ALLAHIN RIZASINI KAZANMAK
Kamil imana ve olgun inanca sahip bir Müslüman’ın hedef tutacağı en önemli gaye,
Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü Allah’ın rızası, insanın tüm duygularıyla istediği
ve isteyebileceği arzu ve isteklerinin gerçekleşmesinin tek yoludur. Zira insanın arzu ettiği
şeyleri elde etme konusunda müracaat edebileceği tek makam, Allah Tealâ’nın dergâhıdır. O
razı olduktan ve kabul ettikten sonra, vermesine engel olacak kimse bulunmaz. O razı olmaz
ve kabul etmez ise verebilecek kimse de olmaz. Bu bakımdan, Müslüman’a göre Allah’ın
rızası yegâne hedef ve en büyük taleptir. Onun için tarih boyunca İslam büyükleri dualarında;
“Ya Rab! Maksadım sensin, talebim de senin rızandır.” demişlerdir. Yunus Emre’nin; “
Cennet cennet dedikleri, birkaç köşk ve birkaç huri. İsteyene ver onları. Bana seni gerek
seni.” demesi de bu yüzdendir.
İnancı sağlam, aklı yerinde olan Müslümanlar, bu sırrı kavramakta zorlanmazlar.
İslâm’a büyük hizmetleri olmuş olan Harzemşahlar devletinin büyük sultanı Celaleddin
Harzemşah, bir savaşa çıkacağı zaman, vezirleri ve ileri gelenler: “Sen muzaffer olacaksın. Bu
savaşı kazanacaksın.”demişler. Buna karşılık olarak O: “ Galip etmek veya mağlup etmek
Allah’a aittir. Benim görevim, O’nun emir ve rızası yolunda cihad yapmaktır”, şeklinde cevap
vermiştir.
İstanbul’u fetheden büyük Fatihimiz de şiirinde: “ Benim niyetim, sırf-Allah yolunda
cihad ediniz- emrine uymaktır. Bütün gayretim İslâm’ın yücelmesi adınadır.” demektedir.
Bütün bunlar, seviyeli Müslümanların, nasıl Allah’ın rızasına nazarlarını odakladıklarını
göstermektedir.
Hz. Hızır (a.s) insan suretine girerek, insanlar arasında dolaşırmış. Cenab-ı Hak,
dünyadan çektikten sonra da ona bu imkânı vermektedir. Günümüzde bile dolaşıyor olması
mümkündür.
Hz. Hızır bir gün Kahire çarşısından geçerken yol kenarında durmuş dilenen biri, “
Allah rızası için bir sadaka” demiş. Hz. Hızır da para ne gezer. Dilenciye demiş ki; “ Param
yok, ama o söylediğin rıza uğruna beni al, köle pazarında köle diye sat, paramı harca”!
Dilenci de öyle yapmış. Satın alan adamın aslında köleye ihtiyacı yokmuş. Ancak köle diye
satılanın nurlu yüzüne hayran olmuş, satan fakirin de perişan haline acıdığı için satın almış.
Evine getirdiği köleye de bu durumu anlatmış. Kendisine iş vermeyeceğini, evin bir odasında
yiyip içerek kalmasını söylemiş.
Hz. Hızır zaten yiyip içmiyormuş. Boş boş durmaktan da sıkılmış. Efendisine; “ Bana
bir iş ver de işe yarayayım” diye ısrar etmiş. Israra dayanamayan efendi, çok taşlı bir tarlasını
göstererek, bu taşları toplayıp duvar yapmasını söylemiş. Ama normal bir işçiye göre bu işin
bir ayda bile yapılamayacak bir iş olduğunu düşünüyormuş.
Akşam olduğunda işin bittiğini, istediğinin yapıldığını efendisine anlattığında, efendi
inanmamış. Gidip tarlaya baktığında durumun doğru olduğunu görmüş ve çok şaşırmış.
Hayret ve heyecanla kölesine; “ Allah rızası için söyle sen kimsin?” deyince, o zamana kadar
kendini gizleyen Hz. Hızır şöyle demiş:” Zaten beni sana köle eden bu – Allah rızası- sözü
idi. Şimdi bu söz karşısında kendimi açıklamak mecburiyetindeyim: Ben Hızır’ım”.
Peygamberimiz Medine’dedir. Müşriklerle büyük savaşlar yapılmıştır. Nihayet Tebük
savaşı için de yardım topladığı günlerde, her zaman olduğu gibi Hz. Ebubekir yine nesi var
nesi yoksa hepsini vermişti.
Hatta giydiği elbisesini bile verdiği için bir kilim parçasına sarılarak mescide ve halkın
içine çıkabiliyordu. Yine bir gün kilime sarılarak mescide, Peygamberimizin arkasında namaz
kılmaya gelmiş, namaz çıkışında, her zaman olduğu gibi mescidin dışında bir duvarın dibine
yaslanmışlar, Peygamberimiz onlara sohbet yapıyordu. Hz. Ebubekir, kilim parçasına iyice
sarılmış, boynunu bükmüş, sessiz, sakin bir şekilde sohbeti dinliyordu. Bir ara Hz. Cebrail
gelerek Peygamberimize: “ Ya Rasulallah! Allah’ın sana ve Ebubekir’e selâmı var. Ebubekir
niçin üzgün görünüyor. Yoksa üzüntüsü, tüm varlığını benim rızam için verdiğinden midir?
Ebubekir benden razı mı, yoksa bana dargın mı, diye soruyor” der. Peygamberimiz durumu ve
Allah’ın selâmını Hz. Ebubekir’e bildirince, Hz. Ebubekir canlanır, toparlanır: “ve
aleykümselâm. Ben de Rabbime selam ediyorum. Rabbimden razı olmamak, Ona dargın
olmak, benim ne haddime, ben Rabbimden razıyım. Malım da kendim de hepsi Allah’a aittir.
Yeter ki O benden razı olsun” diyerek, Allah’ın rızasına ne kadar değer verdiğini hem orada
bulunanlara, hem de çağlar arkasında bizlere göstermiş oldu.
Evet, bu sırrı kavrayanlar, Allah rızasını her şeyin önünde tutmuşlardır. Müslümanlar
olarak tüm inananların bu yüce gayeyi hedef tutması, hem dünyamızı hem de ahretimizi mutlu
edecektir.
NOT: Sığınmacı kardeşlerimiz için yardım kampanyamız devam etmektedir.
Katılımlarınızı bekliyoruz.
11.12.2014
Mehmet ŞAHİN
Kırşehir Müftüsü
Download

allahın rızasını kazanmak