saldırmak kesinlikle yasak.
•Güç durumdaki küçük çocuk ve kadınlara yardım.
•Hamallara yük indirme, bindirme sırasında yardım.
•Seyyar satıcılardan bir şey istenilmemelidir.
•Lalalarıyla dolaşan ekâbir takımından para istediklerinde
para vermezlerse, onlara sataşabilirler.
•Yollardaki çamurları süpürmek.
•İşi tıkırında olan dükkânlara musallat olmak.
Külhan Dilinden Örnekler
aftos – (metres),
astar etmek – (beklemek),
camcı - (kurnaz),
çiroz – (çelimsiz),
gaco – (kadın),
hacamat – (birisini bir kaç yerinden bıçaklamak),
hasbi geçmek – (aldırmamak),
imanım – (kardeşim),
kaparoz – (rüşvet),
kapı tırmalamak – (arsızlanmak),
kerizetmek – (çirkeşleşmek),
kuskunu koparmak – (kaçmak),
mostar – (fiyaka),
nargile – (boşboğaz),
patburun – (inzibat),
papaz uçurmak – (eğlenmek)
pestil – (sarhoş),
sipsi – (sigara),
zifosa bulamak – (kirletmek).
2- Öğretim Görevlisi, Kocaeli Üniversitesi KSYO Sosyal Hizmet Bölümü ([email protected])
SONUÇ
Sokakta çalışan/yaşayan çocuklar modelinin ilk
örneklerinden biri olan Külhanbeyler, sosyal hizmet
tarihinde
önemli
kilometre
taşlarından
birini
oluşturmaktadır. Tarihsel sürec içerisinde, külhanbeyler
yaşamı, konuşmaları, giyimleri farklılık yaratmış olup,
zaman zaman toplum tarafından dışlanmışlardır.
Külhanbeyler, tulumbacılar, kabadayılar, kopuklar
Osmanlı toplumunda oluşan marjinal gruplar içerisinde
yer almış, kendi içlerinde geçişler yaşamış zaman zaman
da çatışmalar yaşamışlardır. Her grup kendilerinin bir
araya geldikleri kahvelerde zaman geçirmişlerdir.
Külhanbeyler ilginç yaşam tarzı, kardeşlik kültürü ve
dayanışmaları ile araştırmacı ve yazarların dikkatini
çekmiş, yaşantıları ile ilgili birçok şiir, anı, roman, opera
gibi çalışmalar literatüre kazandırılmıştır.
İlk önceleri yetim çocukları korumak kollamak amacıyla
başlayan, yağmurlu havalarda sokakları süpüren,
hamalların dinlenme sonrasını yüklerini kaldırarak
yardım eden tavırlarıyla toplumdan aşırı tepki görmeyen
külhanbeylik kurumu, daha sonra çalma, tehdit ve
şiddete varan boyutuyla kendisini göstermiş ve asayiş
kuvvetleriyle çatışmaya girmişlerdir.
XVIII. yüzyıldan itibaren İstanbul’da halkı oldukça
rahatsız eden, şehrin güvenliğini zedeleyen ve devleti bir
hayli uğraştıran kesimlerin başında külhanbeyler
gelmiştir. Halkın sürekli şikâyetlerinin artması üzerine,
dönemin kolluk kuvvetleri konunun üzerine gitmiş,
gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, külhanbeyler bir
dönem sonra İstanbul sokaklarından kaybolmuştur.
KAYNAKÇA
Bayazoğlu, Ü. (2008). “Külhani Sami’den Naklen Külhanlar”,
Birgün Gazetesi, 8 Haziran 2008.
Demirtaş, M. (2006). “XVIII. Yüzyılda Osmanlıda Bir Zümrenin AltKültür Grubuna Dönüşmesi: Külhanbeyler”. Atatürk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 7(1). S 113-141.
Dolu, O. Geleri, A. Bahar, İ.(2013). Suç Sosyolojisi. Anadolu
Üniversitesi Yayın No:2886.
Erkan, G. (2001). “Külhanbeyleri”, İnsani Gelişme ve Sosyal
Hizmet: Prof. Dr Nesrin Koşar’a Armağan, K. Karataş (Yay. Haz) . H.Ü
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu, Ankara.
Göktaş, U. (1994). “Külhanbeyi Edebiyatı”, Dünden Bugüne
İstanbul Ansiklopedisi V. S.164.
Hiçyılmaz, E. (1995). İstanbul’dan İnsan Manzaraları (Veyahut
Beyler İle Külhanbeyler).
Koçu, R.E. (1996). İstanbul Ansiklopedisi, 8 Cilt, Koçu Yayınları.
İstanbul.
Koçu, R.E. (2005). İstanbul Tulumbacıları, Doğan Kitap, İstanbul.
Özbek, N. (1992). “II. Meşrutiyet İstanbul’unda Dilenciler ve
Serseriler” Toplumsal Tarih Dergisi, 64, s 34-43.
Pala, İ. (2008). Yetim Kardeşliği, Zaman Gazetesi, 15 Temmuz
2008.
Sema, S. (2000). Eski İstanbul’dan Hatıralar, İletişim Yayınları.
İstanbul.
Tanilli, S. (2011). “Geçen Yüzyılda İstanbul’da Kabadayılar ve
Külhanbeyleri”. Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşamak, François
Georgeon - Paul Dumant. İletişim Yayınları (5.Baskı). İstanbul. S.137146.
Yazıcı, N. (2007). “Osmanlılar Döneminde Yetimlerle İlgili Farklı
Bir Uygulama: Külhanbeyliği Kurumu, İstem, 5(9), s. 9-20.
Yazıcı, N. (2007). “Osmanlılarda Yetimlerin Korunması Üzerine
Bazı Değerlendirmeler”. AÜİFD. XLVIII (1). s. 1-46.
Yücel, E. (2006). Güç İlişkileri Açısından Delikanlılık
Kavramsallaştırılması. Ankara Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü
Sosyoloji ABD Yayınlanmamış Doktora Tezi.
3- Doktor-Sosyal Hizmet Uzmanı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ([email protected])
Download

Poster sunumunu indirmek için tıklayınız…