EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Temmuz 2014, No: 101 i
Bu sayıda; Statüko adayının ekonomiye ilişkin gerçek dışı iddiaları değerlendirilmiştir. i
1
Statüko Adayının Gerçek Dışı Ekonomik İddiaları... • 10 Ağustos’ta, olmadı 24 Ağustos’ta halk Cumhurbaşkanı’nı seçecek. Bu yarışın adil bir yarış olmadığı görülüyor. Bir tarafta iktidarın tüm nimetlerini sonuna kadar kullanan, 12 yıllık iktidarın başı ve statükonun kendisi olmuş bir aday; diğer yanda ise bu topraklara “huzur, barış ve kardeşlik ekmeyi” vaat eden milletin adayı. • 12 yıllık AKP iktidarının ekonomide sıklıkla tekrarladığı yalan ve yanlışların bu gazete ilanlarında da yinelendiği görülüyor. • Statüko adayının verdiği ilanlarda başlık dışarıda bırakılırsa 15 cümle var. Bu 15 cümlenin neredeyse tamamında ya yanlış, ya da eksik bilgi olduğu dikkati çekiyor. Yanlış bir kez olursa bunun adı hatadır. Ancak aynı metinde yanlışlar arka arkaya tekrarlanırsa bunun adı “katmerli yalandır”. Verilen gazete ilanlarında statüko adayı şu şekilde tanımlanıyor: Yalan 1: “Ekonomik istikrarın ve hızlı büyümenin güvencesi oldu...” GERÇEK : ERDOĞAN DÖNEMİNDE BÜYÜME GERİLEDİ... AKP iktidarında büyüme hızı sürekli geriledi. Büyüme istikrar kazanmadı. AKP’nin ilk iktidar döneminde (2003-­‐07) bir önceki iktidarın ekonomide yaptığı ve siyasi bedelini ödediği mıntıka temizliği, bu temizliği yapan programa başlangıçta sadık kalınması ve uluslararası ekonomik koşulların şişirdiği yelkenle ekonominin büyüme hızı nispeten yüksek oldu. Bu gelişmeler sonucunda 2003-­‐07 arasında ekonomi sorunsuz bir biçimde adeta otomatik pilotla idare edildi. 2008’de küresel iklimde başlayan sıkıntılar iktidarı otomatik pilottan çıkmaya zorlayınca, Türkiye ekonomisinin büyüme hızı da sürekli gerilemeye başladı. AKP’nin hem ikinci (2008-­‐11) hem de üçüncü iktidar dönemlerinde (2012-­‐13) büyüme hızı kabul edilemeyecek kadar zayıf olan % 3’lere kadar düştü. 2
AKP$İk'darlarının$Büyüme$Performansı$(%)$
8.0#
7.0#
6.9$
6.0#
5.0#
4.0#
3.3$
3.0$
3.0#
2.0#
1.0#
0.0#
58.#ve#59.#Hükümet#
(200352007)#
60.#Hükümet#####
(200852011)#
61.#Hükümet####
(201252013)#
Kaynak: TÜİK, Geometrik ortalama büyüme hızı kullanılmıştır. Tüm AKP iktidarları döneminde elde edilen büyüme hızı ise Türkiye’nin geçmişteki büyüme hızlarını aşamadı. Türkiye’nin çok partili yaşama geçtiği 1946 ile 2002 arasında ortalama büyüme hızı % 5,1 olmasına karşın, AKP’nin iktidar olduğu 2003-­‐2013 döneminde ortalama büyüme hızı % 4,9 oldu. Türkiye'nin*Tarihsel*Büyüme*Hızları*(%)**
5.1$
5.1$
5.1$
5.0$
5.0$
4.9$
4.9$
4.9$
4.8$
1946(2002$
2003(2013$
