ANABABALIK VE ÇOCUKLUK1
Prof. Dr. Hasan BACANLI
G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi
Bazı kelimeler vardır, anlamını diğer kelimelerle birlikte bulur. Kendi başlarına anlamları biraz
eksiktir. Aslında her insanın başkalarıyla anlam kazanması, kendi başına insanlığın bir anlamı
olmadığı gibi, her kelime diğer kelimelerle ilişkisi içinde anlam kazanır. Saussure bunu ifade
ederken dilin birbirleriyle ilişkili kelimelerin oluşturduğu bir yapı olduğunu söylemişti. Dil için
geçerli olan bu durumu hemen hemen tüm kelimelere yayabiliriz. Erkek kadınla, yağmur rüzgarla
veya karla, dağ ovayla ilişkisi içinde anlaşılır.
Eğitim de benzer şekilde ele alınır. Genellikle eğitim öğretimle veya eğitimsizlikle karşılaştırılır.
Çoğu zaman da zıtlaştırılır. Örneğin, ders oyunla karşılaştırılır. Yani insanlar bu kavramları
anlamaya çalışırken onları diğeri ile zıtlığı içinde ele almaya çalışırlar. Burada anababa ve çocuk
kavramları birbirlerine göre konumları açısından ele alınacaktır. Çünkü bu kavramlar da, diğerleri
gibi, bazen zıtlaştırılarak, ama çoğu zaman birbirlerine göre konumlandırılarak anlaşılırlar.
Anababa dendiğinde insanların aklına çocuğun dünyaya gelmesine neden olan kişiler anlaşılır ve
bu anlamıyla anababalık fiziksel bir durumu ifade eder. Yani bir erkekle bir kadın çocuğun
doğumuna neden olmuşlardır ve onlar artık anababadırlar. Uzun zaman bu anlayış kabul görmüş
ve kullanılmıştır. Ancak anababalık fiziksel bir olgu olarak başlamış olsa bile, fiziksel olarak
sürmez, biçim değiştirir. İlk akla gelen anlam koruyuculuktur. Toplum veya devlet bir çocukla
ilgili olarak karşısında bir muhatap bulmak isterse, anababayı arar. Söz gelimi, çocuk kanunlara
aykırı bir eylemde bulunmuş ise, devlet “getirin bunun anababasını!” der. Yani anababalık, bir
sorumluluktur. Hatta bunu şöyle ifade etmek de mümkündür. Çocuk sorumlu tutuluncaya kadar,
sorumlu olan anababadır. Anababa çocuk 18 yaşına gelip kendi sorumluluğunu üstleninceye
kadar, ondan sorumlu tutulmaktadır. En azından yakın zamanlara kadar ve toplumun büyük bir
kesiminin gözünde böyledir.
Anababalığın sorumluluğu, çocuk adına, çocuk için topluma karşı sorumlu olmak olduğu kadar,
toplum adına çocuğa karşı sorumluluk anlamı da taşır. Çocuğun toplumun gelenek ve kurallarına
göre yetiştirilmesi sorumluluğu da anababaların sırtındadır. Eğer çocuk toplumun onayladığı veya
1
Muradiye dergisinde yayınlanmıştır.
beklediği davranışlarda bulunmazsa, anababanın sorumluluğunu yapmadığı düşünülür ve anababa
ayıplanır. Yani anababa olmak demek hem çocuğun topluma karşı sorumluluklarını üstlenmek
demektir, hem de çocuğa karşı toplumun sorumluluklarını üstlenmek demektir. Kısacası,
anababalık sorumluluktur.
Benzer durum çocuk için de söz konusudur. Çocuk olmak demek kabaca iki anlama gelir; henüz
yetişkin olunmadığı ve çocuk olarak toplumsal rollerinin sorumluluğunu taşıdığı. Bir yandan
çocuk, “daha çocuktur”; onun için bazı şeyleri anlamaz ve bazı şeyler için sorumluluk taşımaz.
Öte yandan, çocukluk yapacaktır. Bir anlamda çocuk gelişim dönemlerinden birini ifade eder;
diğer yandan, birilerinin çocuğu olmayı. Gelişim dönemini bir kenarda tutarsak, birilerinin
çocuğu olmanın bir anlamı vardır. Bu anlam da iki yönlüdür. Bir açıdan bakınca, birilerinin
çocuğu olmak onların sorumluluklarını yapıp yapmadıklarını sorgulayabilmeyi ifade eder. “Sen
benim annemsen….” “Ben senin oğlunsam….” Bu cümlelerin altında yatan şey, çocuğun
anababayı sorgulama hakkıdır. Diğer yandan çocuk da çocukluğunu yapmalıdır. “Benim oğlum
böyle yapmaz” cümlesi, çocuğa sorumluluğunu hatırlatmanın bir yoludur. Bu sorumluluk sadece
anababa tarafından değil, toplum tarafından da vurgulanır. “Bilmemkimin oğlu … yapmaz”
dendiğinde de söylenmeye çalışılan budur.
