t : 41
2 Şubat 1326
olamaz, işte, bu hali ruhînin şevki ile gerek hüküm­
darlığa, gerek hükümdarlıktan
telakkiyi sıfat eden
Heyeti Ayana karşı kuşkulanmak suretiyle daima va­
ziyet aldık. Bu da arz ettiğim gibi, pek tabiîdir. Bu
münasebetle bir vakai mühimmeyi tarihiyye arz ede­
ceğim.
Biz Kanunu Esasiyi müzakere neticesinde ve ka­
rarı mahsus ile tebdil ve tâdil etmeden fiilen tâdil et­
tik, parlamenterizm usulünü Kanunu Esaside dercetmezden mukaddem fiiliyatta ihdas ettik. Hatırınızdadır ki, Kâmil Paşanın birinci istizatında bu Meclisi
muhtereme vermiş olduğu cevabında ekseriyetin reyi
kendi tarafından olmadığı halde terki memuriyet ede­
ceğini beyan etti. işte, bu söz ile parlamenterizm yani
Meclisin ekseriyetine tebean Heyeti Vükelânın mev­
kiinde kalmak esasım kabul eyledi ki, henüz o vakit
Kanunu Esasimizin ahkâmı bu raddeye kadar ileri
gitmiş değil idi. Kâmil Paşa liberalizm yaptı ve ekse­
riyetin reyine göre sukutu vükelâyı fiilen bizde tesis
etti ve sonra fiili olan bu hal Kanunu Esasimizde dahi
kabul olundu. «Parlamenter» yani yalnız «Mebusanın
hükmü nafiz olmak» suretinde bir Hükümet olduk,
iyi mi ettik, kötü mü ettik? Zamanla tedricen geçi­
recek birtakım safhalar üzerinden atladık mı? Bu
cihetleri muhakeme etmeyeceğim? Yalnız şunu diye­
ceğim ki; bu vesile ile bizde bazı düsturlar zebanzet
oldu. Bir hâkimiyeti milliyye cümlesi hepimizin ruhun­
da zaten vardı. Fikrimizde, terbiyemizde öteden beri
mevcut idi. Neşredildi, lisanımızda taammüm etti.
Heyetli Ayanın talebini reddeden Kanunu Esası
Encümeni mazbatasının esbabı mucibesi arasında
Ayanın teklifini kabul edersek hâkimiyeti milliyemize
darbe vurmuş yahut hâkimiyeti milliyemizin esasına
muhalif bir esas kabul etmişiz gibi bir söz de mev­
cuttur. Müsadenizle bir kere, hâfcimiye milliye cümle­
sini tarif edelim : Hâkimiyeyi milliye ile ne demek
istiyoruz? Hâkimiyeti milliyenin mahiyeti telâkkilere
göredir, terbiyei içtimaiyyeye göredir. Tarihlere icraı
nazar edersek görürüz ki, hâkimiyeti milliyeyi her
millet kendi bulunduğu hali siyasisine, hali ruhisine,
hali içtimaisine göre muhtelif surette tefsir etmiştir.
En ziyade taklit etmekte olduğumuz Fransa'da hâki­
miyeti milllyeden murat, iptida meşrutî hükümet, mil­
letvekillerinin Hükümdara iştirakiyle hâsıl olan şekil
olmuştur. Sonra Hükümdar aleyhine ademi memnuni­
yetler çoğaldığı vakit, yine bu hâkimiyeti milliye Hü­
kümdarın izalesi suretiyle yalnız milletvekillerine has­
rolunmuş ve bu suretle telâkki edümiştir. Sonra bir
vakitte diktarörlük yani bir istibdat, hem de askerî
C: 1
bir istipdat yine hâkimiyeti milliye namıyla tecelli et­
miş. Bugün bile arayı umumiyyeye müstenit saltanat,
«Empire Prâsmistaire» hâkimiyeti milliyenin en güzel
şeklidir diye iddia olunuyor. Bendeniz Fransa tarihin­
deki usûlden bahsediyorum.
İSMAİL HAKKI BEY (Bağdat) — Mületi iğfal
ettiler.
KIRKOR ZÖHRAP EFENDİ (Devamla) — Fransayı o vakit iğfal ettiler diyorsunuz. Kocaman bir
Fransa milleti iğfal olunuyor mu? Bendeniz öyle zan­
nediyorum ki, biz burada Kanunu Esasiyi müzakere
eylediğimiz; yani bu devletin şeklini ve mevkiini tâyin
edeceğimiz sırada, yalnız nazariyatla iştigal etmemeliy.iz. Yalnız 30 seneden beri bizi tazyik eden elemli
birtakım hatıratın şevkiyle müzakere etmeyelim. Ta­
rihe nazar edelim. Mileli sairedeki şuhudatı da na­
zarı itibara alalım. Milleti pek büyük bir sarsıntıya
uğratmak istemezsek, ahvali içtimaiyeyi sahiharnızı
daima gözönünde tutmalıyız ve o ahvali içtimaiyemn
mütehammil olduğu derecede tadilatla iktifa etmeli­
yiz. Üst tarafını da zamana bırakmalıyız. Biz bir ta­
raftan bir fikri ilmî ile hareket edelim diye yekdiğerimize tavsiyelerde bulunuyoruz. Diğer taraftan en
mühim mesailde aksine hareket ediyoruz. Fikri ilmî
nedir? Her şeyde tekâmüle riayettir tekâmülü kırıp
geçmek değildir. Eğer mütemadi surette «revolüsyonlar» icad ederseniz o nispette ric'atların vukuuna
sebebiyet vermiş olursunuz.
Buna dair de yine Fransa tarihini iş'hat edebili­
rim. 93 'te Fransa'nın inkilabı başlamış, sonra cum­
huriyet şeklini almış, sonra da arz ettiğim gibi is­
tipdat şeklini almış. Sonra saltanatı müstakile şek­
lini almış. Sonra «restorasyon» gelmiş, sonra meş­
ruti Hükümdt şeklini almış, sonra imparatorluk; da­
ha sonra Cumhuriyet teessüs eylemiş. Inkilap zama­
nında vukua getirilen şedaide karşı aynı derecede
vahşetlerle mukabele edilmiş. «Terör ruj» namıyla
olan mukatelelere «terör blanş» namıyla maruf olan
mukateîeler cevap vermiştir, mukabele etmiştir.
Bütün bu tarihlerin bize irae ettiği derslerden tec­
rübe almazsak, eğer rnületimizin talihini ve takdiratını tağyir ve itebdil edeceğimiz sırada, bunlardan
mütenebbih olmazsak, dünyanın tecrübesinden dün­
yanın meşhudâtından zerre kadar müstefit olmaya­
cağız demektir.
Fakat biraz da öteye gidelim, hatta bizim ufacık
meşrutiyet tarihimizi ele alalım.
Meşrutiyetimizde
şu esasları vaz etmek istediğimiz vakit, bizde bir
31 Mart karşısında bulunmadık mı? Ben korkarım
— 10
TBMM KUTUPHANESI
Download

t: 41 2 Şubat 1326 C: 1 bir istipdat yine hâkimiyeti milliye namıyla