Kaynak: TÜİK, Kalkınma Bakanlığı 2003-­‐2013 döneminde Türkiye ekonomisi benzer ekonomilerden de ayrıştı. 1980-­‐2002 arasında benzer ekonomilerden daha hızlı büyüyen Türkiye, 2003-­‐2013 arasında küresel yarışta geride kaldı. 3
Türkiye(ve(Bize(Benzer(Ekonomilerin(Büyüme(
Hızı((%)(
6.4$
7.0#
6.0#
5.0#
4.0#
3.0#
2.0#
1.0#
0.0#
4.9$
3.7$
3.8$
1980+2002$
Gelişen#ve#Yükselen#Ekonomiler#
2003+2013$
Türkiye#
Kaynak: IMF, Küresel Ekonomik Görünüm veri tabanı Yalan 2: “...Refahı halka yaydı, adil paylaşımın önderi oldu”. GERÇEK: VATANDAŞ GEÇİNEMİYOR, ADİL PAYLAŞIMDA SONLARDAYIZ Refahın halka yayıldığı bir Türkiye’de vatandaşlarımızın karnının tok, sırtının pek olması ve geleceğe güvenle bakması gerekir. Oysa TÜİK rakamlarına göre Nüfusun: • % 56’sı (41,3 milyon kişi) evinde iki günde bir; et, tavuk ya da balık içeren tek kap yemeği sofrasına koyamıyor, • % 35’i (25,8 milyon kişi) kendisine yeni elbise alamıyor, • % 37’si (27,4 milyon kişi) evini kış gününde ısıtamıyor, • % 85’i (62,4 milyon kişi) ev masraflarından şikayetçi, • % 57’si ( 42,2 milyon kişi) borçlarından ve borç taksitlerinden mustarip, • % 62’si (45,5 milyon kişi) beklenmedik bir harcama çıkması durumunda karşılayamıyor, ucu ucuna geçiniyor, • % 86’sı (63,2 milyon kişi) bir haftalık tatile çıkamıyor. Yine “adil paylaşımın önderi” denen statüko adayının yönetiminde Türkiye, 34 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) içinde, geliri en adaletsiz dağılan üçüncü ekonomi oldu. 4
Gelir&Dağılımında&Adaletsizlik&&
0.60#
0.50#
0.40#
0.30#
0.20#
Norveç$
Danimarka$
Finlandiya$
Belçika$
Lüksemburg$
Avusturya$
Macaristan$
İrlanda$
Kore$
Kanada$
Estonya$
Avustralya$
Japonya$
İspanya$
İsrail$
Türkiye$
0.00#
Şili$
0.10#
Kaynak: OECD, 2012 veya en yakın yıla ait Gini Katsayısına Göre Sıralama Türkiye’de kişi başına milli gelir, son beş yıldır, 10 bin dolara sıkışırken; 2007’de 26 olan dolar milyarderlerinin sayısı 2013’de 43’e çıktı. 2013’de Japonya’nın milli geliri Türkiye’nin 6 katı iken (4,9 trilyon dolar), Türkiye’deki dolar milyarderlerinin sayısı Japonya’dakilerin sayısını ikiye katladı. Japonya've'Türkiye'de'Milli'Gelir've'Milyarder'
Sayısı'(2013'i<bariyle)'
50""""
4,901&&&&
40""""
6,000""""
43&&&&
4,000""""
30""""
20""""
3,000""""
22&&&&
827&&&&
10""""
0""""
GSYH"(Sol"Eksen>Milyar"USD)"
1,000""""
Türkiye"
Milyarder"Sayısı"
Kaynak: IMF, Forbes 2013 Milyarderler Listesi 2,000""""
0""""
Japonya"
5,000""""
5