Özetlemek gerekirse, anababalık da, çocukluk da toplumsal bir roldür. Başkalarına ve birbirlerine
karşı sorumluluk ifade eder. Eski bir benzetmeyle “efendi ile köle” bile olsa, her ikisi de
birbirlerine karşı sorumluluk taşırlar. Anababa anababalık sorumlulukları taşır, çocuk çocuk
sorumlulukları…
İnsanlar sorumluluklarıyla yüzleştiklerinde, ya aşırı önemserler, ya aşırı önemsemezler, ya da
orta derecede önemli görürler. Anababa tutumları da böyle değerlendirilebilir. Bazı anababalar
görevlerini fazla önemseyip, aşırı davranışlarda bulunurlar, ya da aşırı hafife alırlar, veyahut
normal bir sorumluluk örneği gösterirler. Hafife alan anababalar ilgisiz anababa olarak
adlandırılırlar. Çocuklarının ne yaptığıyla veya ne yapması gerektiğiyle pek ilgilenmezler.
Çocukların disiplinine de gereken önemi vermezler. Bunun başka bir ifadesi, onların
sorumluluklarını yerine getirmedikleridir.
Normal anababalar genellikle yanlış bir terminolojiyle “demokratik” olarak ifade edilir. Yanlıştır,
çünkü bu anababalar demokrasiye değil, sorumluluklarına dayalı davranışlarda bulunurlar. Yani
anababaların tutumlarının ardında yatan neden, ailede çoğunluğun istediği değil, doğru olandır.
Anababalar evde oylama yapıp sonuca göre karar vermezler, herkes için iyi olanı bulmaya
çalışırlar. Bu yüzden literatürde “otoritatif” anababa terimi kullanılır. Otoritatif, otoriterden
farklıdır. Otoriter “dediğim dedik” derken, otoritatif kural koyar, ama kuralın mantığını ve
nedenlerini açıklar, eleştirileri dinler.
Aslında sorumluluklarının bilincinde olan ve gereğini yapmaya çalışan anababalar destekleyici
anababalardır. Çocuklarını desteklerler, onun kararlarına saygı duyarlar. Onun yerine bir şeyleri
yapmaya kalkışmazlar. Çocukları onların düşüncelerinden farklı bir karar verdiklerinde
düşüncelerini söylerler, ama baskı yapmazlar. “İlla ki bizim düşüncemiz uygulanmalı” diye bir
kaygıları ve dayatmaları yoktur. Bu anlamda bu tür anababaların demokratik oldukları
düşünülebilir; farklı düşüncelere saygı duymaları anlamında.
Sorumluluklarını aşırı önemseyen anababalar ise, bunu çeşitli şekillerde yaparlar. En sık görülen
devamcı tiplerdir. Devamcı anababalar çocuklarını kendilerinin devamı olarak görür ve
kendilerinin yapamadığı şeyleri onların yapmalarını ister ve beklerler. Anababa doktor olmak
istemiş, ama olamamıştır. Çocuğun doktor olması onlara kendileri doktor olmuş gibi gelecektir.
Genellikle bu tür anababalar bu davranış ve isteklerinin zaten olması gereken davranış ve istekler
olduğunu öne sürebilecek kadar mantığa büründürmeyi de başarırlar. İçinde bulunulan zaman
diliminde, doktorluğun seçilebilecek en iyi meslek olduğu ve zaten en iyisi doktorluk olduğu için
çocuğun onu seçmesi gerektiğinin açık olduğunu düşünürler. Yani devamcılar çoğu zaman
mantığa bürünürler ve bu kararlarının doğruluğu konusunda ikna edicidirler, hem kendilerini hem
de başkalarını ikna edebilecek durumdadırlar. Minareyi çalanın kılıfı hazırlaması gibi, devamcılar
da mantığı hazırlamışlardır.
Diğer bir grup anababa da rahat ettiricilerdir. Rahat ettirici anababalar çocuğun rahat etmesini ve
ona en azından şimdilik biçilen rol (söz gelimi, belli bir sınava hazırlanma) dışında bir şeyle
uğraşarak vakit kaybetmemesi gerektiğini düşünürler. Çocuğun rahat etmesi için, her şeyi
yaparlar. Genellikle rahat ettirici anne temsili olarak, elinde bir kaşıkla çocuğuna bir şeyler
yedirmeye çalışan bir anne resmedilir. Çocuğu için elma soyup getiren, sürekli olarak sırtını
kontrol eden anababalar bu gruba girerler. Bu tür anababalar da kendilerine göre bir mantık
geliştirmişlerdir, ancak getirdikleri açıklamalar devamcılar kadar inandırıcı değildir. Genellikle
getirilen eleştirilere, “sizin başınıza gelirse görürsünüz”, “tabii, siz böyle dersiniz, ama başına
gelen biziz ve biz de böyle yapıyoruz” gibi, açıklamayı reddeden açıklamalar getirirler.