Yalan 3: “İnsanı merkeze aldı”. GERÇEK : MERKEZE RANTİYECİLER, FAİZ LOBİLERİ, SICAK PARACILAR ALINDI... Son 12 yılda uygulanan ekonomi politikalarının merkezinde insanımız değil; “rantiyeciler, faiz lobileri ve sıcak paracılar” yer aldı. Bu iktidar döneminde borca batırılan insanlarımız tarlasından, iş yerinden, ev ve arabasından oldu. Borçları yüzünden insanlarımız madenlere zimmetlendi. Emekliliğinde rahat etmesi gereken canlarımız bu madenlerde yaşamını yitirdi. İş kazaları artık “iş cinayetlerine” dönüştü. Milyonlarca çalışanımız en elverişsiz koşullarda ekmek parası derdine düştü. Türkiye “iş kazalarında” Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü oldu. İnsanı merkeze aldığı söylenen bu statüko liderinin yönetiminde en insani talepler bile TOMA’larla, biber gazlarıyla ezildi. Oy uğruna insanlarımız etnik ve inanç kimliği temelinde ayrıştırıldı. Sosyal dokuya ciddi zararlar verildi. İnsanlarımıza bunu reva gören statüko lideri faizciyi, rantçıyı, sıcak paracıyı ise adeta abat etti. Millete kaşıkla aktarılan kamu kaynağı; faizciye, rantçıya ve sıcak paracıya kepçeyle aktarıldı. Nitekim 1975-­‐2002 arasındaki 27 yılda devletin faiz ödemesi 251 milyar dolar iken; son 11 yılda devletin ödediği faiz 367 milyar dolara ulaştı. Devle%n'Faiz'Ödemesi'(Milyar'Dolar)'
400$
367$
350$
300$
250$
251$
200$
150$
1975)2002$
2003)2013$
Kaynak: Kalkınma ve Maliye Bakanlığı, Ortalama USD kurundan hesaplanmıştır. Sadece devletin değil, ailelerin faiz ödemesi de son 11 yılda katlandı. 2002’de 1,6 milyar dolar olan ailelerin faiz ödemesi, % 1073 artarak, 2013’de 19,2 milyar dolara çıktı. 6
Ailelerin'Faiz'Ödemeleri'(Milyar'USD)'
25.0#
19.2$
20.0#
15.0#
10.0#
5.0#
1.6$
0.0#
2002$
2013$
Kaynak: TCMB, Finansal İstikrar Raporları 2002 ile 24 Temmuz 2014 arasında sıcak paracılar da dolarlarına dolar kattı. 2002’de borsaya 1 milyon dolar getiren Londralı bankacının parası yaklaşık 11,5 yılda 6,3’e katlandı. 2002’de borsaya 1 milyon dolar getiren Londralı Bankacının parası 2014 Temmuzunda 6 milyon 341 bin 281 dolar oldu. Londralı)Bankacı)AKP)İk1darında)Borsadan)Ne)Kadar)
Kazandı?)(USD)))
!6,341,281!!!!!
!7,000,000!!!!!
!6,000,000!!!!!
!5,000,000!!!!!
!4,000,000!!!!!
!3,000,000!!!!!
!2,000,000!!!!!
!1,000,000!!!!!
!1,000,000!!!!!
!"!!!!!!!
2002!
24.Tem.14!
Kaynak: BIST, Dolar cinsinden BIST endeksi kullanılarak hesaplanmıştır Yalan 4: “Demokrasiyle beraber ekonomiyi güçlendirdi”. GERÇEK : TÜRKİYE HİBRİT DEMOKRASİ OLDU, EN KIRILGAN EKONOMİ İLAN EDİLDİK. Türkiye giderek otoriter bir yönetim tarzına doğru ilerledi. Yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını ayak bağı olarak gören bir zihniyetin yönetimi altında demokrasimiz “hibrit” veya “kısmi demokrasi” olarak tanımlanır oldu. Kurum ve kuralların yok sayıldığı keyfi bir yönetim anlayışıyla ekonomi yönetilir hale geldi. 7