Üçüncü anababa grubu aşırı eğiticilerdir. Bu gruptaki anababalar çocuklarının eğitim görmesini o
kadar ön plana çıkarırlar ki, çocuğun başka bir şey yapmaya ne vakti ne de takati kalır. Bu tür
anababalar, genellikle “onu en uzak okula gönderiyorum, akşamları ve hafta sonları dershaneye
gönderiyorum, yazın kampta veya kursta; daha ne yapayım” gibi söylemlerde bulunurlar. Sanki
çocuğu okulla ne kadar meşgul ederlerse, o kadar iyi anababa olacaklardır. Bu yüzden, çocuk
sabahın köründe servise biner, akşam karanlığında servisle gelir. Kurstan kursa, dersaneden
dersaneye koşar. Anababa olarak, çocuk ne kadar meşgul olursa, o kadar iyi anababalık yapıldığı
düşünülür. Çocuk eğer bir saat boş kalırsa, sanki görevlerini ihmal etmiş gibi hissederler. Bu
anababalar, çocuk üzerinde de baskı kurarlar; “bak ben senin için her şeyi yapıyorum. Sen de
üzerine düşeni yaparsın herhalde” gibi dolaylı baskı uygulayabildikleri gibi, doğrudan “madem
biz şunu yapıyoruz, sen de şunu yapmak zorundasın” gibi açıkca da baskı kurabilirler. Genellikle
dolaylı baskı yaparlar, çünkü onun daha etkili olduğunu bilirler. Dolaylı psikolojik baskı açıkca
kurulan baskıya göre çocuğu daha çok etkileyecektir.
Diğer bir grup olan erteleyiciler, hem kendileri hem de çocukları için sürekli olarak erteleme
taraftarıdırlar. İçinde bulundukları dönemin zor bir dönem olduğunu ve dişlerini sıkmaları
gerektiğini düşünürler. Öncelikli olarak çocukları için birçok şeyi ertelerler, Bu yüzden, çocukları
çocukluklarını da yaşayamazlar, hayatı da elden kaçırırlar. Ama anababalara bakılırsa, çocuklar
hedefe ulaşınca istediklerini yapabilirler, erteledikleri her şeyin acısını çıkarabilirler. Ancak
unuttukları bir şey vardır, o da her şeyin bir zamanı olduğudur. Yani her gelişim döneminde
yapılması gereken şeyler vardır. O dönemde yapılmayan şeyler daha sonra aynı zevki vermez.
Ayrıca yaşam ertelemeye gelmez; sürekli olarak akıp gidiyordur. Öncelikli olarak çocukları için
bir şeyleri erteledikleri gibi, kendileri de birçok şeyi erteleyebilirler. Ancak kendileri için
ertelemeleri çocuklar için olduğu kadar geç sayılmaz. Yetişkinler için erteleme telafi edilebilir,
ama çocuklar için erteleme çocukluğun geçmesi anlamına gelir. Bu anababalar için çocuk
zamanla yarışıyordur, bu yüzden kaybedilecek zaman yoktur. Bu mantık yüzünden, bazen
erteleyicilik, aşırı eğiticilikle birlikte görülebilir.
Tüm bu yollar, kuşkusuz iyi amaç ve düşüncelerle anababaların sorumluluklarını fazla
önemsemelerinden ileri gelir. Kuşkusuz kimse de onları sorumluluklarını önemsedikleri için
suçlayamaz. Ancak, dozunda ve zamanında yapılmayan şeyler, ister eğitim ve çalışma anlamında
olsun, ister dinlenme ve eğlenme anlamında olsun, gereği ve yeteri gibi yapılamazlar. Bu yüzden,
yapılması gereken şey yerinde ve zamanında, yapılması gerekeni, gereken zamanda, gereği kadar
yapmaktır. Bu sınırı gözden kaçırmamaktır. Evet, sınav için zaman akmaktadır, ama aynı
zamanda akıp giden hayattır. Sınavın telafisi olmadığı gibi, hayatın da telafisi yoktur.
Anababaların türleri olduğu gibi, çocukların da sorumluluklarını üstlenme açısından türleri
vardır. Ancak, o da başka bir yazının konusudur. Sorumluluk, herkes için ciddiye alınması
gereken bir şeydir. Shakespeare’in dediği gibi, hayat bir tiyatro sahnesidir, herkes gelir, rolünü
oynar ve gider. Herkes de rolünü en iyi oynamaya çalışıyordur. Bazıları abartabilir ve gerçekci
oynayamayabilir, ama niyeti halistir. Hele anababalık hususunda…
Download

Ekli dosya - Hasan BACANLI, Prof.Dr.