Bu Türkiye’nin ekonomik kırılganlıklarını daha da pekiştirdi. Nitekim Türkiye geçtiğimiz yılın Mayıs ayından bu yana dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak ilan edilmeye başlandı. ABD Merkez Bankasının para musluklarını kısacağını söylediği bu tarihten itibaren ekonomideki kırılganlıklar daha dikkat çeker hale geldi. 2013’ün ikinci yarısından itibaren üyesi olduğumuz OECD, Dünya Bankası, Uluslararası Finans Enstitüsü gibi uluslararası kuruluşlar Türkiye’yi en kırılgan ekonomi listelerinde başa koymaya başladı. En son Şubat 2014’de ABD Merkez Bankası yeni küresel konjonktürün en kırılgan ekonomisi olarak Türkiye’yi ilan etti. Yalan 5: “İhracat rekorlar kırdı...”. GERÇEK : ASIL REKOR DIŞ TİCARET AÇIĞI VE CARİ AÇIKTA... Son 11 yılda ihracat 4 kat artarken; ithalat aynı dönemde 5’e katlandı. Türkiye’nin ithalata bağımlılığı olağanüstü arttı. 2002’de her 100 dolarlık ihracat için 143 dolarlık ithalat yapılırken; 2013’de her 100 dolarlık ihracat için 166 dolarlık ithalat yapılır oldu. Her$100$Dolarlık$İhracat$İçin$Ne$Kadar$İthalat$
Yapıldı?$
190#
180#
170#
160#
150#
140#
130#
120#
110#
100#
179$
166$
143$
2002$2003$2004$2005$2006$2007$$2008$$2009$$2010$$2011$$2012$$2013$
Kaynak: TÜİK Ekonominin artan ithalat bağımlılığı rekor düzeyde dış ticaret açığı ve cari açıkların verilmesine neden oldu. Cumhuriyetin kurulduğu 1923’den 2002’ye kadar Türkiye ekonomisinin verdiği toplam dış ticaret açığı 247 milyar dolarken; 11 yılda verilen toplam dış ticaret açığı 687 milyar dolara ulaştı. 8
Dış$Ticaret$Açığı$(Milyar$Dolar)$
800.0#
686.8&
700.0#
600.0#
500.0#
400.0#
246.9&
300.0#
200.0#
100.0#
0.0#
1923-2002#
2003-2013#
Kaynak: TÜİK Türkiye küresel rekabet liginde de zemin kaybetti. 2002 yılında Türkiye dünyanın en yüksek cari açığına sahip 40. Ekonomi iken; 2011’de dünyanın en yüksek cari açığına sahip 3. ekonomisi oldu. Türkiye, 2013’de ise dünyanın en yüksek cari açığını veren 4. Ekonomisi oldu. Türkiye en yüksek cari açık veren ülkeler liginde ilk beşe yerleşti. Cari%Açık%(Milyar%USD)%
85$ 81$
65#
59$ 44$ 44$
37$ 28$ 22$ 20$
16$ 13$ 10$
9$
A
İn BD
gi #
lt
Br ere
ez #
i
Tü lya#
rk
Ka iye
Av na #
us da
tr #
al
y
Fr a#
a
Hi ns
n a
En dist #
do an
ne #
M zya
ek #
s
G. ika
Af #
Uk rika
Ko ray #
lo na
m #
bi
ya
Pe #
ru
#
Şi
li#
400$
350$
300$
250$
200$
150$
100$
50$
0$
379$
Kaynak: IMF, Küresel Ekonomik Görünüm Raporu Veri Tabanı 9
Yalan 6: “Kişi Başına Gelir artarak, 10 bin doları geçti” GERÇEK : RAKAMLAR HORMONLU, GERÇEK KİŞİBAŞINA GELİR 5 BİN 115 DOLAR Türkiye’de kişi başına gelir “ucuz döviz kuru” ve “enflasyon” ile hormonlanarak 2008’de 10 bin doları aştı. Aynı Türkiye 2008’den bu yana ise 10 bin dolar tuzağına takılıp, kaldı. Döviz kuru ve fiyat hareketlerinin arındırıldığı gerçek kişi başına milli gelir 11 yılda çok daha sınırlı bir artış gösterdi. 2002’deki 3492 dolar olan gerçek kişi başına milli gelir, 2013’de 5115 dolar seviyesine gelebildi. Kişi$Başına$Gelir$Gerçekte$Kaç$Dolar$Ar3?$
11,500%%%%
$$10$782$
10,500%%%%
9,500%%%%
8,500%%%%
7,500%%%%
6,500%%%%
5,500%%%%
5,115$$$$
4,500%%%%
$$3$492$
3,500%%%%
2,500%%%%
2002$ 2003$ 2004$ 2005$ 2006$ 2007$ 2008$ 2009$ 2010$ 2011$ 2012$ 2013$
Gerçek%gelir%
Hormonlu%gelir%
Kaynak: TÜİK, 2002 döviz kuru ve fiyatlarıyla gerçek kişi başına gelir hesaplanmıştır. Yalan 7: “Merkez Bankası rezervleri 28 milyar dolardan 136 milyar dolara çıktı.” GERÇEK : REZERVLER KISA VADELİ DIŞ BORÇ VE CARİ AÇIĞA GÖRE YETERSİZ Bir ekonomi Merkez Bankası kasasında döviz rezervini ihtiyat amacıyla tutar. Döviz rezervleri dış finansman koşulları bozulduğunda ekonomiyi koruyacak bir tampon vazifesi görür. Bu nedenle vadesi bir yıldan önce dolan kısa vadeli dış borçlar ile ülkenin bir yıllık cari açığı karşılayabilecek bir rezerv bu amaca hizmet edecek bir rezerv düzeyi olarak kabul edilir. Dolayısıyla rezervlerin düzeyini kısa vadeli dış borç ve cari açığa göre karşılaştırmak doğru yaklaşımdır. 10
2002’de her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç için TCMB kasası 172 dolar rezervle mevcut iktidara emanet edilmiştir. 2014’ün Mayıs ayı itibariyle TCMB kasasında altın dahil 131 milyar dolar rezerv bulunmaktadır. Aynı dönemde Türkiye’nin bir yıldan önce dolacak kısa vadeli dış borçlarının miktarı da 131 milyar dolardır. Yani 2014’ün Mayıs ayı itibariyle her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç için 100 dolarlık rezerv vardır. TCMB kasasındaki rezerv yalnızca kısa vadeli dış borca yetmektedir. Her$100$Dolarlık$Kısa$Vadeli$Dış$Borç$İçin$Merkez$
Bankası$Kasasındaki$Rezerv$($)$
200"
172$
189$
150"
100$
100"
50"
0"
Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"Q3"Q1"
2002"" 2003"" 2004"" 2005"" 2006"" 2007"" 2008"" 2009"" 2010"" 2011"" 2012"" 2013"2014"
Kaynak: TCMB Oysa bir de dışarıdan finanse edilmesi gereken cari açık bulunmaktadır. Nitekim cari açık da resme dahil edildiğinde tablo daha vahim hale gelmektedir. Nitekim 2002 yılında her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç ve cari açık için TCMB kasasında 166 dolar rezerv varken, 2014 Mayıs ayı itibariyle her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç ve cari açık için TCMB kasasında yalnızca 71 dolar döviz rezervi vardır. İşte bugün Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri olarak kabul ediliyorsa bunun ardında büyük ölçüde bu tablo yatmaktadır. Her$100$Dolarlık$Kısa$Vadeli$Borç$ve$Cari$Açık$İçin$
Merkez$Bankası$Kasasındaki$Rezerv$($)$
!250!!
!200!!
!166!!
!150!!
!100!!
!71!!
!50!!
!"!!!!
Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!Q3!Q1!
2002!! 2003!! 2004!! 2005!! 2006!! 2007!! 2008!! 2009!! 2010!! 2011!! 2012!! 2013!2014!
Kaynak: TCMB 11
Yalan 8: “IMF’ye borcumuz kalmadı, şimdi IMF’ye borç veriyoruz.” GERÇEK : KENDİ ALDIKLARI BORCU ÖDEDİLER, IMF'YE "BORÇ" DEĞİL "SÖZ" VERDİLER... Brezilya, Arjantin gibi bize benzer ülkeler IMF ile kredi anlaşmalarını 2005’de veya öncesinde sonlandırırken; bu iktidar Türkiye’nin 19. Stand-­‐by anlaşmasını 2005 yılının Mayıs ayında imzalamıştır. 6,6 milyar SDR’lık (yaklaşık 10 milyar dolarlık) bu anlaşmanın kredi taksitleri 2008 yılına kadar kullanılmış, borcu ise 2013’de bitmiştir. Dolayısıyla IMF’ye ödenen borç bu iktidarın kendi döneminde kullandığı kredi borcudur. Ayrıca daha önceki iktidar döneminden kalan yaklaşık 5 milyar dolarlık kredi de yine bu iktidar döneminde kullanılmıştır. Dolayısıyla büyük ölçüde kendi kullandığı krediyi ödemekle övünen bir iktidar olsa, olsa “yüzsüz” bir iktidardır. IMF’ye borç veriyoruz ifadesi de yalandır. IMF’ye borç değil söz verilmiştir. IMF’nin kaynaklarını artırmak ve çeşitlendirmek üzere 2012’de başlayan çalışmalar neticesinde G-­‐20 üyesi ülkelerden IMF’ye 456 milyar dolarlık kaynak taahhüdünde bulunulmuştur. Bunun 5 milyar dolarlık kısmı Türkiye tarafından söz verilmiştir. IMF’nin ihtiyaç duyması durumunda kullanılacağı ifade edilen bu tutar, henüz IMF tarafından kullanılmamıştır. Dolayısıyla IMF’ye verilen tek sent borç bulunmadığı gibi, bu tutar IMF tarafından kullanılsa bile TCMB rezervlerinde de görünmeye devam edecektir. Mevcut iktidar IMF borcuyla cambaza bak diyerek, ülkenin çığ gibi büyüyen dış borcunu ve özelleştirmelerle elden çıkan kamu varlıklarını gözlerden saklamaktadır. Bu iktidar 22 milyar dolarlık IMF borcunu ödemekle sürekli övünürken; sattığı 52,2 milyar dolarlık kamu varlığının hesabını nedense millete vermemektedir. 12
Özelleş&rme)Gelirleri)(Milyon)USD))
!60,000!!!!!
!52,196!!!!!
!50,000!!!!!
!40,000!!!!!
!30,000!!!!!
!20,000!!!!!
!8,053!!!!!
!10,000!!!!!
!"!!!!!!!
1986+2002!
2003+2014!
Kaynak: Özelleştirme İdaresi IMF borcunu ödedim diye övünen bu iktidar döneminde Türkiye’nin dış borcu üçe katlanmıştır. 2002’de 130 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borcu 2014 Mart ayı itibariyle 387 milyar dolara çıkmıştır. 2002’de her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına düşen dış borç 1963 dolar iken; 2013 sonunda her bir vatandaşın sırtına yüklenen dış borç 5103 dolara yükselmiştir. Dolayısıyla IMF borcu devletin sırtından alınmış; katmerli bir şekilde dış borç olarak milletin sırtına yüklenmiştir. Türkiye'nin*Dış*Borcu*(Milyar*USD)*
386.8&
337.7&
281.2&
291.9&
208.3&
161.2&
20
02
&
20
03
&
20
04
&
20
05
&
20
06
&
20
07
&
20
08
&
20
09
&
20
10
&
20
11
&
20
12
&
20
20 13&
14
&Ç
1&
450.0#
400.0#
350.0#
300.0#
250.0#
200.0#
129.6&
150.0#
100.0#
50.0#
0.0#
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı 13
Yalan 9: “Ekonomi ayağa kalktı”. GERÇEK : 12 YILI AĞUSTOS BÖCEĞİ GİBİ GEÇİRDİLER 11. Yılını tamamlayıp, 12. Yılına giren bu iktidar döneminde çok ciddi fırsatlar heba edilmiştir. Küresel ekonominin çok elverişli bir döneminde ekonomimizin rekabet gücünü artıracak ikinci nesil reformlar yapılmadığı gibi, 2001 krizinin ardından ekonomide şeffaflık ve öngörülebilirlik adına yapılmış ne kadar birinci nesil reform varsa bunlardan geri dönüş başlamıştır. 12 yıldır ekonominin dümenini elinde tutan Başbakan Yardımcısının reform ihtiyacı bulunan alanlara dönük son itirafları, 12 yılın nasıl heba edildiğini gözler önüne sermiştir. Bu 12 yıllık Başbakan Yardımcısına göre Türkiye’nin: İşgücü Piyasası, Eğitim, Enerji, Hukuk, İç tasarrufların artırılması gibi alanlarda reform ihtiyacı bulunmaktadır. 12 yılı Ağustos böceği gibi geçiren bu iktidar, Türkiye’nin küresel rekabette altın değerinde bir fırsatı kaçırmasına neden olmuştur. Nede olsa önümüzdeki 10 yıl, geçmiş 10 yıl kadar elverişli bir dönem olmayacaktır. Yalan 10: “Büyüme istikrar kazandı.” GERÇEK : Bakınız Yalan 1. Yalan 11: “2023 hedefimiz: Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinden biri olmak.” GERÇEK : BU POLİTİKALARLA İLK 10 HAYAL Türkiye ekonomisi 1980’den bu yana dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biridir. Bu özelliği nedeniyle 1999’da G-­‐20 ligine kabul edilmiştir. Aynı Türkiye, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek potansiyele de sahiptir. Ancak son dönemde % 3’lere gerileyen büyüme hızı ile Türkiye ilk 10 ekonomi arasına giremez. Türkiye’nin potansiyelinin harekete geçirilmesi için büyüme ve üretim dostu politikaların uygulanması gerekmektedir. Mevcut statükonun “üretimi” değil “tüketimi”; “sanayi ve tarımı” değil “AVM’leri”; “geliri artıran” değil “borcu artıran” ekonomi politikalarıyla ilk 10 ekonomi arasına giremeyiz. 14
Yalan 12: “Değişimin Lideri Erdoğan.” GERÇEK : STATÜKONUN LİDERİ ERDOĞAN 12 yıldır devletin her köşesine sinmiş bu iktidar “statüko”, onun lideri ise “statükonun lideri” haline gelmiştir. Bu statüko elinde Türkiye dışarıda yalnızlaşmış, içeride ise “kimlik ve inanç temelinde kutuplaşmıştır”. Yönetimde giderek artan otoriterleşme Türkiye’nin sosyal ve ekonomik dengelerini tehdit eder hale gelmiştir. Kuvvetler ayrılığını, hukukun üstünlüğünü ayak bağı olarak gören bu statüko hedefini daha da büyütmüştür. Statükonun lideri demokrasinin olmazsa olmazı olan denge-­‐fren mekanizmalarını tamamen yok ederek, güç ve yetkinin tek elde yoğunlaştığı bir başkanlık sistemiyle otoriterleşen yönetimini taçlandırmanın peşindedir. Bu çerçevede parlamenter demokrasiye adete savaş açılmıştır. Oysa coğrafyamızda ve tüm İslam dünyasında göreli bir huzura sahip tek ülke parlamenter demokrasiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyetidir. Statükonun özendiği başkanlık ya da yarı başkanlık sistemiyle yönetilen çevre ülkeler ise yangın yeridir. Elbette demokrasimizi güçlü bir demokrasi kılmak için yapılması gerekenler vardır. Türkiye’nin daha kucaklayıcı, vatandaşına hesap veren, şeffaf bir Yürütme organına, Yürütme organını gerçek manada dengeleyen ve denetleyen Yasamaya; etkin ve adil çalışan bir yargı sistemine ihtiyacı bulunmaktadır. Dolayısıyla 784 bin km2’lik vatan toprağında aşı ve işi artırmak istiyorsak; bunun yolu öncelikle yıpranan kurumların, esnetilen kuralların tamir edilmesinden ve parlamenter demokrasimizin bu ihtiyaçlar doğrultusunda tahkim edilmesinden geçmektedir. 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimi bu yolda önemli bir fırsattır. Hukukun üstünlüğünü koruyup, kollayacak; kurumlar arasında eş güdüm ve uyumu sağlayıp, gözetecek, parlamenter demokrasiyi savunan ve sistemin eksikliklerini gidermeye yardımcı bir Cumhurbaşkanı bu topraklara yatırım ve iş ekip, “ekmek” hasat edilmesine önemli katkı sunacaktır. Aday Erdoğan Türkiye’nin sırtında artık bir yüktür. Türkiye bu yükten kurtulma fırsatını 10 Ağustos’ta kullanmalıdır. 
Download

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI